Glenn Diesen

Brian Berlettic: ABD, Ukrayna Savaşını Avrupa’ya Devredip Asya’da Çin’i Kuşatıyor

İngilizce yapılan bölümde sunucu, eski US Marine, siyasi analist, yazar ve New Atlas programının sunucusu Brian Berlettic ile ABD’nin Rusya, İran ve Çin’e yönelik stratejisini, Ukrayna savaşının Avrupa’ya devredilmesi iddiasını ve Asya’daki enerji hatları üzerinden yürüyen jeopolitik rekabeti konuştu. Söyleşide Berlettic, Washington’ın müzakere ve ateşkes söylemini çoğu zaman zaman kazanma aracı olarak kullandığını, asıl hedefin rakip güçleri sırayla yıpratmak olduğunu savundu.

ABD’nin “stratejik sıralama” yaklaşımı ve Ukrayna savaşı

Sunucu, Berlettic’in sık sık dile getirdiği “stratejik sıralama” tezini hatırlatarak ABD’nin rakip güçlerle aynı anda değil, aşamalı biçimde ve sırayla yüzleşmeye çalıştığını söyledi. Bu çerçevede müzakere ya da barış girişimlerinin gerçekte çoğu zaman erteleme taktiği olduğunu, bazen de savaş yükünün müttefiklere devredildiğini belirtti. Sunucu, ABD Savaş Bakanlığı politika müsteşarı Elbridge Colby’nin yakın tarihli konuşmasını da bu bağlamda gündeme getirdi ve konuşmanın Washington’ın Ukrayna savaşını bitirmek istemediğini, savaşı Avrupalılara devrettiğini gösterdiğini savundu.

Berlettic’e göre Colby’nin konuşması yeni bir yön değişikliğinden çok, 2025 başında Trump yönetimi göreve gelir gelmez ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in açıkladığı iş bölümünün güncellenmiş haliydi. Berlettic, ABD’nin odağını önce İran’a, nihayetinde Çin’e çevirmek istediğini; Avrupa’nın ise Rusya’ya karşı Ukrayna’daki vekâlet savaşını sürdürmekle görevlendirildiğini söyledi. “Avrupa’ya savunmaya daha fazla harcama yapacağı söylendi ve bunu yaptı; Ukrayna’ya desteğini ikiye katlayacağı söylendi ve onu da yaptı,” diyen Brian Berlettic, “şimdi Avrupa’nın kendisini Rusya’ya karşı bu vekâlet savaşının içine attığını izliyoruz” şeklinde değerlendirdi.

Berlettic, bu sürecin son derece tehlikeli olduğunu, Rusya’dan gelen söylemin de bu gelişmeler karşısında kaygı verici bir noktaya geldiğini belirtti. Ona göre 2024 seçimlerinde kimin kazanacağından bağımsız olarak izlenecek yol buydu. ABD’nin Ukrayna’daki savaşı başından beri Rusya’ya karşı yürüttüğünü, Ukrayna’nın ise yalnızca bu savaşın yürütüldüğü araç olduğunu söyledi. 2019 tarihli RAND Corporation raporuna atıf yapan Berlettic, “Bütün amaç, Rusya için birçok ikilemden birini yaratmaktı,” ifadesini kullandı.

Enerji, Nord Stream ve Avrupa’nın bağımlılığı

Berlettic, ABD’nin Avrupa’yı Rus enerji kaynaklarından koparma hedefini uzun süredir hazırladığını savundu. RAND raporunda Rusya’nın Avrupa’ya enerji ihracatının baltalanmasından ve ABD’nin Avrupa’ya LNG ihracatını artırmasından söz edildiğini söyledi. O dönemde bu politikanın ekonomik açıdan mantıklı görünmediğini, çünkü Avrupa’nın bol, güvenilir ve ucuz Rus enerjisine erişimi olduğunu belirtti. Ancak Berlettic’e göre savaş koşulları bu hesabı değiştirdi.

“Barış zamanını aldılar ve basitçe savaş zamanına çevirdiler,” diyen Brian Berlettic, “Avrupa’yı Amerikan enerjisine bağımlı tutmanın ve Rus enerjisinden koparmanın tek yolu savaşı sürdürmekti” diye açıkladı. Bu nedenle ABD’nin Rusya ile barış yapmak gibi bir niyeti olmadığını savundu. Aynı mantığın İran için de geçerli olduğunu ileri süren Berlettic, Rusya ve İran’a yönelik baskının nihai olarak Çin’i ve daha geniş anlamda Asya’yı hedeflediğini söyledi.

Sunucu da Avrupa’nın Rusya’dan enerji bakımından koparılmasının kıta için felaket olduğunu savundu. Nord Stream boru hatlarının uzun süredir ABD stratejik belgelerinde sorun olarak gösterildiğini, ardından boru hatlarının devre dışı kaldığını belirtti. Buna rağmen kamuoyunda bu olayın “Rus planı” gibi sunulduğunu söyledi. Sunucu, gerçeklerin açıkça ortada olduğunu ancak Batılı siyasi sınıfların bunu kabul etmek yerine “sahte bir dünyada” yaşamayı tercih ettiğini savundu.

Avrupa’nın yeni vekil cepheye dönüşmesi

Sunucu, ABD’nin savaşı Avrupalılara devretme hedefinin Avrupa’yı “yeni Ukraynalılar” haline getirebileceğini söyledi. Özellikle büyük ölçekli drone programından ve NATO topraklarından, Finlandiya ile Baltık ülkeleri dahil bazı Avrupa devletlerinden geldiği belirtilen saldırılardan kaygı duyduğunu aktardı.

Berlettic, ABD’nin sorumluluktan uzaklaşıyor gibi görünse de savaşta hâlâ derinden yer aldığını savundu. Ona göre Almanya’daki ABD komutası savaşı denetlemeye devam ediyor; Rusya içlerine yönelik drone saldırılarının yürütülmesi için gereken istihbarat, gözetleme ve keşif kapasitesi de bunu gösteriyor. “ABD, sorumluluğu üzerinden atıyor ama hâlâ savaşın bütünüyle içinde ve onu yönetiyor,” diyen Brian Berlettic, “Avrupalıları öne sürüyor ve Ukrayna yavaş yavaş tükenirken onları bir sonraki vekil güç olmaya hazırlıyor” şeklinde belirtti.

Berlettic, Avrupa’nın savaşa daha fazla dahil edilmesinin kademeli biçimde ilerlediğini söyledi. İngiliz savaş uçaklarının Ukrayna üzerinde Rus drone’larını önlemeye çalıştığı iddiasının belki de kamuoyunu test etmek için ortaya atılmış olabileceğini savundu. Ona göre Avrupa silahlarının Ukrayna’ya gitmesi, drone üretiminin Avrupa ve ABD genelinde yapılması ve son montajın Ukrayna’da gerçekleştirilmesi bu sürecin parçaları.

Sunucu, Norveç örneğini vererek savaşın başında ülkesinde bir savaş halindeki ülkeye silah gönderilmeyeceğinin söylendiğini, ancak dört yıl sonra parlamentoda buna karşı çıkan tek bir üyenin bile kalmadığını söyledi. Norveç basınında “Norveç drone’ları Rusları öldürecek” türü başlıkların yer aldığını belirterek bunun birkaç yıl önce düşünülemeyecek bir dil olduğunu ifade etti.

“Elit ele geçirme” ve European Union

Berlettic, Avrupa’nın ABD çizgisine girmesini “elit ele geçirme” kavramıyla açıkladı. European Union’ın (Avrupa Birliği) bu süreçte merkezi rol oynadığını savundu. Ona göre European Union, ABD’nin kıta Avrupası üzerine örttüğü ve ulusal egemenliği boğan bir bürokrasi katmanı işlevi gördü.

Berlettic, Avrupa’da referandumların istenen sonucu vermediğinde tekrarlandığını ya da kamuoyunun dönüştürüldüğünü söyledi. Bunu gerçek bir kendi kaderini tayin hakkı değil, demokrasi görüntüsü altında yönlendirme olarak niteledi. European Union’ın ortak dış politikasının hem Avrupa’nın genel çıkarlarına hem de üye devletlerin tek tek çıkarlarına zarar verdiğini ileri sürdü.

“European Union, ABD’nin kıta Avrupası üzerine serdiği bir bürokrasi katmanıydı,” diyen Brian Berlettic, “ulusal egemenliği boğdu ve Avrupa’nın tamamında ulusal çıkar fikrini sistematik olarak ortadan kaldırdı” diye savundu. 2014 öncesinde Avrupa’nın ABD vesayetinden çıkabileceğini düşündüğünü, çünkü Nord Stream boru hatlarının inşa edildiğini ve Avrupa’nın Rusya ile Çin’le yakın çalıştığını belirtti. Ancak Ukrayna’daki savaşın bu süreci tersine çevirdiğini söyledi.

Sunucu, European Union’ın muhalefeti “aşılması gereken geçici bir engel” olarak gördüğünü söyledi. 2005’te Fransa ve Hollanda’nın EU Constitution’a (Avrupa Birliği Anayasası) hayır dediğini, bunun ardından metnin Lisbon Treaty (Lizbon Antlaşması) olarak yeniden paketlendiğini anlattı. İrlanda’da ilk referandumda hayır çıkınca seçmenlerin yeniden oylamaya götürüldüğünü hatırlattı.

Çin, İran ve Asya enerji hatları

Sunucu, ABD’nin Rusya’yı Avrupa’ya devrederek asıl rakibi Çin’e yönelmek istediğini, ancak o anda baskının İran üzerinde yoğunlaştığını söyledi. Berlettic ise İran’a yönelik ABD saldırganlığının doğrudan Çin’i ve Asya’daki ABD müttefiklerini hedef aldığını savundu.

Berlettic’e göre İran, enerji ihracatının büyük kısmını Çin’e yapıyordu ve ABD ablukası bu akışı azaltmaya çalıştı. Ancak sorun yalnızca İran’dan Çin’e giden enerji değildi; Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim tüm bölge enerji akışını etkiliyordu. ABD’nin İran’a saldırması halinde İran’ın karşılık vereceğinin ve bölgede ABD askerlerine ev sahipliği yapan ülkeleri hedef alacağının bilindiğini söyledi.

Bu durumun Asya ülkelerini ABD enerjisine yönelttiğini belirten Berlettic, Vietnam, Japan ve South Korea gibi ülkelerin artık Middle East yerine ABD’den daha fazla gaz almaya başladığını söyledi. Bazı ülkelerin enerji ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasının Middle East’ten geldiğini belirtti. Ona göre bu tablo, ABD’nin Avrupa’da Rus enerjisine karşı uyguladığı modelin Asya’da Middle East enerjisine karşı tekrarıydı.

“ABD, Asya’ya Avrupa’ya yaptığının aynısını yapıyor,” diyen Brian Berlettic, “Avrupa’yı savaşla Rus enerjisinden kopardı; şimdi de Asya’yı savaşla Middle East enerjisinden koparıyor” diye vurguladı. Alaska LNG projesini örnek gösteren Berlettic, bu tür projelerin normal koşullarda ekonomik açıdan mantıklı olmadığını, ancak su yollarının “tartışmalı” ve güvensiz hale getirilmesiyle birden uygulanabilir göründüğünü savundu.

İran savaşı ne kadar sürdürülebilir?

Sunucu, Avrupa’da savaş yükünün Avrupalılara devredilebildiğini, ancak Middle East’te Gulf States’in (Körfez ülkeleri) bu savaşı üstlenemeyeceğini söyledi. Bu ülkelerin hem kapasitesinin sınırlı olduğunu hem de savaşmak istemediğini belirtti. ABD’nin mühimmat açısından da yıprandığını sordu.

Berlettic, son aşamanın başındaki mühimmat harcama hızının sürdürülemez olduğunu kabul etti. Ancak ateşkes olsa bile bölgeden Asya’ya giden enerjinin ciddi ölçüde azaltıldığını söyledi. Enerji akışının yeniden artması halinde ABD’nin çatışmayı bir ya da iki haftalığına yeniden başlatabileceğini, örneğin Kharg Island gibi hedeflere saldırıp İran’ın Gulf States’te enerji üretimini hedef almasına yol açabileceğini ileri sürdü.

“Orada ateşkes olsa da olmasa da bölgeden çıkan ve Asya’ya giden enerji boğuldu ve ciddi biçimde azaltıldı,” diyen Brian Berlettic, “ABD’nin tek yapması gereken tehdidi ve azaltılmış akışı sürdürmek” şeklinde açıkladı. Avrupa’nın Rus enerjisinden kopuşunun da hâlâ tamamlanmadığını, bunun yıllara yayılan bir süreç olduğunu belirtti.

Eurasia bağlantıları ve multipolar dünya

Sunucu, China ve Russia’nın Iran ile kara üzerinden yol, demiryolu ve enerji altyapısı kurduğunu belirterek bunun ABD hesaplarına nasıl dahil olduğunu sordu. Berlettic, Belt and Road Initiative’in (Kuşak ve Yol Girişimi) Eurasia boyunca uzanan büyük bir Çin projesi olduğunu ve China’nın büyük rezervler inşa etmesinin bu günün geleceğini bildiğinin kanıtı olduğunu söyledi.

Russia’nın da 2014 öncesinde askeri kapasitesini artırmasının o dönemde aşırı göründüğünü, ancak bugünden bakıldığında buna hazırlandığının anlaşıldığını belirtti. Iran’ın da mozaik savunma yaklaşımı ve balistik füze programıyla yıllardır hazırlandığını savundu. Ancak Iran’ın China’ya deniz yoluyla yaptığı enerji ihracatını kara yolu ya da demiryoluyla ikame etmesinin kolay olmadığını söyledi.

Berlettic, Russia, China ve Iran’ın uzun yıllar hazırlık yaptığını, fakat multipolar dünyanın geri kalanına ne ölçüde yardım edebileceklerinin belirsiz olduğunu ifade etti. ABD’nin amacının bu ülkeleri istikrarsızlaştırmak, boğmak, devirmek ve yalnız bırakmak olduğunu savundu.

ABD müttefikleri ve “burden sharing” tartışması

Sunucu, “iş bölümü”nün müttefikler tarafından reddedilmesi halinde ne olacağını sordu. Gulf States’in Amerikan üslerine ev sahipliği yapmanın güvenlik sağlamadığını, aksine kendilerini hedef haline getirdiğini görebileceğini söyledi. Avrupa’nın da bir gün ABD’nin cephe devletleri olmayı kabul etmek yerine Russia ile ortak güvenlik mimarisi kurması gerektiğini anlayabileceğini belirtti.

Berlettic, bağımsız ve egemen liderliklere sahip olsalardı Ukraine, Europe, Japan ve South Korea gibi ülkelerin bu düzenlemenin anlamsız olduğunu söyleyeceğini savundu. South Korea’nın China ile savaşa neden gireceğini sorguladı; çünkü China’nın hem ithalat hem ihracatta en büyük ticaret ortaklarından biri olduğunu söyledi. Ukraine için de 2014 öncesinde Russia ile savaş ihtimalinin bulunmadığını, Russia’nın Ukraine’in büyük ticaret ortaklarından biri olduğunu belirtti.

Berlettic’e göre tabloyu değiştiren şey ABD’nin siyasi müdahalesiydi. Ukraine’de egemen liderliğin tasfiye edilip yerine ABD yanlısı bir yönetim getirildiğini savundu. CIA’in Ukraine’in iç güvenlik aygıtları üzerinde etkili olduğunu öne sürdü ve bunun seçilmiş yönetimin iktidarda tutulmasını sağladığını belirtti.

“Bu tamamen irrasyonel ve ancak siyasi olarak ele geçirilmiş, ABD çıkarlarına hizmet eden bir müşteri rejimle açıklanabilir,” diyen Brian Berlettic, “aynı şey Avrupa için de, East Asia için de geçerli” diye değerlendirdi. Ona göre ülkelerin bilgi alanı, siyasi alanı ve kimi zaman doğrudan ABD askerleri tarafından kontrol edilmesi, çıkışı çok zorlaştırıyor.

Diplomasi, Trump ve küresel savaş riski

Sunucu, Trump yönetimine dönük Russia ve Iran’daki iyimserliğin büyük ölçüde kaybolduğunu söyledi. Russia’nın Minsk anlaşmalarından Istanbul görüşmelerine kadar Batı’nın ciddi müzakere yürütmediği sonucuna vardığını; Iran’ın da müzakerelerin ardından saldırıya uğradığını belirtti. China’nın da ABD’nin çıkarları uyumlu hale getirmek değil, rakiplerini saf dışı bırakmak istediği sonucuna varacağını söyledi.

Berlettic, Trump yönetimiyle değişim olmamasının nedeninin başkanların ya da Congress’in (Kongre) gerçek anlamda karar verici olmaması olduğunu savundu. Ona göre ABD’de politikayı seçilmemiş kurumsal-finansal tekeller yönlendiriyor. 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesinden silah sanayisinin yararlandığını, enerji projelerinden büyük petrol şirketlerinin faydalandığını söyledi.

“Başkanlar hiçbir şeyin başında değil; Congress hiçbir şeyin başında değil,” diyen Brian Berlettic, “her şeyi ABD içindeki seçilmemiş kurumsal-finansal tekeller yürütüyor” ifadesini kullandı. Bu nedenle ABD ile klasik anlamda diplomasi yürütmenin mümkün olmadığını savundu. ABD’nin multipolar dünyayı kabul etmeyeceğini, küresel hâkimiyet istediğini söyledi.

Berlettic, multipolarizmi ABD öncülüğündeki tek kutuplu hegemonyanın yerini alacak alternatif olarak tanımladı. Russia ve China’nın diplomasiyi bu geçişi mümkün olduğunca az acılı hale getirmek için kullandığını, ancak süreçte hâlâ büyük ölüm, yıkım ve istikrarsızlık yaşandığını belirtti. Son sözlerinde insanların bu tablo karşısında umutsuzluğa kapılabildiğini, ancak multipolarizmin gerçek bir seçenek olduğunu savundu. Kendisinin ve sunucunun Batı medyasına alternatif üretmesini de bu çabanın küçük ama anlamlı bir parçası olarak gördüğünü söyledi.

Giriş ve Elbridge Colby'nin Konuşması

Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Bugün aramızda eski bir ABD Deniz Piyadesi, siyasi analist, yazar ve aynı zamanda New Atlas’ın sunucusu Brian Berlettic var. Podcast’inin bağlantısını açıklama kısmına bırakacağım. Tekrar geldiğiniz için çok teşekkür ederim.

Brian Berlettic: Beni tekrar davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Sunucu: Siz sık sık ABD’nin stratejik sıralama izlediğini, yani rakip güçlerle nasıl yüzleştiğine dair aşağı yukarı aşamalı bir yaklaşım benimsediğini savunuyorsunuz. Esasen tek tek hedef almaya çalıştığını söylüyorsunuz. Bu nedenle ABD müzakereye ya da barışa girdiğinde, bunun aslında sadece geciktirme taktikleri olduğunu, işi daha sonraki bir zamana hazırladığını belirtiyorsunuz. Bazen de bu, savaşın bir kısmını müttefiklere dış kaynak olarak devretmek anlamına gelebiliyor.

Elbridge Colby’nin, ABD’nin politikalardan sorumlu savunma müsteşarının yakın tarihli konuşmasını okurken sizi düşündüm. Bana göre orada ABD’nin Ukrayna savaşını bitirmeye çalışmadığını, aksine bunu Avrupalılara devrettiğini, onların savaşmaya ve tırmandırmaya devam etmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bu konuşmayı nasıl yorumladınız?

İş Bölümü ve Ukrayna Savaşı

Brian Berlettic: Bu, ABD Savunma Bakanı Pete Hexf’in 2025’in hemen başında, Trump yönetimi göreve gelir gelmez ilan ettiği iş bölümünün güncellenmiş hali. ABD’nin başka yerlere yönelmesi gerektiğinden söz etmişti. Şimdi bunun İran’a, nihayetinde de Çin’e doğru olduğunu biliyoruz. Avrupa’nın devralacağını, temelde Rusya’ya karşı Ukrayna’da yürütülen bu vekâlet savaşına kendini daha fazla sokacağını söyledi.

Avrupa’nın yaptığı da tam olarak bu oldu. Avrupa’ya savunmaya daha fazla harcama yapacağını söyledi, yaptılar. Ukrayna’ya desteklerini ikiye katlayacaklarını söyledi, bunu da yaptılar. Şimdi bütün bunların doğal ilerleyişinin Avrupa’nın kendisini Rusya’ya karşı bu vekâlet savaşına atmasına dönüştüğünü izliyoruz. Bu son derece tehlikeli ve çok kaygı verici. Rusya’dan gelen söylem de, bunun şekillenmekte olduğunu bildikleri ve gördükleri için, çok ama çok kaygı verici.

Ne yazık ki bunun zaten eninde sonunda varacağı yer buydu. 2024’te kime oy verdiğinizin önemli olmadığını, tam olarak bunun yaşanacağını insanlara söylediğimi çok net hatırlıyorum. ABD’nin en başta Rusya’ya karşı Ukrayna’da bu savaşı yürütmesinin nedeni, bunun Rusya’ya karşı bir ABD savaşı olmasıydı; sadece Ukrayna üzerinden yürütülüyordu.

Yine 2019’daki Rand Corporation raporuna, “Extending Russia”ya dönün. Bunun bütün amacı, Rusya için birçok ikilemden birini yaratmaktı. İran’a ve nihayetinde Çin’e karşı da benzer bir strateji uyguluyorlar. Bütün bu ikilemleri yaratmak ve Rusya’yı mümkün olduğunca germek. Rusya’yı yalnızca Ukrayna’daki bu savaşla ezip yenmek hiçbir zaman niyetleri değildi. Bu, söz konusu politika belgesinde yer alan ve o zamandan beri uygulamaya geçirilen birçok politika seçeneğinden sadece biriydi.

Enerji, Nordstream ve İran

Brian Berlettic: Konuştukları şeylerden biri de Rusya’nın Avrupa’ya enerji ihracatını yok etmek ve ABD’nin Avrupa’ya LNG ihracatını artırmasıydı. O dönemde bu mantıklı görünmüyordu, çünkü Avrupa’nın hâlâ bol, güvenilir ve ucuz Rus enerjisine erişimi vardı. Hatta belgede, barış zamanında bunun başarı ihtimalinin çok düşük olduğunu söylüyorlardı. Ama başardı. Peki bunu nasıl başardılar biliyor musunuz? Barış zamanını alıp savaş zamanına çevirdiler.

Avrupa’yı Amerikan enerjisine bağımlı tutma, Rus enerjisinden koparma, Rusya’yı germe ve zayıflatma politikasının işlemesinin tek yolu savaşı devam ettirmektir. Dolayısıyla ABD’nin Rusya ile barış yapmak istemesi hiçbir zaman söz konusu olmadı. ABD’nin İran’la barış yapmakla kesinlikle ilgilenmemesinin nedeni de tamamen aynı. Çünkü nihayetinde Rusya ve İran’a karşı yapılan bütün bunlar sadece Çin’i değil, Asya’yı da hedef alıyor.

İran’a karşı savaşın ve Orta Doğu’dan gelen tüm enerjinin kesintiye uğratılmasının, sadece Çin’in Orta Doğu’dan enerji arzını değil, tüm Asya’nın Orta Doğu’dan enerji arzını hedef aldığını savunurum. Bu, ABD’nin Avrupa’ya zaten yaptığı şeyi Asya’ya yapmasından ibaret. Avrupa’yı savaş yoluyla Rusya’dan ve enerjiden kopardılar; şimdi de savaşı kullanarak Asya’yı Orta Doğu’dan gelen enerjiden koparıyorlar.

Gerçeklikten Kaçış ve Avrupa’ya Devir

Sunucu: Evet. Sanırım tüm bu meselenin en sinir bozucu tarafı, bütün kanıtların ortada olması ama buna rağmen kendi sahte küçük dünyamızda yaşama yönünde çok bilinçli bir arzu var gibi görünmesi. Bunun satılma biçimi şu: Graham, McConnell, Kellogg, Romney gibi Ukrayna savaşının faydalarını tartışan insanlara bakabilirsiniz; liste uzun. “Bu iyi bir savaş olacak, Ukraynalılarla savaşabiliriz, kendi askerlerimizi harcamak zorunda kalmayız; Ukrayna’yı Rusya’yı devre dışı bırakmak için kullanıp sonra Çinlilere odaklanabiliriz” diyorlar. Bu açıkça söylenebiliyor ama yine de bu insanların içinde yaşamaktan rahat ettiği bir dünya değil. Bu yüzden temelde bunu görmezden geliyorlar.

Aynı şey sizin enerji bakımından Avrupa’yı Rusya’dan koparma konusunda söylediğiniz için de geçerli. Bu Avrupa için bir felaket. Ama bunu uzun zaman önce söylediler. Tüm stratejik belgeler Nordstream’in kötü bir şey olduğunu söylüyor. Sonra elbette, söyledikleri gibi, Nordstream’i devre dışı bırakıyorlar ve ardından her türlü hikâyeyi satabiliyorlar. “Evet, bu Rus oyun kitabı. Açıkça Rusya kendi altyapısını yok ediyor.” Bu ortaya çıktığında bile bunu tekrarlıyoruz ve “tamam, demek ki Rusya yapmamış ama neyse” diyoruz. Gerçeklikle yüzleşmek yerine her türlü saçma hikâyeyi benimsemeye razıyız. Bu yüzden, evet, bunun gerçekten yaşanıyor olması oldukça tuhaf.

Ama şimdi hedefin savaşı Avrupalılara devretmek olduğu oldukça açık görünüyor. Bu da Avrupalıları esasen yeni Ukraynalılar hâline getirecek. Bu tırmanışlar beni endişelendiriyor. Özellikle iki ana mesele var: Çok açık biçimde yürütülen devasa drone programı ve Rusya’nın buna yanıt vermemesinin artık çok zorlaşması. İşleri çok daha kötüleştiren bir diğer şey de saldırıların artık NATO topraklarından, yani Avrupa devletlerinden, Finlandiya’dan ve Baltık devletlerinden geliyor olduğunu bilmemiz. Bütün bunlar ABD geri çekilirken ve bu savaşı devralmaya çok istekli görünen Avrupalılara devrederken oluyor. Sizce Avrupalılar savaşa mı hazırlanıyor?

ABD’nin Rolü ve Avrupa’nın Kademeli Dahiliyeti

Brian Berlettic: Evet, kesinlikle. Şunu da söylerim: Amerikalılar sorumluluktan sıyrılma anlamında geri çekiliyorlar, ama savaşın hâlâ fazlasıyla içindeler. Almanya’daki ABD komutanlığı hâlâ tüm savaşı denetliyor. Rusya topraklarının derinliklerine yapılan tüm bu drone saldırıları, yine New York Times’ın kendisine göre ve bunu etkili biçimde yapmak için gereken istihbarat, gözetleme ve keşif kabiliyetlerini bilen hepimiz için zaten açık olduğu üzere, her zaman ABD olmak zorundaydı. Rusya topraklarının derinliklerini vuran bu drone programını CIA’in ve ABD ordusunun yönettiğini kabul ediyorlar.

Sadece bu da değil; dünyanın dört bir yanında Rus enerji ihracatı taşıyan tankerleri hedef alan deniz drone saldırıları da var. Yani ABD hâlâ çok derinden işin içinde ve tüm bunları bütünüyle yönetiyor. Ama kendisini sorumluluktan arındırıyor, Avrupalıları öne sürüyor ve sizin de belirttiğiniz gibi, Ukrayna yavaş yavaş sarsılırken Avrupalıları bir sonraki vekil güç olarak cepheye hazırlıyor.

Bence çok kademeli, artımlı bir salam dilimleme yaklaşımı izleyeceksiniz. Avrupalıların biraz daha fazla dahil edilmesi sağlanacak. İnsanların İngiliz savaş uçaklarının Ukrayna üzerinde Rus drone’larını önlemeye çalıştığını sandığı küçük bir korku anı yaşandı. Belki de bu hikâyeyi sadece kamuoyunun tepkisini ölçmek için ortaya attılar. Ve gerçekten de Avrupa’yı giderek daha derin biçimde dahil etmek için böyle şeyler yapmaya başlayabilirler.

Zaten savaşa tamamen dahil olmuş durumdalar. ABD, birçok bakımdan Rusya’ya karşı Ukrayna üzerinden savaştığı kadar Avrupa üzerinden de savaşıyor. Avrupa silahlarının Ukrayna’ya gittiğini biliyoruz. Sizin de belirttiğiniz gibi drone üretimi de aslında tamamen Ukrayna içinde gerçekleşmiyordu. Ukrayna’nın yaptığı söylenen tüm bu silahlar, füzeler, hatta tanklar; bunların hiçbirini Ukrayna yapmıyor. Hepsi Avrupa’nın dört bir yanında, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve diğer ABD vekil bölgelerinde inşa ediliyor, sonra sadece son montajı Ukrayna’da yapılıyor. Böylece “Ukrayna’da üretildi” diyebiliyorlar.

Elitlerin Ele Geçirilmesi

Brian Berlettic: Bu, bu vekâlet savaşının tüm seyri boyunca yıllardır şekillenen bir süreç. Ne yazık ki Avrupa’nın Rusya ile neredeyse dolaylı bir çatışmaya sürükleneceği anlaşılıyor. İnsanlar “Avrupa bunu neden yapıyor, bu onların çıkarına hiç hizmet etmiyor” diyecektir. Ama bu, Amerikan siyasi ele geçirmesinin bu ülkeler üzerindeki tehlikesi ve gücüdür.

Enformasyon alanını kontrol ediyorlar. Siyasi alanı kontrol ediyorlar. ABD şirketleri, Avrupa’nın en büyük çıkar gruplarından bazılarıyla birlikte çalışıyor. Ama Amerikan çıkarları birçok durumda Avrupa’da bile fiilen baskın. Bu yüzden bu yaşanıyor.

Aynı nedenle Basra Körfezi’ndeki Arap devletlerinin İran’a karşı ABD saldırı savaşına uyum sağladığını görüyoruz. Aynı nedenle Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi ülkelerin Çin’e karşı ABD tırmanışına uyum sağlayacağını göreceğiz. En büyük ithalat ve ihracat ortakları Çin olsa bile buna uyacaklar, çünkü hükümetleri siyasi olarak ele geçirilmiş durumda. Nihayetinde bu bir avuç kişi, elitlerin ele geçirilmesi böyle işler, ABD çıkarları için kendi ülkelerinin çıkarları pahasına çalışır. Konumlarını ABD’ye borçludurlar ve her şeyi Amerika Birleşik Devletleri adına yaparlar.

Norveç Örneği ve Kamuoyundaki Kayma

Sunucu: Bu artımlılık gerçekten çok ince işliyor. Günden güne fark etmiyorsunuz ama bu savaş, Rusların işgalinden bu yana en azından dört yıldan fazla süredir devam ediyor ve söylemdeki, açıklıktaki değişim oldukça belirgin. Örneğin burada, Norveç’te, Ruslar işgal ettiğinde bir başbakanımız vardı ve savaş hâlindeki bir ülkeye hiçbir koşulda silah göndermeyeceğimizi çok açık biçimde söylüyordu.

Şimdi ise elbette dört yıl sonra, silah gönderilmesine karşı çıkan tek bir milletvekili yok. Ruslarla konuşmamız gerektiğini öneren tek bir milletvekili bile yok. Bugün gazeteye baktım ve “Norveç drone’ları Rusları öldürecek” başlığını gördüm. İşte bu. Artık hiçbir rol yapma yok. Nefret zaten ortada. Niyet de ortada. Böyle bir dil ve pozisyon sadece dört yıl önce düşünülemezdi. Ama bu artımlılık işte. Birikiyor, bütün merkezler silinip gidiyor. Halkın nasıl sadece yürüyüp buna eşlik ettiğini görmek oldukça korkutucu.

Ama az önce gündeme getirdiğiniz elitlerin ele geçirilmesi kavramını sormak istiyorum. Avrupa’da yaşıyorsanız, bu siyasi liderliklerin çoğunun Amerika Birleşik Devletleri ile çok yakından eğitildiği, deyim yerindeyse yetiştirildiği izlenimine kapılıyorsunuz. Bazen sadakatlerinin nerede olduğu da çok açık değil. Yani Avrupa’nın, Amerika Birleşik Devletleri’nden çok etkilenmiş, ulusallıktan arındırılmış bir siyasi liderliğe sahip olduğunu söylemek tartışmalı olmamalı. Peki siz ABD’nin Avrupalılar üzerindeki bu elit ele geçirmesini nasıl görüyorsunuz? Bunun için ne tür araçlar var?

Avrupa Birliği ve Egemenliğin Aşındırılması

Brian Berlettic: Bence Avrupa Birliği tüm bunlarda merkezi bir rol oynadı. Avrupa Birliği esasen ABD’nin kıta Avrupası’nın üzerine örttüğü bir bürokrasi katmanıydı ve tek tek ulusal egemenlikleri boğdu. Avrupa’nın, tüm Avrupa Birliği içinde her türlü ulusal çıkar duygusunu sistematik olarak nasıl aradığını, avladığını ve yok ettiğini görebiliyoruz.

Referandumun ne için olduğunu hatırlayamıyorum; belki İrlanda’nın Avrupa Birliği’nin parçası olması gibi bir şeydi. Avrupa’da olduğunuz için sizin de birçok örnek verebileceğinizden eminim. Referandum yapıyorlar, istedikleri sonuç çıkmıyor. Sonra bir ya da iki yıl boyunca enformasyon alanına yükleniyorlar ve bunu tekrar, tekrar, tekrar yapıyorlar; enformasyon alanı yeterince manipüle edilene ve istedikleri sonucu alana kadar. Ama bu gerçek bir kendi kaderini tayin değildir. Bu, demokrasi ve kendi kaderini tayin yanılsamasını kullanarak insanları manipüle etmek, kontrol etmek ve onları aslında nesnel olarak kendi çıkarlarına aykırı bir yöne kanalize etmektir.

Tüm bu Avrupa ülkelerinin kolektif olarak Avrupa Birliği altına yerleştirilmesi ve Avrupa’nın genel çıkarlarına, ayrıca her bir üye devletin çıkarına zarar veren kolektif bir dış politikaya tabi kılınması; bu, Avrupa’daki büyük işletmelerin, Avrupa genelindeki sıradan insanların ve kıtanın dört bir yanındaki büyük küçük her türlü grubun çıkarlarına nesnel olarak aykırıdır. Bunun Avrupa’ya nasıl zarar verdiğini görebilirsiniz.

Sadece 2014’ten bu yana olanları bile konuşabiliriz. Aslında 2014’ten önce Avrupa’nın ABD’ye tabiiyetinin altından çıkma ihtimalinin iyi olduğunu düşünüyordum. Çünkü Nordstream boru hatlarını inşa ediyorlardı. Rusya ve Çin ile yakın çalışıyorlardı. Bunu başaracaklarından emindim. Ama sonra yine ABD savaşı kışkırttı. Savaş koşullarında insanları duygusal, siyasi, ekonomik ve askeri güç açısından manipüle etmek için çok fazla seçeneğiniz olur. Onların yaptığı da tam olarak buydu.

Ukrayna’da Rusya ile yarattıkları çatışmayı, Avrupa’yı Rusya’dan koparmak ve Avrupa’yı Çin ile işbirliğinden koparma sürecini de başlatmak için kullandılar. Böylece Avrupa’nın tüm alternatifleri ortadan kaldırıldı. ABD kelimenin tam anlamıyla Nordstream’i havaya uçurdu ve ardından Rusya ile bu savaşın sürmesi yoluyla Avrupa’yı Rusya’dan gelen enerjiyi kademeli olarak tamamen kesmeye zorladı. Avrupa’yı Amerika Birleşik Devletleri’ne tam ve eksiksiz biçimde tabi kılan şey budur.

Öncelikle Avrupa Birliği var. Ayrıca ABD’nin Avrupa’da yürüttüğü, National Endowment for Democracy’ye çok benzeyen çok sayıda kurum ve program var; paralel ya da bitişik örgütler ve kurumlar, hem Amerikan hükümet programları hem de özel şirket vakıfları. Bunlar Avrupa’yı parça parça aşındırdı. Sizin söylediğiniz gibi, bu o kadar yavaş gerçekleşti ki insanlar çok geç olana kadar gerçekten fark etmedi. Avrupa üzerinde şimdiden çok büyük bir güç biriktirdiler ve ne yazık ki Avrupalıların buna karşı örgütlenmek için artık yapabileceği pek bir şey yok.

Muhalefetin Aşılması

Sunucu: Avrupa Birliği’nin çok ilginç bir tarihi var. Muhalefete, aşılması gereken geçici bir hız tümseği gibi bakma eğilimi var.

Mesela 2005’te geçirmek istedikleri AB Anayasası buna örnektir. Referandum yapılan az sayıdaki ülkelerden ikisi, Fransa ve Hollanda, hayır dedi. Bunun üzerine oturup düşündüler: Tamam, bu takıntıyı nasıl aşabiliriz? Peki, bunu bir anayasa yerine antlaşma olarak yeniden çerçeveleyelim. Böylece bunu Lizbon Antlaşması’na dönüştürdüler, esasen yeniden yazdılar ve referandum gerekmeyecek şekilde bir antlaşma olarak paketlediler. Ama tabii İrlandalıların yine de referandum yapması gerekiyordu ve onlar da hayır oyu verdi. Sonra onları yeterince yeniden eğitmeye yönelik bir kampanya yürüttüler, yeterince baskı kurdular ve ertesi yıl tekrar oy kullandırdılar. Bu kez doğru sonucu aldılar ve evet, süreç böyle ilerliyor.

AB güç aldıkça hâlâ oybirliğiyle karar alma gibi mekanizmaların süreceği konusunda insanlara hep güvence verdiler. Ama şimdi von der Leyen’in “Böyle olmaz, bu bizi karar alamayan bir rehin hâline getiriyor, kendimizi savunabilmeliyiz” dediğini görüyorsunuz. Dolayısıyla elbette şimdi giderek daha fazla gücü merkezileştirecekler. Bu da oldukça büyük gerilim yaratıyor. Yani çok, nasıl söyleyeyim, çirkin bir projeye dönüşüyor; ama AB’ye çirkin bir proje dediğim için muhtemelen başım derde girecek. Fakat geldiği nokta bu.

Bununla birlikte, ABD’nin Rusya’yı nasıl oyalanmış hâlde tutmaya çalıştığına baktığınızda, bunun Avrupalılara devredildiği açık; çünkü Rusya’yı yenemediler ve ABD’nin başka hedefleri var. ABD’nin başlıca hasmı, gerçek denk rakibi Çin olacaktır. Peki Çin’i bu daha geniş sıralama mantığı içinde nasıl görüyorsunuz? Çünkü şu anda sanki önceliği azaltılmış gibi görünüyor. ABD hâlâ Avrupa’da, hâlâ İran’la savaşıyor. Şu anda Çin’e karşı o kadar fazla baskı görmüyoruz.

Bence ABD’nin İran’a karşı saldırı savaşı aslında yalnızca Çin’e değil, ABD müttefiklerine de doğrudan yönelik bir hamle. Asya’dakilere ben vekiller derdim. Ve yalnızca İran’dan Çin’e değil, tüm bölgeden yapılan enerji ihracatına bakarsanız, İran neredeyse bütün enerjisini Çin’e ihraç ediyordu. Bu büyük ölçüde ABD ablukasıyla azaltıldı. ABD yalan söylüyor. İran’a giren çıkan tüm deniz taşımacılığını kontrol etmiyorlar. Ama bu gemilerden bazılarını geri çeviriyorlar ve bu gemilerin çoğu Çin’e hidrokarbon taşıyor.

Ama mesele şu ki bu çatışmanın bütünü, ABD İran’a saldırırsa bunun olacağını herkes biliyordu. Hürmüz Boğazı’nı kapatacaklarını biliyorlardı. İran’ın misilleme yapacağını biliyorlardı. İran içinde nereye vurursanız vurun, bölgede ABD askerlerine ev sahipliği yapan herhangi bir ülkeyi vuracaklardı ki bu da pratikte bölgedeki her ülke demek. Olan da buydu. Gaz üretimini, dolayısıyla ihracatı ve petrol ihracatını azalttı.

Durum o kadar kötüleşti ki Asya’da Vietnam, Japonya, Güney Kore gibi ülkeler artık Orta Doğu’dan aldıklarından daha fazla gazı ABD’den alıyor. Bu daha önce görülmemiş bir şey, çünkü enerjilerinin neredeyse tamamını Orta Doğu’dan alıyorlardı. Bu ülkelerden bazılarının enerjisinin yüzde 90’ı ya da daha fazlası Orta Doğu’dan geliyordu. Şimdi bunu ABD’den alıyorlar.

ABD’nin Avrupa’ya Rusya karşısında yaptığı gibi, inşa ettikleri tüm bu LNG ihracat projeleri vardı ve insanlar “Bunu neden inşa ediyorsunuz? Orta Doğu’dan gelen istikrarlı, güvenilir, ucuz gazla rekabet etmenizin imkânı yok” diyordu. Ama ABD her zaman biliyordu: Bunları bir nedenle hazırlıyoruz. Avrupa için LNG ihracat projelerini, ekonomik olarak anlamlı hâle gelmeden önce bir nedenle hazırladığımız gibi. Bunları devreye almaya hazır hâle getiriyorduk çünkü Rusya ile Ukrayna’da bir savaş başlatacağımızı ve Avrupa’yı Rus enerjisinden koparmaya zorlayacağımızı her zaman biliyorduk; çözüm de o sırada zaten devreye girme sürecinde hazır olacaktı. Şimdi aynı şeyi yapıyorlar.

Ben Glenfarne tarafından yürütülen bu Alaska LNG projesine rastladım ve mesele tam olarak bu. Yıllardır üzerinde çalışıyorlar ve ekonomik açıdan hiçbir anlamı yok. Geçen yıl, 2025’ten sunumlara bakarsanız, orada izleyicilere adeta yalvarıyorlardı: Evet, bu ekonomik olarak anlamlı. Tartışmalı su yollarından defalarca bahsediyorlardı, çünkü Asya enerjiyi Alaska’dan bizden alırsa bunun sanal bir boru hattı gibi olacağını söylüyorlardı. Kimse buna dokunamaz. Dışarıda çok güvenli olmayan pek çok başka tartışmalı su yolu var. Ama şunu söylemediler: Gelecek yıl bu su yollarını kapatan ve aksi hâlde uygulanabilir olmayan bu projeyi birden uygulanabilir hâle getiren şey, ABD’nin İran’a karşı saldırı savaşı olacak.

Yani bu kesinlikle önceden tasarlanmış bir komploydu. Avrupa’ya yaptıklarının aynısını Asya’ya yapıyorlar. Bu Çin’i nasıl etkiliyor? Öncelikle Çin’i kasıtlı olarak Orta Doğu enerjisinden koparıyorlar. Çin’in enerji ithalatının yaklaşık yarısı Orta Doğu’dan geliyordu. Ama şimdi Asya’daki ülkeleri, yalnızca Japonya, Güney Kore, Filipinler gibi ABD vekillerini değil, Vietnam gibi ülkeleri bile ABD’ye enerji bağımlılığı altına girmeye zorluyorlar. Bu da ABD’ye bu ülkeler üzerinde stratejik ve siyasi olarak olağanüstü bir kontrol ve kaldıraç sağlıyor; onları esasen ABD’nin Avrupa’yı Rusya karşısında dönüştürdüğü şeye dönüştürebilirler. Asya’daki bu ülkeleri Çin’e yöneltilmiş koçbaşlarına çevirebilirler.

Bu zaten devam eden süreci hızlandıracaktır. Yaptıkları şey esasen Çin’i ABD’ye enerji bakımından bağımlı düşman ülkelerle çevrelemek. Gerçekten başka seçenekleri yok. İnsanlar Vietnam’ı ABD’den enerji aldığı için suçlayabilir ama alternatifleri neydi? Bu aşamada esasen yemek pişirme gazı söz konusu. Satın almayıp on milyonlarca insanı yemek pişirme gazsız mı bırakacaklardı? Bu gerçekten bir seçenek değildi.

Dolayısıyla ABD Asya’daki pek çok ülkeyi tam da istediği yere getirdi ve bundan yararlanmak için çözümü zaten hazırlamıştı. ABD hükümeti tarafından tam olarak bu amaçla kurulmuş, kelimenin tam anlamıyla Enerji Hakimiyeti Ulusal Konseyi var. Ve bu Trump’ın yaptığı bir şey değil. Bu Obama yönetimine kadar uzanıyor ve o zamandan beri her yönetim tarafından kademeli olarak ilerletildi.

Sonunda ABD, Rusya ve Çin’i düşman ABD vekilleriyle çevrelenmiş bir duruma getirecek ve ABD Rusya ile Çin’in kendisini parça parça aşındıracak. ABD’nin şu anda bu insansız hava araçlarıyla Rusya’ya doğrudan saldırması gibi. Çin’e karşı da neredeyse kesinlikle benzer bir süreç başlatacaklar. Yani açıkça hazırlığını yaptıkları şey bu.

Evet. Bazen farklı liderlerin neler olduğunu neden kavramadığını merak ediyorsunuz. Bir yandan Trump Ukrayna savaşının sona ermesini istediğinden söz ediyor, çünkü tüm bu ölümlerden dehşete düşmüş; gerçi ABD hâlâ bu işe boğazına kadar batmış durumda. Ama aynı zamanda daha dün ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın Hırvatistan’da olduğunu gördüm. Trump’ın “barış boru hattı” çerçevesini tanıtıyordu; enerji açısından her zaman Rusya’ya bağımlı olmuş tüm bu ülkelerin ne kadar kötü bir durumda bulunduğunu, şimdi ise özgürleşeceklerini ve Amerikan enerjisine sahip olacaklarını savunuyordu. Yine çok açık biçimde gözünüzün içine sokulan bir şey bu.

Ama aynı zamanda şu soruyu da doğuruyor: Daha pahalı ve bence daha az güvenilir Amerikan enerjisine yönelmelerinin tek nedeni savaşın devam ediyor olmasıysa, o zaman savaşın sönümlenmesine gerçekten ne ölçüde izin verebilirler? Soğuk Savaş’ın sonlarına doğru Gorbaçov Amerikalılara şu noktayı özellikle vurgulamıştı: Soğuk Savaş’ı sona erdireceksek, bunun güç yapıları açısından ne anlama geldiğini de kabul edip yönetmemiz gerekir. Çünkü Washington ve Moskova’yı çok güçlü bir konuma yerleştiren tüm ittifak sistemleri savaşa bağımlı hâle gelmişti. Dolayısıyla Soğuk Savaş’ı bitireceksek, kendi şahinlerimizi de akılda tutmalı ve bunun bir kısmından uzaklaşmalıyız.

Ama ABD bu savaştan herhangi bir şekilde uzaklaşmaya hazır görünmüyor. Avrupa liderlerinin de sanayisizleşecek olmalarını ve dünyanın en büyük nükleer gücüyle sürekli çatışma hâline sokulmalarını umursamıyor görünmesi gerçekten şaşırtıcı. Nedenini görmek zor. Peki İran meselesini yeterince uzun süre devam ettirme olasılığı konusunda ne düşünüyorsunuz? Avrupa’da savaşı Avrupalılara devredebilirsiniz, tamam. Ekonomilerini çöpe atmaya, oğullarını ve kızlarını ölüme göndermeye fazlasıyla istekli görünüyorlar. Ama Orta Doğu’da savaşı Körfez devletlerine devredemezsiniz. Birincisi kapasiteleri yok, ayrıca onlar da savaşmaya istekli değil. ABD kendisini bu konumda ne kadar süre tutabilir? Çünkü mühimmat açısından o da kan kaybediyor.

Bu son aşamanın başında tükettikleri mühimmat seviyesinde devam etselerdi, çünkü tekrar söyleyeyim, ABD Biden yönetiminin sonundan beri İran’la aralıklı olarak savaş hâlindeydi. İnsanlar hatırlayacaktır, İsrail ABD adına 2024 sonlarında İran’a saldırmıştı. O mühimmat harcama seviyesinde bunu sürdürmelerinin hiçbir yolu yoktu. Ama tabii şu anda ateşkes var. Fakat ateşkes olsun ya da olmasın, bölgeden çıkan ve Asya’ya giden enerji miktarı boğuldu ve ciddi biçimde azaltıldı.

Benim tahminim şu: Enerji ister İran’dan ister bölgedeki başka devletlerden yeniden akmaya başlarsa, ABD bunu bir ya da iki hafta için yeniden başlatacaktır. Belki Harg Adası’nı vurur. İran’ın Basra Körfezi Arap devletlerindeki enerji üretimine karşı misilleme yapmasını sağlar ve tüm bu kapasiteyi yeniden azaltır; böylece bölgeden ihracatı yine düşürür.

Yine söylüyorum, ABD Asya’ya yönelik aksi hâlde tamamen irrasyonel olan bu LNG ihracat projelerini inşa ediyordu. Bunların ekonomik olarak anlamlı olmasının tek yolu İran’la bu savaşın devam etmesidir. Ve savaşın ABD’nin başta yürüttüğü tempoda devam etmesi gerekmiyor. Sadece süreci başlattılar. İlk hasarı verdiler. Bazıları, Basra Körfezi devletlerinden bazılarında enerji üretimi ve ihracatı açısından hasarın onarılmasının bir yıl ya da daha uzun sürebileceğini söylüyor. Dolayısıyla tek yapmaları gereken bunu sürdürmek ve bu geçişi yaparken enerji akışını tehdit altında ve azaltılmış durumda tutmak.

Avrupa açısından Rus enerjisinden Amerikan enerjisine geçişin hâlâ fiilen devam ettiğini hatırlıyoruz. Hâlâ Rus enerjisinden tamamen kopmuş değiller. Bu yüzden bu birkaç yıla yayılacak bir süreç. ABD bunu olabildiğince hızlandırmak istiyor ama ne kadar hızlı ilerleyebileceklerinin de bir sınırı var. Bunu bir gecede yapmak istemiyorlar. Birincisi bu fazla açık olurdu. İkincisi, o kadar büyük bir istikrarsızlık yaratabilir ki ülkeler “Bakın, yeter artık. ABD politikasından ne kadar fayda görürsek görelim, bu ülkemizi kelimenin tam anlamıyla yok edecek” diyebilir. Zaten yok edecek.

Bu insanların, ABD ile bu sürecin her aşamasında işbirliği yaparak bir şekilde fayda sağlayacakları yanılsaması içinde tutulmaları gerekiyor. Buna ABD vekilleri olan, ABD askerlerine ev sahipliği yapan Basra Körfezi Arap devletleri de dahil. Kamuoyuna ne söylerlerse söylesinler, bu ilişkiden fayda görüyorlar ve şimdiye kadar bunun en kötü sonuçlarından yalıtılmış olduklarını düşünüyorlar. Eminim ABD onlara ve Avrupalı vekillerine, yolun sonunda bunun bir şekilde onlar için daha iyi olacağına dair her türlü güvenceyi vermiştir. Onları bu çok, çok zor dönemlerden geçmeye ikna eden şey bu.

Bir de nihayetinde, her şey tamamen ters giderse, finansal imkânlara sahip olup çekip başka bir yere gidebilir ve ülkelerindeki herkesi geride bırakabilirler. Yani Ukrayna nüfusunun başına gelecek olan da nihayetinde bu. ABD vekili liderlikleri, her şey tamamen felakete dönüşürse çekip başka bir yere gidebilir. Ne yazık ki bulunduğumuz nokta bu. Bu da Avrupa’da barış olmayacağı anlamına geliyor. Orta Doğu’da barış olmayacak. Ve bu çatışma sonunda doğrudan Asya’ya doğru göç edecek.

Asya’daysanız, elbette ABD’nin Filipinler’i Çin’e karşı daha militan hâle gelmeye teşvik etmeye çalıştığını görüyorsunuz; uğruna kavga ettikleri şeyler II. Dünya Savaşı’ndan kalma paslanmış gemi enkazları gibi şeyler. Hiçbir anlamı yok. Ama Filipinliler bunu yapıyor, çünkü ABD onlara bunu söyledi; çünkü siyasi olarak ABD tarafından ele geçirilmiş durumdalar. Bu yüzden en büyük ithalat ve ihracat ortağıyla kavga çıkarıyorlar.

Japonya’nın da giderek daha fazla militarize olduğunu görüyoruz. Az önce bir Senato oturumunu izliyordum; Japonya’nın ne kadar cesur hâle geldiğini, silah ihraç etmeye başlayacağını kutluyorlardı. ABD Patriot füzeleri üretiyorlar ve bunları yeniden ABD’ye ihraç ediyorlar. Gerçeküstü ama gerçekten oluyor. Avrupa’daki her şeyin gittiği yönü ve Orta Doğu’daki her şeyin gittiği yönü düşününce, insanların neden bunun Asya’da da aynı yönde devam edeceğini beklemediğini ya da varsaymadığını bilmiyorum.

Evet, eski İtalya başbakanı ve aynı zamanda eski Avrupa Komisyonu başkanı Romano Prodi, bir noktada Rus gazının Avrupa’ya yeniden gönderilmeye başlanacağı öngörüsünde bulunmuştu; ama ancak Amerikalılar boru hattı altyapısının kontrolünü ele geçirdikten sonra, yani kendi paylarını alabilecekleri zaman. Bu yüzden, bence insanlar tüm bu “Rusya yaptı” ya da “yelkenlideki insanlar yaptı” söylemlerinin arkasında bütün bunların saçmalık olduğunu biliyor. Bazı insanlar neler olduğunu biliyor ama sizin dediğiniz gibi, bundan çıkış yolu da yok.

Ayrıca bu Avrasya güçlerinin birçoğu arasındaki bağlantısallığın giderek daha fazla kara üzerinden kurulduğunu da görüyoruz. Hem Çinlilerin hem de Rusların İran’la yol, demiryolu, enerji alanlarında çok yoğun kara temelli altyapı bağlantıları var. ABD’nin İran’ı çok stratejik bir coğrafi parça olarak koparma yönündeki daha geniş hesaplarında bunu nasıl görüyorsunuz?

Bu doğru. Kuşak ve Yol Girişimi Avrasya boyunca ve hatta ötesine uzanan devasa bir Çin projesi. Bunun da ötesinde Çin’in oluşturduğu devasa rezervler var. Bütün bunlar Çin’in bugünün geleceğini bildiğinin ve buna hazırlanmak için büyük yatırım yaptığının kanıtı. Rusya da öyle. Yine 2014 öncesini hatırlıyorum; Rusya’nın ordusunu neden o şekilde güçlendirdiğini merak ediyordum, çünkü o zaman aşırı görünüyordu. Ama elbette tüm bunların geldiğini görebiliyorlardı ve buna hazırlanıyorlardı. İran da tam olarak aynı şeyi yapıyor. Çatışmanın en başında sözünü ettiğim mozaik savunma, savaşın en azından bu aşamasında üstün gelmelerine neredeyse kesinlikle yardımcı oldu. Bu, yıllardır hazırlandıkları bir şeydi. Balistik füze programı ve sizin de belirttiğiniz gibi İran, Rusya ve Çin arasında kara üzerinden bu bağlantılar var.

İran’ın, deniz yoluyla yaptığının yerini alacak şekilde Çin’e enerji ihraç etmesi için yeterli kapasite olduğunu düşünmüyorum. Yani deniz yoluyla taşımak, diyelim demiryoluna göre çok daha kolay. Bir boru hattı olsaydı bu başka bir hikaye olurdu ama boru hattı yok. Bildiğim kadarıyla yok. Dolayısıyla buna hazırlandılar. Soru şu: Buna yeterince hazırlandılar mı? Ve diyelim Rusya, Çin ve İran birlikte, şu anda ya hiç enerji almamak ya da kendilerini ABD enerji bağımlılığının altına sokmak arasında seçim yapmaya zorlanan Asya’daki ülkelere yardım etmek için ne yapabilir? Bu korkunç bir konum, çünkü size sadece gaz satmayacaklar. Ek bir maliyet var; zaten ne kadar pahalı olacaksa o kadar pahalı. Her zaman yapılması gereken siyasi bir alışverişin ek maliyeti vardır. ABD bunu bekleyecek ve bu enerjiyi kaldıraç olarak kullanacak. Zaten bunu kurmalarının bütün nedeni bu. Avrupa üzerinde sahip oldukları kaldıraç bu; Avrupalılar kendilerine söylenenlere razı olsun ya da olmasın. Asya için de aynı durum geçerli olacak. Bu yüzden bütün bunların nasıl sonuçlanacağını bekleyip görmemiz gerekiyor. Rusya’nın, İran’ın ve Çin’in bu ihtimale karşı uzun yıllar, bazı durumlarda on yıllar boyunca hazırlandığını biliyorum ama çok kutuplu dünyanın geri kalanı için ne kadar şey yapabileceklerinden tam emin değilim. ABD esasen Rusya’yı, Çin’i ve İran’ı istikrarsızlaştırmaya, boğmaya, devirmeye ve izole edip yalnız bırakmaya çalışıyor. Bilmiyorum. Ne yapabileceklerini bilmiyorum. Buna daha fazla bakmam gerekiyor.

Bu iş bölümü meselesiyle ilgili son soru olarak, sizin tanımladığınız biçimiyle, bu stratejik müttefikler bu rolü oynamak ya da bu yükü üstlenmek istemezse ne olur? Çünkü Körfez ülkelerinden çıkarılacak derslerden biri sanırım şu: Bunun bize faydası ne? Bütün bu Amerikan üslerine ev sahipliği yapıyoruz ve bu bize güvenlik sağlamıyor. Aksine, bizi ezecek. Ve varsayıyorum ya da umuyorum ki bir gün Avrupalılar da aynı farkındalığa varacak; neden ABD için cephe devletleri olmayı kabul ettik de, başta 90’ların başında mutabık kaldığımız gibi Ruslarla ortak bir güvenlik mimarisi bulmaya çalışmadık? Bu, bütün bu çatışmaları ve savaşları önleyebilirdi. Elbette Doğu Asya’da da aynı şey geçerli. Yani ne olur, ne ölçüde olur? Eğer bu müttefikler, ister Filipinler olsun ister Japonya ya da başkaları, bunun iyi bir iş bölümü olmadığını, yani ABD’nin bir rakibini çevrelemek ya da zayıflatmak için kendilerinin yok edileceğini fark ederse ne olur? Çünkü ben sürekli şunu söylüyorum: Ukraynalıların neden savaşmaya devam ettiğini anlamıyorum. Son 12 yıl içinde herhangi bir zamanda iyi bir anlaşma alabilirlerdi; en azından bugüne bakınca daha iyi bir anlaşma. Her geçen gün anlaşma çok daha kötüleşecek ve ABD onlara yardım etmek için orada değil. Bir noktada müttefikler herhalde bu yük paylaşımının hiç de eşit olmadığını fark etmek zorunda.

Kesinlikle haklısınız. Avrupa, buna Ukrayna da dahil, ya da Doğu Asya’daki bu ülkeler, özellikle Japonya ve Güney Kore, bağımsız liderliğe, egemen liderliğe sahip olsalardı elbette bu düzenlemenin kesinlikle hiçbir anlamı olmadığını söylerlerdi. ABD bir yük, onları korumayacak. Neyden koruyacak? Güney Kore, Kuzey Kore ya da Çin’le hangi savaşı yaşayacak? Çin onların en büyük ticaret ortağı; hem ithalatta hem ihracatta. Çin neden ticaret yaptığı bu ülkelerle savaşa girmek istesin? Aynı şey Ukrayna için de geçerli. Rusya’nın 2014’ten önce Ukrayna’yla savaşa girme niyeti yoktu. O dönemde Ukrayna’nın en büyük ticaret ortaklarından biri Rusya’ydı. Bunun altüst edilmesinin tek yolu ABD tarafından siyasi olarak ele geçirilmesiydi. Bağımsız, egemen liderliği aldılar. Ne kadar kusurlu olursa olsun, insanlar o hükümetin Ukrayna halkı için ne kadar iyi çalıştığını tartışabilir, ama onu içini boşaltıp elle seçilmiş bir bağımlı rejimle değiştirdiler. Sonra da o bağımlı rejimin iktidarda kalmasını sağlamak için etrafına bütün bir yapı inşa ettiler. Yine New York Times’ın CIA’in onların tüm iç güvenlik aygıtını devraldığını kabul etmesine dönüyoruz. Bu, Ukraynalılar bu konuda ne hissederse hissetsin, ABD’nin Ukrayna’da kendi seçtiği yerleştirilmiş rejimi iktidarda tutabileceği anlamına geliyor.

Ne yazık ki aynı şeyi Avrupa Birliği üzerinden Avrupa’nın geri kalanında da yapabilme kapasitesine sahip görünüyorlar. Japonya’da da, Güney Kore’de de. Japon halkının ya da Güney Kore halkının kime oy verdiği önemli değil; her zaman ABD’ye itaat eden bir vekil elde ediyorlar. Böyle bir durumla karşı karşıya olduğunuzda ne yazık ki çıkış yolu yok. Ukrayna’nın bu vekalet savaşı tarafından tüketilmesinin nedeni bu. Siz mükemmel söylediniz. Ukrayna’nın devam etmesinin hiçbir anlamı yok. Bundan çıkmak için çok sayıda olası yolları vardı ve çıkmadılar. Bu tamamen irrasyonel ve ancak siyasi olarak ele geçirilmenin ve Ukrayna pahasına ABD çıkarlarına hizmet eden irrasyonel, elle seçilmiş bir bağımlı rejimin iktidara yerleştirilmesinin sonucu olabilir. Avrupa için de aynı şey geçerli. Doğu Asya için de aynı şey geçerli.

Ve açıkçası çözümün ne olduğunu bilmiyorum. Yani belli ki bu ülkelerin içindeki insanların buna karşı örgütlenmenin bir yolunu bulmaya çalışması gerekiyor, ama enformasyon alanınız Amerikan kontrolü altındayken, siyasi alanınız Amerikan kontrolü altındayken bu çok ama çok zor. Ve birçok durumda ABD askerleri kelimenin tam anlamıyla ülkenizi işgal ediyor. Güney Kore, Japonya, Filipinler ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor. Avrupa da, eminim biliyorsunuz, Avrupa’nın birçok ülkesinde binlerce Amerikan askerine ev sahipliği yapıyor. Yani bu bir imparatorluk. Peki imparatorluğun içindeyken ve onun altında bulunuyorken bir imparatorlukla nasıl savaşırsınız? Bu çok zor. Bu yüzden buna iyi bir cevap yok. Bu soruya cazip bir cevap yok.

Sanırım mesele, bundan memnun olmayan insanların, ABD’nin bu ülkeleri ele geçirmek ve kontrol etmek için kullandığı gücü zayıflatmak üzere çok kutuplulukla birlikte çalışmasına geliyor. Bunu tersine çevirmeye ve ülkeleri teker teker ABD’ye tabi olmanın altından çıkarmaya çalışmak gerekiyor. Bunun işe yarayabileceğini ummak zorundayız ve bunun için çalışmaya çalışmak zorundayız.

O zaman son bir soru daha sıkıştırayım. Müttefikler buysa, peki ya rakipler? Çünkü Trump yönetimiyle ilgili ne kadar iyi niyet ya da heyecan varsa sönüp gitmiş görünüyor. Trump yeniden seçildiğinde Rusya devlet başkanının da katıldığı Valdai toplantısındaydım ve orada gerçekten bir iyimserlik vardı. Sanırım şöyle düşünüyorlardı: Bu birlikte çalışabileceğimiz biri; ABD ile Rusya arasındaki bu yüzyıllık düşmanlığa bir son verebiliriz. Yani rasyonel olarak bakınca neden var bu? Gerçekten çatışan çıkarlarımız ne? Özellikle de dünya artık daha çok kutuplu hale gelirken. Birçok kişi bu söyleme inandı. Evet, yine geçmiş zamana odaklanarak söylüyorum, bence bunların hepsi kayboldu. Ama benim noktam da bu: Görünen o ki birçok kişi artık bu stratejik sıralamaya uyanıyor.

Amerika’nın rakiplerinin çoğu, İranlılara bakarsanız, sürpriz saldırıdan önce anlaşmaya yakın oldukları söylenen iki müzakerenin ardından ve şimdi elbette bu iki sahte müzakereden sonra, İslamabad’da da müzakereler yaptılar; ben bunu da bir aldatmaca olarak çerçevelerdim. Hiçbir şekilde ciddi görünmüyor. ABD’nin kendini adadığı tek şey İran’ın 10 maddelik planının başlangıç noktasıydı. Ertesi gün bu da çöpe atıldı. Yani hiçbir anlamı yok. Ruslarla da aynı şey. Minsk barış anlaşması konusunda yedi yıl boyunca saçmalık gördüler. İstanbul anlaşması ABD ve Birleşik Krallık tarafından sabote edildi. Ve şimdi Trump onları sadece oyalıyor; bunlar artık ciddi müzakereler değil. Bence Çinliler de, eğer henüz varmadılarsa, ABD’nin çıkarları uyumlu hale getirmenin ve rekabeti yönetmenin bir yolunu aramadığı, rakibini devirmeye çalıştığı farkındalığına varacak. Peki bu ne anlama geliyor? Sizce diplomasi öldü mü? Dünya savaşına mı gidiyoruz? Bunu nasıl görüyorsunuz?

İnsanların anlaması gerekiyor ki gelen Trump yönetimiyle hiçbir değişiklik olmamasının bütün nedeni, başkanların hiçbir şeyin başında olmamasıdır. Kongre hiçbir şeyin başında değil. Her şeyi yöneten ve her şeyden fayda sağlayan, ABD içindeki seçilmemiş kurumsal finans tekelleridir. 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesinden silah sanayii faydalanıyor. Büyük petrol şirketleri de, Obama, Trump, Biden ve mevcut Trump yönetimi döneminde ABD hükümeti tarafından onaylanan bu projelerden faydalanıyor; ABD tarafından bu projeleri uygulanabilir hale getirmek için saldırı savaşları yürütülene kadar finansal olarak hiçbir anlam taşımayan projelerden.

Böyle çıkarlarınız olduğunda, yani sürekli güç, kâr ve nihayetinde küresel hakimiyet tarafından yönlendirilen çıkarlar olduğunda, böyle bir ülkeyle diplomasiyi düşündüğümüz anlamda diplomasiyle başa çıkamazsınız. Söyleyebileceğiniz hiçbir şey yok. Bu, bedeninizi canlı canlı yiyen bir virüsle müzakere etmeye çalışmak gibi. Onun nasıl işlediğini ve onu küresel bedenden nasıl uzaklaştıracağınızı, küresel uluslar ağı içinde daha orantılı bir role nasıl geri iteceğinizi tespit etmeniz gerekir. Çok kutupluluk temelde budur. Onu yönlendiren şey budur. ABD öncülüğündeki tek kutuplu hegemonyayı yerinden ediyor. Ülkelerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiği açısından alternatifler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkelerin ABD dış ve iç politikasını yönlendiren kurumsal finans çıkarlarını beslemeden erişebileceği şirketler, mallar ve hizmetler açısından da alternatifler sunuyor.

Olması gereken bu. İnsanlar şunu unutmak zorunda: ABD hiçbir yerde, hiçbir zaman, hiç kimseye uyum sağlamayacak. Çok kutuplu dünyanın bir parçası olmayı asla kabul etmeyecekler. Küresel hakimiyet istiyorlar. Bu onların takıntısı olduğu sürece, çok kutupluluk onları dünya genelinden uzaklaştırmakta kararlı olmak zorunda. Çünkü bunu yapmadığınız her yerde, bedeninizin içindeki bir virüs gibi, bedenin o kısmında bulunuyorsa onu kemirip bitirecek ve sonunda herkes hastalanıp ölecek. Ve bildiğiniz gibi virüslerde de süreç sonunda konaklarını öldürürler. Küresel imparatorlukların her zaman yaptığı da budur; sürdürülemez hale gelirler ve sonunda kendileri çökerler. Bu yüzden çok kutupluluk bu kadar gerekli. Çözüm bu.

Bence Rusya, Çin ve birçok başka ülke bunu her zaman anladı. Diplomasiyi, ABD öncülüğündeki hegemonyadan çok kutuplu bir dünyaya geçişi mümkün olduğunca acısız kılmaya çalışmanın bir yolu olarak kullandılar. Ama gördüğünüz gibi bu süreçte hâlâ muazzam ölüm, yıkım ve istikrarsızlık var. Bunun doğru yönde geçiş yapmaya devam etmesini ve ABD saldırganlığının yol açtığı ölüm ve yıkımı en aza indirmesini ancak umut edebiliriz. Ne yazık ki bu noktada hâlâ bunun çok az olduğunu düşünüyorum.

Evet. Bir keresinde bana, ABD’nin ne yaptığını anlamak için Washington’da ağızlarından çıkan sözleri dinlemeyin; fonladıkları düşünce kuruluşları aracılığıyla silah sanayii tarafından finanse edilen politika belgelerine bakın demiştiniz. Ve evet, ne yazık ki bu çok ama çok doğru görünüyor. Bence artık çok tehlikeli bir alana giriyoruz. ABD’nin vasalları esasen cephe devletleri olarak her şeyi göze almaya imza atıyor, rakipler ise artık diplomasinin kalmadığını, yalnızca kaçınılmaz savaşı geciktirmenin olduğunu fark etmiş durumda. Yani içinde bulunmak için pek iyi bir konum değil. Her neyse, zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Kapatmadan önce son düşünceleriniz ya da son sözleriniz var mı?

Hayır, sadece şu var: Birçok insan bu tür sonuçları duyunca karamsarlığa kapılıyor. Ama yine de çok kutupluluk gerçek bir şey. Herkes, her düzeyde, büyük ya da küçük, buna yatırım yapabilir. Bu bizim tek umudumuz ve yapmaya çalışmamız gereken şey bu. Siz ve ben bile Batı medyasına, temelde Batı propagandasına alternatifler yaratıyoruz. ABD özel çıkarlarının insanları dinlemeye ve inanmaya zorlamaya çalıştığı şeye bir alternatif sunmaya çalışıyoruz. Bence bütün bunlar fark yaratıyor ve hepimiz kendi yolumuzla denemeye devam etmek zorundayız. Başka ne yapabiliriz? Ve her zamanki gibi, beni programa davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol