Glenn Diesen

Richard Sakwa: “Russophobia, Soğuk Savaş’la Birleşerek Avrupa’yı Tehlikeli Bir Yola Soktu”

Kaynak dili İngilizce olan podcast bölümünde, University of Kent’ten Professor Richard Sakwa ile Russophobia (Rusya korkusu veya Rusya nefreti) kavramı, bunun tarihsel kökleri ve bugünkü Ukrayna savaşı bağlamındaki etkileri ele alındı. Programda Richard Cobden’ın 1836’da yayımladığı “the cure for Russophobia” başlıklı metinden başlayarak, Batı’nın Rusya algısının diplomasi, güvenlik mimarisi ve Avrupa siyaseti üzerindeki sonuçları tartışıldı.

Russophobia Kavramı ve Tarihsel Arka Plan

Sunucu, Richard Cobden’ın 1836’da Russophobia üzerine yazdığı broşürde Rusya’ya yönelik “irrasyonel korku ve/veya nefretin” Britanya için zararlı olduğunu savunduğunu hatırlattı. Cobden’ın, Britanya’nın Rusya konusunda rasyonel kaygıları olabileceğini kabul etmekle birlikte, bu korkunun kültürel ve politik düzeyde abartılarak çatışmayı körüklediğini söylediğini aktardı.

Sakwa ise “Russophobia” teriminin kendisinin tartışmalı olduğunu belirtti. Ona göre bu olgu yalnızca bir “fobi” değil, daha derin bir nefret biçimi olarak anlaşılmalıydı. “Örümcek korkunuz varsa genellikle gidip örümcekleri kızdırmaya ya da onlara saldırmaya çalışmazsınız,” diyen Richard Sakwa, “Rusya söz konusu olduğunda mesele yalnızca korku değil, daha derin bir nefret gibi görünüyor” şeklinde değerlendirdi.

Sakwa, Rusya’ya yönelik bugünkü dışlama girişiminin tarihsel açıdan istisnai olduğunu savundu. Ona göre birinci Soğuk Savaş döneminde bile diplomatik temaslar tamamen bugünkü ölçüde kopmamış, Rus spor takımlarının yasaklanması veya Rus kültürünün toptan dışlanması gibi uygulamalar aynı yoğunlukta görülmemişti. Sakwa, bugünkü Russophobia’nın Soğuk Savaş mirasıyla birleştiğini ve iki olgunun birbirini beslediğini söyledi.

Soğuk Savaş’ın Uzun Gölgesi

Sakwa, 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra başlayan uzun bir Soğuk Savaş çizgisinden söz etti. Ona göre ilk dönem, Rus İç Savaşı ve 1920’lerin başındaki “Red Scare” ile bağlantılıydı; ABD’nin Sovyetler Birliği’ni ancak 1933’te tanıdığını hatırlattı. İkinci dönem 1947-1989 arasındaki klasik Soğuk Savaş’tı. Üçüncü dönemin ise 1991 sonrasında “soğuk barış” olarak başlayıp, 2014’ten sonra “sıcak bir Soğuk Savaş” haline geldiğini ve nihayet bugünkü sıcak savaşa dönüştüğünü söyledi.

“Bugünkü Russophobia, kalıcı Soğuk Savaş’la birleştiğinde birbirini büyüten iki olgu ortaya çıkıyor,” diyen Sakwa, “bu yüzden bugün Rusya’ya yönelik nefret bu kadar yoğun ve yaygın” ifadesini kullandı.

Sakwa’ya göre Washington’da 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Rusya’nın “fazla büyük, fazla dağınık, fazla tehlikeli ve fazla nükleer” olduğu için siyasi Batı’ya tam anlamıyla kabul edilemeyeceği yönünde bir anlayış oluştu. Buna rağmen Moskova’da hâlâ güçlü bir Avrupa yanlısı damar bulunduğunu, Primakov okumaları için yaptığı son Rusya ziyaretinde bunu gözlemlediğini aktardı.

“Testament of Peter the Great” ve İmparatorluk Modeli

Sunucu, “Testament of Peter the Great” diye bilinen metnin sahte olmasına rağmen Russophobia için kurucu metinlerden biri sayıldığını söyledi. Bu metnin Polonya kaynaklı Rusya karşıtı duygulardan beslendiğini ve Rusya’nın Avrupa’ya doğru sürekli genişlemek istediği fikrini yaydığını belirtti. Sunucuya göre bu argüman bugünkü “Ukrayna’nın savaşı bizim savaşımızdır; Rusya Ukrayna’dan sonra kime saldıracak?” söylemiyle benzerlik taşıyor.

Sakwa, bu metnin Rus davranışını yorumlamak için kullanılan modellerden yalnızca biri olduğunu söyledi. Ona göre bugün Rusya’ya ilişkin dört ana yorum çerçevesinden söz edilebilir. Birincisi, Rusya’nın doğası gereği yayılmacı, emperyalist ve despotik olduğu fikridir. Bu çerçeveye göre Sovyet dönemi, Rus emperyalizmini komünizm perdesiyle örtmüştü; Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Rusya’nın “gerçek özü” açığa çıktı.

İkinci model, rejim tipi üzerinedir. Sakwa, Rusya’nın otoriter bir sistem olduğunu kabul ettiğini fakat bunun basit biçimde “demokrasiye karşı otokrasi” ikiliğiyle açıklanamayacağını savundu. “Rusya otoriter bir sistemdir, bunu kimse sorgulamaz; fakat bu, kurumların çalışmadığı kişiselci bir kleptokrasi olduğu anlamına gelmez,” diyen Sakwa, Başbakan Mikhail Mishustin yönetimindeki hükümetin “dikkate değer ölçüde etkili” olduğunu ileri sürdü.

Üçüncü modelin medeniyetçi olduğunu söyleyen Sakwa, Ukrayna veya daha önce Polonya’nın “barbar Asyatik sürülere karşı Avrupa’yı tuttuğu” fikrinin Edward Said’in Orientalism tartışmalarını hatırlatan bir söylem olduğunu belirtti.

Demokrasi-Otokrasi İkiliği ve Avrupa’nın Söylemi

Sunucu, Batı’da birçok çatışmanın basit ikiliklerle sunulduğunu söyledi: “özgürlük ve terörizm”, “medeniyet ve barbarlar”, “liberal demokrasi ve otoriterlik”. Ona göre bu tür şemalar, coğrafya, tarih ve arka plan bilgisine duyulan ihtiyacı azaltıyor; toplumların kendi gruplarını iyi, dış grupları kötü görme eğilimine hitap ediyor.

Sakwa, meşru eleştiriler ile anormal düzeyde düşmanlığın ayırt edilmesi gerektiğini belirtti. “Russophobia üzerine konuşmak, Rusya’nın sistemi veya politikaları eleştirilemez demek değildir,” diyen Sakwa, “asıl mesele, tartışma ve diyaloğu bile imkânsız kılan olağandışı düşmanlık düzeyidir” diye vurguladı.

Sakwa, Avrupa’da “democratism” adını verdiği bir eğilimden söz etti. Ona göre bu, demokrasiden daha önemli görülen bazı hedefler adına halk iradesinin geri plana itilmesi anlamına geliyor. Ukrayna’nın NATO’ya katılmasının, halk çoğunluğu karşı olsa bile “demokratik” diye sunulmasını buna örnek gösterdi. Ayrıca Romanya ve Moldova seçimleriyle ilgili tartışmalara atıfta bulundu. Buna karşılık, Polonya ve Macaristan’daki önceki hükümetler üzerinden “illiberalism” eğilimini de eleştirdi.

Galizia, Polonya, Baltıklar ve Tarihsel Hafıza

Programda Ukrayna’daki etno-milliyetçi söylemler de ele alındı. Sunucu, Kiev’de bazı çevrelerin kendilerini Kyivan Rus’un mirasçıları, Rusları ise Moğolların devamı gibi sunduğunu söyledi. Bu çerçevenin Ruslara yönelik “orc” benzetmeleri ve “Rus DNA’sı” gibi ifadelerle yeniden etnik bir dil ürettiğini savundu.

Sakwa, bu söylemin özellikle Doğu Galizia tarihinden beslendiğini ileri sürdü. Ona göre Batı Ukrayna’nın Polonya-Litvanya Commonwealth ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu geçmişi, Moskova’ya yönelik özel bir düşmanlık üretmişti. “Galizia kaynaklı Rusya düşmanlığı bugün NATO ve Avrupa Birliği kurumları tarafından büyük bir platformla güçlendirildi,” diyen Sakwa, Baltık cumhuriyetleri için de benzer bir durum bulunduğunu söyledi.

Sakwa, Polonya ve Baltık ülkelerinin tarihsel şikâyetlerinin meşru olabileceğini, Katyn katliamı gibi olayların saklanmaması gerektiğini belirtti. Ancak bu meselelerin dengeli ve tarihsel bir şekilde tartışılması gerektiğini savundu. Ona göre Avrupa Birliği, Soğuk Savaş sonrasında bu şikâyetleri yatıştırmak yerine, Rusya’ya düşmanlık temelinde yeni bir siyasi kimlik üretmeye katkı verdi.

NATO, Güvenlik Mimarisi ve “Tarih 2022’de Başlamadı”

Sunucu, Avrupa güvenliğinin tarihsel intikam üzerine kurulamayacağını söyledi. 1990 Paris Şartı, OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ve bölünmez güvenlik fikrini hatırlatarak, Soğuk Savaş sonrası dönemde blok siyasetinin yerini kapsayıcı bir Avrupa güvenlik mimarisinin alması gerektiğini savundu. NATO genişlemesinin ise bu mantığın tersine işlediğini belirtti.

Sunucu, James Baker gibi isimlerin 1990’larda NATO genişlemesinin Rusya’da güvenlik kaygılarını artıracağını söylediğini aktardı. Ayrıca William Burns’ün Ukrayna’nın NATO yörüngesine çekilmesinin iç savaş ve Rus müdahalesi riskini doğuracağı yönünde uyarılar yaptığını, Angela Merkel’in de Ukrayna’ya NATO üyeliği vaadini “savaş ilanı” gibi gördüğünü belirtti.

Sakwa, bu noktada Batı’nın “hermetik”, yani dış dünyanın kaygılarına kapalı hale geldiğini savundu. “Tarih 24 Şubat 2022’de başlamadı; tıpkı 1 Ağustos 1914’te başlamadığı gibi,” diyen Sakwa, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin “şok edici” olduğunu, ancak bunu anlamak için önceki ittifakları, ekonomik gelişmeleri ve güvenlik kaygılarını incelemek gerektiğini ifade etti.

Sakwa’ya göre Rusya’nın meşru güvenlik kaygılarından söz etmek bile “Moskova’nın konuşma noktası” olarak damgalanıyor. Bu dilin, “Putin’i anlamak” ifadesini neredeyse ihanetle eşitleyen bir siyasi atmosfer yarattığını söyledi.

Batı’nın Kendi Patolojileri ve Diplomasi Eksikliği

Sakwa, Joe Biden’ın Vladimir Putin hakkında kullandığı sert kişiselleştirici dili de eleştirdi. Ona göre “Putin’s Russia” gibi ifadeler Rusya’daki kurumları, diplomatik gelenekleri ve farklı güç odaklarını görünmez kılıyor. Sakwa, Batı’nın kendisini liberal anayasal demokrasi olarak savunabileceğini, ancak kendi hatalarını da görmesi gerektiğini söyledi.

“Bu siyasi Batı entelektüel olarak kısır, jeopolitik olarak tehlikeli ve sonunda kendimize de zarar veriyor,” diyen Sakwa, mevcut Atlantik güvenlik düzeninin aşılması gerektiğini savundu. Ona göre çözüm, ABD karşıtı olmayan ama ABD sonrası bir Avrupa güvenlik düzeni, Çin, Hindistan ve diğer aktörlerle ortaklık içinde yeni bir kıtasal çerçeve olabilir.

Sakwa, Avrupa’nın bugün Rusya-Ukrayna savaşının Rusya-Avrupa savaşına dönüşmesi riskiyle karşı karşıya olduğunu ileri sürdü. Bu savaşın iki büyük Slav ve çoğunlukla Ortodoks medeniyeti arasında yıkıcı bir çatışma olduğunu söyleyerek, Ukrayna içinde çok dilli, çok inançlı, çoğulcu ve komşularıyla iyi ilişkiler isteyen “başka bir Ukrayna” olduğunu savundu.

Seçici Hafıza, Evrenselcilik ve Yeni Bir Avrupa Arayışı

Son bölümde sunucu, Batı’da Rusya’ya ilişkin birçok iddianın yıllar sonra değiştiğini, ancak bunları sorgulayanların hâlâ “Rus propagandisti” diye damgalandığını söyledi. Russiagate, Minsk anlaşmaları, Istanbul görüşmeleri, Nord Stream ve Ukrayna’daki yolsuzluk ile aşırı sağ unsurlar hakkındaki tartışmalara atıfta bulundu.

Sakwa, Avrupa elitlerinin tarihsel bilgi ve jeopolitik anlayış bakımından zayıfladığını savundu. Bunun bir nedeninin “sahte evrenselcilik” olduğunu söyledi: Ona göre siyasi Batı, Birleşmiş Milletler Şartı’ndaki egemen uluslararasıcılığın yerine kendi “rules-based order” anlayışını evrensel model gibi sunuyor.

Ayrıca Aldous Huxley’nin savaş sonrası kuşakların savaşa karşı daha temkinli hale geldiğine dair yorumunu hatırlattı. Sakwa’ya göre bugünkü elitler, savaşın yıkıcılığına dair tarihsel hafızayı kaybetmiş durumda.

Sakwa, Rus düşünür Vadim Tsymbursky’nin “Island Russia” yaklaşımına da değindi. Buna göre Rusya, Ukrayna ve Polonya gibi “sınır” alanlara girdiğinde hem kendisi hem de Batı için büyük tehlikeler doğuyor. Sakwa, Rusya’da “liberal muhafazakâr” olarak adlandırdığı bir düşünce çizgisinin önemli olduğunu, bunun medeniyet-devlet fikrini savunurken anayasal düzen ve hukukun üstünlüğünü de önemsediğini söyledi.

“Rusya’da konuşmaya hazır, barışa hazır insanlar var; bu savaşa yönelik halkta büyük bir coşku yok,” diyen Sakwa, “derin kültürel anlamda Ruslar Avrupalıdır ve yeni bir pan-kıtasal Avrupa topluluğu için yeni bir temel bulmak zorundayız” diye ekledi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol