Glenn Diesen

Jeffrey Sachs: Almanya, Rusya ile Diplomasi Kurmak İçin Tarihsel Sorumluluk Taşıyor

İngilizce yayımlanan bu bölümde Glenn, Professor Jeffrey Sachs ile Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’e yazdığı ikinci açık mektubu, Ukrayna’daki savaşın gidişatını ve Avrupa’nın Rusya ile diplomasi kurmamasını konuştu. Sachs, altı ay önceki uyarısından bu yana durumun daha tehlikeli hale geldiğini savunarak Almanya’nın 1990’dan bu yana üstlendiği taahhütler nedeniyle özel sorumluluk taşıdığını söyledi.

Sachs: “Durum Altı Ay Öncesinden Daha Kötü”

Glenn, programa Professor Jeffrey Sachs’i yeniden konuk ederek, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’e yazdığı ve Alman basınında da yayımlanan ikinci açık mektubu sordu. Glenn, Sachs’in altı ay önce Merz’e diplomasi başlatması ya da dört yıldır Rusya ile asgari düzeyde kalan temasları yeniden canlandırması çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Sachs, ikinci mektubun gerekçesini basit bir cümleyle anlattı: "Basitçe söylemek gerekirse, işler altı ay öncesine göre daha kötü," diyen Jeffrey Sachs, bu nedenle yeni bir mektup kaleme aldığını belirtti. İlk açık mektubunu Aralık 2025’te yazdığını, o dönemde de tablonun “oldukça kasvetli” olduğunu söyledi. Avrupa’da savaş kışkırtıcılığı ve tırmanma havası bulunduğunu, Almanya’nın ise Avrupa’nın en güçlü ve en kalabalık ülkesi olarak özel sorumluluğa sahip olduğunu savundu.

Sachs’e göre Ocak 2026’da kısa süreli umut işaretleri belirmişti. Şansölye Merz bazı konuşmalarında Rusya’nın Avrupa’nın bir parçası olduğunu, savaş bittikten sonra Rusya ile birlikte yaşamak zorunda olunacağını ve Rusya ile konuşulması gerektiğini söylemişti. Sachs, Merz’in ve President Emmanuel Macron’un da aralarında bulunduğu bazı Avrupa liderlerinin yeni bir diplomasi ihtiyacından söz etmeye başladığını aktardı.

Ancak ona göre Avrupa bu diplomatik arayışı “beceriksiz” ve kamuoyu önünde yürüttü. Avrupa’nın diplomatik temsilcisi olarak kimin görev yapabileceği tartışıldı; eski Chancellor Angela Merkel, eski European Central Bank (Avrupa Merkez Bankası) Başkanı Mario Draghi ya da eski Chancellor Gerhard Schröder gibi isimler gündeme geldi. Sachs, bu süreci “tuhaf” bulduğunu söyledi. Avrupa Birliği’nin baş diplomatı olması gereken Kaja Kallas’ın ise iki tarafça da bu rol için yetersiz görüldüğünü, çünkü “açık bir Rusya karşıtı” olduğunu savundu.

Starobilsk Saldırısı ve Kiev Uyarısı

Sachs, son haftalarda ve özellikle son birkaç haftada söylemin belirgin biçimde sertleştiğini söyledi. Ukrayna’nın Starobilsk’teki kız okuluna saldırısında çok sayıda genç öğrencinin öldüğünü ileri sürdü. Avrupa’nın bu olay için özür dilemediğini, füzenin neden yanlış yöne gittiğine dair açıklama yapmadığını, bunun yerine inkâr ya da sessizlik içinde kaldığını savundu.

Sachs, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmede Rusya’nın Kiev’i, başkentteki kontrol merkezlerini ve operasyon komuta alanlarını vuracağını söylediğini aktardı. Lavrov’un Batılı diplomatlara dikkatli olmalarını ve güvenli yerlere çekilmelerini tavsiye ettiğini belirtti. Sachs, "Bu saldırı uyarılara rağmen henüz gerçekleşmedi, ama bence gerçekleşmesini bekleyebiliriz," diyerek durumun tehlikesine işaret etti.

Baltık hava sahasındaki gizemli drone olayları ve Ukrayna sınırına yakın Romanya’da bir drone’un düşmesi de Sachs’e göre gerilimi artırıyordu. Baltık ülkelerinden Kaliningrad’a saldırı ihtimaline dair söylemler ya da kuzeybatı Rusya’ya yönelik drone operasyonları için üs olma açıklamaları da onu endişelendirdi. Sachs, "Bunların hiçbiri nükleer çağda ihtiyaç duyduğumuz davranış biçimi değil," diyerek Avrupa’nın izlediği çizgiyi “inanılmaz derecede sorumsuz” olarak niteledi.

Almanya’nın 1990 Sonrası Sorumluluğu

Sachs, mektubunun yalnızca diplomasinin doğru yol olduğunu savunmadığını, aynı zamanda Almanya’nın özel bir sorumluluğu bulunduğunu vurguladı. Bu sorumluluğu özellikle 1990 sonrasına dayandırdı. Sachs’e göre Almanya, birleşme sürecinde verilen sözleri ihlal etti.

Sachs, Almanya’nın 1990’da yeniden birleşmesinin Sovyetler Birliği’nin ve II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’yı işgal eden diğer güçlerin onayını gerektirdiğini hatırlattı. Ona göre bu onayın arkasındaki temel şart, Almanya’nın ve genel olarak Batı’nın askeri güçleri doğuya, Orta ve Doğu Avrupa’ya, hele Ukrayna’ya ya da Güney Kafkasya’daki Georgia’ya doğru taşımayacağıydı.

"Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri hile yaptı," diyen Jeffrey Sachs, NATO’nun doğuya genişlemesinin 30 yılı aşkın süre boyunca gerilimleri tırmandıran temel neden olduğunu savundu. Sachs, 1990’da verilen sözlerin Almanya’nın yararına olduğunu, Almanya’nın birleşmesinin bu taahhütler sayesinde mümkün hale geldiğini söyledi.

Mektubunda altı ayrı olaydan söz ettiğini belirten Sachs, Almanya’nın jeopolitik bağlamda dürüst davranmadığını ileri sürdü. Ona göre mesele yalnızca Almanya’nın tarihsel sorumluluğu ya da Avrupa’nın en güçlü ülkesi olması değil; Almanya’nın Rusya karşısında 1990’dan itibaren elde ettiği avantajları, NATO’nun doğuya genişlememesi varsayımına dayandırmasıydı.

“Avrupa Önce Taziyelerini Sunmalı”

Sachs, Avrupa’nın kendisini “aziz”, Rusya’yı ise “şeytani” gösteren tek taraflı anlatısının felakete yol açacağını savundu. "Biz safız, onlar kötü; onların yaptığı her şey sebepsiz," şeklindeki anlatının tehlikeli olduğunu söyledi.

Sachs’e göre Avrupa’nın ilk yapması gereken, Starobilsk saldırısı için özür dilemek ya da taziyelerini sunmak ve ne olduğunu anlamaya çalışmak olmalı. ABD’nin İran’da yapay zekâ hedeflemesiyle 160’tan fazla kız öğrencinin ölümüne yol açtığını iddia ettiği olayla Starobilsk’teki kız okulunda yaşandığı bildirilen saldırıyı aynı ahlaki çerçevede değerlendirdi. "Genç kızları öldürdüğünüzde, ihtiyacımız olan şey nezaket, dürüstlük, insanlık, edep ve tartışmadır; daha fazla savaş kışkırtıcılığı ve nefret söylemi değil," diyen Sachs, Avrupa’nın söylemini sert biçimde eleştirdi.

Glenn: NATO Krizi Çözecek Ana Aktör

Glenn ise yalnızca NATO’yu suçlamakla kalmadığını, NATO ülkelerinin çözümde de kilit rol oynadığını söyledi. Rusya’nın NATO’nun Ukrayna’ya doğru ilerlemesini varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü kabul ettiğini belirtti. Aynı zamanda Rusya’nın işgali nedeniyle Ukraynalıların da varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu söyledi. Bu nedenle iki tarafın da çok ağır maliyetlere rağmen savaşmaya devam etme motivasyonunu anladığını ifade etti.

Glenn’e göre sorunu çözebilecek aktörler NATO ülkeleriydi, çünkü güvenlik rekabetini başlatan da onlardı. 2014’e dönüldüğünde, Ukraynalıların yalnızca azınlığının NATO’ya katılmak istediğini söyledi. Daha önemlisi, Batılı aktörlerin bunun savaşı tetikleyeceğini bildiğini savundu. "Bunu yine de yapmaya karar verdik," diyen Glenn, hem Avrupa’da hem ABD’de bu riskin belgelendiğini ifade etti.

Bucharest Zirvesi ve Merkel’in Tutumu

Sachs, NATO’nun provokasyonlarının ne kadar bilindiğini gösteren sürecin 2014’ten de önce başladığını söyledi. Ona göre belirleyici kırılma, 2008’deki Bucharest NATO zirvesinde NATO’nun Ukrayna ve Georgia’ya genişleme taahhüdünde bulunmasıydı.

Sachs, President George W. Bush’un ve özellikle Vice President Dick Cheney liderliğindeki “neoconservative” ekibin bu genişlemeyi zorladığını söyledi. Avrupa liderlerinin bu hamlenin tehlikeli ve sorumsuz olduğunu bildiğini savundu. Bugünkü Avrupa liderlerinden birinin kendisine, Bucharest zirvesinden hemen önce ABD’nin Ukrayna’ya NATO genişlemesi talep etmeyeceğine dair söz verdiğini aktardığını söyledi. Ancak zirvede ABD’nin tam tersine bastırdığını belirtti.

Sachs’e göre Merkel, anılarında Ukrayna’ya NATO üyeliği için takvim verilmesinin Rusya’ya savaş ilanı olarak görüleceğini bildiğini yazdı. İlk gün buna direndi, fakat Amerikalılar onu ikinci gün yıprattı. Zirve belirli bir takvim kabul etmese de Ukrayna’nın NATO’ya alınacağına dair açık bir taahhüt verdi. Sachs, Merkel’in son günlerde savaşın gelecek 10 yıl içinde bitmesini umduğunu söylemesini de eleştirdi. "Biz insanlar o kadar aciz miyiz ki 10 yıl daha savaşı kabul ediyoruz?" diyen Sachs, bunun yerine 10 gün ya da 10 saat içinde savaşı bitirecek bir formül aranması gerektiğini savundu.

Sachs’e göre bu formülün merkezinde Ukrayna’nın tarafsızlığı bulunmalıydı. "Bu savaşın temel meselesi Ukrayna’nın tarafsızlığıydı, öyledir ve öyle kalmaktadır," diyen Sachs, Batı’nın bunu anlamaması halinde Avrupa’da savaş çıkacağını söyledi.

2021’de Putin’in Güvenlik Teklifi ve Jake Sullivan Görüşmesi

Sachs, Aralık 2021’de President Vladimir Putin’in Biden yönetimine son bir girişimde bulunduğunu savundu. Putin’in 30 yıl önce verilen NATO’nun genişlemeyeceği taahhüdünün tanınmasını ve Ukrayna’da zaten yedi yıldır süren savaşın durdurulmasını istediğini söyledi. Sachs, Putin’in 17 Aralık 2021 civarında Rusya ile ABD arasında taslak bir güvenlik düzenlemesini masaya koyduğunu hatırlattı.

Sachs, taslakta NATO ya da ABD’nin kabul etmeyeceği maddeler olduğunu kabul etti. Ancak temel ve doğru gördüğü unsurun, ABD’nin NATO’nun Ukrayna’ya ya da Güney Kafkasya’ya doğru daha fazla genişlemeyeceğini söylemesi olduğunu ifade etti. CIA’in bugün bile Armenia ve Güney Kafkasya’da “oyunlar oynadığını” iddia etti.

Bu süreçte White House’u aradığını ve National Security Adviser (Ulusal Güvenlik Danışmanı) Jake Sullivan ile konuştuğunu anlattı. Sachs, görüşmeyi “hayal edilebilecek en gerçeküstü konuşma” diye niteledi. "Jake, anlaşmayı kabul et. NATO genişlemeyecek de. Bu korkunç bir fikir. Amerika’nın çıkarına değil, Ukrayna’nın çıkarına değil," dediğini aktardı.

Sachs’e göre Sullivan, NATO’nun Ukrayna’ya genişlemeyeceğini söyledi. Sachs ise o halde bunu açıkça söylemesini istedi. Sullivan’ın “Açık kapı politikamız var, bunu söyleyemeyiz” dediğini aktardı. Sachs, "Jake, gerçekleşmeyecek bir şey yüzünden savaşa gireceksiniz," dediğini, Sullivan’ın ise savaş olmayacağını ve meselenin diplomatik olarak çözüleceğini söylediğini belirtti. Sachs, bu konuşmayı Amerikan politikasının çelişkisini gösteren bir örnek olarak sundu: NATO genişlemeyecekti, ama bu söylenmeyecekti; savaş da olmayacaktı.

Maidan, Minsk 2 ve Almanya’nın Rolü

Glenn, diplomasi eksikliğinin kendisini şaşırttığını söyledi. Almanya’nın 2014’te birlik hükümeti anlaşmasının garantörlerinden biri olduğunu, sonra bundan geri adım attığını belirtti. Minsk barış anlaşmasının yedi yıl boyunca sabote edildiğini savundu. 2019 seçimlerinde Ukraynalıların savaş karşıtı bir platforma oy verebildiğini, Donbas ve Rusya ile uzlaşma isteğinin ortaya çıktığını söyledi. Ancak ABD tarafından finanse edilen NGO’ların President Volodymyr Zelensky’nin bu çizgiden dönmesini sağladığını ileri sürdü.

Sachs de 21 Şubat 2014’te German Foreign Minister (Almanya Dışişleri Bakanı), Fransız ve Polonyalı mevkidaşlarıyla birlikte President Viktor Yanukovych ile bir anlaşma müzakere edildiğini hatırlattı. Buna göre darbe olmayacak, Yanukovych anayasal düzen içinde görevde kalacak ve 2014 sonlarında seçim yapılacaktı. Ancak ertesi gün şiddetli bir darbe yaşandı. Sachs, ABD, Almanya, Polonya ve Fransa’nın “Bunu kabul etmiyoruz” demediğini, aksine ABD’nin sonuçtan memnun olduğunu savundu.

Sachs, 2015 Şubat’ında Merkel ve President François Hollande’ın Donbas’taki savaşı bitirmek için Minsk 2 anlaşmasını müzakere ettiğini söyledi. Anlaşmanın, doğu Ukrayna’daki etnik Rus nüfus için özerklik fikrine dayandığını anlattı. Merkel’in bunu South Tyrol örneğine benzettiğini, Italy içinde Almanca konuşan nüfusa özerklik verilmesi sayesinde barışçıl bir çözüm bulunduğunu belirtti.

Ancak Sachs’e göre Almanya, Normandy process (Normandiya süreci) içinde garantör rolünü üstlenmesine rağmen bu rolü yerine getirmedi. ABD’nin özerklik fikrinden hoşlanmadığını, Ukrayna’nın üniter devlet olarak kalmasını istediğini söyledi. Minsk 2’nin yalnızca Ukrayna içi bir anlaşma olmadığını, UN Security Council (BM Güvenlik Konseyi) tarafından oybirliğiyle onaylandığını hatırlattı. Merkel’in yıllar sonra anlaşmanın Ukrayna’ya güçlenmesi için zaman kazandırdığını söylemesini ise “sonradan yapılan tuhaf bir gerekçelendirme” olarak değerlendirdi.

Avrupa’da Diplomasi Eksikliği ve Meşruiyet Krizi

Glenn, Avrupa’nın Rusya ile savaş hakkında açıkça konuşmaya başladığını, Rusya’nın enerji altyapısını yok etme hedefinden söz edildiğini, Rusya içinde derin askeri hedeflere saldırıların gündeme geldiğini söyledi. Buna silah üretimi, saldırı kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve Avrupa topraklarının saldırılarda kullanılması eşlik ettiğinde, bunun artık yalnızca vekâlet savaşı olmadığını savundu.

Glenn, "Artık savaş halindeyiz," diyerek Rusya’nın da bunu bildiğini ifade etti. Ona göre Ukraynalıları öne sürüp onların Batı adına ölmesine izin verme “lüksü” giderek ortadan kalkıyordu; Rusya Avrupa’yı daha doğrudan caydırmaya yönelebilirdi.

Sachs, bu tabloyu “akıl almaz” bulduğunu söyledi. Hükümetlerin artık “sığınakta” olduğunu, kamuoyuyla konuşmadığını, açık tartışmaya katılmadığını savundu. European Commission (Avrupa Komisyonu) içindeki üst düzey yetkilileri aradığında yanıt alamadığını, 40 yıldır bu kurumla çeşitli düzeylerde çalışmasına rağmen artık insanların konuşmadığını söyledi.

Sachs’e göre demokratik kurumların görünüşü sürüyordu, ancak hesap verebilirlik işlemiyordu. Parlamento soruşturmaları, bağımsız incelemeler ve açık yanıtlar yoktu. G20 dışişleri bakanları toplantısında yaşadığı bir örneği de anlattı: Endonezya’nın ev sahipliğinde toplantıya konuşmacı olarak davet edildiğinde, işgalden sonra Batılı dışişleri bakanlarının Russian Foreign Minister Lavrov ile konuşmadığını söyledi. "Dışişleri bakanları bunlar; işleri bu," diyen Sachs, diplomasinin temel işlevinin bile yerine getirilmediğini savundu.

Sachs, Merz, Macron ve Starmer’ın popülaritesinin çökmüş durumda olduğunu, dolayısıyla bu liderlerin kendi toplumlarının iradesini yansıttıklarını söylemenin mümkün olmadığını ifade etti. Merz’in BlackRock ya da Alman askeri sanayisiyle ilişkileri gibi açıklamaların fazla basit göründüğünü, ancak mevcut davranışın da son derece tuhaf ve tehlikeli olduğunu söyledi. Avrupa’ya mesajının net olduğunu belirtti: 450 milyonluk European Union (Avrupa Birliği) bir temsilci bulmalı ve Rusya ile konuşmaya başlamalı.

Glenn, diplomatların diplomasiye inanmadığını, liderlerin temel ulusal çıkarları görmezden geldiğini, gazetecilerin ise anlatıları savunmayı görev saydığını söyledi. Bunun sonunda meşruiyet krizine yol açabileceğini belirtti. Bölüm, Glenn’in gelecekte daha olumlu gelişmeleri tartışma umudunu dile getirmesi ve Sachs’in teşekkür etmesiyle sona erdi.

Giriş

Glenn: Programa tekrar hoş geldiniz. Bugün Professor Jeffrey Sachs yeniden konuğumuz; Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’e yazdığı açık mektubu konuşacağız. Altı ay önce şansölyeye diplomasi yürütmesi ya da dört yıldır Rusya ile asgari düzeyde kalan temasların ardından diplomasiyi yeniden başlatması çağrısında bulunan bir mektup yazmıştınız. Şimdi de Almanya Şansölyesi’ne yeni bir açık mektup yazdınız ve bu mektup Alman basınında yeniden yayımlandı. Önce şunu sormak istiyorum: Neden ikinci bir mektup yazdınız? Ukrayna’daki vekâlet savaşında sizce ne değişti?

İkinci Açık Mektubun Nedeni

Jeffrey Sachs: Basitçe söylemek gerekirse, işler altı ay öncesine göre daha kötü. Mektubun nedeni buydu. İlk açık mektubu Aralık 2025’te yazdığımda durum oldukça kasvetliydi. Savaş kışkırtıcılığı ve tırmanma vardı. Ben de Almanya’nın bu bağlamda özel bir sorumluluğu olduğunu yazdım; Avrupa’nın en güçlü ülkesi, Avrupa’nın en kalabalık ülkesi ve şu anda karşı karşıya olduğumuz meseleler konusunda çok sayıda tarihsel sorumluluğu olan ülke olarak.

Jeffrey Sachs: Ocak 2026’da, o mektubun yayımlanmasından yalnızca birkaç hafta sonra, umut kırıntıları gördüm. Şansölye Merz birkaç konuşma yaptı ve biraz şaşırtıcı biçimde açıkça şunu söyledi: Rusya Avrupa’nın bir parçasıdır; bu savaştan sonra Rusya ile birlikte yaşamak zorunda kalacağız; Rusya ile konuşmamız gerekiyor. O, President Emmanuel Macron ve Avrupa’daki bazı başka liderler Ocak ayında bir tür yeni diplomasi ihtiyacı hakkında görüş bildirmeye başladılar.

Jeffrey Sachs: Avrupa da oldukça beceriksiz bir şekilde, kendisi adına diplomatik temsilci olarak kimin görev yapabileceğini kamuoyu önünde aramaya başladı. Bu arada, bu görev için belirlenmiş kişi olan Kaja Kallas’ın her iki tarafça da bunun için yetersiz görülmesi oldukça üzücü ve tuhaf; çünkü o açık bir Rusya karşıtı. Her gün ağzından nefret söylemi, Rusya karşıtı söylem çıkıyor. Bu da onun Avrupa’nın baş diplomatı olmak olan görevini yerine getirmesini gerçekten mümkün kılmıyor.

Jeffrey Sachs: Ocak ayından sonra ve “Elçimiz kim olabilir? Eski Chancellor Merkel mi olmalı? Eski European Central Bank Başkanı Mario Draghi mi olmalı? Eski Chancellor Schröder mi olmalı?” şeklindeki bu oldukça tuhaf kamuoyu önündeki fikir yürütmelere rağmen hiçbir şey çıkmadı. Bunun tuhaf bir süreç olduğunu söylemeliyim.

Gerilimin Tırmanması

Jeffrey Sachs: Son haftalarda ve gerçekten son birkaç haftada çarpıcı ölçüde gerçekleşen şey ise söylemin tırmanması ve Ukrayna’nın Starobilsk’teki kız okuluna saldırısı oldu; çok sayıda genç öğrenci hayatını kaybetti. Avrupa bu korkunç olay için özür dilemedi, bir füzenin neden yanlış yöne gittiğini açıklamadı; aslında bu konuda inkâr ya da sessizlik içindeydi.

Jeffrey Sachs: Buna karşılık Rusya, Dışişleri Bakanı Lavrov’un ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı bir görüşme üzerinden, başkent Kiev’e saldıracağını söyledi. Başkentteki kontrol merkezlerine ve operasyon kontrol alanlarına saldıracağını belirtti. Minister Lavrov da Batılı diplomatlara dikkatli olmalarını, güvenli davranmalarını ve oradan ayrılmalarını tavsiye etti. Bu saldırı uyarılara rağmen henüz gerçekleşmedi, ama bence gerçekleşmesini bekleyebiliriz.

Jeffrey Sachs: Bunlar endişe verici günler. Avrupa’nın yanıtı söylemde tırmandırıcı oldu ve açıkça yaşanmış felaketler karşısında özürsüzdü. Baltık hava sahasında çok sayıda gizemli drone olayı var; Romanya’da Ukrayna sınırına yakın bir noktaya bir drone’un düşmesi var. Bunlar tartışmalı, açıklanmamış olaylar; ama gerilimi ve tırmanma hissini artırıyor.

Jeffrey Sachs: Baltık ülkelerinden gelen, belki Kaliningrad’a saldırmak ya da kuzeybatı Rusya’ya yönelik drone operasyonları için üs olmaya hazır olmak hakkındaki söylemler de şoke edici. Bunların hiçbiri nükleer çağda ihtiyaç duyduğumuz davranış biçimi değil. Hepsi inanılmaz derecede sorumsuz; sizin, benim ve gezegendeki geri kalan hepimizin hayatını inanılmaz derecede ihmal ediyor. Gerçekten şoke edici.

Avrupa’nın ve Almanya’nın Sorumluluğu

Jeffrey Sachs: Başlıca sorumluluğu Avrupa’ya yüklüyorum. Avrupa en küçük bir ilgi, en küçük bir diplomasi kapasitesi göstermedi; yalnızca ABD ve Rusya konuştuğunda sızlandı: “Neden biz orada değiliz?” Sanki 450 milyonluk bir birlik, Rusya’daki muhatapla konuşacak birini bulmak için kendini toparlayamıyormuş gibi.

Jeffrey Sachs: Glenn, mektubu durum şu anda endişe verici olduğu için yazdım; söylediklerimin dikkate alınacağına dair özel bir umudum olduğundan değil. Durum tamamen alarm verici. Mektubun noktasını vurgulamak için şunu söyleyeyim: Mektupta yaptığım vurgu yalnızca diplomasinin doğru olduğu değil, Almanya’nın özel bir sorumluluğu olduğudur.

Jeffrey Sachs: İnsanlar hemen sonuçlara varmadan önce söyleyeyim: 1990’dan itibaren gelen bir sorumluluktan bahsediyorum. Açık olmak istiyorum. Ukrayna’da yaşanan olayların somut ayrıntılarından bahsediyorum. Bunu birinci elden ve başka birçok yoldan biliyorum: Almanya, Alman yeniden birleşmesi konusunda temel bir şekilde hile yaptı.

Jeffrey Sachs: Çünkü 1990’daki Alman yeniden birleşmesinin şartları, Sovyetler Birliği’nin ve II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın diğer işgalci güçlerinin onayını gerektiriyordu. Şart şuydu: Almanya ve daha genel olarak Batı, Alman yeniden birleşmesini askeri güçleri doğuya, Orta ve Doğu Avrupa’ya, hele Ukrayna’ya ve NATO denen bu kesinlikle sorumsuz ittifakın bir başka hedefi olan Güney Kafkasya’daki Georgia’ya taşımak için kullanmayacaktı.

Jeffrey Sachs: Ve hile yaptılar. Dolayısıyla Almanya’nın sorumluluğu var; çünkü Almanya’nın yararına ciddi taahhütler verilmişti. Şubat 1990’da verilen sözler, inanır mısınız, II. Dünya Savaşı’nı sona erdirmek için Alman yeniden birleşmesi bağlamında verilmişti; çünkü 1945’ten sonra 1990’daki 2+4 anlaşmasına kadar bir antlaşma yapılmamıştı. Almanya’nın askeri gücünü ve NATO ittifakını doğuya taşıyarak Alman yeniden birleşmesinden yararlanmayacağı sözü verilmişti.

Jeffrey Sachs: Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri hile yaptı. Bana göre gerilimlerin 30 yıldan fazla süre boyunca yükselmesinin altında yatan neden budur. Bunun gerçekleştiğini gördük ve tekrar tekrar ikiyüzlülük gördük. Bu mektupta Almanya’nın tamamen sarsıcı bir jeopolitik bağlamda dürüst davranmadığı altı olaya değindim.

Jeffrey Sachs: Dolayısıyla mesele yalnızca genel tarihsel sorumluluk değil. Mesele yalnızca Almanya’nın büyük ve güçlü bir ülke, Avrupa’nın en büyük ve en güçlü ülkesi olması değil. Mesele şu: Almanya, 1990’da birleşmeyle başlayarak Rusya karşısında avantajlar elde etti ve bunlar doğudaki ülkelerin tarafsızlığına, NATO’nun genişletilmemesine dayanıyordu. Sonra Almanya, sadece bu sözü değil, üstlendiği başka birçok somut taahhüdü de defalarca ihlal etti.

Jeffrey Sachs: Almanya Şansölyesi olarak Merz’in bunu bilme ve Avrupa başka bir savaşa sürüklenmeden buna göre davranma sorumluluğu var. Avrupa’nın ne kadar aziz, Rusya’nın ne kadar kötü olduğu yönündeki bütün bu göğüs kabartma ve bitmeyen tek taraflı anlatı var: “Biz safız. Onlar kötüdür. Onların yaptığı her şey sebepsizdir.” Bizi tam ve mutlak felakete götürecek şey bu.

Starobilsk ve Sivil Kayıplar

Jeffrey Sachs: Avrupa işe öncelikle Starobilsk saldırısı için özür dileyerek ya da taziyelerini ifade ederek ve ne olduğunu anlamaya çalışarak başlamalı. İlk yapılması gereken bu. Genç kızları öldürdüğünüzde, bunu ister Amerika Birleşik Devletleri İran’da 160’tan fazla kız öğrenciyi öldüren bu çılgın yapay zekâ hedeflemesiyle vahşice yapmış olsun, ister Lugansk’ta Starobilsk kız okulunda yaşandığı bildirilen şey olsun, ihtiyacımız olan şey nezaket, dürüstlük, insanlık, edep ve tartışmadır; daha fazla savaş kışkırtıcılığı ve nefret söylemi değil.

NATO’nun Rolü

Glenn: Evet, ben de yalnızca NATO’yu suçlamakla kalmıyorum; aynı zamanda NATO’nun bunu çözmede kilit bir rolü olduğunu düşünüyorum. Şu anda bulunduğumuz noktada, Rusya’nın NATO’nun Ukrayna’ya girmesiyle varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu ya da en azından bunu böyle gördüğünü kabul ediyorum. Ama aynı zamanda Rus işgalinin sonucu olarak Ukraynalıların da varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu kabul ediyorum.

Glenn: Bu yüzden her iki tarafın da, sanırım acı sona kadar savaşma ve böylesine korkunç bedelleri göze alma motivasyonunu anlıyorum. Fakat bunu çözebilecek olanlar NATO ülkeleri; çünkü güvenlik rekabetini tetikleyen biziz. 2014’e, Ukrayna’daki hükümeti devirdiğimiz zamana dönerseniz, Ukraynalıların yalnızca azınlığı NATO’nun parçası olmak istiyordu. Daha da önemlisi, bunun savaşı tetikleyeceğini biliyorduk. Bu hem Avrupalılar hem Amerikalılar arasında iyi belgelenmiş bir şey. Buna rağmen bunu yapmaya karar verdik. Bu yüzden sanırım benim kaygım, burada ilerlemeye devam etmemiz.

Bucharest NATO Zirvesi

Jeffrey Sachs: Biliyoruz. Eski Chancellor Merkel’in son birkaç günde yeniden söyledikleri düşünüldüğünde bu çok ilginç ve ironik. NATO’nun yaptığı provokasyonlar hakkında ne kadar çok şey bildiğimiz ortada; çünkü bu 2014’e, ABD’nin bir darbeye gerçekten büyük bir itiş verdiği, tarafsız bir ülke olan Ukrayna’yı çok dramatik biçimde NATO yanlısı genişlemeci bir ülkeye dönüştüren darbeye destek verdiği zamana kadar gidiyor.

Jeffrey Sachs: Ama o darbeden önce, altı yıl önce, 2014’te yaşananları bile tetikleyen belirleyici olay geldi. Bu, NATO’nun 2008’deki Bucharest NATO zirvesinde Ukrayna ve Georgia’ya genişleyeceği yönünde verdiği taahhüttü. O zirvede George W. Bush Jr. bastırıyordu. Bu özellikle de Vice President Cheney liderliğindeki neoconservative ekibi yüzündendi; NATO’nun genişlemesini istiyorlardı.

Jeffrey Sachs: Avrupalılar o zaman bunun ne kadar tehlikeli ve sorumsuz olduğunu biliyorlardı. Aslında bugün Avrupa’nın liderlerinden biri bana bunu söyledi; onu zor durumda bırakmamak için adını vermeyeceğim. Bana çok açık şekilde, Bucharest zirvesinden hemen önce Avrupa liderliğine Amerika Birleşik Devletleri’nin Ukrayna’ya NATO genişlemesi talep etmek gibi bir numara yapmayacağına dair söz verildiğini anlattı.

Jeffrey Sachs: Ama Bucharest zirvesine vardıklarında ABD tüm gücüyle oradaydı. George Bush, “Taahhüt edeceğiz” dedi. Chancellor Merkel bunu ayrıntılı olarak yazdı. Ukrayna’ya NATO genişlemesi için bir takvime bağlanmanın Rusya’ya savaş ilanıyla eşdeğer olduğunu bildiğini söylüyor. Rusların bunu böyle göreceğini biliyordu. Zirvenin ilk günü bu taahhüde direndi.

Jeffrey Sachs: Ama sonra Amerikalılar onu yıprattı. İkinci gün, NATO zirvesi belirli bir takvime, yani tam takvimi ortaya koyacak sözde MAP’e bağlanmamış olsa da, NATO’ya genişleme konusunda hiçbir belirsizlik bırakmayan bir taahhütte bulundu. Merkel anılarında böyle bir taahhüdün sorumsuz olduğunu bildiğini yazdı.

Jeffrey Sachs: Bunun ironik olduğunu söylememin nedeni, son günlerde Ukrayna’daki savaşın gelecek 10 yıl içinde bir zamanda durmasını umduğunu söylemiş olması. Biz insanlar o kadar aciz miyiz ki 10 yıl daha savaş takvimini kabul ediyoruz? Neden yapılan bütün hataları anlayıp bunu bitirecek bir formül bulmak 10 gün ya da 10 saat olmasın?

Jeffrey Sachs: Bu formül, bu savaşın temel meselesi olan Ukrayna’nın tarafsızlığına dayanmak zorunda. Bu mesele buydu, budur ve öyle kalmaktadır. Batı bunu anlamalı. Kesinlikle anlamalı. Yoksa savaşımız olacak. Bunu anlamazsa Avrupa’da savaşımız olacak.

2021 Güvenlik Teklifi

Jeffrey Sachs: Bu bağlamda konuşmak isterim; sanırım bunu daha önce konuştuk. Çünkü bizi yöneten insanların savaş kışkırtıcılığı, irrasyonelliği, tehlikesi, sorumsuzluğu, sığlığı ve olgunlaşmamışlığı gerçekten görülmeye değer. Aralık 2021’de President Putin, yeni Biden yönetimine 30 yıl önce verilen NATO genişlemesi olmayacağı taahhüdünü tanıması ve Ukrayna’da zaten yedi yıldır süren bu savaşı durdurması için son bir girişimde bulundu.

Jeffrey Sachs: Amerika Birleşik Devletleri’ne NATO’nun genişlemeyeceğini söylemesi için baskı yaptı. President Putin, Aralık ortasında Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir taslak güvenlik düzenlemesini masaya koydu; doğru hatırlıyorsam 17 Aralık 2021’di. Orada NATO’nun ya da ABD’nin mevcut bazı konuşlandırmaların geri alınması hakkında asla kabul etmeyeceğini düşündüğüm şeyler vardı. Ama beni kesinlikle temel ve doğru olan şey olarak etkileyen nokta şuydu: Amerika Birleşik Devletleri o noktada “Evet, NATO Ukrayna’ya doğru daha fazla genişlemeyecek, hele Güney Kafkasya bölgesine hiç genişlemeyecek” demeliydi.

Jeffrey Sachs: Bu arada Güney Kafkasya hâlâ CIA tarafından sahada tutuluyor. Amerika Birleşik Devletleri, biz şu anda konuşurken bile Armenia’da oyunlar oynuyor. Güney Kafkasya’da oyunlar oynuyor. Ama konudan sapmayayım.

Jeffrey Sachs: White House’u aradım ve National Security Adviser Jake Sullivan ile konuştum. Hayal edilebilecek en gerçeküstü konuşmayı yaptım. Sanırım bundan bahsetmiş olabiliriz. Bir saat konuştuk. Ayrıntılı konuştuk. Dedim ki: “Jake, anlaşmayı kabul et. NATO genişlemeyecek de. Bu korkunç bir fikir. Amerika’nın çıkarına değil. Ukrayna’nın çıkarına değil. Anlaşmayı kabul et.”

Jeffrey Sachs: O bana, “Jeff, NATO Ukrayna’ya genişlemeyecek” dedi. Ben, “Jake, ne?” dedim. “NATO genişlemeyecek” dedi. Ben de, “Tamam, söyleyin bunu” dedim. “Hayır, hayır, bunu söyleyemeyiz. Bu bizim açık kapı politikamız” dedi. Ben de, “Jake, gerçekleşmeyecek bir şey yüzünden savaşa gireceksiniz” dedim. O, “Jeff, Jeff, savaş olmayacak. Bunu diplomatik olarak halledeceğiz. Endişelenme, savaş olmayacak” dedi.

Jeffrey Sachs: Neredeyse beş yıl sonra bundan ne çıkarılabilir? Birincisi, beceriksizlik şoke edici. Küstahlık şoke edici. Saflık şoke edici. Böyle konuşmalar yapmak çok üzücü. Bunların tek kelimesi bile anlamlı değildi. Yine de bence Amerikan politikası aslında buydu: NATO genişlemeyecek, ama bunu söylemeyeceğiz; fakat savaş da olmayacak. Sanki her öncülü anlamsızdı ve kısa sürede yanlışlandı.

Jeffrey Sachs: Ve şimdi devam eden bir savaşın içindeyiz. Açık olalım, savaş 2014’ten beri sürüyor. Ama bu tırmanma Şubat 2022’den beri, yani dört yıldan fazla süredir devam ediyor. Şimdi de her zaman sevdiğim Chancellor Merkel’in, şunu söylemem gerekir, “Umarım 10 yıl daha sürmez” dediğini duyuyoruz. Bu nedir? Avrupa zihniyetinde savaşı bu kadar normalleştiren bir şey mi var?

Jeffrey Sachs: Avrupa esasen belki MS 300’den beri, Germen kabilelerinin Roman Empire içine akınlar yapmasından beri ve 476’da Western Europe’un Roman Empire’ın sona ermesiyle parçalanmasından beri savaş halinde. Asla olması gerektiği gibi gerçekten barış içinde olmadı. Çok daha iyi olduğu dönemler oldu. Ama “Aman Tanrım, bu 10 hafta daha sürebilir, bu korkunç, bir şey yapmalıyız” demek yerine “Umarım 10 yıl daha sürmez” diyen nasıl bir zihniyettir?

Jeffrey Sachs: Alıntıyı yanlış anlamış olabilirim. Tam anlamını almaya çalıştım. Ama her ne ise, oldukça yakınan, rehavetli değil belki ama yakınan bir bakıştı: “Ah, bu karşıtlık güçlerine sıkışmışız, uzun ve zor bir süreç.” Peki diplomatik olarak oturmayı deneyin. Söylenen bütün yalanları anlayın.

Maidan ve Minsk 2

Jeffrey Sachs: Bahsettiğim ve Maidan’daki darbe bağlamında ilgili olan diğer bazı olayları da söyleyeyim. 21 Şubat 2014’te German Foreign Minister ve Fransız ve Polonyalı mevkidaşları President Yanukovych ile bir anlaşma müzakere etti. Buna göre darbe olmayacaktı; President Yanukovych anayasal düzen altında iktidarda kalacaktı ve 2014 sonlarında seçim yapılacaktı.

Jeffrey Sachs: Ertesi gün şiddetli bir darbe oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Polonya ve Fransa’nın “Hayır, şiddetli bir darbeyi kabul etmiyoruz. Ukrayna anayasal bir demokrasidir ve President Yanukovych başkandır” demesini bekleyebilirdiniz. Elbette bunu söylemediler. ABD ellerini ovuşturuyordu: “Onları yakaladık. Şimdi NATO genişlemesine gideceğiz.”

Jeffrey Sachs: Darbe sonrası rejim hemen şunu söyledi: “Belki Rusya Sevastopol, Crimea’da kalmamalı. Belki deniz üssü kira anlaşmasını sona erdirmenin zamanı gelmiştir” ve benzeri. Komployu açıkça gördünüz. Almanya bu bağlamda ne yaptı? Hiçbir şey. Sadece buna uydu. Bu da bir başka hileydi.

Jeffrey Sachs: Sonra bir yıl sonra, Şubat 2015’te, savaş çoktan başlamışken, Donbas’ta insanlar ölürken, Chancellor Merkel ve President Hollande savaşı bitirmek için kişisel olarak Minsk 2 anlaşması denen bir düzenleme müzakere ettiler. Bu, Doğu Ukrayna’daki etnik Rus nüfus için özerklik fikrine dayanıyordu.

Jeffrey Sachs: İlginç şekilde şunu da biliyorum: Chancellor Merkel bunu oldukça iyi bir alternatif olarak görüyordu; çünkü northern Italy’deki South Tyrol’de bulunan Alman yerleşim bölgesini biliyordu. Bu, Avrupa’da barış içinde olan ama etnik olarak özerk bir Italy bölgesi olduğu için özerklik verilen başka bir bölge örneğidir. Italy, I. Dünya Savaşı sonunda Austro-Hungarian Empire’ın Bolzano yakınında ya da çevresindeki Almanca konuşan bir kısmından bir miktar toprak almıştı. Şimdi özerklikleri var ve her şey iyi işliyor.

Jeffrey Sachs: Chancellor Merkel, Donbas’taki krizi bitirmenin yolunun özerklik vermek olduğunu söyledi. Almanya bunu müzakere etti. Almanya, sözde Normandy process içinde Fransa ile birlikte kendisini garantör olarak sundu. Ve Almanya garantörlük rolünden caydı.

Jeffrey Sachs: Amerika Birleşik Devletleri’nin bundan hoşlanmadığını biliyorum. “Ukrayna üniter bir devlet olmalı. Bu özerkliği istemiyoruz. Ukrayna’yı zayıflatmayın.” Başka bir deyişle, az önce imzaladığınız ve UN Security Council tarafından oybirliğiyle onaylanan şeyi tam olarak uygulamayın. Çünkü Minsk 2 anlaşması yalnızca Ukrayna içindeki bir anlaşma değildi; UN Security Council tarafından onaylanan bir anlaşmaydı. Sonra yıllar sonra bir kenara atıldı.

Jeffrey Sachs: Chancellor Merkel, “Evet, bunun gerçekten işlemesini beklemiyorduk. Ukrayna’ya gücünü artırması için zaman kazandıracaktı” dedi. Aslında Şubat 2015’te motivasyonunun bu olduğuna inanmıyorum. Bence bu, olayların sonradan yapılan tuhaf bir gerekçelendirmesi. Ama her ne olursa olsun, sonunda ikiyüzlülük vardı.

Merz’e Çağrı

Jeffrey Sachs: Glenn, bütün bunları şunu söylemek için anlatıyorum: Chancellor Merz’in bunların herhangi birini bilip bilmediğini bilmiyorum. Ödevini yapıp yapmadığını bilmiyorum. Tarihin farkında olup olmadığını bilmiyorum. Ama o Almanya Şansölyesi ve hepimize karşı sorumlu bir Almanya Şansölyesi gibi davranma sorumluluğu var. Bu da bu olayları bilmek, Avrupa tarafında bir saflık olmadığını anlamak, Avrupa’da gerçek karşılıklı güvenlik için konuşulacak çok şey olduğunu kavramak demektir.

Jeffrey Sachs: Şansölye olarak savaş kışkırtıcısı olmama sorumluluğu var. Telefonu kaldırma ya da Zoom’u açıp muhatabı President Putin ile bağlantı kurma sorumluluğu var.

Diplomasi Eksikliği

Glenn: Evet, diplomasi eksikliği bana da şoke edici geliyor. Dediğiniz gibi, Almanların 2014’te bu birlik hükümetinin garantörleri olması ve sonra bundan geri adım atmaları; Minsk barış anlaşmasının yedi yıl boyunca sabote edilmesi; 2019 seçimlerinde Ukraynalıların aslında savaş karşıtı bir platforma oy vermesine, Donbas ve Rusya ile barışmaya oy vermesine izin verilmesi ve esasen bizim hükümetimizin finanse ettiği NGO’ların Zelensky’nin bunu tersine çevirmesini sağlaması; tabii bu bizim finanse edip eğittiğimiz sağcı güçlerin desteğiyle oldu.

Glenn: Bütün bunları görmezden gelmek, 2021’de bir çıkış yolu bulma olasılıklarını görmezden gelmek, sonra Istanbul barış müzakerelerini sabote etmek ve elbette dört yıl boyunca diplomasiyi boykot etmek... Bu gerçekten benzersiz bir şey. Çözüm bulma isteksizliği çok bilinçli.

Glenn: Yine söylüyorum, yakın zamanda bir Avrupa lideriyle konuştuğunuzu ve onlarla sık sık temas kurduğunuzu söylüyorsunuz. Ben sadece onların gerçekten ne düşündüğünü merak ediyorum. Çünkü Moskova’da artık bir şeylerin değiştiğini kesin olarak biliyorum. Son dört yıldaki bu kademeli tırmanma artık bir çizgiyi geçti: Avrupalıların Rusya ile savaştan açıkça konuşması, Rusya’nın enerjisini yok etme hedefi, Rusya’nın derinliklerindeki askeri tesislere saldırılar, bunu silahların seri üretimiyle desteklemeleri, niyetlerini açıkça söylemeleri, kabiliyetler geliştirmeleri, kendi topraklarını saldırılar için kullanmaları.

Glenn: Ortak dostumuz Mearsheimer ile konuştum; o da şu noktayı dile getiriyordu: Bu artık vekâlet savaşı değil. Artık savaştayız. Rusya’ya saldırdık ve Ruslar bunu biliyor. Bu yüzden şimdi duruşlarını büyük ölçüde değiştireceklerini biliyorum. Kiev’e çok sert bir şekilde saldırmak bunun bir yolu, ama artık Ukraynalıları önümüze koyup bizim için ölmelerine izin verme lüksümüz olduğunu sanmıyorum. Çünkü bence giderek Avrupa’yı da daha doğrudan caydırmaya çalışabilirler.

Glenn: Yani, her neyse, son dört yılda gittiğimiz yola bakarsanız, savaşa doğru ilerlediğimizi görmezden gelmek zor. Hâlâ diplomasi yürütmüyoruz. Bu saçmalık 12 yıldır sürüyor; her diplomatik yol sabote edildi ve dünyanın en büyük nükleer gücüyle savaşabilecek olmamıza rağmen hâlâ bunu yapıyoruz. Bu akıl almaz bir delilik.

Hükümetlerin Sessizliği

Jeffrey Sachs: Öyle. Ve insan, açık iletişim dünyasında bu nasıl olabilir diye merak ediyor. Bizim tartışmamız ya da, çok şükür, benim hâlâ önemli bir Alman yayın organı olan Berliner Zeitung’da açık mektup yayımlayabilme imkânım var. Ama size bildiğimiz şeyi söyleyebilirim: Hükümetlerimiz zaten bir sığınakta. Halkla konuşmuyorlar. Şu anda konuştuğumuz konular hakkında hiçbir tartışmaya girmiyorlar. Yanıt vermeyecekler.

Jeffrey Sachs: Elbette Chancellor Merz bana yanıt vermeyecek. Bunu söylemeye gerek yok. Ama genel olarak, kendilerini kapatmış durumdalar ve sorumluluk olmadan hareket ediyorlar. Bunu hayal etmek zor; çünkü demokrasinin bütün görünümlerine sahibiz. Hesap verebilirlik görünümlerine sahibiz. Ama biliyorum, çünkü bunu her gün yaşıyorum. Siz de yaşıyorsunuz. Basitçe yanıt yok.

Jeffrey Sachs: European Commission’daki üst düzey bir yetkiliyi ararsam yanıt alamıyorum. Geri aranmayı da alamıyorum. Kim olduğumu biliyorlar. European Commission ile 40 yıldır bir şekilde çalışıyorum. Bu insanların çoğuyla kişisel düzeyde ilişki kurdum. Artık konuşmuyorlar.

Jeffrey Sachs: Tanıdığım liderler konuşmuyor. Sığınaklarına çekilmiş durumdalar. Konumlarını savunamıyorlar. Rasyonelleştiremiyorlar. Yapabildikleri tek şey tek yönde propaganda yapmak ve geri kalanımıza istedikleri isimleri takmak ya da yaptıkları gibi yaptırım uygulamak; bunu da zaman zaman belirli kişilere karşı yapıyorlar.

Jeffrey Sachs: Ama şu anda kendi ülkelerimizin içinde bile sahip olmadığımız şey açık tartışma. Bence bu, yanlışların havada asılı şekilde günbegün nasıl devam ettiğini açıklayan bir durum; çözümsüz kalıyorlar çünkü onları çözmeye çalışmıyorlar. Bağımsız bakış, komisyonlar, yanıtlar, parlamentoya cevaplar yok. Hiçbir konuda soruşturma yok.

Jeffrey Sachs: Bu çok, çok tehlikeli bir durum; çünkü hakikati söylemenin ya da analiz yapmanın normal süreçleri işlemiyor. Diplomatlar özellikle diğer tarafın nasıl düşündüğünü anlamak ve bunu açıkça anlatmak için önemlidir. Diğer tarafın düşünme biçiminde yanlış bir şey varsa, en azından bunu açıklığa kavuşturmaya çalışmak için diğer tarafla birlikte tartışmak gerekir. Bu süreçlerin hiçbiri şu anda gerçekleşmiyor.

Lavrov ile Konuşmayan Bakanlar

Jeffrey Sachs: Bir toplantıdaydım; yine bu anekdot niteliğinde ve yıllar önceydi. Ama benim için her an gördüğümüz şey bu. G7 dışişleri bakanları tarafından kendileriyle konuşmaya davet edilmiştim. Daha doğrusu o sırada ev sahibi ülke olan Indonesia tarafından, pardon, G20 dışişleri bakanlarıyla konuşmaya davet edilmiştim. Bu işgalden sonraydı. Foreign Minister Lavrov ile konuşmadılar.

Jeffrey Sachs: Dışişleri bakanları bunlar. İşleri bu. Bu yüzden oradalar. Ve Rusya dışişleri bakanıyla konuşmadılar bile. Fikir bu: Gerçek iletişime girmiyorsunuz; diplomasi ve müzakereyi hiç yapmıyorsunuz. Motivasyonların ne olduğunu gerçekten anlamıyorum.

Jeffrey Sachs: İnsanların çeşitli açıklamaları var. Halkların bundan tiksindiğini söyleyebiliriz. Genel olarak konuşursak, Merz’in popülaritesi esasen tamamen çöküş halinde. Macron’un popülaritesi esasen tamamen çöküş halinde. Starmer’ın popülaritesi esasen tamamen çöküş halinde. Bu insanların cumhuriyetlerinin iradesini ifade ettiği söylenemez. Tam tersine.

Jeffrey Sachs: Bu da her türlü soruyu gündeme getiriyor. Bazı insanlar, “Merz, o BlackRock’tır” diyor. Açıklama bu mu bilmiyorum. “Alman askeri sanayisidir” diyorlar. Kim bilir? Bana şüpheli geliyor. Bu açıklamalar fazla basit. Ama açıkçası daha iyi bir açıklamam yok. Çünkü davranış şu noktada çok tuhaf, çok karşı üretken ve çok tehlikeli.

Jeffrey Sachs: Avrupa’ya temel mesajı sürdürmeliyiz: Konuşacağınızı söylediniz. Bir aracı bulacağınızı söylediniz. Allah aşkına, European Union’da 450 milyon insan var; birini bulun ve başlayın.

Kapanış

Glenn: Evet, inanılmaz. Yine, diplomasiye inanmayan diplomatlarımız var; temel ulusal çıkarlarını görmezden gelen ve görünüşe göre kendi halklarına bir tür küçümseme duyan liderlerimiz var; işlerinin anlatıları savunmak olduğunu düşünen gazetecilerimiz var. Bence bunun sonunda, sizin de dediğiniz gibi, gerçekten işlerini yapmadıkları için bir meşruiyet krizi riskiyle de karşı karşıyayız. Her neyse, umarım gelecekte bazı olumlu gelişmeleri tartışma fırsatımız olur. Çok teşekkür ederim.

Jeffrey Sachs: Glenn, çok teşekkür ederim. Yakında görüşmek üzere.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol