Max Blumenthal: İran’da “İkinci Devrim” Havası ve ABD’de Havalimanı Sorgusu
İngilizce yayımlanan Judging Freedom bölümünde Judge Andrew Napolitano, gazeteci Max Blumenthal ile Blumenthal’ın İran seyahatini, ülkede gözlemlediğini söylediği siyasi atmosferi ve ABD’ye dönüşünde yaşadığını belirttiği havalimanı sorgusunu konuştu. Bölüm, İran’a yönelik savaş, diplomasi, İsrail’in ABD siyaseti üzerindeki etkisi iddiaları ve gazetecilerin anayasal hakları etrafında şekillendi.
İran’da “ikinci devrim” iddiası
Napolitano, programı ilan edilmemiş savaşların ve “önleyici savaş” olarak adlandırılan saldırganlığın Amerikan halkından ciddi itiraz görmeden yürütüldüğü eleştirisiyle açtı. Ardından Blumenthal’a İran halkının, Napolitano’nun “yasadışı Amerikan savaşı” diye nitelediği duruma karşı hükümetini ne ölçüde desteklediğini sordu.
"Bu yolculukta, orada olmasaydım anlayamayacağım çok şey öğrendim," diyen Max Blumenthal, İran’daki atmosferin kendisine doğrudan gözlem imkânı verdiğini belirtti. Blumenthal’a göre İslam Cumhuriyeti’ni destekleyen toplumsal kesim, kendisinin beklediğinden daha geniş, daha birleşik ve savaşlardan önceye kıyasla daha kararlı görünüyordu. Bu kesimin yalnızca hükümeti desteklemekle kalmadığını, hükümetin verdiği tepkinin de ötesine geçilmesini istediğini savundu.
Blumenthal, İran’da özellikle Donald Trump’a, ABD’nin temsil ettiği “imparatorluğa”, İsrail’e ve Benjamin Netanyahu’ya yönelik öfkenin yoğunluğunun kendisini şaşırttığını söyledi. Ona göre bu öfkenin merkezinde Ayatollah Ali Khamenei’nin öldürülmesi vardı. Blumenthal, milyonlarca İranlının Khamenei’yi “baba”, “öğretmen” ve dini rehber olarak gördüğünü, 86 yaşındaki Khamenei’nin ailesiyle birlikte ofisinde öldürüldüğünü ileri sürdü.
"Bence birçok bakımdan ikinci bir devrim pekişti," diyen Max Blumenthal, bu gelişmenin “bir nesil boyunca yankılanacak” tarihsel bir kaymaya işaret ettiğini ifade etti. Ona göre İran’da siyasi olarak etkili kalmak isteyen yetkililer, halkın intikam talebini dikkate almak zorunda.
Cenaze töreni, sokaklardaki öfke ve resmi çizgi
Napolitano, Blumenthal’a Ayatollah Khamenei’nin cenazesi sırasında İran’da olup olmadığını sordu. Blumenthal, seyahatinin temel nedeninin cenazeyi takip etmek olduğunu, ancak orada “katılımcı” olarak değil gazeteci olarak bulunduğunu belirtti. Cenaze töreninde Mosala, yani Tahran’daki büyük cami alanında bulunduğunu, Mohammad Marandi ile görüştüğünü ve güvenlik kontrollerinden geçerek alana ilerlediğini anlattı.
Blumenthal, Marandi ile yaptığı görüşmede Khamenei’nin mirasını, devrimi ve ABD-İran ilişkilerini konuştuklarını söyledi. Marandi’nin daha önce müzakere ekibinde yer aldığını ve Pakistan’a seyahat ettiğini belirterek, bu nedenle görüşmeler hakkında içgörü sahibi olduğunu aktardı. Marandi’nin İran iç siyasetindeki konumunu “merkezci” olarak değerlendirdi, ancak Napolitano’ya bu yorumu doğrudan Marandi’ye sormasını önerdi.
Blumenthal, cenazede ve çevresinde sıradan İranlılarla da konuştuğunu söyledi. Bir yaşlı işçinin kendisine, Trump’a ve ABD’ye İranlıların ülkeleri ve egemenlikleri için savaşacağını göstermek istediklerini anlattığını aktardı. Kanada’dan İran’a döndüğünü söyleyen bir kadının ise Kanada hükümetinin Minab’da okul çocuklarının öldürülmesine yol açtığını savunduğu silah desteğinden tiksindiğini söylediğini belirtti.
Daha sonra Tahran’ın daha varlıklı ve muhalif unsurların da yaşadığı bir bölgesindeki Taj Square’de düzenlenen vatanseverlik mitingine gittiğini aktaran Blumenthal, orada bir kadının kendisine altın zincirler gösterdiğini söyledi. Blumenthal’ın aktarımına göre kadın, bu zincirlerin Donald Trump’ı öldürecek kişiye verilecek ödül için toplandığını ifade etti. Blumenthal, bu sahnenin ülkede hissettiği öfkeyi çarpıcı biçimde yansıttığını söyledi.
Alireza Zakani’nin açıklamaları ve müzakere zorluğu
Blumenthal, Tahran Belediye Başkanı Alireza Zakani ile de görüştüğünü anlattı. Zakani’nin büyük cenaze törenini yöneten isimlerden biri olduğunu söyledi. Blumenthal’a göre Zakani, halktaki intikam duygusunun devlet yetkililerince yok sayılamayacağını dile getirdi.
"İran halkının uğradığı bu istismar için duyduğu kutsal intikam arzusu saygı görmeli," diyen Alireza Zakani, Blumenthal’ın aktarımına göre devrimin sesinin dinlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak Blumenthal, Tahran’daki köprülerde ve billboardlarda Trump’ın öldürülmesini isteyen işaretlerin resmi politikada değişime işaret edip etmediğini sorduğunda Zakani’nin bunu reddettiğini belirtti.
"Politikamız, intikamı ABD üslerinin kaldırılması, imparatorluğun kovulması ve Filistin’in özgürleştirilmesi biçiminde ele alıyor," diyen Alireza Zakani, Blumenthal’ın aktarımına göre halkın istediği intikamın ise siyaseten görmezden gelinemeyeceğini ifade etti. Blumenthal, bu atmosferin ABD ile müzakereleri çok daha zor hale getireceğini savundu. Ona göre İran’da, Washington’un müzakereleri sürpriz saldırılar ve suikastlar için sahne olarak kullandığı yönünde yaygın bir kanaat oluşmuş durumda.
Bombalanan yerler ve ABD-İsrail suçlamaları
Blumenthal, İran’da bulunduğu sırada saldırıya uğradığını söylediği çeşitli alanları ziyaret ettiğini aktardı. Azadi Stadium’da uluslararası voleybol ve güreş müsabakalarının yapıldığı kompleksin tamamen enkaza döndüğünü söyledi. Rafinia synagogue adlı Yahudi sinagogunun İsrail tarafından bombalandığını ileri sürdü. Gandhi Hospital’da tüp bebek kliniği ve yoğun bakım ünitesinin yok edildiğini, 500’den fazla çalışanın işsiz kaldığını ve yardımlarla geçindiğini belirtti.
Doğu Tahran’da bir mahallede 40 kişinin sekiz ABD bombasıyla öldürüldüğünü, aralarında uykularında öldürülen bir ailenin de bulunduğunu söyledi. Blumenthal, Amerikalı izleyicilerden kendilerini İranlıların yerine koymalarını istedi.
"Bence Donald Trump burada büyük bir Pandora’nın kutusunu açtı," diyen Max Blumenthal, savaşın İsrail tarafından “hazırlandığını, kışkırtıldığını ve Trump’a dayatıldığını” savundu. Netanyahu’nun Şubat ayında White House’daki Situation Room’da masanın başında oturarak Trump’a bu savaşı başlatmasını söylediğini iddia etti. Blumenthal, Trump’ın daha sonra “korkarak kaçtığını” ve kendisini bir listede hissettiğini öne sürdü. Trump’a ya da yakın çevresinden birine bir şey olması halinde bunun “İsrail etkisinin dolaylı sonucu” olacağını söyledi, ancak böyle bir şey olmasını istemediğini de ekledi.
Diplomasi, Oman kanalı ve tırmanma beklentisi
Napolitano, İran hükümetinin ABD ile siyasi olarak müzakere edip edemeyeceğini sordu. Blumenthal, Oman üzerinden Strait of Hormuz konusunda bazı arka kanal görüşmelerine alan olabileceğini söyledi. Ancak Foreign Minister Abbas Araghchi’nin, Washington gibi “aldatıcı” bir hükümetle müzakere etmelerinin tek nedeninin İran’ın müzakereye açık olduğunu göstermek olduğunu kabul ettiğini aktardı.
Blumenthal, President Masoud Pezeshkian’ın Khamenei’nin cenazesinde sokağa çıktığında kalabalık tarafından bağırılarak protesto edildiğini söyledi. Ona göre müzakere ekibinden herhangi biri benzer tepkiyle karşılaşabilirdi. Blumenthal, İran’da bu konuda ciddi eleştiri olduğunu vurguladı.
"Bu, tırmanmayı azaltmak için tırmanma değil; sürekli tırmanma döngüsü," diyen Max Blumenthal, JD Vance’in “yeniden stoklama” ifadesine atıfla ABD’nin müzakereleri askeri hazırlık için kullandığını savundu. Tahran’da görüştüğü, orduya yakın olduğunu söylediği analist Mustafa Khoshcheshm’in de savaşın bölgesel savaşa ve belki de iki tarafın “nihai zafer” için çarpışacağı son aşamaya ilerlediği öngörüsünde bulunduğunu aktardı.
İran’daki güvenlik ortamı ve gazetecilik koşulları
Napolitano, Blumenthal’a İran’da polis ya da hükümet tarafından durdurulup durdurulmadığını, elektronik cihazlarının incelenip incelenmediğini sordu. Blumenthal, Mayıs 2025’teki önceki İran ziyaretinde çok daha serbest hareket edebildiğini, Isfahan’a taksiyle gittiğini ve şehirde özgürce dolaştığını anlattı. Ancak “12 günlük savaş”ın ardından güvenlik ortamının değiştiğini söyledi.
Blumenthal, bu savaşın Mossad hücrelerinin İran içinde drone saldırıları, araç bombalamaları ve suikastlar gerçekleştirmesiyle başladığını ileri sürdü. Ayrıca Ocak ayındaki olaylarda polis merkezlerinin, rejim değişikliği hedefleyen ve keskin nişancı tüfekleri, otomatik silahlar ile pompalı tüfekler kullanan eğitimli militanlarca hedef alındığını iddia etti.
Cenaze sırasında 10 milyon kişinin sokakta olduğunu ve sabotaj kaygısının yüksek olduğunu söyleyen Blumenthal, bir Amerikalı olarak sokaklarda tek başına dolaşmasının akıllıca olmayacağını belirtti. Basın vizesi aldığını, bu vizeyle güvenlik kontrollerinden geçmesini sağlayan bir kart edindiğini ve İran’da gazetecilerin ihtiyaç duyduğu türden bir rehber-tercümanla çalıştığını söyledi.
"Editoryal özgürlüğüm ve bağımsızlığım hâlâ vardı, ancak güvenlik durumu kesinlikle artık farklı," diyen Max Blumenthal, saldırıya uğrayan bölgelerde yerel halkla doğrudan konuşabildiğini ekledi. İran hükümetinin notlarını ya da elektronik cihazlarını inceleyip incelemediği sorulduğunda ise bunun ne girişte ne çıkışta yaşandığını, yalnızca rutin güvenlik kontrollerinden geçtiğini söyledi.
ABD’ye dönüşte sorgu ve telefonlara el konulması
Blumenthal, ABD’ye dönüşte yaşadıklarını anlatırken hikâyenin İran’a varışıyla başladığını söyledi. Canary Mission adlı grubun kendisini hedef almaya başladığını, bu grubun 2015’te ABD’deki üniversite öğrencilerinin Filistin dayanışması faaliyetleri nedeniyle ifşa edilmesi ve kariyer zararı görmesi amacıyla kurulduğunu savundu. Grubun arkasındaki yapının daha sonra ortaya çıkarıldığını, Jerusalem merkezli Megumat Shalom adlı kâr amacı gütmeyen kuruluşla bağlantılı olduğunu ve bunun İsrail propaganda ve istihbaratının bir kolu gibi işlediğini ileri sürdü.
Blumenthal, Canary Mission’ın kendisini Khamenei’yi “onurlandırmak” için İran’a gitmiş bir aşırılık yanlısı gibi gösterdiğini, oysa kendisinin haber yapmak için orada bulunduğunu söyledi. Tarafsız olmadığını, görüşlerinin bilindiğini, ancak yaptığı şeyin gazetecilik olduğunu vurguladı.
Laura Loomer’ın da kendisini hedef aldığını söyleyen Blumenthal, Loomer’ın Trump’ın yakın çevresinde etkili olduğunu, İran konusunda uyarıda bulunan Nate Swanson gibi yetkililerin görevden alınmasında rol oynadığını iddia etti. Loomer’ın kendisinin dönüş uçuşunda tutuklanmasını, Marco Rubio’nun pasaportunu iptal etmesini, Kash Patel’in emriyle evinin sabah 5’te basılmasını istediğini ve cenazedeki herkesin ABD askeri saldırısında öldürülmesi çağrısı yaptığını ileri sürdü.
ABD’ye varınca ikincil sorguya alındığını söyleyen Blumenthal, soruların bu İsrail yanlısı unsurların kendisine yönelttiği suçlamalarla örtüştüğünü belirtti. İran’da röportaj yapmak için para alıp almadığının sorulduğunu, bunun “saçma” olduğunu ifade etti. Yetkililerin suç faaliyetine dair açık bir kanıt sunmadığını, buna rağmen telefonlarına el koyduklarını söyledi. Dizüstü bilgisayarına ya da dijital kamerasına el konulmamasını da çelişkili buldu.
Dava, anayasal haklar ve daha geniş baskı çerçevesi
Blumenthal, yaşadığını “arama izni olmadan el koyma” olarak niteledi. Amerikan Anayasası’nın First Amendment (Birinci Değişiklik) kapsamındaki ifade özgürlüğü ve Fourth Amendment (Dördüncü Değişiklik) kapsamındaki arama ve el koymaya karşı korunma haklarının ihlal edildiğini söyledi.
"Bu, benim haklarımın ve herhangi bir gazetecinin haklarının ihlaliydi," diyen Max Blumenthal, American-Arab Anti-Discrimination Committee’nin yeni başkanı Janine Younes liderliğinde, DHS Secretary Mark Wayne Mullen’a karşı telefonlarının iadesi için dava açıldığını belirtti. Dava açıldıktan kısa süre sonra Customs and Border Protection’dan cihazlarını almaya gelmesi için telefon aldığını söyledi. Bunun dava ve medya ilgisiyle bağlantılı olduğunu düşündüğünü ekledi.
Napolitano, cihazların geri verilmiş olmasının davayı sona erdirmediğini belirtti. Blumenthal da aynı görüşteydi: Telefonlarından alınmış kopyaları, aktarılmış verileri ve kaynakları ile yöntemlerine dair çıkarılmış olabilecek her şeyi geri istediklerini söyledi.
"Bu örnekte, Anayasa’yı, özellikle de ifade özgürlüğünü güvence altına alan Birinci Değişiklik’i ve izinsiz arama ve el koymaya karşı koruyan Dördüncü Değişiklik’i umursamayan bir hükümetin mağdurusun," diyen Andrew Napolitano, sürecin nasıl gelişeceğini takip etmek istediğini ifade etti.
Blumenthal, havalimanında yaklaşık iki buçuk saat tutulduğunu söyledi. "Bence keşif süreci, tacizimi İsrail ya da İsrail destekli unsurların tetiklediğini gösterecek," diyen Max Blumenthal, bunun ABD hükümeti üzerindeki “işgal” niteliğinde bir etkiyi gösterdiğini savundu. İsrail yanlısı unsurların Trump’ı İran’a karşı “başarısız” ve ekonomik zarar veren bir savaşa ittiğini ileri sürdü. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın Cuba’nın ABD hükümetinin en üst kademelerine sızdığına ilişkin yeni açıklamasını, İsrail’in mevcut yönetim üzerindeki etkisini örtmeye dönük bir dikkat dağıtma hamlesi olarak yorumladı. Ona göre bu tür belgeler, ABD’de savaş karşıtı faaliyete yönelik “anayasa dışı büyük bir baskı” için zemin hazırlıyor.