Glenn Diesen

Colonel Lawrence Wilkerson: ABD, Iran Krizinde Zafer İlan Edip Çıkış Arıyor

Colonel Lawrence Wilkerson, ABD ordusunda uzun yıllar görev yaptıktan sonra Colin Powell döneminde ABD Dışişleri Bakanı özel kalem müdürlüğü yapan eski bir yetkili olarak, İngilizce yayımlanan bu podcast bölümünde İran, Russia, China, Ukraine ve ABD dış politikası üzerine değerlendirmelerde bulundu. Programda özellikle İran Dışişleri Bakanı’nın Russia’da President Vladimir Putin ile görüşmesi, Washington’ın Tehran’a yönelik yaklaşımı, Ukraine savaşı, BRICS ve uluslararası hukukun aşınması tartışıldı.

İran-Russia Görüşmesi ve Diplomasi Mesajı

Söyleşinin başında sunucu, İran Dışişleri Bakanı’nın Russia’ya giderek Putin ile görüşmesini gündeme getirdi ve her iki ülkenin de ABD’yi ortak hasım olarak gördüğü “varoluşsal” çatışmalar içinde olduğunu söyledi. Wilkerson ise bu görüşmenin önemini, Putin’in görüşme sonrasında verdiği mesaj üzerinden okuduğunu belirtti.

“Bana göre mesaj şuydu: İmparatorluğun yüzüne karşı, ‘Bu ülkenin müttefikleri var ve o müttefiklerden biri oldukça güçlü; o da benim,’ deniyordu,” diyen Lawrence Wilkerson, Russia’nın Iran’a diplomatik ve stratejik destek sunduğunu savundu. Wilkerson’a göre İran Dışişleri Bakanı’nın bundan sonra Beijing’e giderek Xi Jinping ile de görüşmesi gerekir.

Wilkerson bu bağlamda dünyada “üç gerçek diplomat” gördüğünü söyledi: Wang Yi, Sergey Lavrov ve Abbas Araghchi. Ona göre Araghchi, İran’daki gerçek güç dengelerine uygun hareket ediyor. Sunucunun aktardığı itiraza göre bazı yorumcular, Araghchi’nin yalnızca Islamic Revolutionary Guard Corps (IRGC; İslam Devrim Muhafızları Ordusu) ne isterse onu yaptığını savunuyor. Wilkerson buna itiraz etmedi, tersine bunu iyi diplomasinin tanımı olarak gördüğünü söyledi.

“İyi bir diplomat, liderliğinin kendisine söylediğini yapar; bunu incelikle, diplomasiyle ve maharetle yapar,” diyen Wilkerson, Araghchi’nin Putin ile görüşmesini bu yaklaşımın örneği olarak değerlendirdi. Ona göre Araghchi, kişisel kazanç peşinde koşan aktörlerden farklı olarak devletinin talimatlarını uyguluyor.

Ukraine, Minsk ve Diplomatik Çözümlerin Çöküşü

Sunucu, Russia ile Iran arasında başka bir benzerlik daha kurdu. Ona göre her iki ülkede de başlangıçta “makul” güvenlik taleplerinin diplomatik çözüm eksikliği nedeniyle daha büyük krizlere dönüştüğü görüldü. Russia açısından NATO’nun Ukraine’e genişlemesi bir varoluşsal tehdit olarak görüldü; Minsk anlaşmalarının ve Istanbul görüşmelerinin sabote edildiğini savunan sunucu, bunun toprak anlaşmazlığına dönüştüğünü belirtti.

Iran bakımından da benzer bir süreç yaşandığını söyledi. Sunucuya göre Tehran yıllardır ağır yaptırımlar altında yaşamak istemiyor, sınırlarında sürekli askeri tehdit görmek istemiyor ve Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı) üzerindeki kriz bu güvenlik kaygılarının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Wilkerson bu tabloyu daha geniş bir küresel mücadele çerçevesinde ele aldı.

Wilkerson’a Göre ABD China’ya Karşı Küresel Vekâlet Savaşı Yürütüyor

Wilkerson, yaşananları tek tek krizler olarak değil, ABD’nin China’ya karşı vekiller üzerinden yürüttüğü geniş bir küresel mücadele olarak gördüğünü söyledi. Bu mücadeleyi “yenilenmiş büyük oyun” diye niteledi. Ona göre sahnenin üst kısmı Arctic (Kuzey Kutbu), orta hattı Baltic states (Baltık devletleri), merkezi Ukraine, devamında Georgia, Azerbaijan, Armenia, Caucasus ve Central Asia, alt hattı ise Iran.

“China’ya karşı vekiller aracılığıyla küresel bir çatışma yürütüyoruz,” diyen Wilkerson, bu stratejinin Washington açısından büyük bir hata olduğunu savundu. Ona göre ABD iki araca aşırı bağımlı hale geldi: yaptırımlar ve askeri güç. “Bizim durumumuzda iki şey var: yaptırımlar ve askeri güç; askeri güç ve yaptırımlar,” diye vurguladı.

Wilkerson, Ukraine’de konuştuğu bir kişinin Volodymyr Zelensky’nin gitmesini istediğini ve anketlere göre Ukraynalıların yüzde 60 ila 80’inin de aynı düşüncede olduğunu söylediğini aktardı. Bu iddiaya göre Ukraynalılar savaşın bitmesini istiyor, ancak Ukraine daha büyük bir küresel mücadelenin piyonu haline gelmiş durumda. Wilkerson, Iran’ın da bu mücadelenin son halkası olduğunu belirtti.

BRICS, India ve Yeni Güç Dengesi

Wilkerson, BRICS’in yavaş ilerlese de mevcut uluslararası düzene alternatif olarak yükseldiğini söyledi. India’nın yaklaşan BRICS toplantısına ev sahipliği yapacağını belirtti ve India’nın yeni geliştirdiğini söylediği AGNI-5 füzesine dikkat çekti. Wilkerson’ın aktardığına göre bu füze saatte 30.000 kilometre hıza ulaşabiliyor, karayoluyla taşınabiliyor, 5.000 mil menzile sahip ve kapasitesi 7.000 mile kadar uzatılabiliyor.

“Bu, hiçbir Golden Dome’un durdurmayı hayal bile edemeyeceği inanılmaz bir füze,” diyen Wilkerson, India’nın nükleer kapasitesinin BRICS içindeki ağırlığını artırdığını savundu. Ona göre Russia, China ve India’nın birlikte oluşturduğu güç, ABD açısından küçümsenemez.

Wilkerson, ABD’nin bu ittifakı “bütün gün” karşısına alabileceğini ama sonunda kaybedeceğini söyledi. Bu kaybın yalnızca askeri değil, ekonomik ve jeopolitik sonuçları olacağını değerlendirdi.

Iran Savaşı ve Washington’ın Yanılgısı

Sunucu, Trump yönetiminin Iran’ın direncini ve ekonomik-askeri baskıya dayanma kapasitesini yanlış hesapladığını söyledi. Ona göre başlangıçta “hafta sonu zaferi” beklentisi vardı; ancak bu beklentinin çökeceği öngörülebilirdi. Wilkerson da Washington’ın çatışmanın doğasını anlamadığını belirtti.

“Onlar bunun yine gidip insanları bombalayacakları ve birkaç bomba düştükten sonra insanların boyun eğeceği bir iş olduğunu sandılar,” diyen Wilkerson, bunun gerçekleşmediğini söyledi. Ona göre ABD Hava Kuvvetleri’nin etkisi de bu yanılgıyı besliyor; çünkü Wilkerson’a göre Hava Kuvvetleri bombaların bütün sorunları çözeceğine inanıyor.

Wilkerson, Trump yönetiminin şimdi Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA; Kapsamlı Ortak Eylem Planı) benzeri ama “Trump zaferi” havası taşıyan bir anlaşma aradığını savundu. Ona göre Washington, ballistic missiles (balistik füzeler) gibi daha önce olmazsa olmaz saydığı talepleri geri plana atmaya hazır. Asıl amaç, Obama dönemindeki anlaşmadan daha iyi gösterilebilecek bir nükleer düzenleme bulmak.

“Zafer ilan edip çıkmanın yolu, Obama’nın elde ettiğinden daha iyi diye sunabileceğiniz bir nükleer anlaşmaya varmaktır,” diyen Wilkerson, Trump yönetiminin muhtemel çıkış stratejisini böyle özetledi. Bu anlaşmada yüksek zenginleştirilmiş uranyumun geçici veya fiilen kalıcı biçimde Russia’ya devredilmesi gibi bir unsur bulunabileceğini söyledi.

Strait of Hormuz ve Uluslararası Hukuk

Söyleşinin önemli başlıklarından biri de Strait of Hormuz oldu. Sunucu, Marco Rubio’nun bu boğazı “uluslararası sular” diye nitelediğini ancak bunun teknik olarak doğru olmadığını söyledi. United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS; Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) çerçevesinde geçiş hakkının tanındığını, ancak hem ABD’nin hem Iran’ın sözleşmeyi onaylamadığını hatırlattı.

Wilkerson, Law of the Sea Treaty (Deniz Hukuku Sözleşmesi) çerçevesine dönülmesini önerdi. Ona göre Strait of Malacca, Bab al-Mandab ve Strait of Hormuz gibi küresel ekonomi açısından kritik boğazlar için uluslararası hukuk temelinde pratik çözümler üretilebilir.

“Uluslararası hukuka dönmek istemiyoruz; uluslararası hukuk öldü deniyor,” diyen Wilkerson, bu yaklaşımın dünyayı Hobbesçu bir düzene, yani güçlünün yağma ve şiddetle kazandığı bir sisteme götürdüğünü söyledi. Ona göre UNCLOS çerçevesinde bir düzenleme Iran’ın taleplerinin yaklaşık yüzde 75’ini, ABD’nin taleplerinin yaklaşık yüzde 50’sini karşılayabilir ve en önemlisi dünyanın boğazın açık kalmasına duyduğu ihtiyaca yanıt verebilir.

Sunucu da II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası hukuk düzeninin güç dengesi sayesinde işlediğini, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dönemde Batı’nın kendi üzerindeki sınırlamaları gevşetirken başkalarından kurallara uymasını beklediğini söyledi. Ona göre çok kutuplu dünyaya dönüşle birlikte bu yaklaşım sürdürülemez hale geldi.

Nuclear Non-Proliferation Treaty ve Çifte Standart Tartışması

Sunucu, Nuclear Non-Proliferation Treaty (NPT; Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) üzerinden de çifte standart eleştirisi yaptı. Libya ve Iraq’ın kitle imha silahları programlarından vazgeçtikten sonra yıkıma uğradığını, North Korea ve Pakistan’ın ise nükleer silah geliştirerek güvende kaldığını söyledi. Bu mesajın dünyaya yanlış örnek sunduğunu savundu.

Iran’ın NPT’ye taraf olduğu için sivil nükleer program hakkına sahip olması gerektiğini, buna karşılık Israel’in NPT’yi imzalamadan nükleer silah edindiğini ve bunun sonucunda herhangi bir yaptırıma uğramadığını belirtti. Wilkerson bu değerlendirmeye katıldı ve özellikle Europe ile United States’in uluslararası hukuka uymasının başkalarından daha önemli olduğunu söyledi.

“İmparatorluklar bazen kısa vadede çıkarlarına aykırı, ama uzun vadede çıkarlarına uygun şeyler yapmak zorundadır,” diyen Wilkerson, ABD’nin bu fikri kaybettiğini savundu. Ona göre Donald Trump’ın zihninde uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda para dışında pek bir şey yer almıyor.

Baltic States, Russia ve Savaş Riski

Sunucu, Wilkerson’ın Baltic states’ın Russia ile savaş başlatmaya hevesli göründüğü yönündeki sözlerini açmasını istedi. Drone saldırılarının Baltic states üzerinden ya da doğrudan oradan yapıldığına dair iddialara değindi. Wilkerson, bu ülkelerin Russia ile sıcak savaş başlarsa NATO üyesi oldukları için ABD’nin geri döneceğini düşündüklerini söyledi.

“Eğer Russia ile savaşa girerseniz, kendi başınızasınız,” diyen Wilkerson, mevcut Trump yönetiminin NATO müttefiklerini otomatik olarak destekleyeceğine inanmadığını ifade etti. Lithuania, Latvia, Estonia, Norway ve Sweden gibi ülkelerin Russia ile savaşı istememesi gerektiğini söyledi.

Wilkerson’a göre Russia hem Ukraine hem de Southwest Asia (Güneybatı Asya) hattında baskı altındayken, Washington bu durumu China ve Russia’ya karşı daha büyük stratejinin bir parçası olarak kullanıyor olabilir. Ancak kendisi Trump yönetiminde Venezuela, Cuba, Turkey, Iran veya Ukraine bağlamında tutarlı bir strateji göremediğini söyledi.

Israel, Lebanon ve Netanyahu

Wilkerson, Israel Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya da sert eleştiriler yöneltti. Netanyahu’nun Iran konusunda rejim değişikliği beklentisiyle Washington’ı etkilediğini, ancak Lebanon’da büyük bir hata yaptığını söyledi. Israel’in ateşkese rağmen Lebanon’da gördüğü sivilleri öldürmeye devam etmesi halinde, ülkedeki muhtemel tek müttefiki olan hükümeti de kaybedeceğini savundu.

Wilkerson, Netanyahu’nun seçim dönemini atlatıp atlatamayacağının bile belirsiz olduğunu söyledi. Naftali Bennett ve Yair Lapid’in Netanyahu’dan daha iyi olmayacağını düşündüğünü ekledi. Ayrıca Israel’in Yahudi devleti olarak uzun vadede varlığını sürdüremeyeceği yönündeki önceki öngörüsünü yineledi; demokratik bir devlet olarak kalabileceğini, ancak mevcut apartheid benzeri düzenin sürdürülemeyeceğini savundu.

Iran’ın Barış Önerisi ve Trump’ın Muhtemel Yanıtı

Programın son bölümünde sunucu, Iran’ın ABD’ye bir barış önerisi sunduğunu ve Trump’ın bunu reddedeceğine dair işaretler olduğunu söyledi. Wilkerson, Trump açısından ilk ya da erken görünen bir öneriyi kabul etmenin zor olduğunu belirtti. Ona göre Trump, JCPOA’yı aşan bir anlaşma görüntüsü elde edene kadar müzakereyi sürdürmek isteyecektir.

Wilkerson, Trump yönetiminin ara seçimler yaklaşırken iç siyasete daha fazla odaklanacağını da savundu. Republican Party’nin ağır bir yenilgi yaşayacağını düşündüğünü söyledi ve Virginia’daki redistricting (seçim bölgesi sınırlarını yeniden çizme) oylamasını bunun işaretlerinden biri olarak gördüğünü belirtti.

Putin-Trump Telefonu ve ABD-Russia İlişkileri

Son soru, Iran Dışişleri Bakanı’nın Putin ile görüşmesinin ABD-Russia ilişkilerini nasıl etkileyeceği üzerineydi. Wilkerson, bunun büyük ölçüde Putin ile Trump arasında yapılacağını düşündüğü “kaçınılmaz” telefon görüşmesine bağlı olduğunu söyledi. Bu görüşmenin yakında gerçekleşmesini beklediğini belirtti.

Ona göre Putin, Trump’a Ukraine konusunda verdiği sözleri tutmadığını söyleyecek; Trump ise Putin’in, ABD’nin savaş halinde olduğu Iran’ın dışişleri bakanıyla yan yana durmasından rahatsızlığını dile getirecek. Wilkerson, iki liderin daha önce geçici de olsa bir tür uzlaşma çıkarabildiğini, ancak bu kez Trump’ın iç ve dış baskılar altında daha sınırlı hareket edebileceğini söyledi.

“Bu telefon görüşmesinin eli kulağında olduğunu düşünüyorum,” diyen Wilkerson, Trump’ın Putin, Xi Jinping, Modi ve BRICS karşısında aynı anda birçok dosyayla uğraşmak zorunda kalacağını belirtti. Ona göre Trump’ın kabinesi bu tabloyu yönetebilecek kapasite göstermiyor.

Giriş ve Düzeltme

Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Bugün bize Colonel Lawrence Wilkerson katılıyor. Kendisi Vietnam War sırasında 1960’ların ortalarında görev yapmaktan US Secretary of Defense’ın özel kalem müdürlüğüne kadar ABD ordusunda onlarca yıl geçirdi. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Lawrence Wilkerson: Secretary of State, Secretary of State.

Sunucu: Ah, ben... Bu hatayı daha önce de bir kez yapmıştım. Özür dilerim. US Secretary of State, Savunma Bakanı değil. Özür dilerim ve düzeltme için teşekkür ederim. Colin Powell’ın, diye de eklemeliyim; ki elbette Irak’ın işgaliyle birlikte United States için de oldukça sıkıntılı bir dönemdi ve sanırım bugünkü dönemimizle birçok paralellik var.

Iran, Russia ve Putin Görüşmesi

Sunucu: Son günlerde yaşananlarla başlamak istiyordum. Iran’ın dışişleri bakanı Russia’ya gitti ve şimdi President Putin ile görüştü. Bildiğiniz gibi iki ülke de kendilerini US’nin ortak hasım olduğu varoluşsal bir savaşta görüyor. Peki sizce bu görüşmenin önemi nedir?

Lawrence Wilkerson: Şimdi yapması gereken Beijing’e uğrayıp Xi Jinping’i görmek. Bence görüşmenin önemi, Putin’in görüşme sonrasında sarf ettiği sözlerle büyük ölçüde özetlenebilir. Bana biraz “al sana, imparatorluk” der gibiydi. Bunu sonuna kadar götüreceğini düşünüyor olabilirsin, ama peşine düştüğün bu ülkenin müttefikleri var. Müttefiklerinden biri de oldukça güçlü. O benim. Ve konuşmak istiyorsan, ben konuşmaya hazırım; ama bu savaşta fazla yol alamayacaksın. O halde neden bunu zorluyorsun? Ben bunu aşağı yukarı böyle okudum.

Ama beni gerçekten etkileyen şey şu; dün de bu konuda biraz kuşkucu olan başka biriyle konuştum. Dedim ki, “Dünyada üç gerçek diplomat var: Wang Yi, Sergey Lavrov ve Abbas Araghchi. Rüştlerini ispatlıyorlar.” O da buna karşılık olarak şöyle dedi: “O, IRGC ne diyorsa onu yapıyor çünkü kontrol onların elinde. Kontrol onların elinde. Islamic Republic of Iran’da IRGC dışında kontrol sahibi kimse yok. Dolayısıyla onların istediğini yapıyor.”

Ben de “Tam isabet, tam isabet” dedim. Gerçekten iyi bir diplomatın yaptığı şey tam da budur. Liderliği ona ne yapmasını söylüyorsa onu yapar. Ve bunu incelikle yapar. Söylemeye cüret edeyim, diplomasiyle yapar. Bunu en üst düzey becerilerle yapar. Sapmaz. Bir Witkoff değil, bir Kushner değil; görüşmelerin kenarında etkileyebilecekleri sözleşmelerden milyarlarca dolar kazanmak için orada değil. Mevcut haliyle ve ne ise o haliyle hükümeti için orada. Onların talimatını yerine getiriyor ve bunu iyi yapıyor. Putin ile bu görüşme de bunun mükemmel bir örneğiydi.

Diplomatik Çözüm Eksikliği

Sunucu: Elbette sizin görüşünüz olabilir, benimki de var. Ben ayrıca iki ülkenin ortak başka yönleri olduğunu da düşünüyordum. Diplomatik çözümlerin yokluğu, başlangıçta oldukça makul olan taleplerin bir ölçüde tırmanmasına yol açtı. Russia başlangıçta Ukraine’in tarafsızlığının yeniden tesis edilmesi gibi bazı taleplerde bulunuyordu; yani NATO’nun Ukraine’e doğru ilerleyişi varoluşsal bir tehdit olarak görülüyordu. Fakat siyasi irade ya da çözüm olmayınca bu, Rusların artık NATO’nun eline geçmesini göze alamayacakları toprakları kontrol etmeye çalıştığı bir toprak anlaşmazlığına dönüştü.

Iranlılara gelince, onların da oldukça makul güvenlik kaygıları olduğu görülüyor. Onlar onlarca yıl daha felç edici yaptırımlar altında yaşayamazlar. Sınırlarında sürekli askeri tehditler istemiyorlar. Bu da esasen Hormuz krizine dönüştü; çünkü burayı kontrol etmek onlara sadece tazminat elde etme ve Iran’ı tehdit etmeyi bırakmaları için ülkelere baskı yapma imkanı vermiyor, aynı zamanda US üslerine ev sahipliği yapmamaları için de baskı yaratıyor. Eğer ciddi müzakereler olsaydı, bunlardan bazıları çözülebilirdi. Ama Ruslar Minsk agreement’ın yedi yıl boyunca sabote edildiğini, Istanbul’un sabote edildiğini gördüler. Iran’ın da iki ilk müzakeresi sürpriz saldırılarla sonuçlandı ve şimdi de bu müzakereler ciddi görünmüyor.

Buradan nereye gidiyoruz? Bu esasen Iran ve Russia’da, yani Iran’a odaklanırsak, taraflardan birinin teslim olmasıyla bitecek bir savaş mı olacak? Yoksa bir ortak zemin olduğunu düşünüyor musunuz?

Küresel Mücadele ve China’ya Karşı Vekiller

Lawrence Wilkerson: İzin verirseniz, baştaki kavrayışıma geri döneyim. Bunu sizinle mi uzun uzun konuştum, yoksa başkalarıyla mı, hiç hatırlamıyorum; ama burada biraz tekrar edeyim. Bence baktığımız şey, daha önce defalarca söylediğim gibi, küresel bir mücadele içinde olduğumuz gerçeğidir. İsterseniz buna yenilenmiş Great Game deyin; ama küresel bir mücadele içindeyiz.

Bunun şu anda büyük ölçüde Arctic’te geliştiğini görüyorum. Çünkü Russia, China’nın talebi üzerine China’yı Arctic’e davet etti. Biz ise China örneğin Arctic Council üyesi olmak istediğinde bunu reddetmiştik. Russia esasen şunu söylüyor: Arctic’teki kıyı şeridimi benimle paylaşabilirsin. Bu kıyı şeridi de en uzun ve en etkili olanı. Canada’nın birkaç kilometre fazlası olabilir, ama ticaret ve başka şeyler için yeni bir geçit olacak alanda en etkili kıyı Russia’da.

Tiyatronun üst kısmı bu. Orta kısmı, isterseniz böyle diyelim, Baltic ve Russia ile savaş başlatmak için ellerinden geleni yapan Baltic states. Tiyatronun merkezi Ukraine. Onun yanında Georgia, Azerbaijan, Armenia ve genel olarak Caucasus var; daha da genel anlamda Central Asia var. En altta ise Iran var.

Bütün mesele bu. Donald Trump bunu biliyor mu, bilmiyorum. Bildiğini sanmıyorum. Bunu bilemeyecek kadar aptal. Ama Donald Trump’ın arkasında bunu bilen insanlar var. Pentagon’da bunu bilen insanlar var. Pete Hegseth’i kastetmiyorum. Biz China ile vekiller üzerinden küresel bir çatışma yürütüyoruz. Stratejik yelpazenin en üst düzeyinde bütün mesele bu.

Eğer yaptığımız hatalar açısından bunu takip etmiyorsanız, bu imparatorluğu benim ortadan kalkacağını düşündüğüm süreden çok daha kısa zamanda ortadan kaldıracak şeyi kaçırıyorsunuz demektir. Ortadan kalkmak derken 340 milyon insan yok olacak demek istemiyorum. İmparatorluğun gücünün hızla azaldığını kastediyorum. Ve bunların hepsi Donald Trump’ın liderliği altında oluyor. Hepsi Pete Hegseth ve Marco Rubio’nun liderliği altında oluyor. Bu yüzden ne yaptıklarına dair biraz olsun fikirleri olduğunu düşünmek zorundayım.

Elbette yaptıkları şey, aptal insanların yaptığı şey. Clausewitz bu tür şeylerle doludur. Kaybederken, ne yapıyorlarsa ona daha fazla yüklenirler. Bizim durumumuzda bu iki şeyden ibaret: yaptırımlar ve askeri güç. Askeri güç ve yaptırımlar.

Ukraine, BRICS ve Stratejik Denge

China’nın peşine çeşitli vekiller üzerinden düşmemize işte böyle bir manzara içinde bakmak gerekir. Bu sabah Ukraine’den, Zelensky’nin gitmesini isteyen biriyle uzun bir konuşma yaptım. Onun gitmesini istiyor ve bana anketlerden söz etti; ben de kuşku duymuyorum. Anketler, Ukraynalıların yüzde 60 ila 80’inin onun da gitmesini istediğini gösteriyormuş. Ama anketleri o yönetiyor. Ukraine’den çıkan sözü o yönetiyor. Çoğu insan bunu anlamıyor.

Ukraynalılar bunun durmasını istiyor. Bitmesini istiyorlar. Ben de ona şunu söylüyorum: Üzgünüm, bu bitmeyecek; çünkü siz çok daha büyük bir küresel mücadelenin piyonu konumundasınız ve Iran bunun sadece son bölümü.

Bence Putin ve özellikle Xi Jinping gibi diğer liderler, ayrıca India’da Modi de bunu görüyor. Bildiğiniz gibi, anladığım kadarıyla gelecek ay India’da bir sonraki BRICS konferansına ev sahipliği yapacak. Az önce de gerçekten ilginç bazı bilgilere rastladım. AGNI-5’i geliştirmişler; sanırım adı bu. Saatte 30.000 kilometre hızında bir füze. Evet, doğru duydunuz: saatte 30.000 kilometre. Karayoluyla taşınabiliyor. Yolda dikey konuma getirilebiliyor, yoldan ateşlenebiliyor. 5.000 millik menzili var; uzatılırsa 7.000 mil kapasiteye sahip. Bu, hiçbir Golden Dome’un durdurmayı hayal bile edemeyeceği inanılmaz bir füze. Ve elbette nükleer savaş başlıkları var.

Dolayısıyla BRICS elbette bir alternatif olarak ortaya çıkıyor, ama çok yavaş ortaya çıkıyor. Belki bu süreç onu hızlandıracak, ivme kazandıracak. Ama Russia ve China gibi ittifakları ne olursa olsun tek tek ülkelerin bütün bunlara itiraz etmesinin alternatifi olarak yükseliyor. Yani dünyada yüzde 60 veya daha fazlası bütün bunlara itiraz edecek.

Iran Krizi ve İmparatorluğun Sorunları

Iran çatışması bunun içine giriyor; onun altında da kendi jeopolitik tartışma düzeyinin altındaki zorunlulukları var. Bunlar şunlar gibi şeyler: Bu saçmalığı sürdürürsek Haziran’da resesyona girebiliriz. Eylül’e kadar depresyona, küresel depresyona girebiliriz.

Benim için büyük soru şu: Bizi yöneten aptallar, Rubio, Hegseth ve Trump, perde arkasındaki insanların talimatıyla buna daha ne kadar devam edecek? Perde arkasındaki insanlar onları biraz dürtmeye başlayacak mı? Çünkü bunun felaket olacağını anlıyorlar. Tabii hepsi gemiyi terk etmeye hazırlanmadıysa. Hepsi bir anlamda başka bir yere gitmek üzere sıraya girmediyse. Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Ama bunun olduğunu görüyorum ve izlerken sürekli kendi kendime şunu düşünüyorum: Dostum, bu bir felaket. Bu bir felaket.

Russia’nın Monroe Doctrine’i yeniden ihlal edip Cuba’ya bir gemi daha göndermesinden, Turkey’de Erdogan’ın Cuba’ya yardım göndermeye karar vermesine, Iran’da olanlara ve başka yerlerde yaşananlara kadar; imparatorluk, yani Washington, Donald Trump’ın yüzeysel düzeyinde bütün bunlardan habersiz görünüyor.

Peki bundan nasıl çıkarız? Kendi sonumuza doğru gerçekten hızlanan bu ivmeyi nasıl durdururuz? Aynı zamanda derinleşen iç sorunlarımızla nasıl baş ederiz? Trump’tan ve bu yönetimden nasıl kurtuluruz ki ne yaptığımıza dair biraz akıl gelsin?

Bu stratejiyi sürdürmek istiyorsanız, tamam. Bu bir stratejidir. Bunu yapabilirsiniz. Ama daha akıllı olmalısınız. Daha akıllı olmak zorundasınız, çünkü diğer taraf aptal değil. Ve diğer taraf, Southwest Asia dahil olmak üzere, kazanıyor. Yüksek oranlara geri dönün: Iran’ın kazanmak için yapması gereken tek şey kaybetmemek. Bizim kazanmak için yapmamız gereken şey ise muhteşem bir zafer elde etmek. Muhteşem bir zafer kazanmak.

Netanyahu, Lebanon ve Liderlik Boşluğu

BB şu anda Lebanon’da birdenbire aptal olduğunu kanıtlıyor. Ben onun zeki olduğunu düşünürdüm. Sinsi, aklını yitirmiş, cinayet eğilimli, manyakça ve benzeri şeyler olabilir; evet, bütün bunlar. Soykırımcı, bütün bunlar. Bir Hitler, evet, bütün bunlar. Ama kendisini neredeyse gözünün önünde yok edecek bir şeye girişmemesi gerektiğini anlayacak kadar zeki olduğunu sanıyordum. Ve bunu Lebanon’da yapıyor. Bunu Lebanon’da yapıyor. Biz de buna yardım ve yataklık ediyoruz. Elbette hangi ölçüde bilmiyorum, ama yardım ve yataklık ettiğimizi düşünüyorum. Mühimmat, bunun gibi şeyler.

Yani bu kaba bir özet, ama başımız dertte. İmparatorlukta büyük bir belanın içindeyiz ve hiçbir liderliğimiz yok. Ne olup bittiğini bilen, bunu anlayan ve en azından yarı akıllı bir şekilde bununla baş edebilecek hiçbir liderlik yok.

US’nin Iran’ı Yanlış Okuması

Sunucu: Görünüşe göre bu kriz birçok düzeyde işliyor. Trump yönetimi şu anda bir krizde. Hatta US republic’in bile, kesinlikle US empire’ın, ama aynı zamanda daha geniş uluslararası sistemin de krizde olduğunu söyleyebilirsiniz. Şu anda her şey çatlıyor gibi görünüyor.

Iran’a karşı savaş konusunda merak ediyorum: Sadece ilk saldırı ve yenilebileceği varsayımı değil, aynı zamanda varsayılan çıkış stratejisi ya da buna son vermek istiyorlarsa ne tür bir barışı kabullenmek zorunda kalacaklarını kabul edememeleri... US’nin Iran’ın direncini ve bütün bu ekonomik ve askeri acıyı göğüsleme isteğini nasıl yanlış değerlendirdiğini nasıl görüyorsunuz? Çünkü başlangıçtaki varsayım, sanki hafta sonu zaferi olacakmış gibi görünüyordu. Bunun korkunç şekilde yanlış gideceği çok öngörülebilirdi. Sizce bu duruma nasıl düştüler?

Lawrence Wilkerson: Daha önce birçok kez söylediğim gibi, çatışmanın doğasını kavramadılar. Bunun, gidip insanları bombaladıkları ve birkaç bomba ya da çok sayıda bomba düştükten sonra o insanların uyumlu hale geleceği başka bir iş olduğunu düşündüler. Bu olmuyor. Bu yüzden ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Joint Chiefs of Staff başkanının bir Air Force subayı olması bence bunu gerçekten besliyor. Çünkü Air Force, imparatorluk içinde bombaların bütün sorunları çözdüğünü düşünen kuvvettir. Çözmezler. Hiç çözmediler. Hiç çözmeyecekler.

Bence şu anda, Trump’ın çevresindeki taktik dili biraz ayrıştırırsanız, umutsuzca JCPOA kadar iyi diyebileceğim ama üzerinde Trumpvari zafer aurası bulunan bir şey aradıkları bir noktadayız. Bunu kaçış yoluna böyle indirgediler. Bu, Netanyahu’nun ya da Naftali Bennett ve Lapid’in bunu berbat etmeyeceği varsayımına dayanıyor; ki muhtemelen bunu yapmaya çalışacaklar.

Yapmak istedikleri şey, JCPOA benzeri ama JCPOA’dan çok daha iyi görünen bir anlaşmaya ulaşmak. Daha uzun bir zaman çizelgesi olacak, IAEA’nın denetleyebileceği daha fazla şey içerecek vesaire. Hâlâ bize ait olan o alçak örgüt. Ve savaştan, Obama’nın elde ettiğinden daha iyi bir şey aldıkları zaferiyle çıkacaklar. “Trump’ın size ne kazandırdığına bakın. Nükleer program konusunda ne yaptığımıza bakın.”

Bence bunu büyük ölçüde buna indirgediler. Balistik füzeleri unutmaya hazırlar. Bir zamanlar bu savaşı bırakıp bırakmayacağımızı belirlemek açısından kesinlikle vazgeçilmez dediğimiz bütün diğer şeyleri unutmaya hazırlar. Sadece ellerinde tutup “İstediğimizi başardık” diyebilecekleri bir nükleer anlaşma arıyorlar.

Bu muhtemelen Russia gibi birinin yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu geçici bir süre için ya da fiilen sonsuza kadar almasını içerir. Bilmiyorum. Ama bence şu anda bu çatışmanın ilk bakışta sona erdirilmesi bakımından bulundukları yer bu.

Bunu elde edip edemeyeceklerini bilmiyorum. İranlılar akıllılarsa, ki akıllılar, bunu fark edecekler ve muhtemelen buna uyup bir anlaşma çıkaracaklar. Bu en azından bombalamayı durdurur ve belki boğaz bir tür normal işleyişe geri döner. Bilmiyorum.

Uluslararası Hukuk ve Deniz Hukuku

Geçen gün, sanırım dün, Turkish radio’da bir yorum yaptım. Tanrım, artık takip edemiyorum. Vali Nasr da oradaydı; London’da yaşayan bir İranlı. Bunu biraz küçümsediler. Ama ben şunu söyledim: Law of the Sea Treaty’ye geri dönerseniz, sadece büyük ölçüde imparatorluk tarafından yaratılmış neredeyse tamamen yok olmuş uluslararası hukuka geri dönmüş olmazsınız; aynı zamanda bunun için bazı pratik çözümleriniz olur.

Law of the Sea Treaty içinde takımadalar ve boğazlar, Malacca Strait, Bab el-Mandeb ve Strait of Hormuz gibi belirli boğazlar ve dünyada ekonomik geçiş ve bu geçişin küresel başarısı için gerçekten kritik olan birkaç başka boğaz hakkında bir çerçeve oluşturabilirsiniz. Iran’ın kabul edeceği ve bizim de kabul edeceğimiz, antlaşmaya uygun ve Law of the Sea Treaty rejimini yeniden canlandıran bir düzenleme şekillendirebilirsiniz. Bunu neden yapmıyoruz?

Çünkü kimse istemiyor. Benim uğraştığım şeyin karakteristiği bu. Kimse uluslararası hukuka dönmek istemiyor. Uluslararası hukuk öldü.

Eğer oraya gitmek istiyorsanız, o zaman tamamen Hobbesçu olmak istiyorsunuz demektir. John Mearsheimer’a katılmak istiyorsunuz; dünyanın yeniden Hobbes’a göre döndüğünü ve artık uluslararası hukuk, International Criminal Court, Law of the Sea Treaty, hiçbir şey olmayacağını söylemek istiyorsunuz. Sadece tecavüze, yağmaya ve talana geri dönüyoruz. Yağmalamak ve tecavüz etmek için en büyük silaha sahip olan kazanacak. Gittiğimiz yer burası. Bunu anlamıyorum.

Neden bunun en azından bir yönünü diriltmek, ona biraz güç vermek, biraz başarı kazandırmak istemiyoruz? Biliyorum, United Nations şu anda aciz durumda; özellikle bu secretary general ve bu security council ile. Ama deneyelim. Deneyelim. Geri dönüp diyelim ki, tamam, bu boğaz konusunda Law of the Sea Treaty’yi işletmeye koyacağız. Bu çok önemli bir boğaz. İlginçtir, antlaşmayı benim okuma biçimime göre, Iran’ın görünüşe göre pratikte istediği şeylerin yaklaşık %75’ine uyarsınız ve bizim istediğimiz şeylerin yaklaşık %50’sine uyarsınız. Ama en önemlisi, dünyanın boğazın açık ve işler durumda kalması ihtiyacına uyarsınız. Ve bütün bu gemileri aradan çıkarabilirsiniz. İnsanları yeniden harekete geçirebilirsiniz. Ama muhtemelen bunu yapmayacağız; çünkü bir, uluslararası hukuku anlamıyoruz; iki, Law of the Sea Treaty’ye taraf değiliz, her ne kadar ona uyacağımızı söylemiş olsak ve büyük ölçüde uysak da, üstelik onun en büyük uygulayıcısı biziz. İmparatorluğun freedom of navigation operations dediği şey nedir? Law of the Sea Treaty ve onun uygulanmasından başka neyle ilgilidir? Glenn, bu insanları anlamıyorum. Onları gerçekten anlamıyorum; ancak başlangıçtaki yorumlarıma geri dönünce anlıyorum: Hepsi China’ya ve belki China, India, Russia, genel olarak BRICS konsorsiyumuna büyük ölçekte kaybetmekten öylesine korkuyor ki bunu durdurmak için her şeyi yaparlar. Herkesi öldürürler. Herkesi bombalarlar. Herkese yaptırım uygularlar. Bunu durdurmak için her şeyi yaparlar.

Evet. Sanırım Hegseth’i gördüm; hayır, pardon, Marco Rubio Strait of Hormuz’dan international waters diye söz etmişti. Teknik olarak international waters değil; ama sizin de belirttiğiniz gibi United Nations Convention on the Law of the Sea buna geçiş, yani transit passage, geçiş amacıyla geçiş izni veriyor. Sorun şu ki ne United States ne de Iran aslında United Nations Convention on the Law of the Sea’yi onayladı. Sizin de söylediğiniz gibi, ikisinin de tam olarak yapması gereken şey bu. Bence uluslararası hukukun rolü bu. Zamanımızın sorunlarından biri de bu; çünkü World War II’den sonra UN Charter uyarınca kurulan uluslararası hukuk, güç dengesi varken anlamlıydı. Böylece iki taraf da karşı taraftan karşılıklılık görmek karşılığında kendilerine bazı kısıtlamalar getirmeyi kabul etmek için bir teşvike sahipti. Cold War’dan sonra ise, eğer devletler kendilerini dengelemiyorsa, political West’in kendi üzerindeki kısıtlamaları atmaya başlayacağını varsayardınız; humanitarian interventionism, democracy promotion gibi yeni kavramları benimser, bizim üzerimizdeki kısıtlamaları kaldıran ama başkalarının üzerinde tutan her şeyi kabul ederdi. Bu tek kutuplu bir dünyada öngörülebilirdi; çünkü tek bir merkez varken neden kendi kendini sınırlayan bir hukuk istesin? Ama şimdi çok kutuplu bir dünyaya yönelirken, hatta zaten geri dönmüşken, bizim muafiyet aradığımız kurallara başka ülkelerin uyacağını varsaymak pek mantıklı değil.

Ama United Nations’a ve özellikle UNCLOS’a yeniden biraz güç kazandırmanın bundan daha iyi yolu ne olabilir? Iran, Non-Proliferation Treaty’ye ve additional protocol’e taraf olduğu için, hatta benim State’teyken anladığım kadarıyla nuclear program’ları konusunda United Nations’a verdikleri sözler ve yazılı taahhütler bakımından bunun da ötesine gittikleri için hak iddia ediyor; ama Law of the Sea Treaty’ye taraf değiller. Hadi ama ülke, böyle seçip ayıklayamazsın. Daha çok imparatorluğa benziyorsun. Bunu yapamazsın. Ve bunun neden böyle olduğunu biliyorum; çünkü Ahmadinejad bana New York’ta UN General Assembly grubunda nedenini söylemişti. Evet, Strait of Hormuz’a bakıyorsunuz ve onun UNCLOS tarafından yönetilmesini istemediğinizi söylüyorsunuz. Kusura bakma dostum, böyle seçip ayıklayamazsın. Eğer düzgün bir secretary general’ımız olsaydı, Helen Clark gibi biri secretary general olsaydı, biz onun secretary general olmasını engellemeseydik, dünya sahnesinde bazı sert çıkışlar olurdu. Ayağa kalkıp şöyle derdi: “Siz sersemler, içeri girin ve bu boğaz meselesini düzeltin. İsterseniz size yardım ederim. Yanımda çekiç de getiririm.” Böyle çalışmaları gerekir. Ama öyle çalışmıyorlar. Ve öyle çalışmamalarının nedeni, Guterres’in cesaretinin olmaması. Yüreği yok. Onu seçtiğimizde tam da bu nedenle seçtik.

Evet. Uluslararası hukuk konusunda, sanırım Non-Proliferation Treaty iyi bir örnek. Her şeyden önce uluslararası hukuk bir anlam ifade etmeli. Kurallara uymakta bir çıkar olmalı. Proliferation’a bakarsam, Libya ve Iraq gibi weapons of mass destruction programlarından vazgeçen ülkeler yok edildi; North Korea ve Pakistan gibi nuclear weapons geliştiren ülkeler ise güvende. Yani bu, dünyaya verilmek istenen mesajın tam tersi. Iran için de aynı şey geçerli. Non-Proliferation Treaty’yi imzaladılar. Dolayısıyla sivil bir nuclear program hakları olmalı; ama şimdi kendilerine bunun olmadığı söyleniyor. Bu arada Israel bunu imzalamadı, nuclear weapons edindi ve hiçbir sonucu yok. Bunu ancak bir süre yapabilirsiniz; sonunda dokunun, uluslararası hukukun kendisinin, çözülmeye başladığını görürsünüz. Ama katılıyorum, çözümün sadece çekip gitmek ve kaosu kucaklamak olması gerektiğini düşünmüyorum. Onu canlandırmak için bazı çabalar olmalı. Ama benim noktam hep şu: O zaman biz de onu kabul etmeliyiz; çünkü unipolar moment bitti. Biz muafiyet isterken başkalarından kurallara uymalarını talep edemeyiz.

Yüzde yüz katılıyorum. Hatta eğer özellikle Europe ve United States’ten söz ediyorsanız, bizim uymamızın diğerlerinden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu bizim yapmamız kesinlikle önemli; çünkü Mao Zedong’un uluslararası hukukun silahın namlusundan çıktığı yönündeki sözünü uygulama zamanı geldiğinde, gerçek uygulayıcılar biziz. Russia, China, US, belki India; biz onun uygulayıcılarıyız. Ve eğer biz onu uygulamayı reddedersek, o aciz kalır. Gülünç olur. Ve bazen özellikle imparatorlukların, kısa vadede çıkarlarına aykırı ama uzun vadede çıkarlarına uygun şeyler yapmaları gerekir. Bu fikri kaybettik. Bu kavramı kaybettik. Bunun Donald Trump’ın zihnine girdiğinden bile emin değilim. Donald Trump’ın aklına ulusların ilişkileri konusunda paradan başka herhangi bir şey girdiğinden emin değilim.

Evet. Hegseth’in international law’dan US’i kısıtlayan bir şey olarak söz ettiğini duyduğumda, evet, öyledir. Hukukun yaptığı şey budur. Kısıtlar.

Ama diğer adamı da kısıtlar. Varsayım, diğer adamın kendisinin kısıtlanmasına izin vereceğidir. Eğer bizim tarafımız bunu yapmıyorsa, bu saçmadır. Yine, eğer tek kutuplu bir güç dağılımı varsa, bu bir süre devam edebilir; ama başka hiçbir durumda değil. Ama daha önce söylediğiniz bir şeyi ele almak istiyorum. Baltic states’in Russia ile savaş başlatmaya çok hevesli göründüğünü söylediniz. Sanırım Russia’ya yönelik drone saldırılarına atıf yapıyorsunuz; artık bunların Baltic States’ten kaynaklandığı az çok doğrulanmış gibi. Poland ve Baltic States üzerinden sadece transit geçtiklerinden bile şüphe ederim; çünkü bu oldukça uzun bir uçuş. Baltic states’ten fırlatılıyor olmaları neredeyse daha muhtemel görünüyor. Peki sizce bu ne anlama geliyor? Çünkü Americans artık Europeans’ın arkasında durmazken Russia ile savaş çıkarmak için garip bir zaman. Savaş Europe’un istediği yönde gitmediğinde tırmandırma ihtiyacı olduğunu anlıyorum; ama bu intihar gibi görünüyor.

Bunu, sizin az önce bitirdiğiniz terimler dışında açıklayamam: intihar. Yani NATO üyesiyle Russia arasında gerçek, sıcak bir savaş başlatırlarsa bizim geri döneceğimizi düşünüyorlar. Zilleri ve banjolarıyla geri döneceğiz. Tam olarak geri döneceğiz. Başka seçeneğimiz olmayacak. Onlara bir haberim var. En azından bu administration, görebildiğim kadarıyla, böyle düşünmüyor. Russia ile savaşa girerseniz, yalnızsınız. Lithuania, Latvia, Estonia, Norway, Sweden. Russia ile savaş istemezsiniz. Gerçekten istemezsiniz. Özellikle de şu anda iki cephede sıkışmış bir Russia’yla: Southwest Asian theater ve Ukrainian theater. Ve imparatorluk, Ukraine’de mücadelenin bir yönünde temelde başarılı oluyor; o da Ukraine konusunda gerçekliği inkâr etmek. Söylediğim gibi, Ukraine’de anketlerden söz eden kadın, bence dürüst davranıyor. Onu epeydir takip ediyorum. Yüzdenin ne olduğunu bilmiyorum; ama Ukrainianların yarıdan çok fazlası bu lanet savaşın bitmesini istiyor. Bitmesini istiyorlar. Çocuklarını çalıp cephe hatlarına koymak için gelen birliklerin durmasını istiyorlar. Öldürmenin durmasını istiyorlar. Ölmenin durmasını istiyorlar. Ama Zelensky ısrar ediyor; çünkü Europeans bir ölçüde, America da bir ölçüde, hatta dün duyduğum ve güvenilir olduğunu düşündüğüm bir şeye göre düşündüğümden daha büyük ölçüde, Zelensky’yi hâlâ yüzde yüz destekliyor. Hâlâ ona gizlice bir şeyler sokuyoruz, hâlâ açıkça bir şeyler gönderiyoruz.

Yani tamam, China ile savaş hâlindesiniz; ama China ile bu savaşta, bu sahte savaşta, China ile büyük savaştan önceki bu aşamada, bütün bu kayıpları kabul etmeye hazır mısınız? Görünen cevap evet. Baltic Sea ve ona bitişik bölgeler bakımından da görünen cevap sanırım şu: Tamam, eğer ayıyı mağarasında vurmak istiyorsanız, tabiri caizse, buyurun. Bizim açımızdan sorun yok. Ben telefona çıkar, St. Petersburg’u ya da Moscow’u ya da Putin her neredeyse orayı arar ve derim ki: “Bu ben değilim. Kendiniz halledin.” Sonra neşeyle uzaklaşıp derim ki: “Bize en çok karşı olan insanlar, China ve Russia için bir sorun daha yaratıldı.” Bilmiyorum Glenn. Gerçekten bilmiyorum. Bu administration’da herhangi bir tutarlılık bulamıyorum. Hiçbir şekilde. Hiçbir alanda; Venezuela alanında, Cuba alanında ve şimdi Turkey Cuba’ya yardım ediyor. Yani Cuba adına Monroe Doctrine’i ihlal eden iki ülkemiz var. Anladığım kadarıyla Russia’ya ait başka bir tanker de Cuba’ya doğru gidiyor, o da petrol dolu. Ve bize yönelen bu daha geniş strategy dokusu karşısında sergileyecek taktiklerden başka bir şeyimiz yok gibi görünüyor.

India’daki bu BRICS meeting’de duvarda bir sinek olmayı isterdim. Özellikle Modi’nin ne söyleyeceğini ve bunun Russia ve China tarafından nasıl etkileneceğini ve buna nasıl uyarlanacağını duymak isterdim; çünkü bu gruptaki üç formidable power gerçekten formidable powers. India, nüfusu ve dediğim gibi büyüyen military capability’si nedeniyle. Bu missile, AGNI-5, görünüşe göre India’daki DRDO ya da development and something tarafından geliştirildi. İnanılmaz bir missile. Bizdeki her şeyden daha iyi. Hakkında yayımlanan bilgiler doğruysa arsenal’ımızdaki her şeyden daha iyi. Ve nuclear. Dolayısıyla bu, sadece Russia ve China ortak olsa bile gelişmekte olan formidable bir alliance. Ama India da içinde olunca ve ardından diğer Asian countries duvardaki yazıyı gördükleri için gelince, bu formidable bir alliance. Bu alliance’a bütün gün meydan okuyabiliriz. Kaybedeceğiz. Hem de fena kaybedeceğiz.

Evet. Russia konusunda ise sanırım Otto von Bismarck’ın buna benzer bir şey söylediği rivayet edilir: Russian bear’ı mağarasından çıkarmak kolaydır, ama onu geri sokmak çok daha zordur. Bence içinde bulunduğumuz durumu özetliyor. Russia ile bir conflict kışkırtmak istiyorsanız, evet, bu bir şeydir; ama işe yaramazsa, Iranians konusunda olduğu gibi, bu bir decapitation strike idi; Russians konusunda ise onları kan kaybından bitirmekti. Ama işe yaramadığında, bunu sona erdirmenin bir yolu yok. Bence aynı sorunu şimdi Iran’da görüyoruz. Yine, sanırım bunun biraz kumar olduğu düşünüldü. Eğer decapitation strike işe yaramazsa, tamam, buna son veririz ve China ile başka bir gün ilgileniriz. Ama öyle görünüyor ki Iranians, işlerin eskiden olduğu hâle dönmeyi reddetti. Bu yüzden merak ediyordum: Iran’da US için esaslı bir defeat olursa, sizce bu aslında ne anlama gelir? Sanırım military defeat olmaz. US Army yenilmeyecek. Ama political, geopolitical ve aynı zamanda economic defeat olur, değil mi?

Bence bu konuda mümkün olduğunca çok yalan söyleyecekler ve hâlâ onlara inanan bir MAGA tabanları var. Bunu bir başarı olarak şekillendirecekler ve dediğim gibi, Iran’ın nuclear program konusunda kendileriyle yaptığı her türlü agreement’ı çıkarıp Obama’dan daha iyi, başarılı diye sunacaklar; herkes talep ettiğimiz diğer bütün şeyleri unutacak, çünkü meselenin merkezinde bu olacak. Belki de uranium’un beş yıl boyunca Russia’ya gitmesi ya da Iranians’ın çok değil ama epey bir şeyden vazgeçmiş gibi görüneceği başka bir hüküm gibi gerçekten görünür ve açık bir şey içerecek. Bilmiyorum. Ama şu anda konuştukları şeyin merkezinde zafer ilan edip çıkmak olduğunu hissediyorum. Ve zafer ilan etme biçiminiz, Obama’nın başardığından daha iyi diye övünebileceğiniz bir tür nuclear agreement elde etmektir. Hepsi bu. Şu anda sınırlı bakışları bu; ballistic missiles’dan Iran’da bir daha asla hiç uranium olmayacağına, asıl olarak da regime change’e kadar konuştukları bütün bu geniş şeylerden sonra. Elbette Bibi’nin istediği buydu ve Bibi’nin o artık çokça haberleştirilen toplantıda onlara söylediği şey de buydu: bunun mümkün olduğu, çok kolay mümkün olduğu. Şimdi Bibi’ye bakın, Lebanon’da neredeyse kaybediyor. Yani Lebanon’da fena dayak yiyorlar. Ve çok yakında, eğer yaptıklarını yapmaya devam ederlerse, yani ceasefire olmasına rağmen herhangi bir günün herhangi bir anında ufukta görünen her Lebanese citizen’ı öldürmeye devam ederlerse, Lebanon’daki sahip oldukları tek olası ally’ı bile yok edecekler; o da elbette government. Ve işi bitti. Toast oldu. Bu election period’u atlatıp atlatamayacağı gerçekten çok tartışmalı; hem yeniden seçilmek bakımından atlatmak, hem de belki hayatta kalmak bakımından atlatmak. Ama kim bilir. Lapid ve Bennett’in Netanyahu’dan daha iyi olacağını da düşünmüyorum. Dolayısıyla hâlâ aynı sorunumuz var; sadece Israel’de bu sorunu yöneten brain power bakımından, tabiri caizse, daha sönük bir ışığımız var. Ve hâlâ varsayımıma ve tahminime bağlıyım; varsayım değil, prediction: Israel bir Jewish state olarak burada olmayacak. Bitti. Gerçek bir democracy olarak, bugün olduğu apartheid state değil, üyesi olabilecek bütün citizens’ı barındıran bir democratic state olarak kalabilir. Ve sonunda elbette Palestinian population Jewish population’ı aşacak; bu artık zor olmayacak çünkü daha önce söylediğim gibi, sanırım bir milyon, bir buçuk milyon kişinin çoktan ayrıldığını duydum. Artık safe haven değil. Bütün o European Jews’a verilen vaat buydu. Güvenli bir sığınağa ihtiyacınız var. Oraya gidin. Palestine’a gidin. Güvenli bir sığınağınız olacak. Sizin olacak. Vesaire vesaire. Güvenli değil. Hiç güvenli değil. O bomb shelters olmasaydı, Israel’in yarısı şu anda ölmüş olurdu.

Hayır, bence bu wars bittikten sonra dünya çok farklı görünecek. Son sorum, belki de bu soruyla başlamalıydım: Iran yakın zamanda United States’e bir proposal sundu ve Trump’ın Iranian offer’ı reddedeceğine dair bazı işaretler var; en azından böyle bir sinyal veriyor, eğer zaten reddetmediyse. Bu peace proposal hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence Trump iseniz bunu yapmak zorundasınız, çünkü ilk, yani offer karşısında bu kadar istekli görünemezsiniz. Bu ilk offer değil, ama premature görünen herhangi bir offer karşısında böyle görünemezsiniz. O an gelene kadar fight etmek zorundasınız; JCPOA’yı yeniden yapabileceğiniz ana kadar. Joint Comprehensive Plan of Action. Akronimi şimdi bile karıştırıyorum. Bunu gündelik dilde, sunuş biçiminizde aşana kadar, buna olumsuz etki edecek gibi görünen şeyleri kabul edemezsiniz. Yani Iranians’ı en azından mesele buymuş gibi görünen şeyler gönderecekleri noktaya kadar indirmeniz gerekir; sonra victory ilan eder ve çekilirsiniz. Bu Netanyahu’yu hiç memnun etmeyecek. Ve bunun China’ya karşı bu campaign’de belki de en önemli, değilse bile en önemli theaters’dan biri olduğunu düşünen powers’ı da memnun etmeyecek.

Şimdi, Southern Railroad’a ne kadar damage verdiğimizi bilmiyorum. China’nın bunu repair etme kapasitesinin, Iran’ın repair etme kapasitesinin ne olduğunu bilmiyorum. Bunun Iranian priority list’in en üstünde olacağından şüpheliyim. Muhtemelen Chinese için olacak ama; ve bunu yapmalarına yardım etmek için Chinese’e Iran içinde sahada ek access sağlayacak. Ama bunun, giderek midterms’te kendilerinin ve onlarla birlikte Republican Party’nin kesinlikle darmadağın edileceği gerçeği tarafından esir alınacak bu administration için herhangi bir fark yaratacağından emin değilim. Virginia’nın redistricting meselesindeki son vote’unun bunun iyi bir göstergesi olduğunu düşünüyorum, ama bu sadece bir gösterge. Bence ülke genelinde başkaları da var ve onlar için daha da kötüye gidecek.

Dolayısıyla focus’ları giderek domestic olacak; özellikle de benim gözümde administration’daki en iğrenç insanlar, Hegseth hariç, çünkü onun focus’u elbette overseas olacak. Ama midterms’e yaklaşırken bence tamamen consumed olacaklar; ya durumu tersine çevirmeye çalışmak için ortaya attıkları hilekârlık ve düpedüz dalaverelerle, ya da çok kötü kaybedecekleri durumun kendisiyle, ya da ikisiyle birden. Muhtemelen ikisiyle de. Bence Republican Party için bir disaster, tam anlamıyla utter disaster olacak.

Son bir son soru sıkıştırayım. Şimdi Iranian foreign minister ile Putin arasındaki, pardon, evet, Russia’daki meeting, Russians’ın artık Iran’ı destekleme konusunda tamamen all in olduğunu signal ediyor gibi görünüyor. Sence bu US-Russian relationship’i herhangi bir şekilde etkiler mi? Çünkü biliyorsun, Ukraine’deki kendi proxy war’larını çözmeye çalışıyorlar. Ve bence Moscow’da da patience biraz tükeniyor. Bu bir ölçüde Putin için muhtemelen iyi olacak, çünkü US hâlâ Russia’ya karşı bir proxy war yürütürken, bu tamamen fake diplomacy ile oyun oynuyor gibi görünerek essentially weak görülüyor. Ama sence bu US ile Russia arasındaki relations’ı nasıl şekillendirecek, nasıl sarsacak?

Bence bu, Putin ile Trump arasında kaçınılmaz olan phone call’a bağlı olabilir. Ne kadar yakında olur, kimse bilemez. Benim tahminim sooner than later olur. Ve testy bir phone call olacak. Her iki adam da muhtemelen amenities, pleasantries vesaireyle başlayacak; sonra Putin, Ukraine konusunda söz verdiğin şeyi yapmadın ve bundan çok çok mutsuzum diyecek; Trump da, şu anda en şiddetli biçimde war halinde olduğum ülkenin foreign minister’ıyla yan yana durdun ve onun tarafında olduğunu söyledin diyecek; sonra oradan nereye giderse gidecek. Ama iki adamın bir şekilde bir şeyler yoluna koyma alışkanlığı var, ne kadar ephemeral olursa olsun; özellikle Trump tarafında.

Ama bence bunun, bu work out’un, bu solution’ın o kadar ephemeral olmama ihtimali en az 50-50; çünkü az önce anlattığım bütün şeyler var ve Trump bile giderek daha fazla farkında olduğunu belli etti. Şimdi Epstein’dan hiç bahsetmedim bile. Ne zaman bir şey elime alsam o ugly head’ini yeniden kaldırıyor. Ve hâlâ orada. Hâlâ full bore gidiyor. Iran bunu silip süpürmedi. Belki MAGA core için silmiştir, ama Americans’ın %60’ı için silmedi. Dolayısıyla domestically uğraşması gereken bütün bu problems var; bunun yanında Putin, nihayetinde Xi Jinping ve belki Modi ve genel olarak BRICS var. Bununla başa çıkacak wherewithal’ın kafasında, brain’inde olup olmadığını bilmiyorum. O zaman şu soruyu sormak gerekir: cabinet’inde var mı? Ben Bessent’e bakıyorum, Patel’e bakıyorum, Rubio’ya bakıyorum, Hegseth’e bakıyorum ve hayır, yok diyorum. O halde Putin bu işten Trump’ın tutmayacağı promises’larla, ya da daha kötüsü, hiçbir promise olmadan nasıl çıkmaz? Ama bence o phone call imminent.

Her zamanki gibi, seninle konuşmak büyük pleasure, dostum. Ve düşüncelerini paylaştığın için çok teşekkür ederim; evet, harika bir gün geçir.

Sen de. Kendine iyi bak ve hail Norway.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol