Sami Hamdi: “Bu Ara Seçimlerde America First ile Israel First Karşı Karşıya Gelecek”
Arapça aktarılan podcast bölümünde sunucu Muhammad Jalal ile düzenli konuk Sami Hamdi, İstanbul’daki Prophetic Strategy Summit (TPSS) sırasında İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölgesel konumu, Amerikan kamuoyundaki değişim, JD Vance ve Rahm Emanuel’in çıkışları ile Birleşik Krallık’ta Labour Party’nin (İşçi Partisi) Gaza tutumunu konuştu. Hamdi, hem Ortadoğu’daki savaş riskinin hem de Batı siyasetinde Israel’e verilen desteğin sorgulanmasının aynı anda derinleştiğini savundu.
İstanbul’daki TPSS ve Müslüman Dünyadaki Arayışlar
Söyleşinin başında Muhammad Jalal, Sami Hamdi’ye İstanbul’da düzenlenen Prophetic Strategy Summit’teki izlenimlerini sordu. Hamdi, zirvenin farklı ülkelerden gelen Müslüman aktivistleri, hukukçuları, teknoloji alanında çalışanları ve sivil toplum aktörlerini aynı ortamda buluşturduğunu söyledi.
Hamdi’ye göre konferansın değeri, “ümmetin farklı köşelerinde ne olup bittiğini altı günlük yoğun bir kurs gibi” göstermesiydi. Fransa’da Israel eleştirisini antisemitizmle eşitlemeye dönük girişimlerden, South Africa’da göçmen karşıtlığının yükselişine, Malaysia’daki İslami siyasi partilerin parçalanmasından yapay zekâ alanındaki geri kalmışlığa kadar birçok konunun ele alındığını belirtti.
“Konferansın faydası, İslam ümmetinin farklı yerlerinde toplumla ilgilenen ve toplumu harekete geçiren projelerde çalışan insanları bir araya getirmesinde,” diyen Sami Hamdi, bunun yalnızca bir ağ kurma etkinliği olmadığını vurguladı.
Hamdi, özellikle yapay zekâ meselesinde Müslüman toplumların teknolojik gelişmelerin dışında kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ona göre yapay zekânın ilerlemesi için gereken özgürlük, Müslüman dünyanın birçok yerinde bulunmuyor. Bu nedenle eğitim, kültürel üretim ve teknoloji alanında yeni yaklaşımlar gerektiğini savundu.
Video oyunları örneğini veren Hamdi, Call of Duty gibi oyunların Batılı anlatıları normalleştirdiğini, buna karşılık Islamic identity’nin (İslami kimlik) kültürel üretim yoluyla görünür kılınmasının önem taşıdığını ifade etti. Peter Gould gibi isimlerin, Assassin’s Creed benzeri oyunlarla İslami mirası tanıtma fikrini gündeme getirdiğini aktardı.
Kariyer, Uzmanlaşma ve Farklı Dünyaları Birleştirme
Jalal, Hamdi’nin konferansta sürekli farklı insanlarla konuştuğunu ve bununla neyi amaçladığını sordu. Hamdi, modern kariyer anlayışının fazla doğrusal ve dar olduğunu, oysa klasik Müslüman âlimlerin tıp, felsefe, cebir, algoritmalar ve farklı disiplinlerde aynı anda üretken olabildiğini söyledi.
“Bir ağaca ve denize baktığımda ben bir şey görürüm; başkası dalgaların küçüklüğünü, bir başkası gelgitin düşük olduğunu, bir başkası suyun sığlığını görür,” diyen Sami Hamdi, “bunların hepsini bir araya getirdiğinizde denizin tam resmini elde edersiniz” şeklinde açıkladı.
Hamdi, konferanstaki görüşmelerde kendi alanının dışındaki dünyaları anlamaya çalıştığını belirtti. İnsanların projelerini dinlerken çoğu zaman “ben ne katkı sunabilirim” diye değil, “bu dünya nasıl işliyor” diye düşündüğünü söyledi. Bu yaklaşımın daha sonra siyasi analizlerine de katkı sağladığını, örneğin Kamala Harris’in kaybetmesi gerektiği veya Labour Party’nin yerel seçimlerde cezalandırılması gerektiği yönündeki değerlendirmelerinde farklı alanlardan öğrendiklerinin etkili olduğunu savundu.
İran, ABD ve Trump’ın Sıkışması
Bölümün ana kısmında Jalal, Donald Trump’ın İran’la yürütülen mutabakatın bittiğini söylediğini ve ABD ile İran arasındaki askeri gerilimin arttığını hatırlattı. Hamdi, durumu Çin savaş düşüncesindeki bir ilkeye bağladı: Bir düşmanı kuşatırken ona kaçabileceği bir kapı bırakmak gerekir.
Hamdi’ye göre İran’ın Trump’a karşı iki büyük baskı aracı var. İlki, transcript’te “Mostra” olarak geçen boğaz üzerindeki baskıydı. Hamdi, burada gemi trafiğinin zorlandığını, bunun petrol ve gaz fiyatları ile Amerikan tarımında kullanılan gübre akışını etkilediğini söyledi. Bu durumun, yaklaşan ara seçimler öncesinde Trump üzerinde iç baskı oluşturduğunu savundu.
“Eğer bir düşmanı kuşatacaksanız, ona kaçabileceği bir kapı bırakın,” diyen Sami Hamdi, Trump’ın İran tarafından zaman baskısı altına alındığını belirtti.
İkinci baskı noktası olarak Lebanon’ı gösteren Hamdi, İran’ın Lebanon’ın da müzakerelere dahil edilmesinde ısrar ettiğini söyledi. Ona göre Washington, Israel’i Lebanon üzerinden, Iran’ı ise yaptırımların kaldırılması ve milyarlarca doların serbest bırakılması yoluyla tatmin etmeye çalıştı. Ancak Hamdi, Iran’ın bu dengeyi kabul etmediğini savundu.
“Iran diyor ki: ‘Hayır, sizi ortadan tutmanıza izin vermeyeceğim; Israel’in sizi bu savaşa sürüklediğini biliyorum ve Israel’e Lebanon dahil hiçbir şey vermenize izin vermeyeceğim,’” diyen Sami Hamdi, Tehran’ın Lebanon dosyasını varoluşsal gördüğünü ifade etti.
Hamdi’ye göre Trump, İran’ın iki baskı aracını zayıflatmaya çalışıyor. Boğazda alternatif deniz yolu açmaya çalıştığını, ancak İran’ın drone saldırılarıyla gemileri vurduğunu öne sürdü. Lebanon’da ise ABD, Israel ve bazı Gulf ülkelerinin Lebanese government’a doğrudan anlaşma imzalatarak Hezbollah’ı silahsızlandırma yönünde baskı kurduğunu savundu.
Gulf Ülkeleri ve Bölgesel Savaş Riski
Hamdi, gerilimi yalnızca Trump ile Iran arasındaki bir mücadele olarak görmenin eksik olacağını söyledi. Ona göre Gulf ülkeleri de Iran’ın bölgesel nüfuzundan korkuyor ve Tehran’ın en az bir baskı aracını kaybetmesini istiyor.
Bazı Gulf ülkelerinin Lebanon dosyasının İran’ın elinden çıkmasını, bazılarının ise boğaz üzerindeki baskının kırılmasını istediğini belirtti. Bunun nedeninin, kimi ülkelerin Irak ve Yemen’deki Iran yanlısı milislerden, kimilerinin ise enerji ihracat yollarından doğrudan etkilenmesi olduğunu söyledi.
Hamdi, Syria havaalanının bombalanması ve Houthis’in Saudi Arabia’ya yönelik saldırıları üzerinden, savaşın Israel-Iran çatışması olmaktan çıkıp bölgesel savaşa dönüşebileceği uyarısında bulundu. “Benim en büyük korkum Trump ya da İranlılar değil, Gulf ülkelerinin İran’a karşı bir ittifaka katılmasıydı,” diyen Sami Hamdi, bunun bedelini bütün bölgenin ödeyeceğini savundu.
Kim Üstün: Iran mı, ABD mi?
Jalal, bu dengede kimin üstün olduğunu sordu. Hamdi, cevabın başarı ölçütüne bağlı olduğunu söyledi. Halkla ilişkiler açısından Iran’ın üstün göründüğünü, çünkü Amerikan siyasi ve askeri gücünün zayıflamış gibi sunulduğunu belirtti. Ancak ekonomik ve askeri açıdan Iran’ın ABD üslerine ağır zarar veremediğini, Amerikan uçaklarının bölgedeki üslerden kalkmaya devam ettiğini söyledi.
Hamdi, Qatar ve United Arab Emirates’in İran’a ödeme sözü verdiğini, bunun İran’ın hedef listesinden çıkarılma karşılığında yapıldığını iddia etti. Saudi Arabia’nın ödeme yapıp yapmadığından emin olmadığını özellikle belirtti. Ayrıca Trump’ın Saudi üslerinin kullanıldığını söylediğini aktardı.
“Uçakların İran’ı vurabilmesi için Arap hava sahasından ve Arap üslerinden geçmesi gerekiyor,” diyen Sami Hamdi, buna rağmen Gulf ülkelerinin zor bir denge yürüttüğünü ifade etti.
Hamdi, olası bir ABD-Iran anlaşmasının otomatik olarak bölgesel barış anlamına gelmeyeceğini savundu. Ona göre böyle bir anlaşma, Iran’ın Iraq, Yemen ve diğer alanlardaki vekil güçlerini yeniden hareketlendirmesine yol açabilir. Bu nedenle yeni bölgesel düzenin, Iran’ın vekillerinin güçlenmesi anlamına gelmesi halinde Gulf ülkeleri tarafından kabul edilmeyeceğini söyledi.
Yemen, Houthis ve Saudi Arabia’nın İkilemi
Söyleşide Yemen ayrı bir başlık olarak ele alındı. Jalal, Saudi Arabia ile Houthis arasında dört yıldır süren gayriresmî düzenin neden bozulduğunu sordu. Hamdi, havaalanı saldırısının Saudi Arabia tarafından mı yoksa ABD tarafından Saudi Arabia üzerinden mi yapıldığının net olmadığını söyledi.
Houthis’in Saudi Arabia’ya iki füze fırlatmasını, “doğrudan karışmayın” mesajı olarak yorumladı. Hamdi’ye göre Houthis, Saudi Arabia’nın ABD uçaklarının üslerden kalkmasına engel olamadığını biliyor; ancak kendi aleyhlerine doğrudan saldırı yapılmasını istemiyor.
Hamdi, Riyadh açısından Yemen’de Houthis’e karşı müttefikleri harekete geçirmek için bir fırsat doğduğunu, ancak Saudi Arabia’nın Islah Party’ye duyduğu güvensizlik nedeniyle kararsız kaldığını söyledi. Islah’ın Muslim Brotherhood (Müslüman Kardeşler) ile bağlantılı olduğunun iddia edildiğini, ancak Yemen’de yönetim tecrübesi olan bir aktör olduğunu belirtti.
Hamdi, Saudi Arabia’nın Yemen’de kimi destekleyeceğine karar verememesinin Houthis’in güçlenmesine katkı sağladığını savundu. Aynı zamanda United Arab Emirates’in Southern Transitional Council üzerinden Saudi destekli güçlere karşı hamle yapabileceğini, bunun Riyadh’ın hareket alanını daralttığını ileri sürdü.
Rahm Emanuel ve Amerikan Demokratlarında Israel Tartışması
Jalal, Rahm Emanuel’in Tel Aviv’de yaptığı konuşmaya geniş yer ayırdı. Emanuel’in Israel’e koşulsuz desteğin artık sürdürülemez olduğunu, ABD’nin silah satışlarına şart koyabileceğini, violent settlers (şiddet yanlısı yerleşimciler) için yaptırım uygulanabileceğini ve Israel’in savunmasını daha fazla kendisinin finanse etmesi gerektiğini söylediğini aktardı.
Hamdi, Emanuel’in bu çıkışını Demokrat Parti’deki kamuoyu baskısının sonucu olarak değerlendirdi. Ona göre Emanuel başkanlık hedefi olan bir siyasetçi ve tabandaki değişimi görmezden gelemiyor. Ancak Hamdi, Emanuel’in Filistinliler lehine köklü bir dönüşüm önermediğini, daha çok Israel’i kurtarmaya çalıştığını savundu.
“Rahm Emanuel’in yaptığı şey, tabana Israel’in artık parya hâline geldiğini kabul ettiğini göstermek,” diyen Sami Hamdi, “ama geleceğin Filistinli bir çözüm gerektirdiğini söylemiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hamdi’ye göre Chuck Schumer, Hakeem Jeffries ve Cory Booker gibi Demokrat liderler bu değişimi kabul etmeyi reddediyor. Buna karşılık genç seçmenler arasında Israel desteğinin ciddi biçimde gerilediğini, bunun da Demokrat siyasetçileri yeni pozisyonlar almaya zorladığını söyledi.
Hamdi, AIPAC’in Jamaal Bowman, Cori Bush ve Thomas Massie gibi isimlere karşı yürüttüğü kampanyaları örnek gösterdi. Israel yanlısı yapıların ateşkes çağrısı gibi sınırlı itirazlara bile tahammül etmediğini savundu. Emanuel’in Tel Aviv’e giderek açık uyarı yapmasının bu nedenle olağanüstü olduğunu belirtti.
JD Vance, Marco Rubio ve Cumhuriyetçi Parti’de Çatlak
Jalal, JD Vance’in Joe Rogan programında Israel lobisinin etkisini açıkça konuştuğunu ve Israel’e “dünyadaki tek kalan müttefikine saldırmayı bırakması” gerektiğini söylediğini aktardı. Hamdi, Cumhuriyetçi Parti içinde de değişen bir hava olduğunu belirtti.
Hamdi’ye göre Tucker Carlson ve Candace Owens gibi isimlerin etkisi, Cumhuriyetçi tabanda Israel konusunda yeni bir tartışma başlattı. JD Vance’in Filistinlileri savunmaktan çok “America First” çizgisinden hareket ettiğini, yani Israel’in Amerika üzerindeki orantısız etkisine karşı çıktığını söyledi.
“Bu ara seçimlerde America First ile Israel First karşı karşıya gelecek,” diyen Sami Hamdi, aynı ayrımın bir sonraki başkanlık seçiminde de belirleyici olabileceğini savundu.
Hamdi, Marco Rubio’nun ise tamamen Israel yanlısı lobiye yaslandığını söyledi. Ona göre Rubio, bir sonraki Cumhuriyetçi başkan adayı olma hesabıyla bu çevrelerin desteğini almaya çalışıyor. JD Vance’in ise AIPAC desteğini kaybetmiş olabileceğini düşünerek Tucker ve Candace çizgisindeki tabana yöneldiğini savundu.
Hamdi, Trump’ın da tabanının Israel’e eskisi kadar bağlı olup olmadığını ölçtüğünü öne sürdü. Vance’in yaptığı çıkışlara izin verilmesini, Trump’ın kendisine manevra alanı arama çabası olarak değerlendirdi.
Labour Party, Andy Burnham ve Gaza Baskısı
Söyleşinin son siyasi bölümünde Birleşik Krallık gündemi ele alındı. Jalal, Andy Burnham’ın Labour Party’nin Gaza’ya tepkide çok geç kaldığını söylediğini, ancak genocide (soykırım) kelimesini kullanmadığını aktardı.
Hamdi, Labour Party’nin yerel seçimlerde ağır darbe aldığını ve Keir Starmer’ın geniş parlamento çoğunluğuna rağmen halk desteğinin zayıf olduğunu söyledi. Ona göre Labour Party seçimleri kazanmadı; Conservatives çöktüğü için iktidara geldi. Yerel seçimler ise seçmenin Starmer’a duyduğu tepkiyi gösterdi.
Hamdi, Burnham’ın Gaza’nın bazı seçim çevrelerinde güçlü bir konu olduğunu kabul ettiğini, ancak bunun her yerde aynı etkiyi yaratıp yaratmadığından emin olmadığını söyledi. Bu nedenle Burnham’ın “yanlış yaptık” demekle yetindiğini, “soykırım” kelimesini kullanmaktan kaçındığını savundu.
“Andy Burnham, Starmer’ın düşüş nedenlerinden birinin Gaza olduğunu anlıyor; ama bunun her anlaşmayı reddettirecek kadar büyük bir neden olduğuna ikna olmuş değil,” diyen Sami Hamdi, Labour içindeki baskının önümüzdeki iki yılda artabileceğini belirtti.
Hamdi, ABD’de Demokrat Parti ön seçimlerinde AIPAC karşıtı adayların yükselişine benzer bir sürecin Labour içinde de yaşanabileceğini söyledi. Yerel parti örgütlerinin aday belirleme süreçlerinde daha aktif olabileceğini, Gaza konusunda net pozisyon almayan milletvekillerinin değiştirilebileceğini savundu.
Hamdi’nin Kişisel Değerlendirmesi: Mutluluk Değil Rıza
Programın sonunda Jalal, Hamdi’ye “Mutlu musun?” diye sordu. Hamdi, mutluluğun doğru kelime olmadığını, “razı” olduğunu söyledi. Gaza, Sudan, Rohingya, South Africa’daki göçmen karşıtlığı, Yemen ve Syria gibi konuların kendisini üzdüğünü belirtti.
Hamdi, adalet için mücadele ederken çoğu zaman mevcut siyasi sistem içinde küçük alanlar açmaya çalışmak zorunda kalmaktan üzüntü duyduğunu söyledi. Buna rağmen Allah’ın kontrol sahibi olduğuna inandığı için huzur bulduğunu ifade etti.
“Mutluluk doğru kelime değil; ben Allah’ın bana takdir ettiğine razıyım,” diyen Sami Hamdi, “adaletsizliğin sonsuza kadar sürmeyeceğini bildiğim için huzurluyum” şeklinde konuştu.
Hamdi, insanların küçük eylemleri küçümsememesi gerektiğini söyledi. Sosyal medya paylaşımı, temsilcilere yazılan e-posta, boykot ya da farklı coğrafyaları ziyaret etmek gibi adımların anlamlı olabileceğini savundu. Nick Maynard ve Hussam Abu Safiya örneğinde, gönderilen yüz binlerce e-postanın İngiliz bir bakanı konuyu gündeme almaya ittiğini iddia etti.
Söyleşiyi, kendi kuşağının belki büyük dönüşümü göremeyeceğini, ancak sonraki kuşakların daha erken bilinçlenebileceğini söyleyerek bitirdi. Hamdi’ye göre görev, sonuç garanti olmasa da hareket etmeye devam etmekti.