Judge Napolitano - Judging Freedom

Alastair Crooke: Trump, Netanyahu’nun Beyrut Suikastından Sonra İran’a Büyük Tavizler Verdi

İngilizce yayında Judge Andrew Napolitano, Judging Freedom programında Alastair Crooke ile Amerika Birleşik Devletleri, İran, İsrail ve Lübnan ekseninde ortaya çıktığı söylenen yeni 60 günlük gerilimi düşürme mutabakatını konuştu. Görüşmede, İsrail’in Beyrut’ta düzenlediği suikastın anlaşmanın şartlarını nasıl değiştirdiği, Donald Trump’ın İran’a verdiği tavizler ve Benjamin Netanyahu’nun Lübnan’dan çekilme baskısına nasıl direneceği ele alındı.

60 Günlük Mutabakat ve JCPOA ile Farkı

Napolitano, Crooke’a ABD’nin yeni bir 60 günlük ateşkese girip girmediğini ve bunun Trump’ın yıllar önce çekildiği JCPOA (İran nükleer anlaşması) ile nasıl karşılaştırılacağını sordu. Crooke, bunun klasik anlamda kapsamlı bir anlaşma değil, bir gerilimi düşürme çerçevesi olduğunu söyledi. "Bu aslında bir gerilimi düşürme anlaşması; esas olan her şey, nükleer meseleler ve diğer konular, daha sonraya bırakıldı," diyen Alastair Crooke, sürecin 60 günlük bir ateşkes dönemi başlattığını belirtti.

Crooke’a göre mutabakatta asıl dikkat çekici nokta, anlaşmanın ilerlemesini sağlayan son değişikliklerin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Beyrut’ta düzenlediği saldırıdan sonra ortaya çıkmasıydı. Crooke, pazar günü öğle saatlerine kadar İran’ın dini lideri ve müzakere komitesinin mutabakata onay vermeye yakın görünmediğini söyledi. Ancak Netanyahu’nun Beyrut’un Dahiyeh bölgesinde bir Hezbollah yetkilisini öldüren saldırısı, Trump’ın anlaşmayı kurtarmak için daha ileri tavizler vermesine yol açtı.

Beyrut Suikastı ve Al Daqduq’un Hedef Alınması

Crooke, öldürülen kişinin Hezbollah içinde tanınan bir isim olan Al Daqduq olduğunu anlattı. Ona göre Daqduq, Irak’ta Hezbollah’ın lider kadrolarından biri olarak çalışmış, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü ile birlikte Iraklıları Hashd direniş hareketi için eğitmişti. Crooke, Daqduq’un Karbala’daki bir saldırıda beş Amerikalının öldürülmesinden sorumlu tutulduğunu, Irak’ta yedi yıl hapis yattığını ve ABD’nin onu iade ettirmek istediğini aktardı. Barack Obama döneminde Washington’un Daqduq’u Guantanamo’ya götürmek istediğini de söyledi.

Crooke, İsrail’in bu hedefi seçerken Washington’dan övgü beklediğini değerlendirdi. Daqduq’un "Amerikan kanı dökmekle" suçlanan bir kişi olarak sunulduğunu, bu nedenle İsrail’in saldırının ABD’de olumlu karşılanacağını düşündüğünü söyledi. Ancak Crooke’a göre beklenen olmadı. "Trump öfkeye kapıldı ve Netanyahu’ya, ‘Bütün işi benim için mahvediyorsun, bu korkunç’ dedi," şeklinde aktaran Crooke, suikastın Trump’ı İran’a yeni tavizler vermeye zorladığını açıkladı.

Trump’ın Verdiği Tavizler

Crooke’un anlatımına göre, suikasttan sonra Trump İran’a saldırıya karşılık vermemesi için dondurulmuş varlıklarından milyarlarca dolar nakit ödeme teklif etti. Crooke, bu teklifin İran tarafından reddedildiğini söyledi. İran’ın, "Lübnan’ın korunması bizim için zaten bize ait olan birkaç milyar doları almaktan daha önemli" yaklaşımıyla hareket ettiğini aktardı. Crooke’a göre para teklifi İran’ın misillemesini durdurmaya yetmeyince Trump mutabakatın kilit başlıklarında geri adım attı.

Bu tavizlerin ilki, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi ve Lübnan’da tam bir ateşkes sağlanmasıydı. İkincisi, Hürmüz Boğazı’na ilişkin Amerikan ablukasının derhal kaldırılmasıydı. Crooke, metinde Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik hizmetlerinin geleceğinin İran ve Oman tarafından belirleneceğine dair ifadeler bulunduğunu söyledi. Ona göre "denizcilik hizmetleri" ifadesi, İran’ın ücret toplama hakkının tanınması anlamına geliyor. Mutabakat uyarınca İran 60 gün boyunca gemilerin ücretsiz geçişini kabul edecek, ancak bu sürenin ardından güvenlik, navigasyon, çevre ve sigorta hizmetleri gerekçesiyle ticari gemilerden gelir elde edecek.

