Ray McGovern: Netanyahu En Uç Durumda Nükleer Silah Kullanımına Başvurabilir
İngilizce podcast kaydında Judge, Ray McGovern ve Larry, New York Times ile Washington Post’ta yer aldığı belirtilen bir haber üzerinden Mossad’ın İranlı üst düzey yetkililere yönelik suikast planı iddiasını, ABD istihbaratının rolünü ve bunun İsrail-İran-ABD hattındaki daha geniş gerilimle bağlantısını tartıştı. Bölümde özellikle İran’ın ABD ile müzakerelerinde yer alan isimlerin hedef alınması iddiası, Washington’ın Tahran’ı uyardığı yönündeki haber ve Benjamin Netanyahu hükümetinin barış ihtimaline yaklaşımı ele alındı.
Mossad’ın İranlı Müzakerecilere Yönelik Suikast Planı İddiası
Program, Judge’ın New York Times ve Washington Post’un aynı sabah yayımladığı haberlere atıf yapmasıyla başladı. Judge, bu iki gazetede çıkan haberlerin “muhtemelen CIA’in sızdırdığı” anlamına geldiğini söyledi. Aktardığına göre haberlerde Mossad’ın İran Dışişleri Bakanı ile İran parlamentosu başkanını öldürmeyi planladığı, bu iki ismin de ABD ile yürütülen müzakerelerde başlıca İranlı muhataplar olduğu belirtiliyordu.
Judge, ayrıca ABD’nin bu plandan haberdar olup Tahran’ı uyardığını, ardından herhangi bir şey yaşanmadığını söyledi. Bu çerçevede Ray McGovern’a, böyle bir plandan şaşırmak gerekip gerekmediğini sordu. McGovern, suikast planı iddiasının kendisini şaşırtmadığını söyledi. "Hayır, hiç şaşırmamalıyız; bu onların çalışma tarzı," diyen Ray McGovern, asıl şaşırtıcı unsurun haberin yayımlanma biçimi olduğunu belirtti.
McGovern’a göre New York Times ve Washington Post gibi iki büyük gazetede aynı yönde haber çıkması, alışılmadık bir siyasi sinyal taşıyordu. "Beni şaşırtan şey, bunun sızdırılma ve iki büyük gazetede yayımlanma biçimi," diyen Ray McGovern, bunun İsrail’i karalamaya dönük bir niyet taşıyabileceğini ifade etti. McGovern, "Bu planın gerçek olduğuna kolaylıkla inanabilirim," diyerek suikast iddiasını mümkün gördüğünü, ancak haberleştirme biçiminin daha dikkat çekici olduğunu söyledi.
Judge ise meseleyi hukuki ve siyasi açıdan daha sert bir ifadeyle tanımladı. Ona göre anlatılan şey, “cinayet işlemek için komplo” niteliğindeydi. Bu nedenle ABD’nin Tahran’ı uyarması halinde İsrail tarafına da bir mesaj verip vermediğini sorguladı. Judge, CIA Direktörü John Ratcliffe’in Mossad Direktörü David Barnea’yı arayıp “Bunu yapmayın” deyip demediğini sordu.
Larry: “Bunu ABD Değil, Pakistan İstihbaratı Ortaya Çıkardı”
Larry, Judge’ın sorusuna yanıtında olayın basında sunulduğu gibi yeni bir gelişme olmadığını savundu. Ona göre bu bilgi yaklaşık iki ay öncesine dayanıyordu. "Bu bilgi iki aylık, Judge; bu, İranlıların Amerikalılarla Islamabad’daki ilk görüşmesi sırasında yaşandı," diyen Larry, haberin yeniymiş gibi sunulmasını eleştirdi.
Larry’ye göre olayın ortaya çıkarılması da CIA’in başarısı değildi. Judge’ın “CIA bunu bir kaynaktan keşfettiyse” şeklindeki varsayımına itiraz eden Larry, "CIA bunu keşfetmedi ve CIA İsrail’e hiçbir şey söylemedi," diye konuştu. Larry, planın Pakistan istihbarat servisi tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürdü. Bu ayrım, tartışmada önemli bir yer tuttu; çünkü Judge haberlerdeki çerçeveye dayanarak ABD’nin hem Tahran’a hem de Tel Aviv’e mesaj verip vermediğini sorgularken, Larry haberin istihbarat kaynağına ilişkin farklı bir anlatı sundu.
Larry, Washington’dan gelen bazı son açıklamaları da “dezenformasyon” olarak nitelendirdi. ABD yönetiminin kimi gelişmeleri yeniymiş gibi duyurduğunu, ancak zaman çizelgesinin tutarlı olmadığını savundu. Örnek olarak USS Boxer’ın hareketleriyle ilgili açıklamaları gösterdi. "ABD çok sayıda, benim dezenformasyon dediğim bilgi yayıyor," diyen Larry, yönetimin bazı askeri ve istihbari gelişmeleri gerçekte olduklarından farklı bir zamanlamayla sunduğunu belirtti.
Larry’nin anlattığına göre yönetim bir gün önce “Marines artık USS Boxer açıklarına ulaştı” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Ancak Larry, USS Boxer’ın 18 Mart’ta San Diego’dan ayrıldığını, ilgili noktaya ulaşmasının yaklaşık 45 günlük bir seyir gerektirdiğini söyledi. Buna göre, geminin varışının üç ay sürmüş gibi sunulmasını mantıklı bulmadığını ifade etti. "San Diego’dan 18 Mart’ta ayrıldı; o noktaya gitmek sadece 45 günlük bir seyir," diyen Larry, açıklanan zaman çizelgesinin uyuşmadığını savundu.
Haberin Zamanlaması ve Sızdırmanın Amacı
Ray McGovern ve Larry, haberin aynı gün iki büyük Amerikan gazetesinde yayımlanmasının rastlantısal olmayabileceği konusunda benzer bir noktaya işaret etti. McGovern, bunun İsrail’i olağan dışı biçimde olumsuz göstermeye dönük bir niyet taşıdığını söylerken, Larry de sızıntının daha geniş bir bağlam içinde düşünülmesi gerektiğini belirtti.
Larry, bu eski bilginin yeniden dolaşıma sokulmasının muhtemel nedenlerinden birinin, Ayatollah Mojtaba Khamenei’ye yönelik yeni bir suikast planı iddiasıyla ilgili başka bilgilerin dolaşması olabileceğini söyledi. "Bence Ray’in söylediği şey bu işin gerçek amacı olabilir," diyen Larry, eski bir olayın gündeme getirilmesinin, İsrail’in daha önce benzer bir girişimde bulunduğunu göstermek için kullanılmış olabileceğini savundu.
Larry ayrıca, söz konusu Islamabad görüşmesi döneminde Professor Morandi ile iletişimde olduğunu söyledi. Görüşmenin sonunda İranlı tarafın dönüş yolculuğu konusunda alternatif planlar yapması gerektiğini düşündüğünü aktardı. "Umarım eve dönüş için bazı alternatif seyahat planlarınız vardır," diyen Larry, o dönemde İsrail’in bir planı olabileceğinden şüphelendiğini ifade etti. Bu sözler, Larry’nin suikast iddiasını haberlerden önce de ihtimal dahilinde gördüğünü anlatmak için kullandığı bir örnek olarak öne çıktı.
Judge, Larry’nin bu sözlerini hatırladığını söyledi, ancak asıl sorusunun başka olduğunu vurguladı. Ona göre kritik mesele, ABD istihbaratının böyle bir planı öğrenmesi halinde İsrail’e ne söylediğiydi. Larry ise yeniden aynı noktaya dönerek, planı ABD’nin değil Pakistan istihbaratının ortaya çıkardığını ve CIA’in İsrail’e bu konuda bir şey söylemediğini savundu.
Netanyahu Hükümeti ve “Barıştan Korkma” Tartışması
Tartışmanın bir sonraki bölümünde Judge, Ray McGovern’a daha geniş bir siyasi soru yöneltti. Netanyahu hükümeti kadar “barıştan korkan” bir hükümet hatırlayıp hatırlamadığını sordu. McGovern, uzun bir dönemden geçtiğini ima ederek düşündüğünü, ancak böyle bir örnek hatırlayamadığını söyledi.
McGovern’a göre Benjamin Netanyahu hem kişisel hem de ulusal düzeyde baskı altında. Kişisel düzeyde, mevcut gidişat daha da kötüleşirse Netanyahu’nun hapse girebileceğini söyledi. Ulusal düzeyde ise Netanyahu’nun, kendisinin “İsrail çıkarları” olarak gördüğü şeyi korumaya çalıştığını belirtti. McGovern, bu durumun Netanyahu’yu bir çıkmaza soktuğunu savundu.
"Netanyahu bir kutunun içinde; Trump da öyle," diyen Ray McGovern, iki liderin kendi oluşturdukları siyasi koşullar nedeniyle manevra alanının daraldığını ifade etti. McGovern’a göre bu tür sıkışmışlıklar, liderleri “aşırı tedbirlere” yöneltebilir. Bu değerlendirme, bölümdeki en sert uyarılardan birine bağlandı: McGovern, Netanyahu’nun çok zor bir durumda kalması halinde nükleer silah kullanımına başvurmasını dışlamadığını söyledi.
McGovern bu noktada İran Dışişleri Bakanı Araghchi’den bir alıntı yaptı. Araghchi’nin, mevcut mutabakat zaptı çerçevesinde Trump’ın ABD’yi Tel Aviv’deki “evcil hayvanlarını susturmaya” taahhüt ettiğini söylediğini aktardı. McGovern’ın aktardığına göre Araghchi, İsrail’in bu sınırlamayı dikkate almaması halinde İran’ın yanıt vereceğini belirtti. "Bu evcil hayvanlar efendilerini görmezden gelirse, İran onlara ders verir," diyen Araghchi’nin sözlerini aktaran Ray McGovern, İran tarafının tehdide karşı sert bir karşılık mesajı verdiğini söyledi.
McGovern, Araghchi’nin sözlerini “gerçek dünyayı tanıma” olarak yorumladı. Ancak bunu kendi doğruladığı bir gerçek olarak değil, İranlı bakanın açıklamasının siyasi anlamı olarak sundu. Araghchi’nin "İran’a yönelik herhangi bir tehdit derhal güçlü yanıtlar alacaktır" ifadesini de aktaran McGovern, Tahran’ın olası bir saldırıya karşı caydırıcılık mesajı verdiğini belirtti.
Trump, Netanyahu ve Bölgesel Gerilim
Podcastte Donald Trump da Netanyahu ile birlikte tartışmanın merkezindeki isimlerden biri olarak anıldı. McGovern, Trump ve Netanyahu’nun “kendi yarattıkları bir kutunun içinde” olduğunu savundu. Bu ifadeyle, iki liderin hem İsrail’in güvenlik politikaları hem de İran’la yürütülen diplomatik süreç bakımından birbirini sınırlayan bir konuma geldiğini anlattı.
McGovern’ın değerlendirmesine göre, mevcut durum yalnızca İsrail’in İran’a dönük olası operasyonlarından ibaret değil. Aynı zamanda ABD’nin bu operasyonlara ne ölçüde alan açtığı, ne ölçüde fren koyduğu ve Washington’daki kurumların hangi bilgileri ne zaman basına sızdırdığı sorularını da içeriyor. New York Times ve Washington Post haberlerinin bu nedenle önemli olduğunu söyledi; çünkü McGovern’a göre bu tür gazetelerde İsrail’i olumsuz gösterecek haberlerin aynı anda çıkması sık görülen bir durum değildi.
Larry ise aynı tabloya daha çok zamanlama ve istihbarat kaynağı açısından yaklaştı. Ona göre haberin “yeni” gibi sunulması yanıltıcıydı. Plan iddiasının iki ay önce, İranlılarla Amerikalılar arasındaki Islamabad görüşmesi sırasında gündeme geldiğini savundu. Ayrıca olayın ortaya çıkarılmasının CIA’e değil Pakistan istihbaratına atfedilmesi gerektiğini söyledi.
Bu iki yaklaşım arasında tam bir çelişki olmasa da vurgu farkı vardı. McGovern, haberin yayımlanma amacını ve İsrail’e dönük siyasi mesajı öne çıkarırken, Larry haberin zamanlamasına, kaynağına ve ABD yönetiminin bilgi akışını nasıl yönettiğine odaklandı. Judge ise tartışmayı daha çok hukuki ve ahlaki bir çerçevede tuttu; suikast planını “cinayet için komplo” olarak niteleyerek ABD’nin İsrail’e ne dediğini sorguladı.
Nükleer Silah Uyarısı
Programın sonunda McGovern, Netanyahu’nun sıkışmışlığına ilişkin değerlendirmesini daha ileri taşıdı. Netanyahu’nun hem iç siyasi geleceği hem de İsrail’in güvenlik hesapları nedeniyle aşırı adımlar atabileceğini söyledi. Bu bağlamda, İsrail’in İran’a karşı gerilimi tırmandırması halinde nükleer silah kullanımının tamamen dışlanamayacağını belirtti.
"En uç durumda Netanyahu’nun nükleer silah kullanımına başvurmasını dışlamıyorum," diyen Ray McGovern, bu ihtimalin kesin olduğunu söylemedi, ancak mevcut siyasi baskı koşullarında göz ardı edilmemesi gerektiğini savundu. Bu ifade, bölümdeki en ağır risk değerlendirmesi olarak öne çıktı.
Judge’ın sorularıyla ilerleyen tartışmada, suikast planı iddiası yalnızca geçmişte yaşanmış ya da engellenmiş bir olay olarak değil, İsrail-İran geriliminin geleceği açısından da ele alındı. McGovern ve Larry, farklı noktalara odaklansalar da ikisi de haberin basit bir istihbarat sızıntısından ibaret olmayabileceğini ima etti. McGovern sızıntının İsrail’e karşı alışılmadık bir mesaj içerdiğini düşünürken, Larry bunun eski bir bilginin yeni bir bağlamda yeniden dolaşıma sokulması olabileceğini savundu.
Sonuç olarak podcast, Mossad’ın İranlı müzakerecilere yönelik suikast planı iddiasını, bu iddianın kimin tarafından ortaya çıkarıldığına dair tartışmayı ve Washington’daki bilgi sızıntılarının siyasi anlamını merkeze aldı. Konuşmacılar, ABD’nin Tahran’ı uyardığı yönündeki haberlerin ardında daha karmaşık bir istihbarat ve diplomasi trafiği olabileceğini savundu. Tartışmanın en geniş çerçevesi ise Netanyahu hükümetinin barış ihtimali karşısındaki tutumu, Trump’ın konumu ve İran’ın olası tehditlere karşı sert karşılık verme mesajıydı.