Adı Belirtilmeyen Konuk: ABD, İran Diplomasisinde “Kendi Ayağına Kurşun Sıktı”
İngilizce transkriptte, adı belirtilmeyen bir sunucu ile adı belirtilmeyen bir konuk, ABD’nin İran’la yürüttüğü diplomasi iddiasını, Trump’ın başlattığı ifade edilen savaş bağlamında tartıştı. Bölümde özellikle Steve Wickoff/Witoff, Jared Kushner, MOU (mutabakat zaptı), Hormuz Boğazı, İsrail’in rolü ve İran’daki siyasi dengeler ele alındı; konuğun temel değerlendirmesi, Washington’ın diplomatik güvenilirliğinin ciddi biçimde zedelendiği yönündeydi.
ABD’nin İran’la diplomasisi ve güven krizi
Sunucu, görüşmeyi doğrudan bir soruyla açtı: ABD’nin Trump’ın başlattığı savaşı bitirmek için ciddi bir diplomasi yürütüp yürütmediğini sordu. Ayrıca Witoff ve Kushner’ın “ciddi diplomatlar” olup olmadığını ve süreçte yer alan aktörler tarafından böyle algılanıp algılanmadıklarını gündeme getirdi.
Konuk, ABD’nin diplomasi yürütmeye çalıştığını kabul etmekle birlikte, bu çabanın İran tarafında artık güven yaratmadığını savundu. “Bence denedik ve 12 günlük savaştan önce İranlıların Steve Wickoff’u ciddiye aldığını düşünüyorum,” diyen Konuk, “benim bildiğim kadarıyla Jared Kushner 12 günlük savaşa giden süreçte o kadar dahil değildi” şeklinde belirtti.
Ancak konuğa göre bu diplomatik kanal, ABD’nin müzakereler sırasında İran’a saldırması nedeniyle büyük ölçüde işlevsiz hale geldi. Konuk, ABD’nin İran’a müzakereler sürerken iki ya da kendi hesabına göre üç kez “sürpriz saldırı” düzenlediğini söyledi. Bu nedenle İranlıların artık Wickoff ve Kushner gibi isimleri ciddiye almasının zor olduğunu ifade etti.
Konuk, bu güvensizliğin yalnızca kişisel ya da siyasi bağlantılarla açıklanamayacağını da vurguladı. Ona göre Wickoff ve Kushner’ın olası ticari bağları, İsrail’e yakınlıkları ya da bu tür başka “yükleri” bir kenara bırakılsa bile, temel sorun ABD diplomasisinin yüzü olarak sahneye çıkmaları ve aynı dönemlerde İran’a saldırılar yapılmasıydı. “Bu bagajın hiçbiri olmasa bile, İranlılarla Amerikan diplomasisinin görünen yüzü oldukları birden fazla durumda, müzakereler sürerken İran’a saldırdık,” diyen Konuk, bunun İran’daki algıyı belirlediğini savundu.
Liderlik kayıpları ve İran’daki iç dengeler
Konuk, ABD’nin ya doğrudan ya da İsrail üzerinden İran liderliğine ağır darbeler vurduğunu öne sürdü. Bu çerçevede Supreme Leader’ın (Dini Lider) öldürüldüğünü, İran yönetimindeki bazı ılımlı isimlerin de öldürüldüğünü ya da İsraillilerin bunu yapmasına izin verildiğini iddia etti. Ayrıca “trajik biçimde kız okulunu bombaladık” ifadesini kullandı.
Bu iddiaların ardından konuk, İran’ın diplomasiye yaklaşımının yalnızca dış politika hesabıyla değil, iç siyasi atmosferle de bağlantılı olduğunu söyledi. Ona göre İran’daki ılımlıların büyük kısmı tasfiye edilmiş ya da öldürülmüş durumda; sertlik yanlıları ise şu anda daha güçlü hissediyor. Konuk, “Normal diplomasi sayacağımız her şeyin şu anda aşağı yukarı ölü olduğunu düşünüyorum,” diyerek Washington ile Tahran arasında alışılagelmiş temasların neredeyse sona erdiğini değerlendirdi.
Konuk, Trump’ın hâlâ bir anlaşma istediğine de dikkat çekti. Bu nedenle ABD tarafından mesajların iletiliyor, diplomatların telefon görüşmeleri yapıyor olabileceğini söyledi. Ancak buna rağmen İran’ın ABD’nin ciddi olduğuna inanmadığını savundu. “Trump hâlâ bir anlaşma istiyor; bu yüzden mesajların iletildiğinden ve diplomatların aramalar yaptığından şüphem yok,” diyen Konuk, “ama İranlıların bizim ciddi olduğumuzu düşündüğünü sanmıyorum” şeklinde ekledi.
İran tarafının yeni bir diplomatik tuzağa düşmek istemediğini belirten konuk, Tahran’ın Washington’a fazla uzanmadığını söyledi. Ona göre İranlılar, önce ABD’nin gerçekten mutabakata dönüp dönmeyeceğini görmek istiyor. Konuk, MOU imzalandığında İran’ın kısa süre bekleyerek ABD’nin ciddiyetini ölçmeye çalıştığını, fakat bir haftadan kısa sürede Washington’ın anlaşmayı fiilen geçersizleştirdiğini ileri sürdü.
MOU, Versailles Sarayı ve Trump’ın imzası
Sunucu, Trump’ın MOU’yu Versailles Sarayı’nda gösterişli biçimde imzaladığını hatırlattı ve iki soru sordu: Trump’ın iki sayfalık belgeyi okuyup okumadığı ve ABD hükümetinin bu mutabakatı daha ileri müzakereler için ciddi bir anlaşma olarak mı gördüğü, yoksa askeri olarak yeniden toparlanmak amacıyla ateşkesin üzerini örten bir “incir yaprağı” olarak mı kullandığı.
Konuk, bu soruya kesin bir yanıt vermenin zor olduğunu söyledi. Ancak MOU’dan hemen sonraki Amerikan tutumunun iki olasılığı akla getirdiğini belirtti: Ya belge okunmamış ve ciddiye alınmamıştı ya da ABD hükümeti kendi içinde koordinasyon kuramıyordu. “MOU’dan hemen sonra nasıl davrandığımıza bakınca, ya onu okumadığımız ve ciddiye almadığımız ya da hükümetimizin kendi içinde konuşmadığı izlenimi doğuyor,” diyen Konuk, mutabakatın uygulanma biçimini eleştirdi.
Konuğun aktardığına göre başkan yardımcısı MOU’yu kamuoyuna anlatmak üzere sahneye çıktı ve İsraillilere sert sözler söyledi. Ancak konuk, bu sözlerin somut eylemlerle takip edilmediğini savundu. Bu nedenle İsrail tarafının MOU’yu ciddiye almadığını düşündüğünü belirtti.
Konuk ayrıca Dışişleri Bakanı olarak andığı Margaret Rubio’nun İsrail ve Lübnan’a gönderildiğini, orada İsraillilerin Lübnan’da kalmasına izin veren bir anlaşma yaptığını söyledi. Ona göre bu durum MOU’da yer alan hükümlerle doğrudan çelişiyordu. Aynı şekilde Hormuz Boğazı’nda da ABD’nin imzaladığı parametrelerin dışına çıkan eskort faaliyetlerine başladığını belirtti.
Hormuz Boğazı ve geçici ekonomik rahatlama
Hormuz Boğazı, görüşmede MOU’nun uygulanması ve enerji ekonomisi açısından kilit başlıklardan biri olarak ele alındı. Konuk, İran’ın şu an MOU’ya bağlı kaldığını söylediğini aktardı. Buna göre İranlılar, Amerikalılar MOU’ya geri dönerse, belki Hormuz Boğazı’nın MOU’ya uygun biçimde yeniden açılması hakkında konuşulabileceğini söylüyor.
Ancak konuk, ABD’nin kısa sürede MOU’nun sınırlarını aşan adımlar attığını savundu. Bu adımların, diplomasiyi yeniden kurmaktan çok, o sırada denizde bulunan petrolün boğazdan çıkmasını sağlamak amacı taşıdığı izlenimini verdiğini ifade etti. “Şu anda bana öyle görünüyor ki MOU, suda zaten bulunan petrolün hızla çıkmasına izin veren bir incir yaprağıydı,” diyen Konuk, bunun ekonomiye yalnızca kısa bir süre kazandırdığını belirtti.
Bu değerlendirmeye göre ABD, enerji arzı ve enerji ekonomisi açısından belki birkaç aylık bir uzatma elde etti. Fakat konuk, bunun diplomatik açıdan pahalıya mal olduğunu söyledi. “Geçici bir kazanç elde ettik; sanırım enerji fazlasını ve enerji ekonomisini sadece birkaç ay uzattık,” diyen Konuk, ardından tarafların yeniden önceki noktaya döndüğünü savundu.
Konuk, bu sürecin ABD’nin diplomatik sermayesini tükettiğini ifade etti. MOU’nun imzalanmasıyla oluşabilecek güven zemininin kısa sürede bozulduğunu, bunun da İran’ın Washington’dan gelen yeni tekliflere kuşkuyla yaklaşmasına yol açtığını söyledi.
Sertlik yanlıları, halk tepkisi ve anlaşma ihtimali
Görüşmenin son bölümünde konuk, İran’daki siyasi ortamın yeni bir anlaşmayı zorlaştırdığını değerlendirdi. Ona göre ılımlı isimlerin öldürülmesi ya da zayıflatılması, sertlik yanlılarını güçlendirdi. Bu aktörlerin ABD’ye kolayca bir anlaşma sunmasının beklenmemesi gerektiğini söyledi.
Konuk, bunun yalnızca liderlik düzeyinde bir mesele olmadığını, İran halkının da ABD ile anlaşmaya sıcak bakmayabileceğini ifade etti. ABD’nin İran’a defalarca saldırdığını ve Dini Lider’in öldürülmesi gibi olayların İran kamuoyunda ağır etkiler yarattığını savundu. Bu koşullarda sertlik yanlılarının bile bir anlaşmayı kabul ettirmesinin zor olacağını belirtti.
“İran halkının şu anda Amerika’yla bir anlaşmayı kabul edeceğini düşünmüyorum,” diyen Konuk, “bize göre ABD’nin onlara defalarca saldırması ve Dini Liderlerini öldürmesi gibi nedenlerle bu mümkün görünmüyor” şeklinde değerlendirdi.
Sonuç olarak konuk, ABD’nin hem MOU sürecinde hem de daha geniş İran diplomasisinde kendi pozisyonunu zayıflattığını savundu. “Diplomatik olarak gerçekten kendi ayağımıza kurşun sıktık,” diyen Konuk, Washington’ın kısa vadeli kazanımlar uğruna uzun vadeli müzakere güvenilirliğini kaybettiğini ifade etti.