Judge Napolitano - Judging Freedom

Max Blumenthal: Netanyahu, Trump’ı İran Savaşında Tutmak İçin Zamanla Yarışıyor

İngilizce yayımlanan podcast bölümünde Grayzone’dan Max Blumenthal, Benjamin Netanyahu’nun Washington’a yaptığı son ziyareti ve Donald Trump yönetiminin İran savaşındaki konumunu değerlendirdi. Blumenthal, Netanyahu ile Trump’ın hedeflerinin giderek ayrıştığını; buna rağmen İsrail Başbakanı’nın ABD’yi savaşta tutmaya çalıştığını savundu.

Netanyahu’nun Washington ziyareti

Programın sunucusu, Netanyahu’nun Washington ziyaretinin Senator Lindsey Graham’ın cenazesiyle aynı zamana rastladığını hatırlattı. Netanyahu’nun Washington’a öncelikle cenazeye katılmak için mi, yoksa Trump’la görüşmek amacıyla mı gittiğinin belirsiz olduğunu söyleyen sunucu, Blumenthal’dan bu ziyareti neden “çaresiz” olarak nitelendirdiğini açıklamasını istedi.

Blumenthal, Netanyahu’nun Washington’a yaptığı son seyahatin, Trump’ın ikinci kez göreve gelmesinden bu yana ABD başkanıyla gerçekleştirdiği sekizinci görüşme ziyareti olduğunu söyledi. Bu ziyaret hakkında önceki pazartesi günü Grayzone’da bir analiz sunduğunu belirten Blumenthal, sonrasında Trump yönetiminden yeni bilgilerin veya sızıntıların ortaya çıktığını aktardı.

Netanyahu’nun Trump’la ilişkisini son derece eşitsiz bir ilişki olarak tasvir eden Blumenthal, İsrail Başbakanı’nın ABD başkanına bağımsız bir müttefikten çok kendi talimatlarını uygulayan biri gibi davrandığını ileri sürdü. “Netanyahu, ikinci dönem için göreve dönmesinden bu yana kendi çalışanıymış gibi davrandığı Başkan Donald Trump’la görüşmek üzere Washington’a sekizinci ziyaretini yaptı,” diyen Max Blumenthal, bu ilişkinin Trump’ın savaşla ilgili hareket alanını daralttığını savundu.

Blumenthal’a göre Netanyahu’nun son ziyaretindeki çaresizliğin temel nedeni, ABD’nin savaşa bağlılığını sürdürmesini sağlamak için kullanılabilecek zamanın azalması. Yaklaşan ara seçimlerin siyasi koşulları değiştirebileceğini söyleyen Blumenthal, İsrail yönetiminin bu nedenle Trump’ın savaştan uzaklaşmasını engellemeye çalıştığını değerlendirdi.

Trump’ın savaştan çıkış arayışı

Blumenthal, Trump yönetiminden geldiğini söylediği son sızıntıların, ABD başkanının savaşın mevcut durumundan giderek daha fazla rahatsız olduğunu gösterdiğini ileri sürdü. Ona göre Trump bir çıkış yolu arıyor, ancak izlediği politika nedeniyle kendisini kapana kısılmış hissediyor.

“Trump savaşın durumundan bıkmış durumda; bir çıkış yolu bulmak istiyor ama bulamıyor,” diyen Max Blumenthal, “Kendisini kapana kısılmış hissediyor” şeklinde açıkladı. Blumenthal, Trump’ın artık savaşın ne hakkında olduğuna ilişkin açık bir anlayışa sahip olmadığını da savundu. Aynı belirsizliğin ABD kamuoyunda da görüldüğünü söyledi.

Blumenthal’a göre Trump’ın mevcut yaklaşımı, askeri saldırıları sürdürerek sonunda kendisini savaştan çıkaracak bir anlaşmanın ortaya çıkmasını beklemeye dayanıyor. Ancak Blumenthal böyle bir anlaşmanın mevcut şartlarda gerçekleşmeyeceğini düşünüyor. Trump’ın bombardıman ve çeşitli saldırılar düzenlediğini, fakat bunların herhangi bir siyasi ya da stratejik sonuç üretmediğini ileri sürdü.

“Trump’ın hedefi, kendisini bu durumdan çıkaracak bir anlaşma ortaya çıkıncaya kadar bombardımana devam etmek gibi görünüyor,” diyen Max Blumenthal, “Ama bu olmayacak; Trump sıkışmış durumda” şeklinde değerlendirdi. Bu yaklaşımın ne Hürmüz Boğazı’nı yeniden açtığını ne de müzakerelerin önünü açtığını savundu.

Blumenthal, Trump’ın ulaşmak istediği noktanın yeni bir stratejik zafer olmadığını; 28 Şubat’tan önceki koşullara geri dönmek olduğunu söyledi. “Trump’ın şimdiki hedefi, Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu 28 Şubat öncesindeki statükoya geri dönmek,” diyen Max Blumenthal, ABD başkanının bunu başaramadığını belirtti.

Kamuoyu ve stratejik petrol rezervleri

Blumenthal, savaşın ABD içinde güçlü bir halk desteğine sahip olmadığını ileri sürdü. Verdiği rakama göre ABD kamuoyunun üçte ikisi savaşa güçlü biçimde karşı çıkıyor. Bununla birlikte, Amerikan halkının savaşın amacı konusunda da net bir fikre sahip olmadığını savundu.

“Amerikan kamuoyunun üçte ikisi savaşa güçlü biçimde karşı çıkıyor,” diyen Max Blumenthal, savaşın başarısız olduğunu ifade etti. Blumenthal bu değerlendirmesini yalnızca kamuoyu tepkisine değil, enerji güvenliği üzerindeki sonuçlara da dayandırdı.

ABD’nin stratejik petrol rezervlerinin 1983’ten bu yana görülen en düşük seviyeye indiğini söyleyen Blumenthal, mevcut durumu “emsalsiz bir kriz” olarak tanımladı. Bu krizin büyük ölçüde Trump’ın şubat ayında Netanyahu’nun yönlendirmelerini izlemesinden kaynaklandığını ileri sürdü.

Blumenthal, “ABD’nin stratejik petrol rezervleri şimdi 1983’ten bu yana en düşük düzeyinde,” diyerek ekonomik ve stratejik baskının boyutuna dikkat çekti. Bunun yalnızca geçici bir sıkıntı olmadığını savunan Blumenthal, “Aslında emsalsiz bir kriz yaşanıyor” ifadesini kullandı.

Bu sonuçların sorumluluğunu doğrudan Trump’ın kararlarına bağlayan Blumenthal, ABD başkanının geçen şubat ayında Netanyahu’nun talimatlarını takip ettiğini öne sürdü. Trump’ın şimdi kendi tercihleriyle ortaya çıkan siyasi, askeri ve ekonomik gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığını söyledi. Ancak konuşmada, stratejik petrol rezervlerine ilişkin rakamın kaynağı veya rezervlerdeki azalmanın ayrıntılı nedenleri açıklanmadı.

Hürmüz Boğazı için askerî çözüm tartışması

Blumenthal’ın değerlendirmesinde Hürmüz Boğazı, Trump’ın savaştan çıkış arayışının merkezinde yer aldı. Trump’ın temel amacının boğazı 28 Şubat öncesindeki açık durumuna döndürmek olduğunu söyleyen Blumenthal, ABD’nin askerî güç kullanarak bunu sağlayamayacağı görüşünü dile getirdi.

Blumenthal, konuşmada Genelkurmay Başkanı olarak andığı Dan Coats’un, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı askerî güç yoluyla açmasının mümkün olmadığını esasen ilan ettiğini söyledi. Bu açıklamayı, Trump yönetiminin önündeki seçeneklerin ne kadar sınırlı kaldığının göstergesi olarak sundu.

“Dan Coats, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı askerî güçle açmasının askerî bir yolu bulunmadığını esasen ilan etti,” diyen Max Blumenthal, saldırıların bu temel sorunu çözemediğini vurguladı. Blumenthal’a göre bu koşullarda daha fazla bombardıman, Trump’ın ulaşmak istediği savaş öncesi statükoyu yeniden kurmuyor.

ABD’nin saldırılara devam etmesini sonuç üretmeyen bir politika olarak nitelendiren Blumenthal, Trump’ın ne askerî güçle boğazı açabildiğini ne de diplomatik bir anlaşmaya ulaşabildiğini savundu. Böylece Trump’ın politikası, Blumenthal’ın anlatımında, belirli ve ulaşılabilir bir nihai hedeften yoksun bir döngüye dönüşüyor: Saldırılar sürüyor, ancak çıkış yolu oluşmuyor.

İran’ın müzakerelere yaklaşımı

Blumenthal, diplomatik seçeneğin de ciddi biçimde zayıfladığını söyledi. İranlı müzakerecilerin Trump yönetiminin güvenilir bir müzakere ortağı olmadığı sonucuna vardığını ileri sürdü. Bunun nedenini, Trump yönetiminin İsrail’in etkisi altında görülmesine bağladı.

“İranlı müzakereciler, İsraillilerin böylesine sıkı kontrolü altında bulunan Trump gibi güvenilmez bir yönetimle müzakere etmenin bir yolu olmadığı sonucuna vardı,” diyen Max Blumenthal, diplomatik sürecin önünün kapandığını savundu.

Bu sözler Blumenthal’ın İranlı müzakerecilerin tutumuna ilişkin değerlendirmesiydi; konuşmada adı verilen belirli bir İranlı yetkiliye veya resmî açıklamaya atıf yapılmadı. Blumenthal’ın aktardığı çerçevede İran tarafı, Trump yönetiminin verdiği taahhütlere güvenilemeyeceği ve İsrail’in ABD politikası üzerindeki etkisinin bağımsız bir anlaşmayı imkânsızlaştırdığı görüşünde.

Bu koşullarda Trump’ın bombardımanla müzakere zemini yaratma beklentisinin tersine sonuç verdiğini ileri süren Blumenthal, saldırıların İran tarafını anlaşmaya yaklaştırmak yerine ABD ile müzakere etmenin faydasız olduğu kanaatine ittiğini savundu. Böylece Trump’ın çıkış için ihtiyaç duyduğu anlaşmanın ortaya çıkma ihtimalinin daha da azaldığını değerlendirdi.

ABD ile İsrail’in ayrışan hedefleri

Blumenthal’ın analizinin merkezinde, ABD ile İsrail’in İran konusunda aynı çıkarlara veya aynı nihai hedeflere sahip olmadığı iddiası bulunuyor. Ona göre bu ayrışma, ideolojik olarak Likud çizgisinde olmayan veya İsrail’den maddi çıkar sağlamayan herkes açısından artık açık hâle geldi.

Blumenthal, Trump’ın hedefini savaşı kazanmak veya İran devletini ortadan kaldırmak olarak değil, ABD’yi mevcut çıkmazdan çıkaracak bir anlaşmaya ulaşmak şeklinde tarif etti. Trump’ın önceliğinin Hürmüz Boğazı’nın açılması ve 28 Şubat öncesindeki duruma dönülmesi olduğunu yineledi.

Netanyahu’nun hedefinin ise tamamen farklı olduğunu söyledi. Blumenthal’a göre İsrail Başbakanı, ABD’nin herhangi bir yöntemle savaşın içinde kalmasını ve savaşa yatırım yapmayı sürdürmesini istiyor. Bunun nedeni, İsrail’in amacının sınırlı bir anlaşma veya yalnızca İran’ın nükleer ya da askerî kapasitesinin baskılanması olmaması.

“Netanyahu’nun hedefi, ABD’yi bir şekilde bu savaşın içinde ve bu savaşa yatırım yapar durumda tutmaktır,” diyen Max Blumenthal, İsrail’in daha kapsamlı bir devlet yıkımı hedeflediğini savundu. Blumenthal’a göre Netanyahu, Trump’ın anlaşma arayışının başarıya ulaşmasını değil, ABD’nin İran’a karşı yürütülen savaşta kalıcı biçimde yer almasını istiyor.

Blumenthal’ın çerçevesinde Trump sonuç vermeyen saldırılar aracılığıyla bir çıkış anlaşmasına ulaşmayı umarken Netanyahu, savaşın sürmesini ve hedeflerinin genişletilmesini istiyor. Bu nedenle iki lider arasındaki yakın ilişkiye rağmen, ABD ile İsrail’in somut çıkarları ve arzuladıkları sonuçlar birbirinden ayrılıyor.

İran devletinin parçalanması iddiası

Blumenthal, İsrail’in hedefinin yalnızca Islamic Republic’in (İslam Cumhuriyeti) sona erdirilmesi olmadığını öne sürdü. Ona göre İsrail’in gündemi, İran devletinin yıkılmasını ve ülkenin Balkanlaşmasını, yani daha küçük ve birbirinden kopuk yapılara ayrılmasını kapsıyor.

“İsrail’in hedefi devlet yıkımıdır; yalnızca İslam Cumhuriyeti’nin değil, İran devletinin yıkılması ve İran’ın Balkanlaştırılmasıdır,” diyen Max Blumenthal, böyle bir sonucun çok geniş bölgesel ve ekonomik etkiler doğuracağını belirtti.

Blumenthal, İran’ın parçalanmasının milyonlarca insanı göçe zorlayacağını ileri sürdü. Bu göç hareketinin başlıca yönünün Avrupa olacağını savundu. Ayrıca böyle bir gelişmenin ekonomik yıkıma yol açacağını, bu sürecin bazı unsurlarının şimdiden görülmeye başladığını söyledi.

İsrail’in ise bu sonuçlardan etkilenmeyecek neredeyse tek ülke olduğunu iddia eden Blumenthal, buna karşın söz konusu gündemi ilerleten tarafın da İsrail olduğunu savundu. Konuşmada bu iddiayı destekleyen ilave kanıtlar, resmî İsrail açıklamaları veya ekonomik etki tahminleri sunulmadı; değerlendirme Blumenthal’ın savaşın olası sonuçlarına ilişkin öngörüsü olarak aktarıldı.

Blumenthal’ın anlatımına göre Netanyahu’nun “çaresizliği”, bu geniş kapsamlı hedefleri gerçekleştirebilmek için ABD’nin askerî, siyasi ve ekonomik katılımına ihtiyaç duymasından kaynaklanıyor. Trump’ın çıkış araması, Amerikan kamuoyunun savaşa karşı olduğu iddiası ve yaklaşan ara seçimler, Netanyahu’nun ABD’yi savaşın içinde tutabileceği süreyi daraltıyor.

Ara seçimler öncesinde daralan zaman

Blumenthal, yaklaşan ara seçimleri Netanyahu açısından önemli bir siyasi eşik olarak sundu. Zaman penceresinin giderek kapandığını söyleyen Blumenthal, Netanyahu’nun bu nedenle Trump’ı savaşta tutmak için baskıyı sürdürdüğünü değerlendirdi.

Trump’ın savaştan çıkmak istediği, ancak hem askerî hem diplomatik seçeneklerinin tıkandığı görüşünü tekrarlayan Blumenthal, Netanyahu’nun bu çıkmazdan yararlanmaya çalıştığını savundu. Trump’ın bombardıman yoluyla bir anlaşma araması ile Netanyahu’nun ABD’nin savaşta kalmasını istemesi arasındaki farkın önümüzdeki dönemin temel gerilimi olduğunu belirtti.

Sonuç olarak Blumenthal, Netanyahu’nun Washington ziyaretini güçlü bir konumdan yapılan rutin bir diplomatik temas olarak değil, ABD’nin savaşa bağlılığını koruma çabası olarak yorumladı. Ona göre Trump 28 Şubat öncesindeki statükoya dönmek isterken Netanyahu İran devletinin parçalanmasına kadar uzanan çok daha geniş bir hedef izliyor. Ara seçimler yaklaşırken, Netanyahu’nun Trump’ı bu hedef doğrultusunda hareket ettirmesi için kalan sürenin azaldığını savundu.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol