Glenn Diesen

Alex Craner: Avrupa Rusya ile Tırmanma Merdiveninde Çıkış Yolu Görmüyor

Piyasa analisti, yazar ve eski hedge fon yöneticisi Alex Craner, Glenn’in sunduğu programda NATO-Rusya gerilimini, Ukrayna savaşında olası tırmanma alanlarını, Avrupa’nın enerji politikalarını ve savaşın diplomatik çıkış ihtimallerini değerlendirdi. Bölümde özellikle Kiev’e yönelik Rus saldırıları, Romanya’da bir apartmana çarptığı bildirilen drone, Belarus ve Baltık bölgesi üzerinden genişleme riski ile Avrupa’nın Rusya karşısındaki askeri ve ekonomik kapasitesi tartışıldı.

Kiev Saldırıları, Romanya’daki Drone ve “False Flag” İddiası

Glenn, son dört yılda NATO’nun kademeli şekilde tırmandığını ve Rus caydırıcılığının inandırıcılığını aşındırdığını söyleyerek tartışmayı açtı. Ona göre Rusya’nın temkinli davranması Batı basınında “zayıflık” olarak yorumlanıyor; gazetelerde Rusya’nın “kırmızı çizgilerinin olmadığı” ve misillemeye cesaret edemediği yönünde başlıklar çıkıyor. Glenn, Rusya’nın Kiev’i sert biçimde vurduğunu, Rusların Avrupalı ve Amerikalılardan diplomatlarını Kiev’den çekmelerini istediğini, Ukrayna drone’larının Letonya üzerinde düştüğünü ve son olarak Romanya’da bir apartmana Rus drone’u çarptığına dair haberlerin yayıldığını aktardı.

Alex Craner ise Romanya’daki olayın Rusya tarafından yapılmış olmasının mantıklı görünmediğini savundu. Zelensky’nin Trump’a Patriot PAC-3 hava savunma füzeleri göndermesi için “çaresiz” bir mektup yolladığını söyleyen Craner, bunun Kiev’in beklenen saldırılara karşı savunmasız kaldığını gösterdiğini ileri sürdü. “Bu koşullar altında Rusların Romanya’da bir apartmana drone çarptırmanın harika bir fikir olduğunu düşünmesine çok şaşırırdım,” diyen Alex Craner, “bu Ruslara hiçbir fayda sağlamazdı; Ukraynalılar açısından ise birçok işe yarardı” şeklinde değerlendirdi.

Craner, Zelensky’nin “duvardaki yazıyı gördüğünü” ve kendisi için oyunun sonuna yaklaşıldığını düşündüğünü belirtti. Ona göre Rusya’nın bir NATO üyesine saldırması, NATO Antlaşması’nın 5. maddesini gündeme getirebilir ve Ukrayna’yı ya da Zelensky yönetimini kurtaracak büyük bir savaşa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle Craner, “Bu olayı ben soruşturuyor olsaydım ilk şüphelim Ruslar değil, Zelensky yönetimi olurdu,” ifadesini kullandı.

Craner, Rusya’nın şimdiye kadar NATO üyesi ülkelerin 5. maddeyi işletmesine gerekçe verecek davranışlardan özenle kaçındığını söyledi. Rusya’nın NATO ile birleşik bir savaşa girmek istemediğini savunan Craner, eğer Rusya gerçekten bir NATO ülkesini hedef alacak olsaydı ilk hedeflerin Büyük Britanya ve Almanya olabileceğini, hedeflerin de apartmanlar değil askeri üsler, silah üretim tesisleri veya MI6 merkezi gibi yapılar olacağını ileri sürdü.

Geçmiş Olaylar ve Rusya’nın Hedef Seçimi

Craner, Romanya’daki drone olayını Ukrayna’nın daha önceki “false flag” girişimleriyle aynı çizgide gördüğünü belirtti. Polonya’daki bir çiftliğe düştüğü söylenen iki Rus füzesinin daha sonra Ukrayna’dan fırlatıldığının anlaşıldığını iddia etti. Ayrıca Polonya’ya gönderildiği bildirilen bazı Rus drone’larının, Ukrayna hava savunmasını yanıltmak için kullanılan köpükten yapılmış sahte hedef drone’larının parçalanıp yeniden kullanılmasıyla oluşturulduğunu öne sürdü.

Glenn, Rusların bir “uyarı atışı” yapacak olsalar bunun Letonya ya da Estonya gibi yerler üzerinden daha beklenebilir olduğunu, Romanya’nın bu bakımdan dikkat çekici olduğunu söyledi. Craner ise akıllı bir uyarı atışının sivilleri hedef almadan, hassas ve önemli bir altyapıya zarar vermeyecek şekilde yapılması gerektiğini belirtti. İran’ın birkaç gün önce Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir nükleer enerji santralinin jeneratörünü hedef almasını buna örnek gösterdi. “Bir apartmana drone çarptırmak bana özellikle aptalca bir atış gibi geliyor,” diyen Alex Craner, “eğer bunun uyarı atışı olması amaçlandıysa, bu daha da aptalca olurdu” diye ekledi.

Craner’a göre Rusya, savaş boyunca hedef seçimi konusunda dikkatli davrandı ve durumu daha kötü hale getirmemek için önemli ölçüde itidal gösterdi. Kiev’e yönelik son saldırılarda sivil kayıpların raporlara göre sıfır ile iki arasında değiştiğini söyleyerek bunun rastgele bir bombardıman olmadığını savundu. Glenn de Putin’in Romanya’daki drone sorulduğunda “Bunun Rus drone’u olduğunu kim söyledi?” diyerek iddiayı reddettiğini hatırlattı ve bu tür olaylarda acele hüküm verilmemesi gerektiğini belirtti.

Medvedev’in AB’ye Mesajı ve Doğrudan Savaş Tartışması

Glenn, eski Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev’in Avrupa Birliği vatandaşlarına hitaben yaptığı açıklamayı gündeme getirdi. Medvedev’in AB ülkelerinin vatandaşlarına, yöneticilerinin tek taraflı olarak Rusya ile savaşa girdiklerini anlamaları gerektiğini, dikkatli olmalarını ve artık “huzurlu uykunun bittiğini” söylediğini aktardı. Glenn, bu sözlerin özellikle Avrupalı liderlerin Rusya’nın derinliklerini vurma hedefinden açıkça söz etmeleri, bu amaçla silah üretimini artırma planları ve Baltık topraklarının Ukrayna drone saldırıları için kullanıldığı iddialarıyla bağlantılı olduğunu belirtti.

Craner, birkaç yıl önce Ukrayna’ya F-16 gönderilmesinin bile nükleer tırmanma ihtimali nedeniyle tartışmalı görüldüğünü hatırlattı. Ancak bugün Batılı ülkelerin Ukrayna’ya Rusya içini vurabilecek silahları açıkça sağladığını söyledi. İngiltere’nin Storm Shadow füzeleri konusunda neredeyse övündüğünü belirten Craner, bu tür sistemlerin sadece silah teslim etmekle kullanılamayacağını, saldırıları yönetecek personelin de gerektiğini savundu.

“Komşunuzu öldürmek ve evini yıkmak için ateş ediyorsanız, ben de size mermi taşıyorsam haklı olarak suç ortağı sayılırım,” diyen Alex Craner, “bu beni komşunuzun savunması ve misillemesi açısından meşru hedef haline getirir” şeklinde açıkladı. Ona göre Avrupa Birliği ve NATO’nun Rusya ile çatışmadaki konumu bu örneğe benziyor.

Belarus Üzerinden Yeni Cephe Riski

Programda Belarus’un savaşa katılabileceğine dair Kiev’den gelen açıklamalar da ele alındı. Glenn, Ukraynalı yetkililerin Belarus’un savaşa girmesi ihtimaline karşı önce vurabileceklerini söylediklerini, hatta Belarus’ta yüzlerce hedefin belirlendiğine dair açıklamalar olduğunu aktardı. Bunun çok tehlikeli bir tırmanma alanı olabileceğini, çünkü Belarus’ta Rus nükleer caydırıcılığının da bulunduğunu söyledi.

Craner, Belarus’un kuzeyinde Ukrayna’ya karşı olası bir Kiev saldırısı için birliklerin toplandığına dair haberler gördüğünü, ancak bunların Belarus ordusu değil Belarus’ta konuşlu Rus birlikleri olduğunu belirtti. Ona göre Ukraynalılar Rusya’nın savaşı bitirmek için kuzeyden nihai bir saldırıya hazırlandığından endişeleniyor. “Ukraynalılar boşuna endişelenmiyor olabilir,” diyen Alex Craner, “ancak benim anladığım kadarıyla bu Belarus’un kendi ordusu değil, Belarus içindeki Rus birlikleri” diye vurguladı.

Craner, Ukrayna’nın Belarus’taki hedefleri vurmasının kendi açısından bile ne işe yarayacağını anlamadığını söyledi. Böyle bir hamlenin Belarus’u doğrudan savaşa sokacağını ve Ukrayna’yı iki cephede savaşmak zorunda bırakacağını belirtti. Bunun panikle alınmış bir karar ya da yalnızca “hınçla saldırma” refleksi olabileceğini ifade etti.

Baltık Bölgesi, Enerji İhracatı ve Yeni Cephe Olasılığı

Glenn, Baltık bölgesinin bir çatışma noktası haline gelip gelemeyeceğini sordu. İki unsurun kendisini kaygılandırdığını söyledi: Ukrayna drone’larının Baltık devletleri üzerinden saldırı yaptığına dair doğrulanmış raporlar ve Baltık Denizi’nin Rus enerji ihracatı için önemi. Avrupa Birliği’nin Rus enerji gelirlerini hedef almayı strateji olarak gördüğünü belirtti.

Craner, Baltık bölgesinin Rusya’ya karşı savaşta bir sonraki cephe olarak hazırlandığından kuşku duymadığını söyledi. Ona göre bu savaş yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki yerel anlaşmazlıklardan ibaret değil; Batılı güçler tarafından Rusya’yı zayıflatmak, istikrarsızlaştırmak ve rejim değişikliğine zorlamak amacıyla kurgulandı. 2022’de savaşın başlamasının ardından Batı’nın tarihin en büyük yaptırım paketlerinden birini önceden hazırlamış şekilde devreye soktuğunu, Rus ekonomisinin çökeceğinin ve bunun Putin yönetimini sarsacağının beklendiğini belirtti.

Craner, Batı’nın savaşı kaybettiğini ve bu yenilgiyi tersine çevirecek yolu olmadığını savundu. Daha önce Balkanlar’ın ikinci cephe olarak hazırlanmak istendiğini, ancak Donald Trump’ın Beyaz Saray’a gelişiyle bunun dağıldığını söyledi. Şimdi ikinci cephe için Kuzey Denizi, Baltık Denizi ve Baltık devletlerinin öne çıktığını ileri sürdü.

Bu bağlamda Birleşik Krallık’ın Joint Expeditionary Force adlı yeni bir ittifak kurduğunu hatırlattı. Bu yapının Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, Baltık devletleri ve Birleşik Krallık dahil 10 Kuzey Avrupa devletinin donanmalarını Londra merkezli ve İngiliz komutası altında bir araya getirdiğini söyledi. Craner’a göre belgeler bunun Rusya ile yüzleşme amacı taşıdığını gösteriyor; ancak sistemlerin, mühimmatın ve silahların uyumlu hale getirilmesi yıllar alacağı için 2029-2030 zaman çerçevesi öne çıkıyor.

Avrupa’nın Enerji Politikası ve Sanayisizleşme

Glenn, Avrupa’nın Rusya ile enerji bağlarını kesmesinin baştan beri sorunlu olduğunu savundu. Ona göre Rusya ihracatını çeşitlendirebilirken Avrupa ithalatını aynı kolaylıkla çeşitlendiremedi. Avrupa liderlerinin Rusya’dan kopmayı “enerji güvenliği” olarak sunmasını eleştirdi. Enerji güvenliğinin normalde uygun fiyatlı ve güvenilir arz anlamına geldiğini, bunun da çok sayıda tedarikçiyle sağlanabileceğini söyledi. Rus gazının doğuya yönelerek Çin ve diğer Asya ekonomilerini güçlendireceğini, Avrupalı şirketlerin rekabetçi kalmak için ucuz Rus gazının peşinden Çin’e taşınmak zorunda kalabileceğini belirtti.

Craner bu değerlendirmenin sanayi rekabetçiliği açısından “muazzam” ölçüde doğru olduğunu söyledi. Almanya’nın sanayi üretimindeki eğrinin 2022’den sonra tersine döndüğünü, aylar ve çeyrekler boyunca düşüş yaşandığını belirtti. “Almanya’nın sanayi üretimine bakarsanız, trend tamamen tersine dönmüş durumda,” diyen Alex Craner, “2022’den sonra aşağı doğru gitmeye başladı” şeklinde konuştu.

Craner, şirketlerin neredeyse her ay işten çıkarma duyurduğunu, bu ay açıklanan işten çıkarmaların yarım milyona yakın olduğunu iddia etti. Bunun Almanya için “kesinlikle felaket” olduğunu söyledi. Buna rağmen hatanın kabul edilip Nord Stream 2’nin kalan kısmının yeniden devreye alınması yönünde bir irade görmediğini belirtti. Rusların dört hattan birinin hâlâ sağlam olduğunu ve “söyleyin, gaz aksın” mesajı verdiğini savundu.

Craner, Avrupalı liderlerin bunu bir yenilgi ve başarısızlık itirafı olarak göreceği için Almanya’da ve Avrupa’nın başka yerlerinde yüz binlerce işi daha feda etmeyi tercih edeceğini ileri sürdü. Enerjinin miktarı kadar fiyatının da Avrupa imalatını rekabet dışı bıraktığını söyledi.

Avrupa’nın Askeri Hazırlığı ve ABD Desteği

Glenn, Avrupa Rusya ile savaşa girerse ve bu nükleer bir değiş tokuşa dönüşmezse, ABD desteği olmadan uzun bir çatışmaya ne kadar hazır olduğunu sordu. Craner’ın yanıtı netti: Avrupa’nın hazır olmadığını söyledi. Ona göre Avrupa orduları küçük, kara savaşına uygun değil ve ABD olmadan böyle bir savaş için gerekli kritik lojistik kapasitelere sahip değiller. Uydu istihbaratına erişim de belirsiz.

Craner, Avrupa’nın hava savunması bakımından da kendisini büyük ölçüde silahsızlandırdığını savundu. Artık yalnızca pahalı balistik füzelerin durdurulması değil, yüzlerce hatta binlerce ucuz ve yıkıcı drone’un ve bunlardan daha ucuz sahte hedeflerin engellenmesi gerektiğini söyledi. Bu sahte drone’ların gerçek gibi göründüğünü, uçtuğunu ve ses çıkardığını; buna karşılık onları vurmak için 1 ila 4 milyon dolarlık füzeler kullanılması gerektiğini belirtti.

“Avrupa hiç hazır değil,” diyen Alex Craner, “ama bu savaşı isteyen Avrupa halkları değil; Wall Street bankalarında, City of London bankalarında ve başka merkezlerde oturan insanlar” ifadelerini kullandı. Ona göre bu çevreler Rusya’yı yenmek zorunda değil; amaç Rusya’yı kanatmak, zayıflatmak, mevcut hükümeti istikrarsızlaştırmak ve Batı yanlısı bir kukla lider getirmek.

Almanya’nın Rolü ve İç Siyasi Baskılar

Glenn, Rusya’ya karşı kampanyada İngiltere, Baltık devletleri ve Polonya’nın öne çıkmasının beklenebilir olduğunu, ancak Almanya’nın tutumunun kendisini şaşırttığını söyledi. Alman tanklarının Kursk’a girmesinin bazı Alman generaller tarafından televizyonda övünçle karşılanmasını ve İkinci Dünya Savaşı’na yapılan göndermeleri “dikkat çekici” bulduğunu belirtti.

