Glenn Diesen

Eski ABD Büyükelçisi Jack Matlock: “Soğuk Savaş’ın Nükleer Dersleri Unutuluyor”

Kaynak dili İngilizce olan podcast bölümünde, eski ABD’nin Sovyetler Birliği Büyükelçisi Jack Matlock, 1962 Küba Füze Krizi’nden Ukrayna savaşına ve NATO-Rusya gerilimine uzanan bir değerlendirme yaptı. Ronald Reagan döneminde Soğuk Savaş’ın sona ermesine giden diplomatik süreçlerde yer alan Matlock, nükleer risklerin bugün yeniden hafife alındığını savundu.

Küba Füze Krizi’nde Diplomasi ve Nükleer Tehlike

Matlock, genç bir diplomat olarak 1962’de Moskova’daki ABD Büyükelçiliği’nde görev yaptığını hatırlatarak, Küba Füze Krizi sırasında tarafların o dönemde tehlikenin bütün boyutlarını bilmediğini söyledi. ABD’nin Kübalı sürgünleri kullanarak Küba’yı işgal etmeye çalışmasının başarısız olduğunu, bunun ardından Fidel Castro’nun Sovyetler Birliği’nden Küba’ya orta menzilli nükleer füzeler yerleştirmesini istediğini anlattı.

"Gerçekte nükleer silahların karşılıklı kullanılmasına çok yaklaştık," diyen Jack Matlock, bunun "felaket boyutunda bir çatışmaya dönüşebileceğini" belirtti. Matlock’a göre ABD istihbaratı Sovyet füzelerini tespit ettiğinde, bu füzelerin Miami’ye ve ABD içinde çok daha uzak noktalara ulaşabilecek olması Washington tarafından tamamen kabul edilemez görüldü.

Matlock, Başkan John F. Kennedy’ye askeri çevrelerden füze üslerine saldırması yönünde tavsiye geldiğini, ancak Kennedy’nin bunu reddettiğini aktardı. Daha sonra öğrenildiğine göre, Küba’daki Sovyet komutanın saldırı altında kalması halinde füzeleri ateşleme yetkisi bulunuyordu. "Kennedy’nin bu tavsiyeyi reddetmiş olması hepimiz için büyük şanstı," diyen Matlock, krizin diplomatik mesajlaşmalarla yönetildiğini ifade etti.

O dönemde Washington ile Moskova arasında sonradan kurulan türden doğrudan bir "hotline" bulunmadığını söyleyen Matlock, Nikita Khrushchev’den gelen kritik mektuplardan birinin Moskova’daki Amerikan Büyükelçiliği’ne akşam saat 10.00 civarında ulaştığını anlattı. Matlock, bu mesajın çevirisini yapan başlıca kişilerden biri olduğunu, Rusça metnin telgrafla doğrudan iletilemediğini, bu yüzden İngilizceye çevrilmesinin zorunlu olduğunu söyledi. Ona göre Kennedy’ye çok hızlı biçimde bir özet, iki saatten kısa sürede de tam metin ulaştırıldı.

Gizli Uzlaşma ve Sonradan Öğrenilen Riskler

Matlock, krizin sonunda Sovyetler Birliği’nin Küba’daki füzeleri kaldırmayı ve bunu açıklamayı kabul ettiğini, ABD’nin ise Türkiye’deki nükleer füzeleri kaldırmayı kabul ettiğini ancak bunu kamuoyuna duyurmadığını söyledi. "Gerçekte iki tarafın da geri çekilmesi için bir anlaşma yaptık," diyen Jack Matlock, Kennedy açısından bunun kamuoyunda Khrushchev geri adım atmış gibi gösterilmesinin siyasi bakımdan önemli olduğunu değerlendirdi.

Matlock, daha sonra öğrenilen bir başka kritik olaya da dikkat çekti. Amerikan destroyerlerinin nükleer torpidolar taşıyan bir Sovyet denizaltısını tespit ettiğini, denizaltının yüzeye çıkmaya zorlandığını ve komutanının destroyeri torpilleme emri vermek istediğini söyledi. Ancak aynı denizaltıda bulunan filo komutanı bu emri engelledi. Matlock, bu olayın gerçekleşmesi halinde ne olacağını kimsenin bilemeyeceğini belirtti.

Bu deneyimlerin ardından tarafların nükleer silahlarla ilgili kurallara ve silah kontrolüne ihtiyaç duyduklarını gördüğünü belirten Matlock, sonraki 20 yıl boyunca nükleer silahların sayısını azaltmaya ve benzer krizleri daha az olası hale getirecek düzenlemeler kurmaya çalıştıklarını söyledi.

Soğuk Savaş Derslerinin Unutulması

Matlock’a göre Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra bu düzenlemelerin çoğu adım adım ortadan kaldırıldı. "Bugün dünyanın tehlikesi açısından bunun büyük payı olduğunu düşünüyorum," diyen Jack Matlock, Ukrayna savaşı ile Orta Doğu’da İran çevresindeki gerilimi nükleer silahların kullanılabileceği iki çatışma alanı olarak niteledi. İran’ın nükleer silahı olmadığını, ancak İsrail’in olduğunu vurguladı.

Matlock, Avrupa’da Soğuk Savaş’tan çıkarılan derslerin unutulduğunu savundu. Reagan yönetimi sırasında Avrupa’ya yerleştirilen orta menzilli füzelerin daha sonra iki tarafça kaldırıldığını, ancak bu anlaşmaların bugün artık yürürlükte olmadığını anlattı. Sınıflandırılmış savaş oyunlarında Avrupa’da nükleer silahların kullanılması halinde bunların savunulmak istenen ülkelerde patlayacağının görüldüğünü söyledi ve bunu "saçma bir durum" olarak tanımladı.

Sunucunun, günümüzde diplomatların uzlaşmayı zayıflık ya da "appeasement" olarak gördüğü, rakiplerin güvenlik kaygılarını konuşmanın ihanet gibi algılandığı yönündeki sorusuna Matlock, özellikle bazı Batı Avrupa ülkelerinin tutumunu anlamakta zorlandığını söyledi.

Ukrayna Savaşı, NATO ve Avrupa’nın Riski

Matlock, Batı Avrupa ülkelerinin Ukrayna’nın Rusya’ya veya Rusya’nın kontrol ettiği bölgelere saldırılarını veri, istihbarat, hedefleme bilgisi ve silah desteğiyle kolaylaştırmasının Rusya içinde nükleer silah kullanılmasını isteyen çevreleri güçlendirdiğini savundu. Vladimir Putin’i eleştirdiğini ve Ukrayna’nın işgalini onaylamadığını söylemekle birlikte, Putin’in bunu kendi gözünde ABD ve diğer NATO ülkelerinin askeri müdahaleleriyle kışkırtılmış gördüğünü belirtti.

"Ukrayna’nın işgalini kesinlikle onaylamıyorum," diyen Jack Matlock, "ama onun gözünde bu kışkırtılmıştı" şeklinde değerlendirdi. Matlock’a göre Avrupa ülkeleri bu savaşı uzatarak hem kendi güvenliklerini hem de Ukrayna’nın geleceğini tehlikeye atıyor.

Matlock, Ukrayna hükümetine ilişkin çok tartışmalı bir iddiayı da kendi görüşü olarak dile getirdi. Mevcut Ukrayna hükümetinin bir "coup d’état" sonucunda ortaya çıktığını savundu; mevcut başkanın ise seçimle yenilenmiş bir yetkiye sahip olmadığını, seçimlerin en az iki yıl önce yapılmadığını ve anketler bir göstergeyse bugün seçilemeyeceğini ileri sürdü. "Çoğu Ukraynalının savaşın bitmesini istediğini düşünüyorum," diyen Matlock, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Kiev’i savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Matlock ayrıca Ukrayna’nın savunduğu sınırların Adolf Hitler ve Joseph Stalin tarafından oluşturulduğunu ileri sürdü. Ukrayna’nın tarihsel olarak parçası olmayan bazı bölgelerin Rus İmparatorluğu’nun değil, Austro-Hungarian Empire’ın parçası olduğunu söyledi. Bu sınırlar uğruna can ve mülk kaybının "kesinlikle saçma" olduğunu savundu.

NATO’nun Genişlemesi ve ABD Dış Politikası

Sunucu, 1990’larda NATO’nun genişlemesine ABD içinde ciddi itirazlar olduğunu, Matlock gibi diplomatların bunun yeni bir Küba Füze Krizi’ne yol açabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı. Ayrıca 2008’de NATO’nun Ukrayna’ya gelecekte üyelik sözü vermesine eski CIA direktörü ve Angela Merkel gibi isimlerden itiraz geldiğini söyledi; Merkel’in bunun Moskova tarafından savaş ilanı gibi görülebileceğini söylediğini aktardı.

Matlock, 1990’lardan itibaren Amerikan hükümetlerinin dış politikasını Sovyetler Birliği’nin Brezhnev Doctrine yaklaşımına benzetti. Sovyetlerin "sosyalist" hale gelen ülkelerde sosyalizmi koruma adına Macaristan ve Czechoslovakia’ya müdahale ettiğini, ABD’nin ise demokrasi yayma iddiasıyla benzer bir dış müdahale mantığı geliştirdiğini savundu.

"Dışarıdan bir gücün, özellikle ekonomik yaptırımlar veya askeri güç kullanarak başka bir ülkede demokrasi yaratabileceği fikri tamamen saçmadır," diyen Jack Matlock, dış müdahalelerin neredeyse her yerde dirençle karşılandığını ifade etti. ABD’nin "liberal world order" söylemini, askeri alanda "full spectrum dominance" hedefiyle birleştirdiğini belirtti ve başka ülkelerin bunu kabul etmeyeceğini söyledi.

Matlock, diplomasinin yerini kuvvet kullanımının, propagandanın ve duygusal dili öne çıkaran siyasi söylemlerin aldığını savundu. Ona göre taraflar, "başkalarının sana davranmasını istediğin gibi davran" ilkesini unuttu. Yapay zekânın yeni öldürme makineleri ve yıkım biçimleri üretme potansiyeli, çevre tahribatı ve hava olaylarıyla birleştiğinde insanlığın bu çizgide devam edemeyeceğini söyledi.

Putin, Rusya ve Yaptırımlar

Matlock, Putin’in iktidardan düşeceği yönünde yıllardır tahminler yapıldığını, ancak bunun 10 yıldır gerçekleşmediğini söyledi. Putin’in Rusya içinde daha tehlikeli güçleri dizginlediğini savundu. Ona göre Putin, Batı Avrupa’ya silah ve hedefleme desteği veren ülkelere karşı nükleer silah kullanılmasını isteyen fraksiyonların baskısı altında.

Matlock, Rusya’nın Sovyetler Birliği ile aynı şey olarak görülmesine de karşı çıktı. Sovyetler Birliği’nin Rusya değil, Komünist Parti tarafından yönetilen bir devlet olduğunu; azınlık dillerini parti çizgisine uyulduğu sürece koruduğunu ve hatta teşvik ettiğini söyledi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının Batı baskısı nedeniyle değil, iç süreçler nedeniyle gerçekleştiğini; Boris Yeltsin’in Rusya Federasyonu’nun seçilmiş lideri olarak bu çözülmeye öncülük ettiğini ifade etti.

"Ruslar her zaman kötü adamlardı fikri doğru değil," diyen Jack Matlock, Rusya’nın da diğer büyük güçler gibi emperyal geçmişe sahip olduğunu, ancak Batı’nın kendi müdahalelerini görmezden geldiğini belirtti. Irak işgaline dikkat çekerek, ABD’nin kendisine saldırmamış bir ülkeyi işgal ettiğini ve bunu Rusya’nın yanı sıra Almanya ile Fransa’nın da o dönemde karşı çıktığını söyledi.

Yaptırımlar konusunda da Matlock, Batı’nın çifte standart uyguladığını savundu. ABD Irak’ı işgal ettiğinde kimsenin Washington’a yaptırım uygulayamadığını belirtti. Rusya’nın komünizmi bırakıp piyasa ekonomisine geçmesinin teşvik edildiğini, 1990’ların Rusya için "korkunç" geçtiğini, Putin’in başkanlığında ülkenin borçlarını ödediğini ve ardından ağır yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Ancak bu yaptırımların Rusya’yı "boğmadığını" ifade etti.

Matlock’a Göre Çözüm: Sınırların Yeniden Çizilmesi

Programın sonunda sunucu, Küba Füze Krizi ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinde diplomatik yollar bulunduğunu hatırlatarak Ukrayna savaşının nasıl çözülebileceğini sordu. Matlock, tek çözümün sınırların yeniden çizilmesi olacağını savundu. Ona göre bu sınırlar Ukrayna’nın uzun süreli tarihsel sınırları değil; Soğuk Savaş’ın sonuna kadar başka egemen devletlerin parçası olan bölgeleri kapsıyor.

Matlock, Rusya’nın başlangıçta Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterdiğini, ancak bunun temel koşulunun Ukrayna’nın düşman bir askeri ittifakın parçası olmaması olduğunu söyledi. Bu nedenle Ukrayna’nın NATO dışında kalması ve NATO’nun Kiev’i ittifaka almaktan kaçınması gerektiğini savundu.

Matlock, 1990’ların sonunda NATO genişlemesi Kongre’de tartışılırken, Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde ifade verdiğini ve o dönemde komiteye Joseph Biden’ın başkanlık ettiğini aktardı. "NATO’yu genişletmeye başlamanın büyük bir hata olduğunu söyledim," diyen Jack Matlock, bunun sürmesi halinde çok ciddi bir krize yol açabileceği uyarısında bulunduğunu belirtti.

Vladimir Putin’in, Baltic ülkelerinin NATO’ya katılımına üs kurulmadığı sürece tahammül edebileceğini söylediğini aktaran Matlock, daha sonra Doğu Avrupa’da askeri üslerin kurulduğunu ve Polonya ile Romania’daki antibalistik füze sistemlerinin yazılım değişikliğiyle saldırı amaçlı kullanılabileceğini savundu.

Matlock, Almanya sanayisinin Rus gazı olmadan rekabetçi kalmasının zor olduğunu ileri sürdü ve Nord Stream boru hattına yönelik sabotajın, Rusya’yı bir pazardan mahrum bırakmak amacıyla tolere edilmesini "uluslararası hukuk" ve "temel nezaket" açısından yanlış bulduğunu söyledi.

Son sözlerinde Matlock, savaşlar uzadıkça çözümün zorlaştığını ve her tarafta zararın arttığını belirtti. Ona göre Ukrayna’nın eski sınırları mucizevi biçimde geri gelse bile Kiev bu bölgeleri yönetemez ve büyük bir istikrarsızlık ortaya çıkar. "Tek çözüm, Ukrayna’nın artık bazı bölgelerden vazgeçmesidir," diyen Jack Matlock, bunun miktarının müzakereye bağlı olabileceğini ifade etti. Matlock, liderler "temel şeyleri" fark etmedikçe hataların süreceğini söyleyerek değerlendirmesini tamamladı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol