Vladimir Putin’in 2017 Sözleri Üzerinden ABD Dış Politikası Tartışması: Colonel, Trump’ın Savaşa Çekildiğini Savundu
Podcastin bu bölümünde sunucu, adı verilmeyen bir "Colonel" ile ABD dış politikasında süreklilik, bürokrasinin gücü, Donald Trump’ın karar alanı ve Washington’un savaşa sürüklenip sürüklenmediği üzerine konuştu. Tartışma, President Vladimir Putin’in 2017’de yaptığı ve Amerikan dış politikasının başkanlardan bağımsız olarak değişmediğini savunan bir açıklamasının dinletilmesiyle başladı.
Putin’in 2017 Açıklaması: “Başkanlar Gelir ve Gider”
Sunucu, konuğuna President Vladimir Putin’in 2017 tarihli bir konuşmasını dinleteceğini söyledi. Bu kayıtta Putin, ABD’de seçimle gelen başkanların kendi fikirleriyle göreve başladığını, ancak devlet bürokrasisinin kısa sürede politikayı aynı çizgiye çektiğini savunuyordu.
"Başkanlar gelir ve gider, ama politika değişmez," diyen President Vladimir Putin, bunun nedenini "bürokrasinin gücünün çok güçlü olması" şeklinde açıkladı. Putin’e göre yeni seçilen bir başkan göreve kendi fikirleriyle gelir, fakat ardından "evrak çantaları taşıyan, iyi giyimli, koyu renk takım elbiseli" kişiler devreye girer ve "işlerin nasıl yapılması gerektiğini" anlatır.
Putin, bu sürecin bir yönetimden diğerine tekrarlandığını belirtti. Sunucu da bu sözleri özetleyerek Putin’in "kime oy verirseniz verin, John McCain’i alırsınız; Amerikan dış politikası değişmez" dediğini aktardı.
“Deep State” Tartışması
Kayıttan sonra sunucu, konuğuna Putin’in haklı olup olmadığını sordu: "Trump kendi kararlarını veren biri mi, yoksa deep state ona ne yapacağını mı söylüyor?" Colonel, bu soruya önce "deep state" kavramının neyi ifade ettiğini sorgulayarak yanıt verdi.
"Deep state nedir? İsrail lobisi mi? Savaş lobisi mi? İlaç sanayisindeki insanlar mı?" diyen Colonel, sunucunun "istihbarat topluluğu" eklemesine de katıldı. Colonel, istihbarat kurumlarının da bu yapının parçası olarak görülebileceğini söyledi.
Ancak Colonel’e göre Putin’in anlatımı fazla basitleştirilmişti. "Bunu basitleştirdi. Bu çok Ruslara özgü bir basitleştirme," diyen Colonel, koyu takım elbiseli kişilerin gelip başkana ne yapacağını söylemesi şeklindeki tasvirin meseleyi kaba biçimde anlattığını belirtti. Yine de bu etkinin gerçek olduğunu savundu.
Stalin Benzetmesi ve Bürokrasi Anlatısı
Colonel, Putin’in anlatım tarzını Rus tarihinden bir örnekle ilişkilendirdi. Joseph Stalin döneminde, NKVD’nin kullandığı siyah kamyonların üzerine "et" yazıldığını anlattı. Ona göre bu kamyonlar gece yarısı binaların önüne gelir, insanlar çıkarılıp içeri sürüklenir ve daha sonra ya gulaglara gönderilir ya da hemen infaz edilirdi.
"Şaka şuydu: Yan tarafına et yazmışlardı," diyen Colonel, yabancı ziyaretçilerin bunu Stalin’in halka et sağladığı şeklinde yorumladığını söyledi. Colonel bu örnekle, dışarıdan görünen semboller ile gerçekte olanlar arasındaki farkı vurguladı.
Buna rağmen Colonel, Putin’in ABD sistemi hakkındaki değerlendirmesinde bütünüyle haksız olmadığını söyledi. Sürecin Putin’in anlattığından "biraz daha ince" işlediğini, fakat gerçek bir etki mekanizmasının bulunduğunu savundu.
1914 Benzetmesi: Britanya İmparatorluğu’nun Çöküşü
Colonel, Putin’in bile anlamadığını düşündüğü daha büyük bir gelişme olduğunu söyledi ve tartışmayı 1914’e taşıdı. Franz Joseph’in öldürülmesi ifadesiyle başladığı tarihsel örnekte, dönemin Avrupa liderlerinin savaş öncesi aylar boyunca "bundan sonra ne olacak, ne yapmalıyız" soruları etrafında tartıştığını anlattı.
Colonel’in asıl vurgusu Britanya İmparatorluğu’nun o dönemdeki ekonomik ve endüstriyel durumuydu. Ona göre Britanya, savaş öncesinde zaten güç kaybediyordu; sanayisi Almanya ve ABD sanayisiyle rekabet edemiyor, gerekli miktarda çelik üretemiyor, üretim tabanı yaşlanıyor ve yeni teknolojiyle yenilenemiyordu.
"Britanya İmparatorluğu zaten güç ve kudret bakımından geriliyordu," diyen Colonel, üretim maliyetlerinin düşmek yerine arttığını, Almanya’nın ise öne geçtiğini belirtti. Bu koşullarda Britanya’nın iki seçeneği olduğunu söyledi: Ya savaşa girmeyip ekonomik yapısını ve yönetim biçimini yeniden değerlendirecek ya da savaşı tercih edecekti.
Colonel’e göre Britanya daha zor olan iç reform yolunu seçmedi. "O dönemde onların zihninde savaş ilan etmek çok daha kolaydı," diyen Colonel, Britanya’nın daha önce hiç savaşmadığı bir ulusla savaşa girdiğini vurguladı. "Hiçbir Almanca konuşan asker, İngilizce konuşan bir askerle savaşmamıştı. Hiçbir zaman," ifadesini kullandı.
Birinci Dünya Savaşı ve Britanya’nın Sonu
Colonel, Birinci Dünya Savaşı’nın Britanya açısından felaket olduğunu söyledi. Ona göre Britanya savaştan, savaşa girdiği zamankinden daha kötü durumda çıktı ve sonrasında yaşananlar bu çöküşün devamı oldu.
"Dünya Savaşı, Britanya’yı büyük güç olarak bitirdi," diyen Colonel, bu tarihsel örneği ABD’nin bugünkü durumuyla ilişkilendirdi. ABD’nin de benzer bir kavşakta olduğunu savundu.
ABD İçin Benzer Bir Kavşak İddiası
Colonel, ABD’nin üretim kapasitesi ve kamu borcu üzerinden güncel bir kriz tablosu çizdi. Daha önce de tartıştıklarını söylediği şekilde, ABD’nin artık güçlü bir imalat tabanına sahip olmadığını ileri sürdü. Ayrıca "egemen ulusal borç" meselesinin etkili biçimde çözülemediğini belirtti.
"Vergileri artıracak mıyız? Hayır. Borcu reddedecek miyiz? Henüz değil," diyen Colonel, ABD’nin borç sorunuyla ilgili gerçek bir karar almadığını savundu. Para biriminin değerini düşürerek enflasyon yoluyla borçtan çıkma ihtimalini de bir soru olarak gündeme getirdi, ancak bu konuda da net bir karar verilmediğini söyledi.
Bu nedenle Colonel, ABD’nin bugünkü konumunu 1914’teki Britanya İmparatorluğu’na benzetti. Ona göre ülke, içeride çözülmesi gereken ekonomik ve yapısal sorunlarla karşı karşıya; fakat bazı çevreler savaşı bu çıkmazdan çıkış yolu olarak görüyor.
Trump, Savaş Baskısı ve Netanyahu
Colonel, President Donald Trump’ın savaşa girmek istediğini düşünmediğini belirtti. Ancak Trump’ın savaş yönünde baskı gördüğünü savundu. Bu baskıyı yaratanların, mevcut çıkmazdan savaş yoluyla çıkılabileceğini düşünen kişiler olduğunu söyledi.
"Başkan Trump’ın savaşa gitmek istediğini düşünmüyorum," diyen Colonel, "ama bunu çıkmazdan bir çıkış yolu olarak gören çok sayıda insan tarafından o yöne çekiliyor" değerlendirmesini yaptı.
Colonel, bu kişilerden birinin Bibi Netanyahu olduğunu savundu. Bölgedeki savaşın henüz bitmediğini, Netanyahu’nun hedeflerine ulaşmadığını ve bunun farkında olduğunu söyledi. Colonel’e göre Netanyahu, İsrail’in bölgede "tartışmasız Yahudi üstünlüğü" kurması gerektiğine inanıyor; aksi halde kendi zihninde İsrail’in var olamayacağını düşünüyor.
"Bu, onun savaşmak zorunda olduğu anlamına gelir. Bu da bizim savaşmak zorunda olduğumuz anlamına gelir," diyen Colonel, ABD’nin böyle bir sürece girerse Britanya’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki durumuna benzer bir sonuçla karşılaşabileceğini savundu.
Tartışmanın Ana Ekseni
Bölümdeki tartışmanın temel ekseni, ABD dış politikasında seçimlerin ve başkanların etkisinin sınırlı olup olmadığıydı. Putin’in 2017’deki açıklaması, devlet bürokrasisi ve kalıcı güç yapıları nedeniyle Amerikan dış politikasının değişmediğini öne sürüyordu. Colonel ise bu anlatımı fazla basit bulsa da, ABD’de dış politika yönelimini etkileyen kalıcı güç merkezleri bulunduğu görüşüne katıldı.
Aynı zamanda Colonel, konuyu yalnızca bürokratik devamlılıkla sınırlamadı. ABD’nin ekonomik zayıflama, sanayisizleşme ve borç sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, bu nedenle savaş seçeneğinin bazı aktörler tarafından cazip görülebileceğini savundu. Bu çerçevede Britanya’nın 1914’te iç reform yerine savaşa yönelmesini, ABD için uyarıcı bir tarihsel benzetme olarak sundu.