Muhammad Marandi: “İran Baskı Artarsa ABD Çıkarlarını Hedef Alabilir”
İngilizce kaydedilen bölümde Glenn, Muhammad Marandi ile İran’a yönelik ABD baskısını, Hürmüz Boğazı çevresindeki deniz trafiğini, savaş ihtimalini, İsrail ve Türkiye başlıklarını ve ABD’nin bölgedeki konumunu konuştu. Marandi, İran’ın ekonomik baskıya nasıl karşılık verebileceğini değerlendirirken birçok iddiayı İran perspektifinden aktardı ve özellikle Trump yönetiminin adımlarının bölgesel savaşı yeniden tetikleyebileceğini savundu.
Hürmüz Boğazı ve Petrol Akışı
Glenn, ABD Merkez Komutanlığı’nın Hürmüz Boğazı’nın Umman tarafında ticari gemiler için bir geçiş açıldığı yönündeki açıklamalarını hatırlatarak, Washington’ın İran ekonomisini kademeli biçimde sıkıştırma konusunda iyimser göründüğünü söyledi. Marandi ise Amerikan anlatımının doğru olmadığını savundu. Ona göre İran, bazı ülkelerle ilişkilerini gözettiği için boğazdan ciddi miktarda petrol geçişine izin veriyor.
"Amerikalıların söylediği şey gerçekten doğru değil," diyen Muhammad Marandi, "İran boğazdan kayda değer miktarda petrol geçmesine izin veriyor çünkü İran’ın yakın olduğu ve zarar vermek istemediği ülkeler var" şeklinde açıkladı.
Marandi, Irak’ın savaş sırasında İran’a zarar vermediğini, hatta Irak’taki “direnişin” ABD ve İsrail etkisinin bulunduğunu söylediği Kuveyt, kuzey Irak ve merkezi Irak kaynaklı saldırılarla mücadelede önemli rol oynadığını ileri sürdü. Bu nedenle İran’ın Irak petrol ihracatını engellemek istemeyeceğini belirtti. Çin’in de İran’la yakın ilişki içinde olduğunu, Çin’in de Basra Körfezi bölgesinden petrol aldığını söyledi.
Marandi ayrıca İran ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında kötü siyasi ilişkilere rağmen “yazılı olmayan anlaşmalar” bulunduğunu belirtti. Emirliklerin ABD’nin İran’a saldırısına yardım ettiğini ve ABD’nin orada güçlü askeri varlığını sürdürdüğünü savundu; buna rağmen İran-Emirlik ticari ilişkilerinin iki ülke için önemli olduğunu söyledi. Ona göre İran, küçük gemilerin Basra Körfezi’ndeki tankerlerden petrol almasına, bu petrolü Körfez dışındaki süper tankerlere aktarmasına izin veriyor. Bunun pahalı ve yavaş bir yöntem olduğunu, çok sayıda küçük gemi gerektirdiğini ve diğer mallar için uygulanabilir olmadığını ifade etti.
Marandi, İran petrolünün de Hürmüz Boğazı’ndan ihraç edildiğini söyledi. Ancak genel akışın savaş öncesine kıyasla çok daha düşük olduğunu savundu: Ona göre boğazdan geçen petrol miktarı muhtemelen öncekinin yarısından az. Yemen ile Suudi Arabistan arasında yaşananlar nedeniyle Kızıldeniz’den petrol akışının da iki ay öncesine göre çok düşük olduğunu, “belki yaklaşık yarı” seviyesinde bulunduğunu belirtti.
Enerji Dışındaki Kıtlıklar ve Ekonomik Baskı
Marandi, petrolün piyasaya çıktığını ancak kıtlıkların büyüdüğünü söyledi. Bunun yalnızca petrol ve dizelle sınırlı olmadığını; sülfür, petrokimya ürünleri, helyum, alüminyum, gübre, yakıt ve rafineri ürünlerinde de sorunların biriktiğini savundu. Dizel kıtlığının sadece petrol fiyatındaki artıştan değil, dizelin ihraç edilememesinden de kaynaklandığını belirtti.