Uygulama Sorunu ve İsrail’in Tavrı

Crooke, gerilimi düşürme çerçevesini kabul ettirmenin kolay, onu ayakta tutmanın ise zor olduğunu vurguladı. "Kolay kısım gerilimi düşürme çerçevesinin kabul edilmesidir; zor kısım, taraflar onu parçalamadan önce bu çerçeveyi sağlam tutmaktır," diyen Crooke, daha önce bölgede benzer süreçlere dahil olduğunu ve bu tür düzenlemelerin çoğu zaman hızla bozulduğunu ifade etti.

Ona göre taraflar şimdiden metni farklı dünyalarda yaşıyormuş gibi yorumluyor. Trump’ın Hürmüz’ün serbest olduğunu söyleyeceğini, İran’ın ise yazılı mutabakattaki kendi haklarını savunacağını belirtti. Daha önemlisi, İsrailli bakanların anlaşmanın İsrail’i bağlamadığını söylediğini aktardı. Crooke’a göre Itamar Ben-Gvir ve Israel Katz gibi isimler, İsrail’in Lübnan’dan çekilmeyeceğini ve Hezbollah’a karşı kendini savunmaya devam edeceğini söylüyor. Bu da, Beyrut saldırısına benzer operasyonların sürebileceği anlamına geliyor.

Netanyahu’nun Seçim Hesabı

Napolitano, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesinin anlaşmanın parçası olup olmadığını sordu. Crooke, bunun Trump’ın İran’la vardığı anlayışın parçası olduğunu söyledi, ancak uygulanacağından kuşku duyduğunu belirtti. Bunun temel nedeni olarak Netanyahu’nun iç siyasi durumunu gösterdi. Crooke’a göre mart ayında Netanyahu’nun seçim kazanma ihtimali anketlerde yüzde 64 görünürken, bu oran şimdi yüzde 32’ye düşmüş durumda.

Crooke, Netanyahu’nun seçimleri kazanmak için Lübnan’la savaşı sürdürmek zorunda olduğunu savundu. "Netanyahu seçimi kazanmak istiyorsa Trump’ın Lübnan’dan çekilme emrine boyun eğiyor gibi görünmeyi göze alamaz," diyen Crooke, İsrail’de Hezbollah’ın kuzey sınırına yakın bölgelerde var olmasına izin verilmemesi gerektiği yönünde derin bir kanaat oluştuğunu belirtti. Kuzeydeki bazı yerleşimlerin, Hezbollah korkusu nedeniyle yarı yarıya boşaldığını da aktardı.

Crooke, bu tavrın sadece Netanyahu’nun sağ koalisyonuyla sınırlı olmadığını söyledi. Muhalefetten, soldan ve sağdan gelen eleştirilerin ortak noktasının, İsrail’in güvenliği için gerekli gördüğü askeri adımlardan alıkonamayacağı düşüncesi olduğunu ifade etti. Ona göre bu, 7 Ekim’den sonra İsrail güvenlik doktrininde yaşanan büyük değişimin sonucu. İsrail, Orta Doğu’nun herhangi bir yerinde askeri hareket özgürlüğüne kısıtlama kabul etmiyor.

İran’ın Hesabı ve Trump’ın İsrail’le Ayrışması

Napolitano, İranlıların İsrail’in bu tutumunu bilmesine rağmen neden böyle bir mutabakata girdiklerini sordu. Crooke, İran’ın bunu iki nedenle yaptığını söyledi. İlk olarak, enerji sektöründe ve daha geniş ölçekte gerilimi azaltacak anlaşmalara açık olduğunu göstermek istiyordu. İkinci olarak, bunun karşılığında net bir geri dönüş bekliyordu. Ancak Crooke’a göre İran, İsrail’in Lübnan’a saldırılarını gerçekten durduracağına inanmıyor.

Crooke, İran’ın bu mutabakatın ömrünü günler ya da belki bir hafta olarak gördüğünü söyledi. Buna rağmen anlaşmanın önemli olduğunu, çünkü Trump’ın kendi siyasi anlaşmasını ve ABD iç siyasetindeki ihtiyacını Netanyahu’nun önceliklerinin üstüne koyduğunu savundu. "Trump, kendi anlaşmasını ve Amerika’daki siyasi gündemini İsrail’in ve Netanyahu’nun ihtiyaçlarının önüne koyarak Rubicon’u geçti," diyen Crooke, bunun Washington-Tel Aviv ilişkisinde kritik bir işaret olduğunu değerlendirdi.

Crooke, Netanyahu sonrası muhtemel bir lider olarak Naftali Bennett’in de aynı güvenlik doktrinini benimsediğini söyledi. Ona göre İsrail’de iktidar değişse bile, ülkenin bölgede tehdit hissettiği her yerde önleyici askeri eylem yapma hakkı olduğu görüşü değişmeyecek. Crooke, İsrail’in henüz ABD’nin İran savaşını kaybettiği ve dolayısıyla İsrail’in de İran’a karşı stratejik hedefini başaramadığı gerçeğini kabul etmediğini savundu.

İran Varlıkları, Petrol Yaptırımları ve Hürmüz

Napolitano, ABD’nin İran varlıkları üzerindeki dondurmayı kaldırıp kaldırmayacağını ve İran İsrail’e misilleme yaptığında ABD’nin İsrail’i savunup savunmayacağını sordu. Crooke, metne ilişkin anlayışına göre İran’ın dondurulmuş parasının en az yarısını, yani onlarca milyar doları, 60 gün beklemeden geri alacağını söyledi. Ayrıca Trump’ın, Hürmüz’den çıkan İran petrolüne yönelik tüm ABD yaptırımlarını 60 gün sonra kaldırmayı kabul ettiğini aktardı.

Crooke’a göre 60 gün boyunca gemiler İran Devrim Muhafızları’nın denetim ve düzenlemesi altında Hürmüz’den ücretsiz geçecek. Ancak bu sürenin sonunda İran bunu "geçiş ücreti" olarak adlandırmadan güvenlik, su yolunun bakımı, çevre ve benzeri hizmetler için ücret alacak. Napolitano, Türkiye’nin İstanbul Boğazı’nda benzer uygulamalar yaptığını hatırlattı.

Napolitano ayrıca Başkan Yardımcısı Vance’in CNBC’ye Hürmüz Boğazı’nın uzun vadede ücretsiz ve açık olacağını söylediğini belirterek bunu ikiyüzlü bir sunum olarak nitelendirdi. Crooke da bu yorumun mutabakatla uyumlu olmadığını söyledi. "Bunu uzun vadede tamamen ücretsizmiş gibi sunacaklar; ama dün İranlılarla varılan anlaşma bu değildi," diyen Crooke, yazılı metnin cuma günü ortaya çıkmasının beklendiğini ekledi.

JCPOA, Yaptırımlar ve Sürdürülebilirlik

Napolitano, ABD’nin JCPOA döneminde daha iyi durumda olup olmadığını sordu. Crooke, bunun "daha iyi durum"dan ne anlaşıldığına bağlı olduğunu söyledi. Eğer kastedilen İran’ı her alanda sıkıştırmaksa, ABD’nin o dönemde daha güçlü bir konumda olduğunu kabul etti. Ancak Crooke’a göre bu strateji 40 yılı aşkın süredir devam eden bir kuşatma politikasının parçasıydı ve sürdürülebilir değildi.

Crooke, Gazze örneğine atıf yaparak uzun süre kuşatma altında tutulan halkların sonunda isyan edip patlama noktasına gelebileceğini söyledi. İranlıların, uranyum zenginleştirme altyapısından vazgeçmeleri halinde tüm yaptırımların kalkacağına inanmadığını belirtti. Crooke’a göre İran’da yaygın kanaat, yaptırımların ülkeyi zayıflatmak ve nihayetinde yok etmek için uygulandığı yönünde. Trump ve İsrail’in İran’ın bölgesel bir güç olarak yükselmesini istemediğini savundu.

Napolitano, petrol satışına yönelik yaptırımların kaldırılmasının diğer uluslararası ticaret yaptırımlarının kaldırılması anlamına gelmediğini hatırlattı. Crooke bunu doğruladı ve Trump’ın buna yetkisinin olmadığını söyledi. Bazı yaptırımların Kongre kararlarına dayandığını, mevcut Kongre kompozisyonunda İran’ın Kongre’den bir rahatlama beklemediğini belirtti.

Kırılma Noktaları: Hürmüz ve Lübnan

Crooke, Hürmüz ve Lübnan’ın başlıca kırılma noktaları olmaya devam ettiğini söyledi. Ona göre bu iki alanda herhangi bir yanlış anlama veya olay, süreci sınırlı bir çatışmaya ya da daha ciddi bir askeri tırmanmaya döndürebilir. İran’ın her iki ihtimale de hazır olduğunu ifade etti.

Napolitano, Trump’ın hiçbir hedefinin gerçekleşmediğini söyledi: İran rejimi değişmedi, zenginleştirilmiş uranyum İran’da kaldı ve İran isterse, fetva hâlâ mevcut olsa bile, nükleer silah yapmasının engellenmediğini belirtti. Crooke bu değerlendirmeye katıldı. Ancak Trump’ın anlaşmayı farklı bir ışıkta sunmasının yeni bir çatışmayı tetikleyebileceğini söyledi. Ona göre Trump, İsrail’in kendini savunmakta özgür olduğunu ya da yaptırım altındaki Rus veya Çin petrolünü taşıyan gemilerin durdurulması gerektiğini söyleyerek mutabakatı yeniden yorumlayabilir.

Programın sonunda Napolitano, Crooke’un "The End of an Era" başlıklı yazısına atıf yaparak Amerikan imparatorluğunun çöküşü üzerine konuşmayı planladıklarını, ancak son dakika gelişmelerinin gündemi değiştirdiğini söyledi. Crooke’a bilgisi ve değerlendirmeleri için teşekkür etti.

Açılış

Anlatıcı: İlan edilmemiş savaşlar sıradan hale geldi. Trajik biçimde, hükümetimiz önleyici savaşlara, başka bir deyişle saldırganlığa girişiyor ve Amerikan halkından hiçbir itiraz gelmiyor. Ne yazık ki hükümetin gayrimeşru güç kullanımına alışmış durumdayız. Gerçekten özgür bir toplum geliştirmek için güç kullanımını başlatma meselesi anlaşılmalı ve reddedilmelidir.

Anlatıcı: Ya bazen ülkenizi sevmek için hükümeti değiştirmek ya da ortadan kaldırmak gerekirse? Ya Jefferson haklıysa? Ya en iyi hükümet en az yöneten hükümetse? Ya hükümet haksız olduğunda haklı olmak tehlikeliyse? Ya özgürlük için savaşarak ölmek, köle olarak yaşamaktan daha iyiyse? Ya özgürlüğün en büyük tehlike saati şu andaysa?

60 Günlük Gerilimi Düşürme Mutabakatı

Judge Andrew Napolitano: Herkese merhaba, Judging Freedom için ben Judge Andrew Napolitano. Bugün 15 Haziran 2026 Pazartesi. Alastair Crooke şimdi bize katılıyor. Alastair, sevgili dostum, seni görmek büyük zevk. Çok teşekkür ederim. Hafta sonu çok etkileyici biçimde yazdığın ABD imparatorluğunun çöküşü konusuna geçmeden önce, Amerika Birleşik Devletleri başka bir 60 günlük ateşkese girdi mi? Eğer girdiyse, yeni olan ne? Bu ateşkesin şartları, Trump’ın yıllar önce çekildiği JCPOA ile nasıl karşılaştırılır?

Alastair Crooke: Öncelikle bunun gerçekten bir gerilimi düşürme anlaşması, isterseniz bir memorandum olduğunu söylemek çok önemli. Esasa ilişkin olan her şey daha sonraya bırakıldı. Sorun ertelendi; nükleer meseleler ve diğer her şey ertelendi. Dolayısıyla 60 günlük bir ateşkes dönemi başlıyor.

Alastair Crooke: Ama ironi şu, gerçekten olağanüstü bir ironi. Bunun ilerlemesini sağlayan, Trump tarafından kabul edilen son değişiklikleri tetikleyen şey, Netanyahu’nun Dahiyeh’e saldırması ya da Beyrut’ta birini hedef alıp öldürmesiydi. Bundan önce, pazar günü öğle saatlerine doğru, anlaşmanın dini lider ve müzakere komitesi tarafından kabul edileceği görünmüyordu.

Alastair Crooke: Ancak sonra Netanyahu Beyrut’ta saldırdı ve bir Hezbollah yetkilisine suikast düzenledi; bunun sonucunda dört kişi öldü. Fakat ne olup bittiğini ve öldürülen kişinin kim olduğunu biraz anlamak önemli. Çünkü İsraillilerin bunu nasıl yapacakları üzerinde çok dikkatli düşündükleri açık. Zira bu, Trump’ın girişimini ve ateşkesini tamamen baltalayan bir şey olarak görülebilirdi.

Beyrut Saldırısı ve Al Daqduq

Alastair Crooke: Öldürülen kişi Al Daqduq’tu. Kendisi oldukça tanınmış bir Hezbollah figürüydü. Irak’ta Hezbollah’ın liderlerinden biriydi ve Kudüs Gücü, yani İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun gücü ile birlikte çalışarak Iraklıları Hashd direniş hareketi için eğitiyordu. Karbala’daki bir saldırıda beş Amerikalının öldürülmesinden sorumlu tutuluyordu.

Alastair Crooke: Daha sonra Irak’ta yedi yıl hapse gönderildi. Amerika onu iade ettirmeye çalışıyordu. Sonunda yedi yılın ardından serbest bırakıldı. O dönemde Obama onun Guantanamo’ya götürülmesi için baskı yapıyordu. Onu Amerika’da istiyorlardı ve Guantanamo’ya gitmesini istiyorlardı.

Alastair Crooke: Bütün bunları söylüyorum çünkü bence şu oldukça açık: İsraillilere ve Amerika Birleşik Devletleri’ne göre ellerinde Amerikan kanı olan, bunun için hapsedilmiş ve başına büyük ödül konmuş bir kişiyi öldürerek Amerika Birleşik Devletleri’nden alkış alacaklarını düşündüler. Muhtemelen onu tespit etmek için yardım da aldılar. Bilmiyorum ama CIA’in Beyrut’ta onu bulup öldürtmek için istihbarat yardımı sağlamış olması gayet mümkün.

Alastair Crooke: Ancak bunun alkışlanması ve “Evet, bu kesinlikle doğruydu, İsrail’in böyle birini öldürmeye her hakkı vardı, ne kadar erken olursa o kadar iyi” denmesi yerine, Trump açısından olan bu değildi. Olan şey şuydu: Trump saldırıdan sonra öfkeye kapıldı ve gördüğünüz gibi Netanyahu’yu arayıp, “Bütün işi benim için mahvediyorsun. Bu korkunç” dedi.

Alastair Crooke: İşte anlaşmada ilerlemesini sağlayan değişiklikler bundan sonra ortaya çıktı. Eğer arada bir şey olmazsa, sözde cuma günü imzalanacak.

Mutabakatın Şartları

Alastair Crooke: Verilen tavizler öncelikle İsrail’in Lübnan’dan çekilmesiydi. Trump’ın söylediği buydu: İsrail Lübnan’da ateşkese gidecek ve Lübnan’dan çekilecekti. İkincisi, Hürmüz üzerindeki Amerikan ablukasının derhal kaldırılmasıydı.

Alastair Crooke: Metinde, Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik hizmetlerinin gelecekteki yönetiminin İran ve Oman tarafından belirleneceğini söyleyen bir ifade vardı. “Denizcilik hizmetleri” teriminin açıkça kullanılması, İran’ın ücret toplama hakkı anlamına geliyor.

Alastair Crooke: Metin ayrıca İran’ın 60 gün boyunca gemilerin bu ücretleri almadan serbest geçişini kabul edeceğini söylüyor. Ancak bu 60 günden sonra İran, boğazdan geçen ticari gemilerden, bu gemilere güvenlik, navigasyon, çevre ve sigorta hizmetleri sağlayarak mali gelir elde edecek. Başka bir deyişle, bu 60 günün ardından bir geçiş ücreti almaya başlayacaklar.

Alastair Crooke: Bunlar gerçekten yapılan kilit değişikliklerdi: ablukaların derhal kaldırılması, geçişin İran ve Oman tarafından düzenlenmesi ve 60 günün sonunda yaptırımların kaldırılması. Dolayısıyla 60 gün, nihai bir müzakere anlaşması olmadan önce yaptırımların kaldırılması anlamına da geliyor.

Trump’ın İran’a Para Teklifi

Alastair Crooke: Peki ne oldu? İsrail’in Beyrut’un banliyösü Dahiyeh’te Al Daqduq’a yönelik suikast saldırısından sonra Trump, sanırım Omanlılar aracılığıyla İranlılarla temas kurdu. Onlara dondurulmuş varlıklarının bir parçası olarak milyarlarca dolar nakit teklif etti.

Alastair Crooke: İran’ın, İsrail’in Beyrut’a yönelik bu suikastına ve saldırısına tepki vermemesi halinde büyük bir ödeme teklif etti. Bunun milyarlar olduğunu söyledi. Rakamı bilmiyorum ama teklif edilenin milyarlar olduğu anlaşılıyor. Sanırım bunu Kushner teklif etti.

Alastair Crooke: İran ise, “Hayır, hayır, para kabul etmiyoruz. Lübnan’ın korunması bizim için zaten bizim olan, zaten zamanı geldiğinde bize verilmesi gereken bu fazladan milyarlarca doları almaktan daha önemli” dedi.

Alastair Crooke: Para teklifi, hazır ve beklemede olan İran misillemesini durdurmak için işe yaramayınca Trump bu ana konularda taviz verdi. Dolayısıyla büyük ironi şu: Netanyahu bu suikast nedeniyle övülmek şöyle dursun, aslında anlaşmanın ya da en azından gerilimi düşürme anlayışının ortaya çıkmasına yol açtı.

Çerçevenin Kırılganlığı

Alastair Crooke: Ama şunu vurgulamak istiyorum, çünkü gerçekten önemli. Ben bölgede bulunduğum dönemde İsrailliler, Amerikalılar ve başkaları arasında bu tür gerilimi düşürme girişimlerine birkaç kez dahil oldum. Şunu söyleyebilirim: Aslında kolay kısım gerilimi düşürme çerçevesinin kabul edilmesidir. Bu şimdi, görünüşe göre, şu ana kadar yapılmış durumda.

Alastair Crooke: Zor kısım, anlaşmanın tarafları tarafından parçalanmadan önce onu sağlam tutmaktır. Genellikle bu oldukça hızlı olur. Zaten iki tarafın bu yazılı anlayışa ilişkin yorumları birbirinden tamamen farklı dünyalarda yaşıyor gibi görünüyor.

Alastair Crooke: Trump, “Motorlarınızı çalıştırın, Hürmüz serbest” ve benzeri şeyler söylüyor. Bu kaçınılmaz. Özellikle Trump, Trump olduğu için, bu anlaşmanın her maddesine İran’ın aleyhine olacak şekilde kendi yorumunu getirecek. İran ise kendi anlaşmasında ısrar edecek.

Alastair Crooke: Ama uygulama ilerlemezse ne olacak? İsraillilerin söylediği gibi, İsrailli bakanlar Ben-Gvir ve diğerleri, Katz da dahil, “Trump’ın bu anlaşması İsrail için geçerli değil. Bunun bizimle ilgisi yok. Lübnan’dan çekilmeyeceğiz. Lübnan’da devam edeceğiz ve Lübnan’da Hezbollah’a karşı kendimizi savunmaya devam edeceğiz” derse ne olacak? Yani pazar günü Dahiyeh’te yapılan saldırı gibi saldırılara devam edeceklerse?

Alastair Crooke: Gerçek sınav bu olacak. Para gelecek mi? Gerçekten sağlanacak mı? Abluka gerçekten kaldırılacak mı? Bütün bunlar nereye varacak? Çünkü her zamanki gibi, dediğim gibi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki basınınızda İran’ın yayımladığı yazılı açıklamayla uyumlu olmayabilecek bir gerçeklik versiyonu görmemiz neredeyse kesin. Bu da çoğu zaman bu düzenlemelerin çöküşünün kaynağı olur.

İsrail’in Lübnan’dan Çekilmesi

Judge Andrew Napolitano: İsraillilerin şimdi inkâr ettiği Lübnan’dan asker çekme meselesi anlaşmanın bir parçası mı? Çünkü bunu gönüllü olarak yapmayacaklarını biliyoruz ve az önce bunu söylediler.

Alastair Crooke: Evet, Trump’ın kabul ettiği şeyin bir parçası. Ama dediğim gibi, bu tür şeylerde Trump sonunda, “Aslında tam olarak bunu kabul etmedim, ama her zaman İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu söyledim” diyebilir. Dün İran’la varılan anlayış buydu: Lübnan’dan çekilme olacaktı, İsrail Lübnan’dan çekilecekti ve Lübnan’da tam bir ateşkes olacaktı.

Alastair Crooke: Bunun uygulanıp uygulanmayacağına gelince, şahsen bundan ciddi biçimde kuşkuluyum. Çünkü bu durumda, bunun ne kadarının uygulanacağını belirleyeceğini düşündüğüm gerçekten önemli bir olgu var. Mart ayına dönersek, Netanyahu’nun anketleri İsrail’de yaklaşan seçimleri kazanma ihtimalini yüzde 64 gösteriyordu. Bugün bu oran yüzde 32. Yani neredeyse yarısı.

Alastair Crooke: Bu, seçimler yakında yapılırsa ya da ekimde yapılırsa, kim bilir, Netanyahu’nun çok ciddi bir sıkıntı içinde olduğunu gösteriyor. İsrail’deki askeri kanadın ne dediğinden ya da başka herhangi bir şeyden bağımsız olarak Lübnan’la savaşı sürdürmeye ihtiyacı var. Çünkü seçimi kazanmak istiyorsa, Trump’ın Lübnan’dan çekilme emirlerine boyun eğiyor gibi görünmeyi göze alamaz.

Alastair Crooke: İsrail’de Hezbollah’ın kuzey bölgelerine, sınırdan Celile’ye kadar uzanan ve çatışmalara sahne olan bölgeye yakın şekilde var olmasına izin verilemeyeceği artık çok derin bir inanç maddesi haline geldi. Kuzeydeki yerleşimler artık yarı yarıya boş, çünkü sakinleri Hezbollah korkusuyla oradan kaçtı. Bu yüzden Netanyahu seçimi kazanmak için Lübnan’a saldırmaya devam etmek zorunda.

Alastair Crooke: Ayrıca şunu da anlamak gerekiyor: Netanyahu’ya yönelik zayıf görünmek ve Trump’ın Lübnan’dan çekilme talebine boyun eğmekle ilgili saldırılar her taraftan geldi. Muhalefetten, soldan, sağdan. Hepsi İsrail’in güvenliği için gerekli gördüğü herhangi bir askeri eylemi yapmasının engellenemeyeceği konusunda hemfikir.

Alastair Crooke: Bu, 7 Ekim’den sonra güvenlik doktrininde meydana gelen büyük değişime dayanıyor. Orta Doğu’nun herhangi bir yerinde askeri hareket özgürlüklerine hiçbir kısıtlama kabul etmiyorlar.

Judge Andrew Napolitano: Ve bunda ısrar edecekler.

İran’ın Mutabakata Girmesinin Nedeni

Judge Andrew Napolitano: İranlılar İsraillilerin bu konuda ne düşündüğünü mutlaka biliyordur. Donald Trump’ın Benjamin Netanyahu’yu dizginleyebileceğini gerçekten düşünüyorlar mı? Aksi halde, tetikleyici unsurlarından biri İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi ve Hezbollah’a saldırılarını durdurması olan bir anlaşmaya neden girdiler?

Alastair Crooke: Bence bunu temelde iki nedenle yaptılar. Birincisi, enerji sektöründeki durumu rahatlatacak ve genel olarak durumu yumuşatacak anlaşmalara açık olduklarını göstermekti. Ama bunun karşılığında çok net bir geri dönüş beklediler.

Alastair Crooke: Bana İsrail’in Lübnan’a saldırılarını durduracağını ve anlaşmayı baltalamayı bırakacağını düşünüp düşünmediklerini sorarsanız, hayır. Buna kesinlikle inanmıyorlar. Bu gerilimi düşürme anlaşmasının ömrünün muhtemelen günlerle ya da bir hafta veya biraz daha fazla ile ölçüleceğini düşünüyorlar. Sonra yeniden önceki pozisyona döneceğimizi düşünüyorlar. Bu yüzden hayır, öyle düşünmüyorlar.

Alastair Crooke: Yine de bu çok önemli bir noktaydı. Çünkü olan şey şu: Trump Rubicon’u geçti. Kendi anlaşmasını ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi gündemindeki ihtiyaçlarını, İsrail’in ve Netanyahu’nun ihtiyaçlarının önüne koydu. Netanyahu’nun ünlü anlaşmasını ve bundan elde etmeyi umduğu siyasi getiriyi neredeyse mahvetmeyi başardığı için Trump’ın artık çok kızgın olduğu açık.

Alastair Crooke: Vurgulanması gereken başka bir şey de şu: Yaklaşan seçimlerde Netanyahu yenilirse başbakan olması en muhtemel muhalefet lideri Naftali Bennett de tam olarak aynı doktrini izliyor. Yani İsrail’in bölgede kendini tehdit altında hissettiği her an, hatta gelecekte tehditlerin ortaya çıkmasını önlemek için bile, herhangi bir yerde askeri eylem yapma kabiliyetinin kısıtlanamayacağı ve sınırlanamayacağı fikrini benimsiyor.

Alastair Crooke: Dolayısıyla seçim olsa bile bir değişim görmeyeceğiz. Bunun verdiği işaret temel olarak şu: İsrail, Amerika’nın İran’daki savaşı kaybettiği ve dolayısıyla İsrail’in de İran’daki savaşı kaybettiği gerçeğini henüz sindirmiş değil. Bu gerçeklikle yüzleşemiyorlar. İran politikasının, yani İran’ı yok etmek için yapmaya çalıştıkları şeyin, Amerika Birleşik Devletleri’nin aktif desteği olmadan yapılamayacağı gerçeğiyle yüzleşemiyorlar. Bu projede Trump’ı kaybettiler.

İran Varlıkları ve Misilleme Sorusu

Judge Andrew Napolitano: İki soru. Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri, Trump’ın teklif ettiği ve İranlıların reddettiği İran varlıkları üzerindeki dondurmayı kaldıracak mı? Çünkü bu onların parası ve tamamına hakları var. İkincisi, sizin görüşünüze göre İran, Hezbollah’a saldırdığı için İsrail’e misilleme yaptığında ne olur? Amerika Birleşik Devletleri İsrail’i savunacak mı ve yeniden en başa mı döneceğiz?

Alastair Crooke: İlk soruya yanıtım şu: Gerçek metne ilişkin anlayışıma göre, yalnızca paralarını geri almakla kalmıyorlar, en azından yarısını alıyorlar. Bu aşamada, yani 60 gün sonra değil, 30 gün sonra değil, şimdi; birkaç on milyar doları geri almaları gerekiyor.

Alastair Crooke: İkinci nokta şu: Trump, bunun uygulanıp uygulanmayacağını kim bilir, ama Hürmüz’den çıkan İran petrolüne yönelik tüm yaptırımları kaldırmayı kabul etti. Başka bir deyişle, petrolünü uluslararası piyasada satmakta özgür olacaklar. 60 gün sonra İran petrolünün satışına yönelik tüm ABD yaptırımları kaldırılacak.

Alastair Crooke: Bu son anda, Beyrut’a yönelik misilleme saldırısının gerçekleşmesini önlemek için gerçekten büyük tavizler verdi. Ama tekrar söylüyorum, büyük soru şu: Benim deneyimimde dahil olduğum ateşkesler genellikle birileri onları bozmadan önce çok uzun sürmezdi.

Alastair Crooke: Bunun neredeyse herhangi bir anda bozulabileceğini düşünüyorum. Ancak Trump’ın elde edeceği şey şu gibi görünüyor: 60 gün boyunca gemiler Hürmüz’den, İran Devrim Muhafızları’nın kontrolü ve düzenlemesi altında, ücret alınmadan çıkabilecek. 60 gün sonra buna geçiş ücreti denmeyecek, ama güvenlik için, su yolunun bakımı için, adına ne derseniz deyin, çevresel konular için ücret alacaklar.

Judge Andrew Napolitano: Tıpkı Türkiye’nin İstanbul Boğazı’nda aynı şeyi yapması gibi.

Judge Andrew Napolitano: Bu insanların ne kadar ikiyüzlü olabileceğine bakın. Başkan Yardımcısı Vance az önce CNBC’ye Hürmüz Boğazı’nın uzun vadede geçiş ücreti olmadan açık olacağını söyledi. Yani bir ücret olacak ama buna ücret demeyeceksiniz.

Alastair Crooke: Aynen öyle. Hayır, yani dediğiniz gibi bunu uzun vadede tamamen ücretsizmiş gibi sunacak. Ama dün İranlılarla varılan ve muhtemelen cuma günü tam metni ortaya çıkacak açıklamada yazılı olan anlaşma bu değildi.

Alastair Crooke: Bu yüzden bunlar oldukça önemliydi. Trump denemişti. İran’a kendi paralarından milyarlar teklif etmişti. O akşam saldırmamaları için milyarları teklif etmişti. “Bunu istemiyorum, saldırmamalısınız. Bu gece saldırmamanız için size her neyse, 36 milyar vereceğim” demişti. İran ise, “Üzgünüz ama biz Hezbollah ve Lübnan’la müttefikiz ve bu gece saldıracağız” dedi. İşte Trump’tan bu tavizlerin birden çıkması o zaman oldu.

Alastair Crooke: Şimdi bunu bu gece ya da yarın geri alır mı? Her şey mümkün.

JCPOA ve Yaptırımların Sürdürülebilirliği

Judge Andrew Napolitano: Son soru, büyük resim. Amerika Birleşik Devletleri JCPOA altında çok daha iyi durumda değil miydi?

Alastair Crooke: Evet. Ama Amerika’nın daha iyi durumda olmasından ne kastettiğinize bağlı. Eğer kastınız İran’ı mümkün olan her alanda sıkıştırmak ve sıkıştırmaya devam etmekse, evet, öyleydi. Ama bu 40 yılı aşkın süredir devam ediyor. Soru şu: Bu bir strateji mi? Bu gerçekten mümkün mü?

Alastair Crooke: Gazze’de ne olduğunu gördük. Bir halkı uzun vadede kuşatma altında tutarsanız, sonunda isyan eder ve dışarı çıkar. Bu çok yıkıcı ve kanlı olabilir. Ama bir sınır vardır. Bu kuşatmayı nasıl sınırlarsınız?

Alastair Crooke: İnsanlar, “Tek yapmaları gereken uranyum zenginleştirme altyapılarının tamamından kurtulmak ve sonra bütün yaptırımlar ortadan kalkar” diyecektir. İran’da buna kimse inanmıyor. Ülkeyi zayıflatmak için yaptırıma uğradıklarını ve nihayetinde Trump’ın da İsrail’in de istediği gibi ülkeyi yok etmek istediklerini biliyorlar.

Alastair Crooke: İran’ın ortaya çıkmasını ve bölgede baskın bir oyuncu haline gelmesini istemiyorlar. Trump ve İsrail bu bakımdan aynı hedefi paylaşıyor. Bu yüzden evet, daha güçlü bir konumda olduklarını söyleyebilirsiniz. Ama bu, pimi çekilmiş bir el bombasını elinizde tutmak gibiydi. Er ya da geç bu el bombası yüzünüzde patlayacak. Tıpkı Filistin meselesinin bundan önce İsrail’in yüzünde patlaması gibi. Bu yüzden bunun hiçbir zaman sürdürülebilir bir durum olduğunu düşünmüyorum.

Judge Andrew Napolitano: Doğru, doğru. Son soru dedim ama bir tane daha var, affedin. Petrol satışına yönelik yaptırımların kaldırılması, uluslararası ticaretle ilgili diğer yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte gelmiyor, değil mi?

Alastair Crooke: Hayır. Ve Trump bunu teklif edebilecek konumda değil. Her şeyden önce yaptırımların çoğu, bazı yaptırımlar Kongre kararlarıdır. Bu yaptırımları kaldırmak için Kongre gerekir. ABD Kongresi’nin karmaşık bileşimi göz önüne alındığında, İran’ın Kongre’nin İran’a yönelik herhangi bir yaptırımı hafifleteceğini gerçekten düşündüğünü sanmıyorum.

Kırılma Noktaları ve Trump’ın Hedefleri

Alastair Crooke: Dolayısıyla İran’daki beklenti hâlâ bunun geri dönebileceği yönünde. Kırılma noktaları Hürmüz ve diğer kırılma noktası Lübnan. Herhangi bir anda bu kırılma noktalarından birinde bir yanlış anlama ya da bir eylem gerçekleşebilir. Sonra yeniden ya sınırlı bir çatışmaya ya da daha ciddi bir askeri tırmanmaya döneriz. İran ikisine de hazır.

Judge Andrew Napolitano: Yani Trump’ın hedeflerinden hiçbiri gerçekleşmiyor. Rejim değişmiyor. Zenginleştirilmiş uranyum İran’da kalıyor. İran isterse, fetva hâlâ mevcut olsa bile, nükleer silah inşa etmekten alıkonmuyor. Hedeflerinden hiçbiri gerçekleşmiyor.

Alastair Crooke: Evet, tam olarak doğru. Ama işte tam da bu yüzden bunu sonunda çatışmanın ortaya çıkmasına yol açabilecek bir ışık altında sunacak. Çünkü şöyle diyecek: “Elbette İsrail kendini savunmakta özgür” ve “Yaptırım altındaki Rus petrolünü ya da yaptırım altındaki Çin petrolünü taşıyan yasadışı gemileri durdurmamız gerekiyor” gibi şeyler söyleyecek.

Alastair Crooke: Yani mesele tehlikelerle dolu. Ama dediğim gibi, dün akşam itibarıyla bir gerilimi düşürme çerçevesi üzerinde anlaşılmış gibi görünüyor. Fakat tehlike şimdi başlıyor: Uygulanacak mı, uygulanabilir mi ve uygulanmazsa sonuçları ne olacak?

Kapanış

Judge Andrew Napolitano: Alastair, çok teşekkür ederim. Harika, harika bir sohbetti. Amerikan imparatorluğunun çöküşü üzerine yazdığın “The End of an Era, Not a Decline, But as a Trigger to Abrupt Change” başlıklı harika yazınla çok zaman geçirdim. Ama elbette son dakika gelişmeleri araya girdi. Her zamanki gibi hayal kırıklığına uğratmadın. Bütün bunlara ilişkin bilgin ve kavrayışın olağanüstü. Teşekkür ederim sevgili dostum. Gelecek hafta seni görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

Alastair Crooke: Çok teşekkür ederim Judge. Hoşça kal.

Judge Andrew Napolitano: Elbette. Hoşça kal.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol