Glenn Diesen

Douglas McGregor: ABD Ortadoğu’da Bitti, Yeni İran Savaşı Küresel Krizi Derinleştirebilir

Glenn’in 21 Mayıs 2026 tarihli programına katılan eski ABD Savunma Bakanı danışmanı, emekli Albay Douglas McGregor, İran’la savaş ihtimali, ABD’nin Körfez’deki konumu, Israel’in etkisi, küresel enerji ve finans piyasaları ile Ukraine savaşının Avrupa’ya yayılma riski üzerine değerlendirmelerde bulundu. McGregor, Washington’daki karar alma sürecini belirsiz gördüğünü, ancak hem Persian Gulf (Basra Körfezi) hem de Russia-Ukraine hattında tırmanma riskinin yüksek olduğunu savundu.

İran’da Ateşkesten Sonra Savaş İhtimali

Programın başında Glenn, Iran konusunda tarafların birbirlerinin barış önerilerini reddettiğini, net bir uzlaşma zemini görünmediğini söyledi ve savaşın yeniden başlayıp başlamayacağını sordu. McGregor, ayrıntılı diplomatik temasların tümünü takip etmediğini belirtmekle birlikte savaşın yeniden başlamasını beklediğini söyledi. “Tarafların artık birbirlerinin önerilerini kesin biçimde reddettiğini söylüyorsanız buna inanırım,” diyen Douglas McGregor, “ama Donald Trump’tan nihai bir şey görmedim” değerlendirmesinde bulundu.

McGregor’a göre Trump’ın müzakere tarzı da durumu belirsizleştiriyor. Trump’ın çoğu zaman “kendi kendisiyle pazarlık ettiğini” savunan McGregor, Washington’dan gelen bilgilerin çelişkili olduğunu, “neyin gerçek neyin gerçek olmadığını” anlamanın zorlaştığını ifade etti. Buna rağmen kendisi açısından en önemli gelişmenin Benjamin Netanyahu’nun Washington’a geleceğine dair söylenti olduğunu söyledi. McGregor, Netanyahu’nun önceki Washington ziyaretinden sonra savaşın patlak verdiğini hatırlatarak, bu ziyaretin Trump’ın “ayrı bir anlaşma” yapıp yapmadığını kontrol etme amacı taşıyabileceğini ileri sürdü.

McGregor, Hajj (Hac) döneminin 24 Mayıs’ta başlayacağını ve yaklaşık 10-11 gün süreceğini belirterek olası savaşın bu döneme denk gelebileceğini söyledi. Saudi Arabia ve Qatar’ın ABD’ye hava sahası ya da üs kullanımı izni verip vermeyeceğinin de belirsiz olduğunu ekledi.

ABD’nin İlk Hamlesi ve İran’ın Hazırlığı

Glenn, ateşkes sırasında tarafların silahlarını ne ölçüde yenilediğini ve yeni bir savaşta ABD’nin tırmanma basamaklarını daha hızlı çıkıp çıkmayacağını sordu. McGregor, yeni turun ABD açısından çok sert başlayacağını savundu. “Açılışın ABD tarafından bir balyoz darbesi gibi olacağını düşünüyorum,” diyen Douglas McGregor, Amerikan hava ve deniz unsurlarının mühimmat, uçak ve füzelerle “ağzına kadar dolu” olduğunu belirtti.

McGregor, orduda “temel mühimmat yükü” kavramından söz ederek, ABD’nin yalnızca birkaç günlük yoğun bombardıman için değil, 5 ila 7 gün sürebilecek daha yoğun bir saldırı için hazırlık yaptığını öne sürdü. Ancak yalnızca hava ve deniz gücü kullanıldığında kara kuvvetleriyle saldırıları “istismar etme” imkânı bulunmadığını, bu nedenle hedef seçiminin düşmanı çökmeye ya da teslim olmaya zorlayacak şekilde yapılmasının kritik olduğunu söyledi.

İran tarafının da büyük ölçüde hazır olduğunu savunan McGregor, CIA’den New York Times’a sızan bilgiye göre önceki saldırı turundan sonra İran’ın kapasitesinin yüzde 90’ının sağlam kaldığını iddia etti. “Eğer geçen sefer yüzde 90 sağlam kaldıysa, şimdi neredeyse kesin biçimde yüzde 100 hazır bir İran’la karşı karşıyayız,” diyen Douglas McGregor, Iran’ın ikmal seviyesinin tamamlandığını savundu.

Russia ve China’nın Rolü

McGregor, Iran’a ek Russian radar sistemleri ve Chinese füzeleri geldiğine dair kaynaklar olduğunu söyledi. Bunlar arasında hava ve füze savunması için radarlar, uzun mesafeli hedefleme sistemleri ve denizde gemileri 300 kilometre menzile kadar vurmak üzere tasarlanmış cruise missile (seyir füzesi) bulunduğunu belirtti. Bu menzilin Persian Gulf girişinde deniz unsurlarını ciddi mesafede tutabileceğini savundu.

Ayrıca Russian ve Chinese teknisyenlerin sahada bu sistemlerin işletilmesine yardımcı olduğuna dair emareler bulunduğunu söyledi. McGregor, bunun Washington’da tepkiyle karşılandığını, ancak ABD’nin yıllardır Ukraine’de Russia’ya karşı benzer şekilde Ukrainian güçlere destek verdiğini belirtti. “Bize, onlara yaptığımız şeyi yapıyorlar,” diyen Douglas McGregor, bu nedenle gelişmenin şaşırtıcı olmaması gerektiğini ifade etti.

Körfez Altyapısı ve Nükleer Tabu

McGregor, yeni bir savaşın önceki tura göre iki taraf için de çok daha yıkıcı olacağını savundu. Iran’ın Persian Gulf’un batı yakasındaki petrol altyapısını tamamen hedef alacağını neredeyse kesin gördüğünü söyledi. Ayrıca desalination plants (deniz suyu arıtma tesisleri) hedef alınırsa Saudi Arabia ve Emirates üzerinde ağır etkiler doğabileceğini ifade etti. Özellikle Alshaba’daki tesisin yok edilmesi halinde Riyadh’ın neredeyse anında içme suyundan mahrum kalacağını ve capital (başkent) tahliyesinin gerekebileceğini öne sürdü.

McGregor, Trump ve Netanyahu açısından “çaresizlik” seviyesinin yükseldiğini savundu. İkilinin kendi zihinlerinde bu savaşı kazanmak zorunda olduklarını düşündüğünü söyledi. Israel’in nuclear weapon (nükleer silah) kullanarak tabuyu yıkabileceğini düşünenler olduğunu aktardı, ancak bunun “Pandora’nın kutusunu” açacağını ve her şeyi mümkün kılacağını vurguladı.

Trump, Netanyahu ve “Hotel California”

Glenn, Trump ile Netanyahu arasında bildirilen görüş ayrılığını sordu: Trump’ın Iran’la barış ya da en azından daha uzun bir ara istediği, Netanyahu’nun ise Iranian military (İran ordusu) kapasitesini zayıflatmak ve mümkünse hükümeti devirmek istediği iddiasını gündeme getirdi. McGregor, bu ayrışmanın muhtemelen gerçek olduğunu ancak Trump’ın manevra alanının sınırlı kaldığını söyledi.

McGregor, Persian Gulf’un Trump için “Hotel California”ya dönüştüğünü belirtti: “Giriş yaparsınız ama asla çıkış yapamazsınız.” Trump’ın çıkmak istediğini düşündüğünü, ancak Israel lobby (İsrail lobisi), Netanyahu, Israel devleti ve seçim kampanyasını finanse eden bağışçılar karşısında yükümlülükleri bulunduğunu savundu. McGregor’a göre bu çevreler Iran’ın “tam ve mutlak yok edilmesini” istiyor.

Trump’ın olası bir başarısızlık halinde yine de zafer ilan edip eve dönmeye çalışabileceğini belirten McGregor, bunun Yemen örneğine benzeyebileceğini söyledi. Trump’ın “Her şeyi yok ettik, Iran artık tehdit değil” diyebileceğini ancak Körfez’deki felaketin etkilerinin ABD içinde henüz tam hissedilmediğini savundu.

Enerji, Borç ve BRICS

McGregor, savaşın devamı halinde ABD’nin stratejik petrol rezervinin haziran sonu ya da temmuz başında tehlikeli derecede düşebileceğini söyledi. ABD’nin ham petrol ihracatına yönelik talepleri karşılayamayacağını, çünkü rafinaj sisteminin buna ihtiyaç duyduğunu belirtti. Shale oil (kaya petrolü) ile normal ham petrol arasındaki fark nedeniyle ABD rafinerilerinin her tür petrolü işleyemediğini de ekledi.

Finans cephesinde ise McGregor, 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 eşiğini aşmasının kritik olduğunu söyledi. Saygı duyduğu finans analistlerinin bu eşiği borç servisinin sürdürülemez hale gelmesi açısından izlediğini belirtti. “10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5 tavanını kırdığında borcu çeviremeyiz, her şey çökmeye başlar,” diyen Douglas McGregor, savaşın yeni turunda bunun gerçekleşmesi halinde ABD’nin çekilmek zorunda kalabileceğini savundu.

McGregor ayrıca gold’un (altın) dollar’ın yerine dünya rezerv varlığı olarak öne çıktığını ileri sürdü. China’nın büyük miktarda altın biriktirdiğini, Russia ve India’nın da önemli altın rezervlerine sahip olduğunu söyledi. Bu sürecin BRICS ile ABD liderliğindeki Batı finans sistemi arasındaki mücadelenin parçası olduğunu değerlendirdi.

Gıda ve Küresel Enerji Sistemi

McGregor, Iran savaşının yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıktığını, dünya enerji sistemi üzerinde büyük sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Trump’ın “insani nedenlerle” çıkış yapması gerektiğini savundu. Aksi halde küresel enerji kompleksinin toparlanmasının on yıl sürebileceğini, gübre arzının bozulması nedeniyle kıtlık yaşanabileceğini belirtti.

“Green Revolution”ın (Yeşil Devrim) 1960’lardan bu yana dünya nüfusunu beslemeyi mümkün kıldığını söyleyen McGregor, o dönemde dünya nüfusunun 4 milyarın biraz üzerinde olduğunu, bugün ise 8 milyarı aştığını hatırlattı. Ona göre enerji ve gübre krizleri bu düzeni tersine çevirebilir. ABD’nin sorun yaşayacağını ancak Global South (Küresel Güney) ve Europe’un daha ağır etkilenebileceğini söyledi.

ABD’nin Ortadoğu’daki Konumu

Glenn, ABD’nin Iran’da başarısız olması halinde Strait of Hormuz’un (Hürmüz Boğazı) Iran kontrolünde kalabileceğini ve Iran’ın yaptırım uygulayan ya da ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkelere karşı geçiş ücretleriyle yeni bir güvenlik düzeni kurabileceğini sordu. McGregor, bundan sonra ne olursa olsun ABD’nin Middle East’te “bitmiş” olduğunu savundu.

“Biz Amerikalılar Middle East’te bittik,” diyen Douglas McGregor, ABD’nin Iran’ın Persian Gulf üzerindeki etkisini kıramaması halinde bölgedeki üslerine dönemeyeceğini belirtti. Ona göre bu ülkelerin toparlanması on yıl sürebilir; bazıları ise hiç toparlanamayabilir.

McGregor, ABD’nin denizaşırı üslerden çok önce çekilmesi gerektiğini yıllardır savunduğunu söyledi. Forward military presence (ileri askeri mevcudiyet) anlayışının artık teknolojik olarak sürdürülemez olduğunu belirtti. UAE, Germany, Korea, Thailand veya Philippines gibi yerlerdeki üslerin artık kolayca tespit edilip hedef alınabilecek “hedef dizileri” haline geldiğini savundu.

İleri Mevcudiyetin Sonu

McGregor, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ileri mevcudiyetin hem Cold War hem de çatışmaları önleme iddiasıyla meşrulaştırıldığını, ancak bunun işlemediğini söyledi. Hatta birçok çatışmaya ABD’nin neden olduğunu savundu. Ona göre teknolojik değişim, strategic defense’in (stratejik savunma) strategic offense’e (stratejik taarruz) üstün hale geldiği yeni bir dünya yarattı.

ABD’nin Korea ve Japan gibi ülkelerde kalma konusundaki refleksini de eleştirdi. South Korea’nın kapalı kapılar ardında ABD’ye ayrılmasının daha iyi olacağını söylediğini öne sürdü. Bölge ülkelerinin ABD’yi çatışma katalizörü olarak gördüğünü, kendi savaşları olmayan çatışmalara sürüklenmek istemediklerini söyledi.

Ukraine, Baltic States ve Drone Saldırıları

Programın ikinci ana bölümünde Glenn, Ukraine savaşına geçti. ABD’nin savaştan kısmen çekilip yükü Europe’a devrettiğini, buna karşılık Europeans’ın tırmanmaya gittiğini söyledi. Russia’nın Baltic states’i Ukrainian drone strikes (Ukrayna drone saldırıları) için kolaylaştırıcı olmakla suçladığını belirtti.

McGregor, uzun menzilli Ukrainian drone saldırılarında uçuş güzergâhları ve hedeflemenin American military capability (Amerikan askeri kabiliyeti) tarafından sağlandığını savundu. “Ukraine’den fırlatılıp Baltic states üzerinden St. Petersburg dışındaki hedefleri ABD yardımı olmadan vuramazsınız,” diyen Douglas McGregor, ABD surveillance aircraft (gözetleme uçakları) ve satellites (uydularının) Russia içindeki rafinerileri, petrol tesislerini, havaalanlarını ve askeri öneme sahip hedefleri haritaladığını ileri sürdü.

Ukraine’in bugün drone dışında önemli bir askeri kapasitesinin kalmadığını savundu. Kara saldırısı başlatması halinde elindeki insan gücünü saatler içinde kaybedeceğini söyledi. Bu nedenle Ukrainian saldırılarını “intikam saldırıları” olarak nitelendirdi.

Russia’nın Sabır Sınırı ve Germany

McGregor’a göre Russia’nın sabrı tükeniyor. Russian population’ın Putin’i desteklemekle birlikte operasyonun bitirilmesini istediğini söyledi. “Ya bunu ezin ya savaş ilan edin ya da ikisini birden yapın; bunu bitirin” şeklinde bir kamuoyu baskısı oluştuğunu belirtti.

Buna rağmen McGregor, Putin’in lehine çalışan unsurun Western Europe’taki globalist regimes (küreselci rejimler) olduğunu savundu. Özellikle Germany’nin kritik olduğunu söyledi. Germany’nin güçlü bir Avrupa devleti olduğunu, ancak Angela Merkel döneminden bu yana ekonomik, kültürel ve siyasi olarak zarar gördüğünü ileri sürdü.

McGregor, Alice Weidel’i Germany’de değişimin sembolü olarak anlattı. Onu “ateşin içindeki granit” olarak niteledi ve iktidara gelmesi halinde Moscow’a giderek geçmiş politikalardan kopuş mesajı verebileceğini söyledi. Cheap energy’nin (ucuz enerji) her medeniyet için hayati olduğunu vurguladı ve Germany’nin Russia ile yeniden iş yapabileceğini savundu.

NATO, Article 5 ve ABD’nin Kapasitesi

Glenn, Europe’un UK öncülüğünde Russia’ya karşı yeni bir deniz bloğu kurduğunu, Baltic states üzerinden saldırıların sürdüğünü ve Russia’nın Latvia veya Estonia’yı vurması halinde ABD’nin yardıma gelip gelmeyeceğini sordu. McGregor, Article 5 (NATO’nun kolektif savunma maddesi) devreye girse bile ABD’nin Russia’ya karşı nuclear weapons kullanacağı fikrini “saçma” buldu.

McGregor, ABD’nin füze stoklarının yaklaşık üçte ikisini tükettiğini, yeni Iran turunda elde kalanların beşte birin altına düşebileceğini ileri sürdü. Böyle bir durumda ABD’nin Russia’ya karşı geniş çaplı bir füze yıpratma savaşına giremeyeceğini söyledi. Russia ve China’nın daha fazla füze üretebileceğini, China’nın da Russia’nın yok edilmesine seyirci kalmayacağını savundu.

China, Taiwan ve Yeni Güç Dengesi

McGregor, Trump’ın China gezisi dönüşünde Taiwan’ı savunmak için savaşa girme fikrini fiilen rafa kaldırmasını olumlu bulduğunu söyledi. Taiwan’ın China’dan 100 mil uzakta olduğunu, ABD’nin ise 6-7 bin mil yol kat etmesi gerektiğini hatırlattı. “China’ya karşı savaş fikrinden kurtulalım,” diyen Douglas McGregor, bunun hayati olduğunu vurguladı.

China’yı dünyanın en büyük üretim üssü olarak tanımlayan McGregor, ABD’nin bir roket ya da füze motoru ürettiği yerde China’nın 500 ila 1000 üretebileceğini iddia etti. Bu nedenle ABD’nin aynı anda iki savaş yürütemeyeceğini, özellikle füze değişimine dayalı savaşlarda kapasite sorunu yaşayacağını söyledi.

Programın sonunda Glenn, Iran ve Ukraine savaşlarının durdurulması halinde yeniden inşa ve istikrara dönüş sürecinin başlayabileceğini belirtti. McGregor da teşekkür ederek görüşmeyi tamamladı.

Açılış ve İran’daki Durum

Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün 21 Mayıs 2026 ve ABD Savunma Bakanı’nın eski danışmanı, madalyalı bir muharip gazi ve yazar olan Colonel Douglas McGregor’ı ağırlama ayrıcalığına sahibiz. Programa tekrar geldiğiniz için çok teşekkür ederim.

Colonel Douglas McGregor: Elbette. Burada olmaktan memnunum, Glenn.

Glenn: İran’da şu anda neler olduğuna dair görüşlerinizi almayı sabırsızlıkla bekliyordum. Görünüşe göre iki taraf da birbirinin barış önerilerini reddediyor ve ortada net bir buluşma noktası varmış gibi görünmüyor. Sizce tekrar savaşa dönmemiz muhtemel mi?

Colonel Douglas McGregor: Evet, öyle düşünüyorum. Öte yandan, Washington’dan gelen çeşitli tepkileri yakından takip etmedim. President Trump bir müzakereden söz etti ve Amerikan tarafında daha esnek olma yönünde bir isteklilik varmış gibi görünüyordu; nükleer meseleyi ve diğer konuları bir kenara bırakalım, işleri doğrudan çözelim fikri gibi. Yani bana herkesin artık herkesin önerisini kesin biçimde reddettiğini söylüyorsanız, buna inanırım. Ama Donald Trump’tan nihai bir şey görmedim. Tabii Donald Trump’tan ne çıkacağını hiçbir zaman bilemezsiniz. Sık sık kendi kendisiyle pazarlık yapıyor gibi görünüyor. Gerçekten başka biriyle konuştuğuna dair pek kanıt yok. Dolayısıyla neyin gerçek neyin gerçek olmadığını kim bilebilir?

Bence şu anda en önemli şey Mr. Netanyahu’nun Washington’a geliyor olması. En son söylenti bu. Henüz hiçbir yerde resmen duyurulduğunu görmedim, ama oldukça güvenilir kaynaklardan Washington’a uçtuğunu duydum. Bunu en son yaptığında, elbette savaş patlak vermişti. Ziyaret etti, konuştu, herkes sarmaş dolaş bir havadaydı; sonra aniden geri uçtu, savaş başladı ve Trump, “Aman Tanrım, savaşa katılmamız gerekiyor,” dedi ve yola çıktık.

Şimdi ne olacağını bilmiyorum, ama ziyaret için geliyor olması bana şunu söylüyor: Trump’ın kontrolü kaybetmediğinden, zayıflamadığından, ayrı bir anlaşma yapmaya çalışmadığından emin olmak istiyor. Bunların hepsi doğru olabilir de olmayabilir de. Hiçbir fikrim yok. Bu noktada yeniden başlamasını beklerim. Sadece ne zaman olacağını bilmiyorum.

İlginç olan, bunun bildiğiniz gibi Saudi Arabia’daki Hac ile çakışması. Hac 24’ünde başlıyor ve genellikle 10 ya da 11 günlük bir etkinlik. Bu da sözde hac ziyareti sırasında savaşa gireceğimiz anlamına gelir. Bunun önemli olup olmadığı konusunda hiçbir fikrim yok.

Bir diğer konu da Saudis ve Qataris’in hava sahalarını ya da herhangi bir üssü kullanmamıza izin verip vermeyeceği konusunda hâlâ net olmamam. Bunun sonucunun ne olacağını bilmiyorum. Yani Beltway içinde ortalıkta dolaşan o kadar çok, yanlış bilgi demek istemiyorum ama çelişkili bilgi var ki, neyin gerçek olup olmadığını bilmek çok zor. Ama ilk sorunuza dönersek: Yeniden çatışmaya döneceklerini düşünüyor muyum? Evet, düşünüyorum.

Ateşkes, Yeniden Silahlanma ve İlk Darbe

Glenn: Peki bu ateşkes, bu ara sırasında ne değişti? Taraflar silahlarını ne ölçüde yenileyebildi, yeniden gruplanabildi ve sanırım yeniden savaşa hazırlanabildi? Ayrıca bu kez neyin farklı olmasını beklersiniz? ABD tırmanma merdivenini daha hızlı mı çıkar? İran’ın da aynı şekilde karşılık vereceğini varsayıyorum. Trump’ın ateşkes istediği düşünülürse, bu kez farklı olarak ne yapılacağını düşünüyorsunuz?

Colonel Douglas McGregor: Bence açılış hamlesi ABD tarafından balyoz gibi olacak. Açıkçası benim izlenimim şu: Sadece şunu getirmiş değiliz, bir dakika geri çekilelim. Orduda askeri terimlerle temel mühimmat yüklerinden söz ederiz. Genellikle üç temel yük düşünürsünüz. İlki, sizi çatışmanın ilk haftası civarında ayakta tutması gereken yüktür. Sonra ikincisi gelir; bir ya da iki hafta daha orada kalabilmenizi sağlaması beklenir. Üçüncüsü de sizi bir ay boyunca savaşın içinde tutar.

Bence şu anda hava ve deniz kuvvetlerimizle buna benzer bir şey oluyor. Mühimmat, uçak ve füzelerle tamamen ağzına kadar doluyuz. Buna hiç şüphe yok. Her şey hazır. Ama buna ek olarak, bu kez neredeyse aynı miktarda mühimmatı yedekte tuttuğumuzu düşünüyorum. Bu da üç ya da dört günlük yoğun bombardıman yerine, bunu muhtemelen beş ila yedi gün sürdürebileceğiniz anlamına gelir.

Dolayısıyla bunun çok daha yoğun, çok daha sert olmasını, çok daha fazla hasar vermesini bekliyorum. Şimdi soru şu: Bu hedefleme açısından ne anlama geliyor? Hedefleme ekibine erişimim yok, ama hava ve deniz gücüyle sınırlıysanız ve saldırıları kullanarak ilerleyebileceğiniz kara kuvvetleriniz yoksa, bu, düşmanı çökmeye, dağılmaya ya da teslim olmaya zorlamak açısından hangi hedef kümesinin size en yararlı olacağını belirleme alıştırmasına dönüşür. Bilmiyorum.

Eminim daha önce vurduğumuz tüm hedefleri yine vuracağız, çünkü CIA’in New York Times’a sızdırdığı bilgi sayesinde artık biliyoruz ki İranlılar son turdan neredeyse her şeylerinin yüzde 90’ı sağlam kalarak çıktı. Eğer geçen sefer yüzde 90’ı sağlamsa, bu şimdi neredeyse kesin olarak yüzde 100 hazırlıkla karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir; çünkü İran tarafında bu düzeyde bir yenilenmenin gerçekleştiğini düşünüyorum.

Buna ek olarak, birkaç kaynak ek Russian radarlarının hava ve füze savunması için, bazılarının da tamamen uzun menzilden hedefleme için getirildiğini iddia ediyor. Chinese de bazı ek füzeler getirdi; geçmişte ateşlenenlerle aynı türden bazıları, ama aynı zamanda yeni bir füze sınıfı da var: çok iyi bilinen, fakat şimdiye kadar kullanılmamış, denizdeki gemileri 300 kilometre menzile kadar batırmak için tasarlanmış bir seyir füzesi. Bu da ne eder, 180 mil civarı; muhtemelen herkesi Persian Gulf’un girişinden oldukça uzakta tutar.

Ayrıca Russian ve Chinese teknisyenlerin de bu sistemlerin işletilmesine yardımcı olmak üzere sahada olduğuna dair kanıtlar var. Bunların hiçbiri bizi şaşırtmamalı, çünkü biz de yıllardır Ukraine’de Ukrainians için Russians’a karşı bunu yapıyoruz. Yine de Washington’da, “Bu çok çirkin. Buna izin veremeyiz. Bu Russians ve Chinese ne yapıyor?” diyen insanlar var. Sizce ne yapıyorlar? Bizim onlara yaptığımızı bize yapıyorlar.

Karşılıklı Hasar ve Bölgesel Riskler

Bu yüzden bunun çok ciddi bir an olduğunu düşünüyorum. Bu kez iki tarafın birbirine çok daha fazla zarar verdiğini göreceğimizi düşünüyorum. Ve neredeyse yüzde 100 kesinlikle şuna güvenebiliriz: Iran, Persian Gulf’un batı yakasındaki petrol altyapısını tamamen bitirecek.

Ayrıca desalination tesislerinin peşine düşebileceklerini düşünüyorum. Bunların sadece Emirates üzerinde değil, Saudi Arabia üzerinde de muazzam etkisi var. Alshaba’daki tesisi yok ederlerse, bu Riyadh’ın neredeyse anında içme suyunu kaybetmesi anlamına gelir. O durumda başkenti tahliye etmek zorunda kalırlar, çünkü içme suyu sağlamanın başka bir yolu yok.

Dolayısıyla bu çok ciddi bir an. Bence özellikle Donald Trump tarafında ve Mr. Netanyahu’da belli bir çaresizlik düzeyini yansıtıyor. Kendi zihinlerinde bunu kazanmak zorundalar. Nükleer silah kullanımı dışında ne gerekiyorsa yapmak zorundalar.

Bazı insanlar Israelis’in bu tabuyu gerçekten kırıp nükleer silah kullanabileceğini düşünüyor. Bilmiyorum. Kesinlikle umarım öyle olmaz, çünkü bu Pandora’nın kutusunu açar ve o zaman her şey mümkün hale gelir. Ama bunun olmadığını varsayarsak, bu kez akla gelebilecek her türlü saldırı biçiminin, ilk seferde gördüğümüzden çok daha yoğun şekilde kullanılacağını düşünüyorum.

Trump ve Netanyahu Arasındaki İddia Edilen Ayrışma

Glenn: Trump ve Netanyahu arasında bildirilen bu ayrılığa gelelim. İddiaya göre Trump Iranians ile barış yapmak ya da en azından daha uzun bir ara elde etmek istiyor; Netanyahu ise Iranian ordusunu yıpratmaya devam etmek, ideal olarak hükümeti devirmek istiyor. Sizce bunun arkasında çok fazla gerçeklik var mı, yoksa Iranians’ın gardını düşürmek için mi böyle gösteriliyor? Durumu nasıl okuyorsunuz? Çünkü bu mümkün olabilir.

Colonel Douglas McGregor: Bence Persian Gulf, Donald Trump için Hotel California’ya dönüştü. Giriş yaparsınız, ama asla çıkamazsınız. Çıkmak istiyor. Durumun bu olduğuna dair zihnimde hiçbir şüphe yok. Ama aynı zamanda Israeli lobby’ye karşı yükümlülükleri var; sadece şahsen Mr. Netanyahu’ya ve Israeli devletine değil, seçimini finanse eden bağışçılarına karşı da. Bence onlar Iran’ın tamamen ve mutlak biçimde yok edilmesini istiyor.

Muhtemelen şöyle diyordur: “Bunu anlıyorum, ama ya bunu yapamazsak?” O zaman onların cevabı, geri dön ve bunu yapmanın başka bir yolunu bul, olur. Başka bir deyişle, Mr. Trump için bu karmaşadan kolay bir çıkış yok. Bu yüzden onun umut edebileceği en iyi şeyin sizin az önce tarif ettiğiniz türden bir ara olduğunu düşünüyorum. Bir ara olduğunda, bence bu arayı ya kazanmak ya da kaçmak için nasıl kullanacağını anlamaya çok zaman harcıyor. İkisinden biri. Ama bunun onun için pek iyi işlemediğini düşünüyorum, çünkü kolay bir cevap olduğunu sanmıyorum.

Evet, muhtemelen bu çizgide bir ayrışma var. Ama öte yandan President Trump kendisine gerçekte ne kadar manevra alanı bıraktı? Geçmişten biliyoruz ki çok fazla abartma eğiliminde ve Iran ile United States arasındaki, Iran ile Pakistan arasındaki, Iran ile Emirates ya da Emirates ile Pakistan arasındaki söylem düzeyi konusunda sık sık yalan söylüyor. Bu yüzden neyin gerçek neyin gerçek olmadığını ölçmek çok zor.

Artık gerçekten şu noktaya geldim: Neyin gerçek olduğunu anlamaya çalışmakla uğraşmıyorum. Zaman kaybı. Bence o Hotel California’da. Çıkmak istiyor. Çıkamıyor. Bu da savaşı yeniden başlatması gerektiği anlamına geliyor.

Savaş Yeniden Başlarsa Ne Olur?

Peki savaşı yeniden başlatırsa ne olur? Ve üç hafta sonra yine sıfır, hiçbir yerde, öncekiyle aynı konumda olursak? O zaman küçük düşmüş olur. O zaman utanç verici bir çekilme yapmak zorunda kalır. Başarısızlığı kabul etmek zorunda kalır. Bunu yapar mı? Bilmiyorum.

Şöyle diyebilir: “Artık geriye hiçbir şey kalmadı. Bu başka bir Midnight Hammer tatbikatı olacak. Her şeyi yok ettik. Bunu sürdürmek için bir neden yok. Iran artık kimse için tehdit oluşturmuyor. Iran etkisiz hale geldi. Komşuları artık korkmuyor.” Tabii komşularının çoğu artık yok, çünkü Persian Gulf bölgesinde bombalanarak varlıkları ortadan kaldırıldı. Ama bunu söyleyebilir ve ardından, “Eve gidiyorum ve World Cup’a katılmayı planlıyorum,” diyebilir. Kim bilir, her şey mümkün.

Ama içeride insanlar ne hissedecek, ne düşünecek? Bundan şu anda emin olamayız, çünkü Gulf’taki felaketin gerçek etkileri burada henüz hissedilmedi. Bence Haziran sonu, Temmuz başı itibarıyla stratejik petrol rezervimiz çok düşecek; tükenme tehlikesi noktasına gelecek. Bu bizi zor bir konuma sokar.

İnsanların bizden ihraç etmemizi istediği tüm ham petrolü ihraç etmeye gücümüzün yetmeyeceği zaten açık, çünkü buna rafineri sanayimizin temeli olarak ihtiyacımız var. Shale’den çıkardığımız petrolde de bir sorunumuz var; bunun ihraç edilmesi gerekiyor, çünkü shale petrolü ile normal petrol ya da normal ham petrol arasındaki fark nedeniyle bunu işleyecek rafinerilerimiz yok.

Bunlarla uğraşmak zorunda. Buna ek olarak finansal kriz var. Ben yıllardır tahvil piyasasını izliyorum. Bunun nedeni de saygı duyduğum herkesin, ister Alistair Mloud ister Ray Dallio ister Luke Groman olsun, herhangi sayıda insanın, Gruntlock Gundllock gibi parlak finans analistlerinin hep şunu söylemiş olması: “10 yıllık tahvile bakın. 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5 tavanını aştığında borcu çeviremeyiz, her şey çökmeye başlar.” Şimdi yüzde 5’e doğru yaklaşıyoruz. Peki bu, bu sonraki tur sırasında olursa ne anlama gelir? Bence çekiliriz, çünkü kalmaya gücümüz yetmez.

Finansal Sistem, BRICS ve Küresel Sonuçlar

Gold’un dünyanın rezerv para birimi olarak dollar’ın yerini aldığını şimdiden izliyoruz. Bu geçen yıl, altı ay önce ya da iki yıl önce planlanmış bir şey değildi, ama oluyor. Gerçek. Chinese’in çok büyük miktarlarda gold biriktirdiğini biliyoruz. Şu anda ne kadarları olduğunu kimse bilmiyor. Russians, yabancı rezervlerde bir miktar likidite yaratmak için biraz gold sattı. Bol miktarda gold’ları var. India’nın da bol miktarda gold’u var. Bütün bu gold eninde sonunda BRICS’i destekleyecek.

Bu, BRICS ile ABD egemenliğindeki Batı finans sistemi arasındaki bir savaş. Eğer ABD’nin egemen olduğu Batı finans sistemi, sadece United States’te değil, dünya genelinde tahvil piyasalarında olanlar nedeniyle aniden kriz içinde çökerse, borcumuzu elinden çıkarabilen herkesin bunu yaptığını izliyoruz. Savaşı nasıl sürdürürsünüz? Bence sürdüremeyiz.

Belki Mr. Bessant’ın kolunun altında yeni bir sihir vardır. Hiçbir fikrim yok. Bu yüzden President Trump’ın şu anda gerçekten sıkışmış olduğunu düşünüyorum. Eğer tekrar girmezse, yenilmiş ve pes etmiş gibi görünür. Başka bir deyişle, bunu yapmak ne kadar sağduyulu olursa olsun, öylece gemiyle ya da uçakla uzaklaşıp unutamaz.

Benim onu söylemeye çağırdığım şeyi söylemeyi reddediyor: insani nedenlerle çıkmalıyız, çünkü bu artık sadece United States ve Iran ya da bölgedeki birkaç başka ülke veya devlet meselesi değil. Bu dünya meselesi ve tüm dünya acı çekiyor. Eğer bunu durdurmazsak, bu sonraki turu gerçekleştirirsek, küresel enerji kompleksinin gerçekten toparlanması on yıl sürebilir.

Kıtlık yaşayacağız. Aslında Green Revolution’ı tersine çeviriyor, çünkü fertilizer yok. United States’teki insanlar Green Revolution’ın ne anlama geldiğini bile bilmiyor. Çoğu bunu anlamıyor; çünkü 1960’larda gezegende 4 milyardan biraz fazla insan yaşıyordu. Bugün 8 milyardan fazla insan var. Bu tesadüf değil. Bu Green Revolution sayesinde oldu. Tüm bu insanları besleyebildik. Peki besleyemezsek ne olur?

United States içinde de sorunlarımız olacak. Bunu herkes biliyor, ama bunlar, diyelim ki Global South’taki kadar ağır değil. Europe’da ne olacağını bilmiyorum. Europe bu konularda çok ciddi sıkıntıya girecek. Bakın Europeans, Dutch’a ne yaptı. Dutch globalists kendilerine ne yaptı. Dutch dünyadaki en üretken tarım devletidir. Ukraine savaşı yüzünden muazzam miktarlarda gıda üreten geniş tarım arazilerine erişimi kaybettik. Bütün şey bir felaket.

Ama United States’te, Washington’daki siyasetçiler dünyanın geri kalanını düşünmüyor. Kendilerini düşünüyorlar. Ayrıca Israel lobby, Israel lobby destekçileri ve dışarıda olup United States dışında herhangi bir yerde olan hiçbir şeyle ilgilenmeyen diğer tüm lobiciler sayesinde ceplerini ne kadar parayla doldurabildiklerini de hatırlıyorlar. Bu kötü bir durum. Kolay bir çözüm yok.

Zafer İlanı, Geri Çekilme ve Boğazlar

Glenn: Trump konusunda benim varsayımım şuydu: Muhtemelen en iyi senaryonun rejim değişikliği yapabilmek ve Iran’ı yok etmek olduğunu düşünüyordu. En kötü senaryoda ise geri çekilmek zorunda kalır. Zafer ilan edebilir, kaç kişinin öldürüldüğüne, donanmanın yok edildiğine ve bütün bunlara işaret edebilir; biraz Yemen’de olduğu gibi zafer ilan edip eve dönebilir. Ama sorun elbette şu: Eğer Iranians boğazları ellerinde tutarsa, Iran ekonomisini yaptırımlarla tehdit eden ülkelere, US üslerine ev sahipliği yaparak Iran’ı tehdit eden ülkelere daha yüksek bir geçiş bedeli koyabilirler. US dollar ile ticaret yapan ülkelere ekstra geçiş bedeli koyabilirler.

Yani merak ettiğim buydu: Eğer US Iran’da fiilen yenilirse, yenilgi de US’in geri çekilmek zorunda kalması, Boğazlar’ın Iran kontrolünde kalması ve bu geçiş ücretlerini kendi ekonomik ve askerî güvenliğini sağlamlaştıracak bir teşvik sistemi yaratmak için kullanabilmesi olarak tanımlanırsa, dünya nasıl görünür?

Macgregor: Bundan sonra ne olursa olsun, ister saldırı yapalım ister yapmayalım, ister ayrılıp başarılı olduğumuzu söylemeye çalışalım ister çalışmayalım, bence biz Americans Middle East’te bittik. Ve bence Mr. Netanyahu’nun şu anda en büyük kaygısı da bu. Iran’ın Persian Gulf üzerindeki hâkimiyetini kıramazsak, Persian Gulf’a zorla geri dönemeyeceksek, ki bence dönemeyeceğimiz oldukça açık, bu bölgede bittiğimiz anlamına gelir.

Bu üslere geri dönmeyeceğiz. Yeniden inşa edilecek hiçbir şey olmayacak. Orada var olan ülkelerin toparlanması on yıl alacak; bazıları belki hiç toparlanamayacak. Çünkü açık konuşalım, dünyanın o kısmında çok fazla kalkınmayı destekleyecek kadar su yok. Bence tek başına en büyük sorun bu.

Bizim açımızdan o kadar da değil. Açık olalım: Bence overseas üslerin çoğundan çok uzun zaman önce çekilmemiz gerekiyordu. Son 15 yıldan fazla süredir war college sınıflarına, army dinleyicilerine, dinleyecek her kitleye brifing veriyorum ve ileri askerî mevcudiyet fikrinin bittiğini söylüyorum. Herkes bana bakıp, “delisin” diyor. Ben de herkese anlatmaya çalıştım: Bugün yeni kabiliyetlerimiz var. İleri mevcudiyet modunda öne ne koyarsanız koyun, UAE’deki üsler, Germany’deki üsler, Korea’daki üsler, Thailand’daki üsler, Philippines’deki üsler gibi; nereye giderseniz gidin, artık yok edilmeyi bekleyen bir hedef dizisisiniz. Kolayca tespit edilebilir, kolayca hedef alınabilir ve yeterli sayıda theater ya da tactical ballistic missile veya cruise missile fırlatılarak herhangi bir conflict ya da crisis başında ileri mevcudiyetiniz silinip atılabilir.

Bu yüzden bu ileri mevcudiyet saçmalığını terk etmemiz gerektiğini savundum. Unutmayın, ileri mevcudiyet World War II sonrasında sadece Cold War ile değil, orada bulunarak başka conflicts çıkmasını önleyeceğimiz varsayımıyla gerekçelendirildi. Eh, bu işe yaramadı, değil mi? Büyük ölçüde yaramadı çünkü birçok conflict’e biz sebep oluyoruz. Ama sonuç şu: O günler bitti.

Bu anlamda, bir bakıma bu bir nimet; çünkü bizi kuvvetlerimizi geri çekmeye ve eve dönmeye zorlayacak. En azından savunma birincil odak haline gelirse onları continental United States içinde koruyabiliriz. Çünkü Second World War’un sonundan beri bütün force posture’ımız, bütün askerî düşüncemiz offensive oldu. En iyi savunma saldırıdır. Argüman hep buydu. İlerideysek hızlı saldırabiliriz. Bu sorunu daha tomurcukken koparabiliriz. Yani sorun kontrolden çıkmadan çözebiliriz. O günler bitti. Teknoloji değişti. Bunu artık yapamazsınız. Denerseniz sadece kuvvetlerinizi kaybedersiniz.

Bu, continental United States’e dönmemiz ve kendimizi nasıl savunacağımızı çözmemiz gerektiği anlamına geliyor. Çünkü strategic defense artık herhangi bir strategic offense’ten üstün. Durduramadığımız tek şey, intercontinental ballistic missiles biçimindeki hypersonic missiles. Bu da şu anlama geliyor: Biz, Russians, Chinese ve ICBM sahibi olan diğerleri, bunlardan herhangi biri kullanılırsa sürekli olarak total destruction tehdidi altında yaşıyoruz. Bunun dışında, ki bu değişmiyor, dünya çok çok farklı bir yer. Geçmişin dünyasında faaliyet gösteremeyiz. O dünya gitti. Bu yeni bir dünya. Peki ne yapacağız?

Americans’ın bunu enine boyuna düşündüğünü sanmıyorum. Washington’da kimsenin bunu düşündüğünü sanmıyorum. Hepsi çok reactionary. “Korea’dan asla ayrılamayız.” “Japan’dan asla ayrılamayız.” Bir dakika. Biz Korea’da yaşamıyoruz. Japan’da yaşamıyoruz. Onlar United States’in parçası değil. “Ayrılamayız” derken ne demek istiyorsunuz?

Şimdi South Korea’daki gibi hükümetler var ve fiilen bize, “Dinleyin, gerçekten çıkmanız gerektiğini düşünüyoruz” diyorlar. Bunu kamuoyu önünde söylemiyorlar, ama kapalı kapılar ardında söylüyorlar. Çok nazikler, ama bir noktada nezaket kalmayacak. Sadece, “Hadi, gitmeniz gerekiyor” diyecekler.

Peki neden gitmemizi istesinler? Aynı nedenle kimsenin bizi Gulf’a geri davet edeceğini sanmıyorum: Çünkü conflict için bir catalyst olarak görülüyoruz. Bölgeye ait değiliz. O alandaki international system’e organic değiliz. Nerede yabancıysak, foreign entity isek ve ülkeleri normalde asla savaşmayacakları conflicts’e bizimle birlikte sürükleme potansiyelimiz varsa, istenmiyoruz.

Ve şimdi büyük ölçüde Israel’in çıkarları nedeniyle Iran’la savaşa girdik, kendi çıkarlarımız nedeniyle değil. Sorun da bu. Kendilerini ilgilendirmeyen hiçbir şeye kimse sürüklenmek istemez. Emirates arasında Israel ile aynı şeyle en çok ilgilenen devlet United Arab Emirates’ti. Fiilen Israel ile hizalanmışlardı. Bu yüzden Iran’ın yok edilmesiyle ilgileniyorlardı. Bu işe yaramadı. UAE için bir felaket oldu.

Glenn: Bir başka korkunç savaşa geçersek, orada da bazı müttefikler kendilerini yeniden konumlandırıyor. Görünen o ki US Ukraine savaşından biraz geri çekilirken, en azından bunu Europeans’a outsource ederken, Europeans biraz tırmandırıyor gibi. En azından Russians artık Baltic states’i, Ukrainian drone saldırılarını kendi topraklarından geçirmeyi kolaylaştırmakla ya da buna göz yummakla, hatta belki kendi topraklarından fırlatmakla suçluyor. Bu durumu nasıl görüyorsunuz? Çünkü Moscow’dan bana gelen mesajlar şu yönde: Bunu kabul etmek, bir şekilde yanıt vermekten çok daha, çok daha tehlikeli olurdu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Macgregor: Söyleyeceğim şeyden eminim Russians zaten haberdardır, bu yüzden bir şey ifşa ettiğimi sanmıyorum. Ama insanların şunu anlaması gerekiyor: Bu uzun menzilli drone saldırılarının uçuş rotaları ve hedeflemesi tamamen American military capability tarafından sağlandı. US yardımı ve desteği olmadan Ukraine’de fırlatıldıkları yerden Baltic states üzerinden geçip St. Petersburg’un hemen dışındaki hedefleri vuramazsınız.

Surveillance aircraft’larımız, satellites’larımız Russia içindeki her refinery’yi, her oil derrick’i, her airfield’ı, strategic ya da operational military importance taşıyan her installation’ı haritaladı. Bu bilgi, bugün drones dışında hiçbir military capability’si kalmayan Ukrainians için altın değerinde oldu. Ellerindeki tek şey bu. Karada offensive başlatamazlar. Birkaç saat içinde sahip oldukları herkesi kaybederler. Yeni territory ele geçirip herhangi bir süre elde tutamazlar. Bu drone’ları benim revenge strikes diyeceğim bir seri halinde fırlatmak dışında yapabilecekleri hiçbir şey yok.

Ama bu saldırılar Russians’ın artık bıktığı bir noktaya geldi. Sabırları tükendi. Öfkeliler. Russian population, President Putin’i ne kadar desteklerse desteklesin, fiilen şunu söylüyor: “Bu durmalı. Hepimiz bunun special military operation olduğunu anlıyoruz, ama ya bunu ezin ya war ilan edin ya da ikisini de yapın. Bitirin.” Bence buna çok yakınız.

Ancak Mr. Putin’in lehine hep işleyen bir şey vardı; o da Western Europe’daki globalist regimes ve izledikleri policies oldu. Bu policies ekonomik, sosyal ve kültürel olarak yıkıcı oldu. Normal şartlarda asla orada olmayacak milyonlarca insan artık Europe içinde yaşıyor; çünkü Merkel’e kadar giden globalist leaders sınırları açtı ve milyonlarca insanın bu ülkelere girmesine izin verdi. Bu insanlar şimdi o ülkelerin economies’ine büyük maliyetle yaşıyor. O kadar temelden farklılar ki asla assimilate edilemezler ve assimilate olmak da istemiyorlar. Hatta büyük sayıları, Europe’u olduğu şey değil, kendilerinin olmasını istedikleri şeye dönüştürmeye karar verdi.

Bu yüzden işler sonunda değişmeye başlıyor. En büyük öneme sahip yer, Europe’un en güçlü devleti olduğu için Germany. Germany bir volcano gibi patlamanın eşiğinde. Yıllardır o ülkenin üzerinde olan globalist leadership boğazını kırma fırsatları var. Bu olabilir ve muhtemelen olacak. Soru şu: Ne zaman olacak? Gelecek hafta mı, gelecek ay mı, yılın ilerleyen döneminde mi, bilmiyorum. Ama bence geliyor; çünkü bunun artık çok ileri gittiğini kabul etmeye dönük artan bir hazırlık var.

Germany, meşhur Morgenthau Plan’ın ona yapmaya çalıştığı şeye dönüştürülüyor: De-industrialize etmek. Scientific industrial might and power’ını yok etmek. Morali aşındırmak, zayıflatmak. Kendilik duygusunu, national identity’sini yok etmek. Bütün bunlar sona eriyor çünkü Alice Weidel olağanüstü yetenekli biri olduğunu gösterdi. Bizim Fransızca Rocher de Bronze ya da Almanca Felsen de Brandung dediğimiz türden biri. Yani ateşin içindeki granit. Ona atılabilecek her şeye dayandı ve gerçeği söylüyor. İnsanlar Bundestag’da bile, CDU/CSU içinde bile, “O haklı” demeye başlıyor.

Şimdi, o devralırsa ne görmeyi bekleriz? Sanırım olacak ilk şey, kendisinin ya da yeni foreign minister’ının Moscow’ya uçup şunu söylemesi olur: “Bakın, bu kadar. Geçmişin policies’iyle hiçbir ilgimiz olsun istemiyoruz. Beğenmedik. Desteklemedik. Karşı çıktık. İş yapmak istiyoruz.” President Putin ne yapacak? “Artık sizi sevmiyoruz” mu diyecek? Tabii ki hayır. İş yapacak ve cheap energy akacak.

Her civilization için cheap energy hayati önemdedir. Eskiden cheap labor gibiydi. Cheap labor hâlâ iyidir. Ama cheap energy hayati bir zorunluluktur. O olmadan cheap credit olmaz. Cheap credit’iniz yoksa, ki bu ülkede on yıllardır bunun üzerinde çalışıyoruz, her şey durur. Şu anda bu KKR, BlackRock, bütün bu milyarlarca dolarlık private credit firmaları sıkıntıda. Liquidity’leri yok. Hayatta kalmak için yönetimleri altındaki assets’e karşı borçlanmaya çalışıyorlar. Batacaklar.

Demek istediğim şu: Alice Germany’yi oraya götürecek. “En büyük army’yi kuracağız” ya da “en büyük air force’u kuracağız” gibi bütün bu laflar pratik değil. Daha da önemlisi, gerekli bile değil. Weidel’ın anladığı bu ve bence German electorate de bunu giderek daha fazla anlıyor.

Yıllar önce bir film vardı, komediydi, harika bir filmdi. Sorun yaşayan ve Maine kıyılarında karaya oturan bir Russian submarine hakkındaydı. Russian mürettebatın captain’ı destek aramak için karaya çıkar ve sonunda local townspeople submarine’e yardım eder, Coast Guard, Navy ve herkes kalp krizi geçirmeden submarine’i tekrar denize çıkarırlar. Adı The Russians Are Coming’di. Ve bu yıllardır Western Europe’da mantra oldu.

Cold War sırasında 1970’lerde şaka yapardık: “Ah, Russians geliyor. Russians I-95’te New York’tan Philadelphia’ya gidiyor. Haberler 7’de.” Gülünçtü. Gelmiyorlardı. Şimdi de gelmiyorlar. Aklı başında kimse bunu yapmak istemez. Bence Germany ayağa kalkıp “artık yeter” dediğinde ve buna son verdiğinde, diğer herkes için çok zor olacak.

Bu installations’ın haritalanmasını ve bu drone’lar için rotaların yönlendirilmesini gündeme getirmemin nedeni şu: Bunların hepsi ya Baltic States üzerinden yapılıyor ya da Romania üzerinden Black Sea’ye doğru yapılıyor; oradan da Caucasus’a kadar hedefleri vuruyorlar. Bu çok tehlikeli. Russians gerçekten çok hayal kırıklığı içinde ve öfkeli. Ve yine gereksiz. Ama EU foreign minister’ı olan bu Kallas gibi dengesiz, mantıksız, tehlikeli insanlar var. Tanrı aşkına, European Union’a foreign minister olarak neden bir Estonian politician seçersiniz? Hadi ama. Absurd. Hiçbir anlamı yok.

Biliyorsunuz, New York City’de, LA’de, United States’in en büyük 15 ya da 20 şehrinde bu küçük ülkelerde olduğundan daha fazla insan var. Peki bu küçük ülkelerin var olma hakkı var mı? Kesinlikle. Russians tarafından ezilip yok edilme tehlikesi altındalar mı? Hayır. Ama bu saçmalık durmazsa ve bu uzun menzilli drone’ların inşasına yardım etme işinden çıkmazlarsa, Europeans’ın geri kalanı da bu components’ları Ukraine’de birleştirilebilsin diye göndermeye devam ederse, çünkü Ukrainians’ın FPV, first-person drones konusunda yardıma ihtiyacı yok; onları sonsuza kadar yapabilirler. Ama long-range drones, hayır, bu tamamen farklı bir mesele. Ve bu durmazsa, bir noktada Russians sabrını kaybedebilir.

Bu yüzden bence bu bir tür yarış. Germany ülkeye bu kadar zarar vermiş bu korkunç hükümeti sırtından atacak mı? Ve bunun en büyük kredisini alacak olan Merz ilk kişi değil. Merkel’in gelişine kadar geri gitmek zorundasınız. O devraldığından beri Germany cehenneme giden yolda. Bunun durması gerekiyor. Bu durursa ve Germany yeni leadership kazanırsa, bence Russians geri çekilip Berlin’den Moscow’ya yapılacak ziyareti bekleyecek.

Ama bu yakında olmazsa, o zaman Russians’ın Batı’da bunda rol oynayan manufacturing facilities ya da military facilities’e saldırı düzenleme ihtimali çok kesin şekilde gerçekleşebilir. Bence bu talihsiz olur çünkü Russia barışı kazanmanın eşiğinde.

Glenn: Yani Germany ya regime change yapacak ya da savaşa gidebiliriz.

Macgregor: Savaşa gidebiliriz derken, European iseniz kimsiniz? Şaka yapıyorum. Buna kalkışmayacaksınız. Bu saçmalık. Aslına bakarsanız...

Glenn: Sorun da bu zaten. Ama ne yapmak için savaşa gireceksiniz? Elinizde ne var? Orada hiçbir şey yok. Kimi kandırıyoruz? Yani bu bir şaka. “Bütün tanks, artillery pieces ve troops’u trenlere yüklemeniz, sonra trenleri Poland’a, sınıra kadar götürmeniz, orada inip büyük offensive için hazırlanmanız gerekiyor.” Hayır, hepsi trenlerde ölür. Her şey yok edilir. Precision-guided weapons daha oraya varmadan silip süpürür. Aptalca.

Peki Europeans ne yapıyor? Çünkü Baltic states üzerinden, sizin söylediğiniz gibi US yardımıyla bu saldırıları yaparken, aynı zamanda UK liderliğindeki yeni bir naval block’u Russians’a karşı kuruyorlar. Russia üzerinde baskı mı kuruyorlar yoksa aslında savaşamayacakları bir savaşa mı hazırlanıyorlar, emin değilim. Ama doğrudan bir kavga çıkarırlarsa ya da Russians artık Latvia veya Estonia’yı vurmak zorunda olduklarına karar verirse, ister düşürdükleri Ukrainian drones’u kullanarak onlara bir tür plausible deniability vererek ister doğrudan Latvia’ya missile strikes düzenleyerek; sizce United States kurtarmaya gelir mi?

Macgregor: United States nuclear weapons kullanmayacak. Diyelim ki Lithuania, Latvia, Estonia tarafından bu sözde Article 5 işletildi; United States’in Russia’ya nuclear weapons fırlatacağı fikri saçma. Bu olmayacak. O zaman soru şu: Bunu yapmayacaksak ne yapabiliriz?

Şu anda missile arsenal’ımızın üçte ikisinden fazlasını harcadık. Kesin rakamların ne olduğunu bilmiyorum. Önümüzdeki iki gün içinde çok, çok yakında fırlatır ve başka bir aşamaya geçersek, sanırım üçte ikisi harcanmış olmaktan, elimizde belki beşte birden az kalmış bir duruma düşeceğiz. O noktada ne yapabiliriz? Çok az. Çünkü missiles içeren bir attrition conflict’e gireceksek, bunu kaybedeceğiz; çünkü Russians daha fazlasını üretebilir, Chinese daha fazlasını üretebilir.

ve Chinese kesinlikle kenarda durup bizim Russia’yı hırpalamamızı ya da yok etmeye çalışmamızı izlemeyecek. Biliyorsunuz, sanırım mesele şu. Donald Trump birçok şeyi yapmak için seçildi ve insanlar onu kendi çıkarlarını temsil edecek güçlü, etkili bir lider sandılar. Öncelikle, Starmer’ın England, Scotland, Wales veya Northern Ireland’daki insanların çıkarlarını temsil ettiğinden daha fazla United States’te herhangi birinin çıkarını temsil etmiyor. Unutun. Etmiyor. Bu giderek daha açık hale geliyor. Macron, biliyorsunuz, bunu başkalarının tartışmasına bırakırım ama bence o da çok kırılgan bir zeminde. Meloni geri adım atmaya çalıştı, ama Italy için atması gereken decisive steps’i atmadı.

Peki Donald Trump’tan ne yapmasını bekliyoruz? Pek bir şey yapmasını beklemezdim çünkü aynı anda iki savaş yürütemeyiz. Savaşlar çok büyük sayıda missile exchanges içeriyorsa hiç yapamayız, çünkü bunların çoğu Middle East’te, US Central Command, yani CENTCOM bölgesinde harcanıyor. Elimizde sınırlı, sınırlı sayılar var.

Şimdi Donald Trump’ın China seyahatinden döndüğünde söylediği ve bence çok iyi olan şeylerden biri, Taiwan’ı savunmak için savaşa gitme saçmalığına esasen son vermesiydi. “Bunu yapamayız,” dedi. Yani fiilen söylediği şeyde haklı. “Taiwan China’dan 100 mil uzakta, ama bizim oraya ulaşmak için 6 ila 7 bin mil gitmemiz gerekiyor,” dedi. Birisi ona aklıselim konuşmuş. Kim olduğunu bilmiyorum. Her kimse Nobel Peace Prize’ı hak ediyor, çünkü United States’in China’ya karşı bir savaş çıkarmaya çalışmasından daha aptalca bir şey düşünemem.

China dünyanın en büyük fortress’ı. Biliyorsunuz, eski bir söz vardır: ships a fool to fight a fort; yani filolar kıyıdaki fortifications’ı ele geçiremez. Kıyıdaki fortifications’a dayanamazlar. Karadaki magazine’inizden her zaman bir gemideki magazine’inizden ateşleyebileceğinizden daha fazla missile ateşleyebilirsiniz. Bu yüzden “Hayır, bu olmayacak,” dedi. Teşekkürler President Trump. Tanrı sizi korusun. Bu hayati ve gerekli. China ve savaşa gitme konusundaki aptalca saçmalıklardan kurtulalım.

Bunun dışında, President Xi basitçe “Declining power’ın liderini ülkemde ağırlamaktan mutluyum,” dediği için küçük düşürüldü. “Rising power’ın lideri olarak sizi görmek büyük bir zevk.” Ne harika bir açıklama. Haksız mı? Tamamen değil. Haklı mı? Hayır, tamamen değil. Ama aptal değil. Bir mesaj gönderiyordu.

China dünyanın en büyük manufacturing base’i. Biliyorsunuz, bizim ürettiğimiz her bir rocket engine veya missile engine’e karşılık onlar muhtemelen 500 ila 1000 tane üretebilir. Bu basit bir gerçek. Ve bu World War II’ye kadar gider; Germans’a savaşı nasıl kaybettiklerini sorduğunuzda hemen lend lease derler, çünkü Soviet army bütün o trucks, bütün o jeeps, bütün o steel, bütün o trains, bütün o metal ve listeyi uzatın, bunlar olmadan Stalingrad’ın 50 mil ötesine bile gidemezdi. İmkansızdı. İşte bugün China ile karşı karşıya olduğumuz şey bu. China bizi dünyanın leading manufacturing power’ı olarak yerimizden etti. Bunun için Tanrı’ya şükür.

Bunun dışında o seyahatten sonra bildirilen her şey alakasız saçmalıktı. Bizi zengin edecek büyük anlaşmalar falan kapatmadık ve herhangi bir Chinese weakness’tan ya da başka bir şeyden faydalanmadık. Bunların hepsi saçmalık. Şimdi Washington’a geri döndü ve hâlâ Hotel California’da sıkışmış durumda; Persian Gulf denen Hotel California’da oturmamızın China’nın çıkarına olduğu onun için açık. Chinese bizim çıkmamıza yardım etmeyecek. Russians bizim çıkmamıza yardım etmeye çalıştı, ama onları dinlemiyoruz. Zaten belirttiğimiz nedenlerle posture’ımızı değiştirmeyeceğiz. Ama en azından China ile savaşma yönündeki şu aptal fikri üzerimizden attık. Bu harika.

Şimdi soru şu: Bundan sonra ne olacak? Ve bu bizi daha önce bulunduğumuz yere geri getiriyor. Bence önünüzde bir collision var. Bir tarafta Persian Gulf’taki gerçeklik var; o equation’ı değiştirecek capability’ye veya doğru force mix’e sahip değiliz. Onlarda var. Onu tutuyorlar. Bunu değiştirmek çok zor. Diğer tarafta ise American economy ve financial system denen şey var. Hangisi önce kırılacak? Soru bu. Cevabını bilmiyorum.

Evet. Eğer Iran war’ın ve Ukraine’deki savaşın da fişini çekebilirseniz, belki evet, bunun yerine rebuilding ve stabilizing sürecini başlatabiliriz. Neyse, zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Her zamanki gibi çok fascinating.

Tamam. Teşekkürler, Glenn.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol