Professor John Mearsheimer: “ABD’nin İran Karşısında Bir Zafer Teorisi Yok”
İngilizce podcast bölümünde Glenn ile Professor John Mearsheimer, 15 Temmuz 2026 itibarıyla İran savaşı, bunun bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali, ABD’nin Körfez’deki pozisyonu ve Ukrayna savaşının daha geniş jeopolitik sonuçlarını tartıştı. Mearsheimer, ABD’nin İran karşısında açık bir “zafer teorisi” olmadığını savunurken, Ukrayna dosyasında da Batı’nın Rusya’ya baskıyı artırmasının müzakere ihtimalini azaltacağını ileri sürdü.
İran Savaşında Yatay Tırmanma
Programın başında Glenn, ABD’nin İran’ı yoğun biçimde bombaladığını, Washington’ın deniz ablukasını yeniden uygulamaya koyduğunu, İran’ın da özellikle Bahrain, Kuwait ve Jordan’daki hedeflere misilleme yaptığını söyledi. Yemen’in Saudi Arabia’yı vurması, Saudi Arabia’nın askerî mobilizasyonu ve İran’ın Red Sea’ye erişimi kapatma tehdidi de tartışmanın ilk başlıkları arasında yer aldı.
Mearsheimer, buna Fujairah ve Yanbu limanlarını ekledi. Ona göre Fujairah, United Arab Emirates’in Strait of Hormuz dışındaki Sea of Oman kıyısında petrol ihracatı yaptığı kritik bir limandı ve günde yaklaşık 1,7-1,8 milyon varil petrol buradan çıkıyordu. Yanbu ise Saudi Arabia’nın Red Sea kıyısındaki önemli petrol limanıydı.
"Fujairah ve Yanbu gerçekten önemli; ikisi de artık ciddi biçimde denklemin içinde," diyen John Mearsheimer, İran’ın Fujairah’tan petrol akışını kestiğini, Yanbu üzerinden çıkan Saudi petrolünün de Red Sea veya doğrudan limana yönelik saldırılarla durdurulabileceğini belirtti.
Mearsheimer’a göre savaş şu aşamada “dikey” değil, daha çok “yatay” tırmanıyor. 28 Şubat’tan 8 Nisan’a kadar süren büyük hava savaşından sonra 13 Nisan’da abluka aşamasına geçildiğini hatırlattı. Son sekiz gündür devam eden karşılıklı saldırıların önceki büyük hava savaşı kadar kapsamlı olmadığını, ancak coğrafi olarak daha geniş bir alana yayıldığını söyledi. Jordan’daki Amerikan üssünün vurulmasını ve Gulf states’e yönelik saldırıları bu yatay tırmanmanın örnekleri olarak gösterdi.
ABD’nin “Zafer Teorisi” Sorunu
Glenn, tarafların stratejilerini ve “zaferin” ne anlama gelebileceğini sordu. Mearsheimer, ABD açısından oldukça sert bir değerlendirme yaptı. Ona göre Başkan Donald Trump’ın net bir zafer teorisi yoktu.
"Amerikalıların bir zafer teorisi olduğuna inanmıyorum; Başkan Trump’ın sadece bocaladığını düşünüyorum," diyen John Mearsheimer, 17 Haziran’da imzalanan memorandum of understanding’in fiilen bir “teslim belgesi” olduğunu savundu.
Mearsheimer, 14 maddelik metinde İran’ın neredeyse her konuda kazandığını, ABD’nin ise kaybettiğini ileri sürdü. Bu yüzden asıl sorunun, 17 Haziran’dan bu yana Washington’ın askeri veya ekonomik açıdan hangi yeni baskı aracını elde ettiği olduğunu söyledi. Ona göre eski abluka 13 Nisan’dan 17 Haziran’a kadar iki aydan fazla sürdü ve işe yaramadı; aksi halde ABD o mutabakatı imzalamazdı.
Trump’ın iki şey yaptığını söyledi: Ablukayı yeniden başlatmak ve 7 Temmuz’dan itibaren İran’la karşılıklı misilleme sürecine dönmek. Ancak Mearsheimer’a göre 40 günlük ciddi stratejik bombardıman sonuç vermediyse ve 26-29 Haziran arasındaki önceki misilleme turu da işe yaramadıysa, yeni misilleme kampanyasının başarılı olacağına dair kanıt yoktu.
"Misilleme kampanyası işlemiyor ve yeni bir abluka da işlemeyecek," diyen John Mearsheimer, ABD’nin yeni ve daha avantajlı bir anlaşma için zorlayıcı baskı gücünü nereden bulacağının belirsiz olduğunu ifade etti.
İran’ın Pazarlık Mantığı
Glenn, İran’ın hedefinin ne olduğunu, Hormuz Strait’i kontrol etmenin mi yoksa küresel ekonomiyi riske atarak ABD ve Israel’i baskı altına almanın mı belirleyici olduğunu sordu. Mearsheimer, bir noktada yeni bir anlaşma yapılmasının muhtemel olduğunu, çünkü nükleer mesele dahil birçok ekonomik, siyasi ve askeri başlığın masada olduğunu söyledi.
Ancak ona göre İran içinde 17 Haziran mutabakatına karşı çıkan “hardliners” haklı çıktı. Mearsheimer, bu kesimin ABD’nin daha zor durumda bırakılması gerektiğini düşündüğünü, zaman geçtikçe İran’ın pazarlık gücünün artacağına inandığını aktardı. İlk anlaşmada “middle-of-the-roaders”ın kazandığını, fakat bugün hardliners’ın elinin güçlendiğini savundu.
"Trump’ın yaptığı şey, hardliners’ın tam istediği oyunu oynamak," diyen John Mearsheimer, savaş uzadıkça İran’ın pazarlık gücünün artacağını ve Trump yönetiminin ekonomik uçuruma yaklaştıkça daha çaresiz hale geleceğini değerlendirdi.
Mearsheimer, Trump’ın gelecek hafta bridges ve power stations hedeflerini vurma tehdidini de bu bağlamda yorumladı. Ona göre Trump savaşın uzamasını istemiyor; çünkü ABD’nin uzun süreli savaş yürütecek yeterli mühimmatı yok. 40 günlük hava savaşının kısmen mühimmat sıkıntısı nedeniyle durdurulduğunu, tam ölçekli hava savaşına geri dönmek istememelerinin de bu nedenle olduğunu söyledi.
Körfez Dışındaki İttifaklar
Savaşın ABD’nin küresel güvenlik şemsiyesine etkisi tartışılırken Mearsheimer, Persian Gulf’taki Amerikan üs ve ittifak yapısının büyük sonuçlarla karşılaşacağını söyledi. East Asia açısından ise ABD’nin China’yı çevreleme kapasitesinin zaten zayıfladığını belirtti.
"Asya’ya yönelmek yerine Asya’dan uzaklaşıyoruz," diyen John Mearsheimer, son aylarda değerli askeri varlıkların East Asia’dan Middle East’e kaydırıldığını vurguladı.
Bununla birlikte South Korea, Japan ve diğer East Asian müttefiklerin ABD ile çalışmaya devam etmekten başka fazla seçeneği olmadığını söyledi. Washington için de China’yı çevrelemenin önemini koruduğunu belirtti. Bu nedenle Körfez’deki yenilginin East Asia ittifak yapısına etkisinin sınırlı kalacağını düşündüğünü ekledi.
Europe ve NATO konusunda ise daha belirsiz konuştu. Trump’ın bir süre ABD’nin Europe’daki askeri ayak izini azaltmaya ve Ukraine yükünü Avrupalılara devretmeye çalıştığını, ancak mid-June’daki G7 toplantısı ve early July’de Ankara’daki NATO zirvesinden sonra Trump’ın Ukraine’e Avrupa desteğini daha hevesli biçimde benimsediğini söyledi. Yine de Trump’ın tutumunun sık değiştiğini vurguladı.
Ukraine, Dronlar ve Batı Anlatısı
Glenn, Avrupa ve Ukraine’den gelen “savaşın gidişatı değişti, Ukraine kazanıyor” anlatısını gündeme getirdi. Russian oil tankers’ın Black Sea ve Sea of Azov’da vurulmasını, West’in katılımının artmasını ve George Beebe’nin bunu “NATO savaş propagandası” olarak nitelendirdiğini hatırlattı.
Mearsheimer’a göre Trump’ı etkileyen şey büyük ölçüde bu anlatıydı. Batı’daki propaganda kampanyasının üç ayağı olduğunu söyledi: uzun menzilli drone savaşının işe yaradığı iddiası, Russians’ın cephede zor durumda olduğu iddiası ve Russian economy’nin ağır hasar gördüğü, Putin’in giderek daha az popüler hale geldiği iddiası.
Mearsheimer, Lindsey Graham ve Richard Blumenthal’ın Russia’ya yönelik yeni sanctions tasarısını da bu çerçeveye yerleştirdi. Tasarının biraz sulandırılmış olsa da Senate’dan geçmesinin muhtemel olduğunu, Trump’ın da bunu desteklediğini söyledi. Ona göre Batı yeniden Russian economy’yi hedef alma stratejisine dönüyordu.
Ancak Mearsheimer sahada farklı bir tablo gördüğünü söyledi. "Sahada olanlara bakarsanız, bence Russians kazanıyor," diyen John Mearsheimer, Russian forces’ın Ukraine ordusunu geri ittiğini, Ukrainian army’nin çok zor durumda olduğunu ve cephede onu ayakta tutan temel unsurun dronlar olduğunu savundu.
NATO, EU ve Ukraine’in Fiili Entegrasyonu
Glenn, NATO’nun Russia içindeki drone saldırılarına ne kadar dahil olduğunun belirsiz olduğunu, özellikle St. Petersburg’a yönelik saldırıların NATO yardımı olmadan yapılmasının zor göründüğünü söyledi. Mearsheimer ise bunu daha geniş bir çerçeveye oturttu.
Ona göre Russia’nın Şubat 2022’de Ukraine’e saldırmasının başlıca nedenlerinden biri, Ukraine’in NATO’nun fiili üyesi haline gelmesiydi. Bugün ise Ukraine yalnızca NATO’nun değil, EU’nun da fiili üyesi olmaya çalışıyor. Mearsheimer, EU’nun savaş başladığından beri daha militarize bir kurum haline geldiğini söyledi.
Trump’ın Ukraine’e Patriot missiles üretme lisansı verme fikrini de bu entegrasyonun işareti olarak değerlendirdi. Ona göre Ukrainian military capabilities, Ukrainian intelligence, Western intelligence ve silah üretim kapasitesi iç içe geçiyor.
"Russia açısından, West ve Ukraine’in birlikte Russia’ya karşı savaş yürüttüğü çok açık," diyen John Mearsheimer, Moscow’un bunu gördüğünü ve Russian leadership’in tehdidin ciddiyetine göre Avrupa’daki hedefleri nasıl vurabileceğini değerlendirmek zorunda kalacağını savundu.
Russia’nın Savaş Hedefleri
Glenn, Ukraine ile West’in daha da yakınlaşmasının Russia’nın savaş hedeflerini genişletip genişletmeyeceğini sordu. Putin’in Novorossiya ifadesine, Nikolaev, Odessa ve Kharkov gibi bölgelere değindi. Mearsheimer, uzun süredir savaşın Russia’nın Ukraine topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirmesi ve Ukraine’in “işlevsiz bir rump state” olarak çıkmasıyla sonuçlanacağını savunduğunu hatırlattı.
Ona göre asıl soru, Russia’nın ne kadar toprak alacağı ve geriye kalan Ukraine’in ne kadar küçük ve işlevsiz olacağıydı. West ile Ukraine arasındaki bağ güçlendikçe, Russia’nın daha fazla toprak almak ve Ukraine’i daha işlevsiz bırakmak için daha güçlü teşviklere sahip olduğunu söyledi.
Mearsheimer, Russia’nın Odessa’yı almak ve Ukraine’in Black Sea’de limanı kalmamasını sağlamak isteyeceğini savundu. Ancak kapasite meselesinde daha temkinliydi. Russia’nın ilhak ettiği dört oblastın tamamını bile ele geçirmekte zorlandığını, yalnızca birinde tüm bölgeyi kontrol ettiğini söyledi. Bu yüzden Kharkiv veya Odessa gibi yerlerin makul maliyetle alınıp alınamayacağının belirsiz olduğunu belirtti.
İran’ın ABD Karşısındaki Başarısı
Glenn, Russia, China ve Iran’ın bile ABD karşısındaki İran başarısına şaşırmış olabileceğini söyledi. Mearsheimer da İran’ın beklenenden daha iyi performans gösterdiğini kabul etti.
"İranlıların ne kadar iyi iş çıkardığına kendilerinin de şaşırdığını düşünüyorum; ben de şaşırdım," diyen John Mearsheimer, savaş başlamadan önce İran’ın iyi dayanacağını düşündüğünü ancak performansın ölçeğini tam öngörmediğini belirtti.
Mearsheimer’a göre bunun iki ana nedeni vardı. Birincisi, Iran’ın Hormuz Strait’i kapatması ve ABD’nin Trump’ın söylemine rağmen burayı yeniden açamamasıydı. İkincisi ise Iran’ın ballistic missiles ve drones kapasitesiydi. Haziran 2025’teki 12 günlük savaşta Iranian missiles’ın etkili olduğunun görüldüğünü, fakat savaş kısa sürdüğü için Batı propagandasının bunu perdelediğini savundu. İran’ın o tarihten sonra füze ve drone kapasitesini geliştirdiğini söyledi.
Bu kapasitenin Bahrain, Kuwait, Jordan ve diğer hedeflere yönelik saldırılarda görüldüğünü ileri sürdü. Ona göre İran’ın füzeleri ve dronları, ABD ve Israel karşısında ciddi bir zorlayıcı baskı gücü sağlıyordu.
Russia, China ve Iran’ın Yakınlaşması
Glenn, ABD’nin Russia’yı Ukraine üzerinden, Iran’ı da Middle East üzerinden “devre dışı bırakma” hedefinin ters sonuç vererek Russia, China ve Iran’ı birbirine daha fazla yaklaştırdığını söyledi. Mearsheimer, savaş öncesinde de bu üç ülkenin ABD’ye karşı birlikte çalışma teşvikleri olduğunu, 28 Şubat’tan sonra bu teşviklerin çok arttığını belirtti.
Trump’ın G7 ve NATO zirvelerinden sonra yeniden Russia’yı hedefe koyduğunu, “Anchorage ruhuna” bağlı kalmadığını ve Russia’ya baskı yapmak istediğini savundu. Bu nedenle Russia ve China’nın Iran’a yardım etme yönünde güçlü çıkarları olduğunu söyledi.
"Bu savaş Iran, China ve Russia’yı birbirine daha da yaklaştırıyor," diyen John Mearsheimer, bu ülkelerin ABD’yi dengelemek için birbirlerine yardım etme teşviklerinin güçlendiğini ifade etti.
China açısından ABD’nin Persian Gulf’ta ve Ukraine savaşında meşgul kalmasının avantajlı olduğunu söyledi. ABD’nin Ukraine’e verdiği her silahın East Asia’da China’yı çevrelemek için kullanılamayacağını belirtti.
Europe’un Silahlanması ve Ukraine’in İnsan Gücü Sorunu
Glenn, Europe’un da büyük silahlanma planları yaptığını ve bunun uzun vadede askeri kapasiteyi artırabileceğini söyledi. Mearsheimer, China açısından Europe ve ABD’nin farklı aktörler olduğunu belirtti. China’nın Avrupa ordularının güçlenmesini fazla önemsemeyeceğini, çünkü Europeans’ın China’ya karşı anlamlı bir savaş yürütmeyeceğini söyledi. Avrupa’nın odağının Russia olduğunu belirtti.
Mearsheimer, Europeans’ın gerçekten Russia ile savaşmak isteyip istemediğinden kuşkulu olduğunu söyledi. Ona göre Europe, Ukrainians’ı “battering ram” olarak kullanıyor; para ve silah veriyor ama kendisi ölmüyor. Ukraine’in ise asıl ihtiyacının silahtan çok manpower, yani cephede savaşacak asker olduğunu vurguladı.
Bu nedenle Europe silah üretimini artırsa bile, Ukraine’in cephede asker sıkıntısı nedeniyle Russia karşısında kaybedebileceğini savundu.
Nükleer Caydırıcılık ve Tehlikeli Tırmanma
Programın son bölümünde Glenn ve Mearsheimer, Russia’ya baskının tehlikeli biçimde tırmandığını tartıştı. Mearsheimer, Europeans’ın Ukraine’e daha fazla bağlandığını, Russian forces’ın ilerlemesi halinde Europe’un ne yapacağının belirsiz olduğunu söyledi. Aynı şekilde uzun menzilli drone campaign Russian economy’yi ciddi biçimde etkilerse Moscow’un da tırmanmaya yönelebileceğini belirtti.
Mearsheimer, Cold War döneminde Batı’nın Russia’yı köşeye sıkıştırmaktan kaçındığını hatırlattı. George H.W. Bush yönetiminin Cold War’un sonunda Russians’ı aşağılamamaya çalıştığını, çünkü karşılarında nükleer silahlı bir süper güç olduğunu bildiklerini söyledi.
"Cold War’da bunların hiçbirini yapmadık; çünkü Russians’ı köşeye sıkıştırmanın felakete yol açabileceğini tamamen anlamıştık," diyen John Mearsheimer, bugünkü Batı elitlerinin nuclear deterrence mantığını yeterince kavramadığını savundu.
Rose Gottemoeller’ın Foreign Affairs’teki “The Strange Defeat of Nuclear Deterrence” başlıklı yazısına atıf yapan Mearsheimer, nuclear deterrence’ın geçmişte çok ciddiye alındığını, fakat bugün Russia’nın nükleer silahlarının ve kırmızı çizgilerinin birçok kişi tarafından hafife alındığını söyledi.
Son değerlendirmesinde, Batı’da strategic thinkers eksikliği olduğunu savundu. Ona göre unipolar moment döneminde ABD ve Avrupa, balance of power politics, nuclear deterrence ve red lines gibi kavramlara daha az önem veren bir dünya görüşü geliştirdi. Ancak 2017 civarında yeniden multipolar world’e geçildiğini, buna rağmen birçok kişinin great power politics ve nükleer dünya gerçekliğine uyum sağlayamadığını söyledi.