Colonel Douglas McGregor: “ABD Küresel Üstünlüğü Sürdüremez, Israel ve Ukraine Savaşları Ekonomik Krizle Sınanacak”
İngilizce yayımlanan programda Glenn, 9 Haziran 2026 tarihli bölümde eski ABD Savunma Bakanı danışmanı, savaş gazisi ve yazar Colonel Douglas McGregor ile dünya düzenindeki değişimi, ABD’nin İran ve Rusya dosyalarındaki çıkmazlarını, Israel ile ilişkileri, Ukraine savaşını ve NATO’nun geleceğini konuştu. McGregor, ABD’nin küresel öncelik iddiasının artık sürdürülemez olduğunu, ekonomik kırılganlığın dış politikayı belirleyeceğini ve Washington’ın aynı anda birçok bölgede askeri üstünlük kurma varsayımının çöktüğünü savundu.
Küresel Üstünlük Döneminin Sonu
Glenn, söyleşiyi dünyanın büyük bir dönüşümden geçtiği tespitiyle açtı. Ona göre geçmiş on yılların dünya düzenini belirleyen küresel üstünlük dönemi sona eriyor; buna rağmen ABD ve Europe’da hâlâ “1990’larda olunduğu” varsayımıyla hareket ediliyor. Glenn, Trump’ın Iran konusunda kendisini bir tuzağa soktuğunu, Europe’un da fiilen Russia’ya savaş ilan etmiş gibi davrandığını söyledi.
McGregor bu değerlendirmeye, uluslararası ilişkiler ortamını değişen bir okyanusa benzeterek yanıt verdi. “Şu anda sorun şu: okyanusu su alan bir teknede geçmeye çalışıyoruz ve üzerimize gelen bir tsunamide gözümüzü dikmiş durumdayız,” diyen Douglas McGregor, bu tsunaminin dünyanın örgütlenme ve hizalanma biçimindeki köklü değişim olduğunu belirtti. Ona göre ABD “geleceği geri tutmaya” çalışıyor ve bu tarihsel olarak sürdürülebilir bir yaklaşım değil.
McGregor, ABD’nin durumunu 1830’lar ve 1840’lardaki Austria’ya benzetti. Austria’nın French Revolution’ın açığa çıkardığı değişim güçlerini geri itmeye çalışan “gerici devlet” haline geldiğini söyledi. Ona göre bu ertelenmiş meseleler, Napoleonic wars sonrasında birikerek 1914-1915’te geri döndü ve 1918’de patladı. McGregor, Britain’ın 20. yüzyıl başında Germany’nin yükselişini kabul edebileceğini, ancak bunu yapmayarak Europe’u yıkan bir savaşa giden yolu açtığını savundu.
Ekonomik Kırılganlık ve Europe’un Savaş Kapasitesi
McGregor’a göre bugün ABD ve Europe’un en belirgin zayıflığı finansal kırılganlık. “Russia ile savaşa gideceğimiz fikri saçma; Russia ile savaş olmayacak,” diyen McGregor, Europe’un savaşacak kapasiteye sahip olmadığını ileri sürdü. Europe’un yüksek borçluluk, enerji maliyetleri ve sanayi gerilemesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Özellikle Germany üzerinde duran McGregor, ucuz enerjinin kaybının German sanayisini rekabet edemez hale getirdiğini belirtti. Liquefied natural gas fiyatlarının Germany’ye büyük zarar verdiğini, Volkswagen gibi dev şirketlerin tesis kapattığını ve ülkede ciddi toplumsal huzursuzluk bulunduğunu söyledi. France’ın nükleer enerjiye dayandığı için elektrik fiyatlarından görece daha az etkilendiğini, ancak Germany ve Italy gibi ülkelerin ağır baskı altında olduğunu ifade etti.
McGregor ayrıca Europe’daki göçmen nüfus meselesinin siyasal gerilimi artırdığını savundu. Ona göre Europe halkları “evde barış”, suç oranlarında azalma ve daha iyi bir yaşam istiyor; Russia ile savaşı desteklemiyor. Germany’de Alternative für Deutschland’ın iktidara gelme ihtimalinin sistem tarafından engellendiğini söyleyen McGregor, Fransa ve Italy’de de benzer siyasal gerilimler bulunduğunu belirtti.
ABD’de Finansal Kriz ve Dış Politikanın Sınırları
McGregor, ABD’nin dış politikasının iç ekonomik koşullara bağlı olduğunu vurguladı. Federal Reserve bilançosunun “haritanın dışına çıktığını” söyleyerek, Nasim Taleb’in “black swan” kavramına atıf yaptı. Ona göre kimsenin gerçekleşmesini beklemediği bir finansal şok, para biriminin değer kaybına ve geniş çaplı ekonomik yıkıma yol açabilir.
“Önümüzdeki iki ya da üç hafta içinde böyle bir şey olursa Indian Ocean’dan ve Mediterranean’dan çekiliriz, eşyalarımızı toplar eve döneriz,” diyen McGregor, yurtdışında olan hiçbir şeyin Amerikalılar için içeride yaşananlardan daha önemli olmadığını savundu. Benzin fiyatlarının galon başına 10 dolara çıkması halinde kamuoyunun aniden dikkat kesileceğini söyledi.
Trump’ın sürekli “anlaşmaya birkaç gün kaldı” veya “barış yakın” mesajları vermesini de enerji piyasalarını yatıştırma çabası olarak değerlendirdi. Ancak McGregor, bu söylemin uzun süre sürdürülemeyeceğini belirtti.
Persian Gulf, Iran ve ABD’nin Çıkmazı
Programın önemli bölümünde Iran krizi ele alındı. McGregor’a göre gerçek şu ki Iran, Persian Gulf’ta belirleyici konuma geldi. “Gerçek şu: Iran Persian Gulf’ta kontrolü elinde tutuyor. Bu değişmeyecek,” diyen McGregor, Iran’ın savaşı fiilen kazandığını ve Trump’ın yakın çevresinin bile askeri yolla bu sonucu tersine çeviremeyeceğini bildiğini söyledi.
McGregor, Washington’ın taleplerinin zaman içinde geri çekildiğini savundu. Başta “koşulsuz teslimiyet” beklendiğini, sonra Strait of Hormuz’un açılmasının yeterli görüldüğünü belirtti. Ancak McGregor’a göre Strait of Hormuz, ABD saldırısından önce zaten açıktı; bu nedenle dünyanın gözünde sorunun kaynağı Washington haline geldi.
Houthis’in Red Sea’yi Israel ve Israel’in dostlarına kapattığını ilan etmesini de küresel ekonomi açısından ağır bir gelişme olarak yorumladı. McGregor’a göre Washington ve Israel’de aynı çevreler hem Iran’a karşı düşük yoğunluklu savaşı sürdürmek hem de Ukraine dosyasını açık tutmak istiyor. Bu çevrelerin Ukraine’de savaşın askeri olarak kaybedildiğini bildiğini, ancak Putin’in beklemeye devam edeceğini umduğunu söyledi.
ABD-Israel İlişkileri ve Washington’daki Etki Tartışması
Glenn, ABD ile Israel arasında medyaya yansıyan gerilimleri, Israel’in Trump yönetimini izlediğine ilişkin iddiaları ve Israel’in ABD askeri-sanayi yapısına entegrasyonu tartışmalarını gündeme getirdi. McGregor ise sorunun yanlış çerçevelendiğini söyledi. Ona göre normal koşullarda mesele ABD’nin Israel ile ilişkisinin ne olduğu değil, Israel’in ABD ile nasıl bir ilişki kurduğu olmalıydı.
“Israel kuyruğun köpeği salladığı bir durum yaratıyor,” diyen McGregor, ABD’nin Middle East’teki temel stratejik çıkarının istikrar olduğunu söyledi. Bu istikrarı da ticaret, enerji, gübre, crude oil, helium ve aluminum gibi kalemlerin Strait of Hormuz üzerinden serbestçe taşınmasıyla ilişkilendirdi.
McGregor, Congress’in Israel’in güvenlik çıkarlarını ABD ulusal güvenlik çıkarlarıyla bütünleştirmeye çalıştığını savundu. Israel’in ABD içindeki etkisine karşı çıkanların antisemitism suçlamasıyla susturulduğunu söyledi. Bu bağlamda “Jewish financial power” ifadesini kullanan McGregor, bu gücün hem Cumhuriyetçi Parti hem Demokrat Parti üzerinde etkili olduğunu ve ABD temsilcilerini kendi ülke çıkarlarına aykırı davranmaya yönelttiğini ileri sürdü. Bu düzenin ancak ABD bunu finansal olarak sürdüremez hale geldiğinde biteceğini savundu.
Lebanon, Gaza ve Iran’ın Bölgesel Konumu
Glenn, Iran’ın caydırıcılığını Lebanon’a genişlettiğini, Israel’i vurduğunu ve Hamas sözcüsünün Gaza’nın ateşkesin parçası olmasını talep edeceğini söylediğini aktardı. Bunun ABD’nin “tırmanmayı kontrol etme” varsayımını zayıflattığını belirtti.
McGregor, Trump’ın kontrol sahibi olmadığını savundu. “President Trump hiçbir şeyi kontrol etmiyor. Israel ile United States arasındaki bu ortaklıkta kimin kontrol sahibi olduğunu merak eden varsa, bunun Trump olmadığı çok açık,” diyen McGregor, Netanyahu’nun Trump’ın taleplerine boyun eğmeye niyeti olmadığını ifade etti.
Israel ile Hezbollah arasında “ölümüne bir savaş” yaşandığını söyleyen McGregor, bunun köklerinin 1982’ye kadar gittiğini belirtti. Hezbollah’ın Israel için ciddi bir varoluşsal tehdit haline geldiğini, northern Israel’de yaşayanların Hezbollah askeri açıdan güçlü kaldıkça evlerine dönemeyeceğini savundu. Buna karşın Israel’in Hezbollah’ı tamamen yok edip edemeyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.
McGregor’a göre Iran, bölgede daha önce hiçbir Müslüman devletin yapmadığı bir şey yaparak Gaza’daki Hamas ve South Lebanon’daki Hezbollah için mücadele edeceğini ilan etti. “Iran, sapkın Şii devlet, artık Islam dünyasının fiili lideri haline geldi,” diyen McGregor, bunun ABD’de yeterince anlaşılmadığını belirtti. Ona göre Washington’ın Persian Gulf’u açmasının yolu, bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmek, blokajı bırakmak ve insani gerekçelerle güçlerini çekmekten geçiyor.
Israel’in Savaş Stratejisi ve Trump’ın Seçenekleri
Glenn, Israel’in savaş alanındaki performansını ve IDF’nin aşırı zorlandığına dair değerlendirmeleri sordu. McGregor, Israel’in Washington’dan koşulsuz destek aldığı sürece durmayacağını söyledi. Washington’ın da bunu ekonomik ve finansal kriz tarafından zorlanana kadar sürdüreceğini savundu.
McGregor’a göre Trump hem Ukraine savaşını hem Middle East’teki savaşı bitirmek istese bunu yapabilir: Israel’e ve Ukraine hükümetine tüm askeri ve mali yardımı kesmek. “Israel’e tüm yardımı, askeri desteği, sübvansiyonu her neyse kesersiniz; Ukraine hükümetine de tüm yardımı ve yaşam desteğini kesersiniz. Bu işleri sona erdirir,” diyen McGregor, Trump’ın bunu yapma niyeti göstermediğini söyledi.
Ancak McGregor, Trump’ın Netanyahu’yu destekleyen milyarderlerin vaatlerine bağlı olduğunu ve çekilmesi halinde azil tehdidiyle karşılaşabileceğini ileri sürdü. Bu grupların Congress’te iki parti üzerinde de etkili olduğunu savundu. Trump’ın ahlaken doğru olanı yapıp yapmayacağı sorusuna, Andrew Jackson’ın “cesareti olan bir adam çoğunluk yaratır” sözünü hatırlatarak yanıt verdi; ancak Trump’ta bu cesareti görmediğini belirtti.
Russia, Ukraine ve Europe’un Tırmanma Riski
Glenn, dünya Iran’a bakarken Russia’ya karşı savaşın tehlikeli şekilde tırmandığını söyledi. Europe’un Russia ekonomisini yıkmayı açıkça hedeflediğini, uzun menzilli silahlarla Russia içini vurma planlarını tartıştığını, NATO topraklarından saldırıların arttığını ve EU’nun Mediterranean’daki Russian gemilerini hedef alacağını açıkladığını aktardı.
McGregor, son 24-36 saatte Putin’in St. Petersburg konferansındaki konuşması ile Sergey Lavrov’un konuşmasını dinlediğini söyledi. Putin’in konuşmasını “comrades keep working” anlamına gelen bir ifadeyle bitirdiğini ve bunun Rus silahlı kuvvetlerine “savaşmaya, ilerlemeye devam edin” mesajı olduğunu değerlendirdi.
McGregor, Russia’nın eastern Ukraine’den western Ukraine’e yönelik olası operasyonları ciddi biçimde tartıştığını ileri sürdü. Western Ukraine’de insanların asker toplayan görevlilere küreklerle saldırdığı görüntülerden söz etti. Bölgenin Austrian rule altında yaklaşık 200 yıl kaldığını ve hoşlanmadığı şeylere karşı direnişiyle bilindiğini söyledi. 1968’de Warsaw Pact’in Czechoslovakia’ya girişi için seferberlik yapılırken Carpathian military district’te neredeyse kimsenin katılmadığını iddia etti.
Russia’nın güneyde Zaporizhzhia yakınlarında, kuzeyde Sumy ve Chernihiv üzerinden Kyiv yönünde ve Belarus’ta üç büyük kuvvet yoğunlaştırması bulunduğunu söyledi. Belarus’taki kuvvetler arasında 20-30 bin North Korean askerinin olduğu bilgisini aktardı. Böyle bir harekâtın savaşı bitirebileceğini savundu ve Europe’a “bunu aklınızdan bile geçirmeyin” mesajı verdi.
Ukraine’de İnsan Gücü Krizi ve Savaşın Seyri
Glenn, Europe’un milyonlarca Ukrainian mülteciyi geri göndermeye hazırlanabileceğini ve bunun siperleri doldurma amacı taşıyabileceğini söyledi. Ayrıca Ukraine’in Zaporizhzhia’da, özellikle Dnieper River boyunca bazı alanları ele geçirmesinin European medyada “savaşın gidişatı değişti” havası yarattığını belirtti.
McGregor ise savaşın Ukraine açısından geri çevrilemeyeceğini söyledi. “Ukrainian goose is cooked; mesele olup olmayacağı değil, ne zaman çökeceği,” diyen McGregor, Ukraine’in çöküşünün zaman meselesi olduğunu savundu. Europe’da çok sayıda genç Ukrainian erkek bulunduğunu, bunların toplanıp sınır dışı edilmeye çalışılması halinde Europe’un ciddi sorunlarla karşılaşacağını söyledi.
McGregor, Russia National Security Council’ın Putin’e tamamen karşı döndüğünü düşünmediğini, ancak birçok danışmanın savaşın bitirilmesi gerektiğini söylediğini belirtti. Russian halkının ve Western Ukraine’deki birçok kişinin savaştan bıktığını savundu. Berlin, Paris ve London’daki savaş yanlısı açıklamaları “boş laf” olarak nitelendirdi ve Germany’de zorunlu askerliğe karşı sokak protestolarının büyüdüğünü söyledi.
İttifak Sistemi, Kaynak Sınırları ve Yeni Caydırıcılık
Söyleşinin sonunda Glenn, ABD’nin her yerde aynı anda bulunma ve her şeyi önceliklendirme anlayışının aslında hiçbir şeyi önceliklendirmemek anlamına geldiğini söyledi. Ukraine’e çok silah aktaran ABD’nin Iran ile karşı karşıya geldiğinde yeterli stok bulamadığını, East Asia, South Korea, Europe ve Ukraine’den mühimmat kaydırmak zorunda kaldığını belirtti.
McGregor, ABD’de “araçlar ve amaçlar hesabının” onlarca yıldır yapılmadığını söyledi. Gold standard’ın sona ermesinden sonra sınırsız para basılabileceği varsayımının yerleştiğini belirtti. Önümüzde ciddi bir recession olduğunu, bunun depression’a dönüşebileceğini, Persian Gulf krizinin uzaması halinde küresel kıtlıklar ve ürün eksiklikleri yaşanabileceğini savundu.
“Gelecek oldukça açık: sınırlarımızın ötesindeki güçlerimizin çoğunu çekmek zorunda kalacağız ve savunma harcamalarını kısmak zorunda kalacağız,” diyen McGregor, gelecek yıl için 1.5 trillion dolarlık savunma bütçesini “fantazi dünyası” olarak nitelendirdi. NATO ve diğer ittifakların gerekçesinin artık geçerli olmadığını söyledi.
Korean bir gazetecinin yazısından söz eden McGregor, artık ABD askerlerini topraklarında barındıran ülkelerin güvenlik değil, hedef haline geldiğini savundu. Korea’nın yaklaşık 50 million nüfuslu, kendini savunabilecek güçlü bir toplum olduğunu; Japan ve Europe’un da benzer sonuçlara varacağını söyledi.
McGregor’a göre Iran, overhead surveillance, intelligence-surveillance-reconnaissance sistemleri ve yüzlerce farklı saldırı aracını bağlayarak 500 ila 1.000 mil ötedeki hedefleri birkaç dakika içinde tespit, takip ve imha edebilen yeni bir askeri modelin etkisini gösterdi. Bu modelin Europe ülkeleri için de savunma temelli bir caydırıcılık sağlayabileceğini söyledi. Ona göre gelecekte küçük ve orta ölçekli devletler, saldırgan ittifaklar yerine kendi topraklarına girmenin maliyetini çok yükselten savunma sistemleri kurabilir.
Glenn, neutrality’nin suç sayılmasının yanlış olduğunu söyledi. McGregor ise Eisenhower’ın NATO’nun 10 yıldan uzun sürmesi halinde başarısız olunacağını düşündüğünü, 1950’lerde Poland, Lithuania, Latvia, Estonia, Czech and Slovak republics, Hungary, Romania ve Bulgaria için tarafsızlık önerdiğini aktardı. Program, Glenn’in NATO ve Zelensky mektubunu sonraki görüşmeye bırakmasıyla sona erdi. McGregor, NATO’nun “can çekişir” durumda olduğunu ve Zelensky mektubunun NATO’ya yeni hayat vermeyeceğini söyledi.
Giriş ve Değişen Dünya Düzeni
Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün 9 Haziran 2026 ve ABD Savunma Bakanı’nın eski danışmanı, madalyalı bir muharebe gazisi ve üretken bir yazar olan Colonel Douglas McGregor’ı ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Programa tekrar geldiğiniz için çok teşekkür ederim.
Colonel Douglas McGregor: Beni davet ettiğin için teşekkür ederim, Glenn.
Glenn: Bir adım geri çekilirsek, dünya büyük bir dönüşümden geçiyor gibi görünüyor. Küresel üstünlük dönemi sona eriyor; geçmiş on yılların dünya düzenini tanımlayan şey aslında bitiyor. Buna rağmen hem ABD’de hem Avrupa’da, her şeyi yapabileceğimiz, hâlâ 1990’larda olduğumuz yönünde bir kanaat var gibi. Sanırım bu yanılsamanın bedeli yüksek. Trump kendini Iran’da tuzağa düşürdü. Avrupalılar, denebilir ki fiilen Russia’ya savaş ilan etti ve Russia da görünüşe göre karşılık vermeye hazırlanıyor. Yani işler iyi gitmiyor. Sizce ABD’nin bu yeni döneme uyum sağlarken karşılaştığı temel zorluklar neler ve America ne yapmalı?
Sızdıran Tekne ve Tsunami
Colonel Douglas McGregor: Normalde uluslararası ilişkiler ortamı için okyanus metaforunu kullanırız. Okyanus sürekli değişir. Şu anda yaşadığımız sorun şu: Okyanusu sızdıran bir tekneyle geçmeye çalışıyoruz ve üzerimize gelen bir tsunamiye bakıyoruz. O tsunami, bütün dünyanın örgütlenme ve saflaşma biçimindeki köklü değişimdir.
Açık konuşmak gerekirse geleceği engellemeye çalışıyoruz ve bu asla iyi bir fikir değildir. Onu durduramazsınız. Bazen 1830’lar ve 1840’lardaki Austria gibiyiz diye düşünüyorum. Austria, French Revolution’ın serbest bıraktığı büyük değişim dürtülerini geri püskürtmeye adanmış gerici bir devlet hâline gelmişti.
Aslında Austria’nın insanların düşündüğünden daha başarılı olduğu da savunulabilir; çünkü bu güçler, bir ölçüde Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda gerçekten çözülmeye başladı. Napoleonic Wars’tan kalan kapanmamış meseleler 1914-15’e gelindiğinde intikam alırcasına geri döndü ve 1918’de açıkça patladı.
Bu yüzden değerlendirmenizin doğru olduğunu düşünüyorum. Bu derin bir değişim. Batı’nın, özellikle de ABD’nin isteyeceği yönde olmak zorunda değil ama yine de gerçekleşecek. ABD için akıllıca olan, buna uyum sağlamak olurdu.
Bu anlamda Britain, 20. yüzyılın ilk bölümünde çok aptalcaydı. German nüfuzunun ve gücünün yükselişine hiç zorlanmadan uyum sağlayabilirdi. Bunun yerine Britain’ın Germany’ye uyum sağlamayı reddetmesi, Europe’ta neredeyse herkesi mahveden kaçınılmaz bir savaşa yol açtı.
Europe’un Kırılganlığı ve İç Baskılar
Ortalıkta sağduyuya ve herhangi bir şeye tahammüle dair pek kanıt yok. Bu moral bozucu. Peki hiç iyi haber var mı? Evet. Fark şu ki, biz mali açıdan olağanüstü ölçüde kaldıraçlıyız ve bunun sonucu olarak çok kırılganız. Glenn, bu neredeyse hiç tartışmaya açılmıyor.
Senin gibi biri “Görünüşe göre Russia ile savaşa gireceğiz” dediğinde, bu saçma. Russia ile savaş olmayacak. Avrupalılar savaşamaz. Ellerinde hiçbir şey yok. Boylarına kadar borç içindeler. Çok kırılgan durumdalar. Hayal gücünün ötesinde bir elektrik faturasıyla uğraşıyorlar.
Fiyat artışları ve elektrik konusunda ağır acı çekmeyen tek ülke Frenchler, çünkü nükleer enerjiye çok bağımlılar. Ama Germany, Italy ve başka ülkeler gerçekten acı çekiyor. Makul fiyatlı enerji olmadan German sanayisi, özellikle de sıvılaştırılmış doğal gaz söz konusu olduğunda Germany’ye bizim uyguladığımız fiyatlar düşünüldüğünde, çok ağır darbe aldı. Ucuz enerjinin kaybı sonucunda Germany artık rekabetçi değil.
VW gibi Germany’de bir kurum sayılan devasa bir şirkete bakın. Fabrikaları sağda solda kapatıyorlar. Şaşırtıcı değil, Germany’de muazzam bir huzursuzluk var.
Bütün bu sorunlara milyonlarca istenmeyen Avrupalı olmayan insanın varlığını ekleyin. Çoğu Muslim, ama hepsi değil. Europe’taki halklar çok huzursuz. Daha iyi bir yaşam biçimine dönüş istiyorlar. Evlerinde barış istiyorlar. Suç oranlarında azalma istiyorlar. Russia ile savaşı desteklemiyorlar.
Buradan oraya nasıl varırsınız? Bu tür şeylerde son söz devrimdir. Devrime benzer bir şeye ihtiyacınız olacak. Bunun herkesin istediği gibi sandıkta bir devrim mi olacağı, yoksa silah namlusundan mı çıkacağı şu anda cevaplayabileceğim bir soru değil. Çünkü Germany’deki dostlarımla ne zaman konuşsam bana her şeyin değişime karşı kurgulandığını söylüyorlar.
Alternative für Deutschland’ın hükümete katılıp iktidara gelme ihtimali yok. Açıkçası AfD, Germany’de olması gerekenler için fazla ılımlı. France, Italy ve benzeri yerlerde de siyasi anlamda durumun çok farklı olmadığını düşünüyorum.
Dış Tehditlerden Çok İç Koşullar
Şu anda tartıştığınız şeylerin büyük kısmı, bence dış çıkarlardan çok iç koşullarımıza bağlı. Açık konuşalım: Eğer bir gecede büyük bir mali krize sürüklenirsek, ki bu ABD’de kolaylıkla olabilir, Indian Ocean’dan ve Mediterranean’dan çekiliriz. Eşyalarımızı toplar, eve döneriz. Dururuz.
Şu anda denizaşırı ülkelerde olan hiçbir şey, Amerikalılar için burada evde olanlardan daha önemli değil. İnsanlar bunu anlamıyor. Şu anda benzin fiyatlarındaki artışa çok fazla kişi dikkat etmiyor. Hiç kimse dememeliyim ama çok kişi değil. Galonu 10 dolara çıkarsa herkes dikkat eder.
Bu yüzden President Trump’tan tekrar tekrar şunu duyuyorsunuz: “Anlaşmaya birkaç gün kaldı. Barış kapıda. Benzin fiyatları düşecek.” Ve piyasalar, anlamadığım nedenlerle, adamın söylediklerine gerçekten inanıyor. Bu sabah petrolde satış gördük. Petrol fiyatı düştü. Dramatik değil ama düştü. Bu çok daha uzun süre devam edemez.
Şimdi bizimle Israel arasında algılanan sorunlar var. Bu tartışılmaya değer. Sonra Europeans’ın Zelensky ile yaptığı o küçük toplantı ve onun sahte mektubu var. Bu saçma. Absürt tiyatro. Hiçbir şey gerçek değil. Üzücü taraf bu.
Persian Gulf, Iran ve Kaybedilen Savaş
Gerçek şu ki Persian Gulf’ta kontrol Iran’da. Bu değişmeyecek. Birincisi bu: Kontrol onlarda. Savaşı fiilen kazandılar. President Trump’ın iç çevresi bile bu sonucu askerî olarak tersine çevirmek için yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını kabul ediyor.
Bu iş geçen yıl başladığından beri ortaya koyduğumuz taleplere bakarsanız, taleplerimiz oldukça geriye çekildi. Hatırlayın: Koşulsuz teslimiyet istiyorduk. Sonra birden, “Hormuz Strait’i açabilirsek çok yardımcı olur” denmeye başlandı. Herkes Hormuz Strait’in biz saldırmadan önce açık olduğunu unutuyor. O hâlde sorun kim?
Bence bütün dünya bizi sorun olarak görüyor. Persian Gulf’ta çözümsüz bir sorunumuz var. Donald Trump ve yönetimi ile Washington’ın kendi kendini yok etme tuzağından kaçmasının kolay bir yolu yok. Biz bunu başlattık. Kazanamayız, o yüzden gidiyoruz. Bu, kaybettiniz demektir. Evet, kaybettik. Ama şimdi kaybetmek, bu trajediyi daha aylarca sürüklemekten iyidir.
Fakat tam da bunu yapacak şekilde konumlanmış durumdayız. Washington’da ve Israel’de bu ablukayı sürdürmek ve Iran ile savaşı düşük ateşte tutmak isteyen aynı grup insan var. Onlar aynı zamanda Ukraine’de işleri sürdürmek isteyen insanlar. Gerçek bir değişim, herhangi türden gerçek bir tersine dönüş olmasa bile bunu istiyorlar. Çünkü hepsi Ukraine açısından savaşın askerî olarak kaybedildiğini biliyor. Sadece Putin’in orada oturup için için kaynayacağına güveniyorlar.
Yani Ukraine’de sessizce kaynıyoruz. Indian Ocean’da ve Gulf of Oman’da da sessizce, pek de sessiz olmayacak şekilde kaynıyoruz. Ve işler daha da kötüleşiyor. Houthis az önce Red Sea’nin artık Israel’e ve Israel’in bütün dostlarına kapalı olduğunu söyledi. Bu küresel ekonomiye muazzam yardımcı olur, değil mi?
Yani ufukta bir son yok. Yakın bir anlaşma yok, çünkü President Trump ve dostları geri adım atamıyor.
ABD-Israel İlişkisi
Glenn: Israel’den bahsettiniz. Bu ABD-Israel ilişkisi için ne anlama geliyor? Medyada bazı çekişmeler olduğunu gördük. Bunun doğru olduğunu varsayabiliriz sanırım. Ama genel olarak, dediğiniz gibi ABD’nin stratejik çıkarları ya da temel çıkarları sorgulanmaya başladığında, Israel ile ilişkinin sınanacağı varsayılabilir.
ABD içinde Israel’in giderek daha az popüler hâle geldiğini görüyoruz. Israelis’in Trump yönetimini gözetlediğine dair haberler var. Şimdi Israel’in ABD askerî-sanayi kompleksine entegre edilmesiyle ilgili bu Section 244 konuşuluyor. Bunu nasıl görüyorsunuz? Greater Israel projesinin ve bu bağlamda Israel’in geleceği nedir?
Colonel Douglas McGregor: Bir dakika geri adım atalım ve az önce değindiğiniz bazı noktaların üzerinden geçelim. Normal bir dünyada yaşıyor olsaydık, mesele ABD’nin Israel ile nasıl bir ilişkiye sahip olduğu değil, Israel’in bizimle nasıl bir ilişkiye sahip olduğu olurdu. Başka bir deyişle, bunu sunuş biçiminiz kökten yanlış bir şey olduğunu gösteriyor. Israel, köpeği sallayan kuyruk durumunda.
Israel’in yaptığı şey bizim çıkarlarımızı etkilemediği sürece ne fark eder? America’nın Middle East’teki temel stratejik çıkarları nelerdir? Birincisi istikrar. Neden istikrar? Çünkü ticaret ve üretkenlikle ilgileniyoruz; gübre, sıvılaştırılmış doğal gaz, ham petrol, helyum, alüminyum gibi şeylerin Hormuz Strait üzerinden düzenli biçimde varış noktalarına ulaşmasını sağlamakla ilgileniyoruz. Başka bir deyişle, biz ticari bir gücüz. İş yapmakla ilgileniyoruz, değil mi? Elbette.
Ama bunlar önemsenmiyor. Bunun yerine sizin az önce tarif ettiğiniz durum var. Amerikan halkının ve ABD’nin çıkarlarını temsil ettiği varsayılan bir Congress, Israeli çıkarlarını Amerikan ulusal güvenlik çıkarlarına entegre etmeyi ya da asimile etmeyi planlıyor; Israeli güvenlik devletini ABD ulusal güvenlik devletiyle harmanlamayı, bütünleştirmeyi, asimile etmeyi planlıyor.
Ve bütün bunlar, ABD’de Israeli Jewish güç ve nüfuzuna direncin tüm zamanların en yüksek seviyesinde olduğu bir zamanda oluyor. Bu gündeme getirildiğinde verilen cevap şu: “Bunu söyleyen herkes antisemitiktir.” Eğer antisemitizmin tanımını ABD içinde Israel’den kaynaklanan yabancı güç ve nüfuza direnmek olarak yapacaksak, milyonlarca ve milyonlarca antisemit olduğunu söyleyebilirim.
Peki bu kötü antisemitlerin, Israel’in ve Washington’daki ortağının hedef ve amaçlarını sorgulamaya cüret eden bu Amerikan vatandaşlarının gerçek bir etkisi var mı? Cevap hayır.
President Trump’tan ne duyduk? Biri ekonomiyi ve Amerikalılar üzerindeki etkisini gündeme getirdiğinde, “Bunu umursamıyorum” dedi. Çok çok açık sözlüydü. Tereddüt etmedi. Daha sonra geri gelip “Aslında kastettiğim bu değildi” dedi. Tam olarak kastettiğini söyledi.
Capitol Hill’de de aynı şey geçerli. Neden? Para yüzünden. Buna Jewish mali gücü denir. Bu güç yaygındır, etkilidir ve Amerikan halkının temsilcilerinin ABD’nin çıkarlarına aykırı şekillerde hareket etmesine neden olur. Bu yalnızca ulusal güvenlik alanında da değildir. Ekonomiyi, ticareti, göçü, sınır güvenliğini ve daha birçok şeyi etkiler.
Bu böyle süremez, Glenn. Bir süre devam edecek ama kalıcı olmayacak. Kalıcı olmayacak çünkü ekonomi kırılgan. Mali sistemimiz sorunlu. Boyumuza kadar kaldıraçlıyız. Bu sonsuza kadar süremez. Mr. Bessant, iyi gemi United States’i su üstünde tutacak kadar nakit basmanın ve aynı anda onu yaklaşan tsunamiden uzaklaştırmanın yollarını bulmak için haftanın yedi günü, günün yirmi dört saati çalışıyor. Bu işe yaramayacak.
İnsanlar bunun ne zaman duracağını soruyor. Ben de onlara hep aynı şeyi söylemeye çalışıyorum: Bunu karşılayamaz hâle geldiğimizde durur. Evde mali ve ekonomik açıdan o kadar acı verici hâle geldiğinde, devam edemediğimizde durur. Ondan önce değil.
Tırmanma Kontrolü Yanılsaması
Glenn: Görünüşe göre o ana yaklaşıyoruz. Bu sadece ABD’de değil, dünya genelinde de böyle; ekonomik sorunlar yerleşiyor. Ama Trump’ın artık Iran’da sıkışmış olmasına bakınca, yakın zamanda Iran’ın caydırıcılığını Lebanon’a genişlettiğini duyurduğunu ve ardından Israel’i vurduğunu gördük. Sonra bir Hamas sözcüsünden Iran’ın ceasefire’ın bir parçası olarak Gaza’yı da talep edeceğini duyduk.
Bu, ABD’nin tırmanma kontrolü yanılsamasında bir delik açmış gibi görünüyor. Yani dediğiniz gibi Iran savaşını yüksek yoğunluklu savaştan çıkarıp kısık ateşe almak, uygun olduğunda tırmandırmayı ve gerektiğinde gerilimi düşürmeyi kontrol etmek istiyor. Ama Trump bundan şimdi nasıl çıkabilir? Çünkü dediğiniz gibi durum kötüleşmeye devam ediyor. Red Sea’de de erişim kapatılıyor. Bu noktada ne yapılabilir?
Trump Kontrolde Değil
Colonel Douglas McGregor: President Trump hiçbir şeyin kontrolünde değil. Bunun anlaşılması gerekiyor. Israel ile ABD arasındaki bu ortaklıkta kimin sorumlu olduğunu merak eden varsa, bunun açıkça Mr. Trump olmadığı ortada. Mr. Netanyahu bunu fazlasıyla açık hâle getirdi ve nedenini açıklayabilirim. Donald Trump’ın taleplerine kendini tabi kılmaya hiç niyeti yok.
Israelis’in South Lebanon’ı işgal ettiğinde başlattığı şey, hem Israel hem Hezbollah için ölümüne bir savaştı. Şu anda ölümcül bir kilitlenme içindeler. Her biri diğerinin boğazına sarılmış durumda. Birinin bıçak çıkarıp diğerinin boğazını kesmesinden korktukları için tutuşlarını gevşetemiyorlar.
Bu neden böyle? Bu çok uzun yıllar öncesine, 1982’ye kadar uzanıyor. Hezbollah, Israel için çok ciddi bir varoluşsal tehdit hâline geldi. Northern Israel’deki insanlar, Hezbollah askerî açıdan güçlü kalmaya ve Northern Israel’i tehdit edebilmeye devam ettiği sürece evlerine dönemez ya da o ülkede yaşayamazlar.
Dolayısıyla Israel bu savaşı acı sonuna kadar götürmek ya da bir tür anlaşmaya veya uzlaşmaya varmak zorunda. Bugün Israel’de kimse bu konuda uzlaşmak istemiyor. Oradaydım. Nasıl hissettiklerini ve neden böyle hissettiklerini tam olarak anlıyorum. Sorun şu ki Hezbollah’ı yenip tamamen yok edemeyebilirler.
Bu arada Iran, bölgede hiçbir Muslim devletin yapmadığı bir şey yaptı. Öne çıktı ve “Gaza’da Hamas’ı destekleyeceğiz ve onun için savaşacağız” dedi. Başka bir deyişle Gaza. “Southern Lebanon’da Hezbollah’ı destekleyeceğiz ve onun için savaşacağız” dedi. Yani aramızda ve herhangi biriyle, Israel ya da ABD ile, bu bölgeleri içermeyen hiçbir anlaşma olmayacak.
Bunu yaparak Iran, Islamic World’ün lideri olarak ortaya çıktı. Sapkın Shiite devlet Iran, şimdi House of Islam’ın fiilî lideridir. Bir Turk olsaydım kendimden utanırdım. Bir Arab olsaydım kendimden utanırdım. Bütün devletler ve halklar arasında kim ayağa kalkıp “Ben boyun eğmeyeceğim” dedi? Persia.
Bu şaşırtıcı bir gelişme. ABD’deki insanların bunun ne kadar önemli olduğuna dair hiçbir fikri yok. Bu son derece önemli ve nihayetinde bölgenin geri kalanını yaklaşmakta olan savaşa katılmaya utandıracak. O savaş da Israel’e karşı.
Dolayısıyla bizim için asıl soru, şu anda endişelendiğimiz “Persian Gulf’u nasıl açarız?” meselesi değil. Bu kolay.
Washington Persian Gulf üzerindeki her türlü iddiadan vazgeçer, blockade’i terk eder ve güçlerini geri çekmeyi kabul eder; bunu da insani gerekçelerle yapar. Global economy’nin buna çaresizce ihtiyacı var. Bunu istemeden aksattık. Bunu düzelteceğiz. Birincisi bu. İkincisi, öne çıkıp şu anda Israel’in yok oluşuna doğru giden bir rotada ilerleyen bu savaşı bitirmenin bir yolunu bulmamız gerekiyor. ABD’de insanlar bunu kavramıyor. Israel’in bir devlet olarak, bir halk olarak gerçekten varlığını yitirme riski altında olduğunu anlamıyorlar. Bunu durdurmakla ilgilenmeliyiz. Ama bunu daha fazla Muslim öldürerek durduramazsınız. Bu işe yaramaz. Israel, öldürerek bu işten başarıyla çıkamaz. Biz de çıkamayız.
Peki Israel’in şu ana kadar battlefield’da nasıl performans gösterdiğini düşünüyorsunuz? Çünkü biliyorum, drone’lar bazı sorunlar yarattı. IDF’den duyduğumuza göre ciddi biçimde aşırı gerilmiş durumdalar ve Israelis “Hezbollah ya da Iran existential threat” dediğinde bu aslında pek mantıksız değil. Bunu ABD için satın almıyorum. Israel, pardon Iran’ın ABD için existential threat olduğunu görmüyorum; ama Israel açısından, yani bu evet, görünüşte makul. Fakat yine de burada fiilen ne başarabilirler? Çünkü yutabileceklerinden çok daha fazlasını çiğnemiş gibi görünüyorlar. Sizce bu nereye gidiyor? Bir noktada geri adım atmak zorunda mı kalacaklar, yoksa iki katına çıkarıp yine Iran’ı devre dışı bırakmaya mı çalışacaklar; her ne şekilde olacaksa, bu mümkünse tabii?
Israel, Washington tarafından koşulsuz desteklendiği sürece durup vazgeçmeyecek; Washington da bunu karşılayabildiğimiz sürece Israel’i koşulsuz desteklemeye devam edecek. İçeride economic ve financial crisis tarafından kısıtlanmadığımız sürece. Bu kadar basit. Şimdi President Trump bunu bitirebilir. Ukraine’deki savaşı bitirmek isteseydi, şu anda Middle East’te Israel, Iran ve komşularını içeren savaşı bitirmek isteseydi, süreç çok basit. Israel’e yapılan tüm yardımı, military yardımı, subsidy’yi, ne olduğu her neyse onu durdurursunuz. Ukraine’deki government’a yapılan tüm yardımı ve ayakta tutma desteğini durdurursunuz. Bu işleri sona erdirir. Europeans bunu tek başlarına yönetemez. Ama bunu yapmaya hiç ilgi göstermedi. Ve ABD’de Mr. Netanyahu’yu destekleyen çeşitli billionaires’a verdiği sözler nedeniyle bu savaşı sonuna kadar sürdürmek zorunda.
Nitekim başlangıçtaki bütün rhetoric’i dinlerseniz, civilization’ı bir gecede bitirmekten, unconditional surrender’dan, total destruction’dan söz ediyorlardı. Donald Trump’ın bütün bu hyperbolic açıklamalarını alt alta koyun. Ne yapmak üzere yola çıktığı çok açık. Başarısız oldu. İşe yaramadı. Çekilebilir. Bu onun için dünyanın sonu değil. Gerçi burada, içeride onun sonu olabilir. Bunu neden söylüyorum? Onu destekleyen bu billionaires dönüp “Peki. Bize verdiğin sözü tutmayacaksan, o zaman çekildiğin anda impeach edilmeni ayarlarız” diyebilir. Bunu yapabilirler mi? Kesinlikle. Çünkü Hill’de iki partiyi de kontrol ediyorlar. Aynı kaynaklardan gelen aynı para, Israel ne isterse ona support’u garanti etmek için iki partiye de gidiyor.
Dolayısıyla unilateral olarak çekilir ve “bu tragedy’yi bitirmenin tek yolu benim sorumluluk almam ve insani gerekçelerle çekilmemdir” derse, bunu yaparsa muhtemelen impeach edilecek ve office’ten atılacak; o noktada muhtemelen her türlü court battle ve potansiyel jail time ile karşı karşıya kalacak. Yani içinde bulunduğu pozisyon Mr. Netanyahu’nunkinden çok da farklı değil, değil mi? Bu koşullar altında Trump’ın öne çıkıp doğru olanı yapmasını beklemek realistic mi?
Andrew Jackson, insanlar yapmak istediği şeyleri ve wartime’da US Army ile ne yapabileceğini sorguladığında, tekrar tekrar şunu söylerdi: “Cesareti olan bir adam majority yaratır.” Haklıydı. Bunu kanıtladı. Lincoln bunu kanıtladı. Bu, 250 yıldır American national identity’nin hallmark’ı oldu. Onda bu cesaret var mı? Size neden olmadığını düşündüğümü anlattım. Bu konuda Mr. Netanyahu’da da yok.
Peki bütün dünya Iran’a ve orada yaşanan debacle’a bakarken, insanlar Russia’ya karşı savaşın şimdi ne kadar tehlikeli hâle geldiğini unutuyor. Evet, bence siz doğru biçimde Europeans’ın Russia ile savaşma capability’sine sahip olmadığını işaret ediyorsunuz; ama bu onların intentions’ını etkilemiyor gibi. Yani şimdi economy’yi destroy etme objective’ini çok açık biçimde ifade ediyorlar. Russia’nın derinliklerini vurmak için long-range weapons’ı mass-produce etmek istediklerini savunuyorlar. Hatta Russia ile bir savaşın ne zaman başlayacağını düşündüklerine dair tarihler bile veriyorlar. Ve sizinle daha önce konuştuğumuz gibi, NATO territory’den, özellikle Baltic states’ten Russia’ya yönelik strikes giderek arttı. Sanırım sadece iki gün önce EU, artık Mediterranean’daki Russian ships’in peşine düşmeye başlayacağını açıkladı. Ve esasen self-preservation, bugünlerde Europe’ta pek güçlü bir instinct gibi görünmüyor. Sizce bu nereye gidiyor? Yani Russians’ın ya da dürüst olmak gerekirse Putin’in, course değiştirmek zorunda kalmadan önce daha ne kadarını absorb edebileceğini düşünüyorsunuz? Çünkü benim izlenimim şu: Onun bütün national security council’i artık ona karşı ve herhangi bir restraint’ın ya da weakness’ın, ya da en azından restraint’ın West’te weakness olarak yorumlanacağını savunuyor. Sizce dramatic action almadan önce ne kadar daha dayanabilirler?
Son 24-36 saat içinde iki şey oldu. Biri President Putin’in St. Petersburg conference’ta yaptığı presentation, diğeri de Sergey Lavrov’un yaptığı presentation; nerede yaptığından emin değilim ama çevirisini dinledim. President Putin Ukraine ile ilgili sorunlar hakkındaki tartışmasını “comrades work” ifadesiyle bitirdi; bana söylendiğine göre bu aslında “comrades, keep working” diye çevriliyor. Bunun öncesinde Russian armed forces’a, soldiers, sailors, airmen, marines ve benzerlerine övgü vardı. Dolayısıyla bence şu anda söylediği şey şu: Çalışmaya devam edin, savaşmaya devam edin, ilerlemeye devam edin.
Bence söylemediği ama şu anda çok ciddi biçimde tartışılan şey, eastern Ukraine’den western Ukraine’e doğru offensively ne yapacağı. Ukraine’deki sorunların farkında değil değil. Eminim Ukraine’in en batısındaki Bohemia’dan gelen görüntüleri görmüşsünüzdür; insanlar shovels ile dışarı çıkıp oğullarını ve babalarını alıp eastern Ukraine’de ölmek üzere front lines’a göndermeye çalışan recruiters’ın kafasına vuruyor ve onları kovuyor. Şimdi Western Ukraine çok ilginç, çünkü Ukraine’in çeşitli kısımları içinde hiç şüphesiz en westernized olan bölge orasıdır. Yaklaşık 200 yıl Austrian rule altındaydılar ve bu arada Austrian rule altında oldukça mutluydular. Ukraine’in o kısmı, hoşlanmadığı şeylere karşı resistance’ıyla ünlüdür.
1968’de Warsaw Pact Czechoslovakia’ya girmek için mobilize olurken, western Ukrainian military district, ki gerçekten Carpathian military district diye adlandırılıyordu, sözünü ettiğimiz bölgeleri içeriyordu. Mobilizasyon için neredeyse kimse gelmedi. Bu 1968. Soviet government bununla ilgili ne yaptı? Pek bir şey yapmadı. Western Ukraine’de kavga etmek istemediler. Bu insanlar ciddi. Bıktılar. Zalinski’den bıkkınlık noktasına geldiler. Ve bence Western Ukraine’de bunun, West’teki insanların gerçekten anladığından ve kavradığından daha fazlası var. Bu iyi haber. Kötü haber şu ki biz bu insanları desteklemek için hiçbir şey yapmıyoruz; bunu yapmamız gerekiyor. Bunu da Kief’teki bu dictatorship’e desteği keserek yapabiliriz.
Bu arada western Ukraine’e yönelik offensive operations hakkında ciddi discussions olduğunu düşünüyorum. Russian forces’ın şu anki positioning’ine bakarsanız, üç major concentration var. Biri güneyde, Zamarisha yakınlarında. Bir diğeri daha kuzeyde, genel olarak Sunumi ve benzeri yerlerden Cheriggo’nun ötesine, Kief’e doğru yönelmiş durumda. Üçüncüsü Bele Russia’da. Bana söylendiğine göre Beler Russia’daki üçüncü concentration, 20 ila 30 bin arasında North Korean troops içeriyor. Yani neredeyse eş zamanlı ya da sequential olarak saldırabilecek üç concentration var ve bence bunu yaparlarsa gamechanger olur.
Şimdi “Europeans buna karşılık verecek” diye düşünen insanlar var. Europeans’a tavsiyem, bunu düşünmeyin bile; çünkü sizin için iyi sonuçlanmaz. President Trump’ın buna dahil olacağını düşünmüyorum. Aslında tam tersine, bunun onu şu anda Western Ukraine’de sahada bulunan ve United States government ya da intelligence departments için çalışan kim varsa geri çekmeye ikna edeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bence bu, Russian government’ın bu savaşı bitirmek için exploit edebileceği bir zaman olur. Sadece o river’ı geçip hızla güneye ve kuzeye hareket etmek bile bunu çökertip bitirmeye yeter. Casualties olur mu? Eminim olur. Ve President Putin’e her zaman credit vermeliyim; çünkü son yüz yıldaki bütün Russian leaders içinde Russian life konusunda ve hatta Ukrainian life’ı da eklerim, President Putin kadar concerned olan kimse olmadığını düşünüyorum. Bunun için asla credit almaz ama bence bunu belirtmemiz gerekiyor.
Fakat böyle bir şey olabilir ve bence consideration altında. Ne yapmaya karar vereceklerini göreceğiz. Ama bildiğiniz gibi weather ve terrain nedeniyle eğer harekete geçecekseniz şu anda yaklaşık mid-September’a kadar vaktiniz var. Persian Gulf’a gelince, bence daha önce söylediğiniz doğru. President Trump’ın blockade’i sürdürmek istediğini düşünüyorum. Bunu simmering hâlde tutacak ve Israelis onu görmezden gelip bir yeri bombaladığında geri gelip “Eh, bilirsiniz, koşullar altında bunun neden olduğunu anlayabiliyorum. Umarım tekrar olmaz. Olmamasını tercih ederim” diyecek; ama hiçbir şey değişmeyecek. Bence gittiğimiz yer burası.
Peki bu manpower problem konusunda, dediğiniz gibi Ukraine içinde çok fazla social tension yaratıyor. Bu belki de understatement olur. Ukrainians, Silinski ve government’ından gerçekten çok bıkmış durumda; ama Europeans buna milyonlarca Ukrainian refugees’ı expel etmeye hazırlanarak cevap veriyor gibi görünüyor; trenches’ı yeniden doldurma umuduyla, böylece hepsi essentially NATO için ölüme gidebilsin. Ve Ukraine, Saparisia’da çoğunlukla Nipper River boyunca bazı grounds capture edebildiği için, European media şimdi tamamen ayağa kalkmış durumda. Tide has turned, kazanıyoruz, kazanıyoruz diye savunuyorlar. Yani ne yazık ki gerçekten buna geri döndük. Ama sizce bütün weapons’ı içeri pompalasalar bile işleri tersine çevirmek için çok mu geç? Gerçi paraları da gerçekten yok. Bütün refugees’ı expel etseler, Silinsky’ye conscription age’i düşürmesi ve 18 yaşındakileri trenches’a sokması için baskı yapmakta başarılı olsalar; sizce bu noktada bir şeyleri tersine çevirmenin herhangi bir yolu var mı?
Hayır, düşünmüyorum. Bence Ukrainian goose is cooked. Dolayısıyla mesele if değil, when; basitçe çökecek. Ve bu young men’in hepsiyle ne yapacaklarını görmek ilginç olacak. 2015-2016’da bir arkadaşım bana full young Muslim men dolu çeşitli trains’lerden söz ediyordu. Aile yok, sadece young Muslim men. Ve gerçekten sorgulandıklarında, o sırada Germany’deydim, television izliyordum; Austria’dan gelen sınırdaki bu young Muslim men’e sordular. “Kadınlar için buradayız. Burada rape edebileceğimiz çok kadın olduğunu duyduk” dediler. Ve bu German television’dan kaldırıldı. Eminim o film yok edilmiştir. Yani çok sayıda young men tarafından overwhelmed oldukları ilk sefer bu değil.
Ukrainians söz konusu olduğunda, evet, train stations’ta arkadaşlarım vardı. Hanover’da ve Cologne’da yaşıyorlardı ve Ukraine’den trenlerden inen young men sayısı karşısında şoke olmuşlardı. Aile yok, wives yok, children yok, young men. Bu yüzden bence Europeans’ın toparlayıp expel etmesi gereken çok sayıda young men var. Buna hiç şüphe yok. Bunun olup olmayacağını göreceğiz. Ama bunu yapmaya kalkarlarsa elleri bununla dolu olacak. Başka hiçbir şey yapamayacaklar.
Dolayısıyla yine, bence top kesin biçimde Russian hands’te. Eğer savaşı kazanacaklarsa football’u line’ın ötesine taşıyıp savaşı kazanmanın zamanı geldi. Ve bütün National Security Council’in President Putin’e karşı döndüğünü düşünmüyorum. Ama National Security Council’in ve danışmanlarının birçoğunun benim söylediğime benzer bir şey söylediğini düşünüyorum: Bunu bitirelim. İşi tamamlayalım. Ve Russian people’ın bundan bıktığını biliyorum. Western Ukraine’de pek çok insanın da bundan bıktığını biliyorum. Yani bunu yapmanın zamanı geldi. Berlin, Paris ve London’daki blowhards konusunda fazla endişelenmezdim; çünkü oldukları şey bu. Blowhards. Ve yakın zamanda German television izlediniz mi bilmiyorum, ama draft’a karşı sokaklardaki insanların sayısı gerçekten oldukça etkileyici. İnsanlar durumu çözdü. Hayır, Russia’da savaşmak istemiyoruz. Bu saçmalık. O yüzden buna çok fazla credence vermiyorum. Böyle söyleyelim.
Başladığımız yere döneyim. United States’in eğer bir economic crisis onu buna zorlarsa değişiklik yapmak zorunda kalabileceğinden söz ettiniz. Ama sorunlardan biri, ve bu Europeans’ın da sahip olduğu bir sorun, mevcut international distribution of power’ı kabul etmemek; esasen system sizi cezalandırıyor. Bence ABD için temel sorun, hâlâ global primacy’ye sahip olmaya, aynı anda her yerde olmaya çalışmasıydı. Yani her şeyi prioritize etmek, ki bu hiçbir şeyi prioritize etmemek demek. Görünüşe göre bu çok fazla problem yaratıyor. Örneğin United States’in Ukraine’e çok fazla weapons pompalamasını örnek verdim. Sonra Iran’la savaşma zamanı geldi. Yeterli weapons’ı yoktu. Bu yüzden onları East Asia’dan, South Korea gibi yerlerden yönlendirmeye başladı; Europe’tan, Ukraine’den aldı. Ve Middle East’e ulaştığında bile Gulf States’i gerçekten koruyamadı; bunun bir nedeni de Israel’in prioritize edilmiş olmasıydı.
Her neyse, benim point’im şu: Bir region’ı diğerine göre prioritize etmediğinizde, şimdi görüyoruz ki Europe’tan Gulf States’e, East Asia’ya kadar key allies, kendi capabilities’lerini ne ölçüde geliştirmeleri gerektiğini ve ABD ile partnership’e güvenip güvenemeyeceklerini tartışıyor. Bence ABD sadece “resources’larımız limited, şu region’a ya da bu region’a odaklanalım” deseydi bu önlenebilirdi. Ama bunu yapmadı. Sanırım sorum şu: ABD’nin inşa ettiği alliance system’i nasıl görüyorsunuz? ABD bazı regions’ı diğerlerine göre prioritize etmeye başlamadıkça ya da en azından limited resources’a göre hareket etmedikçe bu ne kadar sürdürülebilir? Yine ekleyeyim, en azından sizin Americans olarak resources’larınız var. Europeans’ın yok ve hâlâ bolmuş gibi davranıyorlar.
Doğru ve isabetli biçimde, United States’te onlarca yıldır yapılmamış olan bu ends-means calculus’tan söz ediyorsunuz. Her zaman limitless resources, limitless money varsayımı vardı. Unutmayın, bütün bunlar gold standard’ın sona ermesiyle başlıyor. Artık gold standard’a bağlı olmadığınızda istediğiniz kadar para basabiliyordunuz. Ve yaptığımız şey tam olarak bu.
Ve böylece solvent bir household sürdürmeye çalışmak yerine, basitçe daha fazla para bastık, basement’tan yukarı çıkardık ve “Buyurun. Bunu bununla ödeyeceğiz” dedik. Ve geçen her yıl, doğal olarak currency daha az değerli hale geldi. Şimdi bir inflation problem’imiz var. Bazıları aynı zamanda bir deflation problem’i yaşayacağımızı da düşünüyor. Ne olursa olsun iki şeyi biliyoruz. Birincisi, çok ciddi bir recession’a doğru gidiyoruz. Bunu reddeden çok az insan var. İkincisi, bu kolayca bir depression’a dönüşebilir. Gulf’taki bu iş ne kadar uzun sürerse, global depression görme ihtimalimiz o kadar artar. Famine göreceğiz. Her türden minerals, products ve technologies’te shortages göreceğiz; hepsi Persian Gulf’taki bu çılgın, gereksiz savaş yüzünden.
Ne olacak? Bence göreceğiniz şey şu, pardon, bence göreceğimiz şey şu: Önümüzdeki altı ayda ne olursa olsun fark etmez. Future oldukça clear. Forces’larımızın çoğunu borders’ımızın ötesinden çekmek zorunda kalacağız. Defense spending’i kesmek zorunda kalacağız. Defense spending, discretionary spending dediğimiz şeyin en büyük portion’ı. Önümüzdeki yıl için 1.5 trillion’lık bir budget’tan söz ediyoruz. Bu absurd. Bu fantasy world. Şu anda waste ettiğimiz trillion’ı bile afford edemiyoruz. Zor decisions almak zorunda kalacağız.
İyi haber şu ki NATO alliance’ın ve dünyadaki diğer alliances’larımızın bütün foundation’ı, rationale’ı artık geçerli değil. Korean bir newspaper’da yazılmış harika bir op-ed vardı. Bu sabah okudum. Size göndereceğim. English’e çevrilmişti. Bu Korean journalist çok astute ve çok sakin biçimde warfare’in değiştiğine dikkat çekti. Persian Gulf’a baktı. Ukraine’de olanlara baktı ve şunu söyledi: Eğer soil’unuzda US forces station edilmişse ve United States China’yla, Russia’yla, Iran’la, herhangi biriyle savaşa gitmeye karar verirse, soil’unuzdaki o forces artık enemy action için magnet haline gelir. Başka bir deyişle, artık problem’in parçasıdırlar. Bir security source’u değiller. Insecurity source’udurlar.
Korea’ya bakın, neredeyse 50 million nüfuslu bir nation. Brilliant bir society’si, brilliant bir economy’si var ve sovereign state olarak kendini defend etmeye ve international ocean’ın waters’ında navigate etmeye oldukça hazır. Ve biz hâlâ onların soil’unda bizim military establishment’ımızı tutmaları konusunda ısrar ediyoruz. Bunu istemiyorlar. Uzun zamandır istemiyorlar. Buna ihtiyaçları yok. Ve şimdi bunu asset değil liability olarak görüyorlar. Japanese de benzer conclusions’a varacak. Europeans da benzer conclusions’a varacak.
İnsanların gerçekten anlaması gereken şey, ve bunu henüz grasp etmediler, herkes Finland’ın 1939’da Soviets’e karşı magnificent ve courageous stand’ından söz ediyor. Peki, Iran’da ne olduğuna bakmaları gerekiyor. Iran şu an için revolution in military affairs’i conquer etti. 20th century’nin ortalarında başlayan bu revolution şuydu: Her tür overhead surveillance’ı, bu ister Reaper olsun ister satellite olsun, herhangi sayıda farklı şey olsun, manned ya da unmanned aircraft olsun, o intelligence surveillance reconnaissance platform’unu ve ürettiği targeting data’yı doğrudan ground stations’a bağlamak; bu stations binlerce platform’u, yüzlerce farklı strike system’i control ediyor ve birkaç dakika içinde Iran’ın border’ından 500 ila 1.000 mil ötedeki herhangi bir target’ı identify edebiliyor, track edebiliyor ve sonunda target edip destroy edebiliyor. Bu bizim için impregnable olduğunu kanıtladı.
Impregnable çünkü aynı zamanda natural geography’den faydalanıyorlar. Kolayca penetrate edemeyeceğiniz ya da scale edemeyeceğiniz walls gibi çalışan mountain ranges. Ülkenin güneyinde yakıcı sıcak, uzun süre yaşamak istemeyeceğiniz endless deserts. Bütün bunları bir araya koyduğunuzda Iran şunu kanıtladı: Navy’ye ihtiyacınız yok. Air force’a ihtiyacınız yok. İhtiyacınız olan şey az önce tarif ettiğim şey ve bazı ground forces. Ve bununla kendinizi çok effectively defend edebilirsiniz.
Bu Europe için de true. Swedes bunu yapabilir. Norwegians bunu yapabilir. Danes bunu yapabilir. Dutch yapabilir. Germans kesinlikle yapabilir. Bu capability’ye ulaşmak için yılda bir trillion dollar spend etmek zorunda değilsiniz. Dolayısıyla real question şu: Future’da militarily kendinizi protect etmek için ne yapmak istiyorsunuz? Birincisi bu. Bu, herhangi biriyle alliance içerebilir de içermeyebilir de. Öte yandan neighbor’ınızla alliance içerebilir. Scandinavia’daki insanların birbirleriyle allied olması kesinlikle mantıklı olurdu. Kesinlikle Swedes ve Finns, muhtemelen Danes, Germans, belki Lithuania, Latvia, Estonia. Ama bunların herhangi birine attack etmek için designed offensive alliances olması gerekmiyor. Bunlar, states’lerine penetrate etmeyi terrible price ödemeden impossible hale getirmek için designed. Deterrence’ın essence’ı bu değil mi? Öyle değil mi?
Bugün bu şeylerin accomplished edilebildiği farklı bir world’de yaşıyoruz. Korea harika bir example. Üç tarafı water’la çevrili bir peninsula. O weapon systems’ı ve surveillance structure’ı kurarsınız ve bütün peninsula’nızı tamamen cover eder, kendinizi sadece north’tan gelecek bir şeyden değil, seas üzerinden her yönden protect edersiniz. World değişiyor. World bu tür bir direction’a doğru moving ediyor. Bence bu, son 80 yıldır sahip olduğumuz çözümden daha iyi bir solution.
Çünkü son 80 yıl şu assumption’a dayanıyordu: Eğer United States’le allied olan nation X’e biri attack ederse, biz suddenly nuclear weapons launch edeceğiz ve Eurasia’nın periphery’sindeki small state’i protect etmek için cities’imizi, population’ımızı immediate annihilation riskine atacağız. Bu arada bunun hiçbir zaman realistic olduğunu düşünmüyorum. Dwight Eisenhower da düşünmüyordu. Bu yüzden NATO’ya sign on etmeyi kabul ettiğinde, “Eğer NATO 10 yıldan fazla sürerse failed etmişiz demektir” dedi; çünkü strongly farklı bir approach adopt etmemiz gerektiğini düşünüyordu. Incidentally, 50s’teki recommendation’ı Poland, Lithuania, Latvia, Estonia, Czech ve Slovak republics, Hungary, Romania ve Bulgaria’nın neutral olmasıydı. Vay canına, ne fikir ama. Bu, şu anda bulunduğumuz yerden, neutrality’yi criminalize etmekten çok daha iyi bir path olurdu.
Ama dediğiniz gibi, bence biliyorsunuz, people tarafından ruled ediliyoruz ve people’ın adjust etmek için zamana ihtiyacı var. Unipolar moment altında US troops host etmek size absolute security veriyordu. Şimdi declining hegemon ile bunun problem davet ettiğini ve onları target haline getirdiğini düşünüyorum. Neyse, time’ımız bitti. Size Zelensky letter’ı ve NATO’nun dead olup olmadığını sormayı umuyordum, ama bunu next time yapmak zorundayız.
Bence, bence oldukça moribund. Zelensky letter NATO’ya new life breathe etmeyecek.
Oh, bu okuduğum daha ridiculous şeylerden biriydi. Peki, zamanınız için çok teşekkür ederim.
Thank you. Bye-bye.