Glenn Diesen

Trita Parsi: ABD-İran MOU’su Bölgesel Düzeni Değiştirebilir, Ama İsrail ve Hürmüz Krizi Süreci Tehdit Ediyor

İngilizce kaydedilen podcast bölümünde Glenn, Quincy Institute for Responsible Statecraft’ın başkan yardımcısı Trita Parsi ile ABD-İran mutabakat zaptının (MOU), Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin, Körfez güvenlik mimarisinin ve İsrail’in bu süreçteki tutumunun geleceğini konuştu. Bölüm, ABD’nin İran’la yeniden çatışmaya dönme ihtimali ve bölgesel düzenin eski blok siyasetiyle sürdürülemeyeceği iddiası etrafında şekillendi.

MOU’nun Geleceği ve Ateşkesin Kırılganlığı

Glenn, Donald Trump’ın Truth Social’da ateşkesin bittiğini söylediğini ve NATO zirvesinde ABD’nin “Car Island” olarak anılan bölgeye yönelik açıklamalar yaptığını belirterek MOU’nun kurtarılıp kurtarılamayacağını sordu. Parsi, henüz tamamen geç kalınmadığını, ancak sürecin tehlikeli bir eşiğe yaklaştığını söyledi.

"Geç kalındığını düşünmüyorum ama kesinlikle artık çok geç olacağı noktaya yaklaşıyoruz," diyen Trita Parsi, İranlıların MOU’nun bittiğini açıklamamasını önemli bulduğunu belirtti. Trump’ın da “sanırım bitti” dediğini, ancak kategorik konuşmadığını savundu. Parsi’ye göre son çatışma turu temel durumu değiştirmeyecek ve tarafların yeniden diplomasiye dönmesi gerekecek.

Parsi, MOU’nun kusurlu olduğunu, özellikle Madde 5’teki belirsizliklerin bugünkü çatışmanın nedenlerinden biri hâline geldiğini söyledi. Buna rağmen mutabakatın teknik olarak yürürlükte kalmasının taraflara “muazzam zaman ve siyasi sermaye” kazandıracağını ifade etti. "Ateşkes bitmiş olabilir ama MOU bitmiş olmak zorunda değil," diyen Parsi, mevcut tablonun yine de “mutlak bir felaket” olduğunu değerlendirdi.

Hürmüz Boğazı ve Geçici Düzenleme Tartışması

Glenn, ABD’nin askeri baskıyı İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tutumunu değiştirmek için kullanıyor olabileceğini, ancak bunun İran açısından tehlikeli bir üstünlük alanını Washington’a bırakmak anlamına geleceğini söyledi. Parsi bu yoruma kısmen katıldı, fakat Washington’ın planlı bir yeniden müzakere stratejisi yürüttüğünden emin olmadığını belirtti.

"Bana açıkçası bunun üzerinde düşünülmüş bir yeniden müzakere taktiği olduğu inandırıcı gelmiyor," diyen Parsi, ABD’nin konumunu güçlendirmeye çalıştığını, ancak elde edeceği varsayılan ek kozla ne yapacağını bildiğine dair işaret görmediğini söyledi.

Parsi’ye göre ilk çatışma turundan sonra Hürmüz Boğazı konusunda bir çözüm masadaydı. İran, kuzey ya da güney koridordan geçen gemilerin kendisiyle koordinasyon kurmasını istiyordu. ABD ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin çoğu ise MOU’nun bu yetkiyi yalnızca İran’a vermediğini düşünüyordu. Ortaya çıkan fikir, tüm gemilerin hem İran’a hem de Körfez tarafında belirlenecek bir ülkeye bildirim yapmasıydı. Parsi, bunun esasen “geçiş talebini bildiren bir e-posta” olduğunu, ücret ya da aşılmaz bir prosedür içermediğini söyledi.

Ancak Ayatollah’ın cenazesi nedeniyle diplomasi durdu. Parsi’ye göre bu ara sırasında, en az biri Katar’a ve biri Suudi Arabistan’a ait olmak üzere üç gemi güney koridordan transponderleri kapalı geçmeye çalıştı. İran bunu büyük bir provokasyon olarak gördü. Parsi, İran’ın ABD’nin MOU’yu kullanarak Hürmüz Boğazı’nın güneyinde savaş yeniden başlasa bile işleyecek yeni ve sağlam bir koridor kurmasından endişe ettiğini anlattı. Böyle bir koridor, İran’ın boğazı kapatma kapasitesini ve dolayısıyla savaş sırasındaki kozunu azaltacaktı.

Parsi, İran’ın uyarılardan sonra gemilere ateş açtığını, ancak bunu batırma amacıyla yapmadığını söyledi. Ardından ABD askeri karşılık verdi. "İki taraf da bence aşırı tepki verdi," diyen Parsi, İran’ın gemilere ateş açmasının, ABD’nin ise bu konu üzerinden savaşı yeniden başlatmasının orantısız olduğunu savundu. Ona göre söz konusu geçici düzenleme yaklaşık 10 gün daha sürecekti ve nihai anlaşmayı belirlemeyecekti.

Körfez’de Yeni Güvenlik Mimarisi Arayışı

Glenn, MOU’nun daha geniş bir ittifak yapısının üzerine oturtulduğunu, ancak bu yapının İran’ı zayıflatmaya dayandığını söyledi. Bu nedenle İran’ın Hürmüz’de iki ayrı koridor düzenlemesinden şüphe duymasını makul bulduğunu ifade etti. Parsi de daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik mimarisine ihtiyaç olduğu konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Parsi, Foreign Policy’de yazdığı bir makalede benzer bir noktayı savunduğunu belirtti. Ona göre hedef, İran’ın rehabilite edildiği yeni bir bölgesel düzen olmalıydı. Katar Başbakanı’nın İran’la ekonomik karşılıklı bağımlılık aradığını açıkça söylediğini aktardı. Buna karşılık Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in aynı çizgide olmayabileceğini, ancak Suudi Arabistan’ın daha önemli olduğunu söyledi. Parsi’ye göre Suudiler, GCC artı İran ve Irak arasında güven artırıcı önlemlere zemin oluşturacak bir toplantı planlıyordu ve Helsinki sürecini incelediklerini açıkça ifade etmişlerdi.

"Blok oluşumlarına geri dönen her şey bölge için zararlı olacaktır," diyen Parsi, kolektif ve kapsayıcı güvenliğe dayalı bir mimarinin blok siyasetini reddetmesi gerektiğini vurguladı. Bu yolun açık olduğunu, fakat MOU’nun işlemesine ve geçici Hürmüz düzenlemeleri yüzünden sürecin raydan çıkmamasına bağlı olduğunu söyledi.

ABD’nin Rolü ve Eski Blok Siyasetinin Zayıflaması

Glenn, Helsinki sürecinin Soğuk Savaş’ın sona ermesinde önemli rol oynadığını hatırlattı ve ABD’nin Orta Doğu’daki rolünü yeniden kavramsallaştırması gerekip gerekmediğini sordu. Parsi, bunun gerekli olduğunu, ancak bölgenin de artık yalnızca Amerikan güvenlik şemsiyesine güvenme fikrinden uzaklaştığını söyledi.

"ABD güvenlik şemsiyesine yalnızca dayanma fikrini bölgenin geri kalanı terk ediyor," diyen Parsi, bu savaşın Amerikan korumasının sınırlarını “çarpıcı” biçimde gösterdiğini ifade etti. Körfez ülkelerinin ABD ile güvenlik ilişkilerini bırakmayacağını, ancak yalnızca ona güvenmeyeceğini savundu. Ona göre ABD üsleri savaşta bu ülkeleri korumadı, hatta saldırılar için hedef hâline geldi; Washington da önceliğini Körfez ülkelerinin güvenliğinden çok İsrail’e verdi.

Parsi, Biden yönetiminin mevcut ittifak sistemini güçlendirmeye ve mevcut düşmanlıkları sürdürmeye odaklandığını söyledi. Suudi-İran anlaşmasına ve Çin’in bu süreçteki rolüne olumsuz bakılmasını da buna bağladı. Buna karşın Trump yönetiminde, ABD’nin Orta Doğu’daki hâkimiyetinden uzaklaşması gerektiği fikrinin en azından bazı çevrelerde yankı bulduğunu belirtti.

Parsi’ye göre bu, ABD için de bir fırsat olabilir: Washington askeri varlığını azaltabilir, kendisi için daha önemli alanlara odaklanabilir ve bölgeyi daha istikrarlı bir durumda bırakabilir. Ancak aynı zamanda Trump yönetiminin ciddi bir çelişkisi olduğunu söyledi. Bir yandan eski yapılara bağımlı değil; diğer yandan anlaşma yapma ve onu sürdürme kapasitesi zayıf görünüyor. Parsi, Trump’ın sürekli olumlu geri bildirime ihtiyaç duyduğunu ve süreç istediği hızda ilerlemediğinde yön değiştirebildiğini savundu.

Orta Doğu ile Avrupa Arasındaki Tersine Dönüş

Glenn, ABD’nin her yerde aynı anda bulunamayacağını, Avrupa’da ise ABD çekilirken Helsinki tipi bölünmez güvenlik yerine “Avrupa’ya özgü NATO” benzeri blok siyasetinin yeniden üretildiğini söyledi. Parsi, Avrupa’nın entelektüel gerilemesinin çarpıcı olduğunu, buna karşılık Orta Doğu’nun beklenmedik bir siyasi olgunluk gösterdiğini savundu.

Parsi, diplomasinin merkezinin artık İsviçre ya da Avrupa değil, giderek İstanbul ve Doha olduğunu, hatta Islamabad’ın da yeni bir aktör olarak öne çıktığını söyledi. Bölge ülkelerinin eski formüle dönemeyeceklerini gördüğünü belirtti. Ona göre İsrail’le birlikte İran’a karşı açık bir Sünni-İsrail ittifakı kurma fikri artık gerçekçi değil. Emirlikler bunu hâlâ mümkün görebilir, ancak Parsi’ye göre başka kimse ikna olmuş görünmüyor.

Parsi, Suudilerin bu yola girmemesi hâlinde başka küçük aktörlerin yapacağı hamlelerin belirleyici olmayacağını söyledi. Orta Doğu’da, İran’ın ABD olmadan düşmanca biçimde çevrelenemeyeceğine dair daha net bir anlayış olduğunu savundu.

İsrail, Filistin Devleti ve Açık Kapı Modeli

Glenn, kapsayıcı ve bölünmez güvenliğin İsrail’i de hesaba katması gerektiğini belirtti. Parsi bu noktaya tamamen katıldığını söyledi. Ancak İsrail’in mevcut koşullarda böyle bir mimariye dahil edilmesinin siyasi olarak imkânsız olduğunu savundu.

Parsi, Quincy Institute bünyesindeki Better Order Project tarafından geliştirilen öneriye atıf yaptı. Bu öneriye göre bölgesel güvenlik mimarisi başlangıçta İsrail olmadan kurulabilir, ancak İsrail için sürekli açık bir kapı bırakılmalıdır. Bunun bedeli ise 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletinin kurulması ya da Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı doğrultusunda karar vereceği bir çözüm olmalıdır.

Parsi, bu fikrin bugün gerçekçi görünmediğini kabul etti, ancak beş yıl içinde bölgesel kurumlar, savunma ve dışişleri bakanlarının düzenli toplantıları ve görünür bir altyapı oluşursa İsrail kamuoyunun bakışının değişebileceğini söyledi. Bu önerinin “bulutlarda yaşayan” kişiler tarafından değil; eski Mısır Dışişleri Bakanı Nabil Fahmy, eski İsrailli müzakereci Daniel Levy ve 40 ülkeden yaklaşık 130 kişi tarafından geliştirildiğini ekledi.

İsrail’in MOU’ya Karşı Tutumu

Glenn, İsrail’in neden bu barış sürecinden bu kadar korktuğunu sordu ve Lübnan’a yönelik saldırıların sistemi bozmayı amaçlıyor gibi göründüğünü söyledi. Parsi’ye göre İsrail’in MOU’ya bakışı daha derin bir güvenlik paradigmasına dayanıyor.

Parsi, İsrail’in güvenliğini bölgeyi askeri olarak domine etmeye bağladığını söyledi. Ona göre bu anlayışta İsrail’in güvenli olması için diğer aktörlerin belli ölçüde güvensiz olması gerekiyor; İsrail herkesi caydırabilmeli, fakat kimse İsrail’i caydıramamalı. Parsi, İsrail’de “barış” kelimesinin uzun süredir siyasi olarak makbul bir kelime olmadığını, Oslo sürecinin mimarlarından Yossi Beilin’e atıfla “Beilinizm” suçlaması yapıldığını söyledi.

"İsrailliler, ABD ile İran arasında düşmanlığı sona erdiren herhangi bir anlaşmanın kendileri için felaket olduğuna inanıyor," diyen Parsi, bunun anlaşmanın diğer şartlarından bağımsız olduğunu savundu. Çünkü böyle bir anlaşma, ABD’nin Orta Doğu’dan çekilmesi ve askeri ağırlığını İsrail lehine kullanmaktan vazgeçmesi anlamına gelebilir. Parsi’ye göre İsrail, Amerikan desteği olmadan İran’la savaş yürütemez ve bölgesel hegemon olma kapasitesine sahip değildir; “başkasının hegemonyasının ucu” olarak hareket etmektedir.

İsrail Toplumunda Güvenlik Paradigması

Parsi, 2004 civarında konuştuğu üst düzey bir İsrailli askeri yetkilinin örneğini verdi. Bu yetkili, 1967 ve 1973 savaşlarında kendi kuşağının “bu savaşı kazanırsak Araplar sonunda İsrail’i gerçeklik olarak kabul edip barış yapar” diye düşündüğünü söylemişti. Ancak genç İsraillilerin artık barışa inanmadığını, İsrail’in sürekli savaş durumunda kalacağını ve güvenliğin tek yolunun herkesi domine etmek olduğunu düşündüğünü aktarmıştı.

Parsi, bu zihniyetin İsrail toplumunu içeriden yıpratacağı uyarısının 22 yıl sonra doğrulandığını savundu. "Mevcut yolun yıkıma giden yol olduğunu düşünüyorum," diyen Parsi, İsraillilerin ise başka güvenlik yollarını kendi yıkımlarına götürecek seçenekler olarak gördüğünü belirtti.

Son bölümde Parsi, İsrail’e yönelik baskıların gerekli olduğunu, ancak teorik bir rehabilitasyon yolunun da açık tutulması gerektiğini söyledi. İran’a karşı 30 yıl boyunca uygulanan izolasyonda böyle bir yolun bulunmadığını ve bunun başarısız olduğunu savundu. İran’ın 90 milyon nüfusuyla süresiz tecrit edilmesinin zor olduğunu, fakat İsrail’in de teknolojik açıdan gelişmiş ve nükleer silahlara sahip bir ülke olduğunu söyledi. Ona göre İsrail’e İran’a uygulanan stratejinin aynısını uygulamak hata olur; ayrıca bölgesel momentum Filistin halkının kendi kaderini tayin, onur ve devlet hakkı için kullanılmazsa büyük bir fırsat kaçırılmış olur.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol