Judge Napolitano - Judging Freedom

Robert Francis Kennedy Jr.: “Amerikan Başkanının Başlıca Görevi Ülkeyi Savaşın Dışında Tutmaktır”

İngilizce yapılan podcast bölümünde Robert Francis Kennedy Jr., ABD başkanlığına neden aday olmak istediğini ve seçilmesi halinde derin siyasi kutuplaşmayı nasıl aşabileceğini anlattı. Bölüm, Kennedy’nin Amerika’nın geçmişteki küresel konumu, orta sınıfın ekonomik gücü, savaş karşıtı başkanlık anlayışı ve federal hükümete duyulan güvenin aşınması üzerine değerlendirmelerine odaklandı.

Kennedy’nin Başkanlık Gerekçesi: Çocuklarının Ülkeyle Gurur Duyması

Sunucu, Robert Francis Kennedy Jr.’a, “bu bölücü ve sert günlerde” neden Amerika Birleşik Devletleri başkanı olmak istediğini sordu. Kennedy yanıtına kişisel bir gerekçeyle başladı: Çocuklarının, kendisinin çocukken duyduğu ülke gururuyla büyümesini istediğini söyledi.

"Çocuklarımın, benim büyürken ülkeme duyduğum gururun aynısıyla büyümesini istiyorum," diyen Robert Francis Kennedy Jr., Amerika’nın kendi çocukluk döneminde “dünya tarihindeki en büyük ulus” olduğuna inandığını belirtti.

Kennedy, bu kanaatini yalnızca nostaljik bir duygu olarak değil, “çok sayıda iyi kanıtla” desteklenen bir değerlendirme olarak sundu. Ona göre Amerika, bir zamanlar “örnek ülke” konumundaydı. 1776’da modern demokrasiyi icat ettiğini savunan Kennedy, Amerikan İç Savaşı’na gelindiğinde, yani 1860’a kadar, beş ülkenin ABD modelini taklit ettiğini söyledi.

Kennedy, çocukluk döneminde birçok ülkenin Amerikan modeline dayalı demokrasilere dönüşmekte olduğunu ifade etti. Bu tabloyu, ABD’nin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki cazibe merkezi olduğu bir dönem olarak anlattı.

“Great Prosperity” ve Amerikan Orta Sınıfı

Kennedy, II. Dünya Savaşı sonrasındaki 50 yıllık döneme de geniş yer verdi. Ekonomistlerin bu dönemi “Great Prosperity” olarak adlandırdığını söyledi. Ona göre bu dönem, Amerikan orta sınıfının tarihte eşi görülmemiş bir ekonomik motor haline geldiği yıllardı.

"İnsanlığın daha önce hiç görmediği türden bir ekonomik motor olan olağanüstü bir orta sınıf yaratmıştık," diyen Robert Francis Kennedy Jr., bu orta sınıfın ekonomik gücünün Amerika’ya “yeryüzündeki servetin yarısını” kazandırdığını ileri sürdü.

Kennedy’nin anlatımında Amerikan orta sınıfı yalnızca iç refahın kaynağı değildi; aynı zamanda ABD’nin küresel ağırlığının da temeliydi. Ancak onun için daha önemli olan nokta, Amerika’nın dünya çapında “ahlaki otorite” olarak görülmesiydi. Kennedy, insanların Amerika’yı sevdiğini, Amerikan liderliğini istediğini ve “liderlik ile zorbalık arasındaki farkı” bildiğini söyledi.

Bu bölümde Kennedy, geçmişteki Amerika tasvirini bugünle doğrudan karşılaştırmadı; fakat sunucunun sorusu ve devamındaki yanıtları, onun mevcut ABD siyasetini bu geçmişten ciddi biçimde sapmış gördüğünü ortaya koydu.

John F. Kennedy ve Savaş Karşıtı Başkanlık Anlayışı

Kennedy, çocukluğunda amcası John F. Kennedy’nin başkan olduğunu hatırlattı ve onun dış politika yaklaşımını kendi başkanlık anlayışının önemli bir referans noktası olarak sundu. Ona göre John F. Kennedy, Amerikalıları savaşa göndermemekte ısrar etmişti.

"Bir Amerikan başkanının başlıca görevi ülkeyi savaşın dışında tutmaktır," diyen Robert Francis Kennedy Jr., bu anlayışı amcası John F. Kennedy’ye atfetti.

Kennedy, John F. Kennedy’nin yakın dostlarından Ben Bradley’nin ona mezar taşında ne yazmasını istediğini sorduğunu anlattı. Kennedy’ye göre John F. Kennedy bu soruya, “barışı korudu” anlamına gelen bir yanıt verdi. Robert Francis Kennedy Jr., bu cevabı, amcasının başkanlık görevini savaşlardan kaçınma sorumluluğuyla ilişkilendirdiğinin göstergesi olarak aktardı.

Kennedy, bu yaklaşımın Dwight Eisenhower’ın uyarısıyla da uyumlu olduğunu söyledi. Eisenhower’ın, ABD’nin dışarıda bir imparatorluk haline gelmesi durumunda içeride “gözetim devleti, güvenlik devleti, garnizon devleti”ne dönüşeceği uyarısında bulunduğunu aktardı. Kennedy, dışarıda savaşçılıkla içeride demokrasinin bir arada yürüyemeyeceği görüşünü savundu.

"Dışarıda savaş kışkırtıcılığı ile içeride demokrasi birbiriyle bağdaşmazdı," diyen Robert Francis Kennedy Jr., John F. Kennedy’nin bu hedefe sadık kaldığını ifade etti.

Laos, Vietnam, Berlin ve Cuba Örnekleri

Kennedy, John F. Kennedy’nin başkanlığı boyunca Amerikan muharip birliklerini başka ülkelerde ölüme göndermediğini söyledi. Bu iddiasını bir dizi dış politika krizi üzerinden açıkladı.

Kennedy’ye göre John F. Kennedy, yönetiminin başında, 1961’de Laos’a girmeyi reddetti. Vietnam’a girmeyi de reddettiğini söyledi. Ayrıca 1962’de Berlin’e, 1961’de ve Cuban Missile Crisis (Küba Füze Krizi) sırasında 1963’te Cuba’ya girmeyi reddettiğini ifade etti. Transkriptte yıllar bu şekilde yer aldı; Kennedy, özellikle Cuba konusunda iki ayrı tarih zikretti.

Kennedy, Vietnam konusuna daha fazla ayrıntı verdi. Ona göre John F. Kennedy’nin danışmanları ve istihbarat yapısı, Vietnam’a 250.000 asker gönderilmesini istiyordu. Bu çevrelerin bunun “gerekli” olduğunu söylediğini aktardı. Kennedy ise amcasının sonunda yalnızca 16.000 askeri danışman göndermeye razı olduğunu söyledi. Bu danışmanların muharebeye katılmasına izin verilmediğini belirtti.

"Danışmanları ve istihbarat aygıtı Vietnam’a 250.000 asker göndermesini istiyordu; bunun gerekli olduğunu söylediler," diyen Robert Francis Kennedy Jr., John F. Kennedy’nin buna rağmen muharip birlik göndermediğini savundu.

Kennedy, 16.000 askeri danışman sayısını da başka bir örnekle karşılaştırdı. John F. Kennedy’nin, James Meredith’in Oxford’daki Old Miss’e girmesini sağlamak için bundan daha fazla adam gönderdiğini söyledi. Kennedy, Meredith’i “bir siyah adam” diye niteledi ve bu karşılaştırmayla, Vietnam’a gönderilen askeri danışman sayısının sınırlı olduğunu vurgulamaya çalıştı.

Sunucudan Kutuplaşma Sorusu

Sunucu, Kennedy’nin anlattığı tarihsel çerçeveyi kabul ederek, “tarihi hepimiz biliyoruz” dedi. Ancak eğer Kennedy Ocak 2025’te başkan olursa, amcasının başkan ve babasının başsavcı olduğu dönemdeki Amerika’dan çok farklı bir ülke devralacağını söyledi.

Sunucu, Cumhuriyetçiler ve Demokratların birbirlerinden nefret ettiğini, “sadık muhalefet” diye bir şey kalmadığını belirtti. Tarafların birbirini azletmek, yaptırım uygulamak ve iktidardan uzaklaştırmak istediğini söyledi. Bu çerçevede Kennedy’ye, babası ve amcasının 1960’ların başında deneyimlediği türden dostane bir birlikte çalışma ortamını nasıl sağlayabileceğini sordu.

"Cumhuriyetçiler ve Demokratlar birbirinden nefret ediyor; sadık muhalefet diye bir şey yok," diyen Judge, Kennedy’ye böyle bir ortamda siyasi uzlaşmayı nasıl kuracağını sordu.

Bu soru, bölümün odağını tarihsel dış politika anlatısından günümüz Amerikan iç siyasetine taşıdı. Kennedy’den, başkanlık iddiasını yalnızca geçmişe özlemle değil, mevcut siyasal krize vereceği yanıtla da açıklaması istendi.

Kennedy: “Bu Yönetimimin Büyük Sınavlarından Biri Olacak”

Kennedy, bu sorunun kendi yönetiminin “büyük sınavlarından biri” olacağını kabul etti. Ancak şimdiden bu uçurumu kapatmaya başladığını düşündüğünü söyledi. Ona göre bunun yolu “oldukça basit”ti: İnsanlara gerçeği söylemek, olayları çarpıtmamak ve yalan söylememek.

"İnsanlara gerçeği söyleyerek, meseleleri eğip bükmeyerek, insanlara yalan söylemeyerek bu yapılır," diyen Robert Francis Kennedy Jr., siyasi kutuplaşmanın temel nedenlerinden birini federal hükümetin yaygın dürüstlük sorunu olarak tanımladı.

Kennedy, Amerikan toplumunda çok fazla nefret, öfke ve kutuplaşma bulunduğunu söyledi. Bunun çok sayıda güç tarafından beslendiğini, sosyal medyanın da bunlardan biri olduğunu belirtti. Amcasının kendi döneminde sosyal medya gibi bir unsurla uğraşmak zorunda kalmadığını ifade etti.

Ancak Kennedy’ye göre asıl işlev bozukluğunu doğuran şey, federal hükümetin “yaygın sahtekârlığı”ydı. Kennedy, çocukluğunda hükümetin halka yalan söylemesinin neredeyse hayal edilemez olduğunu söyledi. Ona göre o dönemde Amerikalılar, hükümetlerinin kendilerine yalan söyleyeceğine inanmazdı.

"Ben çocukken hükümetimizin bize yalan söylemesi neredeyse hayal edilemezdi," diyen Robert Francis Kennedy Jr., bugünkü güven krizinin kökünü federal hükümetin dürüstlüğünü yitirmesinde gördüğünü belirtti.

Güven Krizi ve Siyasi Onarım İddiası

Kennedy’nin yanıtı, kutuplaşmayı yalnızca parti rekabetiyle açıklamadı. Ona göre sorun daha derindi: Devletin yurttaşlarla kurduğu ilişkinin güven temeli aşınmıştı. Bu nedenle, Kennedy’nin önerdiği siyasal onarım yolu da kurumsal güvenin yeniden tesis edilmesine dayanıyordu.

Kennedy, konuşmasında ayrıntılı bir politika programı sunmadı. Örneğin Kongre ile ilişkiler, parti liderleriyle müzakere, seçim sistemi reformu veya medya düzeni gibi somut başlıklara girmedi. Bunun yerine, başkanlık liderliğinin merkezine “doğruyu söyleme” ilkesini yerleştirdi.

Bu çerçevede Kennedy, kendisini hem geçmişteki Kennedy dönemiyle hem de Eisenhower’ın dış politika uyarılarıyla aynı hatta konumlandırdı. Amcasının savaştan kaçınan başkanlık anlayışını, bugünün Amerika’sında kutuplaşmayı aşacak bir dürüstlük siyasetiyle ilişkilendirdi.

Podcastte sunucu, Kennedy’nin başkan olması halinde devralacağı Amerika’nın artık 1960’ların başındaki ülke olmadığını vurguladı. Kennedy ise bu farkı kabul etmekle birlikte, çözümün karmaşık bir siyasi formülden çok, halkla devlet arasındaki güveni yeniden kurmaktan geçtiğini savundu.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol