Glenn Diesen

Theodore Postol: İran’a Askeri Baskı Nükleer Silahlanmayı Hızlandırabilir

İngilizce yapılan bölümde sunucu Glenn, MIT’de bilim, teknoloji ve ulusal güvenlik politikası profesörü olan Theodore Postol ile İran’ın nükleer kapasitesini, ABD ve İsrail’in askeri baskısının yaratabileceği sonuçları ve olası bir anlaşmanın neden kritik olduğunu konuştu. Postol, İran’ın nükleer silah geliştirmek istemediğini, ancak kendisini varoluşsal bir tehditle karşı karşıya görmesi halinde nükleer silaha yönelme kapasitesinin sanılandan yüksek olduğunu savundu.

Savaş Sonrası Caydırıcılık Tartışması

Glenn, programın başında İran’a karşı yürütülen savaşın birçok açıdan “felaket” olduğunu, en önemli sonuçlarından birinin ise İran’a varoluşsal bir tehdit algısı yaratması olduğunu söyledi. ABD ve İsrail’in rejim değişikliği isteyebileceğini, ancak mevcut yönetimin yerine geçecek hazır bir hükümet olmadığı için bunun İran’ın parçalanmasına, hatta Suriye veya Libya benzeri bir yıkıma yol açabileceğini belirtti.

Glenn’e göre Tahran’dan bakıldığında ABD ve İsrail’in vazgeçmeyeceği, yeniden saldırmayı deneyebileceği varsayımı makul hale gelmiş durumda. “İranlıların bilgi birikimi ve malzemesi var,” diyen Glenn, “bu nedenle İran’a yapılacak her saldırı, nükleer silah geliştirme ihtiyacını artıracaktır” diye değerlendirdi.

Bu çerçevede Glenn, İran’ın elinde zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu, teknik bilgiye sahip olduğunu ve savaşın, genellikle “nihai caydırıcı” olarak görülen nükleer silah yönünde büyük teşvikler yarattığını söyledi. Kendisinin İran’ın nükleer silah geliştirmesini ummadığını, ancak mevcut koşulların dürüstçe değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Postol: Diplomasi Mümkün, Askeri Çözüm Değil

Theodore Postol, İran’ın nükleer kapasitesine ilişkin değerlendirmelerini yeniden gözden geçirdiğini ve daha önceki analizlerinden de güçlü sonuçlara ulaştığını söyledi. Ona göre bu sonuçlar, diplomatik çözümün mümkün olduğunu, askeri çözümün ise gerçekçi olmadığını gösteriyor.

“Diplomatik bir çözüm mümkündür, askeri çözüm ise değildir,” diyen Theodore Postol, “bu durum yetki sahibi insanlar tarafından tanınmazsa güneybatı Asya’da nükleer yayılmada bir patlama görebiliriz” şeklinde açıkladı.

Postol, İranlı liderlerin asıl amacının nükleer silah inşa etmek değil, özellikle İsrail’in nükleer saldırı ihtimaline karşı caydırıcılık sağlamak olduğunu savundu. İsrail’in eylemleriyle İran açısından varoluşsal, hatta “soykırımsal” bir tehdit olarak görüldüğünü ileri sürdü. Gaza ve güney Lebanon’da yaşananlara atıf yapan Postol, İran liderliğinin ABD ve İsrail’i bu bağlamda değerlendirdiğini söyledi.

Buna rağmen Postol’a göre İran yönetimi müzakere etmek istiyor. İran’ın savaş sırasındaki davranışlarında büyük bir disiplin ve hesaplılık gösterdiğini savunan Postol, ülke liderliğinin nükleer silah edinmenin kendi ulusal güvenliğini de zayıflatacağını anladığını belirtti.

Bölgesel Nükleer Yayılma Riski

Postol’un temel argümanlarından biri, İran’ın nükleer silah üretmesi halinde bunun bölgede zincirleme bir yayılma yaratacağı yönündeydi. Ona göre Saudi Arabia, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını kabul etmeyecek ve büyük olasılıkla kendisi de nükleer silahlı devlet olmaya yönelecek.

Postol, Saudi Arabia’nın geçmişte Pakistan’daki atom bombası geliştirme çabalarını finanse ettiğini ve ihtiyaç duyması halinde Pakistan’dan nükleer silah alabileceğine dair bir anlayış bulunduğunu söyledi. Bunun genel kabul gören bir durum olduğunu ifade etti.

“İran nükleer silah yaparsa Saudi Arabia neredeyse kesinlikle buna karşılık nükleer silahlı bir devlet olur,” diyen Theodore Postol, “İranlılar bunun kendi ulusal güvenlikleri üzerinde büyük olumsuz etkisi olacağını anlıyor” diye belirtti.

Postol, Türkiye’nin de böyle bir ortamda nükleer silah geliştirmeye yönelebileceğini, özellikle İran ve Saudi Arabia’nın nükleer silaha sahip olması halinde bunun daha olası hale geleceğini söyledi. Egypt ve Persian Gulf devletlerinin de ileride ne yapabileceğinin belirsiz olduğunu, sanayi altyapılarının sınırlı olsa da önemli mali kaynaklara sahip olduklarını ekledi.

Bu nedenle Postol, karşıda irrasyonel değil, aksine müzakere etmek isteyen rasyonel bir aktör bulunduğunu savundu. Ancak ABD’nin ve genel olarak Batı’nın irrasyonel davranışlarının İran’ı köşeye sıkıştırması halinde, İran içinde nükleer silahların hemen üretilmesi gerektiğini savunanların güç kazanabileceğini söyledi.

İran’ın Teknik Kapasitesi ve Uranyum Stoku

Postol, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine ilişkin yaygın değerlendirmelerin eksik olduğunu ileri sürdü. Genel kanıya göre İran’ın elindeki yüzde 60 zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum hekzaflorürden hızla yaklaşık 10 nükleer silah üretebileceği söyleniyor. Ancak Postol’a göre bu hesap, her bir silah için 25 kilogram yüksek zenginleştirilmiş silah sınıfı uranyum gerekeceği varsayımına dayanıyor.

Postol, bazı tasarım tercihlerinde 14 veya 15 kilogram silah sınıfı uranyumun yeterli olabileceğini savundu. Bunun, uranyum-238 veya berilyum gibi yansıtıcı malzemelerin etkisiyle bağlantılı olduğunu anlattı. Teknik ayrıntılara girerken, daha ağır bir savaş başlığının İran’ın mevcut uzun menzilli balistik füzeleriyle taşınabileceğini iddia etti.

“İran 10 ila 20 atom silahını hızlı biçimde üretebilir,” diyen Theodore Postol, “bu, bugün yaygın olarak söylenenden farklı bir ifadedir” diye vurguladı.

Postol, International Atomic Energy Agency (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) verilerinin doğru analiz edilmesi halinde İran’ın IR6 santrifüjlerinin verimliliğinin sanılandan iki veya üç kat daha yüksek göründüğünü söyledi. Bu sonuç doğruysa, İran’ın eldeki yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumu silah sınıfına yükselttikten sonra doğal uranyumdan yılda bir veya iki atom bombası daha üretebilecek kapasiteye sahip olabileceğini belirtti.

Santrifüjler, IR6 ve Hız Hesabı

Postol, Institute for Science and International Security tarafından yayımlanan bir tabloya atıfla İran’ın 22 Haziran’daki “Midnight Hammer” saldırısına kadar ayda yaklaşık 450 santrifüj ürettiğini söyledi. Bu saldırının İran programına ciddi zarar verdiğini, ancak “ölümcül” bir zarar vermediğini ifade etti.

İran’ın 174 santrifüjden oluşan kaskadları temel aldığını, iki kaskadı birleştirerek 348 santrifüjlü bir sistem oluşturabildiğini belirtti. International Atomic Energy Agency raporlarına göre İran’ın yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyumu yüzde 60’a çıkarmak için bu tür kaskadlarla deney yaptığını söyledi.

Postol, İran’ın ayda 34 kilogram yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum hekzaflorür ürettiğinin bildirildiğini, kendi hesabına göre 112 kilogram yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyumdan 37 kilogram yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum üretmek için yaklaşık 400 separative work unit (ayırma işi birimi) gerektiğini anlattı. Doğal uranyumdan aynı seviyeye çıkmak için ise yaklaşık 5.500 separative work unit gerektiğini söyledi.

Bu hesapla 348 santrifüjlü bir kaskadın yılda yaklaşık 4.440 separative work unit üretebileceğini, bunun santrifüj başına 12,75 separative work unit anlamına geldiğini belirtti. Postol’a göre bu, daha önce kullanılan 3,5 ila 7 aralığındaki tahminlerden çok daha yüksek.

“Burada yıllardan değil, haftalardan söz ediyorum; belki ekipmanın bir araya getirilmesi gerektiği için aylardan,” diyen Theodore Postol, “ama hiçbir şekilde yıllardan söz etmiyoruz” şeklinde ifade etti.

Teslim Sistemleri ve Patriot Eleştirisi

Postol, İran’ın yalnızca nükleer malzeme ve teknik bilgiye değil, potansiyel bir savaş başlığını taşıyabilecek balistik füze sistemlerine de sahip olduğunu savundu. İran füzelerinin İsrail’e konvansiyonel patlayıcılar taşımak için zaten kullanıldığını, bunların boyut ve ağırlık açısından nükleer savaş başlığı taşımaya uygun olabileceğini ileri sürdü.

İsrail’in balistik füze savunmasının ise etkisiz olduğunu söyledi. Özellikle Patriot sisteminin İran balistik füzelerini durdurma kapasitesinin “sıfıra yakın” olduğunu iddia etti. Bu konuda veri topladığını ve ayrı bir konuşmada Patriot’un 1991 Gulf War’dan bugüne performansını ele alacağını belirtti.

“Patriot sistemi İran balistik füzelerini durdurmakta neredeyse tamamen başarısız oldu,” diyen Theodore Postol, “bu çok güvenilir bir teslim sistemi anlamına gelir” diye savundu.

Programın sonunda Postol, ABD’nin İsrail’i savunmak için tükenen Patriot önleyici stoklarını yenilemeye milyarlarca dolar harcamayı tartıştığını, ancak bu füzelerin hedeflenen balistik füzelere karşı etkili olmadığını söyledi. Ona göre gelecekte bu füzelerden biri nükleer savaş başlığı taşısa İsrail bunu durduramayacak.

Rasyonellik Tartışması ve Yanlış Karar Riski

Glenn, ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer silah edinmesini önleme hedefini savunanların somut bir plan göstermesi gerektiğini söyledi. İran’ın bilgiye ve malzemeye sahip olduğu bir ortamda askeri saldırının bu kapasiteyi ortadan kaldırmasının gerçekçi görünmediğini, aksine İran’ın nükleer caydırıcıya ihtiyaç duyduğu algısını güçlendireceğini belirtti.

Postol ise Amerikan nükleer tartışmalarında, diğer ülkelerin caydırılabilir olup olmadığına dair “ırkçı” ve etnosentrik bir alt ton bulunduğunu savundu. Eski savunma bakanı Les Aspin döneminde bu tartışmanın Kongre’de yıllarca sürdüğünü söyledi. Postol, “Diğer ülkeler bizim kadar rasyonel mi?” sorusunun yanlış ve aşağılayıcı bir varsayıma dayandığını ileri sürdü.

“İranlıların İsrail’e nükleer silah kullanacağı argümanı da gülünç,” diyen Theodore Postol, “çünkü böyle bir şey yaparlarsa İran’ın sonu olacağını anlıyorlar” diye değerlendirdi.

Postol, İran’ın ABD’ye nükleer saldırı yapabileceği iddialarını da ciddiye almadığını söyledi. Bir nükleer cihazın gizlice taşınması senaryolarına karşı, nükleer adli incelemeyle kaynağın ortaya çıkacağını ve bunun İran açısından yıkıcı sonuçlar doğuracağını savundu.

Ona göre asıl büyük tehlike, bilinçli saldırıdan çok hata ve yanlış alarm. Nükleer silahlı devlet sayısı arttıkça ve bu devletlerin cephanelikleri genişledikçe, öngörülemeyen bir olayın küçük çaplı bir nükleer kullanıma, ardından hızla büyük bir değiş tokuşa yol açma riski de artıyor.

Sonuç: Müzakere Seçeneği

Postol, konuşmanın ana sonucunu diplomasi zorunluluğu olarak özetledi. İran’ın teknolojik kapasiteye sahip olduğunu, ancak bunu kullanmak istemediğini; dolayısıyla ABD ve İsrail’in askeri baskıyı artırmak yerine İran’a müzakere yoluyla çıkış imkanı sunması gerektiğini savundu.

“İranlılar nükleer silahlı devlet olmak istemiyor; bunun ulusal güvenliklerini zayıflatacağını biliyorlar,” diyen Theodore Postol, “onlara bir çıkış yolu verirseniz bu teknolojiyi kullanmak istemezler” diye ekledi.

Glenn de savaşın ardından diplomasinin daha önce olduğundan daha önemli hale geldiğini söyledi. ABD ve İsrail’in, İran’ın nükleer caydırıcı geliştirme teşvikini artırdığını savundu. Postol ise askeri seçeneğin bulunmadığını, bunun yalnızca İran, Saudi Arabia, Türkiye, Egypt, Gulf States, İsrail ve ABD için bir güvenlik kabusu yaratacağını belirtti.

İran’ın Nükleer Kapasitesi

Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Bugün bize Theodore Postol katılıyor; MIT’de bilim, teknoloji ve ulusal güvenlik politikası profesörü, nükleer silah taşıma sistemleri, füzeler ve füze savunması uzmanı, ayrıca Pentagon’a da danışmanlık yapmış biri. Programa tekrar geldiğiniz için her zamanki gibi teşekkür ederiz.

Theodore Postol: Burada olmak benim için büyük bir memnuniyet.

Sunucu: Bugün İran’ın nükleer kabiliyetlerini tartışmak istiyorum. Bu, nasıl bir nükleer anlaşma yapılması gerektiğini değerlendirmek açısından çok önemli. Çünkü İran’a karşı savaş birçok bakımdan felaket oldu; bunun felaket oluşunun yollarından biri de İran’a esasen varoluşsal bir tehdit yöneltmiş olması.

ABD ve Israel rejim değişikliği için baskı yapabilir, fakat mevcut hükümetin yerine geçmeyi bekleyen bir yönetim olmadığı için muhtemel sonuç İran’ın Balkanlaşması ve hatta Syria ya da Libya benzeri bir çizgide yok edilmesi olur. Bu, önemli bir bölgesel gücü sahadan kaldırmak bakımından Israel ve muhtemelen ABD için yeterince iyi olabilir. Fakat şu anda Tehran’da oturuyorsanız, Israel ve ABD’nin vazgeçmeyeceğini, yeniden deneyeceklerini ve İran’ı yenip yok etmeye çalışacaklarını varsayarsınız.

Bunun arkasındaki sorun şu: İran’ın artık nükleer silah geliştirmek için dünyadaki bütün gerekçeleri var. Buna çoğu zaman nihai caydırıcı denir. Elbette nükleer silah geliştirmemelerini umuyorum, fakat savaşın buna yönelik ne kadar büyük teşvikler yarattığı konusunda dürüst olmak da önemli. Daha önce İranlıların ne tür kabiliyetlere sahip olduğundan da söz etmiştim; çünkü çok fazla bilgi birikimleri var. Zenginleştirilmiş uranyuma, yani malzemeye de sahipler. Dolayısıyla meydan okuma gerçek.

Bu bağlamda siz de bu konuda bazı araştırmalarınızı ve argümanlarınızı hazırladınız.

Diplomatik Çözüm ve Yayılma Riski

Theodore Postol: Evet. Duruma biraz baktım. Daha önce de bakmıştım, bildiğiniz gibi, ama geri dönüp yeniden inceledim ve bence ilgili olan bir dizi sonuca vardım. Dinleyenler arasında akıl sahibi biri olur mu bilmiyorum. Hepimiz bu sorunu biliyoruz. Fakat birazdan açıklayacağım bulguların arkasındaki mantığın sağlam olduğunu düşünüyorum. Bunların, diplomatik bir çözümün mümkün olduğunu, askeri bir çözümün ise mümkün olmadığını çok güçlü biçimde gösterdiğini düşünüyorum. Bu, yetki makamlarındaki insanlar tarafından kabul edilmeli. Aksi halde Güneybatı Asya’da muhtemelen nükleer yayılmada bir patlamaya bakıyor olacağız.

Öncelikle İranlıların nükleer silah yapmak istemediğini kabul etmek önemli. İstedikleri şey, düşmanlarını, özellikle de Israel’i, kendilerine nükleer silahlarla saldırmaktan caydırmak. Israel eylemleriyle İran için varoluşsal bir tehdit olduğunu gösterdi; hatta İran için soykırımsal bir tehdit olduğunu söylemek bile muhtemelen adil olur. Belki bunu gerçekleştiremez, fakat bunu başka yerlerde, özellikle elbette Gaza’da ve Lebanon’da kesinlikle yapıyor. Southern Lebanon gerçekten oldukça vahim bir durum ve bazı açılardan Gaza’da olup bitenlere benziyor: sözde savunma kisvesi altında daha fazla toprak almak için Lebanon’daki insanlara karşı esasen etnik temizlik uygulamaya çalışmak.

İranlı liderlerin bakış açısından, bir anlamda soykırımsal tehdit oluşturan iki hasımla karşı karşıyalar ve yine de müzakere etmek istiyorlar. Müzakere etmek istemelerinin nedeni, düşüncelerinde gerçekten çok rasyonel olmaları. Sadece diplomasi girişimlerinin rasyonelliğine değil, savaş patlak verdiğinde savaşı yürütme biçimlerine de bakarsanız, kendilerini nasıl yönettikleri konusunda muazzam bir disiplin ve düşünce gösterdiklerini görürsünüz. Bu açıdan etkileyici.

Temelde İran liderliği şunu anlıyor: Eğer nükleer silah yaparsa, Saudi Arabia neredeyse kesinlikle buna karşılık bir nükleer silah devleti haline gelecektir. Üstelik Saudi Arabia potansiyel olarak çok hızlı biçimde nükleer silah devleti olabilir; çünkü Saudi Arabia, Pakistan’da atom bombası inşa etme çabasını finanse ediyordu. Saudi Arabia’nın gelecekte bir zamanda nükleer silahlara ihtiyaç duyması halinde Pakistan’ın bunları ona vereceğine dair bir anlayış vardı. Bu genel kabul gören bir durum gibi görünüyor. Saudi Arabia, kendisi de edinmeden nükleer silahlara sahip bir İran’a tahammül etmeyeceğini gayet açık biçimde ortaya koydu. İranlılar da bunun İran’ın ulusal güvenliği üzerinde büyük ve olumsuz bir etkisi olacağını anlıyor.

Elbette Turkey var; İran ve Saudi Arabia nükleer silahlara sahip olursa Turkey de kolaylıkla nükleer silah yapma yönünde ilerleyebilir. Muhtemelen Egypt de öyle. Bazı Persian Gulf devletlerinin neye muktedir olabileceğini ise henüz bilmiyoruz; kısmen sanayi temelleri daha sınırlı olduğu için, ama ellerinde ciddi miktarda para var ve bunun nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz.

Dolayısıyla bugünlerde nadir görülen rasyonel bir aktörle karşı karşıyayız ve bu aktör bir şeyler müzakere etmek istiyor.

İran Köşeye Sıkıştırılırsa

Madalyonun diğer yüzünde ise şu var: Özellikle United States’in ve genel olarak West’in irrasyonel davranışları İranlıları, nükleer silahlara sahip olmaktan başka seçenekleri olmadığı sonucuna varacakları bir köşeye sıkıştırırsa ne olur?

Bu elbette bundan daha karmaşık olabilir. Senaryo üretmekte sizin gibi biri çok daha iyi olurdu, fakat kesin olarak bildiğimiz şu: İran liderliğinde son derece rasyonel insanlar var. Aynı zamanda bu liderlikle aynı fikirde olmayan, derhal nükleer silah yapmanın iyi bir fikir olduğuna inanan insanlar da var. İç siyasal tartışmalar karmaşıktır, tamamen öngörülemezdir ve nükleer silah yapmaya devam etmek isteyen kişilerin iç tartışmada ne zaman ve kazanıp kazanmayacağını bilmek zordur. Her an olabilir. Bilmiyoruz.

Ama önemli nokta şu: İranlılarla, tekrar altını çizmek istiyorum, bunu yapmak isteyen İranlılarla, müzakere edilmiş bir anlayışa ulaşmak için çaba göstermezsek alternatif dünyanın nasıl görüneceğini kendimize sormalıyız.

10 ya da 20 Atom Silahı İhtimali

İlk olarak birkaç noktaya işaret etmek istiyorum. Slaytı görebiliyor musunuz?

Sunucu: Evet, şimdi ekranda.

Theodore Postol: Slayt şimdi ekranda. Tamam.

Daha önce değindiğim ama vurgulanmaya değer birkaç temel nokta var. İlki şu: İran gerçekten 10 ya da 20 atom silahı üretebilir. Bu, bugün yaygın olarak söylenenden farklı bir ifade. Genel kanaat, İran’ın yüzde 60 zenginleştirilmiş 440 kilogram uranium hexafluoride’dan hızla 10 nükleer silah üretebileceği yönünde. Fakat bu tahminlerin altında, İran’ın üreteceği atom silahlarının 25 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş, silah seviyesinde uranyum gerektireceği varsayımı yatıyor.

Oysa atom bombası yapmak için 25 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş, silah seviyesinde uranyuma ihtiyaçları yok. Sadece 14 ya da 15 kilograma ihtiyaçları var. Bu, silahın tasarımıyla ilgili. Çünkü teknik açıdan duruma baktığınızda, İranlı olsanız ve hızla nükleer silah üretmeyi düşünseniz, hakkında konuşulan türde bir silah üretmeyeceğiniz neredeyse kesin görünüyor. Silah seviyesinde uranyumdan oluşan 15 kilogramlık çekirdeği çevreleyen, uranium 238’den yapılmış çevresel bir içi boş küreye sahip bir silah üretirdiniz.

Bunu yapmanızın nedeni, uranium 238’den oluşan bu dış kürenin silah açısından iki yararlı etkiye sahip olmasıdır. Birincisi, nötronları silahın çekirdeğine geri yansıtır; bu da silah yapmak için daha az uranium 235 kullanmanıza izin verir. Yani daha küçük bir kritik kütle gerekir. Daha küçük kritik kütleye ihtiyaç duyarsanız, silah yapmak için daha fazla uranium 235’iniz kalır.

İkinci nokta şu: Uranyum reflektör çok kütlelidir, oldukça ağırdır. Bu şekilde inşa edilmiş bir atom bombası süper kritik hale gelirken hızlı enerji salımı geçirirken, silahın genleşmesini saniyenin milyonlarda birkaç yüzde biri kadar geciktirebilirseniz, yani genleşmeyi çok küçük bir süre yavaşlatabilirseniz, oldukça daha yüksek bir verim elde edebilirsiniz. Çünkü silah seviyesindeki uranyum dağılmadan önce kritik kütlenin daha fazlası fisyona uğrar.

Dolayısıyla iki fayda elde edersiniz. Bedeli daha yüksek ağırlıktır. Fakat göstereceğim gibi, bu ağırlık, inşa edeceğiniz silahın ölçü ve ağırlık bakımından, Israel’e konvansiyonel patlayıcı taşımak için tipik olarak kullanılmış mevcut, test edilmiş uzun menzilli bir füzeyle kolaylıkla taşınmasına izin verecek düzeydedir. Yani ilerlemeyi seçerseniz sadece silaha değil, bu savaş başlığını balistik füzeyle taşıyabilecek bir taşıma sistemine de sahip olursunuz.

Buradaki tek soru balistik füzelerin güvenilirliği olurdu. Onlar da son derece güvenilir görünüyor, çünkü Israel’deki balistik füze savunması neredeyse işe yaramaz durumda. Kendimi fazla ileri gitmiş saymayayım, ama muhtemelen bir ya da iki hafta içinde yapmam gereken başka bir konuşma var; burada Patriot sisteminin İran balistik füzelerini önlemede kesinlikle başarısız olduğunu göstereceğim. Neredeyse sıfır kabiliyet. Dolayısıyla balistik füze saldırısı açısından çok güvenilir bir taşıma sistemi. Bunu gösterecek verilerim var. Altını çizmek istiyorum: Bu, benim topladığım veriler.

Santrifüj Kapasitesi ve Silah Üretimi

Buna ek olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından yayımlanan bilgiler doğru biçimde analiz edildiğinde, IR6 santrifüjünün verimliliğinin insanların, ben dahil, genel olarak varsaydığından iki ya da üç kat daha yüksek olduğu sonucuna varılıyor. Çünkü bu santrifüjlerden birinin zenginleştirme bakımından tam olarak ne kadar üretebileceğini analiz etmek çok karmaşık bir iş ve ben bunu analiz etmemiştim.

Bu sonuç çok önemli. Çünkü örneğin İran’ın, yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumla hızla diyelim 17, 18 ya da 19 silaha ulaştıktan sonra, doğal uranyumdan yılda bir ya da iki atom bombası, hatta daha fazlasını oldukça kolay biçimde üretebileceği anlamına geliyor. Yani eğer onları bunu yapmamaya teşvik etmek için bir şey yapılamazsa, büyük bir nükleer silah devletiyle karşı karşıya olacağız.

Bu durum alarm verici olmak zorunda değil; çünkü makulseniz, az önce açıkladığım gibi İranlıların müzakere etmek istediğini anlarsınız. Kendilerini, potansiyel olarak düşmanca nükleer silahlı devletlerle çevrili bir konuma sokmak istemiyorlar. Endişeleri sadece Israel değil. Dolayısıyla müzakereyle son derece ilgilendikleri bir durum var. 2015’te Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na katılarak zenginleştirme programları üzerinde çok ağır kısıtlamaları kabul edeceklerini ve bu kısıtlamalar içinde çalışacaklarını gösterdiler.

Bu nedenle burada bir çözüm için bütün bileşenlere sahibiz. Benim politika açısından söylediğim nokta çok basit: Müzakere etmekten başka seçeneğiniz yok. Yani müzakere etmezseniz, bir noktada çok güçlü bir nükleer silah devletiyle karşılaşacaksınız. Seçiminiz bu. Daha fazla askeri bir şey deneyin ya da askeri baskıyı sürdürün; sonunda İranlıları nükleer silah yapma kararı alacakları bir noktaya iteceksiniz. Bu şeylerden çok sayıda inşa etme ve cephaneliklerini artırmaya devam etme kapasitesine sahipler. Bu nedenle, herhangi bir şekilde rasyonelseniz, bana göre bu zor bir tercih değil.

Değerlendirmede Ne Değişti?

Peki benim değerlendirmemde ne değişti? Neden son kez olumsuz bir değerlendirme yaptığım zamandan bile daha olumsuzum? Gerçek şu ki, İran’ın atom silahı inşa etmek için ihtiyaç duyduğu teknolojinin anahtarı olan gaz santrifüjleri, insanların inandığından muhtemelen daha çok sayıda ve daha kabiliyetli.

Örneğin burada Institute for Science and International Security’den bir tablo var. June 22’deki Midnight Hammer saldırısına kadar, birkaç aylık dönemler halinde üretilen santrifüj sayısını ortaya koymuşlar. Bu saldırı İran programına çok büyük zarar verdi. Ölümcül zarar değil ama kayda değer zarar verdi. O zamana kadar İranlılar ayda 450 santrifüj üretiyordu.

174 santrifüjden oluşan bir kaskad, İranlıların kullandığı temel yapı. Size göstereceğim gibi, bu santrifüjlerden birkaçını birbirine bağlayabilir ve 348 santrifüjden oluşan birleşik bir yapı kurabilirler. Bunu yapabildiklerini de gösterdiler. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bunu rapor etti. Ben bunu raporlarından birini incelerken tamamen tesadüfen keşfettim. Belki daha akıllı olsaydım daha önce görürdüm. Ama buradaki nokta şu: Bu spekülasyon değil. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından rapor edilen üretimin açıkça gösterdiği bir kabiliyet. Bunu birazdan açıklayacağım.

Bir Bomba İçin Gerekli Uranyum

Bir bomba yapmak için gereken uranyum miktarı değişebilir. İmleci görebiliyorsunuz, değil mi?

Sunucu: Evet.

Theodore Postol: Tamam, güzel. Bir bomba yapmak için gereken uranyum miktarı 55 kilograma kadar çıkabilir. Bu, sadece nükleer malzemeniz varsa ve yüzde 90 zenginleştirilmiş uranyum metalinden oluşan bir küreyi bir araya getiriyorsanız geçerli. Çıplak bir uranyum metal küresinde silah yapmak için bu metalden yaklaşık 55 kilograma ihtiyaç duyarsınız.

Bu arada, yüzde 83,7 zenginleştirilmiş uranyumunuz olsaydı, bunun ne anlama geldiğini açıklayacağım, belki 60 ya da 65 kilogram gerekirdi. 83,6 sayısı, Fordo tesisinde yüzde 83,6 ya da 83,7 oranında uranium 235 zenginleştirmesine ait izlerin bulunmasına işaret ediyor. Bunlar çok küçük izlerdi, fakat silah seviyesine çok yaklaşma kapasitesinin gösterildiğini kesinlikle ortaya koyuyor; 90 yüzde gösterilmiş olmasa bile. İnsanlar genellikle yüzde 90 varsayar.

Eğer uraniumdan oluşan 10 santimetrelik reflektör denen şeye inerseniz, belki yaklaşık 20 kilograma düşersiniz. Aslında burada bir hata yaptığımı söylemeliyim; gerçekten 20 kilogramdan söz ediyorum. 10 santimetrelik beryllium küresiyle daha iyisini yapabilirsiniz. Fakat beryllium ile çalışabilmeniz gerekir. İranlıların beryllium ile çalışmayı bildiğine ve ellerinde beryllium olduğuna dair iyi kanıtlar var. Ama ben bu iki olasılığa odaklanacağım: yüzde 90 zenginleştirilmiş 20,5 kilogram ya da 14,1 kilogram.

Bunu nasıl yapacağınıza bakarsak, bu malzemeleri alır ve bir bomba oluşturursunuz. Bu durumda bu, Encyclopedia Americana’dan bir diyagram. Burada bu malzemeyi sıkıştırmaya çalışmıyorsunuz. Eğer malzemeyi sıkıştırmak için küresel bir patlama sağlayabilirseniz, bomba yapmak için daha az uranyum metali kullanabilirsiniz. Fakat içe patlama mekanizması karmaşıktır ve mevcut bütün modern teknolojiye rağmen bu silahı test etmek istersiniz.

daha fazla uranyum kullanan bir silah tasarımı kullanılması durumunda, ama yine de bunu kullanmaya yetecek kadarına sahip olursunuz. Buna “gun assembly” denir. Bu durumda patlayıcılarınız vardır, bir uranyum küreniz vardır. İçinde bir delik bulunur ve elinizde uranyumdan, silah seviyesinde uranyumdan oluşan iki çekirdek bölümü vardır. Yani bunları patlayıcıyla bir araya getirirsiniz. Bu çalışan bir silah olurdu ve bunu monte etmek karmaşık bir iş olmazdı. Karmaşık bir iş olmazdı. Patlayıcıların zamanlaması, küresel patlama durumunun aksine zorlayıcı değildir ve İranlıysanız halihazırda elinizde bulunmayacak hiçbir teknoloji yoktur. Yani bu, olabileceği kadar düz bir iştir. Ve eğer tehdit altındaysanız, insanların içe patlamalı silahlar ve bu tür şeyler hakkında ileri sürdüğü bütün bu argümanlar saçmadır. Tehdit altındasınız. Bu kaynağa sahipsiniz. En iyisi, yeterince iyinin düşmanıdır. Yapacağınız şey basit bir silahtır. Ve Bulletin of the Atomic Scientists gibi yerlerden gelen bazı açıklamalar, ki bu konuda yanlış bilgi için büyük kuruluş budur, küçük bir şey yayımlayıp “ah, silah yapamazlar” diyebilirler. Bunu nereden çıkardıklarını bilmiyorum. Bu kuruluşun bu şekilde yanlış bilgi yayımlamaya nasıl devam ettiğine inanmak zor. Bu bir kulüp. Sosyal bir kulüp. Bu kuruluşta gerçekten neredeyse hiç uzmanlık yok ve bu konuda hiçbir şey yapmıyorlar. Ayrıntısına girmeyeceğim, CEO ve başkanla uzun bir görüşmem oldu ve ne anlattığımı anlamaya hiç ilgi göstermedi. Hiç. Gerçekten oldukça şaşırtıcıydı.

Neyse, size boyutların ve ağırlıkların nasıl olduğuna dair bir fikir vereyim. Bunlar elbette kavramsal çizimler, ama bir uranyum yapmak isteseydiniz, işte 55 kilogramlık çekirdek. Çapı belki, bilmiyorum, belki 25 ya da 30 santimetre. Rakamları oraya koymalıydım. Çekirdek biraz küçülürse, 55 yerine 20,5 kilograma iner. Ve çevredeki uranium 238 oldukça ağırdır. Eğer 10 santimetrelik bir reflektörse, yaklaşık 350 kilogramdır. Şimdi, bu mutlaka kötü bir şey değildir, çünkü bileşenlerin toplam ağırlığı 350 kilogramın altındadır. Yani başka 100 kilogram ekipmana, ateşleme düzeneklerine, elektroniklere, parçaları yerinde tutacak paketlere ihtiyacınız olsaydı, 450 kilogram ağırlığında bir silahı kolayca yapabilirdiniz; bu da uzun menzilli füzelerinizin herhangi birinin taşıyabileceği aralığın çok içindedir.

Bunun avantajı şudur: Eğer uranyum metaliyle çalışmayı biliyorsanız, ki uranyum çekirdekleri yapıyorsanız bunu zaten yapabilmeniz gerekir, uranium 238 ile çalışmayı da bilirsiniz. Mekanik özellikler ve onunla uğraşma açısından U238, U235 ile aynı şeydir. Dolayısıyla bütün teknoloji elinizdedir. Bu teknolojilerde egzotik hiçbir şey yoktur. Bunun yerine 10 santimetre ya da daha fazla beryllium reflektörlü daha hafif bir silaha gitmek isterseniz, bunu yapabilirsiniz. Ama beryllium ile çalışmanız gerekir; bu da, bu arada, İranlıların halihazırda sahip olmadığı bir kabiliyet olduğu anlamına gelmez. Bu kabiliyete pekala sahip olabilirler. Avantaj, çok daha hafif bir silaha sahip olmanız olurdu, çünkü reflektör bu inanılmaz ağır malzeme değildir. Beryllium çok hafif bir malzemedir. Ama neden bütün bu hafifliğe ihtiyacınız olsun? Eğer bunu bir balistik füzenin üstüne koyacaksanız ve taşıyabiliyorsanız, neden uranyum yoluna gitmeyesiniz? En azından benim spekülasyonum bu; çünkü uranyum, süperkritik hale geçtiğinde kritik kütlenin genişlemesini geciktiren büyük kütleli bir malzemedir ve silahtan daha fazla verim alırsınız.

Neyse, bu yalnızca benim tahminim. Ama bir nükleer silah örneği görmek istiyorsanız, şu diyagramı görmek faydalı. Şunu söylemeliyim ki bu neredeyse kesinlikle gizli kısıtlı veridir. ABD Atom Enerjisi Yasası’na göre birileri bunu çalmış, bu sınıflandırılmış tasarımı kopyalamış. Kim olduklarını bilmiyorum, ama açıkta. Bu, W33 top mermisi; seçtiğiniz verime bağlı olarak 1 ile 40 kiloton arasında verime sahiptir. Peki nasıl çalışır? Öncelikle içinde küçük bir gaz tüpü vardır. Bu, İranlıların şu anda yapabileceği bir şey değildir, çünkü gaz tüpünde döteryum ve trityum gaz karışımı bulunur. Trityum elde etmek büyük bir endüstriyel çabadır ve gereken miktarlar neredeyse kesinlikle İran’ın elinde yoktur. Bu konuda yanılıyor olabilirim. Eğer durum buysa, o zaman daha büyük bir sıkıntı içindesiniz demektir.

Yaptığınız şey, bu tüpe farklı miktarlarda döteryum ve trityum gazı koyarak monte edilmiş kritik kütleye giden nötron patlamasını kontrol etmektir. Yani düşük verim istiyorsam, oraya hiç döteryum ve trityum gazı koymam. Çok yüksek verim istiyorsam, çok koyarım. Top mermisi ateşlendiğinde, silah seviyesinde uranyum metalinden bir halka vardır. Bir de silah seviyesinde malzemeden halka biçimli bir parça vardır; yavaşlama nedeniyle, unutmayın bu bir top mermisi, başlangıçta çok büyük bir ivmelenmeye uğrar ve sonra uçarken aerodinamik sürüklenme nedeniyle çok büyük bir yavaşlamaya uğrar. Olan şudur: Bu halka biçimli metal parça yerine oturur ve nükleer verim elde etmek için gerekli olanın hemen altında bir kritik kütle oluşturur. Ama sonra elinizde bu parça vardır; zamanı geldiğinde onu buradaki boşluğa süren bir patlayıcı yükünüz olur. Boşluğa girerken bu döteryum ve trityum gazı kabını ezer.

Kritik kütlede nötronlar salındıkça sıcaklık çok hızlı yükselir. Sonunda sıcaklık on milyonlarca Kelvin dereceye ulaşır. Döteryum artı trityum gazı termonükleer bir reaksiyonla tutuşur ve döteryum ile trityum helyum 4’e kaynaşır; helyum 4’e kaynaştıklarında nötronlar salarlar ve bu nötronlar çok enerjiktir. Bunlar sıradan nötronlar değildir; bir uranyum çekirdeğinden salınan tipik bir nötron belki bir milyon elektron volttur. Bu nötronlar 14 milyon elektron volttur. Dolayısıyla bunlar etraflarındaki uranyum kritik kütlesine girdiklerinde uranyum atomlarını adeta parçalarlar. Sadece normal bir sürece girmezler, darmadağın ederler, sıçratırlar ve nötron sayısında, nötron çoğalmasında muazzam bir artış elde edersiniz; bu da elbette verimi muazzam ölçüde artırır. Görünüşe göre bu tasarım 40 kiloton kapasitesine sahiptir, ki bu oldukça iyi bir verimdir.

Size az önce gösterdiğim uranyum silahının boyutlarını görmek isterseniz, bunun 30 santimetre olduğunu görebilirsiniz. Bu yönetilemeyecek kadar büyük bir düzenek değildir. Bunu bir balistik füzenin üzerine nasıl koyabileceğinizi görmek zor değildir. Dolayısıyla size İranlıların bunu yapamayacağını söyleyen ve zaten gösterdikleri teknoloji hakkında bir şey bilen herhangi biri, akıl almaz bir şey söylüyordur. Bu fikri nereden çıkardıklarını bilmiyorum. Bu ülkenin nükleer silah inşa etme kabiliyeti var ve bu nükleer silahlar çok güvenilir olurdu; bunları test etmeleri de şart değildir. Onları, devam etmekten başka seçenekleri olmadığını hissettikleri bir zihniyete sürüklemekten söz ederken düşünmeniz gereken şey budur. Kendi çıkarlarına en uygun olanın nükleer silah yapmamak olduğunu kabul etseler bile, sizin öyle bir tehdit oluşturduğunuza karar verirler ki kötü kararların dengesi onları nükleer silah yapma yönünde karar vermeye iter. Büyük sorun budur.

Boyut hakkında biraz daha fikir vermek için: Bu, buradaki merminin içine girecek nükleer pakettir. Grafiklerin büyüsüyle, o şeyi dışarı çıkardım ve o paketi dışarı alıp top mermisinin içine ne kadar düzgün oturduğunu gösterdim. Yani bunların hiçbiri, bakış açısına göre, sihir değildir. Bunu garajınızda yapmak istiyorsanız sihirdir, bu doğru. Ama İran’ın sahip olduğu muazzam kabiliyete sahip bir ulus-devletseniz, bu düz bir iştir. Mesele bu.

Şimdi, gaz santrifüjleri buradaki diğer kritik teknolojidir. Gaz santrifüjlerine sahip olduklarını biliyoruz ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın son derece ilginç bir raporda bildirdiği şey de bu. Raporu göstereyim. Bu rapor 2025’ten. Ağustos 2025 gibi görünüyor. Ve İslam Devleti’nin doğrulanması ve izlenmesi hakkında. Mart 2025’te yayımlanmış. Şimdi yukarı çıkarsak, burada bahsettikleri şey, İranlıların Fordo tesisinde üzerinde çalıştıklarını gösterdikleri 174 santrifüjlü bir kaskad. Basit bir kural şudur: Bu santrifüjlerin her biri tarafından üretilen ayrıştırma iş birimlerinin her biri, santrifüj sayısıyla doğrusal olarak artar. Böyle olur. Ayrıştırma iş biriminin kullanılmasının nedenlerinden biri budur; zenginleştirme kabiliyetini karakterize etmek için çok zarif bir yoldur.

Eğer bunlardan 174 tane varsa ve santrifüjlerin her biri santrifüj başına bir ayrıştırma iş birimi üretiyorsa, o zaman kaskadın, verimliliğin iyi kurulmuş olduğunu varsayarsak, ki bu büyük ve karmaşık bir iştir, deney ve ayarlamalarla yapılması gerekir, teorik sınırda iyi çalışıyorsa santrifüj başına 174 ayrıştırma iş birimi elde etmeniz gerekir. Santrifüj başına 10 ayrıştırma iş birimi elde edebiliyorsanız, 1.740 elde etmeniz gerekir. Beş olursa, elbette bunun yarısını alırsınız. İranlıların denediği şey bunlardan ikisini kullanmaktı. Bu birimlerden birini alıyorlar, zenginleştirilmiş uranyumu alıp başka bir santrifüjün beslemesine koyuyorlar ve sonra bir ürünle çıkıyorlar. Yaptıkları deney, bir uçtan yüzde 20 beslemek ve diğer uçtan yüzde 60 üretmekti. Gayet makul. Ve bunu yapıyorlardı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı onları izliyordu. Bu arada, üç kaskadı birlikte de gösterdiler.

Peki bu ne anlama geliyor? İşte rapor ettikleri şey. Bu, İran üretimine dair rapor ettikleri şey. Artık teorik değil. Bu bir tahmin değil. Şu anda dolaşımda olan tahmin, benim de kullandığım tahmin dahil, mevcut İran IR6 santrifüjlerinin santrifüj başına 3,5 ile 7 ayrıştırma iş birimi ürettiğiydi. Burada çok fazla oynama payı var, çünkü insanlar bu mekanik cihazı gerçek deneyler olmadan analiz etmeye çalışıyordu. Deneysel veriye sahip değilsiniz. İşte İranlıların Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na gösterdiği şey: Yüzde 20’yi bu çift kaskada aldılar ve ayda yüzde 60’ta 34 kilogram uranium hexafluoride ürettiler. 34. Peki bu ne anlama geliyor?

Biliyoruz ki, burada aritmetiğe girmeyeceğim. Temelde santrifüj sayısına bakarsak, bu yaklaşık 400; pardon, eğer yüzde 20 zenginleştirilmiş 112 kilogram uranyum alırsanız, yüzde 60 zenginleştirilmiş 37 kilogram elde etmek için 400 ayrıştırma iş birimine ihtiyacınız vardır. Yani oldukça, devasa olmayan ama yaklaşık 400 kadar bir şeye ihtiyacınız var. Perspektife koymak için, doğal uranyumla başlarsanız 5.500 ayrıştırma iş birimine ihtiyacınız olur. Yani işin büyük kısmı zaten yapılmış olur. Yüzde 20 zenginleştirilmiş 112 kilogram uranyumu alıp yüzde 60 zenginleştirilmiş 37 kilogram üretmek için yaklaşık 400 ayrıştırma iş birimine ihtiyacınız vardır. Diyelim ki bu, yaptığım bazı aritmetikten çıkan sayıdır.

Dolayısıyla 34’ü 37’ye bölüyoruz, çünkü aslında yüzde 60 zenginleştirilmiş 34 kilogram uranyum üretmek için 369 ayrıştırma iş biriminden bahsediyoruz. Peki, 348 santrifüj var. Bu aylık miktarı ayarlarsak, aylık bazda çalıştığımız için 12 ayla çarparız. Bu bize bu iki kaskadın birlikte ayrıştırma iş birimi cinsinden ne üretebileceğini söyler. 4.440 ayrıştırma iş birimi. Bu çok fazla. Bu neredeyse bir nükleer silah. Dolayısıyla santrifüjlerin santrifüj başına 12,75 ayrıştırma iş birimi ürettiğinden söz ediyoruz. Bu, insanların düşündüğünden çok daha büyüktür. En düşük tahminlerin, yani 3,5’in neredeyse dört katı kapasitedir. Dolayısıyla İranlıların, eğer seçerlerse nükleer silah üretme konusunda muazzam bir kapasitesinden söz ediyoruz.

Sonuç olarak, birkaç slaytı atlayayım. Sadece nerede olduğumuza bakmak istiyorum, zaman iyi. Slaytları atlarsak, yılda 4.437 kilogram SWU üretebilen 348 santrifüjlü bir kaskadımız var. Ve belirttiğim gibi, dinleyicilere şunu hatırlatayım: Zenginleştirme süreci hızlanır. Örneğin önceki tartışmamda kullandığım örnek, suya karıştırılmış şekerdi. Dedim ki, varsayalım her döngüde 10 birim suyu kaynatıp uzaklaştırabiliyorum. Bu keyfi bir seçim, ama diyelim ki şekerli su çözeltisinde yüzde 10 şeker var. Böylece her ayrıştırma iş birimi çabası beni daha yüksek ve daha yüksek şeker zenginleşmesine götürür. Daha yüksek zenginleşmelere indiğimde, sadece daha yoğun bir çözeltiden alıyorum ve ayrıştırma iş birimi başına yaklaşık aynı miktarı uzaklaştırabiliyorum. Yüzde 50’ye indiğimde son çaba çok küçüktür.

Dolayısıyla yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumdan söz ettiğimde, oldukça küçük bir çabadan söz ediyorum. Eğer 348 IR6 santrifüjlü bir kaskadım ve yılda 4.437 SWU üretimim varsa ve 25 kilogram zenginleştirilmiş uranyum elde etmek için yalnızca 120 SWU’ya ihtiyacım varsa, bu 1,4 haftadır. Bu kısa bir süredir. Eğer yalnızca, eğer 25’e iniyorsam, pardon. Yani bu bana bomba başına 38 kilogram verir. Dolayısıyla bomba başına 38 kilograma ihtiyacım var. Elimde 440 kilogram zenginleştirilmiş var. Bu uranium hexafluoride. Yani 11 bomba, 10 ya da 11 bomba var. Bunun yerine 14 kilogram üretmek için 68 kilogramla başlarsam, bu yalnızca bir aralıktır, o zaman beş ya da altı güne ihtiyacım olur. Eğer 20 kilogram üretmem gerekiyorsa, belki yedi ya da sekiz gün. Yani seçtiğim tasarıma bağlı olarak 15 ile 19 arasında bomba üretebilirim. İnsanların konuştuklarına kıyasla çok, çok ciddi bir silah kapasitesinden söz ediyorsunuz.

Nihai sonuç çok basit. En üst düzey Amerikan politika yapıcıları bile bunu anlayabilmeli. İran, hızlı biçimde 10 ile 20 atom bombası inşa edecek teknolojiye ve uzmanlığa sahip. Hızlı diyorum; haftalar, belki aylar sürer, çünkü bazı ekipmanların bir araya getirilmesi gerekir. Bilmiyoruz. Ama hiçbir şekilde yıllardan söz etmiyoruz. Bulletin of Atomic Scientists’ten gelen bu açıklama tamamen saçmalık. Ve bunun bir sorun olma...

Bunun altını çizmemin nedeni, Glenn, şunun açık olmasını istemem: Eğer sana bir şey söylersem, eğer karar vericiysen ve ben teknik danışmanın olarak sana bunun bir sorun olmadığını söylersem, o zaman sen de tamam, bunun için endişelenmeme gerek yok, bu üzerinde düşünmem gereken bir şey değil dersin. Dolayısıyla bu, Bulletin’ın yaptığı küçük bir hata değil. Bu büyük bir hata. Ve ortalıkta dolaşıp insanlara uzman olduklarını söylüyorlar, ortalıkta dolaşıp yanlış bilgi yayıyorlar. Bugün pek nazik hissetmediğim için söyleyeyim: saçmalık. Saçmalık yayıyorlar ve kendilerini uzman gibi gösteriyorlar. Hiçbir çalışma yapmıyorlar ve kamuoyuna, ayrıca Washington’da bu adamların ne söylediklerini bildiğini sanma hatasına düşen birçok kişiye sorumsuzca yanlış bir tablo sunuyorlar. Bu yüzden bu bir sorun.

Dolayısıyla, işin olumlu yanı şu: İranlılar bir silah devleti olmak istemiyor. Bunun ulusal güvenliklerini zayıflatacağını biliyorlar. Yani aynı sonuca çıkan iki önemli nokta var. Birincisi, teknolojiye sahipler. İkincisi, onlara bir çıkış yolu verirseniz bu teknolojiyi kullanmak istemiyorlar. Bu yeterince basit. Bir anaokulu çocuğunu alıp seçenekleri onunla birlikte gözden geçirebilirsiniz ve her zaman doğru seçimi yapar. Peki Washington’daki bu dahilerin nesi var? Sorun ne?

Dolayısıyla İranlıların herkesin ortak çıkarına olan şeyi yapmasına yardım etmek için diplomasiyi kullanmanız gerekir. Bu herkesin çıkarına. Eğer sonunda ilerleyip nükleer silah yapmaya karar verirlerse, bu İran, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Körfez ülkeleri, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri için bir güvenlik kabusu olur. Yani burada neden söz ediyoruz?

İranlıların İsrail’e karşı nükleer silah kullanmasının muhtemel olduğu argümanları da gülünç. Çünkü İranlılar anlıyor; biz de görüyoruz, rasyoneller. Bunu kabul etmek zorundasınız. Elimizdeki bütün kanıtlar, sahip olduğumuz her bir kanıt, onların bu konularda son derece rasyonel ve derinlemesine düşünmüş olduklarını gösteriyor. İsrail’e nükleer silah kullanırlarsa bunun İran’ın sonu olacağını anlıyorlar. Nükleer misilleme olacağını anlıyorlar. Bu yüzden bunu yapmayacaklar.

Öyleyse bırakın nükleer eşik devleti olarak kalsınlar. En iyi sonuç değil, ama aslında en iyi sonuç da olabilir, çünkü İsraillilerin tamamen çılgın bir hükümeti var. Bu İsrail hükümetinin ne yapmaya istekli olduğunu, ne yapabileceğini ya da ne yapma kapasitesine sahip olduğunu bilmiyorum. Yani İran’ın Tel Aviv’e saldırırlarsa Tel Aviv’e ne yapabileceğini gösteren bu konuşmaları yapmamın nedenlerinden biri, İsraillilerin şunu anlamasını istemem: Bunu yaparsanız bedel ödemeden kurtulamazsınız. Bu İsrail’in de sonu olur. O halde herkes sakinleşsin, rasyonel düşünmeye başlasın ve burada uçurumun kenarından geri adım atsın, çünkü bu gerçekten kötü bir durum.

Yani söylemek istediğim noktalar aşağı yukarı bunlar. Seni ikna edemedim.

Hayır.

Hayır. Slaydı indirebilir misin?

Evet, slaydı indiririm. Tabii. Tamam.

Hayır, beni ikna ettin, bu...

Evet. Hayır, bunu yaptım.

Ama bence kapasitelerinin ölçeği oldukça daha yüksek. Yani bir nükleer silah bile yeter. Bir nükleer silahın varsa, seninle ilişkilerimde çok dikkatli olurum. İki tane varsa, çok daha dikkatli olurum. Colin Powell’ın Kuzey Korelilerle ilgili yaptığı argüman, yani bir ya da iki fark etmez argümanı, benim bakış açıma göre doğru değil. İki, bire göre büyük farktır, çünkü bunlar inanılmaz derecede yıkıcı şeyler. Ama 20’ye karşı 10’dan söz ettiğinizde, yani bu... Ve bu gerilim sürdükçe her yıl birkaç tane daha üretme potansiyel kapasitesi de var. Eğer ilerleme kararı alırsanız, potansiyel olarak baktığınız şey bu. Yani etrafı kendileri de silahlanacak devletlerle çevrili, son derece iyi silahlanmış bir devletten söz ediyorsunuz. Ve ne uğruna? Sonunda kim daha iyi durumda olacak? Eğer İsrailliyseniz, Suudi Arabistanlıysanız ya da İranlıysanız, bu bölgenin gelecekteki güvenliği için nasıl bir ortamdır? Bu apaçık bir şey. Bunun tek çözüm olduğunu görmemek için zekadan yoksun olmak gerekir. Çözüm budur.

Yani bana askeri bir çözüm gösterirseniz, o zaman bunu konuşabiliriz. Ben, başka seçenek olmadığında askeri çözümlere karşı çıkan insanlardan değilim. Askeri seçenek yapılacak son şey olmalıdır, buna karşıyım; ama askeri müdahale gerekiyorsa ve bunun gerçekten yeterince ciddi olduğunu düşünüyorsam hayır diyecek insanlardan biri değilim. Aziz Augustinus beni ikna etti; bazı durumlarda, savaşın ahlaksızlığının haklı çıkarılabileceği kadar kötü şeyler olabilir, çünkü yaşanan şey o kadar ahlaksızdır ki... Aziz Augustinus kriterlerindeki sorun, aslında argümanda değil, şudur: Bu daha büyük kötülüğü durdurmak için deneyeceğiniz müdahalenin, askeri müdahalenin kontrolden çıkıp sonunda daha da büyük bir kötülüğe neden olmayacağını bilemezsiniz. Daha küçük bir kötülükle bir kötülüğü durdurabileceğinizi umarsınız. Ve bunu öngöremezsiniz. Savaşta bunu yapmak çok zordur.

Ama ben temelde, felsefi olarak ya da esasen askeri güce karşı değilim. Bence yalnızca son çare olmalıdır. Sadece son çare. Ama burada seçenek değil. Seçenek değil. Bu kadar basit. Ne söylediğini bilen bir askeri yetkili bulun. Bu adamı getirebilirsiniz, adı neydi, yani... Ama sorumlu bir askeri yetkiliyle konuşursanız size şunu söyleyecektir: Birisi “hadi yapalım, bence yapabiliriz” derse, Kellogg gibi adamlardan birini getirin belki, ya da bana gösterin.

Bu, insanların “daha fazla nükleer silahımız olmalı” demesine benziyor. Ben nükleer savaş planlamasına dahil oldum. Sıfır noktalarının nerede olduğunu biliyordum. Yani oradaydım. Bu silahları yerleştirdiğimiz bilgisayar programlarının içindeydim. Tamam mı? Yani ben sadece üzerinde büyük kırmızı işaret olan, kırmızı renkte “büyük saldırı seçeneği” yazan çizelgeyi görmüş üst düzey politika adamlarından biri değilim. Ne olduğunu ayrıntılı olarak gördüm.

Şimdi biri bana “daha fazla nükleer silahımız olmalı” dediğinde ilk sorum şudur: Bunları nasıl kullanacağız? Bana bunları nasıl kullanacağımızı göster. Ben bunları nasıl kullanacağımı biliyorum. Orada bulundum. Planlamanın içinde bulundum. Bana bu silahları nereye yerleştireceğimizi, askeri kabiliyetimizi ulusal güvenliğimizi anlamlı biçimde artırabilecek şekilde nasıl artıracağını göster. Bunu gösterebilirsen ilgilenirim. Nükleer silahlara sahip olmanın iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Genel olarak onlar olmadan hepimizin daha iyi durumda olacağını düşünüyorum. Ama tamam, varlar. Fakat bu insanlar bu argümanları ortaya atıyor ve hiçbir şey bilmiyorlar. Üzerinde düşünmemişler. O halde General Kellogg, bana açıklayın. Ben sadece zavallı bir adamım. Deniz harekatları başkanına danışmanlık yapmış ve sıfır noktalarının nerede olduğunu bilen aptal bir adamım. Bana açıklayın. Bu konulara yaklaşımım bu.

Bence bu harika bir nokta, çünkü diyelim ki herhangi bir nedenle hepimiz şunda hemfikiriz: Evet, İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek için İran’a saldırmak makul. Diyelim ki istihbarat gerçekten nükleer silah elde etmeye çalıştıklarını gösterdi, ki göstermiyor. Ve diyelim ki bu silahlar konusunda oldukça irrasyoneller, ki buna dair de hiçbir belirti yok. Ama diyelim ki amaç bu. Senin söylediğin gibi, planı görmek isterdim. Bunun tam olarak nasıl işleyeceğini görmek isterdim. Çünkü İranlılar bilgi birikimine sahip, malzemeye sahip. Dolayısıyla onların nükleer silah geliştirmesini önlemenin tek yolu İran’ın tamamen yok edilmesi gibi görünüyor. Eğer bu masada değilse, muhtemel değilse ya da ulaşılabilir değilse, o zaman ne? İran’a yapılacak herhangi bir saldırı yalnızca onların nükleer silah geliştirme ihtiyacını artırır. Bu yüzden bence diplomasi artık savaştan öncekinden bile daha önemli, çünkü ABD ve İsrail İran’ın bu nükleer caydırıcılığı geliştirmesi için daha da büyük bir teşvik yarattı. Ve bence buradan çıkarılacak temel ders bu olmalı.

Evet, bu sadece... Bir anaokulu çocuğuna seçenekleri bu şekilde önüne koysan, her zaman doğru seçimi yapar. Yani bu kadar basit.

Bunu bu şekilde yapma imkanın yok. O şekilde yapma imkanın var. Hangisini seçersin? Yani...

Ama her savaşa gittiklerinde, diğer tarafın neden kötü olduğuna dair bir ahlaki argüman ortaya atıyorlar. Örneğin hükümetin karakterini tasvir etmeye başlıyorlar. Ama yine, uygulanabilir olan nedir? Çünkü Afganistan’da Taliban’ı Taliban’la değiştirmek için 20 yıl gördüm. Irak’ın devrilmesini gördük; bu ülkeyi denge unsuru yapmak yerine sadece İran’a yaklaştırdı. Libya’nın yıkımını gördük; şimdi Avrupa için korkunç bir karmaşa ve güvenlik sorunu. Suriye de öyle; eskiden bir miktar istikrarı vardı. Şimdi ittifak halinde olduğumuz bir IŞİD lideri var. Yani bunların hiçbirisi başarılı olmadı. Bu yüzden, nükleer silah geliştirebilecek bir ülkeye saldırdığımız düşünüldüğünde, bunun tam olarak nasıl işleyeceğine dair kesin bir plan görmek isterdim.

Evet. Ben sosyal bilimci değilim, bu yüzden istersen beni durdur, ama bana hep şu çarpmıştır: Amerikan nükleer tartışmasının, yani nükleer silahlar ve bunların potansiyel kullanımı üzerine Amerikan tartışmasının önemli bir kısmının altında ırkçı bir karakter var. Çünkü bir dönem Les Aspin’i hatırlıyor musun bilmiyorum, savunma bakanıydı; Afrika’daki o felaketi yaşadığımızda, Black Hawk Down olayı ve... Amerikan Kongresi’nde yıllarca süren son derece ırkçı bir tartışma başlattı. Tartışma şuydu: Diğer ülkeler caydırılacak kadar rasyonel mi? Bizim gibi rasyoneller mi? Ne diyorsunuz siz? Kahverengi ve sarı insanların bir şekilde anlamadığını mı kastediyorsunuz?

Yani yavrusu olan dişi bir ineğiniz olsun ve o yavruya yaklaşın, caydırıcılığın ne olduğunu anlarsınız; bu da bir inek. Boğa değil, dişi inek. Yani ne kadar aptal olabilirsiniz? Diğer insanların rasyonel olmadığını düşünecek kadar ne kadar dar, etnik merkezci bir perspektife sahip olabilirsiniz? Belki de rasyonel olmayan sizsiniz; insan zekasına, başka ülkelerdeki insanların ve kültürlerinin, neyin önemli olduğunu anlama kapasitelerinin farkında olmayacak kadar cahilsiniz ve onların ulusal çıkarlarının ne olduğunu anlamadığını, nükleer silahlarla Amerika Birleşik Devletleri’ne saldırmanın çıkarlarına olmadığını anlamadıklarını düşünüyorsunuz.

Şu anda Trump’ın söylediği bütün bu tartışma, “İranlılar bize nükleer silahlarla saldırabilir.” Ne? İsraillilere nükleer silahlarla saldırmayacaklar. Bundan emin olabilirsiniz, çünkü sonuçlarını anlıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’ne nükleer silahlarla saldırmak mı? Dünyaya cehennemi getirmekten söz ediyorsunuz. Ne diyor bu? Bu ülke Amerika Birleşik Devletleri için nükleer tehdit değil. İnsanlar “Belki bir gemiye bir şey kaçırırlar” diyor. Doğru. Ve adli analiz bunun İran’dan geldiğini gösterdiğinde, İran’ın eskiden durduğu yerde yeşil camdan bir otopark görürsünüz. Yani bu tartışma, ulusal güvenlik politikası uzmanı olduğunu iddia eden insanlar arasında yapıldığı varsayılan bir tartışma olarak bile çok gülünç.

Eğer hasmınız gerçekten intihara meyilliyse yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Ve hasmınız beyaz ve Avrupalıysa ya da siyah ve Afrikalıysa ya da her neyse, irrasyonel olduğuna inanmak için hiçbir neden yoktur. Ülkesini yok edebilecek kadar ciddi biçimde irrasyonel olan, benim bildiğim en irrasyonel lider Hitler’dir. O dönemde nükleer silahları olsaydı ve bizim de nükleer silahlarımız olsaydı muhtemelen kullanırdı. Almanya savaşı kaybettiğinde Albert Speer’e “Git ve ülkeyi yok et. Almanlar artık hayatta kalmamalı. Üstün ırk olarak sınavlarında başarısız oldular ve kültürleriyle, her şeyleriyle ölmeyi hak ediyorlar” dedi. O da bunu yapmadı. Führer’in emrini yerine getirmedi. Ama adam tamamen aklını yitirmişti. Bana öyle geliyor ki Stalin nükleer silahları asla kullanmazdı. Stalin acımasız, katil bir adamdı. Mao da hayır.

O halde neden söz ediyoruz? Büyük sorun hata. Asıl büyük sorun bu. Ne kadar çok nükleer silahlı devletiniz olursa ve bu devletlerin ne kadar çok silahı olursa, nükleer silahların bir şekilde, tamamen öngörülemez bir biçimde kullanılmasına yol açabilecek bir şeyin olma ihtimali o kadar artar. Belki çok küçük düzeyde başlar, ama çok hızlı biçimde devasa bir karşılıklı saldırıyı ateşleyebilir. Asıl sorun bu.

Bu yüzden Bulletin of the Atomic Scientists’in başkanıyla konuşarak zamanımı boşa harcıyordum, çünkü 1995’te Rusya’da meydana gelen yanlış alarm hakkında bir makale yayımladılar ve her şeyi yanlış yazdılar. Her şeyi. Yani anlaşılmazdı ve her şey yanlıştı. Bu kadın, ben kendisine bu konuda yazıp materyaller gönderdikten sonra beni aradı; gönderdiğim materyallerin hiçbirini okumamıştı ve benden açıklamamı istemeye başladı. Ben de patladım. Yani hoş olmayan biri olabilirim, bunu öğrenince şaşırabilirsin, ama ona gerçekten şunu söyledim: “Beni arıyorsun ve sana saatlerce materyalle birlikte gönderdiğim beş dakikalık özeti bile okuma zahmetine katlanmıyorsun, sonra da sana saygıyı hak ediyormuşsun gibi davranmamı istiyorsun.” O da bana, “Biliyorsunuz, meşgulüm” dedi. Meşgul olmana sevindim. Bu dergiyi yönetiyorsun ve karar alma açısından kritik olan, kazara bir nükleer savaşa yol açabilecek yanlış bilgi yayıyorsun, ama bunun yeterince önemli olduğunu düşünmüyorsun.

Oldukça şaşırtıcıydı. Oldukça şaşırtıcı bir tartışmaydı. Bir noktada ona şunu söyledim: “Bunun Rus erken uyarı sistemindeki belirli bir problemi, bir istikrarsızlığı açığa çıkardığının farkında mısın? Bu bugün hâlâ var olan ve doğru koşullar, ya da yanlış koşullar bir araya gelirse felaket niteliğinde bir nükleer karşılıklı saldırıya yol açabilecek bir istikrarsızlığı açığa çıkardı. Yani bu bir istikrarsızlık.” Bana dedi ki, gerçekten alıntı yapıyorum: “Her türlü istikrarsızlık konusunda endişeliyim.” Ben de dedim ki, “Peki bu istikrarsızlık konusunda endişeli misin?” O, “Her türlü istikrarsızlık konusunda endişeliyim” dedi. “Bana bu istikrarsızlık konusunda endişeli olduğunu söyleyebilir misin?” dedim. Aynı şeyi üçüncü kez tekrarladı.

Bulletin of Atomic Scientists’in CEO’su ve başkanının merak ve profesyonellik düzeyi bu. Eğer burada Bulletin’ın yönetim kurulundan biri varsa lütfen beni arasın, çünkü bu kuruluş hakkında söyleyecek çok şeyim var. Bence iyi şeyler yapabilecek bir kuruluş, ama şu anda zarar veriyor. Benim görüşüm bu.

Burada bunu açıkladığın için teşekkür ederim.

Hayır, ben ıı... Hayır, ama bu, yani, ayrı bir tartışma; ama uzman sınıfının bir kısmının, evet, biraz savrulduğunu görmek sinir bozucu. Ama hayır, bence bu çok önemli bir mesele: nükleer yayılma meselesinin tamamıyla uğraşmak. Çünkü rasyonalite meselesinde bence bu en tehlikeli şeylerden biri. İranlıların şu irrasyonel, deli insanlar olduğu varsayımı. Aslında bu bizim dilimize de işlemiş durumda. İran’dan bile söz edemiyoruz. Mollalardan bahsediyoruz ve bilirsiniz, onları mümkün olduğunca irrasyonel göstermek için bütün bu çabalar var. Ayrıca, evet, bütün hesap şu: Eğer artık nükleer silah edinmek için bir teşvikleri olduğunu biliyorsak, nükleer silah geliştirmek istemediklerini, bunun bölge geneline yayılacağını ve güvenliklerini azaltacağını bildiklerini de biliyoruz. Yani burada bir anlaşma için iyi bir zemin var. Buna rağmen hedef hâlâ, “Eh, onları üçüncü kez bombalamayı deneyelim. Belki bu sefer şansımız yaver gider.” Yani, evet, insan bunu uyduramaz, ama işte buradayız. Her neyse, son düşünceleriniz?

Evet. Şey, ben Varşova’da, Patriot’ların 1991 Körfez Savaşı’ndan bugüne kadarki performansı üzerine bir konuşma yapacağım. Olumlu bir konuşma olmayacak. Ve bulguları destekleyecek verilerim var. Bence insanların bu konuşmanın özü üzerine düşünmesi gerekiyor ve bunu bir noktada sizin programınızda yeniden yapmak isterim. Çünkü şimdi, İsraillilerin bu önleyici füzelerin angaje olamadığı füzelere karşı kendilerini savunabilmeleri için tükenmiş Patriot önleyici füze stoklarını yeniden doldurmaktan söz ediyoruz. Yani, gerçekten balistik füzelere karşı işe yaramayan füzelerle stokları yenilemek için milyarlarca dolarlık bir harcamadan bahsediyoruz. Amerikan vergi mükellefinin bunun farkında olması gerekir; elbette İsraillilerin de bunun farkında olması gerekir. Çünkü gelecekte bir gün gelen o silahlardan, o füzelerden biri nükleer silah taşıyorsa, onu durduramazlar. Onu önleyemeyecekler. Yani bu da başka bir mesele. Ben kötü haberlerin taşıyıcısı gibi görünüyorum, ama neyse.

Birinin bunu yapması gerekiyor. Peki, tekrar teşekkürler.

Teşekkür ederim. Kendinize iyi bakın.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol