Chaz Freeman: “ABD Hürmüz’de Kapıyı Kilitledi, İran Yıpratma Savaşında Daha Avantajlı”
İngilizce yapılan bu podcast bölümünde sunucu Glenn, 18 Nisan 2026 tarihinde eski ABD savunma bakan yardımcısı Chaz Freeman ile İran, Hürmüz Boğazı, İsrail, Lübnan, Çin ve ABD dış politikasındaki diplomasi eksikliği üzerine konuştu. Freeman, Washington’ın Batı Asya’daki krizleri askeri baskı ve kamuoyu manipülasyonu üzerinden yönetmeye çalıştığını, buna karşılık İran ve Çin’in diplomatik ve stratejik olarak daha sabırlı davrandığını savundu.
Hürmüz Boğazı ve ABD’nin Diplomasi Sorunu
Glenn, Freeman’ın 1970’lerde Henry Kissinger’ın Çin temaslarında tercümanlık yaptığını, Suudi Arabistan’da ABD büyükelçisi olarak görev yaptığını ve Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenlik mimarisinin şekillenmesinde rol aldığını hatırlatarak başladı. Sunucu, bugün ABD’nin Rusya, Çin ve İran’la aynı anda karşı karşıya olduğunu, Amerikan siyasi sınıfının artık barıştan çok rakipleri yenmekten söz ettiğini söyledi.
Freeman, Batı Asya’daki çözülmenin uzun süredir devam ettiğini belirtti. Ona göre bugünkü durumun merkezinde ABD’nin diplomasi anlayışını kaybetmesi var. "Belki de ABD artık diplomasiyi anlamıyor; anladığımıza dair hiçbir kanıt yok," diyen Chaz Freeman, Washington’ın deneyimli diplomatlar yerine başkanın yakın çevresini, damadını ya da başkan yardımcısını sonuçsuz girişimler için sahaya sürdüğünü savundu.
Freeman’a göre İran ise diplomasiyi hâlâ anlıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kendi kontrol koşulları altında kısmen açarak Donald Trump’a "zafer ilan edip çıkma" fırsatı verdiğini söyledi. Bu adımın, boğazın uzun vadeli yönetimine ilişkin bir toplantı ya da konferansın önünü açabileceğini belirtti. Ancak Washington’ın bunu çıkış stratejisi olarak değil, Amerikan ablukasını sertleştirmek için kullandığını söyledi.
Freeman, İran’ın bu nedenle açılımını geri çektiğini ve boğazın yeniden fiilen kapalı hale geldiğini ifade etti. "İran kapıyı hafifçe araladı ve kapının ardından baktı; dost gördüğünde ödeme karşılığında açacak, dost görmediğinde kapatacaktı," diyen Freeman, Trump’ın yanıtını "kapıyı kapatıp kilitlemek" olarak niteledi. Ona göre bu tercih dünya ekonomisi üzerindeki baskıyı en üst düzeye çıkarıyor, küresel resesyon riskini artırıyor ve ABD’de benzin fiyatlarını yükselterek Trump’ın ara seçimler öncesindeki iç siyasi risklerini büyütüyor.
Freeman, Trump’ın İran’ın "her şeyi kabul ettiği" yönündeki açıklamalarını da gerçeklikten kopuk buldu. İran’ın hiçbir şeyi kabul etmediğini söylediğini aktaran Freeman, "Bir Amerikalı olarak üzülerek söylüyorum, bu konuda İran’ın inandırıcılığı ABD’ninkinden çok daha yüksek," değerlendirmesinde bulundu.
Körfez Ülkeleri, Suudi Arabistan ve Petrol Şoku
Glenn, Körfez ülkelerinin bundan sonra nasıl davranacağını ve Suudi Arabistan’ın savaşa katılma ihtimalini sordu. Freeman, Suudilerin ablukayı onaylamadığını ve sona ermesini istediğini söyledi. Suudi Arabistan ile İran dışişleri bakanlarının yakın zamanda en az bir kez görüştüğünü aktardı.
Freeman’a göre Gulf Cooperation Council (Körfez İşbirliği Konseyi) içinde Suudi Arabistan en iyi konumda. Kuveyt ve Katar Basra Körfezi’nde izole durumda; United Arab Emirates (Birleşik Arap Emirlikleri) Amerikan ve İran ablukaları arasında sıkışmış durumda; Oman ise büyük ölçüde muaf olsa da belirleyici bir oyuncu değil. Suudi Arabistan ise Kızıldeniz’e erişimi sayesinde Kuveyt ve Katar’ın ihracat ve ithalatı için ana geçit haline gelmiş durumda.
Freeman, İran’ın gerekirse Ansarallah/Houthis’i yeniden Bab el-Mandeb’i ve Kızıldeniz’i kapatmaya çağırabileceğini söylediğini aktardı. Buna rağmen Suudi Arabistan’ın Yanbu limanı üzerinden günde yaklaşık altı ila yedi milyon varil petrol ihraç etmeye devam ettiğini belirtti. İran’ın Suudi Arabistan’daki doğu-batı boru hattı üzerindeki bir pompa istasyonunu vurduğunu, bunun onarıldığını, ancak bunun "gerekirse Suudi ihracatını da durdurabiliriz" anlamında bir uyarı atışı olduğunu söyledi.
Petrol piyasasının ise boğaz açılsa bile ciddi bir şok yaşayacağını belirtti. Gemilerin varış noktalarına ulaşmasının üç hafta ila bir ay sürdüğünü, dünyanın alternatif enerji kaynakları aradığını söyledi. Freeman’a göre bu durum Rusya’nın işine yarıyor; Rusya yeniden yaptırımlardan muaf tutuluyor ve petrol ihracatını artırabiliyor. Venezuela üzerindeki Amerikan kontrolü için de fırsat doğabileceğini, ancak Venezuela üretim ve ihracatında henüz önemli bir artış görülmediğini ifade etti.
ABD ve İsrail’in Hedefleri
Freeman, ABD ve İsrail’in bu süreçte ortaya koyduğu farklı hedeflerin hiçbirine ulaşılmadığını savundu. İran’ın nükleer silah programından uzaklaştırılmak yerine ona itildiğini, rejim değişikliği değil rejim konsolidasyonu yaşandığını söyledi. İran’ın füzelerinin tükenmediğini, gerekirse İsrail’i ve komşularını yeniden bombalamaya yetecek stoklara sahip olduğunu ileri sürdü.
"Hürmüz Boğazı açıktı; şimdi kapalı ve İran kontrolü altında," diyen Freeman, İsrail’in Güney Lübnan’da hedeflerine ulaşamadığını, bunda Donald Trump’ın itirazının kilit faktör olduğunu savundu. Trump’ın bir yandan ABD’de savaşın sürmesini isteyen Siyonist bağışçılarıyla, diğer yandan Benjamin Netanyahu’nun savaşı sürdürme isteğiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ayrıca Epstein dosyaları üzerinden İsrail’in Trump üzerinde baskı kurduğunu iddia etti.
Freeman, ABD donanmasının önemli bir bölümünün Arabian Sea (Arap Denizi) ya da Gulf of Oman’da (Umman Körfezi) ablukaya katıldığını, ancak gemilerde koşulların hızla bozulduğuna dair raporlar geldiğini söyledi. Mürettebatın temel ihtiyaçlara erişimde zorlandığını, yiyeceklerin azaldığını ve sistemlerin bozulduğunu iddia etti. Bu nedenle uzun süreli bir ablukanın sürdürülebilir olmadığını savundu.
Sosyal Medya Diplomasisi ve “Fantezi Dış Politika”
Glenn, ateşkesin koşullarına dair ortak bir belge bulunmadığını, önce İran’ın 10 maddelik planından söz edildiğini, sonra bunun unutulduğunu, Lübnan’ın ateşkese dahil olup olmadığı konusunda anlaşmazlık yaşandığını ve Trump ile İranlıların sosyal medya üzerinden birbirini yalanladığını belirtti. Bu süreci "Twitter’da tartışan ergenler"e benzetti.
