Professor Michael Hudson: İran Savaşı Enerji Düzenini ve Küresel Ekonomiyi Sarsabilir
İngilizce yayımlanan programda Glenn Diesen, ekonomist Professor Michael Hudson ile İran savaşı ihtimalinin küresel ekonomi, enerji piyasaları, finansal sistem ve uluslararası düzen üzerindeki etkilerini konuştu. Hudson, enerji fiyatlarındaki yükselişin geçici değil yapısal bir kriz yaratacağını savunurken, ABD’nin enerji ticaretini jeopolitik baskı aracı olarak kullandığını ileri sürdü.
İran Savaşı ve Enerji Fiyatları
Programın başında Glenn Diesen, yüksek enerji fiyatlarının ABD’ye kısa vadede avantaj sağlayabileceği yönündeki görüşleri gündeme getirdi. Bu görüşe göre diğer ülkeler Amerikan enerjisi için daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak, ödemelerin dolar üzerinden yapılması da petrodoları güçlendirecekti. Ancak Diesen, savaşın ve enerji kıtlığının daha geniş bir küresel depresyonu tetikleyebileceğini belirterek Hudson’dan değerlendirme istedi.
Hudson, savaş olmasa bile enerji fiyatlarının yılın geri kalanında çok yüksek kalacağını söyledi. Ona göre asıl sorun, çok yakında bir savaşın patlak verme ihtimaliydi. Müzakerelerin askeri ya da siyasi durumu değiştirecek gerçek bir zemine sahip olmadığını savunan Hudson, İran’ın ön koşullarından birinin ABD’nin el koyduğu banka fonlarını ve paraları serbest bırakması olduğunu belirtti.
"ABD’nin İran’a tek bir kuruş bile iade etmeyi kabul etmesi mümkün değil," diyen Michael Hudson, Kongre’de Lindsey Graham ve Ted Cruz gibi isimlerin "İran’a bir kuruş yok" çizgisinde olduğunu ifade etti.
Hudson’a göre Washington, İran’ı “terörist” olarak nitelendirirken, İran’ın İsrail saldırılarına karşı kendisini savunduğunu görmezden geliyor. Aynı mantığın Rusya, Filistinliler, Hamas ve Hezbollah için de kullanıldığını savundu. Hudson, ABD Kongresi’ndeki neocon, Rusya karşıtı, Çin karşıtı ve İran karşıtı eğilim nedeniyle Trump yönetiminin İran’la varacağı herhangi bir anlaşmanın pratikte uygulanamayacağını söyledi.
Müzakerelerin Çıkmazı
Hudson, İran’ın ABD’ye güvenmediğini, çünkü Washington’ın geçmişte defalarca sözünden döndüğünü söyledi. Trump’ın Obama dönemindeki nükleer anlaşmadan çekilmesini örnek gösteren Hudson, İran’ın artık ancak önceden somut bir karşılık alırsa taviz vereceğini ileri sürdü.
"İran, ABD’nin herhangi bir anlaşmaya uyacağını beklemiyor," diyen Hudson, "Eğer Trump, İran’dan yasa dışı biçimde alınan 100 milyar doların üzerindeki paranın kabul edilebilir bir bölümünü geri verirse bazı tavizler olabilir" şeklinde açıkladı.
Hudson’a göre Trump ve Pete Hegseth’in açıklamalarının temel amacı piyasalarda barış müzakeresi beklentisi yaratmaktı. Bu beklentinin New York Stock Exchange’de hisse senetlerini, tahvilleri ve fiyatları yukarı taşıdığını söyledi. Ancak Hudson, bunun kalıcı bir barış işareti değil, piyasaları geçici olarak yönlendiren bir algı olduğunu savundu.
Oman ve Qatar üzerinden yürütülen temaslara da değinen Hudson, Hegseth’in Oman’a İran’la birlikte hareket etmemesi yönünde baskı yaptığını iddia etti. Hudson, ABD’nin İran’a verdiği mesajın da benzer olduğunu söyledi: Müzakere edilmezse ülkenin yok edileceği tehdidi.
Büyük Ekonomik Sarsıntı Uyarısı
Hudson, İran’ın bölgedeki Amerikan askeri üslerini hedef almaya hazır olduğunu ve bunun enerji, gübre, sülfür, kimyasallar ve helyum tedarikinde büyük bir kırılma yaratacağını savundu. Bu kırılmanın dünyayı 1930’lardakinden daha kötü bir depresyona sürükleyebileceğini iddia etti.
"Exxon Mobil ve eski Standard Oil tekellerinin hesabına göre petrol fiyatları varil başına 150-160 doların üzerine çıkabilir," diyen Hudson, bunun Asya, Global South ve Avrupa’daki kimya sanayisinin büyük bölümünü kapatmaya zorlayacağını belirtti.
Hudson’a göre gübre ihracatının aksaması tarımsal verimleri düşürecek, aşırı hava koşullarıyla birleştiğinde gıda fiyatlarını hızla yükseltecek. Sanayi üretiminin durması petrol talebini azaltabilir; bu durumda fiyatlar 120-130 dolar aralığına gerileyebilir. Ancak Hudson, bunun ekonomileri rahatlatmak yerine büyük ölçekli temerrütler ve iflaslarla sonuçlanacağını söyledi.
Bu sanayi krizinin finansal krize dönüşeceğini savunan Hudson, ABD, Britain ve kıta Avrupası ekonomilerinin ağır borç kaldıraçları altında olduğunu vurguladı. Özel sermaye tarafından devralınmış ve yüksek borçla çalışan şirketlerin gelirlerinde küçük bir düşüşün bile banka kredilerinde temerrüde yol açabileceğini söyledi.
2008 Krizinin Daha Ağır Tekrarı
Hudson, teminatlandırılmış borç yükümlülükleri piyasasının yeniden büyüdüğünü belirterek bunu 2008 finans krizini tetikleyen “kumarhane” tarzı işlemlere benzetti. Ancak bu kez merkez bankalarının yeni kredi yaratmasının krizi çözmeye yetmeyeceğini söyledi. Çünkü ekonomilerin zaten krediye doymuş durumda olduğunu, bankaların sanayi, finans, gayrimenkul ve tarım müşterilerine faiz ödemeleri için yeni para vermeye istekli olmadığını savundu.
Hudson, Trump’ın İran’ın tüm nükleer silahlarını teslim etmesi gerektiği yönündeki yaklaşımını George W. Bush döneminde Iraq savaşına zemin hazırlayan kitle imha silahları iddiasına benzetti. ABD güvenlik kurumlarının İran’ın son yirmi yılda atom bombası elde etmek için adım atmadığını söylediğini belirtti.
"Bu, baştan çözülemeyecek bir dikkat saptırma hamlesi," diyen Hudson, "İran’dan sözde uçan dairelerini teslim etmesini istemek kadar tuhaf" değerlendirmesinde bulundu.
Hudson’a göre ABD’nin amacı ciddi müzakere yürütmek değil, İran’ı savunma amaçlı bir tepkiye zorlayarak bunu “terör saldırısı” gibi sunmak.
Minsk Anlaşmaları Benzetmesi
Hudson, mevcut süreci Minsk Accords’a benzetti. Ona göre Minsk Accords sırasında ateşkes, NATO’nun Ukraine’i Russia’ya karşı yeniden silahlandırması için zaman kazandırmıştı. Ancak Hudson, bu kez zamanın ABD’nin değil İran’ın lehine işlediğini söyledi.
ABD donanmasının ve hava yakıt ikmal kapasitesinin bölgede hazır beklediğini, fakat İran’ın da bu süreyi Russia ve China ile diplomatik bağlarını güçlendirmek ve askeri hazırlıklarını tamamlamak için kullandığını savundu. Yaptırımların İran’ı teslim olmaya zorlayamadığını, 1979’dan bu yana bu politikanın işlemediğini ifade etti.
Uluslararası Hukuk Tartışması
Hudson, İran’ın Strait of Hormuz’dan geçen gemilere taşıma ücreti uygulama girişiminin ABD tarafından uluslararası hukuka aykırı sayıldığını söyledi. Ancak ona göre asıl mesele, uluslararası hukukun fiilen işlemez hale gelmesiydi.
"Büyük resim şu: Uluslararası hukuk diye bir şey kalmadı," diyen Hudson, United Nations (Birleşmiş Milletler) sisteminin hem İran savaşı hem de NATO’nun Russia’ya karşı savaşı nedeniyle ağır darbe aldığını savundu.
Hudson, ABD’nin Latin America açıklarında Venezuelan ve Colombian balıkçı teknelerine uyuşturucu taşıdıkları iddiasıyla saldırdığını, daha sonra bunların balıkçı olduğunun ortaya çıktığını iddia etti. Aynı şeyin Strait of Hormuz’da Arab ve diğer balıkçılar için de yaşandığını öne sürdü. Netanyahu’nun Palestinian siviller için kullandığını söylediği mantığı da eleştirerek, sivillerin potansiyel düşman sayılmasının hukuki zemini yok ettiğini savundu.
Hudson, United Nations Charter’ın (Birleşmiş Milletler Şartı) Nazizmin yeniden ortaya çıkması halinde ülkelerin gerekli önlemleri almasına izin verdiğini belirtti. Israel’in komşularına veya İran’a saldırması halinde herhangi bir anlaşmanın bunun sonuçlarını açıkça belirtmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca Germany ve Britain’ın Russia’ya karşı savaşta ve Israel’in Filistinlilere yönelik saldırılarında ırkçı bir söyleme alan açtığını savundu.
Yeni Bir Uluslararası Düzen İhtimali
Hudson, mevcut United Nations yapısının ABD’nin Security Council (Güvenlik Konseyi) veto gücü ve European müttefikleri nedeniyle etkisiz kaldığını savundu. Ona göre barışa giden yol, ABD’den bağımsız yeni bir uluslararası örgütlenme gerektirebilir. Böyle bir yapının prototipinin China, Russia ve Iran’ın öncü olduğu bir düzen olabileceğini söyledi.
Hudson, mevcut krizin yalnızca petrol ticaretinde bir kesinti olmadığını, 80 yıl önce kurulmuş diplomatik düzenin de kesintiye uğradığını savundu. Dünya düzeninin ABD ve Europe bir tarafta, Iran’ın China ve Russia ile ittifaka itildiği diğer tarafta olmak üzere bölündüğünü söyledi.
"Yaşanan şey geri döndürülemez," diyen Hudson, "Sadece geri döndürülemez değil; en az yarım yıl, muhtemelen birkaç yıl sürecek bir dönüşümü başlattı" şeklinde değerlendirdi.
Swap Line ve Rezervler
Diesen daha sonra swap line konusunu sordu ve enerji krizinin Avrupa ile ABD ekonomilerini nasıl sıkıştırdığını gündeme getirdi. Hudson, petrol fiyatlarındaki artışın aileleri, ücretlileri, işverenleri ve sanayileri borca ittiğini söyledi. Hükümetlerin hane halkını desteklemek için sübvansiyonlara başvurduğunu, ayrıca petrol rezervlerini piyasaya sürerek krizi geçici olarak yönetmeye çalıştığını belirtti.
Hudson’a göre sorun, rezervlerin yalnızca 30 ila 45 gün dayanabilecek olmasıydı. Oysa kriz “yağmurlu bir gün” değil, “yağmurlu bir yıl” hatta iki yıl sürebilecek bir süreçti. Rezervler bittiğinde otomobil kullananlar, elektrik tüketicileri, dizel kullanan kamyonlar ve havayolları için sübvansiyonların sürdürülemeyeceğini savundu.
Hudson, Europe’un özellikle Germany üzerinden savaş sanayisine yönelmesinin kendi ticari sanayilerini ve tüketicilerini zayıflatacağını söyledi. Britain’ı en çaresiz ekonomi olarak nitelendirdi ve Germany’nin Alternative für Deutschland partisini yasaklama girişimlerini, savaşa karşı çıkan partilerin “medeniyete karşı” ilan edilmesi olarak değerlendirdi.
"Bu demokrasi değil; askeri diktatörlük ya da oligarşi," diyen Hudson, seçmenlerin savaş ve barış kararları üzerinde gerçek bir etkisi kalmadığını savundu.
Enerji Piyasalarında ABD Stratejisi
Diesen, Venezuela, Nord Stream ve Iran örnekleri üzerinden ABD’nin enerji piyasalarında hâkimiyet kurma stratejisini sordu. Hudson, bu stratejiyi daha önce yazılarında anlattığını ve Trump yönetiminin de açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi.
Hudson’a göre ABD dış politikası petrolün kontrolüne dayanıyor. Washington, kontrol edemediği ülkelerin petrol tesislerini yok etmeyi, diğer ülkeleri Amerikan enerji düzenine bağımlı kılmayı hedefliyor. Nord Stream boru hattının yok edilmesini, Russia ile ticarete yaptırımları ve Venezuela’ya yönelik baskıları bu çerçevede değerlendirdi.
"ABD, dünya ekonomisinin yeni robber baron’udur," diyen Hudson, "Bu, ABD dış politikasının açık stratejisidir" ifadesini kullandı.
Hudson, ABD’nin artık sanayi ya da finans gücüyle eskisi gibi küresel hâkimiyet kuramadığını, bu nedenle kaos yaratarak kontrol sağlamaya çalıştığını söyledi. Trump’ın tarife politikalarını da bu stratejinin parçası olarak gördüğünü belirtti. Ona göre Washington, diğer ülkelerin kendi refahlarını artırmak için ekonomik ve finansal fazlalarını kullanmasına karşı çıkıyor; bu fazlanın ABD’ye aktarılmasını istiyor.
LNG, Yenilenebilir Enerji ve China
Hudson, ABD’nin enerji kozunu korumak için yalnızca alternatif petrol kaynaklarını değil, rüzgâr ve güneş gibi alternatif enerji kaynaklarını da sınırlamaya çalıştığını savundu. Trump’ın rüzgâr enerjisi yatırımlarını iptal ettiğini, bunun hem petrol endüstrisini temsil etmesiyle hem de rüzgâr türbini kanatlarının büyük ölçüde China’da üretilmesiyle bağlantılı olduğunu söyledi. Benzer bir mantığın güneş panelleri için de geçerli olduğunu belirtti.
Hudson’a göre ABD, Europe’u LNG ve petrol ihracatına bağımlı kılmak istiyor. China’nın özellikle Xinjiang dahil kuzeybatı bölgelerinde büyük güneş enerjisi yatırımları yaptığını, ABD’nin ise Uyghur ayrılıkçılığını teşvik ederek China içinde bölünme yaratmaya çalıştığını iddia etti.
Hudson, ABD’nin etnik, dini ve siyasi ayrımları kullanarak “böl ve yönet” stratejisi izlediğini savundu. Buna göre amaç, ülkelerin ABD National Security Strategy’ye alternatif oluşturacak tutarlı bir yanıt geliştirmesini engellemekti.
Bağımlılığın Silahlaştırılması ve Avrupa’nın Geleceği
Programın sonunda Diesen, ABD’nin artık ekonomik rekabet yerine bağımlılıkları silahlaştırdığını söyledi. Enerji, teknoloji, ulaşım koridorları, bankalar ve dolar sistemine erişim üzerindeki baskıların uluslararası ekonomik sistemi parçaladığını belirtti. Hudson ise ABD’nin kaosu, yabancı bağımlılığını kalıcı hale getirmek için fırsat olarak gördüğünü savundu.
Hudson’a göre European sanayisinin kapanması ABD açısından sorun değil, çünkü bu Europe’u sanayi rakibi olmaktan çıkarıyor. Friedrich Merz yönetimindeki Christian Democrats’ı, Emmanuel Macron yönetimindeki France’ı ve Keir Starmer yönetimindeki Britain’ı ABD’nin müşteri siyasal yapıları olarak nitelendirdi.
"Europe fiilen ekonomik intihar ediyor," diyen Hudson, sanayinin Europe dışına, ya ABD’ye ya da China’ya taşındığını savundu.
Hudson, bu krizin yalnızca petrol fiyatlarındaki artışla sınırlı kalmayacağını, sanayi kapanışlarının siyasi tepkiye yol açacağını söyledi. Great Depression’ın World War II ile aşıldığını, ancak gelecekteki savaşların artık orduların işgaliyle değil, füzeler, bombalar ve dronlarla yürütüleceğini ifade etti.
"İşgaller işe yaramıyor," diyen Hudson, "Bugün yapılabilen tek şey başka ülkeleri yok etmek; yani tamamen yıkıcı savaş" değerlendirmesinde bulundu.
İran Savaşı ve Küresel Ekonomi
Sunucu: Programa yeniden hoş geldiniz. Bugün İran savaşının küresel ekonomileri nasıl etkilediğini konuşmak üzere Professor Michael Hudson bizimle. Bazı kişilerden şunu duydum: Enerji fiyatları yüksekken ABD aslında bundan fayda sağlayabilir, çünkü diğer ülkeler Amerikan enerjisi için daha fazla para ödemek zorunda kalır. Bu aynı zamanda dolar cinsinden ödeme yapmaları anlamına gelir ve böylece petrodolar güçlenir. Öte yandan, bunun çok sürdürülebilir gelmediğini düşünmeden edemiyorum. Yani savaş, enerji kıtlıkları derken, bu daha büyük bir küresel depresyonu tetikler gibi geliyor. Bu yüzden genel görüşünüzü almak istedim; İran savaşının ekonomiyi nasıl etkilediğini nasıl görüyorsunuz?
Professor Michael Hudson: Soruyu geniş anlamıyla sormanıza sevindim, çünkü ne olursa olsun, hiç savaş olmasa bile enerji fiyatları en azından bu yılın geri kalanında çok çok yüksek olacak. Bu, savaş olmazsa geçerli; çünkü halihazırda uzun bir gecikme var.
Asıl sorun elbette çok yakında, muhtemelen Pazartesi, belki de Pazar günü bir savaşın patlak verecek olması. Gerçek anlamda hiçbir müzakere yapılmadı. Aslında bu müzakerelerin herhangi birinin askeri durum ya da barış durumu üzerinde herhangi bir etkisinin olması imkansız.
Müzakerelerin Çıkmazı
Ön koşullardan biri olarak İran’ın mutlak taleplerinden biri, United States’in el koyduğu banka fonlarının ve paranın bir kısmını serbest bırakmaya başlaması gerektiğini söylemesidir. En son olarak stablecoin meselesinde United States, milyarlarca dolara müdahale edip el koydu. Bu da stablecoin’i, hükümeti United States hükümetinin fazla öz yeterlilikçi, fazla özerk bulduğu ve tahammül edemeyeceği politikalar izleyebilecek herhangi bir ülke için son derece güvensiz bir yatırım haline getiriyor.
United States’in İran’a herhangi bir parayı iade etmeyi kabul etmesi mümkün değil; çünkü Kongre, South Carolina’dan Lindsey Graham ve Texas Senatörü Cruz aracılığıyla şimdiden “İran’a tek kuruş yok” dedi. İran’ın İsrail terörizmine kendini savunarak karşılık vermesini gerekçe gösterip İran’ın terörist bir ülke olduğunu iddia ediyorlar.
Savunanlara terörist deniyor; tıpkı 2022’den beri Ukraine, Russia’ya saldırdığında Ruslara kendilerini savundukları için terörist denmesi gibi. Tıpkı Palestinians’ın İsrail soykırımına karşı kendilerini savundukları için terörist diye adlandırılması gibi. Tıpkı Hamas’ın terörist, Hezbollah’ın terörist diye adlandırılması gibi; çünkü Israel’in büyük ölçüde Şii olan, Sünni olmayan ve Christian Phalange liderliğinde de olmayan South Lebanon’ın tamamını buldozerlerle yıkıp yok etmesini engelliyorlar.
Kongre’deki mutlak sağcı, neocon, Russia karşıtı, China karşıtı, Iran karşıtı hava nedeniyle Trump’ın müzakerecilerinin İran’la varabileceği herhangi bir anlaşma zaten hiçbir zaman uygulamaya konamaz. İran, United States tarafından o kadar çok kez aldatıldı ya da United States sözünden o kadar çok kez döndü ki. Trump’ın Obama yönetiminin nükleer anlaşmasını iptal etmesi gibi. Bu yüzden İran, karşılığında önceden bir şey alana kadar hiçbir taviz vermeyecek.
Bu biraz bir yazarın yayıncıya gitmesine benziyor. Yayıncıdan aldığınız avans, pratikte gerçekten alacağınız paranın tamamıdır. İran’ın dediği de bu. United States’in herhangi bir anlaşmaya uyacağını beklemiyorlar. Ama Trump bir şekilde onlara İran’dan yasa dışı olarak el koyduğu 100 milyar doların üzerindeki tutarın tatmin edici bir müzakere edilmiş kısmını verebilirse, o zaman bazı tavizler verirler. Fakat bu tavizlerin Trump’ın açıkladıklarıyla uzaktan yakından ilgisi yok.
Piyasalar ve Yanılsama
Trump ve Hegseth’in açıklamalarının tek bir amacı var: Bu sabah New York Stock Exchange’de başardıklarını başarmak. Hisseler yükseldi, tahviller yükseldi, fiyatlar yükseldi. Burada bir şekilde barışçıl bir müzakere olacağına dair bir inanç var. Piyasalar Pazartesi ya da Salı açıldığında ya da United States’in Netanyahu’ya “Tamam, artık saldırabilirsin” demesine yanıt ne zaman gelirse, kazanılacak bir servet var.
Son bir iki gün içinde Savunma Bakanı Hegseth, Oman ve Qatar’ın liderleriyle konuştu ve örneğin Oman’a şunu söyledi: Eğer İran’ın yasa dışı saldırılar için en azından bir miktar tazminat almaya başlamasının yolu olan tarifelerin uygulanmasına katılmamayı kabul etmezseniz, Netanyahu’nun sizi öldürmesine izin vereceğiz.
Görünüşe göre Omani müzakereci telefonu kapattı ve Trump’a şikayette bulundu. Müzakere ederken “Ya bizimle aynı fikirde olursunuz ya da sizi öldürürüz” derseniz, bu tüm müzakereyi bitirir. Esasen United States’in İran’a söylediği de tam olarak budur. Başkan Trump’ın son günlerde defalarca söylediği gibi, müzakere etmezseniz sizi daha önce hiçbir ülkenin yok edilmediği şekilde yok edeceğiz.
Savaşın Beklenen Ekonomik Etkileri
İran buna tamamen hazır. Middle East’teki tüm United States askeri üslerini, Israel’deki en büyük askeri üs dahil, yok edecek. Ve bunun, Trump’ın bir buçuk yıl önce göreve gelmesinden beri biriken savaşın zirvesi olmasını bekleyebilirsiniz.
Elbette bunun sonucu öyle bir petrol, gübre, kükürt, kimyasal ve helyum kıtlığı olacak ki dünya 1930’lardan daha kötü bir depresyona sürüklenecek. ExxonMobil’e, yani eski Standard Oil tekellerine göre ilk etki, petrol fiyatlarını varil başına 150-160 doların üzerine çıkaracak.
Bu, Asia genelinde, Global South’ta ve bu arada Europe’ta kimya sanayisinin büyük bölümünün kapanmasına yol açacak ve gübre ihracatını engelleyecek. Bu da, bu yazın aşırı hava koşullarının yaşandığı bir yaz olacağı gerçeğine ek olarak, tarımsal verimleri düşürecek. Dolayısıyla gıda fiyatlarının fırlamasını, sanayilerin kapanmasını bekleyebilirsiniz.
İmalat sanayilerinin ve kimya sanayilerinin kapanmasının bir etkisi, petrole olan talebin azalması olacak. Buna talep azalması denir. Petrol fiyatı belki varil başına 120-130 dolara geri düşebilir, ama büyük ölçekli temerrütler ve iflaslar olacak.
Bu da teknolojik ve doğrudan endüstriyel depresyonu finansal krize dönüştürecek. Çünkü United States’ten Britain’a, Continental Europe’a kadar ekonomiler borçla o kadar aşırı kaldıraçlanmış durumda ki, gelirdeki küçük bir düşüş bile private capital tarafından devralınmış şirketlerin ve diğer yüksek borç kaldıraçlı sanayi şirketlerinin banka kredilerinde temerrüde düşmesine yol açmaya yeter.
Finansal Kriz Riski
Teminatlandırılmış borç yükümlülükleri piyasasında bir yükseliş oldu. Bunlar, 2008’in sonunda banka krizine ve sigorta şirketleri ile diğer aktörlerin çöküşüne esasen yol açan kumarlar, casino kumarlarıdır. Şimdi bunun tekrarını yaşıyoruz. Ama bu kez Europe’tan United States’e kadar finansal depresyondan çıkış yolu yok; merkez bankalarının basitçe daha fazla kredi yaratmasıyla bu sorun çözülemez.
Çünkü bu şirketlere zaten o kadar çok kredi verilmiş durumda ki ekonomiler borca doymuş halde. Bankalar sanayi müşterilerine, private capital müşterilerine, finans müşterilerine, gayrimenkul müşterilerine ve tarım müşterilerine faizi ödeyebilmeleri için borç vermeye devam etmeye istekli değil. Bu, US ve European ekonomilerini bir Ponzi şemasına dönüştürmek olurdu.
Sürekli para borç verirsiniz ve alacaklılara verdiğiniz bu paranın gayrimenkul piyasasını, hisse ve tahvil piyasalarını ayakta tutacağını umarsınız; böylece bankalar 2009’un başında yaptıkları gibi bilançolarında negatif özkaynak göstermek zorunda kalmaz. Dolayısıyla bunu bir tekrar olarak görebilirsiniz.
Piyasaların bunu görmemiş olması şaşırtıcı. Bunu en başından görebiliyordunuz; çünkü Trump “İran tüm nükleer silahlarını teslim etmeyi kabul edene kadar hiçbir şey olmayacak” dediğinde, bu George W. Bush’un Iraq’la savaşa girmesine yol açan aynı bahaneydi. Kitle imha silahları yoktu. US ulusal güvenlik kurumları, İran’ın son yirmi yılda atom bombası elde etmek için hiçbir adım atmadığını söyledi.
Trump “Bütün bunlar Europe’u ve dünyayı İran’ın atom bombasından korumak için” dediğinde, bu, kasıtlı olarak çözülemeyecek bir dikkat dağıtma unsuru koyuyoruz demektir. İran’dan sözde sahip olduğu uçan daireleri teslim etmesini istemekle aynı şey. Bu sadece tuhaf. En baştan bir anlaşmayı bozma unsurudur. Amaç da bir anlaşma bozucu olmaktır. Aslında anlaşma bozucu dememeliyim, çünkü ortada bir anlaşma yok. En baştan anlaşmayı engelleyen bir unsurdur.
Yaptırımlar ve Zamanlama
United States görünüşe göre zamanın kendi lehine olduğunu ve diğer ülkelere İran’la ticaret yapmalarını engellemek için uyguladığı yaptırımların bir şekilde İran’ı aç bırakarak teslim olmaya zorlayacağını düşündü. Bu politika, Carter yönetimi tarafından ilk kez uygulamaya konduğu 1979’dan beri işe yaramadı ve şimdi de yaramayacak.
Bu dikkat dağıtmanın tüm amacı, herhangi bir ciddi müzakereyi engellemek. Ama America bir nedenle barış için müzakere etmeye çalıştığı yanılsamasını istedi. Şimdi de İran’ı, bir US yoklamasına karşı bir tür savunma yanıtı vermeye kışkırtmaya çalışıyor; bu da “America yalnızca İran’ın terörist saldırısına, kendi bombardıman uçaklarımızla ya da Israeli bombardıman uçaklarıyla veya United States’in bu Pazar, Pazartesi ya da gelecek hafta için kolunda sakladığı her neyse onunla karşılık veriyor” diye yorumlanacak.
Askeri açıdan şaşırtıcı olan şu: Bir bakıma bu, NATO ve Europe arasında Minsk Accords ile yaşadığınız türden bir oyalamanın aynısı. Minsk Accords, tıpkı Trump’ın bir ay kadar çatışmaların durmasını istemesi gibi, çatışmaların durmasını istiyordu. Minsk Accord’da bütün fikir, NATO’nun Ukraine’i Russia’ya karşı savaşması için yeniden silahlandırmasını sağlamaktı. Yani oyalama United States ve onun NATO uydusu tarafındaydı.
Ama bu kez zaman US’in lehine değil. Çünkü US bütün donanmasını oraya yığmış durumda. Yakıt ikmal uçakları görünüşe göre Emirates’te, planlanan hava saldırılarını desteklemek üzere kalkışa hazır. İranlıların bununla ilgili planları olduğu açık. Misillemeye hazırlar. Bu zamanı gerçekten Russia ve China ile diplomatik bağlarını düzenlemek ve ordularını hazırlamak için kullandılar; United States donanması ve hava kuvvetleri ise Middle East sıcağında kavruluyor.
Bu nedenle zaman İran’ın lehine, son birkaç on yıldır olduğu gibi. United States, yaptırımlarla daha önce başaramadığı hiçbir şeyi artık başaramaz; çünkü İran onlarla yaşamaya alıştı. Dolayısıyla esasen bir anlaşmasızlık durumu olacak.
Hürmüz Boğazı ve Uluslararası Hukuk
US’in son talebi, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere ulaşım ücretleri koyma girişiminin uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia etmesi. Ama konuştuğumuz her şeyin büyük resmi şu, Glenn: Uluslararası hukuk diye bir şey yok. Geçen yıl United States’in bunu zaten gördünüz; özellikle de deniz hukukunda uluslararası hukuk yok.
Geçen yıl American uçaklarının Latin America’nın batı kıyısında Venezuelan balıkçıları ve Colombian balıkçıları bombaladığını gördünüz; “Bildiğimiz kadarıyla uyuşturucu taşıyorlar” dediler. Bu da uluslararası hukuka aykırıydı. Uyuşturucu taşıdıklarına dair sıfır kanıt vardı, çünkü tekneler hiçbir uyarı yapılmadan, “Durun, geminize çıkalım, uyuşturucu olup olmadığına bakalım” denmeden saldırıya uğradı. Hatta gerçekte balıkçı oldukları ortaya çıktı.
Bu hafta America, Hürmüz Boğazı’ndaki Arab ve diğer balıkçılara saldırmaya başladı. Burası yüzyıllar boyunca bir balıkçılık merkeziydi. İnci avcılığı merkeziydi. Canlı bir denizcilik merkeziydi. Görünüşe göre fotoğraflar, bunların gerçekten de teknelerinde balık bulunan balıkçılar olduğunu gösteriyor.
United States “Bildiğimiz kadarıyla aslında mayın döşüyorlardı. Belki bu balıklar balık gibi görünmek üzere yapılmış mayınlardı” dedi. İddia şu: Bir sivilin yaptığı herhangi bir şey askeri olabilir. Tıpkı Netanyahu’nun herhangi bir Palestinian sivilin düşman olabileceğini söylemesi gibi; çünkü onlara yaptıklarımız yüzünden onları bize o kadar kızdırdık ki, elbette her Palestinian’ı düşman haline getirdik. Bu yüzden tüm Palestinians’ı meşru müdafaa için öldürmemize izin var; çünkü onlar kendilerini bizim onlara yaptıklarımıza karşı savunuyorlar.
US tarafındaki tüm tartışmayı çerçeveleyen kurgu bu ve European basınının büyük bölümünde de tekrarlandı.
United Nations ve Yeni Bir Düzen İhtiyacı
Bütün bunların ve uluslararası hukukun nihai temeli United Nations Charter’dır. Fakat United Nations, İran’la savaşın ve NATO’nun Russia’ya karşı savaşının kurbanlarından biridir. Aynı zamanda United Nations, kendi şartındaki yasaların hiçbirini uygulayamaz hale geldi. Kendi ordusuna sahip olamadı ve fiilen United States tarafından, United Nations Security Council’deki veto gücü ve European uyduları aracılığıyla ele geçirildi ya da daha doğrusu engellendi.
Peki dünyanın geri kalanı ne yapabilir? Dünyadaki hisse piyasalarının mutlak bir kopuş olduğunu fark etmemesi beni şaşırttığı gibi, dünyanın diğer ülkelerindeki siyasetçilerin de şunu görmemiş olması beni şaşırtıyor: Eğer barışa giden bir yol olacaksa, yeni bir United Nations yaratmak zorundayız; yeni bir şart değil, United States’ten bağımsız yeni bir örgüt.
Bunun prototipi olabilecek tek tür örgüt, önde gelen üyeleri China, Russia ve Iran olan bir örgüt olurdu. Ama şunu belirtmek istiyorum: United Nations Charter, eğer Nazizm örneğin Japan ve Germany’de yeniden ortaya çıkarsa, diğer ülkelerin bunu durdurmak için gerekli tüm önlemleri almasına izin verildiği konusunda uyarıyordu.
İran’ın imzalayacağı herhangi bir anlaşmanın, Israel’in komşularından birine ya da İran’a yeniden saldırmasının sonuçlarını belirtmesi gerektiğini varsayıyorum. Etnik ve ırksal soykırımı durdurmak zorunda. Bu, Germany ve Britain tarafından desteklendiğini gördüğünüz Nazizm türünden farklı değil.
Şimdi Russia’ya karşı savaşta, Slavic konuşanların insanlık dışı ve hamamböceği olduğu yönündeki ırkçı iddia var. Bu, Netanyahu’nun Palestinians ve Arabs için kullandığı “hamamböceği” iddiasıyla kelimesi kelimesine aynı. Bu, Syria’da Galani yönetimindeki Wahhabi sistem altında Sünni kafa kesicilerin ileri sürdüğü aynı iddia: Sünni olmayan herkes öldürülmeli.
World War II’nin sonunda Nazizm’in özü, medeniyet ilkelerine saldırının özü olarak görülen her şeyin US destekli bir yeniden dirilişini yaşıyoruz. Oysa bütün insanlar, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, bütün ırklardan insanlar insandır. Farklı bir dil konuşuyorsanız insanlık dışı değilsiniz. Ama buna göre uluslararası hukuk yalnızca insanlara uygulanır, US saldırısı altındaki insanlara değil.
US, Germany, European Union ve Britain, saldırı altındaki herhangi bir ülkenin temelde uluslararası hukuk korumasından muaf olduğunu söylemiş durumda. World War II’de Almanlarda gördüğünüz fanatizmin aynısına sahipler. Ve bu Alman Nazileri çok... ya da bu senaryo altında ne olacağını görmek istiyorsanız.
1945’te United States tarafından işe alınan, koruma sağlanan, Latin America’ya gönderilen ve esasen birçok American bağımlı oligarşiyi ve bağımlı orduyu son 80 yılda Latin American gelişimini belirleyen diktatörlüklere yönlendiren tüm Nazilere ne olduğuna bakın. Bu aslında sanki dünya şimdi World War II’yi baştan yaşıyormuş gibi. Bir kez daha Russia’ya yönelik European saldırısı, bu kez yalnızca Germany tarafından değil, bütün European Union ve Britain’ı da peşinden sürükleyerek; ayrıca US’in Japan’ı 1930’larda yaptığı gibi China’ya yeniden saldırması için yeni nuclear weapons sahibi olacak şekilde desteklemesi. Bütün bunlar, hizalanmaya bakarsanız, World War II’nin yeniden oynanmasıdır; sanki United States ve Europe, World War II’yi yanlış tarafın kazandığına karar verdik, bunu yeniden başlatacağız diyormuş gibi. Ve diğer ülkeler üzerinde bu zaferi elde etmek için Iran’da gördüğünüz şey, seninle önceki programlarda tartıştığımız gibi bir yüzyıldır bütün dünyanın oil trade’ini kontrol etmeye dayanan US politikasının bir parçasıdır. Çünkü dünyanın oil’ini kontrol edebilirseniz, sizinle ticaret yapmayan diğer ülkelerin elektriğini, aydınlatmasını, gazını, ev ısıtmasını, kimyasallarını kapatma gücüne sahip olursunuz.
US’in Iran’daki mücadelesi en başından, 50 yıl önce Hudson Institute’ta Pentagon ve diğer US kurumlarıyla çalışırken tüm bunlara ilişkin tartışmalarda oturduğum zamandan beri, hepsinin bugün Iran’da tam olarak yaşanan şey için planları vardı. Iran’ı, bugün olduğu gibi Balucha’dan başlayarak beş farklı küçük devlete bölme planları vardı. US bunu Kurds üzerinden yapmaya çalıştı, işe yaramadı. Bu yüzden Beluchean’da bir kriz yaratmaya yönelik bazı çabalar var. Bu da işe yaramadı.
Bu yüzden soruna verilecek yanıtı yalnızca mikro düzeyde, bu hafta sonu ne oluyor diye ele almak istemedim. Büyük stratejinin ne olduğunu koymak istedim. Ve bu stratejinin Europe hükümetleri, United States hükümeti ve diğer ülkelerdeki müttefikleri tarafından benimsendiğini fark ettiğinizde, artık seçmenlerin ne dediğinin önemli olmadığını da fark edersiniz. Kamuoyu yoklamalarına göre Europe’taki seçmenler Russia ile savaşa karşı. Palestinians’e yönelik soykırıma karşılar. Israeli saldırılarına karşılar. Buna rağmen Germany ve Britain’da, Ukraine’i eleştirirseniz, özellikle Israel’i eleştirip Palestinians’i bu soykırım saldırısına karşı savunursanız hapse gönderilebileceğinize dair kurallar var. Bu bir suç. United Nations raportörünün Israel’e yönelik suçlamalarında tanımladığı şekliyle uluslararası hukuku desteklemeyi kriminalize ettiler. Şimdi onu kişisel olarak tecrit ettiler. Israel’e karşı temel suçları gündeme getiren International Court of Justice yargıçlarını tecrit ettiler.
Şu anda gördüğümüz şey yalnızca oil trade’in kesintiye uğraması değil. Bu, 80 yıl önce kurduğunuz bütün uluslararası diplomasi düzeninin kesintiye uğramasıdır. Bütün dünya bir kırılma noktasına ulaştı; bir yanda US ve Europe, diğer yanda China ve Russia ile ittifaka itilmiş olan Iran’ın diğer ülkelere öncülük etmesi şeklinde bölünüyor. Seçim şu: Iran, Russia ve China’ya karşı bu yaptırımlara katılmış American uyduları olan diğer ülkeler ne yapacak? European uydular ne yapacak? Asian ve global south ülkeleri ne yapacak? Bütün bunlar yeni bir örgütlenme biçimi gerektirecek. Ve bu o kadar büyük bir görev gibi görünüyor ki bununla başa çıkma konusunda bir bilişsel uyumsuzluk var. Uğraşılamayacak kadar büyük bir sorun gibi.
Asıl soruna geri dönersek, yüksek enerji fiyatlarının etkisine bakmak da aynı şekilde yapısal olarak çok yıkıcı olduğu için ele alınamıyor. European ve American basınında gördüğünüz ekonomik tartışmaların neredeyse tamamı bunun marjinal ve geçici olacağı yönünde. Sanki birkaç ay sonra normale dönülebilirmiş gibi. Trump birkaç ay içinde oil fiyatlarının düşeceğini söyledi. Olan şey geri döndürülemez. Sadece olan şey geri döndürülemez olmakla kalmıyor, aynı zamanda en az yarım yıllık, muhtemelen çok yıllık ve geri döndürülemez bir dönüşümü başlatmış durumda; çünkü bütün uluslararası ekonominin tüm ekonomik, ticari, finansal ve askeri bağlamını değiştirecek.
Daha önce zamanın Iran’ın yanında olduğunu, US’in ise zamanın kendi yanında olacağını varsaydığını söylemiştiniz; yani esasen şimdi bu yüksek yoğunluklu savaştan, ki bu çok fazla kaynak talep eder hale geldi, düşük yoğunluğa geçip bunu uzatabileceğini düşünüyordu. Ama gold states günbegün kötüden daha kötüye gidiyor gibi görünüyor. Ve şimdi bu swap line’ların kurulduğunu duyduk. Bunu nasıl gördüğünüzü merak ediyordum. Swap line nedir ve neden bu kadar önemlidir, bunu nasıl açıklarsınız?
Sen Europe’tasın ve anladığım kadarıyla Europe ekonomisi, tıpkı US ekonomisinin sıkıştığı gibi sıkışıyor. Oil fiyatlarındaki artış şimdiden birçok aileyi, birçok ücretliyi, birçok işvereni ve birçok sektörü borca itiyor. Hükümet, ev sahipleri ve kiracılar ile genel olarak nüfusun bununla yaşayabilmesi için bazı sübvansiyonlar vererek bununla baş etmeye çalışıyor. US petroleum reserves ve diğer ülkelerin petroleum reserves’lerinin toplu satışı yapıldı; belki bu rezervleri kötü gün için azaltabiliriz, bugün kötü gün deniyor. Fark etmedikleri şey şu: bu yağmurlu bir gün değil, yağmurlu bir yıl ya da yağmurlu iki yıl. Bir gün geçtikten sonra oil reserves yeniden doldurulabilecek bir durum değil. Europe ve United States bununla başa çıkmak için bir tür çaresizlik biçimini izliyor.
Peki rezervler ne kadar dayanabilir? Tahminler 30 ila 45 gün, sonra tükeniyorlar. Sonra araba kullanan insanların, elektrik kullananların, diesel fuel kullanan kamyonların, aviation fuel kullanan havayollarının bütçelerine verilen sübvansiyonu sürdürmenin bir yolu kalmıyor. Bunların hepsi tükenecek. Bu yüzden zaman hem Iran’ın hem Russia ve China’nın yanında. Western economies kendi kendini yok ediyor, özellikle Germany ile birlikte Europe’ta. German liderlerin ve genel olarak Europe liderlerinin, bu yeni savaşın parçası olmak zorundayız dediğini görüyorsunuz. Bu, World War II’yi German-European tarafı için kazanmak zorunda olduğumuz son savaş. Russia ile savaşmak zorunda olduğumuz son zaman, çünkü gittikçe zayıflıyoruz ve zaman hiçbir zaman şu andan daha az kötü olmayacak. Bu yüzden national budgets’ımızı normal ticari endüstrilerimize, tüketicilerimize ve ücretlilerimize değil, bir war industry’yi sübvanse etmek için kullanmalıyız diyorlar.
Bunun, Britain’da yarattığı seçmen tiksintisinin aynısını yaratacağını düşünüyorum; şu anda en çaresiz ekonomi gibi görünüyor. Britain esasen libertarian politikalara, anti-war politikalara yönelmiş durumda; Germany ise Alternative for Deutschland partisini yasaklamaya çalışıyor. Esasen herhangi bir partinin savaşa karşı olmasının medeniyete karşı olmak olduğunu söylüyorlar. America’nın düşman dediği ülkeleri yok etmeye yönelik bu savaş, bir medeniyet savaşıdır diyorlar. Savaşa karşı olan herhangi bir country’yi, herhangi bir political party’yi yasaklayabiliriz diyorlar. Bu military dictatorship ya da oligarchy, her neyse; democracy değil. Ama kimse bunun ne anlama geldiğini gerçekten ortaya dökmüyor. Bu ele geçirme nasıl oldu? Europe ve diğer ülkeler, Latin America, nasıl oldu da başkanlara, bir orduya ve deep state denilen şeye sahip oldu; bunlar hükümet üzerinde bağımsız biçimde kontrol sahibi ve seçmenlerin hiçbir etkisi yok gibi görünüyor, savaş olsun mu olmasın diye bir plebiscite yapılamaz mı deme yetenekleri yok?
Neredeyse her modern democracy’nin yasaları hayır, plebiscite yok diyor. Yalnızca parti başkanı olarak bireylere oy verebilirsiniz. Ve bu bireylerin hepsi savaş ve barış konusunda benzer bir political view’a sahip olabilir. Ekonomi konusunda da industrial sector yerine financial sector’ü kayırabilirler. Bu savaşın sonucu olarak democracy’nin kendisi kapatılmış durumda.
Son sorum yine enerji boyutuyla ilgiliydi, çünkü bir adım geri atıp yalnızca Iran’a bakmazsak, bu son dönemde America’nın birçok savaşında ortak bir çizgi gibi görünüyor. Mesela Venezuela örneğinde, Venezuela’ya girmeden önce bunun sadece Venezuela’nın United States’e açık olması hedefiyle ilgili olmadığını, aynı zamanda China gibi ülkelere kendini kapatması gerektiğini oldukça açık biçimde söylüyorlardı. Sonra US’in Europe’u Russia’dan koparmaya yardım ettiğinde aynı mantığı gördük. Yine, Europeans’ın da bir agency’si var. Bunların çoğunu kendilerine yaptılar. Ama Nordstream’in yok edilmesi örneğin United States’in işi gibi görünüyor. Aynı söylemi Iran etrafında da görüyoruz. Yani birçok US senatörü ve think tank şu noktayı ileri sürüyor: evet, şu anda çifte blockade olabilir, US hâlâ enerjisini alıyor, ama bu China’ya tedariki bir kez daha azaltıyor. Dolayısıyla burada yine energy markets üzerindeki hakimiyeti yeniden kurmaya dair ortak bir çizgi var gibi. Sizce başarılı olabilecek bütünlüklü bir strateji var mı, yoksa bu stratejinin delikleri nerede?
Evet, bu stratejiyi web sitemdeki makalelerde birçok kez ortaya koydum ve United States de bunu, sanırım Trump administration’ın iki hafta içinde açıkça ortaya koydu. Dış politikamız oil kontrolüne dayanıyor dedi. Ve oil konusunda, diğer ülkelerin oil’ini kontrol edemezsek oil facilities’lerini yok edeceğiz; böylece diğer ülkelerin uluslararası oil trade’in silah haline getirilmesine bağımlı olmaktan başka alternatifi kalmayacak, biz de Russia, China ve Iran gibi destekçilerine karşı US’in allied side’ına katılmazlarsa onların gazını, oil’ini, agriculture ve chemical industry’sini kapatabileceğiz dedi.
Böylece United States şunu söyledi: oil’e alternatif kaynakların başka ülkeler tarafından kullanılmasını önlemek için, America’nın oil trade’i silah haline getirme ve dünyanın geri kalanının musluklarını kapatma kabiliyetini kıracak alternatif oil kaynaklarını engelleyeceğiz. Az önce belirttiğin gibi Nordstream pipeline’ın yok edilmesi ve Russia ile ticarete karşı yaptırımlar vardı. Aynı sorunu şimdi Venezuela’da yaşadınız. Önce Venezuela’ya yaptırımlar uyguladılar, sonra sonunda ona saldırdılar ve Venezuela’yı fethettiler. Şimdi Venezuela’nın oil trade’den elde ettiği tüm gelir, Florida’daki bir banka hesabına, Donald Trump ve atadığı kişilerin kişisel yönlendirmesi altında ödeniyor. United States’in Iran’da yapmak istediği de bu.
Russia, Venezuela ve Iran bağımsız oil arzları sağlamazsa, United States oil trade’i silah haline getirebilecek; tıpkı 1950’lerde Mao’nun devriminden sonra China’ya ihracata yaptırımlar uygulayarak agriculture’da grain trade’i silah haline getirdiği gibi. Canada, China’ya grain satarak bu kesme girişimini kırdı. United States artık eskiden olduğu gibi bir industrial power olarak ya da financial power olarak foreign dominance sağlayamıyor. United States’in diğer ülkeleri kontrol edebilmesinin tek yolu, biz foreign trade’inizde ve dolayısıyla sanayinizde kaos yaratacağız demektir; tıpkı Trump tariff policies uyguladığında yaptığımız gibi. Ve yarattığımız bu kaosu yumuşatmayı kabul edebiliriz, yeter ki Russia’ya, China’ya ve ekonomik ve finansal fazlasını United States’e transfer etmek yerine kendi refahını geliştirmek için kullanan herhangi bir büyüyen ülkeye karşı mücadelemizde bizim eksenimize katılmayı kabul edin.
Bu, esasen United States’in dünya ekonomisindeki yeni robber baron olmasıdır ve US foreign policy’nin açık stratejisi budur. Bu, geçen Aralık ayında America’nın national security strategy report’unda, Trump’ın bir buçuk yıl önce energy’nin dış politikamızın anahtarı olacağına dair açıklamasını takip edecek şekilde tamamen yazılıydı. Her şey siyah beyaz orada. Ve diğer ülkeler bir şekilde kısa vadede yaşamışlar. Europe özellikle, bildiğiniz gibi tartıştığımız üzere, United States taleplerine teslim oldu ve bu delilik. Bir ülke oil ya da başka herhangi bir konuda US taleplerine teslim olduğunda, US sadece çıtayı yükseltir.
Daha önce Trump’ın, oil trade’in bu durması sonucunda United States’in büyük kazanan olarak çıkabileceğini söylediğinden bahsetmiştin. Dünyanın geri kalanı şimdi depression’a girecek. Ama biz America’da oil açısından self-sufficient’ız. Ve artık Venezuela’nın oil’i bizde. Canada’nın oil’i bizde. Russian oil’in Arctic üzerinden ticaretini, Greenland’i işgal ederek engelleyebiliriz; böylece ülkeler North Atlantic’ten Arctic’e ulaşamaz. Geçen hafta Iceland’in, bilirsiniz, yüzyıllardır bağımsızız, belki European Union’a katılmalıyız dediğini gördünüz. European Union bizi America’nın yalnızca Greenland’i değil, Iceland’i de ele geçirme girişimine karşı savunur; böylece US, Iceland civarı üzerinden North Atlantic’in Arctic’e erişimini kontrol edebilir. Yani bütün dünyanın oil etrafında bu military conflict için hizalandığını görüyorsunuz.
Olan şu ki fiyatları düşük tutmak için United States kısa vadeli bir palyatif olarak oil reserve satıyor. Oil reserve, United States’te oil fiyatını gerçekten düşük tutmadı; çünkü US petroleum reserve’ünün US piyasasına sattığı ya da indirimle doğrudan Asian müttefik ülkelere sattığı neredeyse her oil barrel’ı, US’in natural gas ve oil, LNG ihracatıyla eşleşti. Böylece United States oil companies düşük fiyatlı US gas, US natural gas ve oil’i US maliyetleri ve fiyatlarıyla üretip yurtdışına satarak büyük bir kazanç elde etti. Trump’ın kastettiği şey temelde buydu. Ve diğer ülkeler üzerinde bu oil lever’ını sürdürme politikası, yalnızca diğer ülkelerin alternatif oil kaynaklarını kullanmasını engellemeyi değil, wind power ve solar power gibi alternatif energy kaynaklarını da engellemeyi gerektiriyor.
Bu yüzden Trump, US’in windmill power alanındaki yatırım programlarının neredeyse tamamını iptal etti; çünkü bu United States’te oil’e rakiptir ve o oil industry’yi temsil ediyor. Ayrıca windmill blades’ın esas olarak China’da üretildiğine ve wind power’dan China’nın yararlandığına işaret ediyor; buna izin veremeyiz diyor. Aynı şey solar panels için de geçerli. China, solar power panellerinin ana üreticisidir. Bu yüzden America esasen Paris group ve diğer grupların climate change çabalarına karşı savaştı. Europe’u solar energy ve wind energy peşinde koşmaktan caydırmaya çalışıyor. Europe’u US LNG ve oil exports’a bağımlılığa kilitlemeye çalışıyor; böylece hiçbir alternatifi kalmayacak. Elbette China’nın kendisi solar energy’ye, özellikle western northwestern provinces’lerinde, Sinkyang dahil, çok büyük yatırımlar yaptı.
Ve bu yüzden United States, China’da her zamanki fesadını çıkarmaya çalışıyor; Uygurlar arasında bir separatist movement’ı teşvik etmeye çalışıyor. Financial Times bugün, United States’in bunu nasıl yapmaya çalıştığına dair uzun bir big read yayımladı; bunu Islam’a karşı bir mücadele gibi göstererek yapıyorlar. Race card’ı ve religious card’ı oynamaya çalışıyorlar. Eğer sadece divide and conquer yapabilirsek, eğer population’ları farklı ethnic groups’a, farklı religious groups’a, farklı political groups’a bölebilirsek, o zaman diğer ülkeler kendi düzenlerini kurup US national security strategy’ye alternatif yaratacak coherent bir response geliştiremez. Oysa bu strategy security falan değildir. Amaç, başka hiçbir ülkenin United States’ten security, self-sufficiency ve independent autonomy sahibi olmasını engellemektir. Diğer ülkeler oil için, computer technology için, internet technology için, arms için United States’e bağımlı kalmalıdır; buna Europe da dahildir. Europe’un büyük ölçüde United States’ten aldığı bütün arms, US repairs’a, US control’a, US’in sahip olduğu bütün control switches üzerinden uçakları durdurabilme kabiliyetine tabidir. Europe, militarily olduğu kadar energy bakımından da United States’e tamamen bağımlıdır. Europe’u independent yapmaya ya da China ve Asia, Russia, Iran veya US orbit’inde olmayan diğer ülkelerle free trade yapabilme yoluna sokmaya yönelik her girişim, iktidardaki bütün political parties tarafından engellenmiştir.
United States’in artık geçmişte yaptığı gibi gerçekten compete edemediğini görmek ilginç. Yani economically compete edemiyor. Bu yüzden dependence’ın weaponization’ını görüyoruz; çünkü açıkçası geliştirilen energy war strategy bunun bir yönü, ama ayrıca China’ya karşı kullanılan technologies’e erişimi weaponize etme ve sınırlama çabaları da var. Elbette transportation corridors’ı sınırlamak ve weaponize etmek de var; piracy artık yaygın bir phenomenon haline geliyor. Banks’e erişimi, dollar kullanımını sınırlamak var. Evet, başarılı olsa bile bütün international economic system’i parçalıyor. Bunun sonucunda dünyanın bir crisis’e düşmemesini görmek zor. Bunun muhtemelen nereye gideceği konusunda final thoughts’unuz var mı? Yani US, diğer great powers karşısında relative power’ını essentially artırabilecek mi, yoksa serbest bıraktığı chaos sonunda US’i de mi tüketecek?
United States chaos’a, foreign dependency’yi kilitlemek için bir opportunity olarak bakıyor. Eğer chaos, European ve diğer industries’in kapanması biçimini alırsa, o zaman diğer ülkeler bir şekilde kendilerini kurtarması için US’e bağımlı olacaklar; ya US market’ı onlara açarak, ya subsidies yoluyla, ya da kendi client oligarchies ve client political parties’ini dayatarak. Merz yönetimindeki Christian Democrats’a United States’in client party’si olarak bakabilirsiniz. Macron yönetimindeki France’a bir US client olarak bakabilirsiniz. Starmer yönetimindeki Britain kesinlikle bir US client’tır. United States, bunu Europe’un, Western Europe’un United States için possible industrial competitor olma ihtimalinin sonu olarak görmekten rahatsız değil. Essentially United States sanki şunu söylüyor: Eğer bizim industry’miz artık competitive değilse ve kapanıyorsa, trading partners’larımızın da non-competitive olmasını sağlayacağız; böylece onların hâlâ kendi self-sufficiency’leriyle büyüyen economies’e, ortaya çıkan Russia, China ve Iran trinity’sine yönelmesini engelleyeceğiz.
Sonuç şu olacak: US orbit’indeki diğer ülkeler bir seçim yapmak zorunda kalacak. Declining US access’in bir parçası mı olacağız, yoksa financialized olmayan, US control altında olmayan, economic surplus’unu çalışmadığını Iran’a karşı fighting’de gördüğümüz airplanes ve missiles için US arms purchases’a çevirmek zorunda olmayan, bütün savings’lerini Treasury security investments yoluyla US treasury’ye loans biçiminde tutmak zorunda olmayan dünyanın kısmına mı yönelmeye çalışacağız? Ve America’nın Germany, Japan, Korea ve diğer ülkelerden heavy industry, manufacturing, chemicals ve computers’larını United States’e relocate etmeleri yönündeki talebi var. Europe industry’sini United States’e mi relocate edecek, yoksa şu ana kadar China’ya relocate ediyor gibi mi görünüyor? Önemli olan, bütün bunların Europe dışına relocate edilmesi. Europe, bütün bunların sonucunda fiilen economic suicide işliyor.
Bu America için chaos değildir. Bu, Europe’un, World War II’den ve Latin America genelinde military dictatorships’e US support’tan beri Latin American countries’in indirildiği aynı tür dependency’ye indirgenmesi anlamına gelir. Essentially client oligarchies tarafından yönetilmek. Europe için bu, political revolution gerektirir. Sonuç yalnızca oil prices’ın rise etmesi ve industry’nin kapanması olmayacak. Bu kapanış, bu depression, depressions’ın yarattığı aynı etkiyi yaratacak: current system çalışmıyor diyerek bir political revulsion. Bir alternative olmalı.
Geçmişte Great Depression’dan World War II ile çıkıldığını söyleyebilirdiniz; ama World War II armies’in, soldiers’ın savaşıydı. Future wars ise armies’in savaşı olmayacak. Air wars olacak. Missiles, bombs ve drones tarafından çözülen fights olacak, invaders tarafından değil. Artık hiçbir ülkenin başka bir ülkeyi invade edebilecek armed forces’ı yok. Invasions işe yaramaz. Russia’nın Ukraine’de yaşadığı problems’ı bile görüyorsunuz. Invasions işe yaramaz. Yapabileceğiniz tek şey diğer ülkeleri destroy etmektir. Purely destructive war; western lines’a göre, ki şimdi temelde eski Nazi lines olduğu ortaya çıktı, kendi new government’ını yaratmak için invade etmek değil.
Peki, insights’ınız için tekrar teşekkürler. Kendi site’nizin linkini description’a bıraktım ve herkese articles’ınızı okumalarını tavsiye ederim; ben de bunu artan frequency ile yapacağım. Tekrar teşekkürler.
Beni ağırladığınız için çok teşekkür ederim, Glenn.