Judge Napolitano - Judging Freedom

Mohammad Marandi: İsrail’in Lübnan Saldırıları İran’ın Elindeki Kozları Güçlendiriyor

Lübnan Bombardımanı ve Ben-Gvir’in Açıklamaları

Bölümde, sunucu ve konuk, İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik saldırıları, Itamar Ben-Gvir’in güney Lübnan’daki nüfusun geri dönmesine izin verilmemesi gerektiğini savunan sözleri, İran’ın olası karşılığı ve ABD’nin İsrail’e verdiği destek üzerine konuştu. Tartışmanın merkezinde, İsrail’in 7 Ekim sonrasında bölgedeki askeri kontrol arayışı, Washington’un tutumu ve İran’ın elindeki baskı araçları yer aldı.

Sunucu, konuşmaya iki gelişmeye dikkat çekerek başladı. Birincisinin, program kaydedildiği sırada IDF’nin (İsrail Savunma Kuvvetleri) Lübnan’ı bombalaması olduğunu söyledi. İkincisi olarak ise Itamar Ben-Gvir’in açıklamalarını gündeme getirdi. Sunucu, Ben-Gvir’i “İsrail FBI’ının başına kabaca denk” bir figür olarak tanımladı ve onun “savaş suçu ithamı altındaki birinin yapabileceği en korkunç açıklamalardan bazılarını” yaptığını belirtti.

Ardından yayında Ben-Gvir’in sözleri aktarıldı. Ben-Gvir, İsrail’in ABD’nin ilkelerine aykırı davranmaya devam edip etmeyeceği sorusuna, “Evet, çünkü biz bağımsız bir ülkeyiz ve güney Lübnan’da evleri yıkmayı durduramayız,” yanıtını verdi. Ben-Gvir, güney Lübnan’daki nüfusun geri dönmesine izin verilemeyeceğini savunarak bunun İsrail askerlerini ve İsrail sakinlerini riske attığını söyledi. “7 Ekim’den önce olana geri dönmelerine izin vermemeliyiz ve bölgeyi kontrol etmeye devam etmeliyiz,” diyen Ben-Gvir, İsrail’in sınır bölgelerinde eski duruma dönmeyi kabul etmemesi gerektiğini savundu.

Sunucu ayrıca Ben-Gvir’in bu yaklaşımının Başkan Trump’ın görüşüne de aykırı olduğunu belirtti ve “Trump buna ne yapacak? Ya da İranlılar bu konuda ne yapacak?” diye sordu. Bu soru, tartışmayı İsrail’in Lübnan’daki tutumundan Washington’un etkisine ve İran’ın muhtemel tepkisine taşıdı.

İran’ın Muhtemel Tepkisi ve ABD’nin Rolü

Konuk, Trump’ın İran tarafından zorlanmadıkça bir şey yapmayacağını savundu. “Trump, İranlılar onu bir şey yapmaya zorlamadıkça hiçbir şey yapmayacak,” diyen konuk, İran’ın bir önceki gece İsrail rejimine füze fırlatmaya yakın olduğunu öne sürdü. İran askeri karargâhının bir açıklama yayımladığını ve İran’ın batı İran hava sahasını boşalttığını belirtti. Ancak konuk, İran’ın şimdilik geri durduğunu söyledi.

Konuk, Hürmüz Boğazı’nda normale dönüş isteniyorsa ve Amerikalılar İran’ın İsrail rejimine saldırmaktan kaçınmasını istiyorsa, İsrail’in mevcut saldırılarının durması gerektiğini savundu. Ona göre bu mesele yalnızca Lübnan veya Gazze ile sınırlı değildi; bölgesel denge, enerji yolları ve küresel ekonomik riskler de tartışmanın parçasıydı.

Konuk, İsrail yönetimini çok sert ifadelerle eleştirdi. “Bu gezegendeki en anormal insanlarla, en zalim ve en şiddet yanlısı insanlarla karşı karşıyayız,” diyen konuk, insanlık tarihinde dünyanın farklı yerlerinde korkunç suçlar işlendiğini, ancak bu suçların daha önce neredeyse üç yıl boyunca her gün, 24 saat yayımlanmadığını söyledi. Ona göre fark, sadece şiddetin kendisi değil, faillerin bu şiddeti açıkça savunması ve bundan övünç duymasıydı.

Konuk, Batı medyasını ve Batılı liderleri de eleştirdi. Batı medyasının ya bu suçlara sırtını döndüğünü ya da onları gerekçelendirdiğini öne sürdü. Batılı liderlerin ise bu suçları işlediğini söylediği kişilere destek verdiğini savundu. “Neredeyse üç yıl sonra, İsrail rejimine karşı gerçek bir yaptırım yok,” diyen konuk, buna karşılık Batı’dan İsrail’e mali ve askeri desteğin sürdüğünü söyledi.

Yaptırımlar, Savaşlar ve Medya Eleştirisi

Konuk, İran’ın onlarca yıldır “azami yaptırımlar” altında olduğunu hatırlattı. Buna rağmen İran’ın, kendi ifadesiyle, ABD tarafından kışkırtılan üç savaştan sağ çıktığını söyledi. ABD’nin Saddam Hussein’i desteklediğini ve İran’a saldırmaya teşvik ettiğini savundu. Aynı Arap ülkelerinin hem o dönemde Saddam Hussein’i desteklediğini hem de son birkaç yıldaki iki savaşta benzer bir çizgide yer aldığını ifade etti.

Konuk, geçen yıl sunucuyla yaptığı bir yayını da hatırlattı. O sırada bulunduğu binanın İran radyo ve televizyonuna ait bir yapının parçası olduğunu, yayından hemen önce İran ulusal radyo ve televizyonuna ait başka bir binanın bombalandığını söyledi. Bu örnek üzerinden, Batı medyasının İsrail saldırılarına yönelik tutumunu eleştirdi.

“ABD’deki gazetecilerin hiçbiri, Batı medyasının hiçbiri buna değinmedi,” diyen konuk, İsrail’in 250 Filistinli gazeteciyi öldürdüğünü iddia etti. Ayrıca birçok Lübnanlı gazetecinin öldürüldüğünü, bunlardan birkaçını Al-Mayadin TV’den tanıdığını belirtti. Konuk, buna rağmen Batı medyasından ciddi bir tepki gelmediğini savundu.

Bu noktada konuk, İran açısından caydırıcılığın önemine döndü. Ona göre İranlılar, bu saldırıları durdurmanın tek yolunun sahip oldukları baskı araçlarını kullanmak olduğunu düşünüyor. “İranlılar, bunu durdurabilmelerinin tek yolunun ellerindeki kozları kullanmak olduğunu biliyor,” diyen konuk, İran’ın şu anda ciddi bir kaldıraç gücüne sahip olduğunu ileri sürdü.

Netanyahu, Beyrut ve Müzakere Metni

Konuk, konuşmasının sonunda İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Beyrut’un Dahiye bölgesini bombalamasının sonuçlarına değindi. Siyonist izleyicilere seslenerek, bugünkü metinde İran’a verilen kilit tavizlerin Netanyahu’nun Dahiye bombardımanının sonucu olduğunu savundu.

Konuk, önceki saldırıdan sonra İran’ın sert karşılık vereceğini söylediğini belirtti. Ona göre Trump, müzakerelerin çökmesini, daha fazla savaş çıkmasını ve küresel ekonomik krizin eşiğine daha fazla yaklaşılmasını önlemek için İran’a bazı önemli tavizler verdi. “Trump, müzakerelerin çökmesini ve daha fazla savaşı önlemek için İran’a Lübnan dahil kilit tavizler verdi,” diyen konuk, bu tavizler arasında Lübnan’a ilişkin konuların ve kuşatmanın sona erdirilmesinin bulunduğunu söyledi.

Konuk, bu nedenle Siyonistlerin metinde görülen bazı unsurlar için Netanyahu’yu suçlaması gerektiğini savundu. Ona göre İsrail’in saldırgan politikaları, İran’ın müzakere masasındaki konumunu güçlendirdi. Tartışma, İsrail’in askeri eylemlerinin sadece sahadaki dengeleri değil, ABD’nin diplomatik hamlelerini ve İran’ın bölgesel stratejisini de etkilediği iddiasıyla sona erdi.

Lübnan, Ben-Gvir ve İsrail’in Tutumu

Sunucu: İki şey var. Birincisi, biz konuşurken IDF Lübnan’ı bombalıyor. İkincisi ise şu: İşte Itamar Ben-Gvir; İsrail FBI’ının başına kabaca denk düşen kişi, savaş suçu ile suçlanan birinin yapabileceği en rezil, en korkunç açıklamalardan bazılarını yapıyor. Chris, 22 numaralı kaydı aç.

Itamar Ben-Gvir: İsrail, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilkelerine aykırı davranmaya devam etmeli mi? Amerika Birleşik Devletleri’nin ilkelerine aykırı davranmaya devam etmeli mi? Evet, çünkü biz bağımsız bir ülkeyiz ve güney Lübnan’da evleri yıkmayı durduramayız. Durduramayız. Güney Lübnan’daki nüfusun geri dönmesine izin veremeyiz. Bu, askerlerimizi riske atıyor. Bu, sakinlerimizi riske atıyor. Onların sınırlara geri dönmesine ve 7 Ekim’den önceki duruma dönmesine izin vermemeliyiz. Bölgeyi kontrol etmeye devam etmeliyiz.

Sunucu: Ayrıca bu, Başkan Trump’ın görüşüne de aykırı.

Sunucu: Trump bununla ilgili ne yapacak? Ya da İranlılar bu konuda ne yapacak?

İran’ın Tepkisi ve Bölgesel Gerilim

Konuk: Trump, İranlılar onu bir şey yapmaya zorlamadıkça bununla ilgili hiçbir şey yapmayacak. İranlılar dün gece İsrail rejimine füze fırlatmaya yakındı. İran askeri karargâhı bir açıklama yayımladı ve İran, batı İran hava sahasını boşalttı; fakat şimdilik geri durdular.

Konuk: Ama günün sonunda, Hürmüz Boğazı’nda normale dönüş olacaksa, Amerikalılar İran’ın İsrail rejimini vurmaktan kaçınmasını istiyorsa, bunun durması gerekecek. Bu gezegendeki en anormal insanlarla, en zalim ve en şiddet yanlısı insanlarla uğraşıyoruz.

Konuk: Yani insanlık tarihinde dünyanın dört bir yanında her türden korkunç suç gördük. Ama daha önce hiçbir zaman bu suçlar neredeyse üç yıl boyunca, her gün, günde 24 saat yayımlanmadı. Ve o suçların failleri bununla böbürleniyor, bununla övünüyor. Sonra Batı medyasının başka tarafa baktığını ya da bu suçları meşrulaştırdığını ve Batılı liderlerin bu suçluları desteklediğini görüyorsunuz.

Batı Desteği, Yaptırımlar ve Gazeteciler

Konuk: Neredeyse üç yıl sonra, yargıç, İsrail rejimine karşı gerçek anlamda hiçbir yaptırım yok. Aslında Batı desteği akmaya devam ediyor: mali destek, askeri destek. Ama İran onlarca yıldır azami yaptırımlar altında. Ve İran, Amerika Birleşik Devletleri tarafından kışkırtılan üç savaştan sağ çıktı.

Konuk: Amerika Birleşik Devletleri Saddam Hussein’i destekledi, onu İran’a saldırmaya teşvik etti. Bu savaşı destekleyen aynı Arap ülkeleri o zaman da Saddam Hussein’i desteklemişti; son birkaç yıldaki iki savaşta da aynı şekilde.

Konuk: Geçen yıl sizinle konuştuğumuzu hatırlıyorum. Sanırım geçen yıl iki gün önceydi, programınızdaydım ve içinde bulunduğum bina İran radyo ve televizyonunun bir parçasıydı. İran ulusal radyo ve televizyonuna ait başka bir bina, biz konuşmadan hemen önce bombalanmıştı.

Konuk: Ama Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gazetecilerin hiçbiri, Batı medyasının hiçbiri... Yani onlar 250 Filistinli gazeteciyi öldürdüler; birçok Lübnanlı gazeteciyi öldürdüler, Al-Mayadin TV’den tanıdığım birkaç kişiyi de. Ama Batı medyasından hiçbir şey çıkmadı.

İran’ın Kaldıraç Gücü ve Netanyahu’ya Yöneltilen Suçlama

Konuk: Bu yüzden İranlılar, bunu durdurabilmelerinin tek yolunun sahip oldukları baskı gücü olduğunu biliyor. Ve İran’ın şu anda çok fazla baskı gücü var.

Konuk: Ve bu arada, yargıç, Siyonistler... Herhangi bir Siyonist neden programınızı izler bilmiyorum ama eğer bir Siyonist programı izliyorsa, İran’a verilen temel tavizler Netanyahu’nun Beyrut’taki Dahiye’yi bombalamasının sonucu olarak verildi. Son seferinde bombaladığında İranlılar, “Sert karşılık vereceğiz” dedi.

Konuk: Sonra Trump, müzakerelerin çökmesini, daha fazla savaş çıkmasını ve küresel ekonomik kriz uçurumuna daha fazla yaklaşılmasını önlemek için İran’a temel tavizler verdi. Buna Lübnan’la ilgili konular ve kuşatmanın sona erdirilmesi de dahildi. Bu yüzden Siyonistler, bugün metinde gördüğümüz bazı şeyler için gidip Netanyahu’yu suçlamalı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol