Professor Richard Wolf: Avrupa’nın Rusya Stratejisi Kayıp İmparatorluğu Geri Alma Çabası
İngilizce podcast bölümünde Glenn, Professor Richard Wolf ile NATO-Rusya vekâlet savaşının ekonomik boyutunu, Avrupa’nın Ukrayna savaşı üzerinden izlediği stratejiyi ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların neden beklenen sonucu vermediğini konuştu. Bölüm, yalnızca askeri cephede değil, yaptırımlar, enerji, sanayi, ticaret ve Avrupa’nın ABD karşısındaki konumu üzerinden yürüyen daha geniş bir güç mücadelesini ele aldı.
Rusya’ya yaptırımlar ve Avrupa kapitalizminin krizi
Glenn, söyleşiyi Rusya’nın “dünyanın en çok yaptırım uygulanan ülkesi” haline geldiğini hatırlatarak açtı. Batı’nın Rusya’nın piyasalara, bankalara ve egemen fonlarına erişimini kestiğini, hatta Rus egemen varlıklarının “çalındığını” söyledi. Buna rağmen Rus ekonomisinin çökmemiş olmasını, hatta Avrupa ekonomileri zorlanırken Rusya’nın büyümeyi sürdürmesini tartışmaya açtı.
Richard Wolf, bu soruya “sınıf analizi” açısından yaklaşmak istediğini söyledi. John Mearsheimer’ın büyük güçler arasındaki mücadeleyi “dürüst, doğrudan ve dikkatli” incelediğini belirten Wolf, bunun yine de önemli bir soruyu açık bıraktığını savundu: Büyük güçler neden belirli bir anda belirli stratejileri izliyor?
“Bunu yalnızca oyuncular arasındaki bir satranç hamlesi gibi açıklamak, her hükümet üzerinde işleyen toplumsal baskıları dışarıda bırakır,” diyen Richard Wolf, devletlerin dış stratejilerinin kendi iç ekonomik ve toplumsal kısıtları tarafından şekillendiğini belirtti.
Wolf’a göre Avrupa’nın bugünkü tutumu, modern kapitalizmin Avrupa’daki tarihsel gelişiminden ayrı düşünülemez. Fransa, Britain, Germany, Italy ve birkaç büyük Avrupa ülkesinin 18. ve 19. yüzyıllarda devasa sömürge güçleri olduğunu hatırlattı. Bu ülkelerin ulusal kapitalizmlerinin önce kendi iç bölgelerinden, ardından denizaşırı sömürgelerden beslendiğini söyledi. Netherlands-Indonesia ve British Isles-British Empire karşılaştırmalarını buna örnek verdi.
Wolf, 1884 Berlin Conference ile Afrika’nın Avrupa güçleri arasında paylaşıldığını, 1914’e gelindiğinde ise paylaşılacak yeni alan kalmadığını anlattı. Ona göre I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı, sömürgeci güçlerin birbirini karşılıklı olarak yıkıma uğratmasının bir sonucu olarak birlikte değerlendirilmeliydi.
“İki savaşı bir arada ele alacağım, çünkü yalnızca birkaç yıl arayla yaşandılar ve bütün sömürgeci ülkelerin, bir istisna hariç, karşılıklı yıkımını temsil ettiler,” diyen Wolf, bu istisnanın United States olduğunu ifade etti.
United States’in yükselişi ve Avrupa’nın bağımlılığı
Wolf, II. Dünya Savaşı’nın ardından United States’in ekonomik olarak güçlenmiş şekilde çıktığını söyledi. Russia’nın II. Dünya Savaşı’nda 25 milyon insan kaybettiğini, United States’in ise 400 bin kayıp verdiğini belirterek iki ülkenin savaş maliyetleri arasındaki farkı vurguladı. Ona göre savaş, United States’i Great Depression’dan çıkaran en önemli gelişme oldu.
Wolf, savaş sonrası dönemde United States’in Avrupa sömürge imparatorluklarının mirasçısı haline geldiğini, ancak bunu doğrudan koloni yönetimiyle değil, ekonomik zincirler aracılığıyla yaptığını savundu. Doların pound’un yerini aldığını, United States’in Avrupa’ya bir “iş bölümü” önerdiğini anlattı: Avrupa kendi içindeki komünist ve sosyalist hareketlerle mücadele edecek, United States ise güvenlik şemsiyesi sağlayacaktı.
Bu düzenin Avrupa’nın sosyal refah programlarını finanse edebilmesini mümkün kıldığını söyleyen Wolf, bugün bunun tersine döndüğünü savundu. Trump’ın askeri şemsiyeyi çektiğini, Avrupa’nın artık savunmaya daha fazla para ayırmak zorunda kaldığını, bunun da sosyal refahtan kesinti anlamına geleceğini söyledi.
“Avrupa’ya artık savunmaya para harcamanız gerekecek deniyor; bu para nereden gelecek? Sosyal refahtan almak zorunda kalacaksınız,” diyen Wolf, bunun Avrupa açısından tehlikeli bir kriz olduğunu belirtti.
Wolf, Avrupa’nın imparatorluklarını kaybetmeyi hiçbir zaman aşamadığını ileri sürdü. Ona göre Soğuk Savaş sonrası Eastern Europe’un Avrupa’ya entegre edilmesi, Avrupa’nın kayıp tarihsel konumunu kısmen geri kazanma çabasının bir parçasıydı. Ancak Wolf’a göre Avrupa’nın gerçek “tek umudu”, Russia’yı parçalayarak yeni bir etki alanı yaratmaktı.
“Avrupalıların tarihteki baskın yerlerini yeniden kazanabilmelerinin tek yolu, Russia’yı yok edip parçalamalarıydı,” diyen Wolf, Russia’nın yarım düzine ya da bir düzine küçük devlete bölünmesi fikrinin Avrupa stratejik tahayyülünde yer aldığını savundu.
Russia’nın parçalanması fikri ve Ukrayna’nın rolü
Glenn, bu noktada George Soros’un 1990’larda NATO’nun Eastern European ülkelerle ortaklık kurarak başarılı olabileceğini, çünkü Eastern European ülkelerin daha yüksek kayıpları kaldırabileceğini savunduğunu aktardı. Glenn’e göre bu düşünce, Ukraine savaşında bugün görülen tabloyla uyumluydu: Western Europe’un doğrudan yüksek kayıp vermeden Eastern Europe üzerinden askeri strateji yürütmesi.
Glenn ayrıca EU dış politika şefi Kaja Kallas’ın Russia’nın daha küçük devletlere bölünmesinin yönetimi kolaylaştıracağına benzer bir yorum yaptığını söyledi. Ona göre Ukraine, United States ve European ülkeler tarafından tamamen kontrol altına alınmıştı; Ukraine’e verilen yardım ise Volodymyr Zelensky hükümetinin ayakta kalmasını ve erkekleri cepheye göndermesinin sürmesini sağlıyordu. Ancak Glenn, “Ukraine projesinin” Avrupa açısından henüz yatırım getirisi sağlamadığını, bunun ancak Russia’nın yenilmesiyle mümkün olacağını savundu.
Wolf bu değerlendirmeye, United States içindeki algıyı anlatarak yanıt verdi. Ona göre Washington’da yalnızca Trump değil, genel olarak Avrupa’ya eski düzenin geri getirilmesi yönünde güçlü bir destek yoktu. United States’in kendisini de gerileyen bir imparatorluk olarak gördüğünü ve bütün enerjisini bu gerilemeyi yavaşlatmaya ya da tersine çevirmeye ayırdığını söyledi.
“Buradaki algı şu: Europe bitti,” diyen Wolf, United States’te Europe’un artık temel stratejik konuşmanın merkezinde olmadığını ifade etti.
Wolf’a göre United States için birinci öncelik kendi imparatorluk gerilemesini durdurmak, ikinci öncelik China’yı yavaşlatmak ya da durdurmak, üçüncü seçenek ise China ile bir düzenleme yapmak. Europe ise bu sıralamada belirleyici bir aktör olarak görülmüyor. Ancak Wolf, eğer Europe Russia’yı yıkmayı başarabilirse United States’in yeniden ilgilenebileceğini söyledi.
Avrupa sanayisi, otomotiv ve sınıfsal baskılar
Wolf, Avrupa kapitalizminin temel sorununun kâr yaratma kapasitesini kaybetmesi olduğunu savundu. Germany başta olmak üzere Avrupa sanayisinin, özellikle otomotiv sektörünün ciddi baskı altında olduğunu söyledi. Volkswagen’in 100 bin işçiyi işten çıkarabileceğine dair haberleri örnek gösterdi. Yanis Varoufakis’in German ekonomisinin otomobil merkezli olduğu ve otomobil sanayisinin yalnızca küçülmediği, kaybolma riski taşıdığı yönündeki görüşünü aktardı.
Wolf, United States’te otomotiv sektörünün yaşadığı çöküşü Detroit üzerinden anlattı. Detroit’in 1970-80 döneminde 2 milyon nüfusa sahip olduğunu, bugün ise 600 bin kişiye düştüğünü söyledi. Bu dönüşümün yalnızca ekonomik değil, siyasi sonuçlar da yarattığını belirtti.
“Modern bir kapitalist ülkede böyle bir şehir çöküşü çok sert ve çok derindir,” diyen Wolf, aynı tür baskıların Avrupa’da da görüldüğünü ifade etti.
Glenn, siyasi realizmde devletlerin çoğu zaman benzer davrandığı varsayımının öne çıktığını, ancak Avrupa’nın güç arayışının tarihsel olarak sömürgeci bir modelle bağlantılı olduğunu söyledi. Human rights söylemi, ICC gibi kurumlar ve liberal-demokratik meşruiyet kriterleri üzerinden “egemenlikte eşitsizlik” üretildiğini savundu. Ona göre eski dönemde “medenileşmemiş” denilerek egemenlik reddedilirken, bugün benzer işlevi “liberal demokratik yeterlilik” söylemi görüyor.
United States için Europe’un gelecekteki işlevi
Glenn, Europe’un United States için gelecekteki rolünü sordu: Eğer Europe Russia’yı yenemezse, United States Avrupa sanayilerini mi “yamyamlaştıracak”, Avrupa’yı China’dan kopuk bir ekonomik bölgeye mi çevirecek, yoksa militarize ederek başka bir Ukraine gibi mi kullanacak?
Wolf, United States liderliğinde Europe’un Russia’yı yenemeyeceği varsayımının baskın olduğunu söyledi. Bunun ancak 10 ya da 20 yıllık büyük bir askeri yığınakla mümkün olabileceğini, bunun da kemer sıkma politikalarıyla finanse edilmesi gerekeceğini belirtti. Ancak sağ ve sol muhalefetin buna ciddi engel oluşturacağını savundu.
France’ta Marine Le Pen’in sağdan, Jean-Luc Mélenchon’un soldan yükselişini örnek gösteren Wolf, Emmanuel Macron’un desteğinin çok zayıf olduğunu söyledi. Ailesinin French olduğunu belirterek, Fransa’da hükümete yönelik tepkinin ciddi boyutta olduğunu ifade etti.
Wolf, Ursula von der Leyen’in Trump ile daha düşük tarifeler karşılığında 600 ya da 700 milyar dolarlık liquefied natural gas alımı ve buna eşit miktarda European yatırımını içeren bir anlaşmaya razı olduğunu söyledi. Bunun yalnızca söz düzeyinde olsa bile sembolik anlamını önemli buldu.
“Ne söylüyorsunuz? Bir haraç ödeyene dönüşüyorsunuz; göreviniz United States’e değer aktarmak oluyor,” diyen Wolf, Europe’un Washington açısından giderek yardımcı ve bağımlı bir aktöre indirgenmiş göründüğünü savundu.
Wolf, daha da ileri giderek United States ve China’nın dünyayı paylaşarak yaşamayı öğrenmesi durumunda Europe’un China’nın alanına bırakılabileceğine dair söylentiler bulunduğunu söyledi. Bunun Avrupalılar için korkutucu olduğunu, ancak Washington’daki bazı düşüncelerin bu yöne kaydığını belirtti.
Tırmanma riski ve Ukraine’in geleceği
Wolf, Ukraine’in Russia’nın içlerine füze ve drone saldırıları düzenleyebilmesini “kamuoyu ilişkileri açısından” değerli bulduğunu, ancak Donbas’ta Russia’nın ilerlemeyi sürdürdüğünü söyledi. Ona göre Europeans tırmandırmayı sürdürürse, Russia da karşılık verecek ve bu durum daha geniş bir çatışma riski yaratacak.
“Mr. Trump Russia’ya karşı savaşa gidemez; bunu yapamaz,” diyen Wolf, United States’in doğrudan Russia ile savaşa girmesinin mümkün olmadığını düşündüğünü belirtti.
Wolf’a göre Russia, Ukraine’e destek sağlayan Baltic ülkeleri, Germany veya başka yerlerdeki hedeflere konvansiyonel saldırılar düzenlerse Ukraine’in durumu çok daha kötüleşebilir. İlk planın yalnızca doğudaki dört oblastı almak olduğunu, ancak artık bunun geçmişte kaldığını ve Russia’nın daha batıya doğru bir “cordon sanitaire” arayışıyla hareket ettiğini savundu.
Glenn, NATO Secretary General Mark Rutte’nin Europe’u United States için daha önemli hale getirmeye çalıştığını, Avrupa’nın Amerikan silahları satın alarak ve “force amplifier” rolü üstlenerek Washington’ın ilgisini korumaya çalıştığını söyledi. Ancak bunun Avrupa ekonomileri için daha derin bir çukur kazdığını savundu.
Wolf da Ukraine ordusunun Russia’nın işgali öncesindeki sekiz-dokuz yılda ciddi şekilde güçlendirildiğini, o sırada pek çok European ülkesinden daha büyük bir orduya sahip olduğunu söyledi. Buna rağmen Russia’ya karşı başarılı olamadığını belirtti. Ona göre Europe’un eklenmesi dengeyi yeterince değiştirmiyor.
“Russia’nın arkasında artık China var ve China’nın füze ve drone üretmek için imalat tabanı Europe’un geri kalanının toplamından daha büyük,” diyen Wolf, Russia-China bağlantısının Batı stratejisini zorlaştırdığını ifade etti.
Wolf, Russia’nın Caspian Sea üzerinden Iran ile, uzun kara sınırı üzerinden de China ile ihtiyaç duyduğu kaynaklara erişebildiğini söyledi. Bu yüzden Russia’ya meydan okumanın artık yalnızca Russia’ya meydan okumak olmadığını savundu.
Russian ekonomisinin uyumu ve China ile ilişki
Glenn son sorusunda Russian ekonomisinin neden European ekonomilerinden farklı bir şekilde ayakta kaldığını sordu. Yaptırımlara rağmen büyüme ve çeşitlenme gösterdiğini, Russia’nın da geçmişte bir imparatorluğa sahip olduğunu hatırlattı.
Wolf, Russia’nın China’nın “junior partner”ı olma gerçeğiyle uzlaştığını söyledi. China ekonomisinin Russian ekonomisinden dört ila beş kat büyük olduğunu, iki ülkenin eşit olmadığını ve bu farkın her yıl arttığını belirtti. Russia’nın savaş sırasında etkileyici bir büyüme gösterse bile China’nın büyüme hızının gerisinde kaldığını ifade etti.
Wolf’a göre Russia, China ile Asian Russia’nın kaynaklarını, şehirlerini, ormanlarını ve topraklarını geliştirmeye dönük bir anlaşma yürütecek. Russia’nın yatay olarak büyüyebileceği geniş bir coğrafi alana sahip olduğunu, bunun Western Europe’un sahip olmadığı bir çıkış sağladığını söyledi. China açısından ise Russia’nın hâlâ ihtiyaç duyulan askeri kapasiteye sahip olduğunu belirtti.
Wolf, Germany’nin önümüzdeki 10 yılda orduya 800 milyar dolar harcama planını, United States’in mevcut yıllık 900 milyar dolarlık askeri bütçesiyle karşılaştırdı. 2027’de bu bütçenin 1.5 trilyon dolara çıkmasının planlandığını söyledi.
“Europe buna yetişemez; bu sayılar o kadar orantısız ki, büyük yeni bir finansman kaynağı bulmadıkça mümkün değil,” diyen Wolf, Avrupa’nın Amerikan silahları satın alarak askeri kapasite artırmaya çalışmasının onu daha da bağımlı kılacağını savundu.
İmparatorlukların gerilemesi ve alternatif model tartışması
Söyleşinin sonunda Wolf, Avrupa’daki Russia ve Putin demonizasyonunun tarihsel olarak birikmiş “başka seçenek yok” duygusundan beslendiğini söyledi. United States içinde kendisi gibi az sayıda kişinin imparatorluğun gerilediğini kabul edip China ile anlaşmalar yapılmasını savunduğunu belirtti. Ancak baskı ve cezalandırma politikalarının artık işlemediğini, geri teptiğini ifade etti.
Wolf, United States’te China ile ilişkilerin açılmasını savunan en güçlü seslerden bazılarının teknoloji şirketleri olduğunu söyledi. Çünkü bu şirketler China’ya satış yapamazsa China’nın kazanacağını, satış yaparsa da yine China’nın güçleneceğini belirtti. Ona göre bu, gerileyen bir imparatorluk için depresif ve tehlikeli bir durum yaratıyor.
Glenn ise Europe’un farklı bir model seçmesi durumunda geleceği olabileceğini söyledi. Europe’un Russia’yı kıtanın en büyük ülkesi ve parçası olarak tanıması, bölünmüş bir kıta yerine kapsayıcı bir güvenlik mimarisi kurması halinde dış güvenlik sağlayıcılarına daha az bağımlı ve daha müreffeh olabileceğini savundu. Ancak bunun “menüde olmadığını” söyledi.
Wolf, buna katılarak Europe’un “Russia ile eşit olarak yan yana yaşama” fikrine yanaşmadığını belirtti. Ayrıca eski Marksist sorunun yeniden sorulması gerektiğini savundu: Şirketler kapitalist ve işçi, işveren ve çalışan ayrımıyla mı örgütlenmeli? Ona göre kârı maksimize etmek, küçük bir azınlığın gelir akışını maksimize etmek anlamına geliyor; bunun yerine ücretleri ve maaşları maksimize eden demokratik işletmeler düşünülmeli.
“Demokratik bir işletme kapitalizmin örgütlendiği şekilde işletilemez,” diyen Wolf, Marx’ın bu konudaki içgörüsünün ideolojik değil, içinde bulunulan çıkmazdan çıkış için acil bir tartışma haline geldiğini ifade etti.