"İran baskıyı artırıyor ama dostlarını da içine alacak şekilde tüm dünya için ani bir kriz yaratmak istemiyor," diyen Marandi, baskının Trump ve ABD üzerinde büyüdüğünü ifade etti.
Marandi, bu baskının tahvil piyasasında ve yen üzerinde görüldüğünü söyledi. Sadece Rusya ve Çin’in ABD tahvili istemediğini değil, Japonya’nın da ABD tahvillerini satmak zorunda kaldığını öne sürdü. Basra Körfezi ülkelerinin artık ABD’ye tahvil, hisse, varlık almak ya da yapay zekâ sektörüne katılmak için sürekli gönderdikleri fazla servete sahip olmadığını savundu. Aksine bu ülkelerin yüksek harcama düzeyleri ve petrol-gaza bağımlılıkları nedeniyle, ABD izin verirse, kendilerini ayakta tutmak için ABD’deki tahvil ve varlıklarını satmak zorunda kalabileceklerini belirtti.
Glenn, Bessant’ın bazı Körfez ülkeleriyle “asset swaps” girişimini bu nedenle zorladığına dair duyumlar aldığını söyledi; amacın Körfez ülkelerinin ekonomik sorunlarını ABD tahvillerini satarak dengelemesini ve daha geniş bir çözülme döngüsünü başlatmasını önlemek olabileceğini ifade etti.
İran’da Savaş Ekonomisi ve Askeri Hazırlıklar
Glenn, İran hükümetinin topyekûn savaşa dönüş ihtimalini nasıl gördüğünü ve ekonomide ya da orduda nasıl hazırlık yaptığını sordu. Marandi’ye göre hükümet bir “direniş ekonomisi” ya da “savaş ekonomisi” yönüne kayıyor ve orduya büyük yatırımlar yapılıyor.
"İran bugün savaşa hiç olmadığı kadar hazır," diyen Marandi, askeri çevrelerden konuştuğunu söylediği bazı kişilerin İran’ın bugün askeri olarak geçmişe göre “çok daha güçlü” olduğunu aktardığını belirtti.
Marandi, İran’ın yeraltı üslerinin sayısını artırdığını, mevcut üsleri genişlettiğini, füze ve insansız hava araçlarını çok yüksek hızda ürettiğini söyledi. Ar-Ge faaliyetlerinin aktif olduğunu, füzelerin giderek daha hassas hale geldiğini ve ABD tarafından düşürülmesinin zorlaştığını savundu. Ona göre avantaj İran’da; çünkü İran füzeleri ve dronları hızlı üretebilirken ABD antimissile sistemleri geliştirme ve kendi füze kapasitesini artırma konusunda, İran’dan çok daha fazla harcama yapmasına rağmen, ciddi sorunlar yaşıyor.
Marandi, ABD’nin İran ekonomisini hedef alıp “boğmaya” çalışması halinde İran’ın askeri gücünü kullanarak karşı tarafın maliyetini artıracağını söyledi. Bunun Hürmüz Boğazı’nı kademeli ya da hızlı kapatma, geçiş yapan gemi sayısını azaltma, Fujairah Limanı’nı vurup Emirlik ihracatını engelleme, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’den ihracatını bloke etme ya da Basra Körfezi’ndeki Amerikan varlıklarını vurma biçiminde olabileceğini ifade etti. Yapay zekâ merkezleri ve bankacılık sektörünün hedef alınabileceğini savundu.
Liderlerin Hedef Alınması Tartışması
Glenn, savaşın ayırt edici yönlerinden birinin ABD’nin İran’daki siyasi liderliği hedef alması olduğunu söyledi. Bunun “decapitation strike” ve rejim değişikliği amacı taşıdığı yönünde yorumlar bulunduğunu belirtti. Amerikan medyasında İran’ın Trump ya da oğlu Barron’u hedef alabileceği iddiaları yer aldığını, bazı yorumlarda ise Netanyahu’nun hedef olabileceğinin öne sürüldüğünü aktardı.
Marandi, Supreme National Security Council’in yeni başkanının Hezbollah ile bağlantılı Lübnan kanalı Al-Manar TV’ye verdiği röportajı anımsattı. Bu kişinin Trump’ın oğlu hakkındaki konuşmaları “Siyonistlerin korku yaratmak için ürettiği saçmalık” olarak nitelediğini söyledi. İran’ın savaşta rolü olmayan biriyle ilgisi olmayacağını aktardı.
"Er ya da geç İran Netanyahu’yu cehenneme gönderecek," diyen Marandi, Supreme National Security Council başkanının sözlerini böyle aktardı ve bunun Netanyahu’nun İran silahlı kuvvetleri tarafından hedef alınacağı anlamına geldiğini değerlendirdi.
Marandi, Netanyahu hedef alınacaksa savaşta ve Gazze’deki soykırımda yer aldığını söylediği üst düzey İsrailli yetkililerin de İran tarafından meşru hedef kabul edilebileceğini düşündüğünü belirtti. Ancak bunun kendi çıkarımı olduğunu vurguladı. İsrail’in Lübnan, İran, Gazze ve Yemen’de suikastlar düzenleyerek bu durumu kendisinin yarattığını savundu.
Glenn, bunun yalnızca Netanyahu ile mi sınırlı kalacağını, yoksa daha geniş bir liderlik hedeflemesine mi dönüşeceğini sordu. Marandi, İsrail’in geçmişte sanatçılar, yazarlar, entelektüeller, dini figürler, bilim insanları ve siyasi liderler dahil birçok kişiyi öldürdüğünü ileri sürdü. Dr. Rezaei’nin özellikle Netanyahu’nun adını verdiğini, kendisinin ise bunun diğer üst düzey isimleri de kapsayabileceğini düşündüğünü, fakat bunun söylenenin ötesinde bir spekülasyon olduğunu belirtti.
Savaşın Seyri, Ara Seçimler ve Trump
Glenn, ABD’nin silahlarının önemli bölümünü tükettiğini, bu nedenle İran’a karşı ekonomik baskıya yoğunlaştığını söyledi. Marandi’ye göre çatışmanın bundan sonra nasıl gelişeceği tamamen Trump’a bağlı. 12 günlük savaşın amacının İran devletini devirmek olduğunu, bunun başarısız olduğunu savundu. Ardından müzakere ediyormuş gibi davranılırken İran’a karşı aldatmaca kullanıldığını ileri sürdü.
Marandi, 40 günlük başarısızlığın ardından Trump’ın “koşulsuz teslimiyet” istediğini, fakat sonunda İran’ın 14 maddelik planını müzakere çerçevesi olarak kabul ettiğini savundu. Daha sonra kuşatma savaşına geçildiğini, Trump’ın ateşkesi kabul ettiğini, Netanyahu’nun Lübnan’ı yoğun şekilde bombaladığını ve Trump’ın Netanyahu’ya baskı yapmak yerine onu desteklediğini öne sürdü.
"Her şey mümkün; Trump öngörülemez davranıyor," diyen Marandi, "Bugün yeni bir savaş biçimi yürütüyor, yarın başka bir yöne gidebilir" değerlendirmesinde bulundu.
Marandi, ABD’nin İran halkını boğmak ve İran’ı devirmek istediğini gösteren açıklamalar yaptığını, bu gerçekten uygulanırsa İran’ın güç kullanmak zorunda kalacağını söyledi. İran’ın ABD’nin bölgedeki ekonomik çıkarlarını yok edeceğini söylediğini aktardı. Bunun ancak askeri kapasiteyle ve Hürmüz Boğazı’ndan büyük-küçük gemi geçişini daha fazla kısıtlayarak yapılabileceğini belirtti; İran’ın müttefiklerinin de Kızıldeniz’de çabalarını artırabileceğini söyledi.
Marandi, İran’ın resmi politikası olduğunu söylemese de Tahran’ın ABD ara seçimlerini dikkate aldığını düşündüğünü ifade etti. 3 Kasım’a kadar iki ay boyunca Trump için hayatı zorlaştırmanın İran açısından mantıklı olabileceğini söyledi. Demokrat Parti’nin Cumhuriyetçi Parti’den daha iyi olmadığını belirtti; buna rağmen Trump’a öfkenin büyük olduğunu, Demokrat Parti destekçilerinin artık İsrail karşıtı ve savaş karşıtı hale geldiğini savundu. Bunun Trump üzerindeki baskıyı artırabileceğini söyledi. Netanyahu’nun da seçim kampanyasında zorlandığını, bu nedenle yeni bir savaş başlatabileceğini öne sürdü.
Amerikan Gemileri Neden Hedef Alınmıyor?
Glenn, ablukanın savaş eylemi olduğunu belirterek İran’ın neden ABD ablukasını hedef almadığını sordu. Yemen’in 24 Ağustos’ta Suudi limanı Yanbu’nun yaklaşık 117 kilometre batısında bir Suudi tankerini vurduğunu söyledi; hareket halindeki bir geminin bu mesafeden vurulmasının dikkat çekici olduğunu belirtti. İran’ın daha gelişmiş kapasitelere sahip olduğu varsayımıyla Amerikan gemilerini vurabilecek durumda göründüğünü, ama bunu yapmadığını ifade etti.
Marandi, tırmanma merdiveninde birçok basamak olduğunu söyledi. İran’ın Amerikan donanma gemilerini vurma kapasitesi olduğunu ve önceki çatışmasızlık döneminde ABD gemilerini dronlarla vurduğunu iddia etti. Ona göre bu saldırılarda ağır dronlar kullanılmadı, çünkü amaç gemileri batırmak değil, “sizi ağır biçimde incitebiliriz” mesajı vermekti.
"Benim anlayışıma göre İran ABD donanma gemilerini batırabilir," diyen Marandi, "ama her şeyin tırmanma merdiveninde kendi yeri vardır" diye vurguladı.
Marandi, İran’ın bölgede asgari yıkımla savaşı kazanmak istediğini söyledi. İran’ın tırmanma merdiveninde hızlı ilerleyebileceğini, ancak savaş bittiğinde bölgenin küresel piyasalara enerji sağlamayı sürdürebilmesini gözettiğini savundu. Yine de en hassas aşamaya girildiğini düşündüğünü belirtti. ABD İran’ı boğmaya gerçekten yönelirse, İran’ın çok sert karşılık verip ABD ekonomisini “mahvetmeye” çalışacağını söyledi. Bunun gemilerin batırılması, limanların kapatılması ve petrol tesislerinin vurulması anlamına gelebileceğini, enerji fiyatlarının hızla artacağını ve bunun ABD’nin karşılık vermesine yol açarak topyekûn savaşı yeniden doğurabileceğini değerlendirdi.
Marandi, Gazze ve Lübnan’da çatışmanın hâlâ sürdüğünü, Batı medyasına bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünebildiğini söyledi. Gazze’de öldürmelerin, Lübnan’ın güneyinde ormanların, köylerin ve evlerin tahrip edilmesinin sürdüğünü savundu. İsrail’in Lübnan’a yeni bir saldırı düzenlemesi halinde İran’ın karşılık vereceğini söyledi.
Diplomasi ve MOU Tartışması
Glenn, ABD’nin İran üzerindeki baskıyı artırırken İran’ı haber gündeminden uzak tutmaya çalışabileceğini söyledi. Buna göre Washington, Gazze’de soykırımı ve Lübnan’daki işgali sona erdirmeden bu dosyaları “yavaş ateşte” ilerletmek isteyebilir. Marandi’ye göre Amerikalılar zaten İran’a sürekli mesaj gönderiyor; Oman, Qatar ve Pakistan üzerinden mesajlar gidip geliyor.
Marandi, Trump’ın “bir şey elde ettim” diyebilmek için anlaşmayı yeniden müzakere etmek istediğini düşündüğünü söyledi. İran’ın ise MOU çerçevesindeki yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesini istediğini aktardı. Marandi’ye göre ABD İran’ın varlıklarını serbest bırakmadı, İsrail rejimini Gazze’deki soykırımı bitirmeye ya da Lübnan’dan çıkmaya zorlamadı, İran’ı tehdit etmeyi sürdürdü ve yaptırımları genişletti. Bunların anlaşmanın ihlali olduğunu savundu.
"İran, ‘İmzaladığınız şeyi yapın; yükümlülüklerinizi yerine getirin’ diyor," diyen Marandi, İran’ın bunun MOU adıyla mı yoksa başka bir yöntemle mi yapılacağını önemsemeyebileceğini, fakat yükümlülüklerin yerine getirilmesini şart gördüğünü belirtti.
Marandi, ABD’nin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Qatar ile birlikte Hürmüz Boğazı’nda İran’ın yetkisini zayıflatacak alternatif bir rota ya da koridor yaratmaya çalıştığını iddia etti. Ona göre MOU, İran’ın iki aylık dönemde boğazdan geçişi düzenleyip normalleştirmesini öngörüyordu; ABD ise İran’ın kaldıracını elinden almak ve kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden zafer kazanmak istedi.
Türkiye-İsrail Gerilimi ve İran’ın Tutumu
Glenn, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin gelişimini sordu. İran’ın ABD tarafından devre dışı bırakılması halinde İsrail’in silahlarını Türkiye’ye çevirebileceğinin açıkça ima edildiğini söyledi. Marandi, yanıtında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a güvenilmediğini savundu; Erdoğan’ın bir gün bir şey, ertesi gün başka bir şey söyleyebileceğini, bir gün dost, ertesi gün hasmın dostu olabileceğini ifade etti.
Marandi, Erdoğan’ın ABD ile işbirliği yaparak Suriye’nin yıkımına katkı sunduğunu ileri sürdü. Batı medyası ve Basra Körfezi’ndeki Arap rejimlerinin medya imparatorluklarının Suriye hükümetinin kendi halkından yüz binlerce kişiyi öldürdüğünü söylediğini, fakat gerçekte yıkımın büyük ölçüde ISIS ve al-Qaeda tarafından yürütülen “kirli savaş”tan kaynaklandığını savundu. Bu savaşın Batı ve Arap rejimleri tarafından finanse edildiğini, büyük ölçüde Erdoğan tarafından koordine edildiğini, Jordan rejiminin de daha sınırlı rol oynadığını iddia etti.
Marandi, Suriye’nin Türkiye ile İsrail arasında güçlü bir bariyer olduğunu, şimdi bu bariyerin ortadan kalktığını söyledi. Erdoğan’ın eski Başkan Assad ile İran’dan çok daha yakın ilişkilere sahip olduğunu, aileleriyle birlikte tatile gittiklerini belirtti. İran-Suriye ilişkisinin ise esas olarak Filistin ve Lübnan’daki direniş gruplarına destekle bağlantılı olduğunu söyledi.
Marandi, Türkiye üzerinden Baku, Central Asia, northern Iraq, Kurdish areas ve Syria kaynaklı petrolün İsrail’e taşındığını, bunun şu anda devam edip etmediğini bilmediğini ama genel olarak İsrail’in enerji arzının büyük bölümünün Türkiye üzerinden gittiğini savundu. Bu nedenle İran’daki bazı elitlerin Türkiye-İsrail geriliminin gerçek olup olmadığı konusunda şüpheli olduğunu söyledi. Buna karşın İsrail Türkiye’ye saldırırsa İran’ın Türkiye’ye yardım edeceğini vurguladı.
"İsrail rejimi Türkiye’ye saldırırsa İran Türkiye’nin yardımına gider; Türkiye İran’ın yardımına gelmemiş olsa bile," diyen Marandi, bunun Erdoğan’la değil saldırganlık ilkesine karşı çıkmakla ilgili olduğunu belirtti.
Marandi, eleştirilerinin Türk halkına değil Erdoğan ve çevresine yönelik olduğunu özellikle vurguladı. Türk halkının Filistin davasının en güçlü destekçileri arasında olduğunu söyledi. Yahudiler ile Siyonizm arasında da ayrım yaptığını belirterek, soykırıma ve Siyonizme karşı direnen en “kahraman” kişilerden bazılarının Yahudiler olduğunu ifade etti.
ABD’nin Bölgeden Çıkarılması ve İmparatorluk Tartışması
Son bölümde Glenn, İran’ın ABD’yi bölgeden çıkarma hedefini sordu. Bunu ölçülebilir değişkenlere çevirdiğinde ABD üslerinin kaldırılması, petrodolar sisteminin zayıflatılması ve ABD ittifak sisteminin aşındırılması gibi başlıkların akla geldiğini söyledi.
Marandi, sürecin “planlandığı gibi” ilerlediğini savundu. ABD’nin Irak’taki dayanağının hızla zayıfladığını, bunun Suriye’deki Amerikan varlığını da etkilediğini söyledi. ABD’nin Suriye’deki Kürt milislerine desteğini çektiğini, Irak’taki desteğinin de azaldığının söylendiğini belirtti. Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgelerinde ABD kuvvetlerinin statüsüne dair çelişkili haberler olduğunu, ancak genel olarak Amerikan dayanağının kesinlikle zayıfladığını ifade etti.
Marandi, kuzey Irak, Suudi Arabistan ve Basra Körfezi genelindeki önemli CIA üslerinin ve Amerikan askeri üslerinin yok edildiğini ya da ağır zarar gördüğünü iddia etti. ABD’nin Irak, Basra Körfezi ve Jordan’daki tüm varlıklarının İran’a karşı savunmasız olduğunu bildiğini söyledi. Bu nedenle ABD’nin sadece silahlı kuvvetlerini değil, istihbarat toplama kapasitesinin önemli unsurlarını da çekmek zorunda kalacağını savundu.
Marandi, İran’a yönelik kuşatma savaşının iki ucu keskin bir kılıç olduğunu ve ABD ekonomisini de yıprattığını söyledi. Japon para birimindeki kriz modunun, tahvil piyasasındaki sorunların ve ABD’nin karşı karşıya olduğu başka problemlerin savaşla bağlantılı olduğunu ileri sürdü. Güç projeksiyonu için güçlü ekonomi gerektiğini, ABD donanma gemilerinin ciddi tedarik ve moral sorunları yaşamasının Amerikan varlığının zayıfladığını gösterdiğini savundu.
"Bu, gerileyen bir imparatorluğun göstergesi," diyen Marandi, Robert Kagan’ın son dönemde bunun ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en yıkıcı yenilgisi olduğu yönündeki görüşüne atıf yaptı.
Marandi’ye göre savaş bittikten sonra İran yeniden inşa edilebilir, fakat ABD imparatorluğunu yeniden inşa edemeyecek. Bunu II. Dünya Savaşı’ndan bu yana süren Amerikan imparatorluğunun “sonunun başlangıcı” olarak niteledi. Glenn ise durumun çok patlayıcı olduğunu, Gazze, Lübnan, İran, Trump ve Netanyahu gibi aktörler nedeniyle topyekûn savaşa giden birçok yol bulunduğunu söyleyerek bölümü kapattı.