Adı Açıklanmayan Kuzey Carolina İlçe Komiseri: Donald Trump İran Konusunda Kötü Tavsiyeler Aldı
İngilizce yayımlanan bölümde, “Judge” diye hitap edilen sunucu ile adı açıklanmayan, Kuzey Carolina’da ilçe komiseri olarak görev yaptığını belirten bir konuk; Donald Trump’ın düşük onay oranlarını, İran’la çatışmayı, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun etkisini ve ABD Donanması üzerindeki operasyonel baskıyı ele aldı. Konuşma, dış politika kararlarının yalnızca siyasi desteğe değil, USS Abraham Lincoln’daki denizci ve deniz piyadelerinin çalışma ve yaşam koşullarına kadar uzanan sonuçları bulunduğu iddiası üzerinde yoğunlaştı.
Trump’ın Onay Oranlarındaki Düşüş ve İran Savaşı
Sunucu, Donald Trump’ın onay oranlarının neden yüzde 30’ların alt seviyelerine gerilediğini sordu. Konuk, bu soruya doğrudan tek bir neden göstermedi; bunun yerine Trump’a danışmanlık yapıyor olsaydı, özellikle dış politikada izlenen yoldan farklı seçenekler önereceğini belirtti.
Konuk, Trump’ı takdir ettiğini ve desteklediğini açıkça söylemesine karşın, İran konusunda uygulanan stratejinin sorunlu olduğu görüşünü dile getirdi. Ona göre askeri güce başvurmadan önce ekonomik ve öldürücü olmayan baskı araçlarının daha kapsamlı biçimde denenmesi gerekirdi.
“Trump’a danışmanlık yapıyor olsaydım, dış politika konusunda çok farklı hareket tarzları önerirdim,” diyen adı belirtilmeyen konuk, İran’a karşı öncelikle küresel ölçekte bir ekonomik abluka kurulmasını savundu.
Konuk, böyle bir ablukanın ardından İran yönetiminin dikkatini çekmek ve onu müzakere masasına getirmek amacıyla öldürücü olmayan yöntemlere başvurulabileceğini söyledi. Askeri güç kullanımının ise bu seçeneklerden sonra değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bunun kesin olarak sonuç vereceğini ileri sürmedi; yalnızca kendi tercih ettiği politika sıralamasını anlattı.
“İran’a karşı önce küresel ekonomik ablukayı önerirdim,” diyen konuk, “Askeri güce yönelmeden önce onların dikkatini çekmek ve masaya gelmelerini sağlamak için öldürücü olmayan yöntemleri kullanmaya çalışırdım,” şeklinde açıkladı.
Konuk, kamuoyunda İran’la çatışmanın süresine ilişkin bir rahatsızlık oluştuğunu düşündüğünü söyledi. Trump’ın düşük onay oranlarını tartışırken, çatışmanın beklenenden uzun sürmesinin seçmenlerin değerlendirmesinde etkili olabileceğini ileri sürdü. Ancak herhangi bir anketin ayrıntılarını, tarihini veya İran meselesinin onay oranlarına etkisini ölçen belirli bir veriyi aktarmadı.
“İran’la bu çatışmanın ne kadar uzun sürdüğü konusunda insanlar arasında hayal kırıklığı bulunduğunu düşünüyorum,” diyen konuk, askeri sürenin Trump’a yönelik siyasi değerlendirmeyi olumsuz etkilediğini savundu.
Netanyahu’ya Yönelik “Yanlış Vaat” Suçlaması
Konuk, İran konusunda İsrail’in Trump yönetimi üzerindeki etkisine de değindi. Birçok kişinin Trump’a İsrail tarafından gerçekçi olmayan bir tablo sunulduğunu düşündüğünü, kendisinin de bu görüşü paylaştığını söyledi. Bu değerlendirmeyi doğrulanmış bir olgu olarak değil, kendi kanaati olarak ortaya koyduğunu özellikle belirtti.
Eleştirisinin merkezine Benjamin Netanyahu’yu yerleştiren konuk, İsrail Başbakanı’nın “decapitation strikes” olarak adlandırılan, karşı tarafın üst düzey siyasi veya askeri liderliğini hedef alan saldırılar konusunda Trump’a ikna edici fakat yanıltıcı bir öneri sunduğunu ileri sürdü. Konuk, bu görüşünü daha önce kamuoyu önünde de dile getirdiğini söyledi.
“Bence Benjamin Netanyahu, lider kadroyu hedef alan saldırılar konusunda Başkan Trump’a gerçekçi olmayan bir vaat sattı,” diyen konuk, “Ben de böyle düşünenlerden biriyim ve bunu kamuoyu önünde söyledim,” şeklinde konuştu.
Konuk, Netanyahu’nun Trump’a tam olarak hangi sonuçları vadettiğini veya söz konusu saldırılar için nasıl bir zaman çizelgesi sunduğunu açıklamadı. Bununla birlikte, İran’daki liderliğe yönelik saldırıların çatışmayı hızlı ya da kesin biçimde sonuçlandıracağı varsayımının gerçekleşmediğini ima etti. Bu bölümde Netanyahu’nun veya İsrail yönetiminin karşı görüşüne yer verilmedi.
Konuk, Trump’a desteği ile yönetimin kararlarına yönelik eleştirisini birbirinden ayırdı. Trump’ın amaçlarından çok, aldığı tavsiyelerin ve bu tavsiyelere dayanarak attığı adımların mevcut sorunlarda rol oynadığını öne sürdü.
“Başkan Trump’ı takdir edip desteklesem de, uygulamaya koyduğu bazı kötü tavsiyeler aldığını düşünüyorum,” diyen konuk, bunun mevcut koşulların “en uygun noktada olmamasıyla” sonuçlandığını belirtti.
Kamuoyunun da bu sorunları gördüğünü düşünen konuk, dış politikadaki sonuçların başkanın genel onayına yansımış olabileceğini savundu. Bununla birlikte Trump’ın sorumluluğunu tamamen danışmanlarına yüklemedi; kötü olduğunu düşündüğü tavsiyeleri hayata geçiren kişinin Trump olduğunu da sözlerine ekledi.
Ekonomi, Petrol Rezervi ve Venezuela
Konuşmanın ikinci bölümünde ekonomi ile enerji güvenliği arasındaki ayrım öne çıktı. Konuk, ABD ekonomisinin güçlü bir performans gösterdiğini iddia etti ve bunu Trump lehine bir unsur olarak sundu. Kuzey Carolina’da görev yapan yerel bir ilçe komiseri olduğunu belirterek ekonomiye ilişkin değerlendirmesini yerel gözlemlerine de dayandırdı.
“Ekonomi hızla büyüyor ve çok iyi durumda,” diyen konuk, Biden dönemine kıyasla ekonomik ve yakıtla bağlantılı bazı sorunların aynı ölçüde ağır olmadığını savundu. Ancak bu iddiayı desteklemek amacıyla büyüme, istihdam, enflasyon veya yakıt fiyatları hakkında belirli bir sayı paylaşmadı.
Transkriptin ekonomi ve yakıt fiyatlarına ilişkin bazı sözleri kesintili olsa da konuk, ekonominin genel durumunu olumlu değerlendirirken ulusal petrol rezervinin seviyesini ciddi bir sorun olarak tanımladı. Rezervin “rekor düzeyde düşük” olduğunu öne sürdü. Sunucunun bunun gerçekten büyük bir mesele olup olmadığını sorması üzerine, konuk rezervin bu seviyeye indirilmesine karşı çıkacağını söyledi.
“Ulusal petrol rezervi şu anda rekor seviyede düşük; bu önemli bir mesele,” diyen konuk, Trump kendisine danışmış olsaydı rezervin bu kadar azaltılmasını desteklemeyeceğini açıkladı.
Konuk, ABD’nin başka ilgi alanları ve planları için kaynak bulundurması gerektiğini savundu. Stratejik kaynakların yalnızca mevcut çatışmanın koşulları dikkate alınarak değerlendirilemeyeceğini; başka krizlerin de hesaba katılması gerektiğini ifade etti. Bu çerçevede Venezuela’yı örnek gösterdi.
Ona göre Venezuela meselesinde koşullar geçmişe kıyasla daha iyi olsa da sorun tamamen çözülmüş değildi. Bu nedenle petrol rezervinin düşük tutulması veya daha fazla azaltılması, ABD’nin ileride karşılaşabileceği ihtiyaçlar açısından sakınca yaratabilirdi.
Konuk, Venezuela’da hangi sorunun devam ettiğini, ABD’nin bu ülkeye ilişkin hangi planlara kaynak ayırması gerektiğini veya petrol rezervinin tam miktarını açıklamadı. Söyledikleri, rezervin düşük seviyesini daha geniş bir dış politika ve ulusal güvenlik planlaması sorunu olarak gördüğünü ortaya koydu.
USS Abraham Lincoln’daki Koşullara İlişkin Sorular
Sunucu daha sonra tartışmayı USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki personele çevirdi. Gemide yaklaşık 5 bin denizci ve deniz piyadesi bulunduğunu belirterek, bu personele neden deodorant ve diş macunu sağlanamadığını sordu. Ayrıca yedi personelin gemiden atlamaya çalıştığını ileri sürdü.
Bu iki iddia programda bağımsız olarak doğrulanmadı. Konuk da deodorant ve diş macunu eksikliğinin özel nedenini açıklamadı; yedi kişinin gemiden atlamaya çalıştığı iddiasını ayrıntılı biçimde teyit etmedi. Bunun yerine, soruları ABD Donanması üzerindeki daha geniş operasyonel baskının işaretleri olarak değerlendirdi.
Konuk, Donanma ile kişisel bağını da anlattı. Eşinin Donanmada “lieutenant commander” rütbesiyle görev yaptığını söyleyen konuk, kuruma yakın olduğunu belirtti. Donanmayı savunurken, İran savaşına yönelik kamuoyu öfkesinin gemilerde görev yapan personele yöneltilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Donanma ciddi bir baskı altında; bunu çok açık söyleyeceğim,” diyen konuk, USS Abraham Lincoln’daki sorunların tek bir gemiye özgü bir aksaklıktan ziyade daha geniş bir yükün belirtisi olduğunu ifade etti.
Konuk, gemideki temel ihtiyaç malzemelerinin yetersizliği ile yüksek operasyon temposu arasında açık ve ayrıntılı bir lojistik bağlantı kurmadı. Ancak personelin geçmişe kıyasla daha uzun sürelerle daha ağır görevleri yerine getirmek zorunda kaldığını, bireysel düzeyde görülen sıkıntıların bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Sunucunun soruları, savaşın insani ve kurumsal maliyetini gündeme taşıdı. Konuğun yanıtı ise belirli olaylar hakkında soruşturma veya rakam sunmaktan çok, bu sorunların Donanmanın uzun süredir maruz kaldığı olağanüstü taleplerle bağlantılı olduğu görüşüne dayandı.
Donanmanın Dış Politikadaki Rolü ve Artan Operasyon Temposu
Konuk, ABD Donanmasını ülkenin ulusal güvenlik politikasındaki en önemli araç olarak nitelendirdi. Clausewitz’e atıfta bulunarak Donanmanın, ABD dış politikasının uygulanmasında “başka araçlarla diplomasi” işlevi gördüğünü söyledi. Bu ifadeyi Clausewitz’in yaklaşımıyla ilişkilendiren kişi konuğun kendisiydi.
“Donanma, ulusal güvenliğin ve esasen başka araçlarla diplomasinin en önemli aracı oldu,” diyen konuk, ABD dış politikasının uygulanmasında deniz gücünün merkezi konumda bulunduğunu vurguladı.
Konuk, Donanmadan son derece ağır görevler yerine getirmesinin istendiğini söyledi. İran savaşına karşı çıkan veya savaştan rahatsızlık duyan kişilerin bu tepkilerini Donanmaya ve onun personeline yöneltmemeleri gerektiğini savundu. Ona göre siyasi kararlarla bu kararları uygulamak zorunda kalan askeri personel arasında ayrım yapılması gerekiyordu.
Donanmanın hem görevlerin niteliği hem de süresi bakımından uzun zamandır görülmeyen taleplerle karşı karşıya olduğunu öne sürdü. Mevcut operasyon temposunu Birinci Körfez Savaşı dönemindeki düzeyle karşılaştırdı. Bu kıyaslama için sorti sayısı, konuşlandırma süresi, personel sayısı veya görev alanı gibi ölçülebilir veriler sunmadı.
“Birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana görülmeyen bir muharebe temposu düzeyinde olduğumuzu söyleyebilirim,” diyen konuk, USS Abraham Lincoln’daki durumun, kuvvetlerin geçmiştekinden çok daha fazla iş yapmak üzere sahaya gönderilmesinin bir başka belirtisi olduğunu değerlendirdi.
Konuk, ABD’nin gerekli muharebe gücüne sahip olduğunu ve bu kapasitenin iyi performans gösterdiğini düşündüğünü söyledi. Buna karşılık, kurumsal kapasitenin mevcut olması ile tek tek personelin bu tempoya dayanabilmesi arasında fark bulunduğuna işaret etti.
“Bence muharebe gücü mevcut ve iyi işliyor; fakat bireysel düzeyde insanların sıkıntı çektiğini görüyorsunuz,” diyen konuk, personelden önceki dönemlere kıyasla daha uzun süre görev yapmasının istendiğini ekledi.
Bölümün sonunda Trump’ın siyasi desteğindeki düşüş, İran savaşının uzaması ve Donanma personelinin yaşadığı baskı aynı tartışma içinde birleşti. Konuğa göre Trump ekonomide olumlu bir tabloya sahip olsa da İran konusunda aldığı kötü tavsiyeler, çatışmanın süresi, petrol rezervinin düşük seviyesi ve askeri kuvvetler üzerindeki ağır yük mevcut koşulların “en uygun noktada” olmamasına yol açtı. Sunucu ise özellikle USS Abraham Lincoln’daki temel ihtiyaçlar ve personelin gemiden atlamaya çalıştığı iddiası üzerinden, bu politikanın sahadaki insanlara yansıyan sonuçlarını sorguladı.