Glenn Diesen

Eski CIA Analisti Larry Johnson: İran’la Mutabakat Umudu, Israel Engeline Takılabilir

İngilizce yapılan podcast bölümünde sunucu Glenn ile eski CIA analisti Larry Johnson, İran’a karşı savaşta ateşkes ve olası bir mutabakat zaptı ihtimalini değerlendirdi. Bölüm, Donald Trump yönetiminin İran, Israel, Körfez ülkeleri ve bölgedeki ABD askeri varlığı karşısında nasıl bir yol izleyeceği sorusu etrafında şekillendi.

Mutabakat Zaptı ve Pakistan’ın Rolü

Larry Johnson, İran ile ABD arasında konuşulan sürecin basit bir ateşkes açıklamasından öteye geçmiş olabileceğini söyledi. Johnson’a göre Pakistan bu temaslarda merkezi bir rol oynadı; Qatar da sürece dahil oldu. İran’ın 8 Nisan’da sunduğu 14 maddelik belgeye dayalı bir “memorandum of understanding” oluşturulduğunu belirten Johnson, bunun tüm başlıklarda nihai anlaşma anlamına gelmediğini vurguladı.

“Bir an Trump İran’ı bombalamaktan söz ediyor, sonraki an ‘tek söylediğimiz barışa bir şans verin’ havasına giriyor,” diyen Larry Johnson, Trump’ın söylemindeki sert dönüşleri “Dr. Strangelove’dan John Lennon’a geçiş” olarak niteledi.

Johnson’a göre sürecin ilk güven artırıcı adımlarından biri United Arab Emirates tarafından atıldı. UAE’nin İran’a dondurulmuş varlıkların ilk bölümü olarak yaklaşık 3 milyar dolar aktardığı, toplamda ise 20 milyar dolarlık bir serbest bırakma sürecinden söz edildiği aktarıldı. Johnson, İran’ın kırmızı çizgilerinden birinin dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması olduğunu söyledi.

Glenn de İran Dışişleri Bakanı Abbas Araqchi’nin mutabakat zaptının aşamalı işleyeceğini söylediğini hatırlattı. Buna göre ilk aşamada belge imzalanacak, ardından İran’ın varlıkları serbest bırakılacak ve yeniden dondurulmayacak. Glenn, bunun ABD açısından geri dönmesi maliyetli bir adım olacağını ifade etti.

İran’ın Talepleri ve Israel Engeli

Johnson, İran’ın temel taleplerinin yaptırımların tamamen kaldırılması, ABD ablukasının sona ermesi, İran’ın Strait of Hormuz üzerindeki egemenlik iddiasının tanınması, Lebanon’da kalıcı ateşkes, Israel güçlerinin Lebanon ve Gaza’dan çekilmesi olduğunu söyledi.

“Gerçek engel Israel olacak,” diyen Larry Johnson, “Israel Lebanon’dan ve Gaza’dan çıkmak zorunda kalacak; bunu kendi haline bırakırsanız yapmayacaklar” şeklinde değerlendirdi.

Johnson’a göre Trump’ın elinde Israel’e yardımı kesme tehdidi gibi ciddi bir kaldıraç var, ancak Trump’ın bu baskıyı kullanmaya istekli olup olmadığı belirsiz. Johnson, Trump’ın Israel’e karşı bu kadar sert davranacağını düşünmediğini, ancak yanılmaya hazır olduğunu da ekledi.

Nükleer başlıkta ise Johnson, konunun daha ileri bir aşamaya bırakıldığını söyledi. Israel’in anlaşmanın balistik füzeleri kapsamadığından şikayet ettiğini belirten Johnson, İran’ın balistik füzeleri gündeme almayacağını savundu. Ona göre füzeler, İran’ın Strait of Hormuz üzerindeki kontrolüyle birlikte en önemli kozlarından biri.

Glenn ise Trump’ın çatışmayı “İran’ın nükleer silah edinmesini önleme” çerçevesine oturtmasının anlaşma ihtimalini artırabileceğini söyledi. Çünkü İran’ın nükleer silaha ihtiyacı olmadığını açıkça belirttiğini hatırlattı.

Strait of Hormuz ve Bölgesel Pazarlık

Glenn, Araqchi’nin Strait of Hormuz konusunda İran’ın geçiş ücretleri değil, hizmet bedeli talep etme hakkını saklı tuttuğunu söylediğini aktardı. Strait of Hormuz’un tamamının İran veya Oman karasuları içinde kaldığını belirtti. Johnson bu noktayı doğruladı.

Glenn’e göre İran’ın boğaz konusundaki esnekliği, Körfez ülkelerinin ABD askeri varlığını sınırlama yönünde taahhüt vermesiyle bağlantılı olabilir. İran açısından Strait of Hormuz, ABD’nin bölgeden kısmen koparılması için bir araç olarak görülüyor.

Johnson, Pakistan’ın Qatar ve Saudi Arabia ile de temas yürüttüğünü, bu ülkelerin ABD askeri personeline ev sahipliği yapma konumundan uzaklaşma planları üzerinde çalışıldığını söyledi. İran’ın 14 maddelik belgesinde ABD askerlerinin Iraq çevresinden çekilmesi talebinin de yer aldığını aktardı.

Johnson’a göre Saudi Arabia ve Qatar’ın ABD üslerinin kullanılması konusunda isteksiz davranması, ayrıca Israel uçaklarının hava sahalarını kullanmasına izin vermemesi Israel’in askeri seçeneklerini sınırladı.

İran’ın Askeri Karşılığı ve ABD Gücünün Sınırları

Johnson, İran’ın son saldırılarında daha gelişmiş hava savunma kabiliyeti gösterdiğini iddia etti. Bandar Abbas saldırısı sırasında beş Tomahawk füzesinin düşürüldüğüne dair raporlar olduğunu söyledi. Ayrıca bir F-16’nın İran hava savunması tarafından hedef alındığını, pilotun angajmandan kaçındığını aktardı.

Johnson, bunun China ve Russia’dan gelen teknik destekle ilişkili olduğunu savundu. İran’ın Bahrain ve Jordan’daki hedeflere yönelik karşı saldırılarının çok hassas olduğunu söyledi. Bahrain’de ABD’nin stratejik kabiliyetleri açısından kritik ve çok pahalı bir unsurun vurulduğunu iddia etti.

“İran’ın askeri açıdan kendini daha güvende hissettiğini düşünüyorum; sadece dayak yiyip karşılık veremeyen taraf olmadığını gördü,” diyen Larry Johnson, ABD’nin yeni hava saldırılarına hazırlandığını gösteren olağan askeri işaretleri şu anda görmediğini belirtti.

Glenn ise Trump’ın savaşı bitirmek isteyip istemediği konusunda şüpheli olduğunu söyledi. Ona göre geçmişteki aldatmaca, Washington’ın İran’ı yenmek istemesinden kaynaklanıyordu; ancak İran’ın yenilemeyeceğinin ve savaş uzadıkça ABD’ye daha fazla maliyet çıkaracağının anlaşılmış olabileceğini dile getirdi.

UAE, Qatar ve Körfez Dengeleri

Johnson, UAE’nin uzun süre Israel yanında durduğunu, ancak savaşın ekonomik maliyeti nedeniyle hesap yaptığını söyledi. UAE delegasyonunun Tehran’a gittiğini, ertesi gün Qatar heyetinin geldiğini aktardı. Jebel Ali serbest ticaret bölgesinin savaş süresince fiilen durduğunu belirten Johnson, UAE’nin yeniden ticarete dönmek istediğini söyledi.

Qatar’ın Pakistan ile birlikte tarafların üzerinde uzlaşabileceği bir belge hazırlanmasında rol oynadığını ifade eden Johnson, bu sürecin Pakistan’ın tek başına yürüttüğü bir diplomasi olmadığını belirtti. Ona göre China başlıca destekçi, Russia ise ikincil destekçi konumunda.

“Bu daha geniş bir BRICS düzeninin, Batı baskısı ve yaptırımlarından bağımsız yeni bir uluslararası ekonomik düzenin inşasına bağlanıyor,” diyen Larry Johnson, İran’ın petrolünü yuan ile satmasının ABD’nin dolar tehdidini zayıflattığını savundu.

Bölgesel Güvenlik Mimarisi

Glenn, savaş sonrası bölgenin nasıl şekillenebileceğini sordu. Johnson, İran’ın Körfez’de “ılımlılaştırıcı” bir etki yapabileceğini söyledi. Gulf Arabs arasında geçmişte Qatar, Saudi Arabia ve UAE arasında ciddi gerilimler yaşandığını hatırlattı. Qatar’a ambargo döneminde yardım eden ülkenin İran olduğunu belirtti.

Johnson, China’nın teşvikiyle Pakistan’ın Egypt, Turkey, Saudi Arabia ve İran’la bölge için NATO benzeri bir savunma örgütü fikrini konuştuğunu iddia etti. Israel’in Turkey’ye yönelik sözlü saldırılarının bu süreci daha da anlamlı hale getirdiğini söyledi.

“China’nın Pakistan üzerinden bu ülkeleri Israel’e karşı savunma ittifakı kurmaya yönlendirme önerisi yankı bulmaya başladı,” diyen Larry Johnson, Israel’in ABD kamuoyundaki otomatik desteğinin daha kırılgan hale gelebileceğini değerlendirdi.

Johnson, bölgesel değişim ihtimalleri arasında Bahrain’in yeniden İran’a, Kuwait’in ise Iraq’a eklemlenebileceğini ileri sürdü. Glenn de Kuwait’in bağımsızlığının sorgulanabilir olduğunu söyledi.

Gizlilik, Medya ve Sabotaj Riski

Glenn, mutabakat zaptının ayrıntıları konusunda medyanın sessiz kalmaya teşvik edildiğini belirtti ve bunun sabotajı önleme amacı taşıyabileceğini sordu. Ona göre yalnızca ABD ve Israel tarafında değil, İran içinde de anlaşmayı istemeyen sertlik yanlıları bulunuyor.

Johnson, Trump çevresinin yeni bir siyasi yangını önlemeye çalıştığını söyledi. Israel hükümeti tarafından finanse edilen sosyal medya etkileyicilerinin Trump’a sert saldırıya geçtiğini, Lindsey Graham ve Sheldon Adelson’ın dul eşinden de baskı geldiğini öne sürdü.

Johnson ayrıca petrol şirketi yöneticilerinin White House’u büyük yakıt kesintisi riski konusunda uyardığını söyledi. Ona göre petrolün yanı sıra sıvılaştırılmış doğal gaz, üre, sülfür ve helyum gibi ürünlerde de düzenin yeniden kurulması gerekiyor. Bu nedenle Trump, İran’ın nükleer silah edinmeyeceği taahhüdünü zafer olarak sunma yoluna gidebilir.

Glenn, Araqchi’nin medyanın anlaşma hakkında spekülasyon yapmaması gerektiği uyarısını hatırlattı. Trump’ın medya karşısına çıktığında güçlü lider imajı vermek için İran’ın yalvardığı, ABD’nin şartları dikte ettiği gibi maksimalist ifadeler kullandığını söyledi. Bu tür söylemlerin mutabakatı zorlaştırabileceğini belirtti.

Anlaşma Nerede Çökebilir?

Glenn, anlaşmanın hangi noktada çatlayabileceğini sordu. Johnson, kırılma noktasının Israel olacağını söyledi. Israel’in Lebanon’dan çıkmayı reddedebileceğini, Trump’ın da bunu zorlamak için sahip olduğu kaldıracı kullanmayabileceğini belirtti.

Johnson, geçmişte Ronald Reagan’ın 1982’de Lebanon konusunda Israel’e baskı yaptığını, Dwight Eisenhower’ın da Suez Crisis sırasında Britain ve Israel’e karşı benzer şekilde hareket ettiğini hatırlattı. Ancak Trump’ın bu siyasi iradeyi gösterip göstermeyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

“Bu imkansız değil; ama önünde çok sayıda tuzak ve süreci hızla raydan çıkarabilecek engel var,” diyen Larry Johnson, Zionist lobby’nin Trump üzerinde büyük baskı kuracağını savundu.

Glenn ise Trump’ın “America’yı yeniden büyük yapmak” söylemiyle seçildiğini, ancak şimdi İran gibi ülkelere karşı acı tavizler vermek zorunda kalabileceğini söyledi. ABD’nin tek süper güç konumundan geri adım atmasının siyasi açıdan zor olduğunu belirtti.

Ukraine, Yemen ve ABD Askeri Gücünün Aşınması

Johnson, ABD’nin son dört yıldır inkar içinde olduğunu söyledi. Ukraine savaşını Russia’ya karşı vekalet savaşı olarak tanımladı ve ABD’nin istihbarat, HIMARS, ATACMS, F-16 ve topçu mühimmatı desteğine rağmen Russia karşısında dengeyi değiştiremediğini savundu.

Operation Prosperity Guardian örneğini veren Johnson, Joe Biden döneminde Red Sea’de seyrüsefer serbestisini sağlamak için başlatılan operasyonun başarısız olduğunu söyledi. Trump döneminde iki uçak gemisiyle Houthis hedeflerinin bombalandığını, buna rağmen MQ-9 Reaper dronlarının daha sık düşürüldüğünü belirtti.

Johnson, Houthis’in 25 MQ-9 imha ettiğini, bunlardan yedisinin Trump dönemindeki yedi haftalık süreçte düşürüldüğünü söyledi. Her bir sistemin podlar ve silahlarla birlikte en az 60 milyon dolara mal olduğunu belirterek toplam maliyetin yaklaşık 2,4 milyar dolara yaklaştığını ifade etti.

“Bu savaşta tutarlı bir tema görüyoruz: ABD askeri gücünün açık sınırları var,” diyen Larry Johnson, ABD’nin yenilmez bir Goliath olmadığını savundu.

Patriot PAC-3 füzelerinin 4 ila 6 milyon dolar arasında olduğunu belirten Johnson, ABD’nin toplam üretiminin yaklaşık 6.500 civarında olduğunu ve bir balistik füzeyi düşürmek için iki Patriot gerektiğini söyledi. Russia’nın Ukraine savaşında 14.000’den fazla füze ateşlediğini, İran’ın Israel’e karşı attığı füze sayısının da 3.000 aralığında olabileceğini iddia etti.

China ve Russia’nın Konumu

Glenn son olarak olası bir İran zaferinin daha geniş dünyayı nasıl etkileyeceğini sordu. Johnson’a göre bu sonuç China ve Russia’nın prestijini artıracak. China’nın Strait of Hormuz’un kapanmasından BRICS ülkeleri içinde en fazla etkilenen aktörlerden biri olduğunu, çünkü Saudi Arabia ve UAE’ye önemli yatırımları bulunduğunu söyledi.

Johnson, sürecin en az iki hafta “bıçak sırtı” olacağını, ayrıntıların henüz bilinmediğini belirtti. JCPOA müzakerelerinin yaklaşık 18 ay ila iki yıl sürdüğünü hatırlatarak benzer şekilde uzun bir diplomatik süreç yaşanabileceğini söyledi.

Strait of Hormuz’un askeri yolla tamamen açılamayacağını savunan Johnson, tek kalıcı çözümün İran’ın “açık” demesi ve gemilere ateş edilmeyeceğini duyurması olduğunu söyledi. Buna karşılık gemilerin geçiş ya da hizmet bedeli ödemesi gerekeceğini belirtti.

Glenn, İran fonlarının serbest bırakılmasının ABD açısından anlaşmaya bağlı kalmayı teşvik edecek bir “batık maliyet” yaratmasını umduğunu söyledi. Kendisini temkinli iyimser olarak tanımladı ve bunun şubat ayından bu yana savaşı bitirme ihtimaline dair gördüğü en güçlü işaret olduğunu belirtti.

Johnson ise Trump’ın daha önce defalarca benzer öngörülerde bulunduğunu hatırlatarak ihtiyatlı konuştu: “Üçüncü sefer uğurludur derler; ama Donald Trump bunu 39 kez öngördü,” diyen Larry Johnson, “o zaman belki de ‘39’uncu sefer uğurludur’ dememiz gerekecek” diye ekledi.

Giriş

Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün İran’a karşı savaşta şu anda neler olduğunu konuşmak üzere eski CIA analisti Larry Johnson bizimle. Programa yeniden geldiğiniz için teşekkürler.

Larry Johnson: Tabii, köşede parlayan şu ışığı halledeyim. Az önce bir otele giriş yaptım. Yoldayım.

Trump’ın Çelişkili Mesajları ve Mutabakat Muhtırası

Glenn: Nereden başlayacağımı pek bilmiyorum çünkü Trump’tan bunu o kadar çok kez duyduk ki; biliyorsunuz, her bombalama saldırısından sonra esasen çıkıp “Bu sefer anlaşmaya yakınız” diyor. Bu hikâyeyi defalarca duyduk, sadece ertesi gün yeniden savaş tamtamları çaldığını görmek için. Ama bu kez farklı bir şey gibi görünüyor. İranlılardan da büyük hareketlilik olduğunu duyuyoruz; bir anlaşma değil ama en azından ortak bir anlayış ve ileriye dönük bir plan üzerinde mutabakat var gibi. Tarafların birbirinden ne kadar uzak olduğu düşünülürse bu oldukça dikkat çekici. Merak ediyorum, neler oluyor? Bu ne anlama geliyor?

Larry Johnson: Dinle, nasıl hissettiğini tamamen anlıyorum. Dün Garland Nixon’ın podcast’indeydim. Boyunluk taktım; hani insanlar araba kazasında boyun incinmesi yaşadığında takarlar ya. Onlardan birini taktım çünkü yaşadığımız şeyi sembolize ediyordu. Bir an Trump çıkıp İran’ın canına okuyacak şekilde bombalayacağını söylüyor. Bir sonraki an ise “Hey, tek söylediğimiz barışa bir şans verin” diyor. Dr. Strangelove olmaktan John Lennon’a dönüşüyor.

Bu sürece Pakistan rehberlik etti. Merkezinde onlar vardı. Pepe ile bana verilen bilgiler de doğru çıkmaya başlıyor. Pakistanlılar geçen gün çekip gitmekten bahsediyordu ama gitmediler. Qatar devreye girdi. Görünen o ki ürettikleri şey, İran’ın 8 Nisan’da sunduğu 14 maddelik belgeye dayanıyor; bunu nasıl yürüteceklerine dair bir mutabakat muhtırası hazırlamışlar.

Bu, her meselede gerçekten anlaşmaya vardıkları anlamına gelmiyor. Ama görünüşe göre iyi niyetin kilit göstergelerinden biri United Arab Emirates tarafından yerine getirildi; geçen gün bildirildiğine göre 3 milyar doları devrettiler. Bu raporu ilk duyduğumda şüpheciydim. Ama şimdi başka bir rapor daha var; toplamda 20 milyar dolar devredeceklerini söylüyor. Bu 3 milyar dolar da o dilimin ilkiymiş.

Yani İran para görmeye başlıyor çünkü kırmızı çizgi taleplerinden biri varlıkların dondurulmasının kaldırılmasıydı. Diğer daha temel dört talepleri ise kesinlikle ısrar ettikleri konular: yaptırımların kaldırılması, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün ya da egemenliğinin tanınması, United States ablukasının kaldırılması ve Lübnan’da kalıcı ateşkes. İsrail askerlerini çıkarın ve İsrail güçlerini Gaza’dan da fiilen çekin. İran’ın bundan geri adım attığına dair bir işaret yok. Şimdi mesele sadece bunun sürecin hangi noktasında öne çıkacağı.

İran’ın Aşamalı Süreç Yaklaşımı

Glenn: Evet, İran tarafından da Araqchi çıktı ve mutabakat muhtırasının bunu farklı adımlara böleceğini belirtti. Yani önce ilk adımda bunu yapacağız; bu başarıldıktan sonra bir sonraki adıma geçeceğiz. Görünüşe göre ilk adım, bu mutabakat muhtırasını imzalamaları olacak ve imzalandığında İran’ın tüm varlıkları serbest bırakılacak, tekrar dondurulmayacak. Anlaşma bir nevi bu. Bu yapıldıktan sonra bir sonraki adıma geçebilecekler. Bu oldukça önemli.

Larry Johnson: Evet.

Glenn: Yaptırımların kaldırılması, diğer görevlerle kıyaslandığında yapılması en zor şey değil; ama yine de bir iyi niyet göstergesi. Çünkü çok fazla anlamsız müzakere oldu. Ayrıca bunu aradan çıkardığınızda, ABD’nin verdiği sözden geri dönmesinin de bir bedeli olacak. Yani iyi bir ilk hamle. Ama bu anlaşmaya dahil edilmesi gereken diğer şeyler neler?

Yaptırımlar, Abluka ve İsrail Engeli

Larry Johnson: Yine söylüyorum, sadece petrol değil, tüm yaptırımların kaldırılması. İlk jestlerden biri petrol yaptırımlarının kaldırılması olacak. Bu Trump’a da yarar. Piyasaya biraz daha petrol girmesine yardımcı olur. Ama nihai olarak tüm yaptırımların kaldırılması gerekiyor. ABD ablukasının kaldırılması gerekiyor.

Bence asıl tökezleme noktası İsrail olacak. İsrail’in Lebanon’dan ve Gaza’dan çıkması gerekecek. Eğer bu onlara bırakılırsa bunu yapmayacaklar. Ama Trump’ın “Tamam, size yapılan tüm yardımı keseceğiz ve kendi başınıza kalacaksınız” deme kozuna sahip. Bu, İsrail’i hizaya gelmeye motive eder. Ama açıkçası Trump’ın onlara karşı bu kadar sert oynamaya istekli olduğunu sanmıyorum. Bence Trump bu mücadeleyi kaybeder. Ama şaşırmaya ve bu konuda çok yanılmış olmaya hazırım.

Nükleer tarafla ilgili diğer meseleler ise daha ileride. Şimdi İsrail, bunun balistik füzeleri hiç ele almamasından şikâyet ediyor. Açıkçası İran’ın balistik füzelerin gündeme alınmasına bile izin vereceğini sanmıyorum. Çünkü Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmenin dışında bu onların diğer saklı kozu ya da deyim yerindeyse diğer trump card’ı.

Hürmüz Boğazı ve Nükleer Silah Çerçevesi

Glenn: Hürmüz Boğazı konusunda Araqchi’nin şu noktaya dikkat çektiğini gördüm: İran geçiş ücretleri koymayabilir; hatta yaşamı zorlaştıracak geçiş ücretlerinin kabul edilemez olacağını söyledi. Ama uluslararası sular olmadığı için verilen hizmetler karşılığında ücret alma hakkımızı saklı tutuyoruz dedi. Hürmüz Boğazı’nın tamamı ya İran’ın ya da Oman’ın ulusal suları içinde kalıyor.

Larry Johnson: Doğru.

Glenn: Nükleer anlaşma konusunda ise, Trump “İran’ın nükleer silaha sahip olamaması için anlaşma yapacağız” demeye başladığında bu bende bir miktar iyimserlik yaratıyor. Çünkü çatışmayı İran’ın nükleer silah edinmesini önleme şeklinde çerçevelemeye başlarsa, o zaman bir anlaşma yapılabilir. İran nükleer silaha ihtiyaç duymadığını açıkça söyledi. Yani en azından o alanda bir esneklik var. Trump zafer ilan etmek istiyorsa, esasen bunun üzerine oynamak ister. Çünkü hedefi Hürmüz Boğazı’nın uluslararası sularmış gibi işlemeye açılması olarak belirlerse zafer kazanamaz.

Benim endişem ise az önce işaret ettiğiniz şey: Lebanon ve Gaza’daki ateşkesin anlaşmaya dahil edilmesi gerekiyor. Varsayıyorum ki İsrail bu barış müzakeresini bozmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Larry Johnson: Glenn, sen alaycı biri misin?

Glenn: Biraz öyleyim, evet. Ama bu, İsrailliler için...

Larry Johnson: Ama bu onların oyun alanı değil. Lebanon ve Gaza’yı anlaşmaya dahil ederek, istedikleri herhangi bir anda orada insanları katlederek bunu fiilen veto edebilirler. Ya da sahte bayrak operasyonlarını unutma. İsrail, İran’ın anlaşmayı ihlal etmiş, komşularından birine saldırmış gibi görünmesini sağlayacak bir şey yapabilir.

İran’ın Askerî Yanıtı ve Bölgedeki Hedefler

Larry Johnson: Bu hafta İran’ın gösterdiği itidali izlemek büyüleyiciydi. Bilmiyorum fark ettin mi ama sanırım United States’in Salı ya da Çarşamba günkü saldırılarında İran’ın geliştirilmiş hava savunma sisteminin ilk kanıtını gördük. Bandar Abbas’a yapılan saldırı sırasında beş Tomahawk füzesini düşürdükleri bildirildi. Bunu daha önce yapmamışlardı.

Ayrıca sanırım bir F-16 ile de angajmana girdiler. Hava savunma sistemi onu hedefe aldı. F-16 vurulacağını anladı ve çok hızlı şekilde bölgeden çıktı. Bu, China ve Russia’dan gelen yardımla sistemlerinin geliştirildiğini açıkça gösteriyor.

Sonra misilleme saldırılarındaki hedefleme vardı. Saldırıları çok büyük çaplı değildi ama inanılmaz derecede hassastı. Bu saldırılardan biriyle ilgili elimde bazı bilgiler var; ABD stratejik kabiliyetleri diyebileceğim şeye çok ciddi zarar verdi. Başka bir deyişle, ABD kıtalararası balistik füzeler fırlatıyor olsaydı, anladığım kadarıyla Bahrain’de imha edilen şey kritik ve aşırı pahalı bir bileşendi. ABD tarafındaki hissiyat, bunun ancak Chinese ve Russian yardımıyla hedef alınmış olabileceği yönündeydi.

Benzer şekilde, bu son saldırıda Bahrain’deki başka bir radarı vurdular ve devre dışı bıraktılar. Sonra Jordan’daki Muwaffaq Al-Salti hava üssünde hassas hedefleri vurdular ve bildirildiğine göre F-35, F-15 ve F-16’lara, ayrıca belki bir E-8 Prowler’a zarar verdiler. Yani İran’ın askerî açıdan biraz daha kendine güvendiğini düşünüyorum; sadece dayak yiyip karşılık veremiyor değillerdi.

Şu anda gördüğüm şey şu: United States’in ilave hava saldırıları planlaması halinde askerî olarak görmeyi bekleyeceğiniz işaret faaliyetlerinin hiçbirini görmüyoruz. Şimdi burada saat 5’e geliyor; İran’da gece yaklaşık 1 ya da 1.30. Normalde ABD askerî saldırılarının başladığı saatler bunlardır ve hiçbir şey görmüyoruz. Bu da bu görüşmelerin gerçekten var olduğunu söylüyor. Müzakereler hakiki. Sadece bir cephe değil. Ama sürdürülüp sürdürülemeyecekleri bambaşka bir mesele.

Şüphecilik ve Savaşın Sonu

Glenn: Evet. Şüphecileri biliyorum, ben de kendimi o kategoriye koyarım.

Larry Johnson: Evet, ben de.

Glenn: Benim şüpheciliğim Trump’ın savaşı bitirmek istediği fikriyle ilgili. Geçmişteki aldatmacanın sebebi bence İranlıları yenmek istemeleriydi. Bir barış anlaşması yapıp yan yana yaşamak istemiyorlar. Ama hedeflerine ulaşamayacakları gerçeği de artık kafalarına dank ediyor olmalı. İranlıları yenemiyorlar ve bu iş ne kadar uzarsa İran onlara o kadar fazla acı yaşatacak. Öyleyse neden son ana kadar beklesinler? Görünen o ki belki de gerçekten havlu atmaları gerektiğini fark ettiler.

Ama İran’ın yaptığı saldırılar hakkında ne düşünüyorsunuz? İranlılar misilleme saldırıları yaptığında Bahrain, Jordan ve Kuwait’e odaklanmış gibi göründüler.

Larry Johnson: Evet.

Glenn: Ben herhangi bir misilleme saldırısının öncelikle United Arab Emirates’i yok etmeyi hedefleyeceğini varsaymıştım. Ama bunun anlaşmayla bağlantılı olduğunu mu düşünüyorsunuz, çünkü az önce birkaç milyar doları devrettiler? Yani bu, İranlıların biraz karşılıklılık görürlerse tüm düşmanlıkları durduracaklarını gösterdikleri adımlardan biri mi?

United Arab Emirates, Qatar ve Pakistan’ın Rolü

Larry Johnson: Evet. UAE, masadaki en sevimsiz akraba gibi. Suratına yumruk atmak istersin. Yakın zamana kadar sürekli İsrail’in yanında yer aldılar. İran saldırıya uğradıktan sonra misilleme yaptığı için İran’ı kınamakta da hızlı davrandılar.

Ancak Pazartesi günü UAE’den bir heyet Tehran’a gitti. Bence UAE açısından bu ekonomik bir hesap. Artık 105, 106 gündür süren bu savaş boyunca gerçekten ağır darbe aldılar. Önemli ekonomik zarar gördüler ve yeniden iş yapmaya dönmek istiyorlar. Jebel Ali adlı serbest ticaret bölgeleri var; bu savaşın tüm süresi boyunca fiilen kapanmış durumda.

Bildirildiğine göre dondurulmuş varlıkların bir kısmının iadesinde kritik bir rol oynayacaklar. Pazartesi gittiler; ertesi gün, Salı günü Qatar heyeti geldi. Orada kaldılar. Birçok kişi, Salı öğleden sonra ayrılır ayrılmaz United States’in saldırıya yeniden başlayacağını düşündü. Ama görünüşe göre kaldılar, geceyi orada geçirdiler. Yani saldırılardan biri sırasında oradaydılar. Aslında Tehran’ı vurmadılar, yakındı.

Qatar da Pakistanlılarla birlikte herkesin kabul edebileceği bir belge üzerinde çalışmada rol oynamış görünüyor. Perde arkasında olan diğer şey ise Pepe Escobar ile bana söylenen ve doğru olduğuna inandığım şu: Pakistan aynı zamanda Qatar ve Saudi Arabia ile, United States’in kontrolü altında olmaktan çıkışlarını ya da ABD askerî personeline ev sahipliği yapmaktan ayrışmalarını planlamalarına yardım etmek üzere müzakere ediyor.

İran’ın United States’e sunduğu 14 maddelik belgede ilginç bir nokta vardı: United States’in askerî personelini Iraq çevresinden çekmesi. Bunu elde edip edemeyecekleri görülecek. Ama Saudiler ya da Qatariler tarafında, üslerinin United States tarafından kullanılmasına izin verme konusunda isteksizlik, en azından heves eksikliği gördük. Özellikle İsrail’in kendi toprakları üzerinden uçmasına hiç izin vermiyorlar. Bu da İsraillilerin askerî angajman açısından yapabileceklerine bir tür fren koydu.

Bu oldukça karmaşık bir diplomatik çaba ve Pakistan bunu tek başına yapmıyor. Pakistan bunu, başlıca aktör olarak China’nın ve ikincil olarak Russia’nın tam desteği ve teşvikiyle yapıyor. Bu aslında daha geniş anlamda bir BRICS düzeninin, Batı baskısından ve yaptırımlarından bağımsız olacak yeni bir uluslararası ekonomik düzenin inşasına dayanıyor. Scott Bessent seni “Dolarlarına el koyacağız” diye tehdit edebilir. İran’ın tek söyleyeceği ise “Petrolümüzü yuan ile satıyoruz, o yüzden dolarlarınız umurumuzda değil” olur.

Savaş Sonrası Bölgesel Düzen

Glenn: Bu savaştan sonra bölge nasıl görünecek diye soracaktım. Yine spekülasyona giriyoruz. Bu mutabakat muhtırasında tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Farklı adımların ne olduğunu, bunlara uyulup uyulmayacağını bilmiyoruz. Ama İranlılar için neyin önemli olduğunu biliyoruz. Hürmüz Boğazı’nı bırakmaya değil ama biraz esneklik göstermeye istekliyse, bu bana en azından Gulf ülkelerinin belki ABD askerî varlığını sınırlama konusunda bazı taahhütlerde bulunmuş olabileceğini gösteriyor. Çünkü İranlılar açısından Hürmüz Boğazı’nı elde tutmanın tüm amacı, ABD’yi bölgeden biraz koparmak için bir araç olması. Yani bu hedef devam edecektir ama...

Larry Johnson: Peki, sana sorayım: Hangi alanlarda esnek olabileceklerini düşünüyorsun?

Glenn: Geçiş ücreti. Gemilerden ne kadar ücret alınacağı. Bence bütün bunlar bir amaca yönelik araç ve amaç da bölge ülkelerini yaptırımları kaldırmaya ve ABD üslerini sınır dışı etmeye teşvik edecek bir araca sahip olmak. Erişim için elverişli şartlar olarak. Eğer buna uyarlarsa...

Larry Johnson: Alo. Geri geldin.

Glenn: Evet.

Larry Johnson: Hareket ettiğini görüyorum. Tamam, az önce bir anlığına dondu.

Glenn: Evet.

Larry Johnson: Senden mi benden mi kaynaklandı bilmiyorum.

Glenn: Benim taraftan kaynaklanmış olabilir. Evet. Evet, hayır.

Larry Johnson: Neyse, diyordun ki...

Glenn: Evet, hayır, diyordum ki... Şunu varsayıyorum: Eğer Hürmüz Boğazı’ndan geçişte ne kadar ücret alacakları, esasında orayı nasıl işletecekleri konusunda daha az katı olmaya isteklilerse, bunun nedeni ABD’nin varlığını azaltacağına dair başka güvenceler alıyor olmalarıdır. Ben sadece bu savaştan sonra bölgenin nasıl şekilleneceğini merak ediyorum çünkü çok şey değişti. Yani İran güvenlik garantilerini Lübnan’a kadar genişletti ya da caydırıcılığını Lübnan’a kadar uzattı. Görüyoruz ki ABD’nin İran’a tekrar saldırmaya kalkışması akıl kârı olmaz. Bu çok acı verici bir deneyim oldu. Ama bunun sonucunda İran’ın bölgedeki konumunun ne kadar değişeceğini düşünüyorsun?

Larry Johnson: Aslında bence İran biraz dengeleyici bir etki olur. Yani dürüst olalım, Gulf Arapları kötü niyetli lise kızları sürüsü gibi. Hani Mean Girls diye bir film var ya. Tamam, 7 yıl önce Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a kızmıştı. Ambargo uygulamaya çalıştılar. Neden? Çünkü Katar Türkiye ile ilişki kuruyordu ve Hamas’ı destekliyordu. Tamam, şimdi 2 yıl öncesine atlayalım. Birdenbire Suudiler Emirliklere kızıyor ve savaşa gitmekle tehdit ediyor. Yani bu sözde Gulf Arapları hiç de birleşik değil. En saçma şeyler yüzünden birbirlerine öfkelenip durdular. İşin ironisi, Suudiler ve Emirlikler Katar’ın üstüne giderken Katar’ın yardımına gelen tek ülke kimdi? İran.

İran diplomatik çabalarında dikkatli davrandı. Ve bence bu hem Rusya hem de Çin’in güçlü teşvikiyle oldu. Şimdi 2 yıl önceydi, belki 3, Suudi Arabistan ve İran temelde ilişkilerini onardı. Yani araları açıktı. Yemen’de vekâlet savaşı yürütüyorlardı; İran Husileri, Suudiler de düzenli hükümeti destekliyordu. Ama neyse, o açığı kapattılar. Yani o anlaşmazlığı çözdüler.

Pakistan’ın da yine Çin’in teşvikiyle yaptığı şey bu. Çin’in gizli etkisini görmezden gelemezsin. Kukla ustası demek istemiyorum ama Mısır, Türkiye, Suudiler, İran ile konuşuyorlar ve Pakistan’la birlikte o bölge için yeni bir askerî, tabiri caizse NATO tarzı bir örgüt kurmaktan söz ediyorlar. Bu, özellikle bu hafta İsrail’in Türkiye’ye yönelik sözlü saldırıları ve tehditleriyle daha da ilginç hâle geldi. Erdoğan’la bildiğin atışmaya girdiler. Donald Trump kadar büyük egosu olan tek kişi Erdoğan’dır. Dolayısıyla bunu hoş karşılamadı.

Ben de oturmuş bu İsrailliler ne düşünüyor diye anlamaya çalışıyorum. Bu adam onların petrolünün önemli bir kaynağını kontrol ediyor. Bir anda kesebilir. Buna rağmen onu “Sana saldıracağız ve seni yok edeceğiz” diye tehdit ediyorlar. Şaşıracağım.

Bu yüzden Çin’in Pakistan üzerinden yaptığı, bu ülkelerin İsrail’e karşı savunma ittifakı kurmak üzere bir araya gelmesi önerisinin yankı bulmaya başladığını düşünüyorum. Bunu görebiliriz. Bu da İsrail’in konumunu, en azından ABD’deki kamuoyu desteği açısından çok daha kırılgan hâle getirecek. Artık refleksif desteğe sahip olmayacaklar. Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na, yani 224. maddeye ve 622. maddeye kendilerini tamamen yerleştirmeyi başarsalar bile, temelde bir kene ya da parazit gibi konakçıya gömülmeye çalışıyorlar ki ileride herhangi bir siyasi tartışmanın konusu olmasınlar.

Dolayısıyla bu ülkeler arasında askerî çabanın ve ekonomik iş birliği düzeylerinin artacağını görüyorum. Açıkçası Katar’ın önünde birkaç yıllık yeniden inşa süreci var çünkü bu savaşta şimdiden zarar gördü. Suudilerin ne kadar fiziksel hasar aldığından emin değilim. Bahreyn muhtemelen tekrar İran’ın parçası hâline gelecek. Kuveyt’in de tekrar Irak’a katıldığını görebilirim. Evet, bence bazı değişiklikler olacak.

Glenn: Evet, ben de Kuveyt’e bakıyordum. Devam eden bağımsızlığı, evet, son derece tartışmalı. Bu mutabakat muhtırası ve ardından gelebilecek olası anlaşma hakkında çok fazla şey bilmememizin nedenlerinden biri de medyanın sessiz tutulması yönünde teşvik olması. Bunu nasıl okuyorsun? İnsanların hikâyeyi fazla büyütmemesi ya da yanlış beklentiler yaratarak sabote etmemesi için mi? Dürüst olmak gerekirse sabotaj kaygısı her tarafta var gibi görünüyor. Çünkü genellikle Amerikan tarafına bakılıyor. Bu anlaşmayı istemeyen çok kişi var. İsrailliler de açıkça sabote etmeye hevesli. Ama İran içinde de şahinler var; birçok şahin, hem de makul gerekçelerle, şu anda güçlü konumda olduklarını söylüyor. “Düşmanlarımızı bitirmenin zamanı, anlaşmayı kabul etmenin değil” diyorlar. Elbette olan biten her şeyden sonra herhangi bir anlaşma yapma konusunda neden tereddüt edeceklerini anlayabilirsin. Ama demek istediğim, her tarafta sabotajcılar buluyorsun. Medyada bu kadar gizlilik olmasının nedeni bu mu?

Larry Johnson: Evet, hayır, bence Trump tarafında, Trump cephesini ele alırsak, daha büyük bir yangını önlemeye çalışıyorlar. İsrail hükümeti tarafından finanse edilen tüm sosyal medya etkileyicileri pazar gününden itibaren Trump’a karşı sert bir saldırıya geçti. Trump da Lindsey Graham gibi kişilerden ve Sheldon Adelson’ın dul eşinden telefonlar alıyordu. Bu baskıya boyun eğiyor ama bence şu anda başka bir unsur daha var; bunu daha önce söylemek istemiştim. Bildirildiğine göre petrol şirketi yöneticileri Trump’ı bilgilendirmeye gitti ve “Aman Tanrım, bu korkunç olacak” dediler. Manşet şuydu: Beyaz Saray’ı yaklaşan büyük yakıt kesintisi konusunda umutsuzca uyarmaya çalışıyorlar. Bu yetkili de yine misilleme korkusuyla adının açıklanmasını istemedi.

ABD’de gerçek ekonomik kaos potansiyeli Trump’ı da korkutuyor. Yani iki arada kalmış durumda. Eğer bu savaşı bitirirse, İran’la en azından bir tür barışı yürürlüğe sokarsa ve “Bakın, İran nükleer silah sahibi olmayacağına söz verdi” diyerek bunun kredisini alabilirse, ki bu zaten başından beri İran’ın pozisyonuydu, o zaman bununla zafer turu atabilir. İnsanlar “JCPOA’dan daha zayıf bir şey aldın” diye işaret etse bile, tamam, bunu zafer olarak sunabilir.

Sonra da dünyayı yeniden bir tür düzene sokmaya çalışabilir. Bu sadece petrol değil; sıvılaştırılmış doğal gaz, üre, kükürt ve helyum da var. Bunların hepsini bir düzene sokup eski hâline getirmeyi umuyorlar. Eğer önümüzdeki üç ya da dört gün içinde kalıcı bir anlaşmaya varırlarsa bu en az 3 ay sürecek, belki çok daha uzun.

Ama haklısın Glenn. Şimdiden Cumhuriyetçi senatörlerin Trump’ı, anlaşmanın niteliği hakkında okudukları şeyler nedeniyle eleştirdiğine dair manşetler gördüm. Beyaz Saray’ı arayıp “Ne halt düşünüyorsunuz? Ne yapmaya çalışıyorsunuz?” diyecekler. Bu yüzden Trump’ın bu tür bir baskıya dayanıp dayanamayacağını göreceğiz. Nihayetinde anlaşmanın çökeceğini düşünmemin nedeni bu. Çünkü Trump’ın Siyonist lobiden gelecek yoğun iç baskıya direnebilecek dayanıklılığa ya da güce sahip olduğunu görmüyorum.

Glenn: İran Dışişleri Bakanı, medyanın bu anlaşmanın içinde ne olduğuna dair spekülasyon yapmaması gerektiğini söylüyor çünkü bu esasında anlaşmayı raydan çıkarabilecek bir yol olabilir. Şunu da ekleyebilirdi, ama eklememesine sevindim: Trump’ı da medyadan uzak tutun. Çünkü medyaya her çıktığında güçlü adam imajını satmak zorunda kalıyor, dolayısıyla aynı konuşma noktalarına dönmek zorunda kalıyor. Yani İran anlaşma için yalvarıyor, şartları biz dikte ediyoruz, dondurulmuş varlıklardan bir dolar bile alamayacaklar, bütün nükleer materyalden vazgeçecekler, Hürmüz Boğazı açık olacak, gemilerimiz geçecek, vesaire. Bir kez kendini bu maksimalist pozisyona kilitlemeye başladığında mutabakat muhtırasına bağlı kalmak çok zor hâle geliyor. Trump’ın önceki açıklamalarıyla karşılaştırıldığında bu, gerçekliğin gelip yakalaması gibi olur. Teslimiyet gibi görünür. Bu yüzden evet, Trump’ı medyadan uzak tutun ve en azından süreci başlatın. Eğer İran fonlarının serbest bırakılması adımına geçebilirlerse, ABD’nin geri adım atıp bu anlaşmaya zaten koyduğu şeyi kaybetmesi çok acı verici olur. Ama evet, ben de seninle aynı şeyi düşündüm. Bunun bir noktada dağılacağını varsayıyorum.

Larry Johnson: Evet.

Glenn: Yine de gerçekten yanılmayı umuyorum. Ama sence ilk neresi çatlayacak?

Larry Johnson: Bence İsrail konusunda çatlayacak. İsrail Lübnan’dan çıkmayı reddedecek ve Trump da onları çıkmaya zorlamak için elindeki baskı gücünü kullanmayı reddedecek. 1982’de Ronald Reagan döneminde bunu yaşamıştık. Sharon generaldi, güney Lübnan’da ortalığı kasıp kavuruyordu. Sanırım Netanyahu başbakandı, yanılıyor olabilirim, ama o dönemde İsrail başbakanı kimse Reagan onu arayıp temelde “Derhâl çıkın, yoksa sizi keseriz” dedi. Ve çıktılar. Yani bunun emsali var. Eisenhower da Süveyş krizi sırasında İngilizlere ve İsraillilere bunu yaptı; 1953 müydü, 1954 mü? Yani emsal var. Mesele Trump bunu yapmaya istekli mi?

Robert Barnes’a göre bir hafta, bir buçuk hafta önce Beyaz Saray’da anketçi Rich Baris ile bir oturum yaptılar. Baris çok iyi bir anketçidir. Trump’a temelde şunu söyledi: “Bak, Amerikan halkının çoğunluğu sana Bibi Netanyahu’nun hapishane sevgilisiymişsin gibi bakıyor. Yani temelde onun...” Böyle ifade etti. Trump da irkildi. “Ben kimsenin...” Tamam, o zaman şimdi kanıtla. İsrail’e verilecek emir şu olmalı: Hemen çekilin. Sınırlarınızın içine geri dönün. Hemen.

Bunun diğer tarafı da Hizbullah’ın saldırılarını bitirmesi gerektiği. Ama bence bunu yapacaklar çünkü bu daha geniş barış anlaşmasının parçası olacak ve İran’ı destekleyecek. Yani bu şey imkânsız değil. Ama doğrusu, yolda bunu çok hızlı raydan çıkarabilecek çok sayıda tuzak ve pusu var.

Glenn: Genel olarak Trump başkanlığı zor bir noktada gibi görünüyor. Çünkü yine, geçmiş on yılların bazı hatalarına son vermek, Amerika’yı yeniden büyük yapmak vaadiyle seçildi. Bu bitmeyen savaşlar vardı. Sonra savaşsızlık çizgisinden uzaklaştı ve güçlü adamın büyük güçle ABD’nin hâkim konumunu yeniden kuracağını söyledi. Askerî bütçeleri artır, düşmanlarını yen. Tabii sonra çok sayıda destekçisini kaybetti. Ama şimdi, Amerika’nın düşmanlarını yenecek güçlü adam olarak kendini konumlandırmışken, çok acı verici tavizler vermek zorunda. Bence ABD’nin şu anda buna ihtiyacı var ama tek dünya süper gücü pozisyonundan aşağı inmek ve şimdi İran gibi ülkelere karşı esasen yenilgiyi kabul etmek, dünyada daha sınırlı bir konumu kabullenmek kolay değil. Bu zor olmalı. Sadece... bunun gerçekleştiğini göremiyorum.

Larry Johnson: Bak Glenn, sorun şu: ABD artık yaklaşık 4 yıldır inkâr içinde. Ukrayna’daki özel askerî operasyonun başlangıcına geri dönelim. En başından itibaren bu, Ukrayna’yı vekil olarak kullanan Rusya’ya karşı bir vekâlet savaşıydı. ABD istihbarat getirdi, silah getirdi. HIMARS ve ATACMS ile başladı, F-16’lar, sonra 152 ya da 155 mm top mermilerini yeniden tedarik etmeye çalıştı. Peki ne oldu? ABD Rusya’ya karşı ibreyi oynatmayı başaramadı. Rusya Ukrayna’yı istikrarlı biçimde yıprattı.

Sonra Prosperity Guardian Operasyonu’na geliyoruz. Bu da yalnızca Trump’ın meselesi değil. Hatırla, Prosperity Guardian Operasyonu Aralık 2023’te Joe Biden döneminde başladı. Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğünü tesis edeceklerini söylüyorlardı. Sanırım 12, 13, yaklaşık 15 ay boyunca başarısız oldular. Sonra Donald Trump tabloya 13. ya da 14. ayda girdi. Ocak, şubat, mart başında “Tanrı aşkına, şimdi şu Husilere patronun kim olduğunu göstereceğiz. Biden yönetimi gibi bir avuç korkak olmayacağız” dediler. İki uçak gemisi gönderdiler. Sonunda Kızıldeniz’de iki uçak gemileri vardı. Husi mevzilerini aktif olarak bombalıyorlardı.

Önceki 13 ayda Husiler ayda ortalama bir MQ-9 Reaper insansız hava aracını düşürüyordu. Şimdi haftada bir düşürmeye başladılar. Yani ayda birden haftada bire. Bunun sadece hava platformunun taban fiyatı 35 milyon dolar. Optik podu, yani video kaydı ve Hellfire füzeleri ateşleme ve başka şeyler için kullanılan podları taktığında maliyet tanesi en az 60 milyon dolara çıkıyor. Peki Husiler ne yaptı? Bunlardan 25 tane imha ettiler. Trump’ın dayandığı 7 haftada 7 tanesini. Bu da neredeyse 2,4 milyar dolar eder. Yani çok para. Ve Trump sonunda “Teslim oldular. Çıkıyoruz” diye ilan etti.

Yani mesele sadece bu değil. Şimdi İran’la bu savaşta da tutarlı bir tema görüyoruz: ABD askerî gücünün açık sınırları var. Yenilmez bir dev, mağlup edilemeyecek bir Golyat değil. Topraktan ayakları olan bir Golyat; başka şeyleri de var. Bu sadece silahların etkinliğiyle ilgili de değil. Patriot füzelerinde gördük; tüm bu balistik füzeleri yenmesi gerekiyordu. Ama ABD şimdiye kadar yalnızca yaklaşık 6.000, kabaca 6.500 tane üretti. Yılın ilk 5 ayı boyunca üretimi sürdürebildiklerini varsayarsak. Bir balistik füzeyi düşürmek için bunlardan iki tane ateşlemen gerektiğini fark ettiğinde, 6.500’ün varsa, kolay hesap için 6.400 diyelim, bu 3.200 füze düşürebileceğin anlamına gelir. Tanrı aşkına, Rusya Ukrayna savaşı boyunca 14.000’den fazla füze ateşledi.

Ve İran’ın İsrail’e karşı ateşlediği sayı muhtemelen 3.000 aralığının epey içinde. Yani tam da burada, eğer ABD bütün o varlıkları buna karşı gerçekten kullanmış olsaydı, hepsini tüketmiş olurdu. Üstelik iş bunları üretmeye geldiğinde son derece pahalılar. Patriot PAC-3’ün fiyatı dört ila altı milyon dolar arasında değişiyor. Zorluklara bir de şunu ekleyin: bunun tedarik zinciri Çin’den geliyor. Örneğin Tomahawk seyir füzesi 18 farklı nadir toprak mineraline ihtiyaç duyuyor. Üstelik bunlar Çin’den geliyor, bir de tungsten var. Yani ABD’nin bu taarruz silahı temelde Çin ve Rusya’dan gelen tedarik zincirlerine bağımlı. Bütün bunları bir araya koyunca insan, “Biliyor musun? Belki de ABD sandığımız kadar süper bir süper güç değildir” diyor.

Biliyorum. Bence ABD’nin kendini aşırı yaydığına itiraz etmek zor. Ama benim söylediğim de bu. Bence ABD için en iyisi biraz geri çekilmek, ne yapmak istediğini önceliklendirmek olurdu. Çünkü şu anda her şeyi yapmaya çalışmak gerçekten çok, çok kötü bir plan. Ama son bir soru sorayım. Diyelim ki İranlılarla bu mutabakat zaptı hayata geçerse ya da geçmezse, her hâlükârda muhtemelen bir İran zaferine bakıyor olacağız. Sence bu daha geniş dünyayı nasıl değiştirir? Yani Çin’in ya da Rusya’nın konumu bundan nasıl etkilenir?

Evet, hayır. Şöyle, A, onların prestijini artıracak. B, Çin açısından, biliyorsun, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından BRICS ülkeleri içinde muhtemelen en büyük darbeyi Çin aldı. Kısmen çünkü Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gerçekten yatırım yapmıştı. Dolayısıyla o paranın bir kısmını geri kazanmak isteyecek. Ama bu, bence en az iki hafta boyunca biraz pamuk ipliğine bağlı olacak, çünkü bu sürecin ayrıntılarına sahip değiliz; ama bu devam eden toplantılara, devam eden diplomasiye bağlı olacak. Hatırlarsan JCPOA ne kadar sürdü? 18 ay mı? Neredeyse 2 yıl müzakere edildi. Yani kendimizi aslında bütün bu müzakere sürecinin içinde bulabiliriz. Ama buradaki iyi haber şu: birbirlerine ateş etmeyecekler. Ve bence şu anda bu Hürmüz Boğazı’ndaki riski azaltacak, çünkü Hürmüz Boğazı’nı tamamen açmanın tek yolu İran’ın “Tamam, açık. Hiçbir gemiye ateş etmeyeceğiz” demesi. Tabii geçiş ücretini ya da kullanıcı ücretini ödemeleri gerekiyor. Ama ateş etmeyeceğiz. Ve o noktada sigorta şirketleri “Tamam, iyi. Oraya geri dönebiliriz. Zarar görme konusunda endişelenmemize gerek yok” diyecek. Ama bunun askerî yoldan açılmasının hiçbir yolu yok. ABD’nin son 2 haftadaki bütün bu farklı hava saldırılarıyla ortaya konan ders buydu. Yani eğer müzakere hattına girerlerse, ama senin de belirttiğin gibi ve ben de sana katılıyorum, özellikle Siyonist lobinin potansiyeli, hem İsrail açısından hem de ABD içinde, hem Hristiyan Siyonistler hem Yahudi Siyonistler tarafından Trump’a bu anlaşmadan çekilmesi ve sonra işlerin normale dönmesi için muazzam baskı yapacak.

Evet. Benim umduğum da, o İran fonlarının serbest bırakılmasına yönelik ilk adımın esasen batık maliyet olması, yani onları buna gerçekten bağlı kalmaya teşvik eden bir şey olması, ama...

Evet. Evet.

Bilmiyorum. Şey, özetlemek gerekirse, temkinli iyimserim. Yani bence Şubat’tan beri bunun gerçekten sona erebileceğine dair gördüğüm en iyi işaret bu. Ama evet, henüz ikna olmuş değilim. Neyse Sunny, kapatmadan önce son düşüncelerin?

Şey, bilirsin, eski bir söz vardır: üçüncüsü uğurludur. Ama Donald Trump bunu 39 kez öngördü. O yüzden artık şu sözü bekleyip göreceğiz: 39’uncusu uğurludur.

Evet, hayır. Dürüst olmak gerekirse, ilk söylediğinde hiç üzerinde düşünmedim. Sadece bunun yine başka bir saçmalık olduğunu varsaydım, ama İranlılar kendi taraflarından teyit edince, evet. Yine de bir noktada gerçek anlaşma olmak zorundaydı. Yani evet, umalım da bu olsun ve evet, zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. Bu arada neredesin? Şehirde olduğunu biliyorum Johnny.

New York City’deyim, Rusya Günü’nü kutluyorum.

Doğru. Pardon, daha önce bundan bahsetmiştik. Evet.

Evet, davet edildim; katılacağım ve biliyorsun, birazdan seni buradaki BM misyonlarıyla, onların BM misyonuyla tanıştıracağım. Yani...

Evet, az önce Ukrayna medyasında okudum...

Kutlama...

Az önce Ukrayna medyasında Marco Rubio’nun Rus halkının Rusya Günü’nü kutladığını okudum. Bu aslında haber değeri taşımamalı ama bugünlerde taşıyor.

Evet, yine de doğru yönde atılmış bir adım.

Evet.

Ama iyi işini sürdür Lenny. İnsanları bilgilendirmeye devam etmelisin; seni izliyorlar. Çünkü onlara şunu söylemeliyiz: Glenn Diesen boyunlukları satmaya başlamalıyız. Biliyor musun, bu siyaseti takip edeceksen, kendini desteklemek için bu boyunluğa ihtiyacın var ki kırbaç etkisi yemeyesin.

Tekrar teşekkürler Lenny.

Peki dostum. Kendine iyi bak. Hoşça kal.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol