Glenn Diesen

Seyed Mohammad Marandi: İran’a Yeni Saldırı Küresel Ekonomiyi Depresyona Sürükleyebilir

İngilizce yayımlanan bölümde sunucu Glenn, Tehran University profesörü ve İran’ın nükleer müzakere heyetinin eski danışmanı Seyed Mohammad Marandi ile İran-ABD gerilimini, ateşkesin kırılganlığını, Hürmüz Boğazı çevresindeki deniz trafiğini ve olası yeni bir savaşın küresel ekonomiye etkilerini konuştu. Marandi, Washington ve Tel Aviv’in yeni bir saldırı seçeneğini değerlendirdiğini savunurken, böyle bir adımın yalnızca İran’ı değil Körfez monarşilerini, enerji piyasalarını ve küresel ticareti de hedef alan daha geniş bir krize dönüşebileceğini söyledi.

Ateşkesin Kırılganlığı ve Yeni Savaş İhtimali

Glenn, programa Marandi’ye “başka bir ABD saldırısının yakın olabileceğini” duyduğunu söyleyerek başladı ve bunun “sınırlı bir kara işgali” unsurunu da içerebileceğini belirtti. Marandi, ateşkesin başlamasından bu yana İran’da savaş hazırlıklarının “kelimenin tam anlamıyla günde 24 saat” sürdüğünü söyledi. Ona göre Tehran’daki varsayım, çatışmanın bitmediği yönündeydi.

“Trump yenilgiyi kabul edecek türden biri değil,” diyen Seyed Mohammad Marandi, “39 günlük savaş ABD için iyi gitmedi; dünya ve insanlık için korkunçtu ama sonunda İranlılar savaşı kazandı” değerlendirmesinde bulundu. Marandi, bu sonucun Trump, “Siyonist lobi” ve “savaşın arkasındaki gerçek güç” olarak nitelediği İsrail yönetimi için kabul edilemez görüldüğünü savundu.

Marandi’ye göre savaşın yeniden başlaması kesin değil, ancak kısa vadede mümkün. Bunun piyasalar kapandıktan sonra yapılabileceğini söyleyen Marandi, bunun “hisse fiyatları düşmesin diye İranlıları piyasalar kapalıyken öldürmek daha iyiymiş gibi” bir yaklaşımı yansıttığını iddia etti.

Hürmüz Boğazı, Liman Kuşatması ve Off-Ramp Tartışması

Marandi, Trump’ın gerilimi düşürecek bir çıkış yolu kullanamadığını ileri sürdü. Ona göre daha önce İran ve ABD arasında bir ateşkes mutabakatı vardı, ancak Benjamin Netanyahu Lübnan’ı bombalayarak bunu sabote etmeye çalıştı. Marandi, İran’ın bu nedenle Hürmüz Boğazı’ndan geçecek bazı ek gemilere izin vermediğini belirtti.

“Hürmüz Boğazı İran tarafından hiçbir zaman kapatılmadı,” diyen Marandi, “yalnızca İran’ın hasımlarıyla bağlantılı gemilere kapatıldı” şeklinde açıkladı. Irak, Rusya, Çin ve İran gemilerinin sorun yaşamadığını, anlaşma çerçevesinde Emirates, Saudi Arabia, Kuwait, Bahrain ve diğer Körfez ülkelerine ait bazı gemilerin de geçiş yapmasının öngörüldüğünü söyledi.

Marandi, Netanyahu’nun daha sonra ateşkesi kabul etmesiyle İran’ın ek gemilere izin vermeye hazır olduğunu, ancak Trump’ın liman kuşatmasını sürdürdüğünü savundu. Ona göre bu, Trump’ın “off-ramp” seçeneğini kullanmak yerine “tırmanma tuzağına” düşmeye devam ettiğini gösterdi.

Küresel Ekonomi ve Enerji Piyasaları İçin Uyarılar

Marandi, yeni bir savaşın küresel piyasalara, ticarete ve ekonomiye büyük zarar vereceğini söyledi. Hatta birkaç hafta içinde ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’ndan daha fazla geminin geçişine izin verecek bir anlaşma yapılsa bile ekonomik sıkıntının henüz başlangıç aşamasında olduğunu savundu.

İran’ın kritik altyapısının hedef alınması durumunda İran’ın da İsrail yönetimine ve Körfez’deki “Arap aile diktatörlükleri” diye nitelediği yönetimlere benzer şekilde karşılık vereceğini söyledi. Böyle bir durumda petrol, gaz, enerji ve gübrenin küresel piyasalara uzun süre daha az ulaşacağını belirtti.

“Eğer büyük bir savaş olur ve 39 günlük savaş gibi sürerse,” diyen Marandi, “önümüzdeki yıllarda bu bölgeden artık petrol ya da gaz gelmeyeceğinden oldukça emin olabiliriz” uyarısında bulundu. Kısa bir savaşın bile kritik altyapı tahrip edilirse ekonomik depresyona yol açabileceğini savundu.

Trump Diplomasisi ve 10 Maddelik Plan

Glenn, Trump diplomasisini “oldukça tuhaf” diye niteledi. ABD’nin derin sorunlara girdiğini, Trump’ın çaresizleştiğini ve bunun füze önleme mühimmatı sayılarından anlaşılabildiğini söyledi. Ona göre Washington ateşkese ihtiyaç duyduğu için İran’ın 10 maddelik planını ateşkes koşulu olarak kabul etmişti.

Glenn, Trump’ın daha sonra bu 10 maddeden söz etmediğini ve şimdi ateşkesi uzatma teklifini “İranlılara iyilik yapıyormuş gibi” sunduğunu söyledi. “Silahların susmasını nihayet sağladıktan sonra bu işi yeniden başlatmak istemesi biraz tuhaf,” diyen Glenn, ABD’nin bu kez farklı ne yapabileceğini sordu.

Marandi, ABD’nin önceki saldırı biçimlerini sürdürebileceğini söyledi: suikastlar, altyapı bombardımanı, halka korku verme ve kritik altyapıya daha fazla yönelme. Ancak bu kez İran’ın karşılığının daha sert olacağını belirtti.

Körfez Yönetimleri ve İran’ın Misilleme Tehdidi

Marandi, Islamabad’da bulunan İran heyetinin parçası olan üst düzey bir milletvekilinin açıklamasına dikkat çekti. Bu milletvekilinin, yeni turda suikastlar olursa İran’ın Persian Gulf bölgesindeki Arap yönetimlerinin liderlerini hedef alacağını söylediğini aktardı.

“Eğer bu kez suikastlar olursa İran, Persian Gulf’daki Arap rejimlerinin liderlerini ortadan kaldıracak,” diyen Marandi, bunun Kuwait, Bahrain, Emirates, Qatar ve Saudi Arabia’yı kapsadığını söyledi. Marandi’ye göre gerekçe, bu ülkelerin ABD’nin İran’a savaş açmasını mümkün kılmasıydı.

Marandi, bunun yalnızca liderleri değil, sarayları, istihbarat kurumlarını, savunma bakanlıklarını ve kritik altyapıyı da kapsayabileceğini değerlendirdi. İran’ın daha önce kritik altyapıya saldırıya, aynı düzeyde kritik altyapıyı hedef alarak yanıt vereceğini ilan ettiğini söyledi.

Sıcak Mevsim, Elektrik Santralleri ve Askeri Morali Etkileyen Koşullar

Glenn, İranlı liderlere yönelik suikastların ve nükleer tesislere saldırıların önceki savaşta birebir karşılık bulmadığını hatırlatarak İran’ın bu kez tırmanma basamağında daha ileri gidip gitmeyeceğini sordu. Marandi, Körfez ülkelerinin elektrik santrallerinin hedef alınması durumunda bunun yalnızca enerji piyasaları için değil, bu ülkelerdeki günlük yaşam ve ABD askerleri için de yıkıcı olacağını söyledi.

Mayıs ayının Persian Gulf ve Arabian Peninsula bölgesinde sıcak mevsime geçiş olduğunu belirten Marandi, ay sonuna doğru sıcaklığın çok yükseldiğini, kum fırtınaları ve nemle birlikte çalışmanın zorlaştığını anlattı. Elektrik kesintileri halinde on binlerce ABD askerinin ve yerel halkın durumunun ağırlaşacağını savundu.

Marandi, İran’ın sivilleri hedef almamaya özen gösterdiğini iddia etti. İran’ın yaklaşık 3.400 “şehit” verdiğini, buna karşılık beş Arap ülkesindeki Amerikan varlıkları ve Batı bağlantılı altyapı hedef alınmasına rağmen toplam ölü sayısının “10 ila 20 kişi” civarında kaldığını söyledi.

“İran insanları öldürmek istemiyor,” diyen Marandi, “sıradan insanların ölmemesi için hedeflere ve tesislere çok dikkatli biçimde ateş etti” ifadelerini kullandı.

ABD Askeri Hazırlığı ve Olası Kara Harekâtı

Marandi, ABD’nin kara savaşı için bölgeye çok miktarda ekipman getirdiğini söyledi. Uçak mühimmatı da sevk edildiğini ancak kendisine aktarılan bilgilere göre uçuşların büyük kısmının kara savaşı hazırlığıyla bağlantılı olduğunu belirtti.

Kuwait ve Bahrain’de büyük birliklerin eğitim yaptığı ya da hazır beklediğini duyduğunu söyleyen Marandi, Emirates, Saudi Arabia ve Qatar’da da daha fazla asker bulunabileceğini ancak özellikle Kuwait ve Bahrain’in öne çıktığını söyledi. ABD’nin ya uzun bir savaşa ya da “çok sert ve hızlı” bir kısa savaşa hazırlandığını düşündüğünü belirtti.

Marandi’ye göre İran, kara saldırısı olursa saldıran kuvvetlerin içeri girmesine izin verip ardından onları günler, haftalar hatta gerekirse aylar boyunca vurmayı tercih edebilir. “İranlılar oturup onların toprak almasını engellemeye çalışmayacak; akıllıca oynayacaklar,” diyen Marandi, “içeri girmelerine izin verip sonra onları dövecekler” değerlendirmesinde bulundu.

Hürmüz’ün Kontrolü ve İran’ın Gizli Kapasiteleri

Marandi, Hürmüz Boğazı’nın kıyıdan kontrol edilen eski tip bir geçit olmadığını vurguladı. Ona göre İran’ın boğazı kontrol etme kapasitesi ülkenin yüzlerce kilometre içinden ve çok sayıda farklı noktadan geliyor.

“İran Hürmüz Boğazı’nı kıyılardan kontrol etmiyor; bu 19. yüzyıl değil, 20. yüzyıl bile değil,” diyen Marandi, ABD’nin İran’ın Persian Gulf, Gulf of Oman ve Hürmüz çevresindeki kapasitesini bilmediğini savundu. Washington’un İran füzeleri, insansız hava araçları ve hava savunma kapasitesi konusunda yanlış hesap yaptığını, diğer kapasitelerde de aynı hatayı yapacağını söyledi.

Marandi, İran’ın füze ve drone üretim tesislerinin yer altında olduğunu, önemli askeri altyapının derin yeraltı bölgelerinde bulunduğunu belirtti. Bu nedenle ABD’nin İran’ın elindeki füze ve drone sayısı hakkında gerçekçi bilgiye sahip olmadığını savundu.

Ekonomik Yıpratma Savaşı ve Yaptırımlar

Glenn, Trump’ın İran’ın “çöküş halinde” olduğunu söylediğini hatırlattı. Eğer ekonomik savaş bu kadar başarılıysa, zamanın ABD lehine olması gerektiğini, bu durumda neden savaşa gidildiğinin anlatıyla çeliştiğini söyledi.

Marandi, İran’ın derin bölünmüşlük içinde olduğu iddiasını reddetti. İran’da 90 milyon insan ve 90 milyon farklı görüş olduğunu, ancak bunun karar alma mekanizmasında bölünme anlamına gelmediğini söyledi. Supreme National Security Council (Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi), liderlik ve müzakerelerden sorumlu Meclis Başkanı üzerinden karar sürecinin net olduğunu savundu.

Yaptırımların ve liman kuşatmasının İran ekonomisine zarar verdiğini kabul eden Marandi, bunun savaşın doğası olduğunu söyledi. Ancak İran’ın uzun süredir yaptırımlar altında yaşadığını, alternatif ticaret yolları geliştirdiğini ve komşu ülkeler üzerinden bağlantılara sahip olduğunu belirtti: Afghanistan, Pakistan, Turkmenistan, Central Asia, Caspian Sea, Russia, Kazakhstan, Azerbaijan, Armenia, Turkey ve Iraq.

Marandi ayrıca İran’ın savaş öncesinde denizlerde bulunan 150 ila 200 milyon varil petrolü çok yüksek fiyatlardan sattığını ileri sürdü. “İran çok önde,” diyen Marandi, “denizlerde 150 ila 200 milyon varil petrol sattı ve bunu çok yüksek fiyatlarla yaptı” şeklinde konuştu. Trump’ın ilk dönemindeki “maximum pressure” döneminde İran’ın petrol ihracatının neredeyse tamamen durduğunu, yalnızca Çin’e borç ödemesi için günde yaklaşık 100.000 varil gibi küçük miktarların gittiğini söyledi.

İran’ın Olası Sürprizleri ve Bölgesel Müttefikler

Glenn, ABD’nin kısa savaş planlamasının daha önce yapılan hatayı tekrarlamak anlamına gelebileceğini söyledi. Ona göre ABD, savaşın ne zaman biteceğini tek başına belirleyemezdi; Yemen’in Red Sea’yi kapatması, Iraq’ın Kuwait’e karşı hamle yapması ya da Gulf States’in desalination tesislerini ve petrol altyapısını kaybetmesi gibi birçok değişken kontrol edilemezdi.

Marandi, Hezbollah’ın Batı’nın beklediğinden çok daha güçlü çıktığını söyledi. Batı’nın Hezbollah’ı “tükenmiş güç” olarak sunduğunu, ancak şimdi İsrail yönetimini sert biçimde vurduğunu savundu. Benzer kapasitelerin Iraq veya Yemen’de de bulunabileceğini, kara unsurlarının sınır ötesine geçip zarar verebileceğini söyledi.

İkinci olasılık olarak İran’ın İsrail yönetimi içindeki hedefleri yeniden vurabileceğini belirtti. İsrail’in yeterli surface-to-air missile (karadan havaya füze) kapasitesine sahip olmadığını savundu. Üçüncü olarak İran’ın Persian Gulf bölgesinde daha hassas hedeflere, gemilere ve henüz yok edilmemiş kritik altyapıya yönelebileceğini söyledi.

Marandi, İran’ın ABD gemilerini batırma kapasitesine sahip olduğu yönünde duyum aldığını, ancak bunun tırmanma basamağında daha üst bir noktayı gerektirdiğini ifade etti. İran’ın savaşı başlatmadığını ve her aşamada karşı taraf tırmandırınca İran’ın da tırmandırdığını savundu.

Russia, China, India ve Daha Geniş Avrasya Dengesi

Glenn, İran Dışişleri Bakanı’nın President Putin ile Russia’da görüşmesini sordu ve bunun Trump’ı rahatsız ettiğini, Trump ile Putin arasında gergin 90 dakikalık bir telefon görüşmesine yol açtığını belirtti. Ayrıca Russia, China ve Iran’ın yakınlaşmasını daha geniş Avrasya dengesi içinde değerlendirdi.

Marandi, birçok Indian aktörün ekonomik acılarının ABD ve İsrail yönetiminden kaynaklandığını fark etmeye başladığını söyledi. İran’ın bazı Indian, Pakistani ve Bangladeshi gemilerine geçiş izni verdiğini, buna rağmen Hindistan’ın yaşadığı sıkıntının Washington ve Tel Aviv’in eylemleriyle bağlantılı görüldüğünü savundu.

Putin ile görüşmenin iyi geçtiğini söyleyen Marandi, Putin’in İran halkını çok övdüğünü belirtti. İran’ın 39 günlük savaşta Russia ve China’nın beklentilerinin çok üzerinde performans gösterdiğini savundu. “İran, Russia ve China’nın en yüksek beklentilerinin bile üzerinde performans gösterdi,” diyen Marandi, bunun Batı anlatılarından etkilenen birçok çevrede şaşkınlık yarattığını ifade etti.

Programın sonunda Glenn, Russia’nın da İran’a benzer şekilde ABD diplomasisinin güvenilmezliği ve ülkeyi zayıflatma çabalarıyla karşılaştığını söyledi. İran’ın direnişinin Russia’da da tartışma yarattığını ve Kremlin’e daha hazırlıklı olup tırmanma basamağında daha ileri gitmesi yönünde baskı oluşturduğunu belirtti. Marandi ise Trump’ın Ukraine savaşını bir günde bitirme vaadine rağmen bunun gerçekleşmediğini, savaşın muhtemelen sahada ve küresel ekonominin ağır baskısı altında sonuçlanacağını söyledi.

Ateşkesin Kırılganlığı

Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün yeniden Sed Muhammad Marandi ile birlikteyiz; kendisi Tran University’de profesör ve İran’ın nükleer müzakere ekibinin eski danışmanlarından. Programa yeniden katıldığınız için teşekkürler. Ancak oldukça kaygı verici zamanlar gibi görünüyor. Duyduğuma göre İran’a yönelik yeni bir ABD saldırısı yakın olabilir; bunun, bildiğiniz gibi, sınırlı bir kara işgali gibi ek bir boyutu da olabilir. Oradan, Tahran’dan bunu nasıl görüyorsunuz? Bu ateşkes ne kadar istikrarlı?

Sed Muhammad Marandi: Beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim, Glenn. Programınızda olmak her zaman büyük bir zevk. Ateşkes başladığından beri, kelimenin tam anlamıyla günün 24 saati savaşa hazırlanıyorlar. Varsayım, bunun bitmediği yönündeydi; özellikle de Trump yenilgiyi kabul edecek türden biri olmadığı için. 39 günlük savaş ABD açısından iyi gitmedi. Dünya ve insanlık için korkunç bir savaştı. Ama nihayetinde savaşı İranlılar kazandı.

Buradaki kanaat, bunun Trump için kabul edilebilir olmayacağı ve savaşın arkasındaki gerçek güç olan Siyonist lobi ile İsrail rejimi için de kabul edilebilir olmayacağı yönündeydi. Hatırlarsak, Joe Kent istifa mektubunda bu savaşın tamamen Siyonist lobi ve İsrail rejimiyle ilgili olduğunu söylemişti. Dolayısıyla son birkaç ayda herhangi bir şeyin değiştiğini düşünmek için bir neden yok.

Bu yüzden savaş çıkması mümkündür. İran’da kimse kesin olarak bilmiyor, ama bu hafta sonu, piyasalar kapandıktan sonra çıkması mümkün. Çünkü anlaşılan piyasalar kapalıyken İranlıları öldürmek daha iyi; Tanrı korusun, hisse senedi fiyatları falan düşmesin diye. Elbette yarın sabah da olabilir. Yarın akşam da olabilir. Bu hafta sonu hiç olmayabilir de.

Trump’ın Tırmanma Tuzağı

Ama bence sorun şu: Trump bir çıkış rampasını kullanmaktan aciz. Bunu daha önce de gördük. İranlılar ve Amerikalılar arasında bir ateşkes anlaşması varken Netanyahu, Lebanon’ı halı bombardımanına tutarak bunu bozmaya çalıştı. Bunun üzerine İranlılar, “O ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği sürece, o ek gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçmesine izin vermeyeceğiz,” dedi.

Şunu belirtmeliyim ki Hürmüz Boğazı İranlılar tarafından hiçbir zaman kapatılmadı. Sadece İran’ın hasımlarıyla bağlantılı gemilere kapatıldı. Bu yüzden Iraq’ın bir sorunu yoktu. Ruslar, Çinliler ve tabii İran gemileri hiçbir sorun yaşamadı. Ancak anlaşma kapsamında daha fazla geminin geçmesi öngörülüyordu; bunlar Emirates, Saudis, Kuwaitis, Bahrainis ve hangisini atladım bilmiyorum, onlara ait gemileri de içeriyordu. Ama Netanyahu yüzünden bu gerçekleşmedi ve Trump, Pakistanlılar ateşkesin Lebanon’ı da kapsadığını açıkça belirtmiş olmasına rağmen Netanyahu’nun yanında yer aldı.

Mesele şu: Netanyahu nihayetinde ateşkesi kabul etmek zorunda kaldığında, her ne kadar şimdi Gaza’daki gibi 24 saat boyunca Lebanese vatandaşlarını yeniden öldürüyor olsa da, Trump bir çıkış rampasını seçebilirdi. Çünkü Netanyahu o ateşkesi kabul ettiğinde İranlılar, “Tamam, şimdi o ek gemilerin geçmesine izin vereceğiz,” dedi. Trump da neredeyse hemen ardından, “Hürmüz Boğazı açık, bir daha asla kapanmayacak,” dedi. Elbette yine birçok saçmalık söyledi, ama ardından, “Ancak İran limanlarına, Persian Gulf’a ve Hürmüz Boğazı’na yönelik kuşatmayı sürdürüyorum,” dedi.

Yani bunu bir çıkış rampası olarak seçebilirdi. Bu mümkündü; özellikle de Netanyahu en azından birkaç saatliğine ateşkesi kabul etmişken. Bu yüzden buradaki kanaat, onun bu yönde ilerlemekten aciz olduğu ve dolayısıyla tırmanma tuzağına düşmeye devam edeceği yönünde. Bu nedenle kaçınılmaz olarak başka bir tur yaşanacağına inanıyorlar. Bu da küresel piyasalar, küresel ticaret ve küresel ekonomi için yıkıcı olur.

Mevcut durumda küresel ekonomi muazzam zarar görecek ve biz yalnızca buzdağının görünen kısmını görüyoruz. Ama diyelim ki birkaç hafta içinde İran ile ABD arasında daha fazla geminin geçmesine izin verilmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki kuşatmanın sona ermesi için bir tür anlaşma olsa bile, işler yine de çok kötü olacak. Asıl acı hâlâ yolda.

Küresel Ekonomik Sonuçlar

Ama savaş olursa, bu yalnızca yıkım anlamına gelmez. Özellikle İran’ın kritik altyapısını hedef alırlarsa, İran da aynısını İsrail rejimine ve Persian Gulf’taki Arap aile diktatörlüklerine yapacaktır. Bu da elbette gelecekte küresel piyasalar için çok uzun bir süre boyunca çok daha az petrol, gaz, enerji ve gübre bulunması ve küresel bir ekonomik bunalım anlamına gelir.

Ama savaş büyük bir savaşa dönüşür ve Ramadan’daki 39 günlük savaş gibi sürerse, sanırım şundan emin olabiliriz: Önümüzdeki yıllarda bu bölgeden artık petrol ya da gaz çıkmayacaktır. Yani dünya için çok uzun vadeli bir ekonomik bunalım olur.

Kısa bir savaş olsa bile, söylediğim gibi, kritik altyapının bir kısmı yok edilirse iki nedenle ekonomik bunalıma yol açar. Birincisi, daha az petrol ve gaz mevcut olur. İkincisi, Hürmüz Boğazı’nı kısmen açmak ya da tamamen açmak, kuşatmayı kaldırmak ve Gaza ile Lebanon’daki ateşkesi canlandırmak için yapılacak her türlü müzakere haftalarca geriye atılır. Çünkü taraflar savaşıyor olur. Kimse İran gemileri ya da başka gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişini veya Lebanon ve Gaza’daki ateşkesi müzakere etmeyecektir. Bu da küresel ticaret, iş dünyası ve küresel ekonomi için kesinlikle felaket olur.

ABD Diplomasisi ve Anlatı Kontrolü

Glenn: Evet. Trump diplomasisi oldukça tuhaf. Çünkü bütün propaganda ve anlatıyı kontrol etme çabalarının yanı sıra, kesin olarak bildiğimiz bazı şeyler var. ABD derin bir sıkıntıya giriyordu ve Trump çaresizleşiyordu. Bunu füze önleyici mühimmat sayılarına bakarak biliyoruz; bu sürdürülebilir değildi. Acıyı kaldıramıyorlardı ve esasen yeterli mühimmatları yoktu. Dolayısıyla işlerin kötü gittiğini biliyorduk. Ateşkes istiyorlardı.

Bunu şundan da biliyoruz: Aksi halde ABD, İran’ın 10 maddelik planını ateşkes şartı olarak kabul etmezdi. Trump İranlıların kendisine yalvardığına dair ne söylerse söylesin. Ama sonrasında olanlar, sanırım yine oldukça fazla aldatmacadan ibaret. O 10 maddeden uzaklaştı, bir daha onlardan hiç söz etmedi. Sonra da şimdi sanki İranlılara bir iyilik yapıyormuş gibi uzatılmış bir ateşkes teklif ediyor.

Bazı açılardan anlatıyı kontrol etmekte iyi olabiliyor. Bazen de inandırıcılığını yitiriyor. Bu yüzden, silahlar nihayet sustuktan sonra bu şeyi yeniden başlatmak istemesi biraz tuhaf. Bu da insanın, ellerinde bir şey mi var, bu sefer farklı yapacakları bir şey mi var diye düşünmesine yol açıyor. Tahran’da oturduğunuz yerden sizin bakış açınız nedir? Eğer, sizin öne sürdüğünüz gibi, ABD önümüzdeki birkaç gün içinde, hatta bugün bile işgal ya da saldırı başlatırsa ne yapar?

Suikastlar ve Kritik Altyapı Tehdidi

Sed Muhammad Marandi: Aklıma gelen tek şey, daha önce yaptıklarının aynısını yapmaya devam edecekleri: suikast, bombardıman, altyapıyı hedef alma, nüfusu terörize etme. Ayrıca muhtemelen, daha önce tehdit ettiği gibi, kritik altyapının daha fazla peşine düşecekler.

Ama sorun şu olur: İranlılar karşılık verecektir. Daha bugün, Islamabad’daki heyetin bir parçası olan çok üst düzey bir Iranian MP’den şunu duyduk: Bu kez herhangi bir suikast gerçekleşirse İran, Persian Gulf’taki Arap rejimlerinin liderlerini ortadan kaldıracak; yani Kuwait, Bahrain, Emirates, Qatar ve Saudi Arabia. Söylediği buydu. Çünkü onların suç ortağı olduğunu söyledi; onlar olmadan bu savaş gerçekleşemez. Dolayısıyla bizim liderlerimizi öldürmeye başlarlarsa, İran onların saraylarını yok eder.

Bunun yalnızca kritik altyapılarını değil, istihbarat kurumlarını, savunma bakanlıklarını ve benzeri yapıları da yok etmek anlamına geleceğini varsayarım. Yani İran, misilleme niteliğindeki şiddetini çok farklı bir seviyeye taşıyacaktır.

İran zaten kritik altyapıya verilecek karşılığın, İsrail rejimindeki kritik altyapıyı ve bizim bölgemizdeki kritik altyapıyı vurmak olacağını söyledi. Dolayısıyla bu, Amerikalıların kazanacağı bir durum değil. İranlıların meydan okuduğunu şimdiden görüyoruz. İnsanlar sokaklarda. ABD’yi saldırgan olarak görüyorlar. Dünya ABD’yi saldırgan olarak görüyor.

Bunun Trump’a nasıl bir fayda sağlayacağını görmüyorum. Onun için işleri çok daha kötü hale getirir. Çünkü günün sonunda Trump, Amerikalılara ekonomik sıkıntılarından dolayı hesap vermek zorunda kalacak.

ABD İçindeki Tepkiler

ABD’de sık sık duyduğumuz rahatsız edici şeylerden biri şu: Bir yanda gerçekten savaş karşıtı olan, masum insanların öldürülmesine ve katledilmesine karşı çıkan, Amerikalıların ilk gün Minab’da katlettiği çocukları önemseyen insanlar var. Öte yanda ise bunu pek umursamayan, ama işlerden ve enflasyondan söz eden insanlar var. Birçok elit gibi onlar da Amerikan hayatlarından ve Amerikan askerlerinden söz ediyor; oysa bütün bunların içinde onlar hiç de kurban değil.

Ama her halükârda, bu iki grubun da sesi yükselecek. Bir grup, ABD rejimini saldırgan ve barbar olarak gören, bütün bunların Siyonizm ve soykırımcı bir rejim uğruna yapıldığını söyleyenlerden oluşuyor. Diğer grup ise, “Geçimimizi mahvediyorsunuz, çiftliklerimiz iflas edecek, işletmelerimiz yıkılacak, Amerikan hayatları kaybedilecek, ABD ekonomisi zarar görecek ve bütçe açığı büyüyecek,” diyecek olanlardan oluşuyor.

Bu iki güç birbirleriyle tamamen alakasız olsalar da birleşince Trump’ın savaş sonucunda muazzam zarar görmesine yol açacaklar. Bu onun kazanabileceği bir durum değil. İsrail rejiminin bile kazanacağına inanmıyorum. İki buçuk yıldan sonra İsrail rejiminin dünya çapındaki imajına ne olduğunu gördük; nefret ediliyor.

İnsanlar şimdi Lebanon’da neler olup bittiğini izliyor, her ne kadar Batı medyası bunu haberleştirmese ve Batılı gazeteciler bu konuda sessiz kalsa da. Ya da bunu Hezbollah hedefleri gibi göstermeye çalışarak çarpıtıyorlar ve Gaza’yı görmezden geliyorlar. Ama dünyanın dört bir yanındaki insanlar, çok sansürlenmiş sosyal medyada bile bu görüntüleri hâlâ görüyor. Bunlar yine de dışarı sızıyor.

Buna ek olarak, insanların kişisel hayatları önümüze gelen küresel ekonomik felaketten çok daha fazla etkilendikçe Israel’i suçlayacaklar. Zionism’i suçlayacaklar. Netanyahu’yu suçlayacaklar. Trump’ı suçlayacaklar. Dolayısıyla İsrail rejiminin bundan nasıl fayda sağlayacağını görmüyorum. Bu ona zarar veriyor. Bütün bunlar ona zarar verdi. Muhtemelen bundan fayda sağlayacak tek kişi, en azından şimdilik krizden beslenen Netanyahu ve koalisyonundaki fanatikler olur.

Tırmanma Merdiveni

Glenn: İran’ın olağan tepkisine gelirsek, bu 39 günlük savaşta ilginç olan şey, bu karşılıklı misillemeydi. Yani İranlılar esasen Amerikalıları tırmanma merdiveninde her zaman takip edebildi ve ABD’ye bu üstünlüğü vermedi; bu oldukça önemli. Ama ilginç olan, İranlı liderlere yönelik suikastlar. İranlıların buna aynı şekilde karşılık verdiğini hiç görmedik. İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılar da öyle. İranlıların bunu da yaptığını görmedik. Sizce İran’ın bu kez tırmanma merdiveninde daha yukarı çıkması mümkün mü?

Arap Rejimleri ve Bölgesel Çöküş Riski

Sed Muhammad Marandi: Bence milletvekilinin Arap rejimleri hakkında söyledikleri, temelde onların tamamen çökme ihtimalinin çok daha yüksek olacağı anlamına gelir. Çünkü ABD ve İsrail rejimi, benim “çökmekte olan koalisyon” demeyi sevdiğim bu koalisyon, İranlı liderleri hedef almaya başlarsa ve bunun yanında elektrik santralleri gibi İran’ın kritik altyapısını da hedef almaya başlarsa, bu Arap liderler ve onların etrafındaki elitler de hedef alınacaktır. Sonra onların kritik altyapısı da hedef alınacaktır.

Bu sırada, ki bence bu çok önemli, Persian Gulf bölgesinde ve Arabian Peninsula’da sıcak mevsime yaklaşıyoruz. Mayıs ayı bir geçiş ayıdır. Mayıs sonuna gelindiğinde hava çok sıcak olur; Mayıs ortasında da ısınmaya başlar. Kum fırtınaları, nem ve bunların hepsi birleşince, bu ülkelerde elektrik olmadıkça, serin kalma imkânı olmadıkça, herhangi biri için çalışmak çok zor hale gelir.

Elektrik santrallerini kaybederlerse, orada şu anda kaç Amerikan askeri var bilmiyorum; 50 bin, 60 bin mi, çünkü kara saldırısı için çok fazla ekipman getirdiler. Dolayısıyla fazladan askerler de olabilir. Ama orada konuşlanmış on binlerce Amerikan askeri için durum çok daha zor hale gelir. Moral açısından iyi bir şey değil. Nüfus için de öyle.

Diyelim ki liderleri hedef alınıyor, kralları ve prensleri hedef alınıyor, aynı zamanda elektriği de kaybediyorlar; sıcaklık ve nem tavan yapıyor. Bence bu yalnızca küresel petrol ve gaz piyasaları için değil, bu ülkelerde bulunmanın kendisi açısından da felaket olur.

İranlılar onları uyardı. Yani İranlılar kimseyi hedef almak istemiyor. İran, karşıtlarının herhangi birinden çok daha insancıl. İsrail rejimine füze attığında okulları ve sinagogları hedef almadı. Aynısını bu Arap rejimlerinde yaptığında da sivilleri hedef almadı.

İran’ın yaklaşık 3.400 şehidi var. Hedef alınan beş Arap rejiminde ise Amerikan varlıkları, Amerikan üsleri ve Batı’yla bağlantılı altyapı hedef alındı; bu beş ülkedeki tüm hasara rağmen yalnızca bir avuç insan öldü. 10 ila 20 kişi gibi bir sayı. Ben bu sayıyı DeepSeek’te kontrol ettim ve aşağı yukarı elde ettiğim sayı buydu. İnsanlar kendileri de bakabilir.

Dolayısıyla ölen 3.400, 3.500, tam sayıyı bilmiyorum, şu anda hatırlamıyorum, İranlıyla; bütün bu ülkelerde ölen bir avuç insanı karşılaştırın. Aynı şey İsrail rejimi için de geçerli. İran insanları öldürmek istemiyor. İran insanları öldürmemek için çok dikkatli davrandı. Sıradan insanların ölmemesi için hedeflere ve tesislere çok dikkatli biçimde ateş etti.

Ama insanlar ayrılmak zorunda kalacak. Ayrılmak zorunda kalacaklar. Eğer İran’ın kritik altyapısı vurulursa ve onların kritik altyapısı da vurulursa, bu ülkelerdeki hava İran’dakinden çok daha kötüdür. Şu anda Tahran’da, siz de Tahran’a ve dağlara gittiniz, kar var; şehrin üzerindeki karı görüyorsunuz. Bizim kritik altyapımızı hedef almaya başlarlarsa zor olur. Ama orada tamamen katlanılmaz hale gelir.

Ve yine, eğer liderleri, yönetici aileleri hedef alınırsa, bu rejimlerin her birinin çökmesi anlamına gelir. ABD’nin bunu etraflıca düşündüğünü sanmıyorum.

belki de kibirleri içinde, “onlara vururuz ve 12 günlük savaştan ve 39 günlük savaştan önce olduğu gibi çökerler” diyorlardır. Ama yine de sahip oldukları bu istisnacılığın ve elbette Siyonist etnik üstünlükçülüğün, bu üstünlük hissinin belki de onları, “peki, bu kez sözde rejimi dağıtırız” diye düşünmeye ittiğini düşünüyorum. Ama ABD’nin saldırma ihtimaline biraz geri dönmek istiyorum. Yani ne yapabileceklerini bir ölçüde tahmin edebiliyoruz. Ama sizi bir saldırının gelebileceğinden şüphelendiren şey ne? Asker seviyelerinde ciddi değişimler gördünüz mü? Ne tür silahlar görüyorsunuz? Ayrıca bu askerlerin nerede olduğuna dair ne biliyoruz; neyi hedef alabilecekleri açısından? Hürmüz Boğazı’ndaki bazı adaları mı işgal edecekler? Yemen’in peşine mi düşecekler? Açıkçası asker seviyesi nedeniyle Irak’ta yaptıkları gibi tam ölçekli bir işgal olamaz, ama mutlaka başka bir şey, daha küçük, sınırlı bir işgal olur diye varsayıyorum.

Kara birlikleri için çok fazla teçhizat getirdiler. Uçakları için mühimmat vesaire de getirdiler. Ama bana söylenenlere göre bu uçuşların çoğu bir kara savaşına hazırlık içindi. Ayrıntıları bilmiyorum ama büyük bir kontenjanın tatbikat yaptığı, eğitim aldığı ya da en azından savaşa hazır beklediği iki yer duyduğum kadarıyla Kuveyt ve Bahreyn. Buralarda büyük sayılar var. Bilmiyorum, belki şimdi Emirlikler’de ve Suudi Arabistan’da da daha fazlası vardır, ama benim duyduğum iki ülke bunlar; özellikle Kuveyt ve özellikle Bahreyn. Bahreyn’de tatbikat yaptıklarını, Kuveyt’te ise büyük sayılarda bulunduklarını duydum.

Beklenti bunun iki şekilde gelişebileceği yönünde. Ya Amerikalılar yine uzun bir savaşa gitmek istiyorlar ki şahsen bunu yapabileceklerini sanmıyorum. Ya da duyduğumuz gibi kısa bir savaşa yönelebilirler; çok sert ve hızlı vuracakları bir savaş. Ama İranlılar misilleme yapacaktır ve bir tür kara saldırısı ve daha önce İsfahan yakınında yapılan girişim gibi İran’ın derinliklerine saldırılar olabilir, hatta muhtemelen olacaktır.

Ama yine, daha önce söylediğim şey şu: İranlıların misilleme yapacağı, İran’ın ülke genelinde füze ve drone üsleri bulunduğu gerçeğinden bağımsız olarak, eğer bir kara saldırısı düzenlerlerse İranlılar onların içeri girmesine kesinlikle izin verir ve sonra onları döver. İranlılar orada oturup, yani toprak almalarını engellemeye çalışmayacaklar. Akıllıca oynayacaklar. İçeri girmelerine izin verecekler ve sonra gerekirse günlerce, haftalarca, aylarca vuracaklar.

Ama daha önemlisi, meselenin daha geniş tablosunda, gerilimi azaltmaya, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik herhangi bir girişim, herhangi bir hamle haftalarca ertelenecek; çünkü çatışmaların bitmesi, sonra sönümlenmesi ve ardından bir tür anlaşmaya varılması haftalar alacak. Bu yüzden, ne kadar kritik altyapının yok edildiğinden bağımsız olarak, küresel ekonomi kesinlikle bunalıma doğru ilerleyecek. Yani her türlü şiddet küresel ekonomik durumu çok daha kötü bir hale getirecek. Bence Trump bunu kavrayamıyor.

İran Hürmüz Boğazı’nı kıyılardan kontrol etmiyor. Bu 19. yüzyıl değil. Hatta 20. yüzyıl bile değil. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kapasitesi ülkenin yüzlerce kilometre içinden ve çok sayıda farklı noktadan geliyor. İran’ın Basra Körfezi, Umman Körfezi ve Hürmüz Boğazı kıyılarına yakın kabiliyetleri de ABD tarafından bilinmiyor. Bu da çok önemli. İran’ın füzeleri, drone’ları ve hava savunma kabiliyetleri konusunda yanlış hesap yaptılar. İran’ın diğer kabiliyetleri konusunda da yanlış hesap yapacakları kesin. İran bunları onlara göstermedi ve kullanmadı. Bunlar derin yeraltında, dağlarda; Basra Körfezi yakınındaki bölgelerden Irak sınırına ve Kuzey Irak’a kadar uzanan alanlarda. Buraların tamamı dağlık arazi ve arazi çok zorlu. İran’ın pek çok tesisi bu farklı bölgelerde saklı ve zamanı geldiğinde Amerikalılar hakkında çok az şey bildikleri şeylerle uğraşmak zorunda kalacaklar.

Amerikalıların İran’ın füze ve drone kabiliyetleri konusunda bu kadar çok yanlış hesap yapmasının nedeni, bunları üreten fabrikaların yeraltında olması. Üsler yeraltında. Fabrikalar yeraltında. Bu yüzden Amerikalılar sayıları bildiklerini sanıyorlar, ama İran’ın kaç füzesi ve drone’u olduğu hakkında hiçbir fikirleri yok. Biz konuşurken, siz ve ben konuşurken, İran füzeler, drone’lar ve başka askeri donanımlar üretiyor; çünkü büyük önem taşıyan her şey derin yeraltında.

Trump kısa süre önce İran’ın çöküş aşamasında olduğu yorumunu yaptı. Yani görünüşe göre her şey dağılıyor. Anlaşma için yalvarıyorlarmış ve bu deniz ablukası her gün daha da sıkılaşıyormuş, İran’ı boğuyormuş. Ama eğer durum buysa, İran’a karşı ekonomik savaş bu kadar başarılıysa, zamanın Amerikalıların lehine olması beklenirdi. Bu da şu soruyu doğuruyor: Bu onların anlatısına uymuyor. Eğer bu ekonomik savaşta bu kadar başarılılarsa, neden İran’la savaşa girsinler? Yani başından beri dürüstlük yoktu, o yüzden buna çok şaşırmamak gerek. Ama siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanırım bu ekonomik yıpratma savaşını; hem İranlılar hem Amerikalılar acı çekiyor. Ama zamanın İran’ın lehine olmasını nasıl görüyorsunuz, bunu değerlendirmenin iyi bir yolu nedir?

Bu, İranlıların derinden bölünmüş olduğu ve liderliğin de bölünmüş olduğu argümanına çok benziyor. Röportajlarda her zaman vurguluyorum: hayır, öyle değil. Bölünme yok. Bu, farklılıklar olmadığı anlamına gelmez. 90 milyon İranlı var ve 90 milyon farklı görüş var. Siyasi liderler, askeri liderler ve güvenlik liderleri kendi aralarında masaya oturduklarında çok farklı görüşlere sahip olduklarından eminim. Ama bu, bölünmeden ve karar alma sürecinden çok farklı bir şeydir. Karar alma süreci nettir. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi var. Lider var. Meclis başkanını müzakerelerden sorumlu olarak tayin ettiler. Kararları o veriyor. Dolayısıyla bölünme olmadığı açık.

Bu yüzden kaos ve bölünme olduğunu söylemek birilerinin çıkarına hizmet ediyor; ya propaganda ya da başka bir amaca hizmet ediyor. Bu bağlamda İran’ın dağıldığı, yaptırımların ya da kuşatmanın işe yaradığı iddiası... Öncelikle İranlıları aç bırakmakla nasıl böbürlendiklerini görmek oldukça ilginç; tıpkı Kübalıları ya da Suriyelileri aç bırakmakla böbürlendikleri gibi. Yani bu insanların içinde gerçekten hiçbir şey kalmamış; hiçbir duygu yok. Bu insanların insanlık kavramı yok.

Ama bu saçmalık. Ekonomi acı çekiyor mu? Elbette çekiyor. İlaç fabrikalarını bombaladılar, pek çok farklı fabrikayı bombaladılar, işletmeleri yok ettiler. Sonra gemilerin İran limanlarına gelip gitmesini engellediklerinde elbette bunun etkisi olacak, hiç şüphe yok. Ama savaştayız. 39 günlük savaşta ve ondan önceki 12 günlük savaşta olduğu gibi, İranlılar savaşı zarar görmedikleri için değil, acıya dayandıkları için kazandılar. Amerikalılardan daha fazla acıya dayandılar. Bu yüzden, sizin de daha önce belirttiğiniz gibi Trump İran’ın 10 maddelik planını müzakereler için çerçeve olarak kabul etti; çünkü ateşkese ihtiyacı vardı. Oysa savaşın başında İran’ın koşulsuz teslimiyeti kabul etmesi gerektiğini söylüyordu. 12 günlük savaş sırasında da aynı şeyi söylemişti.

Dolayısıyla elbette İran zarar görecek ve sıradan İranlılar zorlukla karşılaşacak. Ama bu savaş. Peki ya diğer taraf? Sürekli kuşatmadan ve bunun ne kadar etkili olduğundan söz ediyorlar. O kuşatma, Hürmüz Boğazı’ndan geçen çok az sayıdaki gemi üzerinden küresel ekonomiye verilen zararı yoğunlaştırıyor. Şimdi Hürmüz Boğazı’ndan öncekinden bile daha az gemi geçiyor. Bu yüzden küresel ekonomi öncekinden daha hızlı bir felaket yaşayacak.

Yaptıkları kritik hatalardan biri de şu, Glenn: İranlılar savaşın başında İran limanlarına yönelik bir kuşatma bekliyorlardı ve buna göre plan yaptılar. Acıyı en aza indirmek için bu planları uyguluyorlar: komşu ülkeler, Afganistan, Pakistan, Türkmenistan üzerinden ticaret yolları; oradan Orta Asya’ya; Hazar Denizi üzerinden Rusya’ya, Kazakistan’a, Azerbaycan’a. İran’ın çok sayıda sınırı var. Ermenistan, Türkiye, Irak ve benzeri. Ama bunların ötesinde, İranlılar Amerikalıların İsrail rejimiyle ortak saldırganlıklarını başlattıklarında limanlara bir kuşatma uygulayacağını düşünüyordu. Bunu yapmadılar. Bu yüzden Hürmüz Boğazı’ndaki ticaret neredeyse bir buçuk ay boyunca kapandı ve İran petrolünü çok yüksek fiyatlardan sattı; başlarda, İran’ın petrokimya tesisini hedef almadan önce petrokimya ürünlerini de çok yüksek fiyatlardan sattı. Ancak çok geç bir aşamada İran limanlarına yönelik bu kuşatmayı uygulamaya başladılar.

Bu yüzden İran onların çok önünde. Ayrıca İran denizlerdeki petrolünü sattı; tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyorum ama 150 ila 200 milyon varil arasında. Duyduğuma göre neredeyse bitmiş durumda. Tüm o paraya sahipler ve o petrolü çok yüksek fiyatlardan sattılar. Daha önce o petrolü satamıyorlardı; petrol açık denizlerdeydi. Şimdi bütün o petrolü çok yüksek fiyatlardan sattılar ve o para ellerinde. Çok büyük para. Savaş zamanlarında harcamalar da düşer, çünkü odak savaşı yönetmek olur. Bu yüzden İranlıların açık bir avantajı var.

Bir de İran ekonomisi zaten kuşatma altındaydı. Petrol kuyuları hakkındaki bu saçmalık sadece propaganda. Trump’ın ilk döneminde İran’ın petrol ihracatı kapatılmıştı. Sizin de benim kadar hatırladığınız gibi Trump maksimum baskıyı yeniden canlandırmıştı. Çok küçük miktarlar dışında hiç petrol ihraç etmiyorduk; onun da çoğu, Çin’e İran’da yaptıkları bazı projeler ya da bir proje nedeniyle olan borcumuzdu. İran onlara günde yaklaşık 100.000 varil gibi çok küçük bir miktar petrol vererek ödeme yapıyordu. Yani İran zaten petrol ihraç etmiyordu. Dolayısıyla İran petrol kuyularıyla nasıl başa çıkacağını biliyor. Bu, Basra Körfezi’nin diğer tarafındaki Arap rejimleri gibi değil; onlar hiç yaptırım deneyimi yaşamadılar. İran ekonomisinin tamamı yaptırımlar ortamında inşa edildi. Yaptırımlara karşı tamamen dayanıklı demiyorum, ama daha kolay ayakta kalıyor. Kendini, şimdi bir kriz yaşayacak dünya ülkelerinden çok daha etkili biçimde sürdürüyor; çünkü onların yaptırımları yok. Sonra birdenbire Trump ve Netanyahu sayesinde nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri bir felaketle karşı karşıya kalacaklar.

Bu yüzden İran’a yönelik kuşatma geç başladı. İran çok yüksek fiyattan çok fazla petrol sattı. İran ekonomisi onlarca yıldır kuşatma ve yaptırımlar altında yaşıyor. İran’ın düşmanlarının ise bu deneyimlerin hiçbiri yok.

Evet. İran’a karşı bir başka Amerikan saldırı dalgası ve kısa bir savaş planlaması hakkındaki bu konuşmaları duyduğumda, sanki aynı hatayı zaten yapmışlar gibi geliyor. Neden yine bu yola girsinler? Yine, eğer danışmanlık yapan kişi ben olsaydım, uyarım şu olurdu: ABD savaşın ne zaman biteceğine karar veremez. Ayrıca İran’ın ilk seferde gösterdiği gibi, savaşın şartlarını da dikte edemiyorlar. Yani İran’ın boğazı kapatamayacağını, Körfez devletlerini katılımlarından sorumlu tutamayacağını iddia etmek; bütün bunlar esasen çok ama çok hatalıydı.

Bu yüzden İranlıların ne tür sürprizleri olabileceğini merak ediyordum. Çünkü yine, Yemen’in Kızıldeniz’i kapatması neredeyse çok öngörülebilir görünüyor. Irak’ın Kuveyt’e karşı bir hamle yapması akıl dışı olmaz. Körfez devletleri tuzdan arındırma tesislerini ve petrol altyapılarını kaybedebilir. Yani bütün değişkenleri, İran’a karşı bu savaşın nasıl gideceğini rahatlıkla ve güvenle öngörebilecek kadar kontrol etmek çok zor olacak.

Sanırım bu yüzden, bundan yeni çıkmışken, ateşkesi almışken ve tüm kanıtlar tersini gösterdiği halde İranlıların Trump’a geldiği anlatısını kurabilmişken bunu anlamak çok zor. Buna geri dönmek felaket gibi görünüyor. Ama son soru olarak, İranlıların ellerinde ne tür sürprizler olabilir? Hükümet kulağınıza fısıldayıp size ne yapmayı planladıklarını söylüyor demiyorum, ama siz Tahran’dasınız, hangi kartların oynanabileceğine dair genel bir fikriniz var. Ayrıca İran’ın müttefikleri var, onların da kendi özerklikleri var. Ne bekliyorsunuz?

Hizbullah’ın kendisini Batı’nın beklediğinden çok daha güçlü göstermesi gibi; bunu daha önce tartışmıştık. Hizbullah’ın tükenmiş bir güç olduğunu söylüyorlardı. Batı, Suriye’yi esasen El Kaide ve IŞİD üzerinden kontrol altına aldı ve orada artık ABD’nin bir vekili var. Beyrut’a, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak kuklalar yerleştirdiler. Bir de İsrail rejimi vardı. Yani Hizbullah bitmişti. Ama şimdi Hizbullah’ın İsrail rejimini sert biçimde vurduğunu görüyoruz. İsrail rejiminin bazı birliklerini Güney Lübnan’dan çektiğine dair konuşmalar var, çünkü çok savunmasız durumdalar.

Dolayısıyla bu kabiliyetlerin Irak’ta ya da Yemen’de var olduğunu hayal edin. Sahadaki, sınırların ötesine geçip zarar verebilecek birliklerden söz ediyorum. Aklıma gelen şeylerden biri bu.

İkincisi, İranlılar İsrail rejimini yeniden vurmaya başladığında, rejimin açıkça ihtiyaç duyacağı sayıda karadan havaya füze kapasitesi yok. Son birkaç hafta, ihtiyaç duyduğu şeyi telafi etmeye hiçbir şekilde yetmez. Bu yüzden İran, eğer bu yolda devam ederlerse, İsrail rejimi içindeki hedefleri çok az zorlukla, hatta belki hiç zorluk yaşamadan hızla vurmaya başlayabilir.

Üçüncüsü, İranlılar Basra Körfezi bölgesinde daha hassas hedeflerin peşine düşebilir. Buna gemiler de dahil olabilir. Basra Körfezi’ndeki gemileri hedef almaya başlayabilirler. Henüz yok etmedikleri kritik altyapıyı hedef almaya başlayabilirler. Sanırım İran’ın füze komutanı, savaş olursa Basra Körfezi’nden gelecek petrole uzun yıllar güvenmeyin demişti. Bu olabilir.

Ama ayrıca şunu da düşünüyorum ve burada spekülasyon yapıyorum. Duydum ve bunu bana kimin söylediğini bilmiyorum, hatırlamıyorum. Sanırım biriydi; yani bu bir süre önceydi. Önceki savaşın başlarındaydı ve dediğim gibi kimin söylediğini hatırlamıyorum. Ama bence inanılmazdı. O kişi, İranlıların ABD gemilerini batırma kapasitesine sahip olduğunu, ama bunu yapmadıklarını söylüyordu; çünkü İran’ın bunu yapması için tırmanma merdiveninde daha yukarıda olmamız gerekirdi.

Ve bildiğiniz gibi, herkesin bildiği gibi, bu savaşı İran başlatmadı. İran, ister İsrail rejimine karşı olsun ister bölgedeki ABD vekillerine ya da ABD varlıklarına karşı olsun, tırmanmanın hiçbir aşamasını başlatmadı. Onlar her tırmandırdığında, İran da tırmandırdı. Bunun iyi bir örneği, İran’ın güneydeki South Pars sahasındaki gaz tesislerini bombaladıkları zamandı; ardından İran Katar’ı, Emirlikler’i ve başka bir yeri vurdu. Hatırlamıyorum. Sonra Trump, Truth Social’da “Bundan haberim yoktu, İsrailliler bunu bir daha yapmayacak” diyen o paylaşımı yaptı. Bu İran’ın misillemesiydi ve çok sert vurdular.

Dolayısıyla İran tırmanmayı başlatmaz. Ve daha önce söylediğim gibi, İran insanların öldürülmemesi konusunda çok dikkatli davranıyor; rakamlar da bunu gösteriyor. Yani herkes arama yapıp görebilir. Ama Amerikalılar şimdi İran’ın kritik altyapısına yönelirse, bu tırmanma merdiveninde çok yukarıda bir yer olur derim. Ve o zaman, eğer İran gerçekten şimdiye kadar yaptığından daha derine vurma kabiliyetlerine sahipse, İran’ın ABD gemilerini batırmaya başlayacağını düşünüyorum; üst düzey İranlı yetkililer tarafından bunun masada olduğuna dair açıklamalar zaten yapıldı.

Yani yapabilecekleri çok şey var. Ama daha önce konuştuğumuz şeyi de hatırlayın: İranlılar, eğer suikastları gerçekleştirilirse bu rejimlerin liderlerinin de hedef alınacağını söylemişti. İslamabad’da bizimle birlikte olan heyetten bir kişi, üst düzey bir milletvekili, çok tanınmış bir konuşmacı bunu söyledi. Bunu kendi görüşü olarak değil, bir olgu olarak söyledi: İran bu rejimlerin liderlerini ortadan kaldıracak, çünkü onlar İran’a karşı savaş çabasının bir parçası. Çünkü bu beş Arap rejimi ve Ürdün olmadan, ABD İran’a karşı savaş yürütemez. Bu lojistik olarak mümkün değil. Lojistik açıdan yapılamaz.

Dolayısıyla İran’ın bütün bu seçenekleri var. Ve yine, ABD bölgeye çok sayıda silah getirdi, ama İran da bu süre boyunca kendini hazırlıyordu. İran açısından bu o kadar da zor değil. Burası onun kendi sahası ve bu savaşa iki buçuk, üç on yıldır hazırlanıyor. Yani bulunduğumuz yer burası. Burada olmak zorunda değildik. Bunu daha önce programınızda, “The Leverett book, Going to Tehran” hakkında konuşmuştum. Bütün izleyicilerinize onu okumalarını tavsiye ederim. Batı medyasının, Batılı düşünce kuruluşlarının ve Batı akademisinin bütün bu on yıllar boyunca İran hakkında söylediği yalanların ve mitlerin çoğunu ele alıyorlar. Ama ayrıca şunu da belirtiyorlar: ABD yakınlaşmaya yönelmezse, bu yöne doğru gidecek. Ve bu kitabı yazdıklarında onlara düşmanlık edildi, şeytanlaştırıldılar ve marjinalleştirildiler; buna rağmen söyledikleri her şey doğru çıktı.

Şimdi küresel bir ekonomik krizimiz var. Herkesin hayatı kaçınılmaz olarak büyük ölçüde etkilenecek. Ve tırmanma merdiveninde yukarı çıkmaya devam edersek, felaketin hayal gücünün ötesinde olacağını düşünüyorum.

Son bir soru sıkıştırayım. Putin’le yapılan görüşme, yani İran Dışişleri Bakanı’nın Rusya’da Başkan Putin’le görüşmesi. Bunun hakkında çok konuşuldu; anlaşılan Trump bundan hiç memnun kalmamış. Bu da Trump ile Putin arasında gergin bir 90 dakikalık telefon görüşmesine yol açtı. Sizce bunun önemi nedir? Çünkü bu büyük Avrasya satranç tahtasına bakıldığında, insan her zaman şu üç gücün, yani Rusya, Çin ve İran’ın birbirine yaklaşmasına bakıyor. Elbette Hindistan’ı da işin içine katarsanız, bu Kissinger’ın en kötü kâbusuna dönüşüyor. Peki bunu nasıl yorumlayabiliriz, ne oldu, ya da Rusya’da orada ne yaşandığını biliyor muyuz?

Ama sorunun ilk kısmına yanıt vermeden önce şunu söyleyeyim: Bence birçok Hintli şunu fark ediyor; ekonomik sıkıntıları, ki çok acı çektiler, İran bazı Hint, Pakistan ve Bangladeş gemilerinin geçmesine izin vermiş olsa bile, üstelik bunlar Basra Körfezi’nde savaşa suç ortaklığı yapan rejimlere ait olsalar bile, Hintlilerin çektiği acının sorumlusu ABD ve İsrail rejimidir. Bunu giderek daha fazla fark ediyorlar. Bu da önümüzdeki aylarda ve yıllarda bu ülkelerle nasıl ilişki kuracakları üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.

Ama Başkan Putin’le yapılan görüşme görünüşe göre çok iyi geçti. Başkan Putin İran halkını çok övdü. Bu da bana ortak dostlarımızdan birinin başka bir kitabını hatırlatıyor; Alastair Crooke bir zamanlar direniş ve İslam Devrimi üzerine bir kitap yazmıştı. Kitabın adı “Resistance”, alt başlığı da İslam Devrimi ve benzeri şeylerle ilgili. O da okunması iyi bir kitap. İran halkının bu dönemdeki direnişi, elbette onlarca yıllık yaptırımlar, terörizm ve üç savaş boyunca süren direnişi, ama özellikle bu savaş, dünyanın dört bir yanındaki insanların İran’ı çok farklı bir ışıkta görmesini sağladı. İran çok popüler hale geldi. Dünyanın dört bir yanından insanlar bana bunu söylüyor, Latin Amerika’dan...

Bunu size özel olarak anlattım mı bilmiyorum. Bunu birkaç programda söyledim. Brezilyalı dostlarımdan biri Marksisttir ve çok iyi bağlantıları vardır. Bana şunu söyledi: Brezilya’da çok tanınmış bir Marksist, Brezilya’daki büyük figürlerden biri, “İran bu savaşı kazanırsa Şii olacağım” demiş. Yani insanların artık İran’a bakış biçimi, sadece birkaç ay öncesinden çok farklı. Özellikle Gazze’den sonra değişiyordu, ama Hizbullah, İran, direniş ekseni açısından durum böyle. Bu, Siyonizm, İsrail rejimi, Trump ve ABD açısından yaşanan durumun tam tersidir. Onlara çok daha olumsuz bir ışıkta bakıyorlar.

Dolayısıyla dünyanın birçok yerinde insanların İran’a ve dünyaya bakış biçiminde büyük bir dönüşüm yaşanıyor. ABD’de bile İran, kısa süre önce imkânsız olacağını düşündüğüm çevrelerden destek kazanıyor.

Ama Trump, Putin’le konuştuğunda bu elbette kesinlikle bu ziyaretle bağlantılıydı. Ancak bu ziyaretin iyi geçtiğini düşünüyorum; dışişleri bakanının açıklamalarından, Başkan Putin’in ve Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamalarından bunu anlıyorum. Çünkü burada iki şey oldu bence. Birincisi, bunu kesin olarak biliyorum: İran, Rusya ve Çin’in en çılgın beklentilerinin bile ötesine geçti. İran’da çoğumuz şaşırmamış olsak da, İran’ın benim beklediğimden daha iyi performans gösterdiğini söyleyebilirim. Ama ben İran’ın bu savaşı kazanmasını bekliyordum. Fakat dostlarımızın birçoğu, Batı dışı dünyada olanlar ve Batı’yı eleştirenler bile Batı anlatılarından etkilenmişti; savaşın bu şekilde sona ermesi karşısında şoktalar.

Dolayısıyla Başkan Putin açısından bu görüşmenin çok iyi geçtiğini düşünüyorum. Ama durum çok farklı. Çünkü Trump başkanlığı kazandığında bütün salıncak eyaletleri aldı, oyların çoğunluğunu kazandı. Bir yetki aldı ve kampanya sırasında birçok kez açıkça Ukrayna’daki savaşı bir günde bitireceğini söyledi. Evet, şimdi bir buçuk yıl oldu ve bildiğim kadarıyla Ukrayna’daki savaş hâlâ devam ediyor. Geçen yıl Alaska’da görüşmüşlerdi, ne zamandı? Bundan hiçbir şey çıkmadı. Birden fazla telefon görüşmeleri oldu. Yine de savaş devam ediyor. Bu yüzden bunun çok büyük bir etkisi olacağından pek emin değilim. Günün sonunda bunun savaş alanında sona ereceğini düşünüyorum ve maalesef muhtemelen küresel ekonominin çöküşüyle birlikte.

Evet. Bence İran bu bakımdan Rusya’da da bir tür büyük tartışma yarattı; çünkü Ruslar da son birkaç yıldır ne yaptıklarını sorgulamaya başladılar. Çünkü ABD ile yaşadıkları deneyimlerin çoğu İranlılarınkine benziyor: bu sahtekâr diplomasi, en başından beri asla yerine getirilmeyecek anlaşmalar ve elbette ülkeyi aşındırmaya, zayıflatmaya ve çökertmeye yönelik çabalara dayanan bu varoluşsal tehdit.

Duyduğum kadarıyla Rusya’da artık birçok kişi, Haziran ayında zaten yön değiştirmiş olmaları gerektiğini savunuyor; çünkü sadece İran değil, Rusya da o ay bu sürpriz saldırıya uğradı. Aynı ay Rusların nükleer caydırıcılığına saldırı düzenlendi ve bunun yalnızca Ukrayna tarafından gerçekleştirilmediği oldukça açıktı. Dolayısıyla şimdi elbette Kremlin üzerinde İranlılar gibi davranması, yani tırmanma merdiveninde yukarı çıkmaya daha hazırlıklı olması, caydırıcılığını yeniden tesis etmesi için büyük baskı var. Evet, ancak imparatorun aslında üzerinde hiç kıyafet yok. Neyse, zaten bana çok zaman ayırdınız. Her zamanki gibi çok teşekkür ederim ve umarım sizi çok yakında tekrar görürüm.

Programınızda olmak her zaman büyük bir zevk Glenn. Beni ağırladığınız için çok teşekkür ederim.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol