Alexander Mercouris: 'Avrupa Devrim Öncesi Durumda — Düdüklü Tencere Patlamak Üzere, Rusya İle Anlaşmazsak Batı Sonrası Bir Dünyada Geride Kalan Küçük Bir Bölge Oluruz'
Avrupa'da Meşruiyet Krizi ve "Düdüklü Tencere" Benzetmesi
Gazeteci Glenn Diesen'in podcast'inde konuk olan The Duran ve Alexander Mercouris Podcast'in sunucusu Alexander Mercouris, Avrupa siyasetindeki derin krizi, İngiltere'nin Başbakan Keir Starmer yönetimindeki çalkantılı dönemini, Almanya'daki siyasi kutuplaşmayı ve Rusya ile Ukrayna savaşı etrafında şekillenen dış politika takıntısının iç ekonomik sorunları nasıl derinleştirdiğini değerlendirdi. Mercouris, Avrupa siyasi elitlerinin gerçeklikten kopuk bir şekilde "ulusüstü" bir gündeme odaklandığını ve bu durumun kıtayı bir "devrim öncesi duruma" sürüklediğini savundu.
Avrupa Geneli Elit Krizinin Anatomisi
Mercouris, Avrupa siyasi liderlerinin ortak bir paydada buluştuğunu, bunun da iç meselelere değil dış politikaya — özellikle Rusya, Ukrayna ve Avrupa entegrasyonu süreçlerine — odaklanmak olduğunu belirtti. "İngiltere'deki siyasi liderliğin ve mevcut Başbakan Starmer'ın dar bir biçimde, kibarca dış politika denen şeye odaklandığı algısı var; ama bu klasik anlamda dış politika bile değil," diyen Mercouris, "Gerçekten odaklandıkları şey Rusya, Ukrayna'daki çatışma ve Avrupa entegrasyonu sürecidir," şeklinde açıkladı.
Starmer'a İngiltere'de "Never Here Keir" (Asla Burada Olmayan Keir) lakabının takıldığını hatırlatan Mercouris, "Sürekli dünyayı dolaşıyor, çoğunlukla Ukrayna konusunda endişe ediyor. Sanırım bu her şeyi özetliyor. Onun, İngiliz halkının sorunlarına ve İngiltere'nin karşı karşıya olduğu büyük, çözümsüz görünen sorunlara ilgisiz ve uzak olduğu yönünde yaygın bir his var," diye değerlendirdi.
Aynı modelin Almanya'da Friedrich Merz, Danimarka'da Mette Frederiksen, Hollanda ve Polonya liderlerinde de görüldüğünü vurgulayan Mercouris, sorunun bireysel değil yapısal olduğunun altını çizdi.
Starmer'ın Sonu mu, Düzenin Devamı mı?
Starmer'ın iktidarının sona yaklaştığını ancak yerine geçecek alternatifin yokluğunun krizi derinleştirdiğini belirten Mercouris, yerleşik elitin "Starmer gibi davranan ama biraz daha popüler olabilecek birini bulmaya" çalıştığını söyledi. Nigel Farage ve Reform partisinin yükselişine de değinen Mercouris, Farage'ın iktidara yaklaştıkça dış politikadaki radikal söyleminden uzaklaştığını ifade etti.
"Geçmişte İngiliz dış politikasında değişiklikler önerdi. Örneğin Ukrayna'daki savaşın gerçekten de Batı'nın eylemleriyle kışkırtıldığını öne süren yazılar yazdı. Ama iktidara yaklaştıkça bu şekilde konuşmayı bırakıyor ve elit gibi konuşmaya başlıyor," dedi Mercouris ve ekledi: "Sonunda İngiliz politikasında ihtiyaç duyulan o büyük yön değişikliğini gerçekleştirecek siyasi otoriteye ya da beceriye sahip kişi olmayacak."
İngiltere'nin Yapısal Ekonomik Çıkmazı
Mercouris, İngiltere'nin sorunlarının özellikle çözümsüz olduğunu, çünkü 1980'lerde finansal sisteme aşırı yatırım yaptığını ve sanayisizleşmeyi Avrupa'da ilk başlatan ülke olduğunu hatırlattı. "2008 mali krizi geldiğinde İngiltere, sorunu çözebilecek stratejik derinlikten yoksun, tek boyutlu bir ekonomi olarak ortaya çıktı," diyen Mercouris, 2008'den bu yana yaşam standartlarının yatay ya da düşüşte olduğunu, borç seviyelerinin sürekli arttığını, vergilerin yükseldiğini ve hem bütçe hem dış ticaret açığının genişlediğini vurguladı.
Almanya'da AfD (Almanya İçin Alternatif), Fransa'da Marine Le Pen'in National Rally'si ve Jean-Luc Mélenchon'un sol hareketi, İtalya'da Matteo Salvini gibi sistem dışı seslerin İngiltere'de bulunmadığını söyleyen Mercouris, "Çözüm ve dikkat gerektiren özellikle çözümsüz bir sorun yumağımız ve Avrupa'nın geri kalanına kıyasla bu gerçekliklere belki daha da kapalı bir siyasi sınıfımız var," şeklinde açıkladı.
"Düdüklü Tencere" ve Devrim Öncesi Atmosfer
İngiliz medyasında "öfke" kelimesinin her yerde olduğunu belirten Mercouris, durumu çarpıcı bir benzetmeyle özetledi: "Tehlike şu ki, buradaki siyasi sistem o kadar duyarsız ki bu, içindeki öfkenin sürekli arttığı bir düdüklü tencereye benziyor. Sonunda düdüklü tencerenin patladığını görebiliriz," diye uyardı. Bunun, henüz göremediğimiz ama bugüne kadar gördüğümüz her şeyden çok daha radikal siyasi hareketler üretebileceğini ekledi. "Bundan bir 'devrim öncesi durum' olarak bahsettim ve temel olarak nedeni de bu," diye savundu.
Almanya'daki Meşruiyet Krizi ve AfD Hedefi
Diesen'in, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'in Starmer'dan bile daha az popüler olduğunu ve hükümetin AfD'yi istihbarat servisleri eliyle "aşırılıkçı" olarak fişlediğini hatırlatması üzerine Mercouris, bunun bir meşruiyet krizinin göstergesi olduğunu söyledi. Almanya'nın 2. Dünya Savaşı sonrası imajını ekonomik güç ve Rusya ile barışçıl ilişkiler üzerine kurduğunu hatırlatan Diesen, Merz'in "İsrail bizim için pis işi yapıyor" şeklinde İran'a yönelik saldırıyı desteklediğini ve Rusya'ya yönelik insansız hava aracı ile füze seri üretimine geçildiğini vurguladı.
Mercouris, İngiltere'de protestocuları başarıyla savunan bir avukatın, mahkemedeki savunma konuşması nedeniyle mahkemeye saygısızlık suçlamasıyla yargılandığını, hatta bir süre bu davanın haberinin yapılmasının bile suç sayıldığını anlattı. "Avukat sonunda beraat etti, ama mesele şu: Tüm bunlar, siyasi sistemin artan güvensizliğinin ve gerginliğinin tezahürleridir," dedi.
Almanya ile İngiltere arasındaki temel farkı şöyle açıkladı Mercouris: "Almanya'da yakın tarihlerinin akışına karşı gidiyorlar — barışçıl, istikrarlı bir Avrupa, Rusya ile istikrarlı ilişkiler, Ostpolitik. İngiltere'de ise tam tersi; İngiliz dış politikasının kurucu miti 1940'taki Churchill'dir."
Küçük Avrupa Ülkelerinin Sınırlı Etkisi
Romanya'daki seçim sonuçlarının iptali, Bulgaristan'daki yeni seçimler ve Macaristan'da Viktor Orbán'ın geleceği hakkındaki tartışmaya değinen Mercouris, küçük ülkelerin daha fazla siyasi canlılık gösterdiğini ancak Avrupa genelinde değişim için Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve İngiltere'nin tutum değiştirmesi gerektiğini belirtti.
Rusya ile Diplomasi: Geç Kalmış ve İçtensiz
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb'ın "Rusya ile konuşma zamanı geldi" açıklamasına Washington Post üzerinden değinen Diesen, bu söylemin gerçek diplomasiye dönüşüp dönüşmediğini sordu. Mercouris, Aralık'tan bu yana konuşulan müzakere sürecinde Avrupa'nın hâlâ kimin Ruslarla görüşeceğine bile karar veremediğini söyledi.
Macron'un Moskova'ya gönderdiği iki temsilcinin yaşadığı fiyaskoya değinen Mercouris, "Ruslar yine ders verildiğini ve aynı tezleri tekrar duyduklarını gördü ve 'Bunun anlamı ne? Bu bir müzakere değil, tek yönlü bir aramadır, sağırlar diyaloğudur' dediler," şeklinde aktardı.
Diesen, AB'nin dış politika temsilcisi Kaja Kallas'ın "Putin ile konuşmanın anlamı yok" ve "Rusya daha küçük ülkelere bölünmeli" sözlerini hatırlatarak Avrupa'nın "müzakere" derken aslında "teslimiyet" beklediğini öne sürdü. Mercouris, "Onlar düşünsel olarak Ruslarla konuşmanın kaçınılmazlığını anlamış olsalar bile, başarılı olabilmek için yapılması gerekenleri yapmıyorlar. Bu çatışmadaki hedeflerinin gerçekçi olarak ne olduğunu bile artık tanımlamış değiller," diye değerlendirdi.
Avrupa'nın Tarihi Yol Ayrımı ve "Avrasya'nın Batı Yarımadası"
Diesen, 2010 tarihli bir Alman strateji belgesinden ve kendi kitabından "Avrupa, büyük Avrasya'nın batı yarımadası olarak" kavramını alıntılayarak Avrupa'nın çok kutuplu bir dünyada ekonomik bağlarını çeşitlendirerek gelişebileceğini, ancak ABD'ye tüm yumurtaları koymanın yıkıma yol açacağını belirtti.
Mercouris bu çerçeveyi destekleyerek, "Avrasya'nın batı ucu olmak hiç de kötü bir sonuç değil. Rusya'nın süresiz olarak yoksul kalacağı ya da Çin'in süresiz olarak üçüncü dünya ülkesi olarak kalacağı bir durumla karşı karşıya olmayacağız. Bunlar dinamik yerler," diye açıkladı. Ancak Putin'in 9 Mayıs Zafer Geçidi sonrası basın toplantısında Avrupa'ya karşı oldukça acı hissettiğini gözlemlediğini ekledi. "Putin temelde Kremlin içindeki en Avrupacı figürdü. Diğerleri zaten Avrupa'nın ötesine bakıyor — Çin'i, Hindistan'ı düşünüyorlar," diye belirtti.
Sonuç: Borçlanılmış Zaman
Mercouris, "Avrupa'nın Ruslarla işleri yoluna koyması şart, çünkü Rusya, Avrupa'nın Avrasya'ya açılan giriş kapısıdır. Kapıyı açmak ya da kapatmak onların elinde," vurgusunu yaptı. Slovak Başbakanı Robert Fico'nun 9 Mayıs töreni için Moskova'ya gitmesi üzerine Alman Şansölyesinin onu cezalandırma tehdidini "olağanüstü" bulan Diesen'e Mercouris şu sözlerle yanıt verdi: "Umutsuzluğa kapılmamalıyız. Zaman var ve aslında bir dönüm noktasına yaklaştığımızı hissediyorum. İngiltere'de kriz var, Almanya'da kriz var, gelecek yıl Fransa'da yeni seçimler olacak."
Ancak Mercouris uyarısını da yineledi: "Yine de söylemek gerekir ki, ödünç alınmış zamandayız. Temelde Amerika sonrası bir dünyaya uyum sağlamadıkça, manevra için fazla zamanımız yok. Yoksa Amerika sonrası bir dünya olmakla kalmayacak, Batı sonrası bir dünya olacak ve biz orada geride bırakılmış küçük bir bölge olacağız."
Avrupa Genelinde Ortak Sorun: Ulusal Çıkardan Kopuk Siyasi Elit
Tekrar hoş geldiniz. Bugün aramızda çok popüler The Duran'ın sunucusu ve aynı zamanda Alexander Mercouris podcast'inin sunucusu Alexander Mercouris var. İkisinin de linkini açıklama kısmına bırakacağım. Programa tekrar geldiğin için teşekkürler. — Burada olmaktan memnunum, Glenn. — Avrupa siyaseti konusundaki ayrıntılı bilginiz ve odaklanmanız beni her zaman etkiliyor. Size İngiltere siyasetinde olup bitenleri sormak istedim çünkü gözlemlediğimiz şey gerçekten emsalsiz görünüyor. Ama önce başlamak için iyi bir nokta, Avrupa siyasetindeki ortak ipliği konuşmak olabilir; çünkü görünen o ki, temel ulusal çıkarları görmezden gelme eğilimindeki ulusallıktan arındırılmış bir siyasi elit izliyoruz. Dış politikaya ya da savaşa aşırı bir odaklanma denebilir ve bu, ekonomik ve siyasi sorunları körüklüyor olabilir. Düşük onay oranları ve siyasi muhalefetin baltalanmasını görüyoruz. Şu anda Avrupa genelinde ne görüyorsunuz?
— Durumu tam olarak doğru tarif ettiğinizi düşünüyorum ve İngiltere'deki kriz tam da bununla ilgili. İngiltere'de siyasi kriz yaşamamızın nedenlerinden biri, İngiltere'deki siyasi liderliğin ve mevcut Başbakan Starmer'ın, örtmece şekilde "dış politika" denen şeye dar bir biçimde odaklandığı algısıdır; oysa bu, klasik anlamda dış politika bile değil. Asıl odaklandıkları şey Rusya, Ukrayna'daki çatışma ve daha geniş Avrupa entegrasyon sürecidir. Sonuç olarak Avrupa'daki elitler — İngiltere de bir istisna değil — kendi ülkelerinde biriken gerçek sorunlara olan ilgilerini ve onları anlama yeteneklerini kaybediyor. Artan siyasi istikrarsızlığı yaratan da budur. Starmer'dan bahsediyorsak, burada ona takılan lakaplardan biri "Never Here Keir" — yani "Asla Burada Olmayan Keir"; çünkü sürekli dünyayı dolaşıyor, çoğunlukla Ukrayna'yı dert ediyor. Sanırım bu her şeyi özetliyor. İngiliz halkının sorunlarına ve İngiltere'nin karşı karşıya olduğu çok büyük, giderek çetrefilleşen sorunlara karşı temelden ilgisiz ve kopuk olduğuna dair yaygın bir his var.
Starmer Dönemi Bitiyor mu? Farage ve İngiliz Siyasetinin Geleceği
— Peki Starmer'ın günleri sona mı eriyor ve önümüzdeki seçim İngiliz siyasetini nasıl değiştirir? Çünkü şimdi muhtemelen "Brexit'in Bay'i" Nigel Farage'ın bizzat başbakanlık rolünü üstlenmesine bakıyoruz.
— Bu yine sizin başlangıçtaki noktanıza, yani bu meselelere odaklanmaya devam eden Avrupa çapındaki elitlere geri dönüyor. Starmer da bu kuralın istisnası değil; o, bizzat kuralın kendisi. Diğer hepsinin tipik bir örneği. Bunu Almanya'da Friedrich Merz'de görebilirsiniz; o da çoğunlukla Rusya'ya karşı silahlanma ve Ukrayna'yı destekleme gibi şeylere odaklanıyor. Bunu birbiri ardına politikacıda görüyorsunuz. Danimarka'da Frederiksen'de gördünüz. Hollanda, Polonya gibi ülkelerde gelip geçen çeşitli liderlerde gördünüz. Hepsi ezici biçimde aynı meselelere odaklı. Starmer'a gelince, evet, muhtemelen onun başbakan kalacağı zamanın sonuna doğru tedrici olarak ilerliyoruz. Ama şimdilik yerleşik siyasi elit yerinde duruyor. Yapmaya çalıştıkları şey Starmer'dan kurtulmak ve onunla tıpatıp aynı şeyleri yapacak ama bir şekilde Starmer'dan biraz daha popüler olacak birini bulmak. Krizin bu kadar karmaşık ve çözümsüz hale gelmesinin nedeni de bu: Starmer'ın yaptıklarını sürdürebilecek ve onun olamadığı şekilde popüler olabilecek birini bulamıyorlar.
Şimdi Farage ve Reform partisine gelirsek; Farage az önce konuştuğumuz elitin dışından geliyor. Geçmişte İngiliz dış politikasında değişiklikler önerdi. Örneğin Ukrayna'daki savaşın gerçekten Batı'nın eylemleriyle kışkırtıldığını öne süren yazılar yazdı. Ama iktidara yaklaştıkça bu şekilde daha az konuşuyor ve dış politika, Rusya ile ilişkiler, Avrupa'daki genel durum hakkında giderek daha çok elit gibi konuşmaya başlıyor. Sonuçta İngiliz politikasında gereken o büyük köklü değişimi gerçekleştirecek siyasi otoriteye ya da siyasi beceriye sahip kişi olmayacağı hissi uyanıyor. Bir kere, elitin üyelerinden, kendisine geçen eski Muhafazakâr Partili üyelerden destek toplamaya fazlasıyla istekli ve dış politikada fazla radikal görünerek onları ürkütmek istemiyor. Dış politikayla iç politikadaki kriz arasındaki bağı sanırım anlamıyor.
Demokratik Krizin Yapısal Kökenleri: Politika Değiştirilemiyor
— Evet, bu ABD ve Avrupa'da ortak bir tema oldu. Yani kime oy verirseniz verin, tahta başka birini oturtabilirsiniz, ama sonunda politikaları değiştiremezsiniz. Sadece Trump'ta değil, sanırım Meloni de bunun iyi bir örneği oldu. İtalyanlar her zaman seçim öncesi Meloni ile sonradan iktidara gelen Meloni arasındaki farktan bahseder; çok farklı insanlar. Ama tabii bu çok popülariteden düşmüş liderlikler — Avrupa genelinde anketlerde dibe vurmalarının nedeni, görünüşe göre temel ulusal çıkarı kovalamamaları ve Farage gelse bile bu sorunun gitmeyecek olmasıdır. Peki İngiltere'nin nereye gittiğini görüyorsunuz? Çünkü bir noktada ekonomik sorunlar, yani bu gerçeklik, dış politikayı da etkilemek zorunda kalacak.
— Özellikle zor bir durumdayız çünkü bazı açılardan sorunlarımız özellikle çözümsüz. İngiltere 1980'lerde belki finansal sistemine aşırı yatırım yaptı. Ekonomisini temelden sanayisizleştiren ilk Avrupa ülkesiydi — yani imalatı Batılı bir ekonominin çekirdeği olmaktan çıkardı. Ağırlıklı olarak finansal hizmetlere yöneldi. Aynı zamanda maliyetleri karşılamak için Kuzey Denizi petrolüne büyük ölçüde bağımlıydı. Sonuç olarak 2008 finansal krizi geldiğinde İngiltere, sorunu havaya uçuracak gerekli stratejik derinlikten yoksun tek boyutlu bir ekonomi olarak ifşa oldu. 2008'den bu yana yaşadığımız şey çok uzun bir ekonomik durgunluk dönemidir. Yaşam standartları sabit ya da düşüş halinde. Üretim temelde sabit. Hükümetlerin ödemek zorunda olduğu maliyetler büyümeye devam ederken ekonomi aynı hızda büyümediği için borç seviyeleri yükseliyor. Vergiler artıyor; cari açık, bütçe açığı ve dış ticaret açığı sürekli genişliyor. Yani İngiltere'de Avrupa'nın geri kalanında bulacağınızdan daha büyük, daha ağır bir sorunumuz var.
Aynı zamanda tarihsel nedenlerden ötürü, bu dış politika konsensüsüne belki diğer Avrupa ülkelerindekinden bile daha sıkı şekilde sıkışmış durumdayız. Örneğin İngiltere'de AfD'nin bir muadili yok; insanların alternatif fikir ve programlarla uğraştığı bir yapı yok. Le Pen ve Ulusal Cephe gibi bir şey yok, ya da bu fikirlere meydan okuyan Mélenchon ve sol kuvvetler gibi bir şey yok. İtalya'da başbakan yardımcısı olan ve belli bir otorite taşıyıp bu şeylere karşı argüman geliştiren Salvini gibi biri de yok. Yani çözüm ve çok dikkat gerektiren özellikle çetrefil bir sorun setimiz var ve belki Avrupa'da bulacağınızdan bile daha fazla bu gerçekliklere kapalı bir siyasi sınıfımız var. Bu, artan gerilimler ve İngiliz halkının artan öfkesini yaratıyor. Birçok kişi ilk defa, daha geniş İngiliz toplumunda bir öfke atmosferi hissettiğini söylüyor. İngiliz medyasına baktığınızda "öfke" kelimesini her yerde görürsünüz ve bunun nedeni de budur. Tehlike şu: siyasi sistem o kadar duyarsız ki, sanki içindeki öfke sürekli artan bir düdüklü tencere gibi. Ve sonunda düdüklü tencerenin patladığını görebiliriz. Bu da henüz göremediğimiz ama şimdiye kadar gördüğümüz her şeyden çok daha radikal olabilecek siyasi hareketler ve güçler doğurabilir. İngiltere'de çok ani ve çok keskin siyasi değişim düzeyleri yaşanabilir; bunlar konsensüsle yumuşatılmayacak ve uzun vadede son derece istikrarsızlaştırıcı olabilir. Bunu neredeyse devrim öncesi bir durum olarak nitelendirdim ve nedeni temelde budur.
Almanya: Tarihten Ders Çıkarmayı Bırakan Bir Ülke
— Evet, henüz tam 1848'de değiliz, ama yine de siyasi meşruiyetin daha fazla tutunamayacağı ölçüde bir kriz yaşadığı hissediliyor. Bir noktada dediğiniz gibi düdüklü tencere ancak bu kadar dayanır. Ama Almanya'dan bahsetmenize sevindim çünkü onların başka alternatifleri var. Yani Almanya için Alternatif (AfD), şu anda Almanya'daki anketlerde en popüler parti — sadece 2012 ya da 2013'te kurulduğu düşünüldüğünde oldukça dikkat çekici. Yani göreceli olarak yeni bir parti. Ama bu açıdan Alman şansölyesi "BlackRock" Merz'in Starmer'dan bile daha az popüler olduğunu görüyoruz. Almanya'nın başına gelen şey gerçekten dikkat çekici, çünkü bildiğimiz gibi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya bütün imajını yeniden inşa etti. Tarihten ders aldı. Savaşlara daha az girişen, ekonomisiyle Avrupa'yı ileri taşıyan bir ülke oluyordu. Bütün bunlar — Alman liderlerin Ruslarla buluşması, tarihi aşması — Almanya'yı tanımlayan ve Avrupa'nın temsil etmesi gereken şeye yansıyan unsurlardı. Bugün çok farklı bir Almanya görüyoruz: sanayisizleşen, devasa ekonomik sorunlar yaşayan, dediğim gibi siyasi meşruiyet krizi içinde olan bir Almanya. Bu olurken muhalefetin hedef alındığını da görüyoruz: AfD'yi aşırılıkçı bir örgüt olarak nitelendirip artık istihbarat servislerini ona karşı kullanıyorlar. Ve tabii Merz'in kendisi de tarihten ders çıkarma konusunda pek başarılı değil; selefi gibi o da Gazze'deki soykırımı destekledi. Merz, İsrail'in İran'a saldırdığında "bizim için kirli işi yaptığını" söyledi. Şimdi de Rusya'ya saldırabilmek için drone ve füze seri üretimi üzerinde çalışıyorlar. Bu, özellikle 90'larda ve sonrasında gördüğümüzden çok farklı bir Almanya. Peki düdüklü tencere analojinize geri dönersek, bu ne kadar sürdürülebilir? Çünkü bu yalnızca yoğunlaşıyor gibi görünüyor.
— Yoğunlaşıyor ve şunu vurgulamak önemli: konuştuğumuz tüm bu meseleler — AfD'yi yasaklama söylemi, ifade ve toplanma özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar — İngiltere'de inanılmaz boyutta ve fazla az dikkat çekti. Gazze'de yaşananların bazılarına karşı protesto düzenleyen bir protesto grubundan gelen müvekkillerini mahkemede başarıyla savunan bir avukat — bu avukat müvekkillerini başarıyla savunduktan sonra, mahkemede yaptığı savunma konuşması temelinde "mahkemeye saygısızlık" suçlamasıyla yargılandı. Ve bir süreliğine, bu davanın yapıldığı gerçeğini haberleştirmek bile 5 yıla kadar hapis cezası taşıyabilen bir suç olan mahkemeye saygısızlık sayıldı. İnanılmaz görünüyor ama bu tür durumlardayız. Bu arada şunu belirteyim ki barrister beraat etti, davayı kazandı. Ama mesele şu: bütün bunlar siyasi sistemin artan güvensizlik ve gerginliğinin tezahürleridir. AfD'yi yasaklamaktan, güvenlik servisleri tarafından soruşturulmasından bahsetmek — tüm bunlar politikalarını değiştiremeyen, gelmekte olan değişime uyum sağlayamayan ve hâlâ yapabildiğini düşündüğü tek yolla, yani bu baskıcı ve idari araçları kullanarak geri iten bir siyasi sistemin işaretidir. Yine söylemeliyim ki, bu tür bir duruma girdiğimizde potansiyel bir krize bakıyorsunuz. En popüler partinizi yasaklamaktan ve bu şekilde soruşturmaktan bahsediyorsanız bu açıkça büyük bir meşruiyet krizinin göstergesidir — ve içinden geçmek için elimizde gerçek bir pusulası olmayan bir meşruiyet krizi.
Şimdi tamamen haklısınız ve bu Almanya ile ilgili — Almanya ile İngiltere arasında temel bir fark var: Çünkü Almanya'da yakın tarihlerinin akışına ters gidiyorlar. O akış, barışçıl ve istikrarlı bir Avrupa, Rusya ile istikrarlı bir ilişki, yakın ekonomik temaslar, Ostpolitik ve 1960'lara dayanan tüm bu politikalardır. İngiltere'de ise durum tam tersi. Neredeyse politika fazlası var; çünkü burada İngiliz dış politikasının kuruluş miti her zaman 1940'taki Churchill'dir — bu arada insanlar bunu derinden yanlış anlıyor — ve hep ona geri dönmek istiyorlar. Ama etkisi aynı: İngiltere'de bir meşruiyet kriziniz var. Almanya'da bir meşruiyet kriziniz var. Bu giderek Avrupa'ya yayılacak. Tamamen açık olayım: bunu görmek istemiyorum ya da bu konuda rahat değilim. Düzensiz, kaotik bir değişim görmek istemiyorum. Sistemin koşullara uyum sağlaması ve kamuoyundaki hareketlere duyarlı olmasıyla birlikte düzenli bir politika değişimi görmek istiyorum — ki içinde büyüdüğüm siyasi sistem böyleydi. Ama bu, sahip olduğumuz çok kırılgan sistemin bir yansımasıdır; çok katılaşmış, uyum sağlama yeteneğini yitirmiş ve şu anda bu krizin içinde. İşlerin nasıl gelişeceğini tam olarak bilmiyorum ama şunu söyleyeceğim: Almanya'da İngiltere'de olduğu gibi bu sürdürülemez.
Fransa ve Avrupa'nın Küçük Ülkeleri: Sınırlı Bir Direnç
— Evet, ben de yavaş ve aşamalı değişiklikleri tercih ederim. Ama sorun şu: bir kez reform yapamaz hale gelindiğinde, meşruiyet düştüğünde ve muhalefet ortaya çıkıp engellendiğinde ya da hatta saldırıya uğradığında, sorunlar çözülmüyor. Sadece basınç birikiyor ve değişiklikler geldiğinde daha düzensiz ve yıkıcı olmalarını garantiliyorsunuz. Ama tabii Almanya ve İngiltere'den bahsederken Fransa'yı da aynı kategoriye koyabilirsiniz. Macron, halk nasıl oy verirse versin iktidara tutunacak — belli ölçüde — ve o da muhalefete, Le Pen'e karşı hukuk silahını (lawfare) kullandı. Peki Avrupa'nın orta ve daha küçük ölçekli ülkelerinde ne olduğunu görüyorsunuz? Çünkü Romanya'da seçim sonuçlarını esasen iptal edebildiklerini gördük. Ama bu dağılıyor gibi görünüyor. Bulgaristan'da yeni seçim yaptılar. Macaristan'da belki Orbán'dan kurtulmak biraz erken kutlandı çünkü değişikliklerin o kadar köklü olmayacağı görülüyor. Tabii Slovakya hâlâ hattı koruyor. Yani sadece AB'nin büyük ülkeleri değil.
— Evet, küçük ülkeler hâlâ daha fazla siyasi failiyet ve canlılık gösteriyor; muhtemelen göreceli olarak küçük oldukları için büyük ülkelerin sahip olduğu o ayrıntılı güvenlik devletlerine sahip değiller ve sisteme büyük devletler kadar bağlı değiller. Küçük bir ülkede insanların örgütlenmesi daha kolay çünkü çok daha büyük ölçekte örgütlenmeniz gereken büyük bir ülkeye göre daha az zorlu. Sorun şu: küçük ülkeler genel yönde bir değişim olması için ancak bu kadar şey yapabilir. Avrupa'nın büyük ülkelerinin de işin içine girmesi gerekiyor: Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, İngiltere. Avrupa politikasının yönünü nihayetinde belirleyen ülkeler bunlardır; Slovakya, Malta, Hırvatistan, Slovenya, Macaristan, Bulgaristan ya da o tür yerler değil. Yani küçük ülkeler önemli çünkü bir karşı denge sunuyor ve diyalog ile aktivizm için alan sağlıyorlar; ama değişimin gerçekleşmesi için büyük ülkelerde değişim aramamız gerekiyor.
Çeviri tamamlandı.
Dosya: /tmp/translation_chunk2.md
Özet:
- Chunk 2/3 Türkçeye çevrildi
- Önceki bölümden terminoloji korundu: "lawfare" → hukuk silahı, "fight to the last Ukrainian" → son Ukraynalıya kadar savaşma, "siyasi failiyet", "tek kutupluluk", "büyük güç", "western peninsula of greater Eurasia" → Büyük Avrasya'nın batı yarımadası
- Türkçe diacritical karakterler tutarlı (ü, ö, ç, ş, ı, ğ, İ)
- Konuşma akışı korundu (— ile konuşmacı geçişleri)
- Özel isimler: Stubb, Macron, Merz, Kaja Kallas, Putin — orijinal yazımla
Dosya: /tmp/translation_chunk3.md
Özet:
- Chunk 3/3 Türkçeye çevrildi (final bölüm)
- Terminoloji korundu: "Eurasia" → Avrasya, "gateway" → geçit/giriş noktası, "tipping point" → dönüm noktası, "postamerican world" → Amerika sonrası dünya, "postwestern" → Batı sonrası
- "Decentralization" → ademimerkeziyetçilik
- "Mass conformity" → kitlesel uyumculuk
- "Borrowed time" → ek süreyle yaşıyoruz
- Özel isimler orijinal: Putin, Orban, Glenn, Slovakya, Moskova
- Konuşmacı geçişleri "—" ile korundu
- Türkçe diacritical karakterler tutarlı