Jack Matlock: “Soğuk Savaş Galipler Olmadan Müzakereyle Bitti, NATO’nun Genişlemesi Büyük Hataydı”
İngilizce yayınlanan podcast bölümünde sunucu, ABD’nin eski Soviet Union (Sovyetler Birliği) Büyükelçisi Jack Matlock ile Soğuk Savaş’ın sona ermesi, NATO’nun genişlemesi, Russia ile ilişkilerin neden bozulduğu ve Ukraine savaşına giden sürecin nasıl şekillendiği üzerine konuştu. Matlock, özellikle 1980’lerin sonunda President Reagan döneminde yürütülen diplomasiye tanıklık etmiş bir isim olarak, Batı’da Soğuk Savaş sonrası döneme dair yerleşik birçok anlatının hatalı olduğunu savundu.
Soğuk Savaş’ın Sonuna Dair Yanlış Anlatılar
Matlock’a göre Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ilgili en temel yanlışlardan biri, bunun Soviet Union’ın dağılmasıyla gerçekleştiği fikriydi. “Soğuk Savaş, Soviet Union dağılmadan en az iki yıl önce ideolojik ve pratik olarak bitmişti,” diyen Jack Matlock, “Soviet Union Batı ittifakının baskısıyla yıkılmadı; iç baskılar nedeniyle dağıldı” şeklinde değerlendirdi.
Matlock, ikinci büyük yanlış anlamanın “kazananlar ve kaybedenler” anlatısı olduğunu söyledi. Ona göre United States ve Batı’nın Soğuk Savaş’ı kazandığı, Russia’nın ise kaybettiği fikri doğru değildi. Süreç, iki tarafın çıkarına olan müzakere edilmiş bir kapanıştı. “Soğuk Savaş’ı galipler olmadan, müzakere yoluyla sona erdirdik,” diyen Matlock, bu sonucun Gorbachev’in komünist ideolojiyi terk etmesiyle mümkün olduğunu belirtti.
Matlock, Gorbachev’in Soviet Union’ı “European system” içine taşımaya çalıştığını, 1988’de United Nations (Birleşmiş Milletler) konuşmasında “ortak European home” fikrini savunduğunu hatırlattı. Buna karşılık President Bush ve Prime Minister Margaret Thatcher gibi Batılı liderlerin de “Europe whole and free” ifadesini kullandığını söyledi. Matlock’a göre 1991’e gelindiğinde Avrupa gerçekten de “bütün ve özgür” hale gelmişti; ancak daha sonra bu fırsat değerlendirilemedi.
NATO’nun Doğuya Genişlemeyeceği Sözü
Söyleşide en geniş yer tutan başlıklardan biri NATO’nun doğuya genişlemeyeceğine dair verilen güvenceydi. Sunucu, bu konunun medya ve akademide sık sık tartışıldığını, birçok kişinin böyle bir söz verilmediğini savunduğunu hatırlattı. Matlock ise sözün verildiğini, ancak anlaşma metinlerine yazılmadığını belirtti.
Matlock, Secretary of State James Baker’ın Şubat 1989’da Moscow’a giderek Gorbachev’e united Germany’nin NATO içinde kalmasının daha iyi olup olmayacağını sorduğunu anlattı. Bu tartışma, German reunification (Almanya’nın birleşmesi) sürecinin merkezindeydi. Matlock’a göre Soviet Union’ın Germany ve Eastern Europe üzerinde World War II sonrasında doğan bazı yasal hakları vardı; bu nedenle birleşmenin meşruiyeti için Moscow’un onayı gerekiyordu.
“Gorbachev, NATO’nun herhangi bir genişlemesinin kabul edilemez olacağını söyledi,” diyen Matlock, buna rağmen Gorbachev’in American military presence’ın Avrupa’da istikrar sağlayıcı bir rol oynayabileceğini kabul ettiğini aktardı. Ancak Gorbachev’in, United States’in bu rol için Avrupa’da 300 bin askere ihtiyaç duymadığını da söylediğini ekledi.
Matlock, President Bush ile Gorbachev’in Malta’da Soğuk Savaş’ın resmen bittiğini ilan ederken iki temel unsur üzerinde anlaştığını söyledi: Soviet Union Eastern Europe’da sistemi korumak için güç kullanmayacak, United States de bundan faydalanmaya çalışmayacaktı. Matlock, Bush’un bu taahhüdü Gorbachev’e yazılı bir mektupla yinelediğini ve mektubu bizzat kendisinin teslim ettiğini belirtti.
NATO’nun Savunma İttifakından Saldırı Aracına Dönüşmesi
Matlock, 1990’larda NATO genişlemesi tartışmaları başladığında Senate Foreign Relations Committee (Senato Dış İlişkiler Komitesi) önünde bunun uzun vadede “felaket” olacağını söylediğini anlattı. Ona göre NATO, başlangıçta Soviet Union’ın Western Europe’a saldırmasını engellemek için kurulmuş bir savunma ittifakıydı. Ancak genişleme ve “out of area or out of business” yaklaşımı, yani NATO’nun Avrupa dışında askeri güç kullanması gerektiği fikri, ittifakın karakterini değiştirdi.
“İster yazılı bir anlaşma olsun ister olmasın, NATO’yu genişletmeye başlamak büyük bir hataydı,” diyen Jack Matlock, Russia’nın asıl kaygısının NATO treaty Article 5 (5. Madde) değil, askeri üsler olduğunu söyledi. Matlock, Washington’daki Russian ambassador’ın kendisine “Biz Article 5’ten endişe etmiyoruz; bu ülkelere saldırmayacağız. Biz üslerden endişe ediyoruz” dediğini aktardı.
Matlock, 2+4 Agreement içinde eski East Germany topraklarında yabancı asker ya da nuclear weapons konuşlandırılmaması hükmünün bulunduğunu hatırlattı. Buna rağmen 1990’larda NATO’nun Serbia’ya karşı kullanıldığını ve bunun Russia ile United States arasında ciddi gerilim yarattığını savundu. Serbia’nın hiçbir NATO ülkesine saldırmadığını belirten Matlock, bunun NATO’nun savunma ittifakı olmaktan uzaklaştığının ilk göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.
Soviet Union’ın Dağılması ve Ukraine’nin Nükleer Silahları
Matlock, Soviet Union’ın Batı baskısıyla değil, iç dinamiklerle dağıldığını vurguladı. Hatta President George H. W. Bush yönetiminin Baltic states (Baltık ülkeleri) dışında Soviet Union’ın gönüllü bir federasyon olarak kalmasını tercih ettiğini söyledi. Bush’un Kyiv’de Ukrainian Parliament’a yaptığı konuşmada Gorbachev’in federasyonuna katılmayı tavsiye ettiğini ve “intihara varan milliyetçilikten” kaçınmaları gerektiğini söylediğini hatırlattı.
Ukraine’nin Soviet Union sonrası nuclear weapons’ı elinde tutması gerektiği yönündeki bugünkü argümanlara da karşı çıktı. Matlock’a göre bu silahlar siyasi ya da pratik olarak hiçbir zaman Ukraine’nin kontrolünde değildi; kodlar Moscow’daydı ve silahların önemli kısmı zaten arms control treaties (silah kontrol anlaşmaları) kapsamında imha edilecekti. “Ukraine o silahları elinde tutsaydı Russia saldırmazdı argümanı hiçbir zaman pratik ya da siyasi bir ihtimal değildi,” diyen Matlock, United States’in asıl kaygısının nükleer teknolojinin devlet dışı aktörlere sızması olduğunu söyledi.
Ortak Avrupa Güvenlik Mimarisi Neden Kurulamadı?
Sunucu, Charter of Paris for a New Europe ve Organization for Security and Cooperation in Europe (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) gibi girişimlere rağmen neden ortak bir Avrupa güvenlik mimarisi kurulamadığını sordu. Matlock, bunun başlıca nedenlerinden birinin United States iç politikası olduğunu söyledi. Pennsylvania ve Illinois gibi kararsız eyaletlerde Eastern European kökenli seçmenlerin NATO genişlemesini güçlü biçimde desteklediğini belirtti.
Matlock, Senato’da NATO genişlemesine karşı ifade verdikten sonra bazı kişilerin kendisine “pratik olmasını” söylediğini anlattı. Ona göre gerekçe, president’ın bu eyaletlerin electoral votes’una ihtiyaç duymasıydı. İkinci etken olarak neoconservatives’in yükselişini gösterdi. Reagan ve ilk Bush yönetimlerinin bu çevreleri kenarda tuttuğunu, çünkü onların arms control negotiations’a karşı çıktığını ve regime change fikrine yakın durduğunu savundu.
“Reagan’ın ideali, komünizmin çılgınca bir fikir olduğu ama Sovyetler bunu istiyorsa bunun onların işi olduğu yönündeydi,” diyen Matlock, asıl itirazın Soviet Union’ın bu sistemi başka ülkelere dayatmasına olduğunu belirtti. Ona göre Soğuk Savaş sonrası United States, kendisini “sole superpower” olarak görmeye başladı ve “unipolar world” anlayışı dış politikaya yön verdi.
Ukraine, 2008 NATO Kararı ve 2014 Krizi
Matlock, 21. yüzyılda NATO genişlemesinin daha tehlikeli hale geldiğini savundu. Özellikle Romania ve Poland’daki antiballistic missile sistemlerini Russia açısından hassas gördü. Bu sistemlerin yazılıma bağlı olarak savunma ya da saldırı amaçlı kullanılabileceğini söyledi. President Putin’in 2007 Munich konuşmasında NATO genişlemesini ve üsleri açıkça tehdit olarak gördüğünü dile getirdiğini hatırlattı.
Matlock’a göre Obama yönetimi döneminde United States ve Western European allies, Ukraine’de Batı yanlısı bir hükümet oluşması için bilinçli şekilde çalıştı. Bunun Moscow’daki herhangi bir hükümet için kabul edilemez olacağını savundu. United States’in Western Hemisphere (Batı Yarımküre) içinde dış güç genişlemesini savaş nedeni sayabildiğini hatırlatarak Cuban Missile Crisis (Küba Füze Krizi) örneğini verdi.
Matlock, 1961’de Moscow’da bulunduğunu ve Cuban Missile Crisis sırasında Khrushchev’in açıklamalarını çevirdiğini söyledi. United States’in Turkey ve Italy’de Soviet Union’a ulaşabilecek nuclear weapons bulundurmasına rağmen Cuba’ya Soviet missiles yerleştirilmesini kabul etmediğini hatırlattı. Bu deneyimden hareketle Ukraine’nin iç siyasetine Russia’nın iradesine karşı yön vermeye çalışmanın “hafif ifadeyle iyi bir fikir olmadığını” belirtti.
“2008’de United States’in ısrarıyla NATO’nun Ukraine ve Georgia’nın bir gün üye olacağını ilan etmesi büyük sorunlar yaratacaktı,” diyen Matlock, o dönemde anketlerin Ukrainians’ın üçte ikisinin NATO üyeliği istemediğini gösterdiğini söyledi. Ukraine’nin giderek bölündüğünü ve siyasetin Western Ukraine tarafından şekillendirildiğini savundu. Ayrıca bugünkü Ukraine borders’ın Hitler ve Stalin tarafından oluşturulduğunu iddia ederek bunun Russia’da nasıl yankılandığının düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Diplomasi Normlarının Aşınması
Sunucu, günümüz Batılı liderlerinin Russia ile security concerns (güvenlik kaygıları) hakkında konuşmaktan kaçındığını, Germany’de Friedrich Merz, France’ta Emmanuel Macron, United Kingdom’da Keir Starmer ve United States’te Donald Trump gibi liderlerin savaş diline yöneldiğini söyledi. Matlock bu durumu açıklayamadığını, ancak eski diplomasi normlarının terk edildiğini düşündüğünü ifade etti.
Matlock, democracy kavramının hem süreç hem etiket olarak kullanıldığını, ancak etiketlemenin yanıltıcı olabileceğini savundu. United States’in tam anlamıyla demokrasi değil, bir republic olduğunu ve güncel analizlere göre bir oligarchy tarafından yönetildiğini öne sürdü. Ona göre “democracies” ve “non-democracies” arasında ahlaki bir ayrım kurup United States’e demokrasiyi yayma görevi yüklemek, Soviet Union’ın proletarian revolution yayma anlayışına benziyordu.
Matlock, human rights ifadesi yerine civil rights denmesi gerektiğini savundu. İnsanların dünyaya haklarla değil, başkalarına tamamen bağımlı olarak geldiğini söyledi. Ona göre her büyük civilization kendi değerlerini ve hak anlayışını tanımlar; bir ülkenin kendi değerleri adına başka ülkelere müdahale etmesi büyük zorluklar yaratır.
Minsk, Nord Stream ve Batı’nın Ukraine Politikası
Matlock, Germany’nin Nord Stream pipeline’ın yok edilmesini tolere etmesini anlayamadığını söyledi. Germany’nin yüksek enerji maliyetleri nedeniyle rekabet gücünü kaybettiğini savundu. Western Europeans’ın Ukraine’yi yalnızca demokratik bir toplum olarak görmesini de eleştirdi; Ukraine’nin dünyanın en az demokratik ve en yolsuz ülkelerinden biri olduğunu iddia etti. Bunun Ukrainians’ın kötü insanlar olduğu anlamına gelmediğini, Russian ve Ukrainian bilen biri olarak bunun trajik olduğunu söyledi.
Minsk Agreement (Minsk Anlaşması) hakkında konuşurken, Russia’nın 2015’te Crimea’yı almış olmasına rağmen Putin’in Donbas’ın Russia’ya katılmasını reddettiğini ve Ukraine’nin Russian language’a siyasi geçerlilik tanıması, ayrıca amnesty sağlaması gerektiğini savunduğunu aktardı. Matlock’a göre France ve Germany anlaşmaya taraf olmasına rağmen Ukraine’ye askeri destek vermeyi sürdürdü. Eski German chancellor’ın daha sonra Minsk’i Ukraine’nin ordusunu güçlendirmesi için imzaladıklarını söylediğini belirtti.
Matlock, Putin’in Ukraine’yi işgal ederek “korkunç bir hata” yaptığını ve bunu haklı göstermediğini açıkça söyledi. Ancak United States ve bazı NATO müttefiklerinin Serbia, Iraq ve Libya’da yaptığı müdahalelerin de uluslararası hukuk ve sonuçları bakımından dikkate alınması gerektiğini savundu. Iraq savaşının “uydurulmuş” nuclear weapons gerekçesine dayandığını, yüz binlerce kişinin ölmüş olabileceğini ve aşırı İslamcı grupların yeniden güçlenmesine katkı sağladığını söyledi.
Regime Change Tehlikesi ve China’nın Yükselen Rolü
Matlock, Russia’da regime change çağrılarını tehlikeli bulduğunu belirtti. Putin’in güç yoluyla devrilmesi halinde daha kötü bir yönetimin gelebileceğini, Russia içinde nükleer güçlerin kullanılmasını savunan çevreler bulunduğunu söyledi. Western Europeans’ın Ukraine’ye Russia’yı vurmak için kullanılan silahlar göndermesinin tırmanma riski yarattığını ifade etti.
Daha geniş bağlamda Matlock, China’nın ekonomik ve siyasi olarak bu durumdan faydalandığını savundu. Ona göre dünyanın büyük kısmına China, barış isteyen ve onu destekleyen tek büyük güç gibi görünüyor. “Batı’daki kibir ve durumu yanlış anlamamız yüzünden birçok alanda liderliği China’ya bırakıyoruz,” diyen Matlock, China’nın alternative energy, engineering ve electric cars alanlarında ilerlediğini söyledi. Bunun China hükümetinin iç politikalarını onayladığı anlamına gelmediğini de ekledi.
Söyleşinin sonunda Near East (Yakın Doğu) ve Pope Leo’ya da değinen Matlock, Papa Leo ile United States başkanı arasındaki son temasların önemli olduğunu söyledi. Catholic olmadığını belirten Matlock, buna rağmen “American Pope”un dünyaya duyması gereken bir şeyi söylediğini ifade etti. Sunucu ise artık kimsenin barıştan söz etmemesini büyük bir trajedi olarak nitelendirdi; Ukraine’de yüz binlerce insan ölürken Avrupalı liderlerin Russia ile güvenlik mimarisi üzerine ciddi bir görüşme yapmadığını söyledi. Matlock, programı kendisini dinledikleri için teşekkür ederek kapattı.
Giriş
Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Bugün yanımızda Jack Matlock var; 1980'lerin sonunda President Reagan ile birlikte Soğuk Savaş'ın sona erdirilmesine yönelik müzakerelere büyük katkı sunmuş, ABD'nin Soviet Union büyükelçisi. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim, efendim.
Jack Matlock: Sizinle olmak güzel. Beni konuk ettiğiniz için teşekkür ederim.
Sunucu: Kitaplarınızın, çalışmalarınızın ve tabii diplomasi ile tarihe katkılarınızın büyük bir hayranıyım. Oldukça etkileyici. Çalışmalarınızdan hareketle, başlamak için iyi bir yerin şu olacağını düşündüm: Sizin bakış açınıza göre Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ilgili başlıca yanlış anlamalar nelerdir?
Soğuk Savaş'ın Sona Ermesi
Jack Matlock: Yorumcuların çoğu arasında birkaç ciddi yanlış anlama olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce, Soğuk Savaş'ın Soviet Union'ın dağılmasıyla sona erdiği fikri yanlıştır. Soğuk Savaş, ideolojik ve pratik olarak Soviet Union dağılmadan en az iki yıl önce bitmişti.
İkincisi, Soğuk Savaş'ta kazananlar ve kaybedenler olduğu, bir şekilde United States ve West'in kazandığı, Russia'nın ise kaybettiği fikri de oldukça yanlıştır. Biz Soğuk Savaş'ın sona ermesini iki ülkenin ve aslında herkesin çıkarına olacak şekilde müzakere ettik. Bu, galiplerin olmadığı bir müzakereyle sona erişti.
Bu sona eriş, Gorbachev'in Soğuk Savaş'a baştan neden olan ideolojiyi, yani bizim siyasi sistemimizle ve West'teki yaşam biçimlerimizle tamamen bağdaşmayan komünist ideolojiyi terk etmesi sayesinde gerçekleşti. Fikir şuydu: Dünya çapında bir proleter devrim olacak, önce sosyalist, sonra komünist olacak bir toplum ortaya çıkacak ve devlet fiilen sönümlenecekti. Elbette Soviet Union'da ve diğer komünist ülkelerde olan şey, devletin her şeyin kontrolünü ele geçirmesiydi. Onların sosyalist sistem dedikleri şey, pratikte devlet tekelci kapitalizmi durumuydu. Fakat bu artık terk ediliyordu.
Aynı zamanda Gorbachev, Soviet Union'ı, denebilir ki, Avrupa sistemine dahil etmeye çalışıyordu. German unification gibi meseleleri müzakere ederken zaman zaman şunu söylediğini hatırlıyorum: Eğer Germany'nin West Germany'nin belirlediği şartlarda birleşmesine izin verirse, NATO'nun doğuya doğru genişlemeyeceği konusunda ona güvence vermiştik.
Daha da önce, President Bush ve Gorbachev Malta'da buluşup Soğuk Savaş'ın resmen sona erdiğini ilan ettiklerinde, şartlardan biri Soviet Union'ın Eastern Europe'daki sistemi korumak için güç kullanmaması, United States'in de bundan yararlanmamasıydı. Bu açıklanmıştı ve yazılıydı. Hatta President Bush, o toplantıdan döndüğümüzde Gorbachev'e götürdüğüm bir mektupta bu taahhüdü yineledi.
Dolayısıyla Soğuk Savaş'ın Soviet Union için bir yenilgi olduğu ya da Soviet Union'ın Western Alliance'ın baskısı yüzünden dağıldığı fikirleri basitçe yanlıştır. Soviet Union iç baskılar nedeniyle dağıldı ve Soğuk Savaş devam etmiş olsaydı muhtemelen dağılmayacaktı. Bence bu temel yanlış anlamalar, sonrasında yapılan birçok hatayı besledi.
NATO Genişlemesi Sözü
Sunucu: German reunification sonrasında NATO'nun asla genişlemeyeceğine dair bu söz medyada sık sık çok hararetli bir konu haline geliyor. Birçok siyasetçi, akademisyen ve gazeteci buna itiraz ediyor. Böyle bir söz verilmediğini ya da bunun bir yanlış anlama olduğunu söylüyorlar. Fakat bu söz birkaç kez verilmişti, değil mi?
Jack Matlock: Evet, söz verildi. Antlaşmalara dahil edilmedi, ama söz verildi. Biraz daha ayrıntıya gireyim. Şubat 1989'da Secretary of State Baker Moscow'ya geldiğinde, o dönemin sıcak konusu German unification meselesiydi, çünkü East Germany'deki komünist rejim bir bakıma devrilmişti.
Öncelikle United States şunu söyledi: Bunu “two plus four” formatı dediğimiz çerçevede müzakere etmemiz gerekiyor. Avrupalılar ve diğerleri, “Ne demek istiyorsunuz, bizi bunun dışında mı tutuyorsunuz?” dediler. Biz de dedik ki: “Bakın, temel meseleler United States ile Soviet Union arasında. Müttefiklerimizle ne yaptığımızı koordine edeceğiz, fakat bunu başlangıçta doğrudan Soviet Union ile çözmemiz gerekiyor.”
Fikir, bir anlaşmaya varmamız ve ardından bunu müttefiklerimize, yani World War II'nin diğer galiplerine götürmemizdi. World War II'nin sonunda bir tarafta France, Britain ve United States, diğer tarafta Soviet Union arasında belirli anlaşmalar vardı. Bunların bazıları Soviet Union'a Germany ve Eastern Europe'da haklar veriyordu. Germany'nin birleşmesini hukuken meşrulaştırmak için Soviet Union'ın hukuki onayına ihtiyacımız vardı.
Baker o yılın Şubat ayında Moscow'ya geldiğinde Gorbachev'e bir öneri sundu. “Bunu düşünün” dedi. Bu anlamda ortaya bir fikir atıyordu. NATO'dan kopmuş bir Germany yerine, NATO üyesi birleşik bir Germany'nin daha iyi olmayacağını söyledi. Çünkü, diye ima etmeye başladı, sonuçta Germany'nin nükleer silahlara yönelmemesini, geçmişte izlediği politikaları yeniden izlememesini sağlamamız gerekecekti ve bunun için NATO'ya ihtiyacımız vardı.
Gorbachev ise NATO'nun herhangi bir genişlemesinin elbette kabul edilemez olacağını söyledi. Fakat Baker'ın ortaya koyduğu noktaları anladı. Ayrıca şunu ekledi: “Biliyorsunuz, Soviet Union'ın politikası sizi Avrupa'dan askeri olarak dışlamaya çalışmaktı, fakat şimdi bir miktar Amerikan askeri varlığının istikrar sağlayıcı bir etkisi olabileceğini anlıyoruz. Bu yüzden artık sizi Avrupa'dan dışlamaya çalışmıyoruz.” Ardından da şunu ekledi: “Elbette bunu yapmak için Avrupa'da konuşlandırılmış 300.000 askere gerçekten ihtiyacınız yok.”
Daha sonraki başka görüşmelerde NATO'nun genişlemesi meselesi gündeme geldiğinde Gorbachev şöyle derdi: “Bunu yapacaksanız, bizi de almak zorunda kalacaksınız.”
Ortak Avrupa Evi
Jack Matlock: Şunu söylemem gerekir ki, bu her iki tarafın da arka planında vardı. Fiilen aynı sonu istiyorlardı. Gorbachev, 1988'de UN'de yaptığı bir konuşmadan itibaren, engellerin olmadığı ortak bir Avrupa evinden söz etmeye başladı. Diğer yandan bizim başkanımız ve sanırım o dönemde prime minister olan Thatcher da “bütün ve özgür bir Avrupa”dan söz etti. 1991'e gelindiğinde dünya gerçekten bütün ve özgür bir Avrupa'ya sahipti.
1990'ların ilerleyen dönemlerinde yeni bir yönetim NATO'yu genişletmeyi düşünmeye başladığında, ben Senate Foreign Relations Committee önünde bunun, eğer NATO'yu genişletmeye başlar ve sürdürürsek, sonunda bir felaket olacağı yönünde ifade verdim. Soğuk Savaş'ın sona ermesini müzakere eden üst düzey kişilerden sanırım 30'dan fazlasıyla birlikte bir bildiriye de katıldım.
Bunu söylememizin nedeni şuydu: NATO, Soviet Union'ın Western Europe'u başarılı biçimde işgal edememesini sağlamak amacıyla savunma ittifakı olarak tasarlanmıştı. Onların niyetinin bu olduğuna dair büyük bir korku vardı. Gerçekten de Soviet Union'ı ve o dönemdeki East European müttefiklerini düşündüğünüzde, nicelik bakımından West'tekilerden üstün askeri güçlere sahiptiler.
Şunu da söyleyebilirim: Daha sonra tüm belgeler erişilebilir hale geldiğinde, Soviet Union'ın West'i işgal etmeyi hiçbir zaman amaçlamadığı açıkça görüldü. Politikaları şuydu: Eğer West bir savaş başlatırsa, karşılık verecekler ve English Channel'a kadar ilerlemeye çalışacaklardı. Fakat bu, onların West'ten gelecek saldırganlık olarak göreceği bir şeye karşı yanıt olarak planlanmıştı.
Şimdi söylemeye çalıştığım şu: Daha fazla ülkeyi NATO'ya dahil etme fikri, özellikle bu güçler Avrupa dışında kullanılırsa, NATO'yu savunma ittifakından saldırı ittifakına dönüştürecekti. 1990'larda genişleme yanlılarının kullandığı argümanlardan biri “alan dışı ya da işlevsiz” şeklindeydi. Başka bir deyişle, NATO ittifakını Avrupa dışında askeri olarak kullanmalıydık; aksi halde onun bir anlamı kalmayacaktı.
Bazıları, hatta bu sürece dahil bile olmayan kişiler, “Genişleme konusunda hiçbir zaman herhangi bir anlaşma olmadı” diye tanıklık etti. Bugün söylediğim şu: Bir anlaşma olup olmadığı bir yana, bize NATO'yu genişletmeyeceğimiz yönünde kesinlikle güvenceler verilmişti. Fakat bu doğru olsun ya da olmasın, NATO'yu genişletmeye başlamak büyük bir hataydı.
Rusya'nın Kaygıları ve Article Five
Jack Matlock: Bir başka nokta da şu: Russians'ı asıl kaygılandıran şey NATO treaty'nin Article Five hükmü değildi. Washington'daki Russian ambassador'ı tanıyordum; Soviet Union'da deputy foreign minister iken onunla birçok kez çalışmıştım. Vorontsov bana 1990'ların ortalarında şöyle dedi: “Bakın, sizin Article Five'ınızdan kaygı duymuyoruz. Açıkçası bu ülkelere ya da başka ülkelere saldırmayacağız. Bizi kaygılandıran şey üsler. Eğer oraya üslerinizi koyarsanız, bu bizim için çok endişe verici olur.”
Nitekim 2+4 agreement'ta NATO genişlemesinden söz edilmese de, eski East Germany topraklarının herhangi bir yabancı askeri birlik ya da nükleer silah konuşlandırmak için kullanılmayacağına dair bir hüküm vardı. Başka bir deyişle, o dönemde antlaşmada NATO genişlemesi olarak kabul edilen şey buydu.
Biraz geri alayım: Baker Washington'a döndükten sonra hukukçular ona şunu söylediler: East Germany, yani Germany birleşirse, bunun bir bölümünü NATO alliance dışında tutmanızın hiçbir yolu yok. Dolayısıyla bu meselelerin çoğu birbirine karıştı.
Fakat genişleme gerçekten de... Sonra NATO 1990'larda Serbia'ya karşı saldırgan bir biçimde kullanıldı. Serbia'ya karşı, adı konmamış olsa da neredeyse bir savaş ilan edildi; oysa Serbia hiçbir NATO üyesine saldırmamıştı. Aslında Yugoslavia dağılmaya başladığında NATO korumasını başkalarına doğru genişletiyorduk. Bu, United States ile o zamanki Russia arasında aşırı gerilimler yaratan ilk şeylerden biriydi.
Şunu da eklemeliyim: İnsanlar Russia'nın her zaman saldırgan olduğundan söz ettiğinde, Soviet Union'ın çöküşünde kilit rol oynayan kişi tam da Russian Federation'ın seçilmiş başkanıydı. Ayrıca Baltic independence'ın güçlü bir destekçisiydi; bu bağımsızlık Soviet Union dağılmadan önce hukuken ilan edilmişti.
Soviet Union'ın Dağılması
Jack Matlock: Dolayısıyla Soviet Union'ın dağılması, West'in bastırdığı bir şey değildi. Aslına bakılırsa, birinci Bush administration üç Baltic ülkelerinin bağımsızlığının yeniden tesis edilmesini desteklemekte kararlı olsa da, akılcı birçok nedenle Soviet Union'ın geri kalanının Gorbachev'in zaman zaman desteklediği türden gönüllü bir federasyonu korumasını istiyorduk.
Soviet Union'ı bizim yıktığımız fikri tamamen tersidir. Gorbachev'i yeni bir birlik antlaşması müzakere etmesi için elimizden geldiğince destekliyorduk. Öyle ki President Bush, Moscow'yu ziyaret ettikten sonra Kiev'i ziyaret ettiğinde Ukrainian Parliament'a konuştu. Onlara Gorbachev'in federasyonuna katılmalarını tavsiye etti ve “intihara sürükleyen milliyetçilikten” kaçınmaları gerektiğini söyledi. Fakat o sırada bu konuşmanın sadece Ukraine için değil, tüm Soviet olmayan cumhuriyetler için yapıldığını söyledi. “İntihara sürükleyen milliyetçilik” derken aklında o dönemde Georgia'da olanlar vardı.
O dönemde Soviet Union'ın dağılmasını istemediğimiz açıktı. Yani United States istemiyordu. Fakat elbette olaylar gelişmelerin önüne geçti ve Kasım ayına gelindiğinde muhtemelen dağılacağı açıktı. Dolayısıyla December 25'ten sonra Yeltsin Russia'da devraldığında ve diğerlerinin işbirliğiyle Soviet Union sona erdiğinde, United States olarak hemen halef devletleri tanımayı önerdik.
Çünkü bizi başından beri kaygılandıran şeylerden biri nükleer silahların yayılmasıydı. Ukraine ve diğerlerinin bağımsızlığını tanımanın şartlarından biri, nükleer silahlarından vazgeçmeleriydi. Biliyorum, bu daha sonra bir mesele haline geldi. Bu silahların çoğu, bu arada, Soviet Union ile yaptığımız silah kontrol antlaşmaları kapsamında ortadan kaldırılacaktı. Bağımsızlıklarının tanınmasının şartı olarak bu anlaşmalara uymayı kabul etmeleri gerekiyordu.
Başka bir deyişle, Ukraine'de bulunan o nükleer silahlar, her şeyden önce, siyasi olarak hiçbir zaman Ukraine'in kontrolü altında değildi. Pratikte de kodlar ve benzeri unsurlar Moscow'daydı ve Gorbachev'den Yeltsin'e geçti. İkincisi, Ukraine bunları elinde tutmuş olsaydı, bunları idame ettirip ettiremeyeceği hiç de açık değildi.
Her halükarda, bu silahların Russia'ya geri gönderilmesi, ilk başta Ukrainian Parliament tarafından dirençle karşılansa da, United States tarafından ısrarla talep edildi. Çünkü bunların mutlaka bize karşı kullanılacağından değil, bu teknolojinin onu kullanabilecek unsurların eline sızacağından korkuyorduk. Şunu ekleyeyim: Gelecekte bu, herhangi bir hükümetin bu silahları fiilen kullanmasından hâlâ çok daha büyük bir tehdittir.
1990'lardaki büyük meselelerimizden biri, Russia'daki nükleer maddelerin ve nükleer silahların öncelikle daha önce anlaştığımız gibi azaltılmasını, ikinci olarak da bu maddelerin güvence altına alınmasını sağlamak için ortak bir çabaydı. Bu, 1990'lardaki daha başarılı çabalarımızdan biridir.
Bu arka planı açıklamak istedim, çünkü bugün birçok kişi “Ukraine o silahları elinde tutsaydı Russia onlara saldırmazdı” diyor. Bu hiçbir zaman pratik ya da siyasi bir olasılık değildi.
Avrupa Güvenlik Mimarisi
Sunucu: Evet, ben de bu argümanı sürekli duyuyorum. Fakat bence insanlar 1990'larda birçok büyük devlet adamının, George Kennan'ın, sizin ve başkalarının, NATO genişlemesine yönelmek yerine bu yeni pan-Avrupa güvenlik mimarisini izleme konusunda uyarılarda bulunduğunu çoğu zaman unutuyor.
Şunu merak ediyorum: O zaman neden ortak bir Avrupa evi, Gorbachev'in söyleyeceği gibi, ya da en azından ortak bir Avrupa güvenlik mimarisi kurmayı başaramadık? Çünkü 1990'da yeni bir Avrupa için Charter of Paris gibi bazı anlaşmalarımız vardı. 1994'te de Organization for Security and Cooperation in Europe bu ilkeler temelinde kuruldu. Bunların hepsi esasen ortak bir Avrupa'nın nasıl kurulacağına dair Helsinki Accords'tan kaynaklanıyordu. Neden başarısız olduk?
Jack Matlock: Bunun çeşitli nedenleri olmuş olabilir. Fakat aslında bence özellikle United States'te, ama diğer Western ülkelerinde de, iç siyasete yanıt veriyorduk. United States örneğinde, Pennsylvania ve Illinois gibi eyaletlerde Eastern Europe kökenli çok sayıda seçmenimiz var. Onlar bu ülkelerin NATO'ya alınması konusunda kararlıydılar, çünkü geleneksel olarak Russia'yı bir tehdit olarak görüyorlardı.
Bu siyasi açıdan önemli bir etkendi. NATO genişlemesine karşı ifade verdiğimde, ara sırasında bazı kişiler yanıma gelip şöyle dediler: “Bakın, pratik olun. Başkanın bu electoral votes'a ihtiyacı var. Pennsylvania ve Illinois iki swing state ve tüm bu Eastern Europeanlar NATO'ya girmemizi talep ediyor.” Bu yüzden United States açısından bunun büyük ölçüde, tamamen olmasa da, iç siyaset meselesi olduğunu söyleyebilirim.
Ama ikinci olarak, neoconservatives dediğimiz kesimin, neoconların, artan etkisi vardı; Reagan ve Bush'un aslında kenara ittiği kişilerdi bunlar. O dönemde çoğu Republicans'tı. Fakat Reagan'ın da onların tavsiyelerini bir şekilde kenara itmeyi ve görmezden gelmeyi başardığını söyleyebilirim. Silah kontrolü müzakerelerimizin çoğuna karşı tavsiyede bulundular. Sistemi yıkmak için güç kullanmaya devam etmek istiyorlardı. Regime change düşünüyorlardı. Bu arada bu, ne President Reagan'ın ne de ilk President Bush'un düşündüğü bir şeydi. Yani onlar Soviet Union'ı yıkmaya çalıştıklarını düşünmüyorlardı. Reagan'ın ideali şuydu: communism çılgın bir fikir, ama Sovyetler bunu istiyorsa bu onların meselesi. Bizim itiraz ettiğimiz şey, bunu başka insanlara zorla dayatmaları. Dolayısıyla onların political system'ını değiştirmeye çalışma gibi bir misyonumuz olduğu fikri yoktu.
Söylemeye çalıştığım şu: Birdenbire United States'in Cold War'ı kazandığını, artık tek superpower olduğunu ve bu nedenle başka ülkelerin geleceğini belirleyebileceğini savunan bir felsefe ifade edilmeye başlandı. Dünyayı yöneten iki superpower vardı, artık yalnızca bir tane kalmıştı ve bu yüzden onların deyimiyle unipolar world içindeydik. Şimdi bununla ilgili birkaç sorun var. Her şeyden önce, evet, United States hem militarily hem de economics açısından diğer tüm ülkelerden çok daha güçlüydü. Ama military power, inşa etme gücü değil, yok etme gücüdür. Economic system ise, sorumlu biçimde yönetilirse herkesin yararına olabilecek ya da daha güçlü devletler tarafından bir silaha dönüştürülebilecek bir sistemdir.
Üzülerek söylüyorum, 90'larda United States her ikisini de yapmaya başladı: United States ile aslında hiçbir ilgisi olmayan, ama bizim onların iç davranışı olarak değerlendirdiğimiz şeyler için başka ülkelere sanction uygulamaya başladı. İkincisi de, elbette NATO'yu genişleterek ve sonra 21st century'de oraya üsler yerleştirmeye başlayarak, bence inşa etmemiz gereken şeyin bütün ruhunu ihlal ediyorduk. Neden yapmadığımız sorulursa, açıkça bir European security structure, hatta herkesi kapsayan bir world security structure inşa etmemiz gerekirdi. Beni etkileyen şey şu: Second World War'dan sonra, uzun süre birbirine antagonist olmuş France ve Germany'nin baltaları gömmesi ve işbirliğine başlaması konusunda ısrar edecek kadar bilgeydik. Daha sonra common market olacak şey için büyük ilham kaynağı olduk ve bunu teşvik ettik.
Ama Cold War'ın bitiminden ve Soviet Union'ın dağılmasından sonra, Russia'yı ve East European ülkelerini unified security structure içine almak yerine, birçok bakımdan Russia'ya pariah gibi davranmaya başladık. Bu çeşitli şekillerde yapıldı. Bence bu ruh, ilk kadın Secretary of State'imiz Madeleine Albright tarafından, Serbia'ya karşı fiilen savaşı meşrulaştırırken ifade edildi; “America stands strong and can see the future” dedi. Yani yürüyün, biliyorsunuz, mutlak... Bu bence inanılmaz bir hubris'ti. Bu arada, yüksek siyasette daha fazla kadına ihtiyacımız olduğunu söyleyenlere de şunu not edeyim: Evet, liderlerimizi male ya da female olmalarına göre değil, merit'lerine göre seçmeliyiz; ama üç kadın secretaries of state'imizin üçü de war mongers oldu. Kabul edelim. Yani kişinin sex'i ya da gender'ı, political opinions'ını veya belli açılardan abilities'ini zorunlu olarak belirlemez.
Evet, bu çoğu zaman kadınların erkeklerden daha barışçıl liderler olacağı varsayımında bir delik açıyor. Bence bu konuda hepimiz epey kusurluyuz. Ama ben de hegemonic peace, yani dominance ya da strength yoluyla barış ihtimalinin çok çekici olduğunu görüyorum; bu da pan-European security architecture için yapılmış olan çalışmanın dismantle edilmesine katkıda bulundu. Ama sanırım Russians olmadan bir Europe yaratmanın ötesinde, ki bu kaçınılmaz olarak biraz Russians'a karşı bir Europe haline geldi ve EU ile NATO etrafında örgütlendi, Russia ile bu ilişkiyi nasıl yönetebileceğimiz açısından yapılmış başka hatalar görüyor musunuz? Çünkü herkes örneğin eski CIA director Robert Gates'in memoirs'ını okuduğunda, ya da az önce birçok kişiden söz ettim, hepsi ilişkilerin kötü yönetildiğini ve şimdi bu mismanagement'ın bazı sonuçlarının bedelini ödediğimizi kabul ediyor. Peki bundan sonra yapılan başlıca hatalar sizce nelerdi?
NATO'yu genişletmeye devam ettikçe, yalnızca NATO'yu genişletmeye başlamadık; bu yüzyılın ilk on yılında oralara military bases yerleştirmeye başladık. Russia açısından bunların en hassası Romania ve Poland'da anti-balistik füzelerin kurulmasıydı. Şimdi bu füzeler, o dönemde çoğu insan bunu anlamasa da, software'e bağlı olarak offensive ya da defensive kullanılabiliyordu. Dolayısıyla Putin'in, Russian president'ın, bunu tehdit edici bulmasının kolayca anlaşılabilir olduğunu söyleyebilirim. Bunu çok açıkça ortaya koydu. 2007'de Munich'te yaptığı konuşmada NATO genişlemesini ve özellikle oraya üsler yerleştirme planlarını, pratikte Soviet Union'a saldırmak için kullanılabilecek üsleri nasıl gördüğünü çok net biçimde söyledi.
Yine de bunu sürdürdük. Buna rağmen devam ettik. Daha sonra, özellikle Obama administration sırasında, Ukraine'de western oriented bir hükümet ortaya çıkarmaya bilerek çalıştık diyebilirim. Bu, tarih bilen herkesin Moscow'daki herhangi bir hükümet için tamamen kabul edilemez olduğunu bilmesi gereken bir şeydi. Tıpkı dış bir gücün Western Hemisphere'a herhangi bir genişlemesinin United States tarafından neredeyse casus belli sayılması gibi. Yine de bunu yapmaya devam ettik. Bence bu, Putin'in zihninde ağır basan büyük meselelerden biriydi ve buna karşı kamuoyu önünde uyardı. Ama sonra devam ettik ve bir noktada temsilcilerimiz Ukraine hükümetini fiilen belirlemeye çalışmak için billions harcadıklarıyla övünüyorlardı.
Daha sonra orada bir coup d'état gerçekleştiğinde, bence Russia'nın ve kesinlikle President Putin'in bunun United States ve onun West European müttefikleri tarafından körüklendiğini düşünmek için her türlü nedeni vardı. Çünkü onların temsilcileri Ukraine'de açıkça belirli adayları desteklemeye çalışıyorlardı ve bu adaylar 2014'te Ukraine'in kontrolünü fiilen ele geçirdi. Bu çok karmaşık bir durum. Ama US ve West European allies yalnızca Ukraine'in iç siyasetini, fiilen Russia'ya hostile olacak şekilde belirlemeye çalışmadı; bu, United States'in başına gelseydi kesinlikle çok sert tepki vereceği bir şeydi. Buna tanıklık edebilirim, çünkü 1961'de, bizim Cuban missile crisis dediğimiz şey sırasında Moscow'daydım.
Bunun neyle ilgili olduğunu hatırlayalım. United States Cuba'yı işgal etmeye çalışmıştı ve başarısız olmuştu. Cuba da Soviet Union'dan nuclear weapons sağlamasını istemişti. Geleneksel international law altında bu, international law ihlali değildi; özellikle de United States'in Turkey'de ve Italy'de Soviet Union'a ulaşabilecek nuclear weapons konuşlandırmış olduğu düşünülürse. Bu, hiçbirimizin intercontinental missiles'a sahip olmadığı dönemden önceydi. Bunlar elbette intermediate range idi. President Kennedy bunu tamamen kabul edilemez gördü ve Cuba'ya karşı bir quarantine emri verdi; buna quarantine diyordu. Nuclear exchange'e çok yaklaştık. Ben o sırada Moscow'da oturuyor ve Khrushchev'in bazı yorumlarını çeviriyordum. Ama sonunda Khrushchev geri adım attı, o silahları çıkarmayı kabul etti. Kennedy de fiilen victory ilan etti, gerçi Turkey'deki füzeleri kaldıracağımızı kabul etmişti, ama bu kamuoyuna açıklanamazdı. Başka bir deyişle, gerçekte bir anlaşma varken, Khrushchev'i sanki geri adım atmış gibi göstermeye zorladı.
Bunu görmüş, bunu yaşamış biri olarak, Russia'nın isteklerine karşı Ukraine'in iç siyasetini etkilemeye çalışmanın, en hafif ifadeyle, iyi bir fikir olmadığı benim için çok açıktı. Nitekim United States'in ısrarıyla NATO'nun bir gün Ukraine ve Georgia'nın üye olacağını ilan etmesi, bu 2008'deydi, benim için çok büyük zorluklar yaratacağı açıktı. O dönemde polls, Ukrainians'ın üçte ikisinin NATO'da olmak istemediğini gösteriyordu. Bu ülke giderek daha fazla bölünüyordu ve siyaset giderek western Ukraine'dekiler tarafından itiliyordu; geleneksel olarak hiçbir zaman Russia'nın parçası olmamış, Austro-Hungarian Empire'da ve sonra Poland'da bulunmuş bölgeler. Şunu da söyleyebilirim: Mevcut Ukrainian government'ın geri almaya çalıştığı Ukraine'in bugünkü sınırları, Hitler ve Stalin tarafından yaratılmış sınırlardı. Yani fiilen Ukrainians ve bunu destekleyen West Europeans, ironik biçimde Hitler ve Stalin'in yarattığı bir şeyi enforce etmeye çalışıyorlar. Bunu düşünün ve bunun Russians'ta nasıl yankılandığını düşünün.
Oradaki meseleler çok derin ve bence giderek trajik hale geliyor. Her iki ülkenin de halklarının çıkarına olmayan politikalar izlediğini düşünüyorum. Bunun nasıl çözüleceğini görmek zor, ama meselelerin geldiği yer burası. Şunu söylemeliyim ki nedenlere baktığımızda, United States ve West European allies'ın Russia'nın güvenliği açısından kesinlikle hayati olan bir alanı kontrol etme girişimleri bence önemli bir causative factor idi. Şimdi bunun hepimizi olumsuz etkilemeyecek şekilde nasıl çözüleceğini görmenin çok zor olduğu bir noktaya geldik.
Cold War'ın sona ermesi açısından diplomasi çok önemliydi ve bence o dönemde bazı iyi statesmen'e sahip olmakla şanslıydık. Ama şimdi West genelindeki mevcut political leadership'i, hem US hem Europe açısından, Cold War'ın sona ermesine yardımcı olan diplomacy ile karşılaştırdığınızda nasıl anlamlandırıyorsunuz? Çünkü bugün insanlara baktığımda, Germany'de Merz olsun, oradaki rhetoric, France'ta Macron olsun, UK'de Starmer olsun, bu üçünün de şimdi Russia ile savaştan söz ettiğini görüyorum; ya da United States'te Trump var, kendisi de pek benign bir leader değil. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz? Artık diplomacy yok gibi görünüyor. Sık sık şunu soruyorum: Neden hiçbir political leader'ımız, hatta journalists'ımız bile opponents'larımızın security concerns ve interests'lerini tartışmak istemiyor? Yalnızca Russians'ın değil, tüm opponents'ların. Bu çok kafa karıştırıcı. Uzun bir soru oldu, kusura bakmayın, ama evet, mevcut political leadership'i nasıl anlamlandırıyorsunuz?
Bunu anlamlandıramıyorum. Yalnızca şunu söyleyebilirim: Bence önceki diplomacy norms basitçe terk edildi. Democracy'den söz ediyoruz. Biliyorsunuz democracy birkaç anlama gelebilir. Birincisi, belirli bir ülkenin citizens ya da resident citizens'ının kendi government'ını belirlemesi gibi bir process olabilir. Bu bir process'tir. Ya da ülkelere label yapıştırmaya başlayabilirsiniz. Ah, bazıları democratic, bazıları değil. Bence labeling oldukça yanlış olabilir. United States nihai anlamda total democracy değildir. Biz bir republic'iz ve mevcut herhangi bir analize göre oligarchy tarafından yönetilen bir republic'iz. Bölünmüş bir oligarchy, ama yine de insanların çoğunluğunun policies'imizi belirlemediği bir düzen. Bence bu bir ölçüde başka ülkelerde de oldu.
Ama bir şekilde democracies ile non-democracies arasında bir ayrım olduğu ve United States'in görevinin, hükümetleri değiştirmek anlamına gelse bile, democracy'yi yaymak olduğu fikri, bence Soviet Union'ın Gorbachev'e kadar sahip olduğu fikre çok benziyordu: kendisinin proletariat'ın vanguard'ı olduğu ve dünya çapında proletarian revolution dedikleri şeyi desteklemesi gerektiği; çünkü onların tanımına göre socialism ve communism dünyanın geleceğiydi. Fiilen biz de sadece birkaç değişiklikle aynı şeyi denemeye yöneldik. Çok yüksek perdeden bir language kullandık. Human rights çok önemlidir ve bunları enforce etmemiz gerekir dedik. Bununla ilgili sorun şu: Her şeyden önce bu bir misnomer. Aslında konuşmamız gereken şey civil rights olmalı. Bence human beings dünyaya rights ile gelmez. Aslında tamamen diğer insanlara bağımlıdırlar ve her memeli de böyledir. Dolayısıyla bu fikrin, çok fazla rhetoric'e işlemiş olduğunu biliyorum ama gerçek şu ki her great civilization kendi values ve rights'ını tanımlar; bunu anlamak gerekir. Bu gerekçelerle başka ülkelere interfere etme girişimi büyük zorluklar yaratacaktır.
Bu yüzden bence, ilk olarak scholars'ımızdan Fukuyama tarafından ifade edilen, Cold War'ın sonunun fiilen West ve democracy dedikleri şeyin dünyanın geleceği olduğu ve democratic countries dedikleri ülkelerin görevinin bunu diğer ülkelere yaymak olduğu fikri temelden yanlış bir fikirdi. Human rights dediğimiz şeylerin, bu rights'ın değerli şeyler olmadığı anlamında değil; ama bu konuda sizinle aynı fikirde olmayan herkesin bir şekilde kusurlu olduğunu düşünmek meseleyi tamamen yanlış anlar. Çünkü bence civilizations insanlık tarihinin son birkaç bin yılı boyunca yükselmiş ve düşmüştür. Ama herkese uyan tek bir formula olduğunu düşünmek bence temelden yanlıştır.
United States ve West'in Cold War'dan daha iyi economic shape içinde çıkmış olması ve diğerlerinin, onları ikna etmeye çalıştığımız gibi, fiilen bizim system'ımızı benimsemeye çalışması meselesine gelince: Bunu yaptıklarında bile, West'in aslında Russia'ya economically sanction uyguladığını ve onları Cold War'ın bitiminden sonra yaratılan one world economic system içinde tutmak yerine bunu yaptığını görüyoruz. Bu yüzden, sahip olmamamız gereken bir righteousness duygusunun straight thinking yeteneğini undermined ettiğini düşünüyorum.
Şu anda herhangi bir German government'ın Nord Stream pipeline'ın yıkılmasına nasıl tolerans gösterebildiğini anlayamıyorum. Sonuçta Germany artık yüksek energy cost nedeniyle birçok bakımdan competitive olamayacak. Bence bu, Ukraine'e yönelik policy'nin yanlış uygulanmasıyla ve West Europeans'ın Ukraine'in yalnızca mücadele eden democratic society olduğu fikriyle bağlantılı. Ukraine dünyanın en az democratic ülkelerinden biridir ve bir minority tarafından elde edilmiş bir government'a sahiptir; ayrıca en corrupt ülkelerden biridir. Bu, Ukrainians kötü demek değildir. Harika insanlardır. Ben hem Russian hem Ukrainian bilen biriyim. PhD'mi Slavic languages alanında aldım. West Europeanların ve United States'in Ukraine'in çıkarına olmayan bir şey için bastırmasının trajik olduğunu düşünüyorum.
Bütün ayrıntılara girmeden şunu söyleyeyim: 2015'te Minsk'te agreement yapıldığında, fiilen Russia o sırada Crimea'yı almış olsa da, oradaki insanların çoğunluğu açıkça Russia'da olmayı tercih ediyordu.
o sırada President Putin Donbas'ı Russia'ya dahil etmeye yönelik her türlü girişimi reddetti, fakat Ukraine'in başlangıçta sahip olduğu şeye geri dönmesi gerektiğini söyledi; yani Russian language'ın aynı zamanda political validity'sini tanımaya ve amnesty vermeye. Fakat bunun tarafları olan France ve Germany, east'e saldıran forces ile Ukraine'i militarily supply etmeye devam ettiler. Bu yüzden Russia'nın şu anda ceasefire'a karşı çıkmasının nedenlerinden birinin, daha önce bir ceasefire yaşamış olmaları ve sadece Ukraine'in değil, taraf olan Britain ve France'ın da bunu ihlal etmiş olması olduğu söylenebilir; çünkü military weapons sağlıyorlardı. Sonra tabii eski German chancellor da, "Evet, bunu sadece Ukraine'e military'sini build up etme ve onu alma şansı vermek için imzaladılar," dedi.
Yani, bence bu trajik ve President Putin'in Ukraine'i invade ederek korkunç bir hata yaptığını düşünüyorum. Bunu justify eden biri değilim. Fakat kendi country'min ve NATO'nun Serbia'ya illegal şekilde saldırdığını da kabul etmem gerekiyor; oysa Serbia hiçbir NATO country'sine saldırmamıştı. Sonra United States, NATO allies'ın bazılarıyla ama hepsiyle değil, Iraq'a fabricated grounds üzerinde saldırdı; nuclear weapons'a sahip oldukları gerekçesiyle. Oysa yoktu. Country'yi tamamen occupied ettik. Muhtemelen yüz binlerce insan öldürüldü ve bu, Islamic extreme Islamic groups'un revival'ını stimulated etti.
Yani şunu anlamıyor muyuz: United States ve bazı NATO allies'ı, sonra Libya örneği de vardı, evet Kaddafi birçok bakımdan bir tyrant'tı. Buna hiç şüphe yok. Ve UN Security Council'in Benghazi'de Gaddafi'nin opponents'larını protect etmemiz gerektiğine dair bir determination'ı vardı. Fakat bu, Gaddafi'nin assassination'ıyla biten bir war'a genişletildi; tıpkı Iraq war'ın Saddam Hussein'in assassination'ıyla bitmesi gibi. Bunlar elbette birçok bakımdan bad guys'dı, ama onlarla deal etmek outsiders'ın responsibility'si miydi, özellikle de bunu oradaki herkes için internal conditions'ı daha kötü hale getirecek şekilde yapmak?
Dolayısıyla belli bir hubris ve "biz başkalarının yapamayacağı şeyleri yapabiliriz" hissi vardı. Belki fiziksel olarak da force kullanarak bir government'ı topple edip daha iyi bir şey elde edebileceğiniz fikri vardı. Bu olmuyor. Ve insanlar Russia'da regime change gerektiğinden söz ettiğinde şu anda büyük dangers'tan biri şu: Eğer President Putin force yoluyla removed edilirse, muhtemelen daha da kötü bir şey elde edeceksiniz; çünkü orada Russia'nın kendini defend etmek için nuclear forces'unu kullanması gerektiğini halihazırda savunan forces var. West Europeans Ukraine'e Russia'ya saldırmak için kullandıkları weapons göndermeye başladığında, sanırım former President Medvedev zaten bu weapons'ı mümkün kılan factors'ın herhangi birini legitimate targets olarak değerlendireceğimizi söyledi. Bunun iyi bir policy olup olmadığını söylemiyorum. Sadece realities'e ve Germany'nin bir zamanlar Soviet Union'ın parçası olan herhangi bir area'daki rebels'ı yeniden arm etmeye neden involved olacağına bakmak gerektiğini söylüyorum. Bence bu neredeyse inconceivable ve current government'ın bunu neden yaptığını anlayamıyorum.
Ama bunu daha broader context'e koyabiliriz. Şu anda hem economic ways hem de political olarak China tüm bunlardan büyük ölçüde profit ediyor, çünkü world'ün çoğuna göre şu anda peace isteyen ve onu support etme eğiliminde olan tek great power gibi görünüyorlar. Ve bence West'te biz, kendi hubris'imiz ve durumu misunderstanding etmemiz yoluyla, fiilen bu alanların çoğunda leadership'i China'ya conceding ediyoruz; bu gerçekten bir catastrophe. Certainly onlar alternative energies geliştirmede daha iyi bir iş çıkarıyorlar ve giderek engineering'de ve electric cars gibi şeyleri producing etmede de daha iyi hale geliyorlar. Bu yüzden wars ve military use üzerinden şeyleri change etmeyi düşünmeye nasıl devam ediyoruz, bana çok rational görünmüyor. Bunu söylerken Chinese government'ı ya da internally yaptıkları şeyleri endorse etmiyorum. Bunun, değişmesi gerekiyorsa, sadece Chinese'in değiştirebileceği bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama West'te bizim somehow others üzerinde superiority'ye sahip olduğumuz hubris'inin, bunun bir kısmının arkasında yatıyor gibi görünmesi bence deplorable ve umarım değişir.
Şunu da söyleyeyim: Near East'ten söz etmedik ve tabii bu şu anda birçok şeyi dominate eden bir mesele. Söyleyebileceğim tek şey, Pope Leo ile United States president'ı arasındaki recent exchanges'in, bir kez olsun durumu olduğu gibi söyleyen bir pope'a sahip olduğumuzu gösterdiğini düşünüyorum. Second World War sırasında churches vardı; Pope Pius olup biteni condemn etmemişti. Ben Catholic değilim, ama şu anda American Pope'umuzun, first'ün, world'e duyması gereken bir şeyi söylediğini düşünüyorum.
Very much agree. Ve bence büyük tragedies'ten biri de bu: Artık kimse peace hakkında konuşmuyor. Şu anda Iran ile bu war'a da, Russia ile war'a da engaged olunmuş durumda. İnsanlar China ile possible war'dan söz ediyor. En azından Europeans ve leaders, dört yıl boyunca Ukraine'de bütün bu yüz binlerce insan ölürken oturup izlediler ve Russians ile security architecture'ı ya da security competition'ı mitigate etmenin bir yolunu discussion etmek için telefonu bile kaldırmadılar. Bu gerçekten oldukça appalling, grotesque. Ama umarım bir corner döneceğiz.
Her neyse, ambassador, zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Sanırım vaktinizden biraz fazla aldım, bu yüzden gerçekten çok appreciate ediyorum.
Beni davet ettiğiniz ve dinlediğiniz için teşekkür ederim.