S. Muhammad Marandi: “İran’ın Çalışma Varsayımı Savaş ve Tahran Buna Hazırlanıyor”
İngilizce yayımlanan podcast bölümünde sunucu Glenn, University of Tehran’dan akademisyen ve İran’ın nükleer müzakere ekibinin eski danışmanlarından S. Muhammad Marandi ile İran-ABD diplomasisini, Hürmüz Boğazı’nı, yaptırımları ve yeni savaş ihtimalini konuştu. Bölüm, İran ile ABD arasında olası bir anlaşma beklentisinin arttığı ancak tarafların birbirine güvenmediği ve bölgesel savaş riskinin sürdüğü bir döneme odaklandı.
ABD-İran Diplomasisinde Mesafe ve Güven Krizi
Glenn, görüşmenin başında ABD’den gelen mesajlarla İran’ın verdiği yanıtlar arasındaki farkı gündeme getirdi. Washington’ın iki tarafın anlaşmaya yaklaştığı ve “boşlukların kapandığı” yönünde sinyaller verdiğini, buna karşılık İran’ın taraflar arasında hâlâ ciddi mesafe bulunduğunu savunduğunu belirtti. Marandi, diplomatik tabloyu değerlendirirken İran anlatısının genellikle daha doğru olduğunu savundu.
“Batı yalan söyler. Buna karşılık İranlılar yalan söylemez; söylemek istemedikleri şeyi de söylemezler,” diyen S. Muhammad Marandi, İran medyasında bazen “satır aralarını okumak” gerektiğini, Batı ana akım medyasında ise çoğu zaman “hakikatin eksik” olduğunu ifade etti. Marandi’ye göre İran tarafı, ABD ile arasında geniş bir uçurum bulunduğunu düşünüyor. Ayrıca Amerikalıların aciliyet duygusunun İranlılardan çok daha yüksek olduğunu söyledi.
Marandi, İran’ın baskı altında olmadığını iddia etmedi. Savaşın ekonomiye zarar verdiğini, İran altyapısına yönelik saldırıların ve kuşatmanın enflasyon, istihdam ve piyasa üzerinde etkili olduğunu söyledi. Ancak İran’ın küresel ekonomideki durumun çok daha kötü olduğunu ve “çok kötü bir şeyin eşiğinde” bulunulduğunu düşündüğünü belirtti. Ona göre Tahran, Washington’a İran’ın taleplerinin karşılanması gerektiğini, İran’ın saldırgan taraf olmadığını ve savaşı başlatmadığını söylüyor.
Marandi, İran’da geçerli çalışma varsayımının barış değil savaş olduğunu söyledi. “İran’daki çalışma varsayımı savaş olacağı ve İran’ın savaşa hazırlandığı yönünde,” diyen Marandi, geçmişte ABD ile yaşanan deneyimlerin İran’ı müzakere sürecinde bile saldırıya uğrayabileceği ihtimaline karşı tetikte tuttuğunu vurguladı. Bu güvensizliğin yalnızca Donald Trump döneminden kaynaklanmadığını, Barack Obama yönetiminin de JCPOA (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) sürecinde İran’a karşı dürüst davranmadığını savundu.
İran’ın Kırmızı Çizgileri ve Hürmüz Boğazı
Glenn, Trump’ın İran’a yeniden saldırı planlarından söz eden açıklamalarının güveni iyice azalttığını belirtti. Ardından İran’ın müzakerelerde hangi konularda taviz vermeyeceğini sordu. Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün, İran’ın konvansiyonel caydırıcılığının, balistik füzelerin, insansız hava araçlarının ve İran’ın müttefikleriyle ilişkilerinin Tahran açısından temel başlıklar olduğunu söyledi. Glenn ayrıca, ABD’nin İran’ın konvansiyonel caydırıcılığını azaltmaya çalışmasının kendi çıkarına da olmayacağını, çünkü bunun İran’ı nükleer caydırıcılığa daha bağımlı hâle getirebileceğini savundu.
Marandi, ayrıntıları bilmek istemediğini ve medyada konuştuğu için bazı konularda bilgi sahibi olmamayı tercih ettiğini söyledi. Ancak kendi değerlendirmesine göre İran’ın önceki dönemlere kıyasla çok daha güçlü bir konumda olduğunu belirtti. Robert Kagan gibi isimlerin de bunu kabul ettiğini söyleyerek bunun “marjinal” bir değerlendirme olmadığını savundu.
Marandi’ye göre İran taleplerinde ABD’ye kıyasla daha makul bir çizgide duruyor. İran’ın ABD’den egemenliğinden vazgeçmesini, Meksika Körfezi’ndeki askeri varlığını sona erdirmesini veya benzeri adımlar atmasını istemediğini ifade etti. Buna karşılık Hürmüz Boğazı’nın İran açısından en önemli kozlardan biri olduğunu söyledi. “Hürmüz Boğazı, İran’ın araç kutusundaki en önemli araçlardan biri,” diyen Marandi, İran’ın bu konuda herhangi bir taviz vermesi hâlinde karşılığında çok şey talep edeceğini belirtti.
Marandi, savaşın savunma ve saldırı boyutunun büyük ölçüde Hürmüz Boğazı etrafında şekillendiğini ileri sürdü. ABD üslerinin bölgede yok edildiğini, İsrail rejimi tırmandırmaya gittiğinde İran’ın hem İsrail’e hem de savaşın parçası olan Basra Körfezi’ndeki ABD vekillerine karşı tırmandırmayla yanıt verdiğini söyledi. Ona göre nihai ödül, Hürmüz Boğazı’nın kontrolüydü.
Marandi, İran’ın savaşı başlatmamış olmasının Tahran’a yalnızca ahlaki üstünlük değil, aynı zamanda güçlü bir mağduriyet duygusu verdiğini belirtti. Şii Müslümanların “zulme karşı durma” ve “ezilenleri destekleme” ideolojisine sahip olduğunu söyleyen Marandi, bunun müzakere masasındaki İran konumunu güçlendirdiğini savundu. Ekonomik zorluklara rağmen İran halkının dirençli olduğunu, bazı insanların iş ve geçim sıkıntısı nedeniyle sokağa çıkabileceğini ancak bunun yönetilebilir olacağını söyledi.
Yaptırımlar, Kuşatma ve ABD’nin Hesap Hataları
Glenn, ABD açısından yaptırım hafifletmenin önemli bir koz olabileceğini söyledi. Ona göre ABD savaşı kaybetse, İran üstün çıksa ve Amerika bölgeden çekilmek zorunda kalsa bile Washington’ın yaptırımlardan vazgeçmesi için kendiliğinden bir neden oluşmayabilir. Glenn, yaptırımların kademeli değil tamamen kaldırılmasının İran’ı bazı alanlarda daha esnek kılabileceğini savundu.
Marandi, ABD’nin İran’a ait çok büyük miktarda varlığı “çaldığını” söyledi ve gerçek rakamları bilmediğini ancak bunun “milyarlarca dolar” düzeyinde olduğunu belirtti. Buna rağmen İran bu varlıklar üzerinde kontrol sahibi olmadığı için bunların büyük bir kaldıraç oluşturmadığını savundu. Asıl kaldıraç noktasının yaptırımlar olduğunu, savaş tehdidinin ise İranlıları korkutmadığını söyledi.
“İran’ın bugünkü ordusu, savaşın başına göre savaşa çok daha hazır,” diyen Marandi, İran’ın askeri bakımdan üç ay öncesine kıyasla “belirgin biçimde daha güçlü” olduğunu savundu. Yeni bir savaş çıkması hâlinde bunun ABD için daha kötü sonuçlanacağını, Yemen’in de önceki döneme göre çok daha hazırlıklı olduğunu söyledi. İran’ın müttefiklerinin önceki savaşta sınırlı katıldığını, çünkü planın tırmanmayı yönetmek olduğunu; ancak bu kez durumun farklı olacağını ileri sürdü.
Marandi’ye göre ABD’nin en büyük stratejik hatası İran’ı yanlış anlamak. Flint ve Hillary Mann Leverett’in “Going to Tehran” kitabına atıfta bulunarak, ABD’nin İran’ı kavrayamaması nedeniyle “baş kesme” veya rejim değişikliği gibi fikirlerin gerçek dışı olduğunu söyledi. New York Times’ta Ahmadinejad hakkında çıkan bir yazıyı İran’da ciddiye alınmayan bir şey olarak nitelendirdi ve bunun Batı medyasının İran anlatısının gerçeklikten kopuk olduğunu gösterdiğini savundu.
Marandi, ABD’nin savaş sırasındaki en büyük taktik hatasının kuşatmayı ilk gün dayatmaması olduğunu söyledi. İran’ın ABD’nin başlangıçta İran limanlarına kuşatma uygulamasını beklediğini ve buna dönük planlar yaptığını belirtti. Ancak Amerikalıların hızlı bir zafer beklediğini, piyasaları sarsmak istemediğini ve bu nedenle İran petrolüne yönelik bazı yaptırımları kaldırarak İran’ın petrolünü daha yüksek fiyatla satmasına imkân verdiğini söyledi. Ona göre bu “felaket bir hesap hatasıydı.”
Küresel Ekonomi ve Zaman Faktörü
Marandi, ABD’nin kuşatmayı savaş bittikten ve ateşkesten yaklaşık bir hafta sonra uygulamaya başladığını söyledi. Bu gecikmenin İran üzerindeki baskıyı daha geç başlattığını ve daha yavaş artırdığını savundu. Aynı dönemde ABD üzerindeki ekonomik baskının daha hızlı arttığını ileri sürdü.
Marandi, ABD istihbaratının İran’ın dört ay dayanabileceği yönünde bir değerlendirme yaptığını öne sürdü. Bu doğru kabul edilirse bile, küresel ekonominin üç ay bekleyemeyeceğini söyledi. “ABD ekonomisi ve küresel ekonomi üç ay bekleyemez; bu kesinlikle mümkün değil,” diyen Marandi, İran’ın yalnızca Hürmüz Boğazı’nı kontrol ettiği için değil, askeri etkinliği, devlet kurumlarının dayanıklılığı ve halk meşruiyeti nedeniyle de masada üstün olduğunu ifade etti.
Marandi, İran’ın “bekleme oyununda” da ABD’den daha avantajlı olduğunu savundu. Savaşa dönülürse İran’ın üstün olduğunu, beklenirse de İran’ın üstün olduğunu söyledi. ABD’nin derhal yanıt istediğini, İran’ın ise “bunu düşünelim” diyerek acele etmediğini belirtti. Marandi’ye göre Trump için iyi bir çözüm yok; sonuç hem Trump hem de ABD açısından kötü olacak. Ancak bu değerlendirmesinin savaşın bu gece, yarın veya bir anlaşmayla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı konusunda kesin bir öngörü sunmadığını da ekledi.
İran’da Yüksek Alarm ve Yeni Saldırı İhtimali
Glenn, İran’ın yüksek alarma geçirildiğine dair haberleri ve hafta sonu hava sahasının kapatıldığı yönündeki iddiaları sordu. Marandi, İran’ın en az üç haftadır yüksek alarmda olduğunu söyledi. Bu süre içinde kendisine birçok kez saldırının “bu gece” veya “yarın” olabileceğinin söylendiğini belirtti.
Marandi, içinde bulunulan dönemin üç günlük bir hafta sonu olduğunu, küresel ekonomik krizde kritik bir noktaya yaklaşıldığını ve tahvil piyasalarının kırılgan göründüğünü söyledi. Trump’ın hafta sonları savaş başlatmayı tercih edebileceğini, çünkü piyasaların hemen şoka girmemesi ve durumun hafta sonu bitmeden kontrol altına alınmasının umulması gibi hesaplar yapılabileceğini değerlendirdi.
Buna rağmen Marandi kesin bir saldırı beklentisi dile getirmedi. “En azından benim için söylemek imkânsız,” diyen Marandi, İranlıların panik hâlinde olmadığını belirtti. On iki günlük savaşın İranlıları kendilerine, kapasitelerine, direnişe ve ideolojik güçlerine ilişkin daha özgüvenli hâle getirdiğini söyledi. Mevcut savaşın ise on iki günlük savaşın çok ötesine geçtiğini savundu. İran toplumunda beklentilerin de çok yükseldiğini ve bunun hükümetin, devletin ve müzakerecilerin dikkate almak zorunda olduğu bir unsur olduğunu belirtti.
Bölgesel Aktörlerin Rolü
Glenn, ABD’nin savaşı kazanamayacağını, Trump’ın içeriye zafer diye sunabileceği bir barış elde edemeyeceğini ve ateşkesi de sürdüremeyeceğini söyledi. Ardından Israel, Saudi Arabia, Turkey ve Körfez ülkelerinin müzakere sürecini kısıtlama veya destekleme konusunda nasıl bir etkisi olduğunu sordu.
Marandi, Qatar’ın İran’a bir heyet gönderdiğini ancak bölgesel aktörlerin büyük bir etkisi olmadığını söyledi. Pakistan’ın rolünün mesajları iletmek olduğunu, İran’ın yazılı mesajları tercih ettiğini belirtti. Bunun nedeninin İran’ın her şeyi dikkatle düşünmek istemesi ve Amerikalılara güvenmemesi olduğunu söyledi. Marandi’ye göre yazılı metinlerde boşluk bırakılmaması İran açısından önemli; çünkü geçmişte ABD çok şey vadetti ancak bunları yerine getirmedi.
Marandi, Pakistan arabuluculuğunun da kendi zorlukları olabileceğini, arabulucuların bir mesajı belli şekilde yorumlayabileceğini, ardından Amerikalıların “biz bunu kastetmedik” diyebileceğini söyledi. Bölgedeki ülkeler konusunda ise önceki savaş öncesindeki dezenformasyon örneklerine dikkat çekti. Trump ile Netanyahu arasında İran konusunda büyük farklar olduğu yönünde çıkan haberlerin daha önce de savaş öncesinde kullanıldığını ve sonra bunun sahte olduğunun görüldüğünü savundu.
Marandi, Basra Körfezi’ndeki beş ülkenin savaş öncesinde savaşa karşı olduklarını söylediklerini ancak zamanla gerçekte karşı olmadıklarının ortaya çıktığını ileri sürdü. Ona göre bu ülkeler ABD’nin hızlı kazanacağını düşündükleri için savaşa destek verdi ve Amerikalılara çeşitli biçimlerde yardım etti. Bugün ise İran’ın onlara verebileceği zararı gördükleri için çok daha kaygılılar.
Israel, Emirates ve Turkey Değerlendirmesi
Marandi, Emirates’i farklı bir vaka olarak nitelendirdi. Emirates’in kendisini Israel rejiminin tam müttefiki gibi gösterdiğini ve bunun “akılsızca” olduğunu savundu. Çünkü ona göre bu tutum İran’ın bölge kamuoyu nezdindeki konumunu güçlendiriyor. Savaş sırasında İran bu rejimlere misilleme yaptığında, Wahhabi ve Salafi çevreler ile bu rejimlerin maaşlı destekçileri dışında Arap dünyasında sokaktaki insanların İran’ı alkışladığını söyledi.
Marandi, Qatar’ın Filistinlilere burs verme, Gazze’de birkaç hastane inşa etme veya Al Jazeera aracılığıyla Israel rejiminin suçlarını gösterme gibi bazı şeyler yapıyormuş gibi göründüğünü, ancak gerçekte “kayda değer” bir şey yapmadığını savundu. Turkey Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan için de benzer bir değerlendirme yaptı ve Erdogan’ın Netanyahu’ya Baku’dan ucuz petrol taşınmasına devam ettiğini söyledi.
Turkey’nin NATO üyesi olduğunu belirten Marandi, Erdogan’ın ABD’ye karşı hiçbir şey yapmayacağını savundu. Bunu Gaza’da da Lebanon’da da yapmadığını söyledi. Israel rejiminin Turkey için İran’dan daha büyük bir tehdit olduğunu, “Greater Israel” fikrinin doğrudan İran’ı veya Yemen’i değil, daha çok Turkey, Syria, Lebanon, Jordan, Saudi Arabia, Iraq ve Egypt gibi ülkeleri etkilediğini ifade etti. Ancak bu ülkelerin ABD’ye karşı duracak liderliğe sahip olmadığını savundu.
Marandi’ye göre mesele esas olarak İran, ABD ve Israel rejimi arasında. Bununla birlikte Israel içinde de ciddi sorunlar olduğunu söyledi. Hebrew media’yı takip edenlerin rejim içinde kriz olduğunu bildiğini belirtti. Alistair Crooke ve eşi Aisling’in bu konuda çok çalışma yaptığını söyleyerek Conflicts Forum’un takip edilmesini önerdi.
Kapanış: Barış Umudu ve Belirsizlik
Glenn, White House’tan gelen “barışa yaklaşıyoruz” türü iyimser açıklamaların kendisini kaygılandırdığını söyledi. Ona göre bu tür mesajlar bazen saldırı öncesinde kırmızı bayrak olabilir. Trump’ın Körfez ülkelerinin kendisini saldırıdan vazgeçirdiğini söylemesini de, saldırı planlarken bu ülkelere koruma sağlamaya çalışması gibi yorumladı. Ayrıca Trump ile Netanyahu arasında yeni bir ayrılık görüntüsünün de saldırı öncesinde duyulabilecek türden bir mesaj olduğunu belirtti.
Kapanışta Glenn, hafta sonunun barışçıl geçmesini umduğunu söyleyerek Marandi’ye teşekkür etti. Marandi de barış umudunu yineledi. “Herkes için, Cuba halkı, Lebanon halkı, Gaza halkı ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar için barışçıl olmasını umuyorum,” diyen Marandi, yakın zamanda daha iyi günler görüleceğine kimsenin inanmadığını ancak zorluklardan sonra işlerin sonunda iyileşeceğini düşündüğünü ifade etti.
Giriş ve Diplomasi
Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün University of Tehran’da profesör olan ve İran’ın nükleer müzakere ekibinin eski danışmanlarından S. Muhammad Marandi’yi ağırlama ayrıcalığına sahibiz. Tekrar geldiğiniz için çok teşekkür ederim.
S. Muhammad Marandi: Merhaba Glenn, beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Programınızda olmak her zaman büyük bir zevk.
Glenn: Bugün sizinle barış süreci ya da sürmekte olan diplomasi hakkında konuşmak istedim. Çünkü çok çelişkili mesajlar alıyoruz. ABD sürekli olarak ABD ile İran’ın bir anlaşmaya yaklaştığı, aradaki boşlukların kapandığı sinyalini veriyor. İran ise esasen buna, en azından bir ölçüde, karşı çıkıyor ve iki tarafın hâlâ birbirinden çok uzak olduğunu, ortada bir barış görünmediğini savunuyor. Diplomatik cephede gerçekte ne oluyor? Yani bunun ne kadarı enformasyon savaşı, ne kadarı gerçekten yaşanan şey?
S. Muhammad Marandi: Biliyorsunuz, her zaman söylerim ve buna inanıyorum, inanmaya da devam ediyorum: Genelde İran tarafının anlattığı hikâye çok daha doğrudur, Glenn. Batı yalan söyler. Buna karşılık İranlılar yalan söylemez. Ama bir şeyi söylemek istemiyorlarsa söylemezler. Yani genellikle İranlıların sık sık yalan söylediğini görmem. Fakat bir şeyi konuşmak istemiyorlarsa, onu sadece görmezden gelirler. Yalan söylemezler ama konuşmazlar.
S. Muhammad Marandi: Bu yüzden İran medyasında bazı şeylere baktığınızda satır aralarını okumanız ve neyin eksik olduğunu anlamanız gerekir. Batı’da ise, en azından ana akım medyada, genellikle eksik olan şey hakikattir.
S. Muhammad Marandi: Bence İran versiyonu oldukça doğru. Sürece dahil olan insanlarla yaptığım konuşmalardan da anladığım kadarıyla İranlılar, İran tarafı ile Amerikalılar arasında büyük bir uçurum görüyor. Amerikalılarda ayrıca çok daha büyük bir aciliyet duygusu var. İranlılarda bu aciliyet duygusu yok.
S. Muhammad Marandi: Bunun nedeni İranlıların baskı altında olmaması değil. Savaş ekonomiye zarar verdi. İran altyapısına yönelik saldırılar, kuşatma, elbette enflasyon üzerinde, istihdam üzerinde, piyasa üzerinde etki yaratıyor. Ama İranlılar küresel ekonomi açısından durumun çok daha kötü olduğunu ve çok kötü bir şeyin eşiğinde bulunduğunu görüyor.
S. Muhammad Marandi: Bu nedenle İranlılar temelde Amerikalılara şunu söylüyor: Bizim taleplerimiz var. Bu talepler karşılanmalı. Biz saldırganlık yapmadık. Bu savaşı biz başlatmadık. Savaştan sonra ateşkes bile yaptık. Siz taahhütlerinize uymadınız. Eğer uysaydınız, küresel ekonomi bugün bulunduğu yerde olmazdı.
S. Muhammad Marandi: Dolayısıyla durum bu. İran’daki beklenti bunun zor olacağı yönünde. Bu ya ABD saldırılarına, yeni bir saldırı dalgasına yol açabilir ya da önümüzdeki günlerde ABD’nin daha esnek hâle gelmesine yol açabilir. Her iki yol da oldukça makul, yani mümkün. Ama bence İran’daki çalışma varsayımı savaş olacağı ve İran’ın savaşa hazırlandığı yönünde. Çalışma varsayımı bu.
S. Muhammad Marandi: İranlılar, barış yolunda olduğumuzu düşünerek rehavete kapılmayacak. Çünkü geçmişte ABD ile çok kötü deneyimlerimiz oldu. Bu sadece Trump ile ilgili değil. Bir televizyon programında eski bir Obama yetkilisiyle birlikteydim; Trump ile Obama arasındaki farklardan bahsediyordu. Obama İran’a yalan söyledi. JCPOA’da hile yaptı. O anlaşmada birçok kusur vardı ve ABD bunu kendi avantajına kullandı.
S. Muhammad Marandi: Obama’dan önce de, devrimin başlangıcından bu yana, ABD ile İran arasında ne zaman bir tür diyalog, bir tür anlaşma olsa, İran’a ihanet eden, dürüst davranmayan taraf Amerikalılar oldu. Bu yüzden burada büyük bir şüphe var. Müzakereler sürerken saldırıya uğramamız da mümkün. Kimse Pakistanlı arabulucular aracılığıyla ya da başka bir üçüncü taraf üzerinden İran’a gönderilen bir mesaja güvenmeyecek. Şu anda durum temelde bu. Bunun doğru bir değerlendirme olduğundan oldukça eminim.
İran’ın Kırmızı Çizgileri
Glenn: Evet, Trump’ın “Cuma günü İran’ı vurmayı planlıyorduk ama sonra Körfez ülkeleri ya da oğlunun düğünü nedeniyle vazgeçtik” gibi yorumlar yapabilmesini ilginç buluyorum. Bütün bu açıklamalar, müzakereler sırasında yeniden saldırmayı planladıklarını sıradan bir şekilde söylemesi, evet, eğer güven tamamen ortadan kalkmadıysa bile, bunu biraz azaltıyor.
Glenn: Ama İran’ın taleplerini belirlediğini söylediniz. Elbette müzakerelerde genelde her iki taraf da bir talepler setiyle başlar ve ortada buluşabilmek için biraz manevra alanı bırakır. İran pozisyonunda sizce kırmızı çizgiler neler? Çünkü Hürmüz Boğazı’ndan vazgeçmek, yani Hürmüz Boğazı’nı elde tutmak, taşa yazılmış gibi görünüyor.
Glenn: Ayrıca İran’ın konvansiyonel caydırıcılığını, balistik füzelerini, insansız hava araçlarını ya da müttefikleriyle ilişkisini terk etmeye veya azaltmaya razı olabileceğini de hayal edemiyorum. Aslında sık sık şunu söylüyorum: Bunun ABD’nin çıkarına olduğunu da sanmıyorum. Çünkü o zaman İran nükleer caydırıcılığa daha bağımlı hâle gelir. Bu yüzden diyorum ki, izin vermek değil ama İranlıların kendilerini güvende hissedecekleri ölçüde güçlü bir konvansiyonel caydırıcılığa sahip olduklarını kabul edin.
Glenn: Peki nükleer program ne olacak? Çünkü İran daha önce JCPOA’yı kabul etmişti. Sizce İran’ın pozisyonu nerede sertleşti? Yine biliyorum, hükümet adına konuşmuyorsunuz. Sizce İran hükümeti nerede bir santim bile kıpırdamaz, nerede biraz hareket alanı olabilir?
S. Muhammad Marandi: Glenn, yaparken çok dikkatli olduğum bir şey var: Ayrıntıları sormuyorum. Çünkü medyada olduğum için, bana söyleseler bile, bazı şeyleri bilmek istemiyorum. Elbette sorsam bile bana söylenmeyecek şeyler de var. Bu yüzden şimdi söyleyeceklerimin çoğu temelde benim anlayışım, ama bilgiye dayalı değil.
S. Muhammad Marandi: İranlılar, önceye göre çok daha güçlü bir konumdalar. Bence bu genel bir değerlendirme. Robert Kagan bile bunu kabul ediyorsa, kimsenin buna marjinal bir değerlendirme ya da abartı diyebileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla İranlılar çok daha güçlü bir konumda. İran tarafında esneklik ihtiyacının çok daha az olduğunu hissediyorlar.
S. Muhammad Marandi: Öte yandan İran’ın talepleri Amerikan taleplerinden çok daha makul. Bu da İranlıların esnekliğin ancak belli bir yere kadar gidebileceğini düşünmesinin başka bir nedeni. Neden? Çünkü İran ABD’den egemenliğinden vazgeçmesini talep etmedi, etmiyor. ABD’den Meksika Körfezi’ndeki askeri varlığından vazgeçmesini istemiyor. Böyle bir şey yapmıyor. Böyle bir şey talep etmiyor.
S. Muhammad Marandi: Bu nedenle İran talepleri makul. İranlılar daha güçlü bir konumda. Ayrıca İran’ın çok güçlü bir aracı var: Hürmüz Boğazı. Günün sonunda ABD ile savaş sırasında bütün savunma ve saldırı amaçlı askeri angajman az çok Hürmüz Boğazı etrafında gelişti. Hürmüz Boğazı nasıl alınacak, kontrol edilecek ve kontrol altında tutulacak?
S. Muhammad Marandi: Bölgedeki ABD üsleri yok edildi. Siyonist rejim tırmandırmaya gittiğinde, elbette Siyonistler gece gündüz düzenli olarak hedef alınıyordu. Ama tırmanma olduğunda İranlılar hem İsrail rejimine karşı hem de savaşın parçası olan Basra Körfezi’ndeki ABD vekillerine karşı tırmanmayla yanıt veriyordu.
S. Muhammad Marandi: Fakat bütün bunların sonunda büyük ödül Hürmüz Boğazı’nın kontrolüydü. Bu, İranlıların sahip olduğu büyük önemde bir şey; İran’ın araç kutusundaki en önemli araçlardan biri. İran bu cephede bir şey verecekse, karşılığında çok büyük şeyler talep edecektir.
S. Muhammad Marandi: Ayrıca İran’ın bu savaşı başlatmamış olması, İranlılara yalnızca ahlaki üstünlük vermiyor. Hürmüz Boğazı’nı onlar kapatmadı. Bu küresel krizi onlar yaratmadı. Bu, güçlü bir İran mağduriyeti duygusu yaratıyor. İranlılar Şii Müslümanlar olarak zaten zulme karşı durma ve ezilenleri destekleme konusunda çok güçlü bir duyguya sahip.
S. Muhammad Marandi: Dolayısıyla savaşın mağdurusunuz. Ezilenleri destekleme ideolojiniz var. Siz de tehdit ediliyorsunuz. Bu yüzden saldırgana karşı duruyorsunuz. Bütün bunlar birleştiğinde İran’ın müzakere masasındaki pozisyonunu çok daha güçlü hâle getiriyor. Çünkü hükümet ekonominin büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu biliyor. Ama İran halkı da dirençli.
S. Muhammad Marandi: Önümüzde sıkıntılar olabilir. Bazı insanlar sokağa çıkıp “işe ihtiyacımız var, zorluklarımız var” diyebilir. Ama bu yönetilebilir olur. Diğer tarafta ise bu yönetilebilir olmayacak. Bunların hepsi birlikte İranlıları, öncekinden daha iyi bir anlaşmaya sahip olmaları gerektiği konusunda kararlı kılıyor. Nükleer meselede olsun, Hürmüz Boğazı konusunda olsun, İran egemenliği konusunda olsun, işler öncekinden çok farklı olacak.
S. Muhammad Marandi: İran esnek olabilir. Bu yine sadece benim değerlendirmem. Diyelim ki İranlılar ve Amerikalılar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açması konusunda anlaştı. İran zaten hiçbir zaman Hürmüz Boğazı’nı kapatmadı, bunu her zaman vurgulamalıyım. İran Hürmüz Boğazı’nı asla kapatmadı; sadece ABD’nin İran’a saldırısında ABD ile birlikte olan ülkelere kapattı. Dost ülkelerin gemileri ise bütün bu süre boyunca geçiyordu. Basra Körfezi’ndeki bu beş rejim için kapalıydı, ama Iraq için, Oman için asla kapalı değildi.
S. Muhammad Marandi: Diyelim ki varsayımsal olarak Amerikalılar ve İran, sonunda belli koşullar altında, farklı koşullar altında Hürmüz ticaretini açma konusunda anlaştı. İran yine kontrol sahibi olacak. İran Amerikalılarla yapılan anlaşma metninde açıkça bir ücret almayabilir, ama İran ücret alacaktır. Bunun Amerikalılarla yazılı şekilde “evet, ücret almayı kabul ediyoruz” ya da “almamayı kabul ediyoruz” diye yer alması gerekmez. Fakat gerçekte oradan geçen gemiler, hangi nedenle olursa olsun, bir ücret ödemek zorunda kalacak. Küresel ısınma, çevre koruması ya da güvenlik maliyetleri, her neyse. Ama İranlılar bir ücret alacak.
S. Muhammad Marandi: Ayrıca İranlılar artık ABD’nin Basra Körfezi’ni askeri bölgeye çevirmesine izin vermeyecek. Dolayısıyla kâğıt üzerinde bazı şeyler olabilir, ama kâğıt üzerinde olmayacak başka şeyler de olabilir.
Yaptırımlar ve ABD’nin Hesapları
Glenn: Kagan hakkında söyledikleriniz ilginç. Avrupa’da enformasyon alanı çok kısıtlı. Ben sık sık İran’ın kazandığını söyledim. İran’ı çeşitli nedenlerle yenemezsiniz. Her şeyden önce silahlar meselesi var. Trump “donanmayı, hava kuvvetlerini yok ettik” diyor. Ama günün sonunda bunların hepsi doğru olsa bile, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmak için ihtiyaç duyduğu silahlar Trump’ın kastettiği şeyleri gerektirmiyor.
Glenn: Fakat başından beri İran’ın kazandığını söylediğimde, bana bunun İran propagandasını tekrarlamak olduğu söylendi. Ama sizin dediğiniz gibi, şimdi neoconların kralı Kagan çıkıp esasen “şah mat” başlıklı yazılar yazıyor; yani İranlılar kazandı.
Glenn: Ben ayrıca İranlıların silahlarının büyük bölümünü yer altında korumakla kalmadığını, aynı zamanda çok güçlü, özerk bir endüstriyel potansiyele sahip olduklarını ve ateşlenen ya da yok edilen stokları yenilemek için üretimi artırabileceklerini söyledim. Buna da İran propagandası yaydığım söylendi. Ama şimdi ABD istihbarat camiasının İranlıların beklenenden çok daha hızlı şekilde yeniden inşa edip stoklarını tamamladığını söylediğini görüyoruz.
Glenn: Sanırım buradaki ders şu: İnsanların hoşuna gitmeyen her gerçeklik propaganda oluyor. Ama yaptırım hafifletmenin ne anlama geldiğini sormak istiyordum. Eğer Amerikalılara danışmanlık yapıyor olsaydım, bunun ellerinde sunabilecekleri bir alan olduğunu söylerdim. Çünkü ABD yenilse, İran üstün çıksa ve Amerika eve dönmek zorunda kalsa bile, yaptırımlardan vazgeçmeleri için bir neden olmayabilir.
Glenn: Elbette bütün yaptırımlar kaldırılırsa İran bundan yararlanabilir. Kademeli olarak değil, çünkü bence kademeli demek kaldırılmayacak demektir. Ama hepsi kaldırılırsa, İranlıların başka alanlarda biraz yumuşama göstermeye istekli olabileceği bir durum ortaya çıkar. Yine de yaptırımlar ne kadar önemli? Amerikalıların İran’a bir şey teklif etmek açısından başka hangi kartları var? Yani sadece tehdit ve baskı yerine, NATO’nun deyimiyle güç yoluyla barıştan başka ne sunabilirler?
S. Muhammad Marandi: Amerikalılar İran’a ait önemli miktarda varlığı çaldı. Gerçek rakamları bilmiyorum, ama açıkça milyarlarca dolar değerinde. Fakat İran’ın bu varlıklar üzerinde kontrolü olmadığı için, sanki yokmuş gibiler. Bu anlamda çok fazla kaldıraç yok. Asıl kaldıraç elbette yaptırımlar.
S. Muhammad Marandi: Savaş tehdidi ise İranlıların gerçekten korktuğu bir şey değil; az önce sizin açıkladığınız nedenlerden dolayı. Daha önce söylediğimiz her şey artık New York Times ve Washington Post tarafından bile kabul edildi, her ne kadar İran’ın dostu olmasalar da.
S. Muhammad Marandi: Büyük bir güvenle şunu söyleyebilirim, bundan çok eminim: İran ordusu bugün, savaşın başındaki hâline göre savaşa çok daha hazır. Başka bir deyişle İran, askeri açıdan üç ay öncesine göre belirgin biçimde daha güçlü. Dolayısıyla başka bir savaş çıkarsa, Amerikalılar için daha kötü olacak.
S. Muhammad Marandi: Yemen çok daha hazırlıklı. Iraq’ta da geçen sefer direniş aktifti, ama bu kez çok daha aktif olacaklar. Yani tırmanma olacak, hızlı bir tırmanma olacak ve İran tarafının ve müttefiklerinin kabiliyetleri öncekinden daha fazla. Elbette İran’ın müttefikleri çok fazla katılmadı, çünkü plan bu değildi. Tırmanmayı yönetmek istiyorlardı. Ama bu kez farklı olacak.
S. Muhammad Marandi: Dolayısıyla savaş olursa, ABD için çok kötü bitecek. İranlılar askeri çatışmaya geri dönme konusunda kendinden emin. Bunu istedikleri için değil. İranlılar savaşı başlatmadı. Savaş istemiyorlar. Ama İran, savaş yeniden başlarsa üstünlüğün kendisinde olduğunu biliyor. Önceki 39 günlük çatışmadan daha da kötü sonuçlanır; hem Amerikalılar hem de İsrail rejimi için.
S. Muhammad Marandi: Ancak yine müzakere masasında İran’ın sunacağı şey Hürmüz Boğazı’ndan geçiştir. Amerikalılar birkaç büyük hesap hatası yaptı. Ama bence en büyüğü, ya da en büyüklerinden biri, daha önce bahsettiğim Flint ve Hillary Mann Leverett’in “Going to Tehran” kitabına kadar giden şeydir; bence herkes okumalı. En büyük hesap hatası İran’ı yanlış anlamalarıdır. Siz İran’a gittiğiniz için ne demek istediğimi biliyorsunuz. Bence o kitap bunu çok iyi açıklıyor. Ayrıca ABD rotasını değiştirmezse ne olacağını da öngördüler.
S. Muhammad Marandi: En büyük hata bu. İran’ı yanlış anlamaları nedeniyle “baş kesme” ya da rejim değişikliği fikrinin tamamı gülünç. New York Times’ın Ahmadinejad hakkındaki yazısı burada İran’da her şeyden çok bir şaka gibi duyuluyor. Eğer ciddiyse, bu insanların ne yaptıklarına dair hiçbir fikirleri olmadığını gösterir. Ciddi değilse, bu sadece New York Times’ın ne kadar ciddiyetsiz olduğunu ve kendi okur kitlesinin gerçekte bu kadar gülünç bir şeye inanacağını düşündüğünü gösterir.
S. Muhammad Marandi: Bu da onların İran’ı kavrayışının ve İran anlatısının o kadar garip, anormal, çarpık ve gerçeklikten kopuk olduğu anlamına gelir ki nesnel değerlendirmeler yapamazlar. Bu yüzden operasyonlar yürüttüklerinde, politika uyguladıklarında duvara çarparlar. Çünkü gerçeklikle uğraşmıyorlar. Kendi hayal güçlerinde yarattıkları bir şeyle uğraşıyorlar.
S. Muhammad Marandi: Yaptıkları ikinci büyük hata elbette İran’ın askeri kabiliyetleri, ABD’yi Hürmüz Boğazı’nda yenme, petrol ve enerji akışını durdurma ve kontrol altına alma kapasitesi konusundaydı.
S. Muhammad Marandi: Ama bunun ötesinde, taktik açıdan Amerikalıların savaştaki en büyük hatası kuşatmayı birinci gün dayatmamalarıydı. İranlılar bunun olmasını bekliyordu. ABD’nin en başta İran limanlarına kuşatma uygulamasını bekliyorlardı. Buna yönelik acil durum planları vardı, ama çok zor olurdu.
S. Muhammad Marandi: Fakat Amerikalılar bunu yapmadı. Hatta İran petrolüne yönelik yaptırımları kaldırdılar; bu da İranlıların petrolünü daha yüksek fiyattan satmasına yardımcı oldu. Çünkü Amerikalılar bunun hızlı bir zafer olacağını düşündü ve piyasaları rahatsız etmek istemedi. Petrol fiyatını düşük tutmak istediler ki İran’ı yendiklerinde her şey yoluna devam etsin. Bu felaket bir hesap hatasıydı.
S. Muhammad Marandi: Sadece savaştan, yani sıcak savaştan ve ateşkesten yaklaşık bir hafta kadar sonra Amerikalılar kuşatmayı uygulamaya başladı. Bu, yani Amerikalılar bunu birinci gün yapsaydı bile İran hâlâ müzakere masasında üstün olurdu. Ama bunu geciktirdikleri için İran üzerindeki baskı daha geç başlıyor ve ABD üzerindeki ekonomik baskıdan daha yavaş büyüyor.
S. Muhammad Marandi: Diyelim ki tamamen spekülasyon olarak, İran bunu bekleyerek atlatabilir. Sanırım bir ay önce Amerikan istihbaratı İran’ın dört ay dayanabileceğini ya da benzeri bir şey söylemişti. Diyelim ki durum bu. Şimdi diyelim ki üç ay kaldı. Bunun doğru bir değerlendirme olduğunu söylemiyorum, sadece doğru olduğunu varsayalım diyorum.
S. Muhammad Marandi: O zaman gördüklerimize göre, sizin programınızda ve başka programlarda da konuşulduğu gibi, ABD ekonomisi ve küresel ekonomi üç ay bekleyemez. Bu kesinlikle mümkün değil. Diyelim ki ABD kuşatmayı daha önce başlatmış olsaydı, o üç ay şimdi iki ay olurdu ve yine daha yakın olurduk. Bilmiyorum, söylemek istediğimi anlamlı bir şekilde ifade edebiliyor muyum, mantıklı geliyor mu?
S. Muhammad Marandi: İranlılar müzakere masasında üstün. Sadece Hürmüz Boğazı’nı kontrol ettikleri için değil. Sadece askeri olarak etkili olduklarını gösterdikleri için değil. Sadece devlet kurumlarının ve halk meşruiyetinin Batı medyasının kabul etmek isteyeceğinden çok daha yüksek olduğunu gösterdikleri için değil. Yine “Going to Tehran” kitabına dönersek. Ama ayrıca okunması iyi olacak başka bir kitap da ortak dostumuz Alistair Crooke’un “Resistance” kitabıdır; İslam Cumhuriyeti’nin ya da İslam Devrimi’nin özü gibi bir şeydi. O da iyi bir okuma.
S. Muhammad Marandi: Her durumda, bunlara ek olarak İranlılar bekleme oyununda Amerikalılardan daha uzun süre dayanabilir. Dolayısıyla savaşa geri dönülürse İranlılar üstün. Bekleyip ne olacağını görme seçeneğinde de İranlılar üstün. Müzakere masasında Amerikalılarda bildiğim bir aciliyet duygusu var, İranlılarda ise bu aciliyet duygusu yok. Amerikalılar hemen yanıt istiyor. İranlılar “bunu düşünelim, iyice düşünelim” diyor.
S. Muhammad Marandi: Bu yüzden Trump için iyi bir çözüm yok. Bu Trump için iyi bitmeyecek ve Trump, İsrail rejimi ve Siyonist lobi sayesinde ABD için de iyi bitmeyecek. Ama yine de sorunuza verdiğim yanıt, bu gece mi, yarın gece mi, ertesi sabah mı, ne zaman olursa olsun askeri çatışma mı yaşayacağız yoksa bir tür anlaşma mı olacak, buna dair size bir cevap sunmuyor. Benim için tamamen belirsiz.
Yüksek Alarm ve Yeni Savaş İhtimali
Glenn: İran’ın yüksek alarma geçirildiğini görüyorum. En azından hafta sonu boyunca İran’ın hava sahasını kapattığına dair haberler var. Peki bunu şimdi ne tetikledi? Yakın bir saldırıya dair herhangi bir haber var mı?
S. Muhammad Marandi: İran en az üç haftadır yüksek alarmda. Bu süre içinde bana birçok kez “bu gece olabilir, yarın olabilir” dendi. Bunu birçok kez duydum. Ama bu üç günlük bir hafta sonu. Ayrıca küresel ekonomik krizde kritik noktaya yaklaşıyoruz. Tahvil piyasaları sallantıda.
S. Muhammad Marandi: Elbette Trump’ın oğlunun düğününe gitmeyeceğini söylemesi ve benzeri şeyler var. Bu sadece benim tahminim. ABD’nin aciliyet duygusu, bütün bunlar, bence İranlıları etkiliyor. Ayrıca bu üç günlük bir hafta sonu. Üç günlük bir hafta sonundayız ve Trump’ın, ya da en azından öyle görünüyor ki Trump’ın, savaşları hafta sonlarında başlatmayı sevdiğini biliyoruz. ABD genel olarak savaşları hafta sonlarında başlatmayı sever gibi görünüyor. Böylece piyasalar çok fazla etkilenmez, şoka girmez ve onların bakış açısından hafta sonu bitmeden durumu bir şekilde kontrol altına almayı umabilirler. Belki hesaplar bunlar olabilir.
S. Muhammad Marandi: Şu anda cumartesi günündeyiz. Yani önümüzde hâlâ iki gün var. Normal bir hafta sonu kadar zaman hâlâ önümüzde. Ama bu bir saldırı olacak demek değil. Bence bunu söylemek imkânsız. En azından benim için imkânsız.
S. Muhammad Marandi: Ama biliyorsunuz Glenn, İranlılar kendinden emin. Hiç panik hâlinde değiller. On iki günlük savaş İranlıları kendileri hakkında çok daha özgüvenli yaptı. Bu savaş ise kapasiteleri, direniş ve ideolojik güçleri konusunda, nasıl söyleyeyim, çok daha ileri gitti. Bu savaş on iki günlük savaşın çok ötesine geçti.
S. Muhammad Marandi: Bu yüzden beklentileri de çok yüksek olan bazı İranlılar var. Hükümetin, devletin ve müzakerecilerin bununla da baş etmesi gerekiyor. Bazı insanların, birçok insanın beklentileri son derece yüksek. İranlılar konumları konusunda kendinden emin. Ekonomik durum zor. Daha da zorlaşacak. Ama İranlılar kendinden emin.
Bölgesel Aktörler
Glenn: Bu çok tehlikeli ve zor bir durum. Çünkü ABD savaşı kazanamaz. Trump’ın eve getirip zafer olduğunu iddia edebileceği bir barış da elde edemez. Ateşkesi de gerçekten sürdüremez. Çünkü bu konuda zaman Amerika’nın yanında değil; Körfez ülkelerinin Trump’ı sürekli uyardığı söylenen şey de bu.
Glenn: Peki diğer bölgesel aktörlerin, Israel olsun, Saudi Arabia, Turkey, Körfez ülkeleri olsun, müzakere sürecini sınırlama ya da destekleme açısından ne kadar etkisi olduğunu düşünüyorsunuz? Yoksa hepsi burada seyirci mi?
S. Muhammad Marandi: Qatar İran’a bir heyet gönderdi, ama hiçbirinin gerçekten çok fazla katkısı olduğunu sanmıyorum. Pakistan bile yaptığı şey itibarıyla mesajları ileri geri iletiyor. Bu İran’ın tercih ettiği bir şey. İran her şeyin yazılı olmasını tercih ediyor, çünkü İran işleri iyice düşünmek istiyor. Amerikalılara güvenmiyorlar. Gidip gelen hiçbir şeyde boşluk olmadığından emin olmak istiyorlar.
S. Muhammad Marandi: Geçmişte Amerikalılar çok sık şeyler vaat ettiler ve hiçbir zaman yerine getirmediler. Ayrıca Pakistan arabuluculuğunun da kendi zorlukları olabilir. Pakistanlı arabulucular bir şeyi belli bir şekilde yorumlayabilir ve sonra Amerikalılar, ki bu oldu, “biz bunu kastetmedik” diyebilir. Bu yüzden bence temelde önemli olan şey gidip gelen mesajlar.
S. Muhammad Marandi: Bölgedeki ülkeler konusunda, biliyorsunuz, en başından beri çok fazla aldatmaca vardı. Geçen yıl hatırlarsınız, savaştan önce ve şimdi önceki savaşın, on iki günlük savaşın yıl dönümüne yaklaşıyoruz, savaştan hemen önce Trump ile Netanyahu arasında İran’a karşı savaş açma konusunda büyük farklılıklar olduğunu duyduk. Bunun sahte olduğu ortaya çıktı.
S. Muhammad Marandi: Şimdi de, daha birkaç gün önce, Trump ile Netanyahu’nun görünüşe göre, iddiaya göre, İran konusunda yine büyük bir görüş ayrılığı yaşadığı söylendi. Buna inanmalı mıyım? Burada kimsenin bunu gerçekten ciddiye aldığını sanmıyorum. Doğru olabilir, olmayabilir. Ama kimse bunu ciddiye almayacak, çünkü bu anlatının önceki savaşın hemen öncesinde dezenformasyon olarak kullanıldığını zaten gördük.
S. Muhammad Marandi: Ya da örneğin Basra Körfezi’ndeki beş ülke, savaştan önce savaşa karşı olduklarını iddia ediyorlardı. Ama yavaş yavaş ortaya çıktı ki hiçbirisi gerçekten savaşa karşı değildi. Aslında savaşı destekliyorlardı, çünkü ABD’nin hızlı bir zafer kazanacağını düşünüyorlardı. Amerikalılara yardım ettiler ve Amerikalılara her şekilde yardım etmeye devam ediyorlar.
S. Muhammad Marandi: Bugün ise çok daha kaygılılar. Çünkü İran’ın onlara ne kadar kötü zarar verebileceğini ve dahil oldukları suçlar nedeniyle nasıl misilleme yapabileceğini görüyorlar. Bu yüzden savaşa karşı olduklarını söylüyorlar. Ama yine bilmiyoruz. Gerçekten kimsenin bildiğini sanmıyorum. Bazı insanlar kalplerinin değiştiğine inanabilir, bazıları bunun ciddi olduğuna inanmaz.
S. Muhammad Marandi: Emirates elbette farklı bir vaka. Emirates kendisini İsrail rejiminin tam müttefiki olarak gösteriyor. Bu akılsızca bir hamle. Çünkü yalnızca İran’ın konumunu bütün bölge nezdinde ve kamuoyu önünde haklı çıkarıyor. Savaş sırasında İran bu rejimlere karşı misilleme yaptığında, Arap dünyasının dört bir yanında insanlar İran’ı alkışlıyordu; bu rejimler tarafından fonlanan Wahhabi ve Salafi çevreler ile maaşlı insanlar dışında. Sokaktaki insanlar alkışlıyordu.
S. Muhammad Marandi: Neden? Çünkü bu rejimlerin hiçbirinin onlara bir fayda sağlamadığını, farklı ülkelerde Araplar için iyi bir şey yapmadığını, Filistinliler içinse hiç yapmadığını biliyorlar. Qatar bazı şeyler yapıyormuş gibi davranıyor; bazı Filistinlilere burs vermek ya da savaştan önce Gaza’da birkaç hastane inşa etmek gibi, veya Al Jazeera’nın İsrail rejiminin suçlarını göstermesi gibi. Ama gerçekte Qatar kayda değer hiçbir şey yapmıyor. Tıpkı Turkey’de Erdogan’ın yaptığı gibi; o da Baku’dan Netanyahu’ya ucuz petrol taşımaya devam ediyor. Hiçbiri hiçbir şey yapmıyor.
S. Muhammad Marandi: Dolayısıyla Emirates bu tutumu alarak İran’ı daha da güçlendiriyor. İran’ın yumuşak güç kabiliyetlerini artırıyor. Çünkü herkes İsrail rejiminden nefret ediyor. Bu ülkelerin nerede durduğunu bilmiyoruz. En azından ben bilmiyorum. Bazı insanların Qataris’in fikir değiştirdiğini söylediğini duyuyorum. Ama bu gerçekten bir fikir değişikliği olduğu için değil. Eğer pozisyonda bir değişiklik varsa, bunun nedeni gaz tesislerinin tamamen yok edilebileceğini bilmeleridir. İran’ın kritik altyapısı saldırıya uğrarsa ve benzeri şeyler olursa bu gerçekleşir.
S. Muhammad Marandi: Turkey ise NATO’dur ve Erdogan ABD’ye karşı hiçbir şey yapmaz. Gaza’da yapmadı. Lebanon’da yapmadı. Yapmayacak. Her ne kadar hepimizin bildiği gibi İsrail rejimi Turkey için daha büyük bir tehdit olsa da. Greater Israel aslında İran’ı ya da direniş ekseninin iki üyesi olan Yemen’i doğrudan etkilemiyor. Daha çok Turkey, Syria, Lebanon, Jordan, Saudi Arabia, Iraq ve Egypt’i etkiliyor.
S. Muhammad Marandi: Elbette dolaylı olarak İran’ı etkilerdi, çünkü genişlerse etki alanı da onunla birlikte genişlerdi. Ama her durumda, hayır, bu ülkelerin ABD’ye karşı duracak bir liderliği yok. Bu yüzden bölge gerçekten o kadar önemli değil. Bu mesele İran, ABD ve İsrail rejimi arasında.
S. Muhammad Marandi: Ama Israel içinde de çok sayıda sorun var. Hebrew media’yı takip edenler rejim içinde kriz olduğunu biliyor. Alistair Crooke ve eşi Aisling, özellikle eşi, Hebrew media konusunda çok çalışma yapıyor. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenlerin Conflicts Forum’u takip etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Kapanış
Glenn: Evet, onun Conflicts Forum’u gerçekten oldukça iyi. Hebrew media’da neler olduğunu takip etmek için ben de mutlaka okuyorum. Ama White House’tan çıkan herhangi bir mesajı gördüğümüzde biraz endişeleniyorum. “İyimseriz, barışa yaklaşıyoruz” diyorlar. Bu genellikle saldırabileceklerine dair bir kırmızı bayrak oluyor.
Glenn: Trump, Körfez ülkelerinin kendisini saldırmamaya ikna ettiğini söyledi. Bu da saldırı planlarken onlara biraz koruma sağlamaya çalışacakmış gibi geliyor. Elbette Netanyahu ile Trump arasında yeni bir ayrılık konuşması da saldırıdan önce duymak isteyeceğiniz türden bir şey. Umarım bu hafta sonu barışçıl geçer. Her zamanki gibi zamanınız konusunda bu kadar cömert olduğunuz için çok teşekkür ederim.
S. Muhammad Marandi: Hiç önemli değil. Her zaman büyük bir zevk, Glenn. Herkes için barışçıl olmasını umuyorum; Cuba halkı, Lebanon halkı, Gaza halkı ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar için. Umarım daha iyi günler görürüz. Yakın zamanda daha iyi günler göreceğimize kimsenin inandığını sanmıyorum, ama bence sonunda, zorluklardan sonra işler daha iyiye gidecek.