Craner, burada esas olarak Alman halkından değil, Alman “elitlerinden” söz edilmesi gerektiğini söyledi. Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ABD, İngiltere ve genel olarak NATO tarafından işgal altında olduğunu savundu. İşgal altındaki ülkelerde polis, gizli polis ve istihbarat aygıtlarının sıkı kontrol edildiğini belirten Craner, Almanya’nın Avrupa’da en sert sansür rejimlerinden biri altında olduğunu ileri sürdü.

Craner, Almanya’da insanların konuşmaktan korktuğunu, tartışmalı bir şey söyleyeceklerinde fısıldayıp etrafa baktıklarını anlattı. Ona göre Alman toplumunda otorite korkusu yaygın, bu nedenle halk sessiz kalırken savaş yanlısı çevreler daha gürültülü görünüyor. Glenn de Friedrich Merz’in çok popüler olmadığını belirterek bu fikirleri tüm Almanlara atfetmenin doğru olmayacağını söyledi.

Diplomatik Çıkış Var mı?

Son bölümde Glenn, diplomatik bir çıkış veya atılım ihtimalini sordu. Avrupa Birliği’nin önce Rusya ile konuşup konuşmamaya, sonra kimin temsil edeceğine, sonra da koşullara karar vermesi gerektiğini; bu sürecin hiçbir yere gitmediğini söyledi. Kaja Kallas’ın geçmişte Rusya’nın daha küçük ülkelere bölünmesini savunduğunu, bugün ise Rusya ile konuşmanın anlamı olmadığını söylediğini aktardı. Glenn’e göre AB’nin talep ettiği koşullar, Rusya’nın tüm bölgelerden çekilmesi, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasına izin verilmesi, Rusya’nın tazminat ödemesi ve ordusunu küçültmesi gibi Rusya açısından tek taraflı teslimiyet anlamına gelen taleplerden oluşuyor.

Craner, bir “off-ramp” yani çıkış yolu görmediğini söyledi. Ukrayna savaşının büyük bir yanlış anlamadan değil, onlarca yıldır süren bir ajandadan kaynaklandığını savundu. İkinci Dünya Savaşı bitmeden önce İngilizlerin Operation Unthinkable adlı planla Sovyetler Birliği’ne sürpriz saldırı seçeneğini değerlendirdiğini anlattı. 1946’da Winston Churchill’in Sovyetler Birliği’ni Batı’nın düşmanı ilan ettiğini, 1948’de NATO’nun oluşum sürecinin başladığını, Soğuk Savaş sonrası NATO’nun doğuya ve Rusya’ya doğru genişlediğini belirtti.

Craner, NATO’nun 1991’den sonra Ukrayna ve Gürcistan’a girdiğini, Ukrayna ile NATO arasında 1997’de Madrid’de “ayırt edici ortaklık” bildirisi imzalandığını ve bundan sonra Ukrayna’nın kademeli şekilde silahlandırıldığını savundu. Ona göre bu süreç, Almanya’nın 1930’larda militarize edilmesine benziyor.

Craner, savaşın kökenini seçilmiş liderlerden ya da diplomatların aklından ziyade “uluslararası bankacılık karteli” olarak tanımladığı çıkar ağlarında gördüğünü söyledi. Bu çevrelerin Rusya’yı doğal kaynakları ve 144-150 milyonluk, OECD’ye göre çok eğitimli iş gücü nedeniyle büyük bir “teminat” olarak gördüğünü iddia etti. “Bu savaş makinesi tamamen yok edilene kadar asla durmayacak,” diyen Alex Craner, “Rusya’yı haritadan silerlerse bir sonraki hedefleri Çin olur” değerlendirmesinde bulundu.

Trump yönetiminde başlangıçta Tulsi Gabbard ve Joe Kent gibi isimlerle umut verici bir değişim olduğunu söyleyen Craner, daha sonra “bankacılık ve para çıkarlarının” ağır bastığını, kabinedeki “vatansever MAGA” unsurların tasfiye edildiğini savundu. Joe Kent’in İran savaşı konusundaki anlaşmazlık nedeniyle ayrıldığını, yerine Sebastian Gorka’nın geldiğini söyledi ve Gorka’yı “İngiliz ajanı” ve “aşırı Siyonist” olarak niteledi.

Craner, AfD’nin Almanya’da, Rassemblement National’ın Fransa’da ve başka ülkelerde “vatansever hareketlerin” iktidara gelmesinin bu planları zorlaştıracağını, ancak savaşı planlayan çevrelerin vazgeçmeyeceğini belirtti. Glenn ise Trump’ın Oval Office’te Zelensky’ye verdiği dersten Biden’a neredeyse benzer bir pozisyona gelmesine kadar yaşanan hızlı dönüşümün birçok kişiyi uyandırdığını söyledi. Program, Craner’ın “Bir dahaki sefere kadar, iyi hafta sonları” sözleriyle sona erdi.

Giriş ve NATO’nun Tırmanışı

Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün yine büyük Alex Craner bizimle; piyasa analisti, yazar ve eski bir hedge fon yöneticisi. Programa tekrar geldiğiniz için teşekkür ederim.

Alex Craner: Davet için teşekkür ederim, Glenn. Size katılmak her zaman güzel; dinleyen ve izleyen herkese selamlar.

Glenn: Son dört yılda NATO’nun kademeli olarak tırmandırdığını ve yine kademeli olarak Russia’nın caydırıcılığının inandırıcılığını aşındırdığını gördük. Russia’nın itidali ve temkinliliği zayıflık olarak yorumlanma eğiliminde. Gazete manşetlerinin tamamı bunu söylüyor: Russia’nın kırmızı çizgileri yok, esasen misilleme yapmaya cesaret edemiyor.

Ama görünen o ki Russia’nın sabrı tükenmiş olabilir ve misilleme baskısı çok ezici hale geliyor. Propaganda ve bilgi savaşının içinden hakikati ayıklamak yine çok zor, fakat şimdi Rusların Kiev’i oldukça sert vurduğunu görüyoruz. Ruslar Avrupalıları ve Amerikalıları diplomatlarını Kiev’den çekmeleri konusunda uyardı. Bazı Ukrayna drone’larının Latvia üzerinde düştüğünü görüyoruz ve en son haberlerde bir Rus drone’unun Romania’da bir apartmana çarptığı bildiriliyor.

Yine, tam olarak ne olduğunu kesin bilemeyiz. Bu Russia’dan bir uyarı atışı mıydı, yoksa Ukrayna tarafının bir sahte bayrak operasyonu muydu? Bilemem. İkisi de olabilir. Siz bu olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Hızlı bir tırmanış mı görüyoruz?

Romania’daki Drone Olayı ve Sahte Bayrak İhtimali

Alex Craner: Sanırım dün ya da önceki gün Vladimir Zalinski’nin Trump’a oldukça çaresiz görünen bir mektup gönderdiğini gördük; Kiev’e beklenen saldırılar nedeniyle Patriot PAC-3 hava savunma füzeleri göndermesi için yalvarıyordu. Bu, Ukraynalıların oldukça çaresiz olduğunu, savunmalarının olmadığını ve Rus saldırısının Ukrayna hükümetine ve toplumlarının idaresine büyük zarar vereceğini anladıklarını gösteriyor.

Bu koşullar altında Rusların Romania’da bir apartmana drone çarptırmanın harika bir fikir olacağını düşünmüş olmaları beni çok şaşırtırdı. Bu ne işe yarardı? Ruslar için hiçbir iyi amaca hizmet etmezdi. Ukraynalılar için ise birçok iyi amaca hizmet ederdi; çünkü ben Zilinski’yi biraz panik içinde görüyorum, sanki duvardaki yazıyı görüyor ve onun için oyunun bitmesine çok az kaldığını anlıyor.

Eğer şu anda Russia bir NATO üyesi ülkeye saldırmış olsaydı, bu 5. Madde’nin işletilmesi, NATO’nun birleşmesi, büyük bir savaş başlatılması ve Ukraine’in ya da Zalinski rejiminin kurtarılması için gerekçe olabilirdi. Bu olayı ben soruşturuyor olsaydım, ilk şüphelim Ruslar değil Zalinski rejimi olurdu.

Ruslar herhangi bir NATO üyesi ülkeye 5. Madde’yi işletmek için herhangi bir bahane, herhangi bir gerekçe vermemek konusunda son derece dikkatli davrandılar. Çünkü birincisi, Ruslar o savaşı istemiyor. Birleşik NATO’ya karşı savaş istemiyorlar. İkincisi, herhangi bir NATO üyesi ülkeye saldıracak olsalar, bence listenin başında Great Britain ve ardından Germany olurdu. Eğer gerçekten Britain ya da Germany’ye saldırmaya karar verselerdi, muhtemelen askeri üslere, silah üretim şirketlerine, belki MI6 karargahı gibi yerlere saldırırlardı; bir apartmana değil ve bir drone ile değil. Muhtemelen Coresnik gibi ağır bir şey kullanırlardı.

Bu yüzden bunun bir sahte bayrak saldırısı olduğunun ortaya çıkacağını varsayardım. Ukraynalıların ilk sahte bayrak girişimi de olmazdı. Önce Poland’da bir çiftliğe sözde iki Rus füzesi atılmıştı; ne zamandı unuttum, 2022 ya da 2023 olabilir. Bunun sahte bayrak saldırısı olduğu ortaya çıktı, çünkü füzeler Ukraine’den fırlatılmıştı.

Sonra yine, sanırım Poland’a fırlatıldığı söylenen Rus drone’ları vardı. Bunların da ele geçirilmiş Rus aldatma drone’ları olduğu ortaya çıktı; Ukraine’den hava savunma füzesi ateşini üzerine çekmek için Shahid drone’larına benzetilerek yapılan köpük drone’lardı. Bantla yakılıp sonra Ukraine’e doğru fırlatılmışlardı. Bu da belki 5. Madde’yi tetiklemeye yönelik başka bir girişimdi.

Dolayısıyla Romania’da bir apartmana fırlatılan bir drone’un da aynı hedefe ulaşmaya yönelik başka bir girişim olmasını beklerim. NATO’nun tamamını bu savaşta kendi yanlarında birleştirmek Ukraynalılar için çok kullanışlı olurdu; süvarilerin yardıma gelmesi gibi. Fakat Ruslar için hiçbir amaca hizmet etmezdi.

Ayrıca herhangi bir ülkeye saldırmanın etkisi, siyasi yelpazenin sıkışmasıdır. İnsanlar saldırıya uğradıklarını hissederlerse liderlerinin arkasında kenetlenirler ve savaşa gitmeye çok daha istekli hale gelirler. Rusların kesinlikle kaçınmak isteyeceği şey de budur; çünkü Avrupa siyasi sınıfının dağıldığını, şu anda iktidarda olan partilerin destek kaybettiğini ve kaybetmeye devam ettiğini görüyorlar. O halde neden onlara bütün bunları tersine çevirecek ve insanları Russia’ya karşı savaşa daha istekli hale getirecek katalizör bir olay veresiniz?

Bu yüzden bütün olayın Russia kaynaklı olması bana hiç mantıklı gelmiyor. Ayrıca bunu bir Rus drone’u olarak CNN bildirdiyse, tersine inanmanız daha iyi olur; çünkü doğru olma ihtimali çok düşük.

Medvedev’in Açıklaması ve Avrupa’nın Savaştaki Rolü

Glenn: Evet. Ben de şunu düşünüyordum: Eğer Ruslar bir şekilde uyarı atışı yapmak, bir uyarı göndermek isteselerdi ve bunu makul inkâr payı bırakacak bir yolla yapsalardı, yine de hedefin Latvia ya da Estonia gibi bir yer olmasını beklerdik. Romania biraz göze çarpıyor. Bu yüzden bu konuda sağlıklı bir şüphecilik iyi bir fikir gibi görünüyor.

Ama birkaç saat önce Russia’nın eski devlet başkanı Dmitri Medvedev’in de bir yorum yaptığını gördük. Yine EU vatandaşlarına sesleniyor ve şöyle yazıyor: “EU ülkelerinin vatandaşları, yetkililerinizin tek taraflı olarak Russia ile savaşa girdiğini anlamalısınız. Bu yüzden dikkatli olun ve hiçbir şeye şaşırmayın. Huzurlu uyku sona erdi, ama bunun nedenini kime soracağınızı biliyorsunuz.”

Yine, o genelde Putin’in iyi polis rolüne karşı kötü polis rolünü oynuyor. Ama EU liderlerinin Russia ile savaş başlattığı yorumu, sanırım büyük ölçüde Avrupa liderlerinin Russia’nın derinliklerini vurma hedefinden çok açık şekilde bahsetmesiyle ilgili. Bu silahları seri üretmekten söz ediyorlar. Elbette Baltic topraklarının sözde Ukrayna drone’larıyla Russia’ya saldırmak için kullanılması da var. Bütün bunlar artık en azından retorik düzeyde EU’nun savaşa girdiği ya da Russia’ya doğrudan saldırdığı sonucuna yol açtı.

Kremlin’in bakış açısından sizce durum nasıl? Avrupa hükümetlerinin hangi eylemleri dolaylı müdahaleden çıkıp, Medvedev’in diliyle söylersek, Russia ile savaşa girmiş olmaya, yani çok doğrudan bir savaşa geçti?

Alex Craner: Saati dört yıl ya da hatta üç yıl geriye sararsak, Ukraine’e silah sağlama konusunda dikkatli değerlendirmeler yapıldığını hatırlarız. Bir ara onlara F-16 verilmesi konuşuluyordu. Tartışma şuydu: Hayır, onlara F-16 veremeyiz, çünkü F-16’lar nükleer savaş başlığı taşıyabilir. Eğer nükleer savaş başlığı taşıyabiliyorlarsa ve biz onlara F-16 verirsek, bu potansiyel olarak nükleer bir tırmanış olur ve Ruslar bize karşılık vermekte haklı olur. Bu yüzden bunu yapmamalıyız.

Şu anda ise sanki bütün bu frenler kaldırılmış gibi görünüyor. Artık Ukraynalılara Russia’nın içlerini vurmak için açıkça silah sağlıyorlar. Britishler bununla neredeyse övünüyorlar. Ukraynalılara Russia’yı vurmak için Storm Shadow füzeleri sağlamakla övünüyorlar. Bu füzeleri sadece teslim edemeyeceğiniz gayet iyi biliniyor. Bu saldırıları yönetecek personeli de sağlamanız gerekiyor.

Bu yüzden Medvedev’in açıklaması birden fazla şekilde yorumlanabilir. Ama daha sezgisel hale getirmek için şöyle söyleyeyim: Eğer komşunuzun evine, komşunuzu öldürmek ve evini yok etmek için ateş ediyor olsaydınız ve ben size mermi getiriyor olsaydım, haklı olarak bir suç ortağı, bir yardımcı fail olarak görülürdüm. Bu da beni komşunuzun savunması ve misillemesi açısından meşru hedef haline getirirdi. Kimse benim burada masum bir seyirci olduğumu söyleyemezdi.

European Union ve NATO’nun Russia ile çatışma karşısında üstlendiği pozisyon budur.

Uyarı Atışları ve Hedef Seçimi

Alex Craner: Uyarı atışlarına gelince, bir uyarı atışı çok akıllıca seçilmiş bir atış olmalıdır. Örneğin birkaç gün önce Iranians’ın yaptığı gibi: UAE’deki bir nükleer santralin jeneratörünü vurdular. Verilen uyarı şuydu: Bakın ne yapabiliyoruz. Nükleer santralinize zarar vermek istemedik, çevre felaketine yol açmak ve santralinizi yok etmek istemedik; ama sizi vurabileceğimizi, çok isabetli vurabileceğimizi ve istediğimiz zaman vurabileceğimizi göstermek istedik.

Akıllı bir uyarı atışı bu tür bir atış olur: Hassas, önemli bir şeyi vurur; ama büyük hasara ve can kaybına yol açmaz. Bir apartmana drone çarptırmak bana özellikle aptalca bir atış gibi geliyor; eğer uyarı atışı amaçlıysa daha da aptalca.

Russian savaş tarihine bakarsak, hedef seçimi konusunda, neyi ne zaman vuracakları konusunda son derece ölçülü ve temkinli olduklarını görürüz. Durumu olduğundan daha kötü hale getirmemek için büyük bir itidal gösterdiler. Birkaç gün önce Kiev’i vurduklarında, raporlar değişiyor ama sivil can kaybı sıfır ile iki arasındaydı. Yani bu, “hadi Kiev’i rastgele vuralım, ne havaya uçarsa uçsun” türü bir şey değildi. Açıkça çok dikkatli hedeflenmişti.

Bu nedenle bunun, muhtemelen bir tür panik içinden çıkan, Ukrayna’nın sahte bayrak senaryosu yaratma girişimi olmasını beklerdim. Çünkü iyi planlanmış bir sahte bayrak senaryosu istiyorsanız, şüphe uyandırmayan, bunun yerine güçlü bir duygusal tepki doğuran bir şey olması gerekir. Romania’da ve Avrupa’nın geri kalanında güçlü bir duygusal tepki olmalıydı. Yani 9/11 gibi, sonucunda 3.000 Amerikalının öldüğü bir şey. Gerçek bir sahte bayrak böyle olur. Bu ise gerçek anlamda düzgün bir sahte bayrak değil. Belki de bir hata bile olabilir.

Belarus ve Kuzeyden Kiev Tehdidi

Glenn: Evet. Şunu da belirtmek gerekir: President Putin’e drone soruldu ve ilk yorumu, “Bunun Rus drone’u olduğunu kim söyledi?” şeklindeydi; yani esasen bunu reddetti. Yine, hiçbir şeyi göründüğü haliyle kabul edemeyiz, ama yine de Rusların bunun kendileri olmadığını söylediğini ve sizin de belirttiğiniz gibi bazı emsaller bulunduğunu not etmek gerekir. Bu yüzden hemen sonuca varmamak lazım.

Olası tırmanış alanı içindeki başka bir konu da Kiev’den gelen, Belarus’un savaşa katılmayı planlıyor olabileceğine dair yorumlar. Bu nedenle Ukraynalılar, ilk saldırıyı yapabilecekleri yönünde açıklamalar yapıyorlar. Son gördüğümde, Belarus’ta yüzlerce hedefi çoktan belirlediklerine, eğer biri buna karar verirse bu hedeflerin hazır olduğuna dair bazı yorumlar vardı.

Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer gerçekleşirse bu çok tehlikeli bir tırmanış alanı olur; çünkü Ukraynalılar Belarus’a saldırırsa ya da Silinski’nin söylediği gibi Belarusluların dahil olması doğru çıkarsa, ki şu aşamada bunu şüpheli buluyorum ama doğru olabilir, bu çok çılgınca bir tırmanış gibi görünüyor. Avrupalılar muhtemelen Belarus’a yapılacak bir saldırıya çok daha doğrudan dahil olurlar, üstelik orada Russia’nın nükleer caydırıcılığı bulunmasına rağmen. Ukraine’den gelen bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Alex Craner: Belarus’ta, Ukraine’in kuzeyinde, Kiev’e olası bir saldırı için birliklerin toplandığını söyleyen bazı raporlar gördüm. Ama bunlar Belarus birlikleri değil. Belarus’taki Rus birlikleri. Bence Ukraynalılar, Rusların bu savaşı bitirmek için son bir saldırı hazırlığı yaptığından çok endişeli. Tehlike şu: Özel askeri operasyonun en başında olduğu gibi kuzeyden bir saldırı olabilir ve doğrudan Kiev’e yönelebilirler.

Bu yüzden bence boşuna endişelenmiyorlar. Ama benim anladığım, bunun Belarus’un kendi ordusu olmadığı; Belarus içinde konuşlu Rus birlikleri olduğu. Ukraynalılar biraz paniğe kapılmış olabilir. Kendi bakış açılarından bile Belarus’taki hedeflere saldırmanın ne amaca hizmet edeceğini bilmiyorum. Çünkü bu durumda Belarus’u savaşa sokmuş olursunuz. Sadece Kiev’in savunmasını organize etmek yerine iki cephede iki düşmana karşı savaşırsınız.

Bence bu belki de biraz paniklemelerinin sonucu. Bunun, sadece saldırgan bir tepkiyle bir şeyleri havaya uçurmak dışında ne amaca hizmet edeceğini gerçekten göremiyorum.

Baltic Bölgesi ve Yeni Cephe Riski

Glenn: Peki Baltic bölgesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Bunun ne ölçüde bir parlama noktasına dönüşebileceğini düşünüyorsunuz? Beni endişelendiren iki şey var. Birincisi, artık doğrulanmış olan, Ukrayna drone’larının Baltic devletleri üzerinden saldırdığına dair bütün bu raporlar. İkincisi ise Baltic Sea’nin Rus enerji ihracatı için oldukça önemli olması. EU, Russian enerji ihracatını azaltmanın ya da hedef almanın temel bir strateji olabileceği, kendi ifadeleriyle Russia’nın savaşa harcayabileceği parayı azaltabileceği yönünde birkaç açıklama yaptı.

Orada bir parlama noktası görüyor musunuz? Rusların bazı sinyaller gönderdiğini ve EU’nun biraz geri çekildiğini mi düşünüyorsunuz, yoksa bunun nereye gittiğini görüyorsunuz?

Alex Craner: Baltic bölgesinin Russia’ya karşı savaşta bir sonraki cephe olarak hazırlandığı konusunda şüphe yok bence. Çünkü şunu aklımızda tutmalıyız: Bu sadece Russia ile Ukraine arasında yerel anlaşmazlıklarından doğan bir savaş değil. Bu savaş, Batılı güçler tarafından Russia’yı zayıflatmak, istikrarsızlaştırmak ve rejim değişikliğine zorlamak amacıyla düzenlendi.

Sanırım Russia’nın yenileceği, çökeceği yönünde tam bir beklenti vardı. Sadece askeri çatışma açısından değil; Soviet Union’ı Afghanistan’daki savaşa çekme fikrine benzer şekilde. Savaş Şubat 2022’de başladı. Ama ardından Mart 2022’de Batı, önceden hazırlanmış, tarihte herhangi bir ülkeye uygulanmış en büyük yaptırım paketini devreye soktu.

Russian ekonomisinin çökeceğini ve bunun Russia’da belki toplumsal bir ayaklanmaya yol açacağını, halkın savaşı ve ekonomik koşulları protesto edeceğini, bunun da Vladimir Putin hükümetini devirebileceğini tamamen bekliyorlardı. Ama bu olmadı. Savaşı kaybediyorlar ve bu yenilgiyi tersine çevirmenin hiçbir yolu olmadığı çok açık.

Yani, biliyoruz ki Balkanlar’ı ikinci cephe olarak kurgulamaya zaten çalışıyorlardı, ama Donald Trump White House’a geldiğinden beri bu biraz dağıldı. Dolayısıyla bence bir sonraki ikinci cephe North Sea, Baltic Sea, Baltic States olur; ama sadece Baltic States değil, çünkü United Kingdom, Joint Expeditionary Force adlı yeni bir ittifak kurdu. Bu ittifak, Netherlands, Denmark, Sweden, Norway, Baltic states, UK’nin kendisi dahil 10 North European devletinin donanmalarını birleştiriyor ve bütün ittifak London merkezli bir karargahtan, British komutası altında işliyor. Sonra onların açıklamalarını ve imzalanan belgeleri okursanız, bunun açıkça Russia ile karşı karşıya gelme amacıyla yapıldığını görürsünüz. Şimdi belirledikleri zaman çerçevesi 2029-2030, çünkü büyük iş sistemlerini senkronize etmek. Çünkü bu gruptaki her donanmanın farklı sistemleri, farklı mühimmatı, farklı silahları var. Dolayısıyla büyük iş, hepsini aynı standarda getirmek; böylece aynı sistemleri kullanabilsinler, koordinasyon ve iş birliği yapabilsinler, aynı mühimmatı ve aynı yedek parçaları kullanabilsinler ve bu şekilde daha uygulanabilir bir savaş gücü haline gelsinler. Ama bu bir gecede yapılamaz. Bu yüzden, fikirlerinin belki Russia’nın Atlantic Ocean’a doğru ticaretini abluka altına alarak, Russian gemilerinin akışını kısıtlayarak Russia’yı bir çatışmaya provoke etmek olduğunu düşünüyorum. Ama bence bu şu anda yapılamaz. Dolayısıyla Baltic states’te Russia’yı bir çatışmaya provoke ederlerse, bu onlar için erken olur ve belki bu kendi ittifaklarını bile yok eder. Yani, biliyorsunuz, Russia Baltic states’e girip Estonia, Latvia, Lithuania’yı alırsa, Finnish halkının Russia’ya karşı savaşa girme konusunda ikinci kez düşüneceğini düşünüyorum. Bunu hazırladıklarını görüyorum ama yakın vadede hazır olacaklarını sanmıyorum. Ve savaşmaya hazır olmadan bir savaşı başlatırsanız, o zaman yerine koyduğunuz bütün parçalar boşa gidebilir. Bu yüzden bu çatışmanın yakın vadede olmadığını düşünüyorum, ama kim bilir? Yanılıyor olabilirim. NATO üyeleri arasında yayılan bu genel paniğin, eminim orada “Hayır, hayır, hadi sadece başlatalım. Hadi sadece başlatalım. İlerledikçe bir şeyler uydururuz” diyen sesler olabileceğini düşünüyorum.

Peki, Russia’yı çökertmesi beklenen yaptırımlardan bahsettiniz ve ilk günden beri bunun çok sorunlu olacağını söylediğimi hatırlıyorum, çünkü Russianların ihracatlarını çeşitlendirme kabiliyeti vardı. Europeans’ın ise ithalatlarını çeşitlendirme kabiliyeti yoktu. Bu yüzden evet, Russianlar iyi durumda olurdu, Europeans olmazdı. Aslında bu konuda bütün senaryoyu çok absürt buluyorum, çünkü European siyasetçilerin “şimdi enerji güvenliğimiz var, çünkü Russia’dan tamamen koptuk” dediğini sürekli duyuyorum. Yani enerji güvenliği genellikle uygun fiyatlı ve güvenilir enerji arzı olarak tanımlanır ve genellikle o zaman çok sayıda tedarikçi istersiniz. Böylece alıcı piyasası oluşur. Fiyatı aşağı çekersiniz ve biri baskı kurmaya, siyasi şartlar dayatmaya ya da benzer bir şeye çalışırsa, başka bir tedarikçiye dönebilirsiniz. Ama European liderler, ana tedarikçinizden kopmanın enerji güvenliği olduğuna inanıyor gibi görünüyor. Sonuç olarak evet, Europeans sanayisizleşir, zayıflar, evde sosyal ve ekonomik sorunları körükler. Siyasi liderlik bütün desteğini kaybettiği için siyasi meşruiyet krizi yaşarsınız. Ardından denenmemiş popülist alternatiflerin ortaya çıkışı gelir. Bunların hepsi yine istikrarsızlığı besler. Bu arada Russian gazı doğuya gönderilir. Sonra Chinese ekonomisini ve doğudaki diğer ekonomileri Europeans karşısında besler. European şirketleri rekabetçi kalmak istiyorlarsa ucuz Russian gazını takip ederek China’ya taşınmak zorunda kalır. Yani bunun aptallığı oldukça derin görünüyor. Ama yine de piyasaları analiz eden kişi sizsiniz. Europe’un Russia ile ekonomik bağlarını koparması, endüstriyel rekabet gücünü ne ölçüde besledi ya da azalttı?

Çok büyük ölçüde. Kesinlikle çok büyük ölçüde. Yani Germany’nin sanayi üretimi trendine bakarsanız, tamamen tersine döndü. Eğri böyle gidiyordu. Sonra 2022’den sonra böyle gitmeye başladı. Ve ay ay, çeyrek çeyrek European, yani German sanayi üretiminde düşüş var. Şirketler neredeyse her ay işten çıkarmalar açıklıyor. Sanırım bu ay işten çıkarma açıklamaları yarım milyona, yarım milyon işe yakındı. Bu Germany için kesinlikle felaket. Ve bunu tersine çevirmeye çalışmak, “hata yaptık, bunu geri çevirmemiz gerekiyor, gidip Russianlarla konuşmamız ve Nord Stream 2 boru hatlarını yeniden başlatmamız gerekiyor” demek yönünde herhangi bir niyet, arzu, istek var gibi görünmüyor. Geriye ne kaldıysa, dört tüpten biri. Russianlar dört tüpten birinin hâlâ sağlam olduğunu söyledi. Sözü söyleyin, gaz akar. Ama onlar için artık bu bir yenilgi olur. Başarısızlığın kabulü olur. Bu yüzden hata yaptıklarını kabul etmektense Germany’de ve Europe’un başka yerlerinde yüz binlerce işi daha feda etmeyi tercih ederler ve kıtanın geri kalanı da bu insanların rehinesi durumunda. Mesele sadece mevcut enerji miktarı da değil. Elbette aynı zamanda fiyat da var ve bu European imalatını tamamen rekabet edemez hale getiriyor. Trend yerinde duruyor. Trend kökleşmiş durumda. Görünürde bir tersine dönüş yok. Ve bunun devam edeceğini düşünüyorum. Ama bunun kısmen tasarım gereği olabileceğinden de şüpheleniyorum; hatta kısmen değil, tamamen tasarım gereği olabilir. Çünkü insanlar varlıklıysa, parlak bir gelecek görüyorlarsa, iyi kariyer beklentileri varsa, bir nüfusu savaştırmanız gerçekten mümkün değildir. İnsanları yoksullaştırmanız gerekir. Çok yüksek düzeyde genç işsizliği yaratmanız gerekir. Sonra genç erkeklere askeri kariyer teklif eder ve “Hey, orduya katıl, iyi olacaksın. Bir işin, emekliliğin, sağlık sigortan, bütün bu ayrıcalıkların olacak, ama bizim için gidip Russianları öldürmen gerekecek” dersiniz. Ve insanlar çaresiz olduğunda, askeri kariyer mantıklı gelebilir.

Hayır, Ukraine’deki devasa yolsuzluğun European liderlerin mutlaka ortadan kaldırmak isteyeceği bir şey olmadığını sık sık düşünüyorum. Çünkü bu devasa yolsuzluk olmasaydı, içeri pompalanan bütün bu para, hükümeti aksi halde gitmeyeceği bir yöne yönlendirmeye yardımcı oluyor. Ukrainian makamların Russianlarla daha erken ciddi diplomasiye girişmeden bu savaşı bu ölçüde sürdürmüş olacağına inanmak zor. Yani bunun üzerinden dört buçuk yıl geçti ve hâlâ hiçbir şey yok. Neredeyse dört buçuk yıl. Ama Europeans Russia’ya karşı bu savaşa girerse ve bu nükleer bir karşılıklı saldırıya tırmanmazsa, US desteği olmadan uzun bir yüzleşmeye ne kadar hazırlıklı olduklarını görüyorsunuz?

Hiç hazırlıklı değiller. Ellerinde hiçbir şey yok. Kara savaşı yapamayacak kadar acınacak derecede küçük orduları var. Americans olmadan, böyle bir savaş için gerekli olacak kritik lojistik tesislere sahip değiller. Uydu istihbaratı bilgilerine erişim şüpheli. Ve hava savunmalarına gelince, büyük ölçüde kendilerini silahsızlandırdılar. Bir şeyleri var ama Russia’ya karşı koymaya yetecek kadar değil, çünkü mesele artık bazı büyük ve pahalı ballistic missile’ları önlemek değil. Artık son derece etkili ve son derece yıkıcı yüzlerce, hatta binlerce ucuz drone ve sonra çok daha fazla sayıda, daha da ucuz decoy var; gerçek gibi görünen, gerçek gibi uçan, gerçek gibi ses çıkaran, ama sadece strafor maket olan drone’lar. Ve bunu vurmak için bir ila dört milyon dolarlık bir missile kullanmanız gerekiyor. Russianlar hava savunması sıfır kalana kadar bunun dalga dalga dalga üstüne gönderebilir. Yani Europe hiç hazırlıklı değil. Ama bu savaşı isteyen European halkları değil. Bu savaşı isteyenler Wall Street bankalarında, City of London bankalarında ve Sweden’da, France’da, Germany’de ve başka yerlerde oturan insanlar. Bu onlar için o kadar acil ki, Europe’u ve milyonlarca erkeği daha bu savaş için seve seve feda ederler; yeter ki vazgeçip farklı bir iş modelini araştırmaya karar vermesinler. Unutmayın, Russia’yı yenmeleri gerekmiyor. Fikir bu değil. Russia’yı kanatmak, onu zayıflatmak, mevcut hükümeti istikrarsızlaştırmak ve bir Juan Guaido, bir Volodymyr Zelensky, Boris Yeltsin gibi kendi kukla başkanlarını getirmeye çalışmak yeterli. O da Troy’un kapılarını Western bankalara ve Western şirketlere sonuna kadar açacak. Böylece Russian zenginliğinden, Russian kaynaklarından ve Russian iş gücünden faydalanabilecekler. Bütün bu savaşların arkasındaki itici motivasyon her zaman budur. Russia doğal kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkesi ve 144-150 milyonluk iş gücüne sahip. OECD’ye göre dünyanın en yüksek eğitimli nüfusu da bu. Dolayısıyla, biliyorsunuz, onlar için parıldayan büyük ödül bu. Bundan asla vazgeçmeyecekler. Bu yüzden savaşlar icat etmeye devam edecekler, çünkü bu savaşlar devam ettiği sürece bir şekilde Vladimir Putin’i devirebilme, kendi kuklanızı oraya yerleştirebilme ve sonra Russia’yı iliğine kadar yağmalayabilme şansı var.

Peki Russia’ya karşı bu savaşta, bazı olağan şüpheliler oldukça öngörülebilirdi. Yani sık sık işaret ettiğiniz gibi Britishler, Russia’ya karşı herhangi bir kampanyada her zaman ön saflarda görünüyorlar. Elbette Baltic states ve Poland da, tarihsel husumetler nedeniyle denebilir, savaş tamtamlarını ekstra sert çalmaya eğilimli. Baltic states, Poland’dan çok daha irrasyonel görünüyor, bunu da eklemem gerekir. Ama beni büyük ölçüde şaşırtan ülke Germany oldu. Gerçekten bu konuda sonuna kadar gitmiş gibi görünüyorlar ve bu beni şaşırtıyor, çünkü Germany’nin yine bu yola girmesi... Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz, German bileşenini? Çünkü bu, yani ben hâlâ bütün o German generallerin TV’ye çıkıp German tanklarının Kursk’a girdiğini, bizzat mother Russia’yı işgal ettiğini görünce böbürlenmelerini düşünüyorum. Ve World War II’ye göndermeler yapıyorlardı; bunun aşağılayıcı olacağını, çünkü Germans’ın en son burada yenildiğini ve şimdi German tanklarının geri döndüğünü söylüyorlardı. Yani bu oldukça dikkat çekici bir şey. German pozisyonunu nasıl açıklıyorsunuz? Europe’un en büyük ordusu olma hedefi. Russia’ya karşı kampanyaya liderlik etmek istiyorlar. Yani bu filmi daha önce, hem de birden fazla kez izlemişim gibi hissediyorum. Ve Germans’ın bu rolü tekrar üstlenmek istemesini görmek biraz tuhaf.

Bence öncelikle German sözde elitinden bahsediyoruz, ordinary German halkından değil. Germany’nin World War II’den beri işgal altında bir ülke olduğunu aklımızda tutmalıyız ve United States, Britain, genel olarak NATO tarafından işgal altında. İşgal altındaki ülkelerde olan şeylerden biri, polislerinin, gizli polislerinin, istihbarat aygıtlarının çok çok sıkı kontrol edilmesidir. Dolayısıyla Germany belki de bütün European ülkeler arasında en katı sansür rejimi altında olan ülke. Gizli polislerinin ve istihbarat kurumlarının muhaliflere son derece sert davrandığını biliyorum ve bunun sonucu olarak German halkı genel olarak konuşmaya korkuyor. Ben Monaco’da yaşıyorum. France’ın güneyinde. Bir French kişiden her zaman iyi bir sohbet çıkarabilirsiniz. Bir Italian kişiyle, Croatian biriyle ve benzeriyle iyi bir sohbet edebilirsiniz. Ama Germany’de olduğumda, insanların konuşmaktan ne kadar korktuğu beni çarpıyor. Ve konuştuklarında, nerede olursanız olun, hemen fısıldamaya başlıyorlar. Biraz tartışmalı bir şey söyleyeceklerse, neredeyse fısıldıyor ve etrafa bakıyorlar. Bu yüzden German halkı arasında genel olarak otoritelere karşı bir korku olduğunu düşünüyorum ve bu nedenle çok çok sessizler. Buna karşılık yönetici çevreler, German toplumunun savaş yanlısı tarafı çok gürültülü, çok taşkın. Bu yüzden Germany’nin 1930’lara dönmek istediği izlenimini veriyorlar. Ama bence bu gerçekten doğru değil, şu hariç: Eğer halk sessiz kalırsa, halk geri itmezse, o zaman Ukraine’e dönüşme riskini taşıyorlar. Yani gençlerini bu savaş makinesine gerçekten feda etmek zorunda kalma riskini taşıyorlar; zaten olmuş olduğu gibi.

Evet, bence bu muhtemelen adil. Yani Germany’de Mertz şu anda muhtemelen dünyanın en sevilmeyen lideri. Dolayısıyla bu fikirleri tüm Germans’a atfetmek muhtemelen makul değil. Evet, bu muhtemelen yeterince adil. Son bir soru sormak istiyorum. Bu noktada herhangi bir çıkış rampası ya da diplomatik atılım görüyor musunuz? Çünkü EU’nun diplomasiyi yeniden başlatma stratejisinin tamamı hiçbir yere gitmiyor gibi görünüyor. Yani önce Russia ile konuşmayı kabul etmeleri gerekecek, sonra EU’yu kimin temsil edeceği konusunda anlaşmaları gerekecek ve elbette şartların ne olacağı konusunda anlaşmaları gerekecek. Şimdiye kadar Kaja Kallas gibi insanlardan duyduklarımız ise, geçmişte Russia’nın daha küçük ülkelere bölünmesini savunmuş kişilerden, “Russia ile konuşmanın anlamı yok, çünkü diktatörlerle konuşmam” demesi. Evet, onun ortaya koyduğu şey, Russia’nın sadece tüm topraklardan geri çekilmesini değil, aynı zamanda Ukraine’in isterse NATO’ya katılmasına izin verilmesini kabul etmesini de istediği. Ayrıca elbette Russia tazminat ödemeli ve ordusunun büyüklüğünü azaltmalı. Yani kulağa Russia tarafında tek taraflı teslimiyet şartları istiyormuş gibi geliyor. Savaş kaybederken, yani EU savaşı kaybederken, bunu talep etmek tuhaf bir şey. Dolayısıyla diplomasi yapma kabiliyeti bu kadar zarar görmüşken, bir çıkış rampası görüyor musunuz? Çünkü burada çok tehlikeli olabilecek bir tırmanma merdiveninde yukarı çıktığımızı hissediyorum.

Ne yazık ki Glenn, bir çıkış rampası görmüyorum, çünkü bu büyük bir yanlış anlamadan ibaret değildi. Bu, Ukraine’deki savaş, onlarca yıldır yürürlükte olan bir gündemin sonucuydu. Ve World War II’ye geri giderseniz, World War II bitmeden önce Britishler Operational Unthinkable denen şeyi hazırlamıştı. Germany’nin kaybettiğini fark ettiklerinde, yani Soviet Union’a karşı kullanacakları sopa olsun diye büyüttükleri, militarize ettikleri ve Nazileştirdikleri Germany’nin savaşı kaybettiğini fark ettiklerinde, FDR’ye teklif ettiler, FDR miydi yoksa artık Truman mıydı diye düşünüyorum.

Ama temel olarak bu, World War II Nisan 1945’te bitmeden önce oldu. Operation Unthinkable önerildi ve fikir, kalan German birliklerini, American ve British birliklerini ve Polish birliklerini Soviet Union’a karşı bir sürpriz saldırı düzenlemek için kullanmaktı. Ve sonra, belgeyi okursanız, bunun biraz uzak bir ihtimal olduğunu, pek olası olmadığını bildiklerini görürsünüz. Ama eğer Soviet Union’ı tüm bu kuvvetlerin çok hızlı bir sürpriz saldırısıyla boyunduruk altına alıp yok edemezlerse, alternatifin çok çok uzun vadeli bir süreç olacağını, Russia’ya bir sonraki saldırıya hazırlanmanın ne kadar süreceğini belirtiyorlardı. Süreyi açıkça söylemiyorlar ama özünde on yıllardan söz ediyorlar.

Yani hemen, bir yıl sonra, 1946’da, müttefikler Nazi Germany’yi yendikten sonra, yani Soviet Union, United States, France, Britain; müttefiktiler, değil mi? 1946’da Winston Churchill Soviet Union’ı West’in düşmanı ilan ediyor. 1948’de NATO’nun oluşumu başlıyor ve sonra genişlemeye devam ediyor. Cold War’un bitiminden sonra da genişliyor ama hepsi doğuya doğru, hepsi Russia yönünde. NATO’yu Russia’ya doğru bin kilometreden fazla ilerletiyorlar. Sadece NATO’nun sınırlarını Russia’ya doğru taşımakla kalmıyorlar, aynı zamanda NATO birliklerini ve cephaneliklerini doğuda, Russia’nın yakınında yoğunlaştırıyorlar. Ve sonra 1991’de Soviet Union’ın çöküşünden neredeyse hemen sonra NATO Ukraine’e ve Georgia’ya giriyor. Ukraine zaten NATO ile Ukraine arasında özel bir ortaklık üzerine bir anlaşma imzalıyor. Anlaşma değil aslında. Bu, NATO ile Ukraine arasında ayırt edici ortaklık bildirisi. 1997’de Madrid’de imzalandı. Ve o andan itibaren NATO’nun Ukraine’i yavaş yavaş militarize etme, silahlandırma süreci başlıyor; tıpkı 1930’larda Germany’ye yaptıkları gibi.

Bu yüzden bence yanıtları seçilmiş liderlerimiz arasında, diplomatlarımız arasında aramamalıyız. Onlardan herhangi bir akıl göstermelerini beklememeliyiz. Russia’ya yönelik bu kesintisiz, amansız düşmanlığı yönlendiren teşvikler her neyse, bunun gerçekte nereden kaynaklandığını takip etmemiz gerekiyor. Ve ne söyleyeceğimi zaten biliyorsunuz. Bu, international banking cartel’den kaynaklanıyor, çünkü Russia’da gördükleri şey teminat. Buna dayanarak devasa bir kredi itkisi yaratabilecekleri ve kendilerini doğrudan zenginleştiren, serveti üretildiği her yerden alıp kendi bankacılık sistemlerine emen tüm bu varlıkları yaratabilecekleri bir teminat. Sonra medyayı satın alıyorlar, think tank’lere ödeme yapıyorlar, politikacıları satın alıyorlar, askeri generalleri kendi taraflarına çekiyorlar ve benzeri.

Dolayısıyla hiç durmadan işleyen, bu savaş psikozunu yaratan kocaman bir makinemiz var: savaşa gitmeliyiz, Russia’yı yenmeliyiz, Russia’yı parçalamalıyız, kime sorduğunuza bağlı olarak beş farklı parçaya ya da 27 farklı parçaya balkanize etmeliyiz. Yani mesele kimi seçtiğimiz ya da dış diplomatlarımızın tamamen aptal mı yoksa zeki insanlar mı olduğu değil. Mesele bütün sistemi ileri doğru süren bu teşvikler.

United States’teki Trump administration örneğinde, bunun umut verici bir şekilde başladığını gördünüz. Orada Tulsi Gabbard vardı, Joe Kent vardı ve gerçekten MAGA olan, US politikasının yönünü değiştirmek isteyen çok sayıda insan vardı. Ama işler ciddiye binince, bu bankacılık ve para çıkarları galip geldi ve kabinedeki bu, hadi vatansever MAGA üyeleri diyelim, hepsini tasfiye ettiler. Ve ne oluyor? Joe Kent Iran’a karşı savaşa karşı çıktığı için ayrılıyor. Yerine kim geliyor? Sebastian Gorka. Sebastian Gorka, adeta belgeli bir British ajanı ve aşırı bir Zionist. Yani hükümette, hadi milliyetçi vatansever unsur diyelim, bunun bir tasfiyesi oldu ve yerine Anglo-Zionist globalistler geldi. Ve bunun Europe’taki herhangi bir demokraside, özellikle de Europe’ta olabileceğini varsaymamız gerekiyor.

Yani Ukraine’de yenilseler bile bir sonraki savaşa hazırlanmaktan vazgeçmeyecekler. Ve bu her zaman Russia’yı yok etmeye çalışmak olacak. Ayrıca şunu da aklımızda tutmalıyız: Russia’yı haritadan silerlerse, bir sonraki hedefleri China olur. Ve o zaman çok büyük ihtimalle Russia’yı, onun silahlarını, askerlerini, çok güçlü ordusunu China’yı kendileri adına yok etmek için kullanırlar; tıpkı Russia’yı yok etmeye çalışmak için Ukraine’in ordusunu kullanmaları, onu inşa etmeleri gibi. Bu juggernaut tamamen yok edilene kadar asla durmayacak.

Şimdi Germany’de IFD gibi partiler, France’ta Rassemblement National, farklı uluslardaki diğer vatansever hareketler iktidara gelirse, bu onlar için işleri çok kötü şekilde karmaşıklaştırır. Ama denemeyi bırakmayacaklar. Ve yine, Europe’taki ana varlıkları Germany. Bu yüzden Germany’nin siyasi kontrolü için en sert mücadeleyi verecekler. Germany tek başına Russia’ya karşı savaşa giremeyecek. O zaman yeniden ittifaklar kurmanız gerekecek ki bu da karmaşık olacak, çünkü Germany ne Poland ile ne France ile ne de kuzey komşularıyla iyi ilişkiler içinde. Yani siyasi olarak her şey son derece karmaşık olacak.

Bu yüzden baskı, Ukraine’in savaşmaya devam etmesini sağlamak, NATO’yu ve European Union’ı bir şekilde sağlam tutmak ve sonra bu on yılın sonuna kadar savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanmaya çalışmak yönünde. Başarılı olup olmayacaklarını göreceğiz. Bana göre işler, onların tekrar bantlayıp bir araya getirebileceklerinden daha hızlı dağılıyor gibi görünüyor, ama vazgeçmeyecekler. Benim cevabım bu. Birilerinin makul davranıp, “Eh, burada kaybetmiş gibi görünüyoruz, o yüzden belki Russia ile bir barış anlaşması, bir ateşkes yapmamız gerekir, yeni bir sayfa açalım, işbirliği yapalım, dost komşular olalım ve karşılıklı fayda için ticaret yapalım” diyeceği bir çıkış rampası olmayacak. Bunun bu kadar yakında geleceğini sanmıyorum.

Hayır, bence barışa giden bütün yolun ya da o barış platformunun böylesine büyük bir hızla dağıtılması birçok insanı uyandırdı. Dediğiniz gibi, Tulsi Gabbard’ı ve Joe Kent’i, yani ikisini de artık Trump administration’ın dışına çıkarmış olmaları, ki bu Iranlılarla savaşmak için iyi, ve Trump’ın savaşı bitirmeyi zorlamaktan, Oval Office’te Zelensky’ye verdiği dersten, şu anda bulunduğu yere, yani özünde neredeyse Biden ile aynı noktaya ne kadar hızlı geçtiği... Bu, evet, şaşırtıcı olmamalı ama bir ölçüde şaşırtıcı. Neyse, Alex, her zamanki gibi zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim.

Beni ağırladığın için teşekkür ederim, Glenn. Bir dahaki sefere kadar, iyi hafta sonları.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol