Glenn Diesen

Chas Freeman: “Greater Israel” Hedefi İsrail’i Bölgesel ve Diplomatik Bir Çıkmaza Sürüklüyor

İngilizce yapılan programda sunucu, eski ABD savunma bakan yardımcısı ve eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Chas Freeman ile İsrail’in “Greater Israel” hedefi, İran savaşı, Türkiye’nin konumu, Lübnan’daki ateşkes girişimleri ve ABD dış politikasının işleyişi üzerine konuştu. Freeman, İsrail’in bölgesel stratejisinin yalnızca Filistin meselesiyle sınırlı olmadığını, İran’dan Lübnan’a, Suriye’den Türkiye’ye kadar geniş bir güvenlik mimarisini etkilediğini savundu.

“Greater Israel” Projesi ve İsrail’in Uluslararası Yalnızlaşması

Freeman, “Greater Israel” projesinin ciddi biçimde zorlandığını söyledi. Ona göre bu hedef uzun süre örtülü kaldı, ancak giderek daha görünür hale geldi ve İsrail dışındaki dünyada neredeyse hiçbir destek görmüyor. Freeman, bu fikrin özellikle bazı dini Siyonist çevreler tarafından desteklendiğini, ancak bunun “dini esinli Yahudi milliyetçiliğinin en kötü hali” olduğunu ileri sürdü.

“Bu proje dış güçlerin, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği olmadan uygulanabilir değil,” diyen Chas Freeman, İsrail’in ABD ve Avrupa’daki destek rezervini hızla tükettiğini belirtti.

Freeman, Avrupa’da bazı ülkelerin İsrail kabinesindeki aşırı sağcı isimlere yaptırım uygulamayı değerlendirdiğini söyledi. Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’i örnek gösteren Freeman, İrlanda’nın bu isimlere yasak getirdiğini, Fransa’nın da benzer adımları düşündüğünü aktardı. Gazze’ye giden filoya yönelik muamelenin Fransa dahil bazı ülkelerde resmi soruşturmalara yol açtığını ifade etti.

Freeman’a göre İsrail içinde Gazze’deki saldırılara, Lübnan’a karşı yürütülen savaşa, Güney Lübnan’ın Litani ya da Zahani Nehri’nin güneyine kadar ilhak edilmesi fikrine ve West Bank’teki Filistinlilere yönelik şiddete geniş destek var. Buna karşın dış dünyada İsrail’in itibarı sert biçimde düşüyor.

“İsrail artık tüm dünya ile karşı karşıya,” diyen Freeman, “anketler onun uluslararası alanda yaygın biçimde parya olarak görüldüğünü gösteriyor” değerlendirmesini yaptı. Freeman ayrıca Türklerin yüzde 97’sinin İsrail’in var olmaması gerektiği yönünde güçlü kanaat taşıdığını iddia etti.

ABD Kongresi, İsrail Ordusu ve Karşı İstihbarat Kaygıları

Freeman, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İsrail’in uluslararası desteğinin zayıfladığını gördüğünü ve buna karşı ABD Kongresi üzerinden yeni bir hat kurmaya çalıştığını savundu. Ona göre Kongre’de İsrail silahlı kuvvetlerini araştırma-geliştirme, silah tedariki ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda ABD silahlı kuvvetleriyle fiilen bütünleştirecek bir çaba var.

Freeman bu girişimi ironik bulduğunu belirtti; çünkü aynı dönemde Defense Intelligence Agency’nin İsrail’in ABD’ye yönelik istihbarat faaliyetleri konusunda alarm seviyesini yükselttiğini söyledi. Freeman’a göre İsrail, ABD’de karşı istihbarat açısından en yüksek kaygı kategorisine çıkarılmış durumda.

“İsrail tam da ABD’yi içeriden etkilemeye dönük istihbarat faaliyetleri nedeniyle en yüksek karşı istihbarat kaygısı kategorisine alınmışken, Kongre’deki destekçileri İsrail’e yardıma karşı çıkmayı imkansız hale getirmeye çalışıyor,” diyen Freeman, bunun Washington’daki siyasi bağımlılığın göstergesi olduğunu savundu.

Türkiye, Körfez ve Yeni Bölgesel Güvenlik Mimarisı

Sunucu, İsrail’in Türkiye’yi henüz resmen düşman ilan etmediğini ancak söylemin bu yöne kaydığını söyledi. Ayrıca Suudi Arabistan’ın ve Körfez ülkelerinin İsrail’in bölgesel hırslarından daha fazla kaygı duymaya başladığını sordu.

Freeman, Körfez ülkelerinin Washington’ın İsrail’i dikkate aldığını, kendilerini ise dikkate almadığını açıkça gördüğünü belirtti. BBC’de dinlediği Kuveytli eski bir enformasyon bakanının da benzer bir çizgide konuştuğunu aktardı. Freeman’a göre Körfez Araplarının ABD’nin bölgedeki güç projeksiyonu için platform olma rolünden uzaklaşıp İran’la ilişkileri normalleştirmesi, İsrail’den mesafe alması ve yeni bir güvenlik mimarisine katılması giderek daha olası hale geliyor.

Freeman, ortaya çıkmakta olan mimarinin merkezinde Pakistan, Egypt, Saudi Arabia ve Turkey arasında şekillenen bir eksen gördüğünü söyledi. Bu mimarinin iki hedefi olduğunu belirtti: Persian Gulf’u büyük güçlerin varlığından arındırılmış, kendi kendini yöneten bir güvenlik alanına dönüştürmek ve bölgede askeri-sanayi işbirliğiyle öz yeterlilik sağlamak.

“Gulf Arabs, Saudi Arabia dahil, İran’a karşı değil İran’la birlikte çalışacak ve İsrail’i caydıracak bir düzene doğru sürükleniyor,” diyen Freeman, bölgesel dengelerin İsrail aleyhine değiştiğini savundu.

Türkiye Neden İsrail İçin Sorun Olarak Görülüyor?

Sunucu, bazı İsrailli siyasetçilerin Türkiye’yi gelecekte İran’dan daha büyük tehdit olarak görebileceğini söylediğini hatırlattı. Freeman, bunun eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in İran yenildikten sonra sıranın Türkiye’ye geleceği yönündeki öngörüsüne dayandığını belirtti.

Freeman’a göre İsrail’in temel yaklaşımı “mutlak güvenlik” arayışı. Bu, İsrail açısından tam güvenlik hedeflenirken bölgedeki herkes için tam güvensizlik anlamına geliyor. İsrail, kendisine herhangi bir bağlamda karşı koyabilecek kapasiteye sahip her ülkeyi hedef olarak görüyor.

“İsrail için yüzde 100 güvenlik, komşuları için yüzde 100 güvensizlik demektir,” diyen Freeman, bunun bölgesel istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin konumunu ayrıntılı anlatan Freeman, Ankara’nın Central Asia, Russia, Black Sea, Caucasus, Balkans, Greece, Cyprus, Eastern Mediterranean, Syria, Iraq, Israel, Palestine, Afghanistan, Red Sea, Horn of Africa ve European Union gibi çok sayıda alanda vazgeçilmez bir aktör olduğunu söyledi. Freeman, bu kadar çok ülkenin hayati çıkarlarına temas eden başka bir ülke bilmediğini belirtti.

Freeman, Turkey’nin NATO üyesi olmayı sürdürdüğünü ancak ittifakla ilişkisinin artık koşulsuz değil, daha şartlı hale geldiğini savundu. Avrupa Birliği tarafından büyük ölçüde Müslüman ve büyük bir ülke olduğu için dışlandığını söyleyen Freeman, Turkey’nin artık Avrupa kimliğinden çok Batı Asya, İslam ve Orta Asya kimliğini öne çıkardığını ifade etti.

İran Savaşı ve Müzakere İhtimalinin Zayıflaması

Programın önemli bölümü İran’a ayrıldı. Sunucu, İsrail’in İran’ı “yılanın başı” olarak gördüğünü ve onu devirebilirse Gazze, Lübnan ve Suriye’deki yükünü hafifletebileceğini söyledi. Freeman ise bu ihtimalin artık geride kaldığını savundu.

“Bence o gemi kalktı,” diyen Freeman, İran’ı çökertmeye dönük yoğun çabanın hem İsrail’in hem de ABD’nin silah ve savunma kapasitesini tükettiğini belirtti. Freeman’a göre ABD’nin İran’a karşı artık maliyetinden daha fazla fayda sağlayacak bir askeri seçeneği yok.

Freeman, Netanyahu’nun İran savaşının müzakereyle bitmesini engellemek istediğini savundu. Ona göre İran, “Greater Israel” hedefinin önündeki tek etkili engel. Freeman ayrıca Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimin gerçek olduğunu düşündüğünü söyledi.

Müzakere sürecinin yapısal olarak işlemediğini savunan Freeman, Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi isimlerin İran nezdinde tamamen güven kaybettiğini ileri sürdü. Trump’ın masada varılan anlaşmaları değiştirdiğini, ardından Netanyahu’ya sunduğunu ve Netanyahu’nun da sürece “zehirli haplar” eklediğini söyledi. Abraham Accords’a katılma şartı ya da tüm nükleer programın tasfiyesi gibi taleplerin İran için başlangıç dışı olduğunu belirtti.

Freeman, hem Netanyahu’nun hem Trump’ın iç politik baskıların tutsağı olduğunu savundu. Netanyahu’nun iktidardan düşerse hapse girme riskiyle karşı karşıya olduğunu, Trump’ın ise ara seçimler, petrol fiyatları, Epstein dosyaları ve bağışçı baskısı altında kaldığını söyledi.

Hormuz, ABD Donanması ve Tırmanma Riski

Freeman’a göre ABD ile İran arasında kimin daha uzun süre dayanacağına dair bir baskı yarışı var. İran’ın bu mücadelede ABD’den daha uzun dayanabileceğini düşündüğünü belirtti. Strait of Hormuz’un koşulsuz açılmaması ve ABD Navy’nin bölgedeki ablukayı sürdürmesi halinde petrolün varil fiyatının 200 dolara çıkabileceğini iddia etti.

Freeman, mevcut durumu ateşkes olarak değil, “kararlaştırılmış bir gerilimi düşürme hali” olarak tanımladı. Ancak bunun kırılgan olduğunu söyledi. İran’ın artık İsrail’in orantısız misilleme standardını benimsediğini, ABD Donanması İran’a ateş açarsa Tahran’ın çok daha büyük yanıt vereceğini savundu.

“İran, bu savaşın müzakereyle çözülmeyeceği sonucuna varmış görünüyor,” diyen Freeman, “tehlike, Amerikan provokasyonlarına karşı tırmanırken gerçek atışların Amerikan deniz araçlarını hedef almaya başlamasıdır” şeklinde değerlendirdi.

Freeman, şimdiye kadar İran’ın daha çok uyarı atışları yaptığını ancak bir ya da iki Amerikan deniz aracının batırılmasının görülebileceğini iddia etti. Ayrıca İran’ın Bahrain ve Kuwait’teki bazı tesisleri vurduğunu, bunların ABD’nin bölgedeki kalan işlevsel üsleriyle bağlantılı olduğunu söyledi.

Trump Dış Politikası, Ukrayna ve “Anlaşma Yapamazlık”

Sunucu, Trump’ın İran ve Russia konularında benzer bir tutum sergilediğini, önce taraflarla bazı temel ilkelerde uzlaştığını, sonra pozisyon değiştirdiğini söyledi. Freeman buna karşılık ABD’nin “İsrail özellikleri taşıyan ateşkesler” üretme sicilinden söz etti: Bir tarafın ateşi kesmesi, diğer tarafın ise devam etmesi.

Freeman, Gazze’de ateşkesin gerçek bir ateşkes olmadığını, insanların saldırı altında kalmaya devam ettiğini söyledi. İsrail’in Gazze’de geçici kontrolünün yüzde 53’ten yüzde 60’a, ardından yüzde 70’e doğru genişlediğini belirtti. Hamas’ın silahsızlandırılması karşılığında İsrail’in çekilmesi fikrinin ufukta görünmediğini savundu.

Ukraine konusunda ise Freeman, Congress’in yeniden bir tür yardım sağlamaya çalıştığını ancak ABD’nin gerekli silahları üretme kapasitesinin yetersiz olduğunu söyledi. Russia’nın Donetsk’in kalan yaklaşık yüzde 15’ini almak için ciddi bir hamle yapabileceğini ve Lugansk, Donetsk, Zaporizhzhia’nın yüzde 80’i ve Kherson’un bir kısmı üzerindeki hedeflerini tamamladıktan sonra müzakereye açık olabileceğini savundu.

“ABD artık anlaşma yapamaz hale geldi,” diyen Freeman, diplomatik profesyonelliğin ve devlet yönetiminin normal kurallarının terk edildiğini, bu nedenle Washington’ın çözmek istediği meseleleri çözemediğini ifade etti.

Lübnan Ateşkesi ve Hezbollah’un Dışarıda Bırakılması

Freeman, Lebanon konusunda varılan ateşkesin “birbiriyle savaşmayan iki taraf arasında” yapıldığını söyleyerek bunu saçma bulduğunu belirtti. Ona göre Lebanese government İsrail’e ateş etmiyor, İsrail’le savaşan taraf ise Hezbollah. Bu nedenle Hezbollah’un dışarıda bırakıldığı bir anlaşmanın savaşı bitiremeyeceğini savundu.

Freeman, Hezbollah’un Southern Lebanon’daki İsrail güçlerinin çıkarılmasını istediğini söyledi. İsrail savunma bakanının ise Lebanese government ile yapılan sözde ateşkesin Southern Lebanon’da kalıcı İsrail varlığına izin verdiğini savunduğunu aktardı. Nabih Berri’nin bu ateşkesi “bubi tuzaklı” olarak nitelendirdiğini belirten Freeman, buna katıldığını söyledi.

“Bu, savaşı durdurmayacak; çünkü ateşkes birbirleriyle savaşmayan insanlar arasında yapıldı,” diyen Freeman, Lebanon anlaşmasının gerçekçi olmadığını açıkladı.

Bölgesel Savaş ve İsrail’in Sınır Sorunu

Freeman’a göre “Greater Israel” kavramı, İsrail’in yaptığı her şeyi bölgesel hale getiriyor. Israel, Syria’da Golan Heights ötesinde Dürzileri koruma gerekçesiyle toprak ilhak ederse bu da aynı genişleme stratejisinin parçası oluyor; Lebanon’daki hamleler de bu çerçevede görülüyor.

Freeman, Iran’ın en başından beri İsrail ve ABD’nin kendisine karşı savaşının bölgesel olacağını söylediğini hatırlattı. İran’ın bu savaş bağlamında sekiz ülkeye saldırdığını, Turkey ve Iraq dahil bölgeyi hedef aldığını iddia etti. Bu yüzden İran’ın çözümü de bölgesel bağlamda gördüğünü söyledi.

Freeman, Oman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi’nin Batı Asya’daki istikrarsızlığın kaynağının Iran değil Israel olduğu yönündeki görüşüne katıldığını belirtti. Ona göre kalıcı barış, Lebanon, Yemen, Jordan ve Syria dahil tüm bölgesel sorunların birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Ancak İsrail’in buna tamamen isteksiz olduğunu, ABD’nin ise kafa karışıklığı içinde olmakla birlikte İsrail’i desteklediğini savundu.

Netanyahu Sonrası İsrail ve ABD’nin Rolü

Programın son bölümünde sunucu, Netanyahu gitse bile İsrail’de temel politikalar etrafında geniş bir mutabakat bulunduğunu, ancak siyasi istikrarın parçalanmakta olabileceğini sordu. Freeman, ABD kamuoyunun savaşa karşı olduğunu ve Cumhuriyetçi Parti tabanında bile desteğin sınırlı kaldığını söyledi. Temsilciler Meclisi’nde War Powers Act’in gündeme getirilmesini ise zayıf bir çaba olarak niteledi.

Freeman, Netanyahu’ya odaklanmanın hata olduğunu savundu. Ona göre Netanyahu sebep değil, belirti. “Netanyahu’yu dümenin başından alırsanız, başkaları aynı rotada devam eder, belki daha da kötü şekilde,” diyen Freeman, İsrail kabinesindeki bazı isimlerin soykırım, işkence, etnik temizlik ve toplu katliamları açıkça savunduğunu ileri sürdü.

Freeman, İsrail’in uzun vadede nüfus kaybedebileceğini, özellikle İsrail devletinin omurgasını oluşturacak kesimlerin ülkeyi terk edebileceğini söyledi. İsrail’in 78 yıllık tarihinde barış içinde birlikte yaşama yönünde kendi başına diplomatik inisiyatif almadığını, barış anlaşmalarının ABD baskısıyla gerçekleştiğini savundu.

Son değerlendirmesinde Freeman, Washington’dan liderlik beklenemeyeceğini söyledi. ABD’nin hem içeride hem dış politikada işlevsizleştiğini savunan Freeman, Gaza, Ukraine ve Persian Gulf gibi dosyalarda gelişmelerin Amerikan beceriksizliğine rağmen şekilleneceğini belirtti.

Büyük Israel Projesinin Geleceği

Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Yine Ambassador Chaz Freeman, eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı bizimle. Programa tekrar geldiğiniz için teşekkür ederim. Sizi yeniden görmek güzel.

Bugün sizinle asıl konuşmak istediğim şey, sanırım, Büyük Israel’in geleceğiydi. Bu, en azından Israeli hükümetindeki birçok kişinin benimsediği ve bir ölçüde United States tarafından da desteklenen bir proje gibi görünüyor. Ancak Israel’in şu anda çok ciddi biçimde kapasitesinin ötesine geçtiğini ve dünyadaki uluslararası itibarının da görünüşe göre serbest düşüşte olduğunu görüyoruz. Ayrıca eski Saudi Arabia büyükelçisi olarak burası sizin bölgeniz. Bu nedenle, hem Israel’in hem de Israel’e stratejik derinlik kazandırması beklenen Büyük Israel projesinin geleceği açısından durumu nasıl okuduğunuzu merak ediyorum.

Chaz Freeman: Bence başı dertte. Uzun süre esasen gizli tutuldu. Giderek daha görünür hale geldi. Israel dışında neredeyse kimse bunu desteklemiyor. Sanırım United States ve Europe’da bu hedefe sempati duyan Zionistler vardır; muhtemelen Bible’ı yanlış yorumlayarak God’ın Abraham’ın oğluna Nile’dan Euphrates’e kadar bütün bu toprakları vaat ettiği sonucuna varan dini Zionistler. Belki onlar destekliyordur.

Elbette Abraham’ın bir de Muslim oğlu vardı: Arabs’ın babası Ishmael; yalnızca Jewish oğlu Isaac yoktu. Bu yüzden bence bütün bunlar dini esinli Jewish milliyetçiliğinin en kötü hali. Dış güçlerin, özellikle de United States’in desteği olmadan uygulanabilir değil. Israel, United States’teki destek rezervini hızla tüketiyor. Aynısını Europe’da da yapıyor.

EU’nun nihayet, görünüşe göre, Israeli kabinesindeki daha aşırı faşist fanatiklerin bazılarına yaptırım uygulamayı değerlendirmeye başladığını ya da Europe’daki ülkelerin bunu düşündüğünü görüyoruz. Ben Gvir listenin başında. Ireland onu ve Bezalel Smotrich’i yasakladı. France da görünüşe göre bunu değerlendiriyor. Tabii Gaza’ya giden flotilladaki European katılımcılara yönelik muamelesi, France dahil resmi soruşturmalara yol açtı; oysa France Zionist devletin başlangıcından itibaren Israel’e desteğinde kararlıydı.

Yani dış destek kuruyor. İç destek ise güçlü görünüyor. Ancak Gaza’daki soykırım, Lebanon’a karşı saldırı savaşı, southern Lebanon’ın Zahrani River’ın güneyinden ya da en azından Zahrani River’ın biraz güneyindeki Litani’ye kadar ilhak edilmeye çalışılması gibi çeşitli vahşetlere yönelik iç destek de güçlü. West Bank’teki pogromlar, Palestinians’a yönelik Jewish terörü de büyük ölçüde Israelis tarafından destekleniyor. Bazı Israelis bundan derin rahatsızlık duyuyor, ama kesinlikle azınlıktalar.

Dolayısıyla Israel bütün dünyayla ters düşmüş durumda. Sizin de ima ettiğiniz gibi son anketler, onun uluslararası alanda yaygın biçimde bir parya olarak görüldüğünü gösteriyor. Turks’un yüzde 97’si Israel’in var olmaması gerektiğini güçlü biçimde düşünüyor. Israel eskiden şu soruyu sorardı: Israel’in var olma hakkı var mı? Şimdi dünyadan gelen cevap şu: Böyle davranırsanız, hayır, var olma hakkınız yok.

Bu yüzden tehlikede olan şey yalnızca Israeli yayılmacılığının geleceği değil; Israeli devletinin varlığını sürdürmesi de tehlikede. Bu, 11. ve 12. yüzyıllarda Palestine’daki iki Christian crusader krallığının, dış desteklerini kaybettiklerinde sona ermesine bir bakıma paralel.

Bütün bunların ortasında açıkça Israeli Başbakanı Benjamin Netanyahu var. Politikaları hakkında ne düşünürseniz düşünün, çok parlak bir siyasetçi. Duvar yazısını okuyor. Bu nedenle United States Congress’te Israeli silahlı kuvvetlerini her bakımdan ABD silahlı kuvvetlerine dahil etmeye yönelik bir çaba var: araştırma ve geliştirme, silah tedariki ve benzeri alanlarda.

Böylece ABD Kara Kuvvetleri ya da Hava Kuvvetleri’nde bir generalin veya Deniz Kuvvetleri’nde bir amiralin Israel ile bilgi ya da silah paylaşmayı reddetmesi esasen hukuka aykırı hale gelecek. Bu özellikle ironik, çünkü tam da bu olurken Defense Intelligence Agency, United States’i içeriden zayıflatmaya yönelik Israeli istihbarat faaliyetleri konusunda alarm seviyesini yükseltti. Israel şu anda karşı istihbarat endişesinde en yüksek kategoride; tam da Congressional destekçileri, aslında satın alınmış maşaları, azalan destek sorununu Israel’e yardım ya da desteğe karşı çıkmayı imkansız hale getirerek çözmeye çalışırken.

Bu çok karmaşık bir mesele. Ama bence Israelis, bazılarının Büyük Israel hayalini ciddi tehlikeye attıkları bir ana nihayet ulaşmış durumdalar.

Komşular, Saudi Arabia ve Yeni Körfez Güvenliği

Sunucu: Görünüşe göre yakın çevrelerindeki birçok devleti de yabancılaştırıyorlar. Aslında bu konuda özellikle Turkey’yi sormak istiyorum. En azından henüz Turkey’ye düşman statüsü vermediler, ama söyleme bakılırsa o yöne doğru sürükleniyor gibiler. Ayrıca eski Saudi Arabia büyükelçisi olarak Saudis’in buna nasıl tepki verdiğini nasıl görüyorsunuz? Çünkü onlar da bölgede Israel’in emelleri konusunda biraz daha kaygılanıyor gibi görünüyor.

Chaz Freeman: Genellikle çok ketumlar. Bilirsiniz, Saudi basın açıklaması diye bir şey neredeyse oksimorondur. Pek var olmaz. God halkla ilişkiler ekibini paylaştırırken, Arabian Peninsula’daki nüfusu büyük ölçüde atlamış gibi geliyor bana.

Ama birkaç şey söyleyebilirim. Birincisi, GCC, yani Gulf Cooperation Council üyesi devletler ve halklar için Washington’ın Israel’e dikkat ettiği, onlara ise hiç dikkat etmediği tamamen açık hale geldi. Kuwait’ten çok etkili konuşan eski bir Enformasyon Bakanı var; bu sabah BBC’de kendisiyle yapılan söyleşiyi dinledim. Az önce söylediğim noktaya rağmen, halkla ilişkiler konusunda çok becerikli bir uygulayıcıydı. Çok netti.

Söyleşinin bağlamı şuydu: Gulf Arabs gerçekten bölgede Amerikan güç projeksiyonu için platform olmaktan uzaklaşacak mı, Iran ile barışacak mı, Israel’den mesafeli duracak mı ve Gulf’ta ortaya çıkan yeni güvenlik mimarisine katılacak mı? Şimdi, söyleşide söylenenlerden biraz ileri gidiyorum ama benim görüşüme göre bu mimarinin Pakistan, Egypt, Saudi Arabia ve Turkey arasında şekillenen bir çekirdeği var.

Bunun hedefleri hem işbirliğine dayalı güvenliği yönetmek, yani herhangi bir büyük güç varlığından arınmış ve kendi kendini yöneten bir Persian Gulf yaratmak, hem de bu dört ülke ve katılmak isteyen başkaları arasında ortaklık yoluyla öz yeterliliği ve kendine dayanmayı teşvik edecek bir askeri-sanayi kompleksi inşa etmektir.

Bu nedenle sorunun cevabının şu olduğunu düşünüyorum: Saudi Arabia dahil Gulf Arabs, bu dört ülkenin Iran’a karşı değil, Iran ile birlikte çalıştığı ve Israel’i caydırdığı bir düzenlemeye doğru oldukça belirgin biçimde sürükleniyor.

Ama burada Israel-American’ın Iran’a karşı saldırı savaşının nihai sonucuna bakmak gerekiyor. Çünkü bu, United States’in Iran’a yönelik bir saldırıda bir daha asla Israel ile birlikte olmayacağı bir durum yaratıyor. Siyasi olarak bu imkansız hale geliyor. Donald Trump, Benjamin Netanyahu tarafından kendisine verilen senaryoya bağlı kalıyor. Fakat Benjamin Netanyahu’nun kendisi Israeli siyasetinde zor bir durumda. Artık açıkça, Iran savaşını ve United States ile ilişkisini varoluşsal sınamalar olarak görüyor. Kendi varlığını korumayı ülkesinin geleceğinden daha fazla önemsiyor.

Bu oldukça büyük bir tersine dönüş. Çünkü bence tarihe, Syria ve Lebanon’daki komşulardan toprak alarak, Iran, Yemen ve diğer muhalifleri zayıflatıp boyunduruk altına alarak Büyük Israel’in kapısını açan adam olarak geçmeyi planlıyordu. Bu hayal artık paramparça. Hiçbir yere gitmiyor.

Turkey Neden Sorun Olarak Görülüyor?

Sunucu: Ama Turkey konusunda, onu Israel için bu kadar büyük bir sorun yapan nedir? Çünkü önde gelen Israeli siyasetçiler tarafından yapılan şu yorumu duydum: Gelecekte Iran’dan daha büyük bir tehdit olabilirler. Bu ilginç, çünkü Turkey elbette NATO üyesi. Bölgede United States’in önemli bir ortağı. Tam olarak neden? Bence birçok insan bu konuda biraz kafası karışık. Çünkü Turks, mesela Gaza’daki soykırım söz konusu olduğunda başka yöne bakıyor gibi görünüyor. Biraz sözlü destek veriyorlar ama bu genellikle retorikle sınırlı kalıyor. Aslında bir şey yaptıkları yok. Peki Turkey’yi bu kadar büyük bir sorun yapan şey nedir?

Chaz Freeman: Sanırım nihayetinde eski Israeli Başbakanı Naftali Bennett’ın, Israel’in Iran’ı yendikten sonra sonunda Turkey ile hesaplaşmak zorunda kalacağı yönündeki öngörüsüne atıf yapıyorsunuz. Buradaki temel öncül, Israel için mutlak güvenlik şeklindeki Israeli kavramdır. Bu da bölgedeki herkes için mutlak güvensizlik anlamına gelir. Herhangi bir bağlamda Israel’le karşı karşıya gelebilecek kapasiteye sahip her ülkenin, onu bağımlı hale getirme çabalarının hedefi olarak görülmesi anlamına gelir. Kök neden budur.

Ayrıntılar da var. Israelis northern Iraq’taki Kurds ile çok yakın. Turkey’nin kendi içindeki Turkish ve Kurdish unsurlar arasındaki çatışma büyük ölçüde yumuşamış olsa da, PKK lideri Abdullah Öcalan hükümetle uzlaştı vesaire, Israel böl ve yönet işinin fazlasıyla içinde. Bu nedenle Turkey’nin Kurds’e yönelik politikasına karşıdır.

Ayrıca Turkey’nin Syria’daki etkisine de karşıdır; bunu bir tehdit olarak görür. Dolayısıyla Israeli bakış açısı esasen söylediğim gibi: West Asia’da ayakta kalan başka biri olduğu sürece Israel güvende olamaz. Israel’in hiçbir diplomatik stratejisi yok. Tamamen askeri bir stratejisi var. 78 yıllık varlığı boyunca Palestinians ya da başka herhangi biri için hiçbir barış planı ortaya koymadı. Böyle bir teklif hazırlıyor gibi de görünmüyor. Bu nedenle ona karşı çıkanlara yönelik tek yaklaşımı askeridir.

Turkey hakkında da birkaç yorum yapmak istiyorum. Turkey birçok mesele bakımından kesinlikle merkezi bir konumdadır. Central Asia, Russia, Black Sea ülkeleri, Caucasus, Balkans, Greece, Cyprus, Eastern Mediterranean, Syria, Iraq, Israel, Palestine, West Asia’nın daha güneyi, Afghanistan, Red Sea, Horn of Africa, EU ve genel olarak European kümelenmesi hakkında Turks’un rızası ya da desteği olmadan politika yürütemezsiniz. Dolayısıyla kesinlikle merkezi bir konumdalar.

Bu kadar çok ülkenin bu kadar çok hayati çıkarına temas eden başka bir ülke bilmiyorum. Bu onlara kaldıraç gücü veriyor. Ama aynı zamanda post-Cold War dönemde European ve diğer komşularıyla ilişkilerinin değiştiği anlamına geliyor.

Evet, Turkey NATO üyesidir; NATO kelimenin tam anlamıyla bir ittifaktır. Yani bu ittifakın üyeleri, bir meydan okuma halinde anayasal olarak belirleyecekleri her türlü araçla birbirlerinin yardımına koşma konusunda koşulsuz taahhüde sahiptir. Turkey’nin şimdi ittifakın geri kalanıyla daha çok entente benzeri bir ilişki içinde olduğunu söyleyebilirim; yani angajmanı koşulsuz değil, koşulludur.

European Union tarafından büyük ölçüde Muslim ve büyük olduğu gerekçesiyle reddedildikten sonra dikkatini başka yöne çevirdi. Europe’daki bazıları, büyük bir Islamic devletin varlığıyla kirlenecek bir Christendom kavramını teyit etmek istiyor. Görünüşe göre Albania bir tehdit sayılmıyor.

Ama Turks, EU normlarına asimile olma doğrultusunda bir yol izlediler ve bu çok faydalı oldu. European Union, ülkeleri kendi normlarına asimile etme konusunda başarılıdır ve bu Turkey’yi değiştirdi. Erdogan döneminde bunun bir kısmı geri çevrildi, ama temelde Turkey artık European olmayan bir kimliği teyit ediyor. West Asian kimliğini, Islamic kimliği ve Central Asian kimliği öne çıkarıyor.

Bu, üç yüzyıllık Europeanlaşma çabalarından sonra Europe’dan yüz çeviren ve kendi medeniyet köklerini vurgulayan Russia’ya benziyor. Bu durum Israel’in varlığını sürdürme ihtimalini büyük ölçüde karmaşıklaştırıyor. Çünkü Turkey artık yalnızca Pakistan, Egypt ve Saudi Arabia’nın değil, aynı zamanda 57 ülke ve iki milyar Muslim’den oluşan Organization of Islamic Cooperation içinde aktif bir güç. Turkey bu bağlamda lider olmayı arzuluyor. Bu, Israel ile normal bir ilişkiyle tamamen bağdaşmaz.

Dolayısıyla haklısınız; Turkey Gaza’ya insani malzeme ulaştırmaya çalışan sonuçsuz flotillalara bazı vatandaşlarını sağlamaktan başka çok somut bir şey yapmadı. Fakat tutumları kararlı biçimde, neredeyse oybirliğiyle çok anti-Israel hale geldi. Ayrıca Israeli görüşüne göre anti-Israel iseniz anti-Semitic’sinizdir. Bu da Israelis’i rahatsız ediyor.

Basit olması gereken bir soruya bu kadar karmaşık bir cevap verdiğim için üzgünüm. Ama gerçekten çok basit değil.

Mutlak Güvenlik ve Iran Sorusu

Sunucu: Israel için yüzde 100 güvenliğin komşuları için yüzde 100 güvensizlik olacağı yorumunuzu beğendim. Henry Kissinger bir keresinde benzer bir yorum yapmıştı. Bu yorumu sık sık düşünürüm, çünkü bence post-Cold War dönemdeki hegemonik barışın genel olarak temel kusurlarından biri buydu: Political West güvenliği mutlak hakimiyet yoluyla ararsa, bu West için yüzde 100 güvenlik hedefi olurdu; bu da çoğu zaman başkaları için yüzde 100 güvensizlik anlamına gelirdi. Bildiğim kadarıyla Russians da bunu alıntıladı. Sanırım Lavrov, belki 15 ya da 20 yıl önce Kissinger’dan bunu alıntılamıştı; çünkü durumu böyle görüyorlardı.

Neyse, konudan saptım. Biraz Iran’a geçmek istiyorum. Çünkü görünen o ki Israel Iran’ı esasen devre dışı bırakabilirse bu her şeyi tersine çevirebilir. Şu anda aşırı yayılmış görünüyorlar; IDF’nin kendi anlatımına göre Gaza, Lebanon, Syria’da aşırı zorlandıklarını söylüyorlar. Yani esasen çok fazla hale geldi. Ama yılanın başı olarak görülen Iran’ı devre dışı bırakabilirlerse, diğer parçalar da yerli yerine oturmaya başlayabilir.

Siz bunun nasıl geliştiğini görüyorsunuz? Netanyahu ile Trump arasında bir tartışma yaşandığını duyuyoruz. Bunun ne kadarının tiyatro, ne kadarının gerçek olduğundan emin değilim. Ama görünen o ki hem US hem de Iranians karşı tarafı bekleyerek alt edebileceklerine inanıyor; her iki taraf da özellikle ekonomik alanda diğerinin tükendiğini düşünüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Iran’ı yenmek mümkün mü, yoksa bu fırsat kaçtı mı?

Chaz Freeman: Bence fırsat kaçtı. Iran’ı devirmeye yönelik güçlü bir çaba vardı. O kadar güçlüydü ki yalnızca Israeli değil, American silahlarını ve savunma ekipmanını da tüketti. Dronları ya da füzeleri önleme kabiliyeti büyük ölçüde zayıfladı. United States’in şu anda Iran’a karşı, maliyeti faydasından daha fazla olmayacak gerçek bir askeri seçeneği olduğunu sanmıyorum.

Israel elbette Iran’ın yıkımını esasen United States’e taşere etmiş durumda. Trump ile Netanyahu arasındaki tartışmanın gerçek olduğunu düşünüyorum. Trump hayal kırıklığı yaşıyor. Netanyahu ise savaşın müzakereyle sona ermesini engellemek için elinden gelen her şeyi yapıyor; çünkü daha önce ikimizin de konuştuğu nedenle savaşın sürmesini istiyor. O neden de Iran’ın, greater Israel’ın kurulmasının önündeki tek etkili engel olması. Israel’in mutlak güvenliğe ulaşma çabasına etkili biçimde karşılık verebilen tek taraf o. Bu konuda Henry Kissinger’ın gözlemini özellikle aklımda tutuyordum; bence bilgeceydi. Size katılıyorum. Birkaç bağlamda onun bu konuda neden haklı olduğunu gösteren örnekler görüyoruz.

Her neyse, neler oluyor? Öncelikle müzakere yok. Yapısal olarak da müzakere edilmiş bir anlaşma iki nedenle imkansız görünüyor. Bunlardan biri müzakerelerin kendi yapısı. Dolaylı yürütülüyorlar; ya da herhangi bir bağlamda bir işi sonuca bağlama becerisi kanıtlanmamış amatörler tarafından yürütülüyorlar. Witkoff ve Kushner’dan söz ediyorum; Iranians nezdinde kendilerini tamamen itibarsızlaştırdılar. Donald Trump dışında aslında kimse nezdinde hiçbir güvenilirlikleri yok. Hatta Trump bile Iran ile mesaj alışverişi yapmak için Pakistani ve Qatari aracıları kullanmaya yöneldi.

Müzakere yok. Hâlâ bir miktar mesaj iletimi olabilir, ama Iran’ın şunu anladığı çok açık: Kiminle müzakere ederse etsin, Pakistanis, Qataris, Kushner, Witkoff, her kim olursa olsun, anlaşmaları Donald Trump’a ad referendum olarak müzakere ediyor; Donald Trump müzakere masasında elde edileni aldığında bunu istediği gibi değiştirmekte kendini özgür hissediyor. Bu yüzden görünüşte varılmış anlaşmaları reddediyor. Herhangi bir ortak anlayış oluşmasını engelliyor. Bir şeyi onayladığı ölçüde de bunu ad referendum olarak Benjamin Netanyahu’ya götürüyor; Netanyahu ise herhangi bir anlaşma olmaması konusunda kararlı.

Dolayısıyla Netanyahu ya sürece zehir hapları sokuyor; örneğin Abraham Accords’a katılmalısınız, bunlardan biriydi. Bütün nükleer programınızdan kurtulun da bir başkası. Bunlar baştan ölü talepler. Bunu biliyor. Buna ek olarak hem Netanyahu hem Trump iç siyasi güçlerin tutsağı. Netanyahu iktidardan düşerse hapse girme tehlikesiyle karşı karşıya. Kabinesinde gezegendeki en aşağılık insanlardan bazıları var; Iran ya da Lebanon ile herhangi bir taviz verirse onu deşip çıkarmaya kararlılar.

Birazdan Lebanon hakkında da konuşmak istiyorum ama şimdilik Iran’da kalayım. Trump’a gelince, üzerinde ara seçimlerin baskısı var; yazın araç kullanma sezonu var ve Hormuz Boğazı koşulsuz açılmaz ve US Navy tarafından ablukada tutulmaya devam ederse varil başına 200 dolarlık petrol ihtimali var. Bu arada Norway için çok iyi olur. Devlet fonunu doldurur. Her neyse, elbette Netanyahu’dan da baskı görüyor. Epstein dosyalarının yayımlanmasından korktuğu açık. Ayrıca makamını borçlu olduğu ve kendilerine bağımlı olduğu bürokratik Zionist bağışçılarından da baskı görüyor.

Bu yüzden durağanlık, kilitlenme ortaya çıkıyor. Aslında bundan daha kötü. Daha önce söylediğim gibi bu zugzwang. Satrançta yaptığınız her hamlenin kaldıraç gücünüzü azalttığı, konumunuzu kötüleştirdiği ve yenilginizi hızlandırdığı durum. Şimdi olan bitene dönersek, temelde söylediğiniz gibi, Iran ile United States arasında kimin daha uzun süre nefesini tutabileceğini görmek için bir yarış içindeyiz. İkimiz de suyun altındayız ve boğulma tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Iran’ın United States’ten daha uzun dayanabileceğini hesapladığını düşünüyorum ve bence bu doğru. Birkaç nedeni var. Orada; çok uzak bir mesafede değil. Elbette donanması en az sekiz kez tamamen yok edildi. Ama buna rağmen Hormuz Boğazı’nı kapatabiliyor gibi görünüyor. Elimizdeki şey bir ateşkes değil; basın böyle adlandırsa da değil, çünkü iki taraf da aralıklı olarak birbirine ateş ediyor. Ben buna mutabık kalınmış bir gerilimi düşürme hali derdim.

Ama bu bağlamda çok önemli bir şey oldu. Uluslararası hukuk her zaman saldırılara, uluslararası hukuk ihlallerine, saldırganlığa verilecek misillemenin uğradığınız zararla orantılı olmasını talep etmiştir. Israel bunu hiçbir zaman kabul etmedi. En küçük bir hafife almaya bile tepkilerinde kasıtlı olarak orantısız oldu. Iran şimdi Israeli standardını benimsemiş görünüyor. Yani United States Navy Iran’a ateş açarsa Iranians çok daha büyük, ilk American provokasyonundan kat kat büyük bir karşılık verecek. Bu Israel için işe yaradı. Muhtemelen United States için de işe yarayacak.

Ancak tehlike şu: Iran bu savaşın müzakere edilmiş bir çözümü olmayacağı sonucuna açıkça varmış durumda. Tehlike, Iran’ın American provokasyonlarına misilleme olarak tırmandıkça American savaş gemilerine gerçek atışlar yapmaya başlaması. Şu ana kadar esasen uyarı atışları yaptı. Bence bu American ablukasının bu kısmında bir ya da iki savaş gemisinin batırıldığını göreceğiz. Ablukayı sürdürmek zor. Fiilen tüm dünyanın Persian Gulf’a erişimini ablukaya alıyor. Iran kendi kurallarına saygı gösterirlerse gemilerin geçmesine oldukça hazır. US Navy ise görünüşe göre kimsenin geçmesine izin vermeye hazır değil. Elbette herkesi durdurmakta etkili değil, ama bir tırmanma modundayız ve muhtemelen kinetik çatışmanın yeniden başlamasına bakıyoruz.

Sadece bu hafta sonu Iran Bahrain ve Kuwait’teki tesisleri iki kez vurdu. Görünüşe göre bunlar bölgede American faaliyetleri için geriye kalan işlevsel üsler ve Keshan adasındaki Iranian iletişim kulelerine, radar sistemlerine vesaire yönelik provokatif saldırılarla en çok ilişkilendirilen yerler. Yani bu, daha düşük vitese değil daha yüksek vitese geçen bir karşılıklı misilleme modeli ve müzakere yok.

Şunu söyleyerek bitireyim: Donald Trump’ın istikrarsız davranışlarını, yani bir gün önce aldığı pozisyonları reddetmesini, bunları yeni pozisyonlarla değiştirmesini, başka bir deyişle kendi önceki beyanlarını reddetmesini, olmayan şeylerin yaşandığını saçma biçimde iddia etmesini, bu açıklamalarla borsayı manipüle etmesini vesaire, karşı tarafın kafasını karıştırmaya çalıştığı bilinçli bir pazarlık tarzı olarak hayal eden bazı insanlar var; bunu başarmış da durumda. Ben öyle düşünmüyorum. Bence o anlaşma yapma sanatının ustası değil. Haraca bağlama sanatının ustası. Zorbalık yapabiliyor ve baskıyla bir şeyler yaptırabiliyor, ama zihinlerin gerçek bir buluşması olan ve karşılıklı faydaya yol açan bir anlaşmayı sonuca bağlayamıyor. Bu yüzden Iranians’ın yargısında haklı olduğunu düşünüyorum. Bu savaşın müzakere edilmiş bir çözümü olmayacak. Bu da Donald Trump’a çekip gitme seçeneğini bırakıyor. Bu onun için kolay değil, çünkü kendi güvenilirliğini o kadar aşındırdı ki, bir zaferden çekip gittiği iddiasına kendini adamış gerçek inananları dışında kimse inanmayacaktır.

Evet, orada Iranian örneğiyle olduğu kadar Russian örneğiyle de bazı paralellikler görüyorum. Alaska toplantısından sonra da aynı şeyi yaptılar; “bütün temel nedenleri ele alacağız” dediler. Yani başka bir deyişle ateşkes barış değildir, bir bakıma anlaştılar. Sonra Trump mı fikrini değiştiriyor, yoksa Ukrainians ve Europeans’ı zaten yanına alamayacak kadar zayıf mı emin değilim; sonuçta yine geri dönüyor. Evet, Iran’a da aynı şekilde bakıyorlar, çünkü ne kadar gidip geldiğini görüyorlar. Üzerinde anlaştıkları her şeyin esasen hiçbir anlamı yok. Bu oyunu ancak belli bir süre oynayabilirsiniz; sonra diğer aktörler bunu fark etmeye başlar. Ama...

Evet, bilirsiniz, benim Israeli özellikli ateşkesler kurgulamak dediğim şeyin tutarlı bir kaydı var. Bunlar bir tarafın ateşi kesmesi, diğer tarafın ise sürdürmesi gereken ateşkeslerdir. Gaza’da hiç ateşkes olmayan bir ateşkes görüyoruz. İnsanlar hâlâ soykırımcı saldırıya maruz kalıyor. Gaza’nın geçici olarak yüzde 53’ünün Israeli kontrolünde olması gerekiyordu; bu yüzde 60’a çıktı. Şimdi Israel tarafından tek taraflı olarak yüzde 70’e doğru genişliyor. Israel’in Gaza’dan çekilmesine Hamas’ın silahsızlanmasının eşlik edeceği koşulu ufukta yok. Dolayısıyla aktif üyesi olmayan ve hiçbir şey yapmayan bir barış kurulu örneği var; UAE’nin bir ofis kurmak ve bazı insanları işe almak için sağladığı başlangıç fonları dışında para da yok. Bu bir fars.

Aynı şeyin Russians ve Ukrainians ile yürütülen Ukraine diyaloğu için de geçerli olduğu ileri sürülebilir. Bu arada Congress Ukraine’e bir tür yardımı yeniden sağlamaya doğru ilerliyor gibi görünüyor, ama Ukraine için temel silahları yenileyecek üretim kapasitemizin olmadığı gerçeği ve St. Petersburg’a ve oradaki uluslararası ekonomik konferansa yönelik Ukrainian saldırılarının NATO üyesi Baltic countries hava sahasını kullanarak yönlendirilmiş görünmesi gerçeği göz önüne alındığında bunun öneminin ne olacağını bilmiyorum. Bu açıkça Russian karşı tırmanmasını teşvik edecek ve bunu aslında Russian saldırılarının Ukrainian altyapısına ve üretim tesislerine yönelik artan vahşetiyle görüyoruz.

Bütün bunların ortasında Vladimir Zelensky, Vladimir Putin’e alaycı ve samimiyetsiz bir mektup yazarak kendini iyi göstermiyor; bu mektup ilişki kurmaktan çok öfkelendirmeyi garanti ediyor ve elbette Russian president tarafından bir halkla ilişkiler gösterisi olarak reddedildi; gerçekten de öyleydi. Ama tahminim şu: Russians, Putin’in sözlerini gerçek kılmak için ciddi bir çaba gösterecek. Savaşın sonuna yaklaştığını söyledi. Ne demek istiyor? Bence Russia’nın Donetsk’in henüz kontrol etmediği kalan yüzde 15’lik kısmına ilerleyeceğini ve Lugansk, Donetsk, Zaporizhzhia’nın yüzde 80’i ve Kherson’ın bir kısmını kontrol etme hedefini gerçekleştireceğini kastediyor. Bu noktada, hedeflerine ulaştıktan sonra bir tür tartışmaya açık olacaktır, ama daha önce değil; çünkü United States’e de European Union’a da güveni yok. European Union hâlâ esasen herkesin vaktini, Russians ile konuşup konuşmaması gerektiğini tartışarak harcıyor. Ukraine ise inatçı ve gerçek hiçbir şeye değil, fantastik umutlara dayanarak yaşıyor.

Dolayısıyla Trumpian dış politikanın sadece Iran konusunda değil, Israel Palestine konusunda, Ukraine konusunda, European güvenlik mimarisi konusunda, NATO konusunda da çöktüğünü görüyoruz; üyeler temel taahhütlerinden kopmaya başlıyor, West Asia’da görev yapan American forces’a hava sahası ya da üs kullanımını reddediyorlar. Evet, bu kötü bir an. Ve bir kez daha gördüğümüz şey, United States’in sözde anlaşma yapamaz hale gelmiş olması. Yani diplomatik profesyonelliği ve devlet yönetiminin normal kurallarını o kadar kapsamlı biçimde bir kenara attık ki, çözmek istediğimiz meseleleri çözemiyoruz.

Evet. Ben de Iranian ve Russians arasında bir karşılaştırma olarak şunu sürekli düşünüyorum: Stratejik hesaplamaların çoğu yanlış. Bence bunun nedeni, karşı tarafın algıladığı tehdidi değerlendirmedeki başarısızlık. Yani Iran’ın çok haklı nedenlerle bu savaşı basitçe bir rejim değişikliğinin aksine varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü kabul edersek, o zaman bunun üstesinden gelmek için her türlü acıyı göze almaya hazır olacağını öngörebiliriz. Russians için de aynı. NATO’nun ne düşündüğünden bağımsız olarak bunu varoluşsal bir tehdit olarak görüyorlar. Bu nedenle, bunu kabul edebilseydik, ne tür bir sonucu ve barış anlaşmasını kabul edebileceği konusunda neden çok katı sınırlamalar olduğunu görebilirdik; aynı zamanda ne kadar acıyı göze almaya hazır olduğunu ve hedeflerine ulaşmasını sağlamak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduğunu anlayabilirdik. Ama yine Europe’da Russia’nın bunu varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü kabul etmenin bir şekilde bunu meşrulaştıracağını düşünüyorlar; çünkü bu, NATO’nun Russia’yı tehdit ettiği anlamına gelir ve European leaders bunu reddediyor. Elbette medyadaki konuşan kafaları da aynı; bunun yalnızca Russian expansionism hakkında bir hikaye olduğunda ısrar ediyorlar. Ama analizi yanlış yaptığınızda, motivasyonları da birden anlayamaz hale geliyorsunuz; ne kadar ileri gitmeye hazır olduklarını ve barışta ne elde edebileceklerini de. Yine konudan saptım. Daha önce Lebanon’a geçmek istediğinizi söylemiştiniz ve bunun...

Evet, ama bunu yapmadan önce Ukraine savaşıyla ilişkili olarak devlet yönetimi hakkında bir yorum yapayım. Çünkü bence siyasette algının gerçeklik olduğu ve algılanan çıkarların eylemlerin temeli olduğu çok açık. Çıkarların da bir hiyerarşisi vardır. Iran’ın uğruna savaştığı en yüksek çıkar ulusal kimliktir. Kültür, dil, kendine Iranian diyen bir topluluğun varlığı. Ama bunun altında çıkarlar hiyerarşisi vardır. Stratejik çıkarlar vardır; ihmal edilirse, savunulmazsa hayati çıkarlara yönelik bir saldırıya yol açan çıkarlar. Ukraine savaşı senaryosu tam olarak budur.

Iran farklı bir mesele, çünkü zaten kimliğine yönelik bir meydan okumayla karşı karşıya. Israeli politikasının temeli olan ve United States tarafından yardım edilip desteklenen Iranian state’i yok etme fikri bir şeydir. Russia ise NATO’nun genişlemesine, Ukraine’in NATO’ya ve American sphere of influence’a dahil edilmesi önerisine, ardından American silahlarının ve güçlerinin Ukraine’e sokulmasına bakarken, önceki NATO genişlemelerinin aynı modeli izlenirse bunun olacağını gördü. Russia bunu stratejik bir çıkar olarak gördü; bunu engellemeyi stratejik bir çıkar olarak gördü. Çünkü bunun olmasına izin verilirse Russia’nın hayati çıkarları, hostile bir country olan Ukraine’deki silahlar ve düşmanca varlık tarafından sürekli tehdit altında olacaktı.

Bunların hepsi çok mantıklı. Vladimir Putin’in kötü bir adam olduğunu ya da Russians’ın bir şekilde içgüdüsel olarak vahşi olduğunu veya Russophobes’un iddia ettiği her neyse onu ileri sürmenize gerek yok. Çıkarlarının bir mantığı olduğunu ve bunları çok gerçekçi bir temelde takip ettiklerini görmek yeterli. Belki bazı yanlış tercihler yapmışlardır, ama motivasyonlar ve harekete geçiren güç bana oldukça açık görünüyor.

Bunu Lebanon hakkında konuşmadan önce söylemek istedim. Şimdi biraz Lebanon’dan söz edeyim, çünkü burada da savaş halinde olmayan iki taraf arasında fars niteliğinde bir ateşkes var: Lebanon’u savunmamış, Israelis’e ateş etmeyen, hiçbir şey yapmayan Lebanese government ile Israelis arasında. Bir ateşkese vardılar, ama birbirlerine ateş etmiyorlardı; dolayısıyla bu saçmalık. Lebanon’daki savaşın tarafı Hezbollah’tır. Yani Israeli saldırı savaşını sona erdirmek için ele alınması, belki yatıştırılması ya da belki yenilmesi gereken hareket, isterseniz devlet içindeki devlet. Hezbollah Israeli forces’un southern Lebanon’dan çıkarılmasında ısrar ediyor. Israeli defense minister ise Lebanese government ile varıldığı söylenen ateşkes anlaşmasının southern Lebanon’da kalıcı bir Israeli varlığına izin verdiğini söylüyor; temelde Lebanese army’yi Israeli army’nin yardımcısı olarak, ezme işinde görevlendiriyor.

Nabih Berri, parliament speaker’ı ve Amal party’nin, yani constituency’si ve bazı objectives’i açısından Hezbollah’a paralel olan Shiite party’nin başı, bu ceasefire’ı booby-trapped olarak tanımladı ve bence tamamen haklı. Fighting’i durdurmayacak. Buna baktığınızda gerçekten fars niteliğinde, çünkü dediğim gibi birbirleriyle savaşmayan insanlar arasında bir ceasefire.

Evet. Hayır, bu harika bir nokta. Savaşan Hezbollah. Dolayısıyla onları bu agreement’ın dışında bırakmak biraz garip.

Donald Trump ise Hezbollah ile bir şekilde dolaylı olarak konuştuğunu söylüyor. Sanırım Rami Khouri de Elvis ile konuştuğunu söylemişti; bu da aynı derecede credible’dı.

Ama sorun da bu. Bu tür dishonesty, evet, o kadar tekrarlı ki ve Trump’ın sürekli “wolf” diye bağıran çocuk haline gelmesi de var. Sürekli “anlaşmaya yakınız”, “onları annihilate edeceğiz” deyip gidip geliyor. Bunu ancak bir yere kadar yapabilirsiniz; sonra söylediği hiçbir şeyin anlamı kalmaz. “Hezbollah ile konuşuyorum” derse, ben konuşmadığını varsayıyorum, çünkü artık hiçbir anlamı yok. Ama elbette Lebanon da Israelis’i yoruyor. Peki Iranians bunu ne ölçüde kabul edecek? Çünkü herhangi bir peace’i doğrudan Lebanon’a bağladıklarını çok açık söylediler ve Red Sea’yi de kapatabilirler; Israel tonu düşürmezse ya da illa hizaya gelmezse yapabilecekleri pek çok başka şey de var. Ama sanki bu greater Israel görüşü bir noktada duvara çarpıyor gibi.

Birkaç noktaya değineyim. İlk olarak, greater Israel kavramı, Israelis’in yaptığı her şeyi belirli bir hedefe yönelik sınırlı bir saldırı olmaktan çıkarıp regional hale getiriyor. Yani Israel, Syria’daki Druze’leri koruma bahanesiyle Golan Heights’ın ötesinde Syria topraklarını annex ederse, bu Israeli territory’nin daha büyük strategic expansion’ının bir parçasıdır. Lebanon’da da durum böyledir. Dolayısıyla Israel regionwide bir policy izliyor. Bu da Iran ile savaşını regional hale getiriyor.

İkinci olarak, Iran en başından beri Israel ve United States’in kendisine karşı yürüteceği herhangi bir savaşın regional olacağını söyledi ve bu savaşa yanıt olarak gerçekten sekiz ülkeye saldırdı. Turkey’nin bir bölümünü bile bombaladı. Iraq’ı ve GCC countries’i de. Dolayısıyla Iran’ın bu savaşın çözümünü regional bir context içinde görmesi şaşırtıcı değil. Ve bu, Israel’in Lebanon’a karşı aggression war’ının sona ermesini ve Israel’in frontiers’ı bir şekilde tanımasını içermek zorunda. Son tahlilde Israel’in frontiers’ı olmadığı sürece, borders’ını tanımlayamadığı ve kimseyle borders konusunda agreements’ı olmadığı sürece ne Israel peace’e sahip olabilir ne de region peace’e sahip olabilir.

Bu yüzden bence Iran, Iranians’ın fiilen administrative control uyguladığı Strait of Hormuz’un açılması bakımından bu savaşın negotiated resolution’ı olmayacağını hesaplıyor. Region’daki wider war için de negotiated solution olmayacak; United States yapabileceği şeyi yapıp Israel’e desteğin fişini çekene ve Israeli aggression’ı incapacitate edene kadar. Bu yüzden Oman foreign minister’ı Busaidi’nin West Asia’daki instability’nin kaynağının Iran değil Israel olduğunu söylerken tamamen haklı olduğunu düşünüyorum. Ve geleceğe doğru işleri sürükleyen realization da bu. Bahsettiğim, great powers’tan bağımsız independent security architecture; Gulf Cooperation Council members ile Iran arasındaki rapprochement; ve herhangi bir peace requirement’ına Lebanon, Yemen, Jordan, Syria’nın dahil edilmesi.

Bu, peace’e ancak bütün bu issues’larla birlikte uğraşarak ulaşılabileceği anlamında realistic. Ama Israel bu issues’ları ele almaya tamamen isteksiz olduğu ve United States de bütünüyle confused olduğu, ne yaptığını bildiği ölçüde de Israel’i desteklediği için unrealistic.

Peki, Israelis’in yaptığının sustainability’si hakkında son bir soru sorayım. Çünkü daha önce Netanyahu düşerse bile key policies’in birçoğu etrafında zaten çok broad bir consensus var gibi göründüğünü söylemiştiniz. Ama aynı şeyi United States için de, wars bağlamında söyleyebilirsiniz. Parties across’ında consensus buluyorsunuz; Democrats da Republicans da bu wars’un çoğunu destekleme eğiliminde. Ama Israel’de, ne istediklerinden bağımsız olarak political stability fragmenting gibi görünüyor ve bu, policies’i istediği gibi yürütme ability’sini etkileyecek. Bunu ne kadar problem olarak görüyorsunuz? Çünkü bazı insanların bunu stable ama very divided diye tanımladığını duydum. Başkaları ise giderek unstable hale geldiğini görüyor. Civil war’a doğru gidebileceklerini savunan insanları duydum. Israeli media’da bunu görmedim. Siz nasıl görüyorsunuz?

Önce United States açısından şunu söyleyeyim: American public bu savaşa bütünüyle karşı. Artık Republicans’tan bile çok az support var. Donald Trump’ın liderlik ettiği cult onu desteklemeye devam ediyor. Ama House of Representatives’ta War Powers Act’i ona karşı invoke etmek için bir vote oldu. Açıkçası bunun oldukça pathetic bir effort olduğunu düşünüyorum, çünkü resolution’ı okursanız, allies ya da partners’ın defense’i dışında savaş başlatmasına izin verilmemesi gerektiğini söylediğini görürsünüz. Partner nedir? İstediğiniz her şey partner’dır. Yani bu çok weak. Buna rağmen Donald Trump, sanırım kendi majestelerine karşı çıkıldığı için Congress’i treasonous olmakla suçladı; bu bir anlamda lèse-majesté.

Neyse, United States açısından durum bu. Israel’e gelince, ne olacağını bilmiyorum. Bence vurgulayacağım ilk ana nokta Netanyahu’ya odaklanmanın hata olduğudur. O cause değil, symptom. Felakete doğru giden bir ship’in helmsman’i olmuş olabilir. Ama onu helm’den alırsanız, başkaları aynı rotada, belki daha kötü şekilde devam eder. Bunu cabinet’inin genocide, torture, ethnic cleansing, mass massacres ve genel olarak insanlara inhumane treatment’ı açıkça savunan members’ından görüyoruz. Görünüşe göre Jewish Israeli olmayan hiç kimse korunmaya layık değil. Dolayısıyla Israel proper içinde çalışan bir apartheid system var ve 1967 Israel’in original borders’ının ötesinde de esasen Nazi-style military oppression var.

Israel’de ne olacağını bilmiyorum. Bence Israel, gradually depopulated olma ihtimalinin yüksek olduğu bir pozisyonda. Normalde Israeli state’in backbone’u olacak kişilerin giderek daha fazlası ayrılacak. Sanırım Israel’i savunmayı reddeden ve theology’si Israel state’inin var olması gerektiğini reddeden ultra-Orthodox kalacak; yani Messiah gelene kadar Israel’in yeniden kurulması gerektiğine inanmazlar ki bunun gerçekleştiğini kimse kanıtlayamamıştır.

Bilmiyorum. Yani bence gerçekten existential bir challenge’a bakıyoruz; yalnızca Israel’den Iran’a yönelik değil, aynı zamanda yalnızca Iran’dan değil, Israel’in neighbors’ından Israel’e yönelik bir challenge’a. Çünkü dediğim gibi, 78 yılda Israel hiç kimseyle peace ve peaceful coexistence sağlamak için kendi başına bir diplomatic initiative almadı. Peace agreements’a girdiğinde bu, United States’in bludgeoning’i sonrasında oldu: Jimmy Carter; belki Jordan ile Bill Clinton. Şimdi ise United States’e doğrudan meydan okuyor.

Donald Trump Lebanon’da bir ceasefire olduğunu söylüyor. Southern Beirut’taki, Hezbollah’ın stronghold’u olan suburb Dahiya’ya saldırmamalısınız diyor. Ama elbette her şeyden önce bu, Iran’ın demand’ına ya da Lebanese demand’a, yani Israel’in Lebanon’da hiç kimseye saldırmaması talebine yanıt vermiyor. Bu kısmi bir gesture. Ama Netanyahu, Dahiya’ya yönelik bir attack’ı iptal ederken geri kalan her şey planlandığı gibi devam edecek diyor. Yani Donald Trump’a shove it. O angry phone call’un gerçekleştiğine bu yüzden inanıyorum. Ayrıca bunun political effect için leak edildiğine de inanıyorum; hem Iran’ı Donald Trump’ın gerçekten Israel’e karşı bir şey yaptığına ikna etmek için, hem de Israelis’in Trump’a karşı Zionist donors’ı agitate edip ona pressure uygulamaktan fayda sağlaması nedeniyle. Sonuçta bu bir public relations move’du. Ama bence conversation’ın actual tone’u muhtemelen Axios için journalist de olan Mossad agent’ı Barak Ravid’in reported ettiği kadar ugly’ye yakındı.

Evet. Evet, başta belki theater olduğunu düşündüm, ama sonra Trump’ın kullandığı language, “artık herkes Israel’den nefret ediyor” demesi, Netanyahu’yu delegitimize eden bunların çoğu, normalde expect edeceğiniz şeye pek uymazdı. Dolayısıyla ikisi arasında büyüyen bir divide’a dair biraz credibility olabilir.

Burada key point şu: war powers bill application için congressional, House vote’a rağmen United States artık domestically ve foreign policy terms’de birçok level’da dysfunctional. Dolayısıyla bu contexts’te, ister Gaza olsun, Ukraine olsun, Persian Gulf olsun, ne olacaksa American ineptitude’a rağmen olacak. Washington’dan leadership bekleyemezsiniz.

Bu notla video’yu wrap up edelim. Her zamanki gibi çok teşekkür ederim dostum. Insights’ını paylaşmanı takdir ediyorum. Bazen olup biteni anlamak zor oluyor. Çok fazla actor, çok fazla variable var. Bu yüzden bunu açıklığa kavuşturduğun için teşekkür ederim. Tekrar teşekkürler.

Jubilant bir conversation değildi, ama buna katıldığın için teşekkür ederim.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol