Scott Ritterder: “Sınırlı Nükleer Savaş Diye Bir Şey Yok”
Kaynak dili İngilizce olan podcast bölümünde programın ismi verilmeyen sunucusu, eski US Marine Corps istihbarat subayı, eski UN silah denetçisi ve yazar Scott Ritterder ile nükleer savaş riski, ABD’nin İran, Rusya ve Çin’e dönük askeri planlaması, Ukrayna savaşı ve Asya’daki gerilimler üzerine konuştu. Bölümde Ritterder, silah kontrol mekanizmalarının çökmesinin Washington’daki karar alma süreçlerini daha tehlikeli hale getirdiğini savunurken, en büyük nükleer savaş riskinin artık Avrupa’dan çok Asya’da oluştuğunu ileri sürdü.
Silah Kontrolünün Çöküşü ve Nükleer Risk
Sunucu, Washington’da İran’a karşı taktik nükleer silah kullanımı ihtimalinin tartışıldığına dair “söylentiler” duyduğunu belirterek konuşmayı açtı. Ayrıca Rusya’nın nükleer caydırıcılığına ve erken uyarı radarlarına yönelik saldırılara işaret ederek, geçmişte yapılmayacak şeylerin artık yapıldığını söyledi ve “nükleer savaşa ne kadar yakınız?” sorusunu yöneltti.
Ritterder, yanıtına ABD ile Rusya arasında artık yürürlükte hiçbir silah kontrol anlaşması kalmadığını söyleyerek başladı. "Silah kontrolü öldü," diyen Scott Ritterder, "bu da artık fren olmadığı, çıkış rampası olmadığı anlamına geliyor" şeklinde değerlendirdi. Ona göre silah kontrolünün temel işlevlerinden biri ülkelerin konuşmasını sağlamak, güven artırıcı önlemler yaratmak ve stratejik bilinmezlikleri azaltmaktı.
Ritterder, New START anlaşmasının geçmişte ABD ve Rusya’yı 1550 konuşlandırılmış stratejik nükleer başlıkla sınırladığını, ancak bu sınırların artık fiilen ortadan kalktığını savundu. Biden yönetimi döneminde Çin’in nükleer kapasitesini modernize etmesine karşı ABD’nin sınırlı başlıklarla en yüksek yıkım kapasitesini nasıl sağlayacağını gözden geçirdiğini anlattı. Ancak ona göre mevcut durumda ABD, cephaneliğine hızla yeni başlıklar ekliyor.
Ritterder, Minuteman 3 füzelerinin New START kapsamında üç başlıktan bire indirildiğini, ancak bazı füzelerin yeniden “yüklenmeye” başlandığını söyledi. Trident füzeleri için de benzer biçimde başlık sayısının azaltıldığını, ancak bazı sistemlerin yeniden artırılmasının gündeme geldiğini belirtti.
“Kullanılabilir” Nükleer Silahlar ve İran Senaryosu
Ritterder, ABD’nin düşük verimli nükleer silahları “kullanılabilir nükleer silahlar” olarak tanımlamasını eleştirdi. B-61 bombalarının Avrupa’da NATO caydırıcılığının parçası olarak bulunduğunu, bazı modellerin daha fazla nüfuz kabiliyeti için değiştirildiğini ve W76-2 düşük verimli başlığının Trident sistemine yerleştirildiğini anlattı.
"Artık nükleer savaş planlamasında sınırlama yok," diyen Scott Ritterder, "bu yüzden potansiyel nükleer çatışmadan ve hangi silahların kullanılabileceğinden söz eder hale geldik" diye açıkladı. Ritterder’e göre Pentagon’da Elbridge Colby gibi üst düzey yetkililer, ABD’nin nükleer duruşunu krizlerin erken aşamasında taktik nükleer silah kullanımını dikkate alacak şekilde yeniden ele alıyor.
İran konusunda Ritterder, her ABD savaş planında bir nükleer uygulama eki bulunduğunu söyledi. Bunun otomatik olarak nükleer silah kullanımına onay verildiği anlamına gelmediğini, ancak böyle bir senaryo ortaya çıkarsa silahların nereden temin edileceği ve nasıl kullanılacağına dair planlama yapıldığını belirtti.
Ritterder, ABD’nin İran’a karşı uzun süredir nükleer savaş planları yaptığını ileri sürdü. İran’ın yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum üretmesinin onu “nükleer eşik devleti” haline getirdiğini, bunun da ABD ve İsrail açısından nükleer müdahale tartışmalarını tetikleyebileceğini savundu. Ancak mevcut istihbaratın yetersiz olduğunu düşündüğünü de ekledi.
"İran’ın nükleer eşik kapasitesini yok etmeye dönük aktif planlama var," diyen Scott Ritterder, "eğer karar bu kapasiteyi yok etmek olursa, konvansiyonel silahlar bunu yapamaz" şeklinde konuştu. Bununla birlikte, İran’ın yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumu nereye taşıdığı konusunda belirsizlik bulunduğunu, bu nedenle bir nükleer saldırı emrinin uluslararası insancıl hukuk açısından sorgulanacağını söyledi.
Rusya, Kursk ve 2024’teki Gerilim
Sunucu, Trump döneminde nükleer riskin Biden döneminin sonuna kıyasla azalıp azalmadığını sordu. Ritterder, 2024’te Rusya ile nükleer savaş riskinin çok yüksek olduğunu savundu. Ona göre Rusya o dönemde Ukrayna savaşından müzakere yoluyla çıkış arıyordu, ancak Batılı çevreler bu tutumu zayıflık olarak yorumladı.
Ritterder, Ağustos 2024’te NATO tarafından eğitilmiş ve donatılmış 70-80 bin Ukraynalı askerin Kursk’a gönderildiğini iddia etti. Bu operasyonu “NATO’nun Rusya’yı işgali” olarak niteledi ve hedeflerden birinin bir nükleer santrali ele geçirerek Zaporizhzhia nükleer santrali üzerinden pazarlık gücü elde etmek olduğunu savundu.
Eylül 2024’te Keir Starmer’ın Washington’a giderek Joe Biden’dan Ukrayna’nın Storm Shadow füzeleriyle Rusya’nın stratejik derinliğini vurmasına izin vermesini istediğini ileri sürdü. Ritterder’e göre bu, Rusya’nın nükleer doktrinini tetikleyebilecek bir adımdı.
"Ruslar blöf yapmıyordu," diyen Scott Ritterder, "CIA’in değerlendirmesi Rusya’nın nükleer silah kullanabileceği yönündeydi" ifadesini kullandı. Ritterder, Kongre’de iki partiden üst düzey isimlerle görüştüğünü ve kendisine 2024 sonuna kadar Rusya ile nükleer savaş ihtimalinin yüzde 50’den fazla olduğunun aktarıldığını iddia etti.
Trump, NATO ve Rusya’nın Bekleme Stratejisi
Ritterder, Trump’ın başlangıçta uzun menzilli saldırılara karşı çıkarak gerilimi düşürdüğünü, ancak daha sonra ABD’nin Rusya’ya karşı samimi bir barış süreci yürütmediğinin anlaşıldığını savundu. Alaska’da Rusya’nın ABD’nin tavsiye ettiği bir uzlaşmayı masaya koyduğunu, fakat Washington’un bunu takip etmediğini iddia etti.
Ritterder, CIA ve MI6’in Ukrayna istihbaratıyla birlikte Operation Spiderweb kapsamında Rus stratejik bombardıman uçaklarına karşı drone saldırıları düzenlediğini ileri sürdü. Ayrıca Trump’ın Putin’le telefonda konuşurken CIA istihbaratıyla yönlendirilen 98 Ukrayna drone’unun Putin’in Valdai’deki konutuna yöneldiğini iddia etti ve bunu suikast girişimi ya da baskı kurma çabası olarak yorumladı.
Buna rağmen Ritterder, Avrupa cephesinde nükleer savaş riskinin Asya ve Ortadoğu’ya göre daha düşük olduğunu söyledi. Rusya’nın artık NATO tehdidinin “boş” olduğunu düşündüğünü savundu. Fyodor Lukyanov’un son yazılarında Rusya’nın savaşı kendi koşullarıyla kazanması gerektiğini söylediğini aktardı.
"Rusya’nın bugün Ukrayna’da kaybettiği tek bir cephe yok," diyen Scott Ritterder, "bütün gidişat Rus zaferine işaret ediyor" diye değerlendirdi. Avrupa’da Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve Finlandiya kaynaklı nükleer söylemlerin seçimler ve ekonomik zorluklar nedeniyle uzun ömürlü olmayabileceğini savundu.
En Büyük Riskin Asya’da Olduğu İddiası
Ritterder’e göre en tehlikeli cephe Asya. Kuzey Kore’nin füze tatbikatları yaptığını, Rusya’ya binlerce asker gönderdiğini ve Ukrayna savaşından Avrupa tarzı savaş deneyimi edindiğini ileri sürdü. Ayrıca Kuzey Kore füzelerinin Ukrayna’daki saldırılarda kullanıldığına dair Ukraynalıların adli kanıt sunduğunu söyledi.
Taiwan konusunda ise ABD’nin gizli askeri programları sürdürmesi halinde Çin’le çatışma riskinin büyüyebileceğini belirtti. Japonya’nın bir Chinese coast guard cutter (Çin sahil güvenlik gemisi) batırması gibi bir senaryoda Çin’in Japonya’ya veya Taiwan’a saldırabileceğini, ABD’nin ise taktik nükleer silahları erken kullanma baskısıyla karşılaşabileceğini savundu.
"Asya cephesi beni en çok korkutan cephe," diyen Scott Ritterder, "çünkü Çin’le ya da Kuzey Kore’yle bir çatışmada ABD’nin konvansiyonel kapasitesi yeterli değil" şeklinde vurguladı.
Ukrayna Savaşında Drone Dengesi
Sunucu, Rusya’nın askeri pozisyonunun güçlendiğini ve Donbas ya da Zaporizhzhia’da cephelerin çökmesi halinde neler olabileceğini sordu. Ritterder, drone savaşının cephe çökmelerini geçmiştekinden farklı hale getirdiğini söyledi. Ona göre artık büyük zırhlı ilerlemeler ve haritada “büyük kırmızı oklar” çizmek gerçekçi değil, çünkü Ukrayna belli bölgelere binlerce FPV drone yığabiliyor.
Ritterder, Rusya’nın yavaş, metodik bir ilerleme stratejisi izlediğini, Ukrayna kuvvetlerini taktik, operasyonel ve stratejik düzeyde yıpratmaya çalıştığını belirtti. Kendi Rusya ziyaretinde Lugansk’tan Zaporizhzhia’ya kadar drone tehdidinin sürekli hissedildiğini anlattı.
"Ukraynalılar neredeyse bir drone bile fırlatamadan tespit edilip öldürülüyor," diyen Scott Ritterder, "Ruslar bu işin kodunu çözdü" iddiasında bulundu. Ukrayna’nın alışveriş merkezlerini ve sivil kamyonları drone üretimi ve fırlatma altyapısına dönüştürdüğünü savundu; Rus saldırılarının bu nedenle bazı alışveriş merkezlerini hedef aldığını iddia etti.
Ekonomi, Altyapı ve Siyasi Hedefler
Ritterder, Rusya’nın savaşı yalnızca cephede kazanmayı hedeflemediğini, Ukrayna ekonomisini çökertmeye çalıştığını söyledi. Ukrayna ekonomisinin yüzde 60’ının tarıma dayandığını iddia ederek, ürünlerin pazara ulaşamamasının ekonomiyi öldüreceğini savundu. Ayrıca Ukrayna savunma sanayiinin her gece Rus saldırılarıyla parça parça hedef alındığını ileri sürdü.
Ukrayna’nın Batı desteğiyle Rusya’nın stratejik derinliğini vurduğu algısını yaratmaya çalıştığını, bunun amacının NATO’yu daha doğrudan müdahaleye zorlamak olduğunu savundu. Ritterder’e göre NATO’nun “kurtuluş umudu” Rusya’nın NATO’ya saldırması; çünkü böyle bir saldırı ABD’yi yeniden Avrupa’ya çekebilir.
Zelensky’nin July sonunda Ukrainian Parliament’tan Kyiv Pechersk Lavra arazisinde bir kahramanlar panteonu inşa etmek için izin aldığını söyleyen Ritterder, bunun Rus kamuoyunda büyük tepki yaratacağını savundu. Stepan Bandera ve benzeri figürlerin onurlandırılmasının Rusya’da tarihsel hafızayı harekete geçireceğini belirtti.
"Rusya bu savaşta gerçek bir acı hissetmedi," diyen Scott Ritterder, "ama Putin zafer için ne kadar acı gerekiyorsa buna hazır olduklarını açıkça gösterdi" diye ifade etti. Ona göre bu, nükleer silah kullanımı değil, Ukrayna ve “kolektif Batı” karşısında tam zafer hedefi anlamına geliyor.
Sınırlı Nükleer Savaş Uyarısı
Kapanış bölümünde Ritterder, Avrupa’da nükleer savaş ihtimalini Asya’ya göre daha düşük gördüğünü, ancak bunun tehdidin olmadığı anlamına gelmediğini vurguladı. Ronald Reagan döneminde nükleer savaş korkusunun çok daha güçlü olduğunu, Reagan’ın sert anti-komünist çizgisine rağmen INF Treaty (Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması) ile silah azaltımını gerekli gördüğünü hatırlattı.
Ritterder, taktik nükleer silah kullanımının hiçbir zaman sınırlı kalmayacağını savundu. ABD İran’a nükleer saldırı düzenlerse Rusya ve Çin’in buna sessiz kalamayacağını, aksi halde ABD’nin nükleer üstünlük kurmuş sayılacağını ileri sürdü. Böyle bir durumda Rusya’nın Avrupa’da, Çin’in ise Japonya’da bir hedefi vurabileceğini öne sürdü.
"Taktik nükleer silahların kullanıldığı her savaş oyunu genel nükleer karşılıklı saldırıyla bitti," diyen Scott Ritterder, "sınırlı nükleer savaş diye bir şey yok" şeklinde uyardı. Sunucu ise siyasi ve medya çevrelerinde bu risklere yeterince dikkat edilmediğini, nükleer uyarıların çoğu zaman “şantaj” ya da “korku yayma” diye geçiştirildiğini söyledi.