Freeman, bunun olağan olmadığını söyledi. "Bu, ciddi bir anlayışa varma çabası yerine medya manipülasyonuyla yürütülen fantezi dış politikanın bir başka örneği," diyen Freeman, aynı örüntünün Ukrayna, Gaza (Gazze), Lebanon (Lübnan) ve İran dosyalarında görüldüğünü savundu. Ona göre ortada gerçek bir mutabakat yokken anlaşma ilan etmek alışılmış bir diplomatik yöntem değil.
Islamabad’daki JD Vance, Mohammad Bagher Ghalibaf ve Abbas Araghchi görüşmesini de gerçek müzakere değil, müzakere varmış görüntüsü veren Amerikan performansı olarak niteledi. İran heyetinin 70 kadar kişiyle, teknik kadrolarla ve Tahran’daki makamların yetkisiyle geldiğini; Amerikan tarafının ise siyasi bağlantıları güçlü ama uzmanlığı zayıf kişilerden oluştuğunu söyledi. Bu heyetin esasen etkili bir baskı gücü olmayan bir ültimatom sunduğunu belirtti.
Freeman’a göre ABD, Clausewitz ya da Sun Tzu’nun anladığı anlamda siyasi sonuç üretmek yerine düşmana zarar vermeyi zaferle karıştırıyor. İran’ın ise Muhammad Ali’nin "rope-a-dope" stratejisine benzer şekilde cezaya dayanıp rakibini yormaya çalıştığını savundu.
Çin’in Rolü ve Uluslararası Sistem
Glenn, Çin’in sessiz ve temkinli tutumunu, İran petrolünün Çin’e ulaşmasının engellenmesini ve Çin bankalarına yaptırım tehditlerini sordu. Freeman, Çin’in birçok çıkarı olduğunu söyledi. Bunların başında UN Charter (BM Şartı), uluslararası hukuk ve uluslararası sistemin savunucusu olarak konumlanması geldiğini ifade etti.
"Çin, ABD’nin yıktığı uluslararası düzenin savunucusu olarak küresel imaj kazanıyor," diyen Freeman, ABD’nin ise bu sistemi tahrip eden taraf gibi göründüğünü söyledi. Ona göre ABD, Hürmüz üzerinden fiilen dünyadaki her ülkeye ekonomik savaş ilan etmiş durumda. Bu nedenle Çin’in ABD’nin kendisini izole etmesini ve eski dostlarını düşmana çevirmesini izlemesi şaşırtıcı değil.
Freeman, Çin’in enerji krizi karşısında zayıf olmadığını savundu. Çin’in yenilenebilir enerji liderliği, kömür rezervleri ve büyük stratejik petrol rezervi sayesinde krizi yönetebileceğini söyledi. Bununla birlikte Çin’in diesel ve jet yakıtı ihracatını durdurmasının Güneydoğu Asya’daki bazı ilişkilerine zarar verdiğini ekledi.
Freeman ayrıca krizin Çin’i Rusya’ya yaklaştırdığını belirtti. Power of Siberia doğalgaz boru hattının artık daha ciddi biçimde ilerletildiğini, Çin ve Rusya’nın stratejik konularda sık görüştüğünü ve UN (Birleşmiş Milletler) dahil çeşitli platformlarda birlikte hareket ettiğini söyledi. Pakistan’ın da Çin’le korunan devlet ilişkisi sayesinde Washington ile Tahran arasında mesaj taşıyan temel aracı konumuna geldiğini belirtti.
Kuşak ve Yol, Altyapı Saldırıları ve Yeni Jeopolitik
Glenn, İran’ın Belt and Road Initiative (Kuşak ve Yol Girişimi) açısından önemli bir düğüm olduğunu, ABD ve İsrail saldırılarının demiryollarını, limanları ve hem Çin’in hem de Rusya-İran-Hindistan arasındaki International North-South Transport Corridor (Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru) bağlantılarını etkilediğini söyledi. Bunun kasıtlı olup olmadığını sordu.
Freeman, bunun hem Kuşak ve Yol’a darbe hem de İran ekonomisinin dayanaklarını yok etme girişimi olduğunu söyledi. Caspian Sea (Hazar Denizi) kıyısındaki bir limanın vurulmasını buna örnek verdi. Çin’in deniz trafiğindeki risklere karşı Central Asia (Orta Asya) rotalarına daha fazla odaklandığını, Türkmenistan’dan Çin’e uzanan boru hattının İran gaz takasıyla desteklenebileceğini belirtti. Böylece İran’ın enerji ihracatında kuzeye açılan bir çıkışı olduğunu ve tamamen Basra Körfezi’ne sıkışmadığını vurguladı.
Freeman’a göre savaşın daha geniş etkilerinden biri, ülkelerin ekonomilerini elektrifikasyona yöneltmesi ve ithal petrol-gaza bağımlılığı azaltmak istemesi olacak. Bu da solar, wind, nuclear, hydro ve electric vehicles alanlarında lider olan Çin teknolojisi için büyük pazar yaratıyor.
"Hiç kimse dünyanın en güçlü donanmasının seyrüsefer serbestisi ilkesini ihlal ettiğini gördükten sonra bu ilkeye yeniden güvenmeyecek," diyen Freeman, ABD’nin Hürmüz ablukasının ateşkesi ihlal ettiğini ve savaş eylemi olduğunu savundu.
Lübnan, Hezbollah ve İsrail’in Stratejisi
Glenn, Lübnan meselesini ve İsrail’in Güney Lübnan’da büyük bir işgal hedefleyip hedeflemediğini sordu. Freeman, İsrail hükümetinin özellikle Trump’ın müdahalesinden rahatsız olduğunu söyledi. Trump’ın bunu İsrail’le kamuoyu önünde istişare etmeden sosyal medyada duyurduğunu, ancak muhtemelen özel bir uyarı da gönderildiğini değerlendirdi.
Freeman, Lübnan hükümetinin meşruiyetini tartışmalı gördüğünü söyledi. Fransız sömürge döneminden kalan mezhepsel yapıya göre cumhurbaşkanının Maronite Christian (Maruni Hristiyan), meclis başkanının Shia (Şii) olduğunu, ancak demografinin değiştiğini ve Şiilerin Lübnan siyasetinde ana güç haline geldiğini belirtti. Hezbollah’ın yalnızca silahlı güç değil, önemli siyasi otoriteye sahip bir hareket olduğunu söyledi. Kendisinin Hezbollah’dan hoşlanmadığını, birçok bakımdan "faşist" bulduğunu, ancak Lübnan devletinin sağlayamadığı bazı işlevleri yerine getirdiğini belirtti.
Freeman’a göre İsrail’in amacı Hezbollah’ı yok etmek ve silahsızlandırmak. Böylece Lübnan’daki askeri operasyonlarının önündeki engeller kalkacak. İsrail’in Güney Lübnan’da nehirler üzerindeki köprüleri havaya uçurduğunu, bölgeyi ülkenin geri kalanından kopardığını ve Gaza modelini uyguladığını savundu: altyapının yok edilmesi, vurulabilen kişilerin öldürülmesi ve halkın yerinden edilmesi.
Freeman, Gaza’dan farklı olarak Lübnanlıların gidebilecekleri yer olduğunu, ancak şimdi geri dönmeye başladıklarını söyledi. İsrail’in Gaza’daki "yellow line" (sarı hat) benzeri görünmez bir sınır kurduğunu ve bu sınırı geçenleri "terörist" sayarak vurduğunu ileri sürdü.
"Güney Lübnan’da gördüğümüz şey Gaza’nın tekrarıdır," diyen Freeman, bunun Gaza’nın bir istisna değil, İsrail’in ilhak etmek istediği alanlara uygulamayı planladığı bir model olduğunu gösterdiğini savundu.
Trump’ın Çıkış Arayışı ve Piyasalar
Freeman, Trump’ın İran savaşında İsrail hedeflerini uygulamak üzere angaje olduğunu, ancak ABD’nin bu savaşta net hedefleri olmadığını söyledi. Trump’ın şimdi bu krizden çıkmak istediğini savundu. New York emlak dünyasından gelen iki refleksinden söz etti: baskı, zorbalık ve iflas ilan edip yükümlülüklerden uzaklaşma.
Freeman’a göre Trump, İran’ın boğazı açma hamlesini zafer ilan etmek için kullanabilirdi. "Onları korkuttum, irademi kabul ettirdim, boğazı açmak zorunda kaldılar" diyebilir ve Nobel Peace Prize (Nobel Barış Ödülü) talep edebilirdi. Bunu yapmamasının, Freeman’a göre İsrail yanlısı çevrelerin hâlâ politikayı yönlendirdiğini düşündürdüğünü söyledi.
Glenn ise Trump’ın açıklamalarıyla petrol fiyatlarını yaklaşık 15 dolar aşağı çekebilmesini olağanüstü bulduğunu belirtti. İranlıların, gerçekliğin sosyal medya paylaşımlarıyla değil sahada şekillendiğini söylediğini aktardı. Freeman da piyasaların Trump’ın açıklamalarına duyduğu inancı "saflık" olarak niteledi.
Bölümün sonunda Freeman, yeterince konuştuğunu söyleyerek Glenn’e farklı görüşlere erişim sağlama çabasını sürdürmesi çağrısında bulundu. Glenn de Freeman’a cumartesi gününü ayırdığı için teşekkür ederek yayını kapattı.
Giriş ve Genel Çerçeve
Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün 18 Nisan 2026 ve eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Chaz Freeman bizimle. Tekrar geldiğiniz için teşekkür ederim. Sizi görmek her zaman güzel, dostum.
Chaz Freeman: Seni görmek de güzel, Glenn; burada olmak da.
Glenn: Sizin, görünen o ki dünyadaki bütün büyük kriz noktalarında epey diplomatik ve siyasi deneyiminiz var. 1970’lerde Kissinger ile birlikte China’da tercüman olarak bulundunuz. ABD’nin Saudi Arabia büyükelçisiydiniz. Ayrıca Soğuk Savaş sonrası Europe güvenlik mimarisinin tasarlanmasında da kilit bir rol oynadınız.
Bu yüzden, içinde yaşadığımız dönemi anlamak için sizin bakış açınızı almak istiyordum. Çünkü şu anda çok fazla diplomasimiz olduğunu hissetmiyorum. Russia ile savaşıyoruz, China ile savaşıyoruz, Iran ile savaşıyoruz ve her durumda varsayım hep rakiplerimizi yenmemiz gerektiği yönünde. Siyasi sınıfımız artık barıştan söz etmiyor. Diplomasiye dair bir öneri varsa, bu genellikle askerlerden geliyor, diplomatlarımızdan değil. Görünen o ki yalnızca “güç yoluyla barış” peşindeyiz; bu da savaşmak anlamına geliyor.
Bir adım geri çekersek, tüm bu bölgelerin aynı anda çözülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Batı Asya ve Hürmüz Boğazı
Chaz Freeman: İyi soru.
Glenn: Evet.
Chaz Freeman: Batı Asya’da, ki günün konusu elbette bu, çözülme aslında epey zamandır devam ediyor. Ama şunu görüyorum: şu anda sahadaki durum konusunda büyük bir kafa karışıklığı var. Esasen belki de United States artık diplomasiyi anlamıyor. Anladığımıza dair hiçbir kanıt yok.
Önemli işler yapmaları için kesinlikle deneyimli diplomatlar göndermiyoruz. Dostları ya da başkanın damadını gönderiyoruz, sonuç yok. Başkan yardımcısını gönderiyoruz, sonuç yok. Ama Iranians diplomasiyi açıkça anlıyor. Az önce Donald Trump’a zafer ilan edip çıkması için bir fırsat verdiler: Hormuz Strait’i, elbette kendi kontrolleri altında, açarak.
Bu, Hormuz Strait’in uzun vadeli yönetim sistemi üzerine bir toplantının, belki de bir konferansın zeminini hazırlayabilirdi. Iran’ın buradaki çıkarlarının dikkate alınması gerektiği açık. Biz ne kadar, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile kurulmuş önceki rejimi tercih etsek de bunlar görmezden gelinemez. Bu rejim giderek daha fazla görmezden geliniyor; kesinlikle United States tarafından ve şimdi de Iran tarafından.
Bu kontrollü koşullar altında boğazın açılmasına verilen yanıt bir çıkış stratejisi olmadı; bunun yerine boğaza yönelik American ablukasının ikiye katlanması oldu. Iran da açılımını geri çekti ve şimdi yeniden fiili kapanış durumuna döndük.
Bunun birkaç tuhaf yanı var. Öncelikle boğazı bir tür kapı gibi düşünürseniz, Iran kapıyı biraz aralık bıraktı ve kapının ardından bakıyordu. Bir dostun geldiğini görseydi, ödeme karşılığında kapıyı açacaktı. Dost olmayan birinin geldiğini görseydi kapıyı kapatacaktı.
Donald Trump’ın buna yanıtı esasen tamamen irrasyoneldi. Kapıyı kapatıp kilitlemek, hatta asma kilitlemek oldu. Bu, dünyadaki her ekonomi üzerindeki baskıyı azamiye çıkarıyor. Temelde küresel ekonomiyi resesyona sürükleyecek. American tüketiciler için benzin fiyatlarının yükselmesini garanti ediyor; bu da başkanın ara seçimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde birincil kaygısı.
Ve karakteristik olarak bu meseleyi kamuoyuna dönük büyük laflarla ve gerçeklikten tamamen kopuk görünen açıklamalarla ele aldı. Örneğin şimdi Iran’ın her şeyi kabul ettiğini iddia ediyor. Eğer Iran herhangi bir şeyi kabul ettiyse, o zaman biz neden yaptığımız şeyi yapıyoruz? Neden konuşmuyoruz? Iran hiçbir şeyi kabul etmediğini söylüyor. Bu konuda, bir American olarak üzülerek söylüyorum, Iran’ın güvenilirliği United States’inkinden çok daha yüksek.
Şimdi ne olacağını bilmiyoruz. Ama ablukaya devam edilmesinin olası açıklamalarından biri şu: Trump administration bu hafta sonu bir tür askerî patlamayla sahneye çıkmayı planlamış olabilir. Birçok kişi böyle planların olduğunu bildirdi. Iran da temelde boğazın açılması yönünde bir teklif sunarak bu planları bozdu.
Bölgesel Ateşkes ve Zaman Kazanma
Chaz Freeman: Buradan nereye gideriz? Er ya da geç bir tür müzakere olmak zorunda. Şunu söylemem gerekir: Görünüşe göre en azından kısmen çözülen bir konu var; o da Lebanon’ın bir süre önce ilan edilen sözde ateşkesin parçası olup olmadığı tartışması. Cevap evet, parçası. Donald Trump artık Israel’in orada daha fazla saldırgan operasyon yürütmesini yasakladı.
Bu, bu arada Israelis’in Lebanon’daki yeni sözde ateşkesi ihlal etmesini durdurmuyor. Ama Iran’ın, yalnızca United States ile Iran ya da Israel ile Iran arasında değil, bölge çapında bir barış için bir tartışma ve düzenleme yapılması şartına yanıt veriyor.
Ne olacağını bilmiyorum. Benim hissim şu: iki taraf da zaman kazanmaya çalışıyor. Bu yarışta Iran’ın United States’e göre kazanma ihtimali daha yüksek. Hormuz Strait’in ötesinde denizde çok büyük miktarda petrolü var ve bunu satabilir. Yakın zamanda gelirden mahrum kalmayacak.
Bu arada petrol piyasası da değişti. India az önce Iranian petrolünün ödemesini Chinese yuan ile yaptı. Dolayısıyla bunun bir sonucu olarak petrodolar düzenlemesinin çözülmesine bakıyoruz.
Ama asıl mesele şu: United States Navy’nin önemli bir bölümü şu anda Arabian Sea ya da Gulf of Oman’da abluka yürütüyor. Gemilerdeki koşulların hızla kötüleştiğine dair haberler alıyoruz. Mürettebatın temel ihtiyaçlara erişimi olmadığı, yiyeceklerin tükendiği, sistemlerin arızalandığı söyleniyor. Bu, bir ablukayı uzun vadede sürdürmek için uygun bir formül değil.
Bence şu anda bu yıpratma savaşında Iran, United States’ten daha iyi konumlanmış görünüyor. Burada durayım.
Körfez Devletleri ve Saudi Arabia’nın Konumu
Glenn: Gulf States açısından bakarsak, bundan sonra muhtemel stratejilerini nasıl görüyorsunuz? Ablukaya çok inançları var mı, yoksa daha aktif bir katılım mı gösterecekler? Örneğin Saudi Arabia’nın savaşa katılma ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Chaz Freeman: Saudis ablukayı onaylamadıklarını oldukça net biçimde söylediler. Bunun sona erdirilmesini istediler. Tehran ile temas halindeler. Saudi Arabia ve Iran dışişleri bakanları yakın zamanda en az bir kez görüştüler.
Saudi Arabia aslında Gulf Cooperation Council içindeki herhangi bir ülkeden daha iyi konumda. Kuwait ve Qatar temelde Persian Gulf içinde izole durumda. Emirates, American ve Iranian ablukaları arasında sıkışmış durumda. Oman ise temelde ikisinden de muaf, ama büyük bir oyuncu değil.
Saudi Arabia şu anda hem Kuwait hem de Qatar’ın ihracat ve ithalatı için ana kanal durumunda, çünkü Red Sea’ye erişimi var. Iranians elbette gerekirse Ansar Allah, yani Houthis’e yeniden Bab el-Mandeb’i kapatma ve Red Sea’yi abluka altına alma çağrısı yapacaklarını ilan ettiler.
Bu yüzden Saudis, komşuları gibi ciddi baskı altında. Ama şu ana kadar Saudi Arabia, Yanbu limanı üzerinden günde yaklaşık altı ya da yedi milyon varil petrol ihraç etmeye devam ediyor. Iran, Saudi Arabia’daki doğu-batı boru hattı üzerindeki bir pompa istasyonunu vurmuştu. Ama bu onarılmış gibi görünüyor. Ben bunu, gerekirse Iran’ın Saudi ihracatını da kapatabileceğine dair bir uyarı atışı olarak görüyorum.
Bu arada, boğaz fiilen açılsa ve gemiler zorluk yaşamadan geçiyor olsa bile küresel petrol piyasası büyük bir şokla karşı karşıya. Çünkü bu gemilerin varış noktalarına ulaşması üç hafta, bir ay sürer. Dünyanın dört bir yanında alternatif enerji kaynakları için umutsuz bir arayış var.
Bu, Russia için çok iyi işliyor. Russia bir kez daha yaptırımlardan muaf tutuldu ve bu nedenle petrol ihracatını artırabiliyor. Bu aynı zamanda American control of Venezuela için de bir nimet olabilir. Ama Venezuelan üretim ve ihracatında henüz kayda değer bir artış görmedik.
Dolayısıyla Donald Trump, Persian Gulf’un kapısını asma kilitle kapatmayı seçerek hem iç politikada hem de uluslararası alanda muazzam bir risk alıyor.
American Çıkarları ve Olası Uluslararası Rejim
Chaz Freeman: Şunu da belirtirim: Eğer tamamen American çıkarlarının peşinden gitseydiniz, Batı Asya’da gerçekten “America First” olsaydı, boğazın açılmasını kabul eder ve bunu bir başlangıç bahanesi yapardınız. Tıpkı Israelis ile Palestinians arasında yalnızca Batılıların zihinlerinde var olan hayali barış süreci gibi. Yani etkili müzakereler yoktu ama barış süreci, şiddete başvurmamak için bir bahane haline gelmişti.
Aynı şey Persian Gulf’ta, Hormuz Strait konusunda da olabilir. Bu mesele hakkında ciddi bir toplantı ne zaman yapılırsa, o zaman Iran ile üzerinde uzlaşılmış bir tür uluslararası rejim gerekecek. Sanırım Dardanelles Treaty gibi bir şey. Yani Iran’ın boğazın yönetimindeki rolünü tanıyan, ama orada mutabık kalınmış angajman kuralları ve Iran gücünün şu anda gördüğümüz türden kötüye kullanılmasını engelleyecek bir düzenleyici mekanizma oluşturan bir şey.
Her halükârda temel nokta şu: United States ve Israel’in ortaya koyduğu farklı ve değişken hedeflerin hiçbirine ulaşılamadı. Bana göre Iran bir nükleer silah programından uzaklaştırılmak yerine ona itilmiş oldu. Rejim değişikliği yaşanmadı. Rejim konsolidasyonu yaşandı.
Füzeleri tükenmiş değil. Gerekirse Israel’i ve komşularını yeniden bombardımana tutmak için bol miktarda füzesi var. Açık olan Hormuz Strait şimdi kapalı ve Iranian control altında. Israel güney Lebanon’da istediğini gerçekleştiremedi ve ilginç biçimde burada Donald Trump’ın muhalefeti kilit faktördü.
Bu da Donald Trump’ın aldığı son kumar. Şimdi United States’te savaşın devam etmesini isteyen, Netanyahu’nun savaşın sürmesi arzusunu destekleyen Zionist bağışçıları ile Epstein files üzerinden kendisine şantaj yapan Israeli şantajcıları arasında sıkışmış durumda. Netanyahu’ya ve Israeli government’a karşı bu meydan okumayı ne kadar sürdürebilir, göreceğiz. Bu da saatlerin United States lehine işlemediği bir başka faktör.
Günümüz Diplomasisinin Hali
Glenn: Peki diplomasinin bugün yürütülme biçimi hakkında ne düşünüyorsunuz? Eskiden de böyle miydi? Çünkü ateşkes ilan edildiğinde, ateşkes koşullarına dair belgelerin her zaman yayımlanmadığını biliyorum. Ama önce bize bunun Iran’ın 10 maddelik planına dayanacağı söylendi; sonra o 10 maddelik plan hakkında bir daha hiçbir şey duymadık.
Lebanon’ın bu ateşkese dahil olup olmadığı konusunda anlaşmazlıklar vardı, Pakistan başbakanı dahil olduğunu ısrarla söylemesine rağmen. Bunun ardından, United States’in Iran’a abluka uygulamasının, bir savaş eylemi olduğu için ateşkesin ihlali olup olmayacağı konusunda da bir netlik olacağını varsayardınız.
Ama tüm bunlardan sonra bile, şimdi bütün müzakereleri Trump’ın sosyal medyaya taşıdığını ve bu mesajları gönderdiğini görüyoruz. Abluka açık, tekrar devreye sokulmayacak. Iranians bütün nükleer materyallerinden vazgeçecek. Kısa süre sonra Iranians da yine sosyal medyadan iletişim kurarak bunların aslında hiçbirinin doğru olmadığını söylüyor. Şimdi de US ablukasını kaldırmadığı için Iran, Hormuz Strait’i yeniden kapatıyor.
Bütün mesele çok kafa karıştırıcı. Ortak belgeler olmaması olağan mı? Ortaya konulabilecek bir şey olmaması? Çünkü şu anda Twitter’da tartışan ergenler gibi görünüyor. Pek anlamlı değil.
Chaz Freeman: Bu, hayali dış politikanın bir başka örneği. Yani diğer tarafla ciddi bir anlayışa varma çabası yerine medya manipülasyonu yoluyla dış politika. Bu örüntüyü tekrar tekrar gördük. Moscow’daki görüşmelerle Ukraine’de gördük. Gaza’daki sahte ateşkesle gördük. Şimdi Lebanon’da gördük. Iran ile de görüyoruz.
Hayır, bu olağan değil. Var olmayan bir anlaşmayı ilan etmek olağan değildir. Bu örneklerin hiçbirinde zihinlerin buluşması yaşanmadı. Bu da American diplomacy’nin girdiği amatörler çağını vurguluyor.
Elçilerimiz tamamen deneyimsiz, ilgilendikleri bölgeler hakkında bilgili değiller. Tarih, coğrafya ve benzeri konulardaki anlayışları bakımından acemiler; teknik gereklilikler açısından da yeterli değiller.
Islamabad Görüşmesi ve Müzakere Eksikliği
Chaz Freeman: Islamabad’da JD Vance ile Mr. Alibaf ve Iran dışişleri bakanı Arachi arasındaki toplantıda gördüğümüz şey bir müzakere değildi. Var olmayan bir müzakere varmış izlenimi yaratmayı amaçlayan American performatif bir eylemdi.
Iranian side, heyetlerinde yetmiş küsur kişiyle geldi. Görünüşe göre Tehran’daki otoritelerden, IRGC yani Islamic Revolutionary Guard dahil, ciddi bir müzakere yürütme ve anlaşmaya varma konusunda tam yetki almışlardı. Yanlarında meseleleri ayrıntılı biçimde tartışmaya hazır teknik personel vardı.
American side ise siyasi bağlantıları güçlü kişiler bakımından ağır, uzmanlar bakımından çok zayıftı. Esasen bir ültimatom sunmak için oradaydı; ama bu ültimatomun arkasında gerçekten etkili bir kaldıraç yoktu.
American delegation, United States’te bu konularda artık işleyen tek otorite olan Donald Trump’ın akıl almaz iddialarına boyun eğmek zorundaydı: bir şekilde United States savaşı kazanmıştı. Ölüm ve yıkımı, Clausewitzçi ya da Sun Tzu anlamında zaferle karıştırıyorlardı. O anlamda savaşın amacı, ilişkilerde ve politikalarda ayarlamalar sağlamaktır. Yani siyasi bir sonuçtur; yalnızca düşmanı parçalamak ve düşmana acı çektirmek değil.
Iran çok büyük miktarda cezaya dayanabileceğini ve savaşmaya devam edebileceğini gösterdi. Daha önce de belirttiğim gibi onun stratejisi Muhammad Ali’nin rope-a-dope stratejisiyle aynıydı: düşmanın sizi gücü yettiğince yumruklamasına izin vermek, onu yormak ve zayıflatmak, ardından kendi karşı önlemlerinizi ve karşı darbenizi vurmak için anı beklemek.
Şu anda bulunduğumuz yer burası. Iran bu bakımdan değişmedi. Hâlâ bunu yapabilir. Daha fazla ceza istemiyor, ama buna dayanabilir. Israel ve United States’in aynı şeyi yapma kapasitesine sahip olduğu net değil.
Her ikisinin de füzeleri önleme kabiliyeti büyük ölçüde azaldı. Iran, American büyük savaş gemilerini, uçak gemilerini beş-altı yüz mil, yani yaklaşık bin kilometre mesafede tutmayı başardı; çünkü Iran’a daha fazla yaklaşırlarsa saldırıya açık hale geliyorlar ve bundan kaçınıyorlar.
Belirttiğim gibi, ablukayı yürüten gemilerdeki durum görünüşe göre oldukça hızlı biçimde kötüleşiyor. Öte yandan Iran şimdi American ve Israeli bombardımanıyla tünelleri kapatılan depolanmış füze stoklarını ortaya çıkarıyor. Bunların ateşlenebilir hale getirilmesine hazırlanıyor.
Dolayısıyla bunun bir yıpratma savaşı olduğunu düşünüyorum ve biz böyle bir savaşa çok kötü uyarlanmış durumdayız. Harcadıklarımızı derhal yerine koyacak sanayi tabanına sahip değiliz.
Iran’ın yeraltında böyle bir sanayi tabanı olabilir. Buna sahip olduğuna dair her gösterge var. Yani burada tuhaf bir durumla karşı karşıyayız: dünyanın en güçlü ordusu ve Israel’deki yamağı, temelde yalıtılmış ve çok da güçlü olmayan bir Iranian ordusunun üstesinden gelemiyor.
Ama China’dan gelen oldukça güçlü bir arka plan da var ve Chinese tepkisini nasıl okuduğunuzu merak ediyordum; çünkü oldukça sessiz ve temkinliler, gerçi hep öyledirler. Bu daha barışçıl bir doğadan kaynaklanıyor olabilir ya da elbette zamanın kendi lehlerine işlediğini görüyor olabilirler; yani uluslararası sistemde çok fazla aksama yaratmamak gerektiğini düşünüyor olabilirler. Ama şu anda yapılan şeylerin çoğu Chinese tarafını hedef alıyor gibi görünüyor: China’ya giden Iranian petrolünün kesilmesi, ablukaya alınması; ya da şimdi Iranianların sözde terörist olduğu gerekçesiyle Chinese bankalarını veya Iran’la ticareti yaptırıma tabi tutma tehditleri. Scott Bessent gibi kişiler bile çıkıp Chinese tarafını uyarıyor; daha fazla Iranian petrolü alamayacaklarını söylüyor. Bu, US Navy’nin Chinese gemilerini, sivil gemileri petrol almaktan alıkoyması demek. Bu açık bir tırmanma ve sadece merak ediyorum, Chinese konumunu nasıl görüyorsunuz? Yani bu bir zayıflık göstergesi mi? US taleplerine bir ölçüde boyun eğmek zorunda mı kalacaklar, yoksa daha sert bir tutum almaya mı zorlanacaklarını düşünüyorsunuz? Her zamanki gibi özür dilerim, çok büyük bir soru oldu.
Epey soru var, evet.
Chinese tarafının burada risk altında olan çok sayıda çıkarı var. Başlıcasına siz değindiniz: onlar UN Şartı’nın, uluslararası hukukun ve uluslararası sistemin savunucusu olarak ortaya çıktılar. Buna karşılık United States bu sistemin yağmacısı konumunda. Chinese tarafının, kendilerini zenginliğe ve güce taşıyan bu sistemin korunmasında büyük çıkarı var. Bu, United States’in öncülük ettiği, United States’in sponsorluğunu yaptığı sistemdi; Pax Americana’ydı. Ama United States olmadan Chinese tarafı bunu küresel, çok taraflı bir sisteme oturtmak istiyor. Bu birinci nokta.
İkinci nokta şu: Chinese tarafının Persian Gulf’a erişimini sürdürmede elbette çıkarı var. Bu bakımdan gezegendeki herhangi başka bir ülkeden farklı değiller. Ve United States’in yaptığı şey özünde gezegendeki her ülkeye ekonomik savaş ilan etmek oldu. O halde Chinese tarafı neden arkasına yaslanıp United States’in kendini yalıtmasını ve eskiden dostlarının olduğu yerde düşmanlar yaratmasını izlemekten keyif almasın?
United States’te çok saçma koltuk stratejistliği yapılıyor; sanki China’nın varlığı tehlikedeymiş ya da Middle East’te yaptığımız şey China’ya ölümcül bir darbe veya stratejik bir gerileme olacakmış gibi. Ama bu doğru değil, birkaç nedenle doğru değil. Birincisi, Chinese tarafı yenilenebilir enerjideki liderliği, kömür yatakları ve ayrıca çok büyük stratejik petrol rezervi sayesinde herhangi bir krizi oldukça iyi atlatabilecek konumda. Bu China’ya bölgedeki bazı ilişkiler açısından maliyet getiriyor; çünkü dünya ve özellikle East Southeast Asia, Chinese dizel ve jet yakıtı ihracatına bağımlı hale gelmişti ve bunlar şimdi, sanırım “önce evdeki ihtiyaçlar” ilkesiyle askıya alındı. Yani China elbette zarar görecek; ama yaşayacağı acı düzeyini yönetebilir.
Buradaki ikinci unsur, China’nın Russia’ya daha da yaklaştırılmasıdır. Yıllardır tartışılan ama fiilen ilerletilmeyen Power of Siberia gaz boru hattı şimdi ilerletiliyor. Chinese ve Russians stratejik konularda sık sık görüşüyor ve UN’de ve başka yerlerde birlikte hareket ediyorlar.
Başka faktörler de var. China’nın Pakistan’la yakın ilişkisi, bir ittifak değil ama himaye edilen devlet ilişkisi diyebileceğimiz ilişkisi aktive edildi. Pakistan, en azından Tehran ile Washington arasında ve ters yönde mesaj taşıyan temel arabulucu olarak ortaya çıktı. Buna müzakere demek bence işi biraz zorlamak olur. Bu mesaj iletme. Ama çok önemli. Daha önce de belirttiğim gibi Pakistan ayrıca Egyptians, Turks ve Saudis’i bir toplantıda bir araya getirdi; bu da ona Beijing’e gidip Gulf’ta bir uzlaşı çabası için Chinese desteği alma yetkisi verdi. Ama aynı zamanda bölgede western, özellikle American bağımlılığından bağımsız bir askeri sanayi kompleksi geliştirmeyi planlama yetkisi de verdi.
Yani çok şey oluyor ve bunların hiçbiri Chinese nüfuzuna gerçekten zarar vermiyor. Aslında tam tersine, China küresel ölçekte imaj bakımından, dediğim gibi, United States onu yok ederken uluslararası düzenin savunucusu olarak ortaya çıkıyor. Bölgedeki ülkeler China’yı açıkça değerli bir muhatap olarak görüyor. Diplomatik olarak Hormuz Strait’in açılmasında büyük çıkarı var ve sonunda bu boğazı düzenlemek için ne yapılacaksa onun ayarlanmasında rol oynayacak.
Bunu sadece bariz bir noktaya değinerek bitireyim: Iran’ın Hormuz Strait’te yaptığını, Chinese tarafının Taiwan Strait’te yapabileceği Chinese anlayışından kaçmış olmayacaktır. Dolayısıyla bu iki yönlü işler. Bu karmaşıklık nedeniyle Iran’ı boğaz üzerindeki egemenliğinden mahrum bırakmaya başka herhangi bir ülke kadar ilgi duymayabilirler.
Görünüşe göre Donald Trump Beijing’e gidiyor. Ne olacağı net değil. Bunun tarihte büyük bir an olacağını iddia ediyor; ama onun için zaten her an görünüşe göre tarihte büyük bir an. Ne olacağını göreceğiz. Benim hissim şu: US-China ilişkisi asgari istikrarın peşinde ve başka hiçbir şeyin değil. Yani her iki taraf da diğeri için gereksiz sorun çıkarmaktan ya da diğerini potansiyel olarak felaket doğurabilecek bir şey yapmaya kışkırtmaktan kaçınmak istiyor. Bu da beni Chinese nakliyesinin Gulf’a ve Hormuz Strait’ten geçişine ilişkin soruya geri getiriyor. American ablukacılarının, nükleer silahlara sahip süper güçlerin gemileri söz konusu olduğunda angajman kurallarının ne olduğu benim için net değil. Umarım ne kadar ileri gitmeye hazır olduklarını asla öğrenmeyiz.
Son olarak, Iran’ın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve diplomasisine yönelik saldırılara Chinese tepkisi görünüşe göre doğrudan bir Chinese karşılığını tetikliyor. Bize China’nın Iran’a daha fazla hava savunma kabiliyeti sağlayacağı söyleniyor. Bu mantıklı olur. Muharip olmayan, tarafsız bir ülke olarak China’nın bunu yapma hakkıdır; United States’in World War II’ye yaklaşan yıllarda yaptığı lend-lease ve benzeri şeylere çok benzer. O dönemde tarafsızlığımızı ilan etmiş ama yine de Great Britain ve Europe’taki başka ülkeleri Nazis’e karşı savunma adına bir taraf tutmuştuk. Dolayısıyla Chinese tarafının Iran’ın hayatta kalmasında çıkarı olduğunu düşünüyorum; ama bu karmaşık bir çıkar, çünkü boğazların kontrolüyle bağlantılı hukuki meseleler var. Chinese tarafı büyük ölçüde UN Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne riayet ediyor. Davranışlarında bir sapma alanı var: antlaşmanın izin vermediği yerlerde düz esas hatlar uyguluyorlar. Bu teknik bir mesele; muhtemelen bunu dinleyen kimse öğrenmek istemez, o yüzden açıklamayacağım.
Yeterince adil. Ama China’nın Iran’daki kilit çıkarı sadece United States, petrol tedariki ve bunların ötesindeki daha geniş jeopolitik değil. Iran için kilit bir proje aynı zamanda Belt and Road Initiative’in, Eurasian kıtasını birbirine bağlayan bu devasa, trilyon dolarlık altyapı projelerinin geliştirilmesi oldu. En azından bunlardan biri; elbette başka projeleri de var. Ama Iran bunun içinde kilit bir düğüm gibi görünüyor. Ayrıca US ve Israelis’in çok sayıda demiryoluna ve limana saldırdığını fark ettim. Bunların bazıları Russia, Iran ve India’nın International North South Transportation Corridor’una uyuyor ya da onu etkiliyor gibi görünüyor; bazıları da China’nın Belt and Road Initiative’iyle bağlantılı, çünkü yine Iran önemli bir düğüm. Sizce bu, Eurasian güçlerini entegre eden bu daha büyük projelerin altını oymaya yönelik kasıtlı bir şey mi, yoksa sadece altyapının ekonomiyi ayakta tutmak ve orduları hareket ettirmek için kullanılmasından mı kaynaklanıyor? Bunu nasıl görüyorsunuz?
Bence ikisi de var: hem Belt and Road Initiative’e yönelik bir darbe hem de Iran ekonomisinin dayanaklarını yok etme çabası. Saldırılar arasında Caspian’daki bir limana yönelik olanın da bulunduğunu not ediyorum; bu liman doğu-batı Belt and Road Initiative’inin merkezi unsurlarından biri. İlginçtir, Chinese tarafı deniz trafiğine yönelik artan tehlikeye açıkça Central Asia’ya odaklanmasını artırarak yanıt verdi. Sadece Power of Siberia boru hattı vurgulanmıyor; başka güzergahlar da öne çıkarılıyor. Bu arada Turk Menistan’dan China’ya uzanan bir boru hattı var; Turk Menistan büyük bir gaz üreticisidir. Ve bu boru hattı Iran’dan takas yoluyla sağlanan gazla beslenebilir. Yani Iran’ın enerji ihracatı için kuzeyinde zaten bir çıkışı var. Persian Gulf’ta tamamen şişenin içine hapsedilmiş değil.
Bence jeopolitik olarak bu savaşın etkisi oldukça açık. Öncelikle artık her ülke ekonomisini elektrifikasyona geçirmek ve ithal petrol ile gaza bağımlılıktan kurtulmakla daha fazla ilgileniyor. Bu, içten yanmalı motora olan sarsılmaz sevgimize rağmen United States’te bile oluyor. Böylece Chinese teknolojisi için devasa bir pazar yarattık: güneş, rüzgar, nükleer, hidro ve China’nın dünyaya öncülük ettiği elektrikli araçlar. Bu büyük etkilerden biri.
Dünyanın en güçlü donanmasının seyrüsefer özgürlüğü ilkesini ihlal ettiğini gördükten sonra kimse seyrüsefer özgürlüğüne yeniden güvenmeyecek. Iran’ın, United States’in Hormuz Strait’e karşı abluka yürütmesi açısından bir noktası var. Bu bir ateşkes anlaşmasının ihlalidir. Açıkça öyle. Sizin de söylediğiniz gibi bir savaş eylemidir. Ve yasa dışıdır.
Dolayısıyla United States kendini tuhaf bir konumda buluyor: bir zamanlar bizim savunduğumuz şeyi, yani hukukun üstünlüğünü savunan China’yla karşı karşıya. Belki çok ikna edici biçimde değil; çünkü China içeride hukukun üstünlüğünden fiilen yoksun ve bu da gerçek bir soru doğuruyor: hukukun üstünlüğüne ülke içinde saygı göstermeyen bir ülkeye uluslararası alanda buna saygı göstereceği konusunda güvenilebilir mi? İki alan arasında açıkça bir ilişki var. United States’in uluslararası hukuku ihlal ediyor olması, anayasaya aykırı uygulamaların ve yasa dışı pratiklerin bizim iç bağlamımızda neden arttığıyla da bağlantılı. Bütün bunlar çok ilginç.
Bir başka nokta da şu: United Nations’ın açıkça başa çıkamadığı meselelerle başa çıkmanın bir yolu olarak ad hoc konferansların gelişmeye başladığını görüyoruz. French ve British himayesinde, Hormuz Strait konusunda ne yapılacağını görüşmek üzere toplanan kırk kadar ülkeden oluşan bir grup var. Askeri bir çözüm üretemiyorlar; çünkü birincisi böyle bir çözüm yok. İkincisi, artık etkili biçimde güç projeksiyonu yapma kapasitesine sahip değiller. Dolayısıyla eğer becerebilirlerse diplomatik bir strateji üretmek zorunda kalacaklar. Şimdiye kadar bunu yapamadılar; Ukraine war, European security architecture, Gaza, Israeli genocide, Lebanon devletinin güvenliği gibi başka meselelerde de yapamadılar. Elbette Lebanese ve Israeli hükümetleri arasında Washington’daki görüşmelerin ne anlama geldiği ve ne anlama gelmediği üzerine de yorum yapmalıyım; ama ilgilenirseniz bunu sonraya bırakayım.
Evet. Aslında sorularımda sıradaki konu buydu. Ama domestic ve international düzeyde hukukun üstünlüğü hakkında konuşurken aklıma bir şey geldi. Değerler çoğu zaman zorunlu olarak domestic alandan international alana geçmek zorunda değildir. American akademisyen John Herz, sanırım 1950’de ya da belki 1952’de, ülkeler içeride ne kadar demokratikse çoğu zaman international alanda demokrasiye o kadar direndiklerini yazmıştı. Çünkü kendilerini daha iyi değerlere sahip olarak görürler, bu yüzden bu değerleri çoğunluğun yönetiminden korumak isterler.
Doğru.
Kulağa tuhaf geliyor ama bir düzeyde mantıklı sanırım.
Bu iki alan arasında bir rezonans meselesi. Çok haklısınız. United States elbette başkalarının egemenliğini çiğnerken kendi egemenliğini şiddetle savundu. International Criminal Court gibi büyük uluslararası kurumlara dahil değiliz. Ve uluslararası düzen için bizzat önerdiğimiz ilkelerin seri ihlalcisiyiz. Neden? Çünkü yabancıların bize ne yapacağımızı söylemesini istemiyoruz. Ama biz yabancılara ne yapacaklarını söylüyoruz. Sanırım yabancılar giderek daha az umursuyor. Bu, Mr. Netanyahu ve Israeli hükümeti konusunda özellikle belirgin. Orada ne olacağını göreceğiz.
Evet, az önce Ambassador Jack Matlock ile bir konuşma yaptım ve şu noktayı dile getiriyordu: US’in Soviets’e bu kadar şiddetle karşı olmasının nedeni onların kendi içlerinde communist olmaları değildi; bunu herkese dayatmaya çalışmalarıydı. Bugün ise, dedi, ideolojik olan biziz. Kendi yönetim biçimimizi diğer tüm ülkelere dayatan ve bu sınırlı egemenlik anlayışını izleyen biziz. Dolayısıyla bir hegemonun ideolojisinin, devletler arasında egemen eşitsizliği teşvik etmeye çalışan bu tür ilkelerle gelmesi ilginç.
Ama Lebanon meselesine gelmek istiyordum; çünkü siz değindiniz. Benim yorumuma göre Israel’in amacı, yıktıkları köylere ve aşağı yukarı açıkça söylediklerine bakılırsa, southern Lebanon’da esasen devasa bir işgal kurmak gibi görünüyordu. Lebanon’daki ateşkesin Iran’la ateşkese bağlandığı şu durumda stratejinin nasıl ilerlediğini görüyorsunuz?
Açıkçası Israeli hükümeti, özellikle Donald Trump’ın müdahalesinden ve bu müdahaleyi duyuru biçiminden dolayı çok hüsrana uğramış durumda. Bunu tek taraflı olarak sosyal medyada duyurdu ve Israelis ile istişare etmedi. Bunun arkasını destekleyen ve bu işgal için silahları kesmekle tehdit eden özel bir iletişimin Israel’e yapılmış olduğunu varsaymak gerekir. Ama bu bir varsayım meselesi.
Her neyse, Lebanon’a geçmeden önce messianic foreign policy hakkında bir yorum yapayım. Bence Jeff Hadlook haklı. Ama Cold War sırasında en azından retorik düzeyde messianic bir yaklaşımımız olduğu da aynı ölçüde doğru. Hem demokrasiyi hem kapitalizmi sömürgecilikten kurtulmuş dünya bölgelerine ihraç etmeye çalıştık. Bizimle Soviets arasında ciddi bir yarış vardı. Sonuçta bizim modelimiz daha iyi çıktı. Francis Fukuyama tarihin sona erdiğini iddia ettiğinde işleri epey abarttı. Ama Soviet sistemi kendi kusurları nedeniyle çöktüğünde bir kırılma vardı, tarihte bir an vardı. Bir dönüm noktasıydı. Yine de United States’in doğuşumuzdan itibaren değerlerimizi ihraç etmeye çalışma bakımından sürekli messianic olduğunu savunurum. Bir devrimle başladık ve sonraki yüzyıllar boyunca başkalarının işleri bizim yöntemimizle yapmasında ısrar etmeyi sürdürdük; çünkü bunun üstün olduğunu düşünüyorduk.
China gibi yerlerdeki missionary faaliyet tarihine girmeyeceğim, ama bu American karakterinin çok önemli bir parçası. Diplomatic tarihimizdeki büyük anlardan birinin, 28 February 1972’de Zhou Enlai ve Richard Nixon tarafından yayımlanan Shanghai Communiqué’de yaşandığını düşünmüştüm. Orada United States ve China’nın temelde farklı değerlere, farklı sosyoekonomik sistemlere ve ideolojilere sahip olduğunu, ama bunun ortak çıkar konularında işbirliği yapmamıza engel olmaması gerektiğini ilan ettik. Doğru diplomatic yaklaşım budur ve bugün de uygulanıyor olmasını isterdim.
Lebanon’a gelince. Öncelikle bu, esasen gayrimeşru bir Lebanese hükümeti ile Israel arasında yürüyen bir görüşme. Esasen gayrimeşru diyorum çünkü bu hükümet, colonial dönemde Frenchlerin Lebanon’a dayattığı confessional çizgiler üzerine kurulmuş durumda. Yani president her zaman Maronite Christian oluyor. Parliament speaker’ı her zaman Shia oluyor, vesaire vesaire. Lebanon’daki demografi ise temelden değişti. Artık Shiites çoğunlukta ve Lebanese politics içindeki ana güç durumunda; parliament’taki representation yalnızca bir ordu değil. Çok büyük authority’ye sahip bir political movement, bir political party. Ve birçok bakımdan fascist. Pek hoşlandığım bir şey değil. Yani, state içinde state gibi davranıyor. Kendi authority’si altındakiler için government’ın yerine getiremediği birçok işlevi yerine getiriyor. Ama bu işlevlerden biri de, Lebanese army’nin yapamadığı şekilde, Lebanon’ı bir state olarak Israeli aggression’a karşı savunmak.
Dolayısıyla burada bir görüşme var; Hezbollah elbette bu görüşmelerin parçası değil. Bunları gayrimeşru diye reddetti ve kendisini bağlamayacağını söyledi. Elbette ortaya çıkan herhangi bir şeyden yararlanabilecekse yararlanır, ama özünde elimizde domestically Hezbollah tarafından tehdit edilen bir Lebanese government var. Eskiden bu meseleyle Iran’a yaslanarak başa çıkıyordu; Iranian-Hezbollah tarafından işletilen bir influence sphere’ün parçasıydı. Şimdi ise Iran’ın yerine Israel’i koymaya çalışıyor; temelde Israel’i Hezbollah’a karşı devreye sokmak istiyor.
Israel’in amaçları çok açık. Hezbollah’ı yok etmek ve silahsızlandırmak istiyorlar. Bunu yaparak Lebanon’daki military operations’larının önündeki her türlü engeli kaldırmış olurlar. Southern Lebanon’da river üzerindeki bütün bridges’i ve başka rivers üzerindeki bridges’i havaya uçurdukları, Lebanese south’u ülkenin geri kalanından kopardıkları çok açık. O bölgede Gaza modelini uyguluyorlar. Yani physical infrastructure’ı yok etmek, vurabildikleri herkesi öldürmek ve insanları dışarı sürmek. Gaza’dan farklı olarak Lebanon’daki insanların gidecek bir yeri var. Jared Kushner gibi insanlardan, “neden negative desert’ın bir kısmını bulldoze edip bütün Gazans’ı oraya taşımıyoruz” türünden çok korkutucu ve itiraz edilesi açıklamalar duyduk. Ama gerçek şu ki Gazans yerlerinde kaldılar; Lebanese ise kalmadı, çıktılar. Şimdi geri dönüyorlar.
Israel de Gaza’daki sözde yellow line’a paralel şekilde invisible border kurmuş durumda. Ve bu border’ı geçen insanlara ateş ediyor, çünkü onları terrorist ilan ediyor; aksi halde border’ı neden geçsinler ki? Yani herhalde akıllarında kötü bir şey vardır, belki de sadece evlerine dönmeye çalışıyorlardır. Neyse. Southern Lebanon’da gördüğümüz şey Gaza’nın tekrarı. Bu oldukça ayıltıcı olmalı, çünkü Gaza’nın bir aberration olmadığını gösteriyor. Bu, Israel’in annex etmeyi seçtiği başka bölgelere de dayatmayı önerdiği bir pattern. Ve elbette Israel unique bir state; hiçbir borders’ı, üzerinde anlaşılmış hiçbir frontiers’ı yok. Sürekli genişliyor. Bu, bir state’in normal definition’ının gerisinde kalıyor.
Yani Lebanon birçok bakımdan büyük bir caution. Ama orada ne olacak? Tahminim Gaza’nın tekrarını göreceğiz. Yani phony ceasefire olacak; Israel herkesin cease fire yapmasında ısrar ederken kendisi onlara ateş etmeyi ve strategic objectives’ini takip etmeyi sürdürecek. Bu muhtemelen Trump administration ile Israel arasında bir tür patlamaya yol açacak; ya da daha büyük olasılıkla Donald Trump, Israeli minders’ına teslim olacak. Benim gördüğüm bu.
Yine de şu noktaya geri dönüyorum: ceasefire’ın ilanı ve bunun Israel’e yönelik bir tür tehditle desteklenmiş gibi görünmesi, sadece Iran ile ona saldıran ülkeler arasında bir ceasefire veya truce değil, kapsamlı, regionwide bir peace olması gerektiğinde ısrar etmesi bakımından Iran için bir victory anlamına geliyor.
Evet, Trump’ın mesajını gördüm; Lebanon’da ceasefire olması gerektiğinde ısrar ediyordu ve Israel’in de kendilerine söylediğini uygulasa iyi olur gibi bir şey söyledi. Bunun, Israelis’in onu kontrol ettiği narrative’inden biraz sıyrılmak, bir autonomy veya power aramak için mi olduğunu, yoksa gerçek bir threat mi olduğunu bilmiyorum. Belki ikisinden de biraz vardır, ama...
Bu, Glenn, Iran’la savaşta kendi yarattığı karmaşadan çıkmak için ne kadar desperate olduğunun bir göstergesi. Çünkü temelde Israeli objectives’i uygulamak için kendisini bu işe dahil etti. Bu savaşta hiçbir zaman clear American objectives olmadı. Her şey dağınıktı. Dolayısıyla dışarı çıkmak istiyor. Daha önce de belirttiğim gibi, New York real estate eğitiminde iki unsur vardı. Birincisi, deals’in coercion ve bullying yoluyla yapılmasıydı. Yani proposed partner’ınızı bankrupt etmekle veya ruin etmekle tehdit ederdiniz ve deal’i böyle alırdınız. Roy Cohn’un Donald Trump’a dersi buydu. Yenilgiyi asla kabul etme. Daima karşılık ver. Facts’e hiç aldırma. Facts’i uydur, çünkü public opinion court’u, belki New York real estate context’inde, underlying reality’den daha önemlidir. Ne yazık ki Donald Trump için bu internationally doğru değil. Reality, siz onu yanlış tarif etseniz veya görmezden gelseniz bile varlığını sürdürür.
Eğitimindeki ikinci unsur şu: başınız belaya girdiğinde bankruptcy ilan eder ve hiçbir obligation olmadan çekip gidersiniz. Persian Gulf konusunda yapmak istediği şey de bu. Bu yüzden Iranian opening of the strait’i bir victory olarak kabul edecek zekayı göstermemesine bu kadar şaşırıyorum. Bu onun için mükemmel bir excuse olurdu. “Onları korkuttum. İrademi dayattım. Strait’i açmak zorunda kaldılar. Bu büyük bir achievement. Bana Nobel Peace Prize verin. Bir Norwegian’dan beni Oslo’ya davet etmesini isteyin,” vesaire vesaire diyebilirdi. Ama bunu yapmadı. Bu da Israeli minders’ının policy’yi hâlâ yönlendirdiğini düşündürüyor.
O halde muhtemelen savaşa geri dönüş mü?
Hayır. Bu ceasefire muhtemelen actual peace agreement’a yol açmayacak, sanırım, ama...
Muhtemel değil. Ama bu savaşta bindiğimiz roller coaster’ın şaşırtıcı yanlarından biri, çok sayıda insanın gullibility’si. Trump’ın market’i manipulate etme ability’sine bakın. Oldukça extraordinary. İnsanların, Donald Trump öyle ilan ettiği için en iyisinin olmak üzere olduğuna dair wishful thinking’i gerçekten remarkable. Ben böyle bir şeyi hiç görmedim. Ben küçük bir investor’ım. Government service’den penniless çıktıktan sonra, bu durumu bir ölçüde başarıyla düzeltmeye çalışıyorum. Bu yüzden market’i takip ediyorum ve White House’daki bu charismatic, biraz insane, belki de birazdan fazla insane adam tarafından çok ciddi şekilde manipulate ediliyor.
Hâlâ sadece Iran’ın Strait of Hormuz konusunda aşağı yukarı capitulate ettiğini iddia ederek oil prices’ı 15 dollar düşürebilmiş olmasına inanamıyorum. Bu gerçekten extraordinary. Bunca yıldan sonra insanlar hâlâ sözlerine inanıyor. Yani Iranians bile çıkıp, reality’nin social media posts’ta değil, sahada şekillendiğini söylemek zorunda kaldı. Trump’ın söylediği şey real değil. Bunu bir tür dismiss ediyorlar. Ve buna rağmen market hâlâ, evet, overly optimistic, hatta gullible görünüyor. Neyse, kapatmadan önce son düşünceleriniz var mı?
Hayır, sanırım kendimi asmaya yetecek kadar konuştum. Size en iyisini diliyorum ve benim dışımda, ne hakkında konuştuklarını bilen insanlara access sağlamaya yönelik good work’ünüzü sürdürmenizi teşvik ediyorum.
Tekrar teşekkürler, Saturday’inizden vakit ayırdığınız için. Sağ olun.