Alistair Crook: Trump’ın Iran Hamlesi Israel’de Paradigmayı Kırdı, Europe Russia Savaşına Yaklaşıyor
İngilizce yapılan programda sunucu, eski Britanyalı diplomat Alistair Crook ile İran etrafında şekillenen yeni çerçeve anlaşmasını, bunun ABD-İsrail ilişkilerine etkisini, Lebanon cephesindeki gerilimi ve Ukraine savaşında Avrupa’nın Russia’ya karşı izlediği hattı konuştu. Crook’a göre hem Middle East’te hem de Europe-Russia hattında mevcut krizler, yalnızca askeri değil, aynı zamanda stratejik ve psikolojik kırılmalar yaratıyor.
İran Çerçevesi ve Israel’deki Psikolojik Sarsıntı
Programın ilk bölümünde sunucu, Iran konusunda imzalandığı anlaşılan fakat ayrıntıları gizli kalan bir mutabakat ya da çerçeve anlaşmasına işaret etti. Bu belgenin uygulanıp uygulanmayacağının belirsiz olduğunu, ancak uygulanmasa bile United States, Israel ve daha geniş bölge üzerinde büyük etkiler doğuracağını söyledi. Sunucu ayrıca Benjamin Netanyahu’nun zayıflamış göründüğünü, ancak onun yerine gelecek olası bir ismin daha şahin olabileceğini belirtti.
Crook, söz konusu metni bir “framework” yani ateşkese giden bir çerçeve olarak tanımladı. Bunun bir treaty (antlaşma) ya da tam anlamıyla bir ceasefire (ateşkes) olmadığını vurguladı. Kendi diplomatik deneyimine dayanarak, ateşkeslerde en kolay kısmın çerçeve üzerinde anlaşmak olduğunu, asıl zor olanın ise süreci koruyacak bir alan inşa etmek olduğunu anlattı. "Çerçeve çoğu zaman en kolay kısımdır; en zor kısım, işlerin ilerleyebilmesi için koruyucu bir alanın nasıl kurulacağını düşünmektir," diyen Alistair Crook, sürecin provokasyonlarla bozulabileceğini belirtti.
Crook’a göre anlaşma yalnızca Washington’da değil, Tehran’da da tartışmalı. Iran kamuoyunun, özellikle JCPOA (Iran nükleer anlaşması) deneyimi nedeniyle güvensiz olduğunu söyledi. Ona göre sıradan Iranlılar, geçmişte verilen sözlerin tutulmadığını ve ülkenin hâlâ bir tür “boğma” politikasının içinde kaldığını düşünüyor. Crook, Supreme Leader Ali Khamenei’nin anlaşmaya şahsen karşı olduğunu, ancak President Pezeshkian ve muhtemelen Foreign Minister Abbas Araghchi tarafından ikna edildiğini aktardı. Khamenei’nin asıl önceliğinin Hormuz olduğunu savundu.
Crook, Khamenei’nin mesajını Iran içindeki reformist kanada ve şüpheci kamuoyuna bir uyarı olarak okudu. Ona göre Tehran, bu sürecin JCPOA gibi aşamalı biçimde anlamı boşaltılan bir anlaşmaya dönüşmesine izin vermek istemiyor. Crook, "Iran, çerçevenin anlamı genişletile genişletile ortadan kaldırılacak bir emsal yaratılmasına izin vermeyeceğini söylüyor," şeklinde değerlendirdi.
Lebanon, Hezbollah ve Netanyahu Üzerindeki Baskı
Crook, anlaşmanın ikinci kritik boyutunun Lebanon olduğunu söyledi. Iran’ın geçmişte Axis of Resistance (Direniş Ekseni) üzerinden Israel’e karşı dolaylı hareket ettiğini, ancak son dönemde Israel’e doğrudan karşılık verme eşiğine yaklaştığını belirtti. Ona göre Iran, Israel’in Beirut’un Dahiye banliyösünü yerle bir etme tehdidine karşı northern Israel’i ağır biçimde vurabileceğini ima etti. Bu noktada Donald Trump’ın devreye girdiğini ve saldırıların durduğunu söyledi.
Israel basınında büyük bir öfke ve psikolojik çalkantı olduğunu belirten Crook, Israel kamuoyunun bu gelişmeleri “büyük yenilgi” olarak gördüğünü ifade etti. Israel’de daha önce hükümetin “büyük zafer” anlatısının güçlü olduğunu, birçok kişinin United States’in Israel ile birlikte Iran’ı yok edeceğine ve Hezbollah’ı ortadan kaldıracağına inandığını anlattı.
Crook, Lebanon sınırında yaşanan son çatışmalara da değindi. Bir saldırıda dört Israel askerinin öldüğünü, bunlardan birinin 82nd Brigade komutanı olan bir yarbay olduğunu aktardı. Bunun Israel içinde büyük baskı yarattığını belirtti. "Israel’de herkes bunun kabul edilemeyeceğini söylüyor; Ben Gvir’in ifadesiyle Lebanon bizimle birlikte yanmalı," diyen Alistair Crook, bu ruh halinin Netanyahu’yu askeri tırmanmaya zorladığını savundu.
Crook’a göre Netanyahu, Lebanon’da karşılık vermezse seçim kaybetme riskiyle karşı karşıya. March ayında yapılacak seçimlerde kazanma ihtimalinin daha önce yüzde 49-50 civarında görüldüğünü, artık yaklaşık yüzde 34’e indiğini söyledi. Netanyahu’nun seçim kaybetmesi halinde hapishane riskiyle karşılaşabileceğini de ekledi.
Trump’ın Israel’e Mesajı ve Paradigma Kırılması
Crook, asıl kırılmanın Trump’ın Israel’e karşı kullandığı dilde ortaya çıktığını savundu. G7 sonrasında Trump’ın, Israel’in Beirut’ta “çok ağır elli” davrandığını söylediğini aktardı. Trump’ın, bir kişiyi öldürmek için içinde sivillerin yaşadığı tüm binanın yıkılmasını kabul edilemez bulduğunu belirtti.
Crook’a göre bu sözler Israel’de eşi görülmemiş bir şok yarattı. Trump’ın ayrıca Lebanon ve Hezbollah meselesinin yönetimini Syrian leader Ahmed al-Sharaa’ya bırakmanın daha “sofistike” olabileceğini ima ettiğini söyledi. Crook bunu, Netanyahu’ya yönelik olağanüstü sert bir mesaj olarak yorumladı. "Belki bunu Sharaa’ya devretmeliyiz; Hezbollah ve Lebanon meselesini yönetmekte daha sofistike olurdu," diyen Trump’ın sözlerini aktaran Crook, bunun Israel’e “benzersiz bir tokat” gibi algılandığını belirtti.
Crook’a göre Israel’de artık Middle East’in değiştiği kabul ediliyor. Israel’in Iran’ı United States olmadan yok edemeyeceği, rejim değişikliği yapamayacağı ve Iran’a saldırı için Amerikan kolaylaştırmasına muhtaç olduğu anlaşıldı. Bu nedenle Israel’de “glass ceiling” dediği psikolojik sınırın kırıldığını savundu.
Sunucu da Trump’ın dilinin eyleme dönüşmediğini, ancak yine de önemli olduğunu söyledi. America First çizgisindeki isimlerin, özellikle Tucker Carlson gibi figürlerin, “Israel first” yerine “America first” tezlerinde haklı çıktıklarını hissettiğini belirtti. Crook buna katıldı ve "Bir paradigma parçalandı; bu yalnızca özel bir taahhüt içermeyen bir kağıt parçasıyla oldu," diye konuştu.
Crook’a göre belgede Iran’ın egemenliğine ve dolaylı olarak Lebanon’ın egemenliğine saygı vurgusu yapılması kritik. Bu, Iran’ın “itaatsiz terör devleti” olarak değil, egemen bir devlet olarak muhatap alınması anlamına geliyor. Bunun Israel açısından büyük bir psikolojik darbe olduğunu ifade etti.
Iran’ın Egemenlik Mücadelesi ve Balistik Füzeler
Sunucu, Trump’ın Iran’ın ballistic missiles (balistik füzeler) hakkındaki sözlerini de dikkat çekici bulduğunu söyledi. Geçmişte Washington’da Iran’ın bu programı elinde tutmaması gerektiği konusunda geniş bir mutabakat olduğunu, ancak Trump’ın artık Saudis’in de balistik füzeleri olduğunu, Iran’ın da kendini savunma hakkı bulunduğunu ima ettiğini belirtti.
Sunucuya göre bu, Iran’ın “terörist” ve gayrimeşru bir aktör olarak değil, temel ulusal çıkarlara sahip normal bir devlet olarak ele alınmaya başladığını gösteriyor. Hatta conventional deterrence (konvansiyonel caydırıcılık) sağlayan balistik füzelerin, nuclear deterrence (nükleer caydırıcılık) ihtiyacını azaltabileceğini söyledi.
Crook bu noktada Iran’ın esasen egemenliği ve kendi yolunu belirleme hakkı için mücadele ettiğini savundu. Bunun dünyada birçok ülkenin dikkatini çektiğini belirtti. "Iran esasen egemenliği, kendi yolunu belirleme hakkı için mücadele ediyor ve bu dünyanın büyük bölümünün hayal gücünü yakalıyor," diyen Alistair Crook, Iran’ın finansal ve ekonomik boğma noktalarına direnerek kısmen başarılı olduğunu savundu.
Moscow Saldırıları ve NATO’nun Görünür Rolü
Programın ikinci bölümünde sunucu, Moscow’a yönelik büyük saldırıyı gündeme getirdi. Ukraine savaşının başında Batılı liderlerin Russia ile savaş halinde olduklarını açıkça söylemekten kaçındıklarını, ancak artık NATO silahları, istihbaratı ve topraklarının kullanımının gizlenmediğini söyledi. Moscow’a yönelik son saldırılarda NATO izinin çok açık olduğunu belirtti.
Crook, Moscow ve çevresindeki rafinerilere yönelik saldırıları büyük bir tırmanma olarak değerlendirdi. Saldırıda 156 civarında drone ve missile kullanıldığını söyledi. Bunun Muscovites ve St. Petersburg halkına kendilerini güvende hissettirmemek amacı taşıdığını belirtti.
Crook’a göre saldırılar, Europe tarafından anlatıyı değiştirmek için sahnelendi. France President Emmanuel Macron ve Germany Chancellor Friedrich Merz’in London’da yaptığı toplantıya, Volodymyr Zelensky’nin de dahil edilmesini bu bağlamda değerlendirdi. Avrupa’nın Trump’a, Ukraine’in artık savunmada değil saldırıda olduğunu göstermek istediğini savundu. "Trump’a ‘bakın, her şey değişti; onlar geri adımda değil, ileri hamlede, artık kazanıyorlar’ demek istediler," diyen Alistair Crook, bu anlatının doğru olmadığını söyledi.
Crook, Russia ekonomisinin serbest düşüşte olmadığını, aksine büyüdüğünü ve istihdamın arttığını belirtti. Rafineri saldırılarının stratejik etkisinin sınırlı olduğunu savundu. Ona göre Europe’un amacı, daha fazla defense spending (savunma harcaması) ve Ukraine’e daha fazla silah sağlanması için siyasi zemin oluşturmaktı.
Europe’un Stratejisi: Ukraine Önde, America Arkada
Crook, Europe’un hedefinin ceasefire sonrası Britain, France ve “willing states” olarak tanımlanan ülkelerin peacekeeping (barışı koruma) adı altında Ukraine’e girmesi olduğunu söyledi. Ona göre bu, NATO’nun fiilen Ukraine’e yerleşmesi ve Ukraine’in zaman içinde NATO ve European Union içine alınması anlamına geliyor. Asıl amaç ise America’yı tekrar Europe’un savaş stratejisine bağlamak.
Crook, Europe’un Russia’ya yönelik taleplerini “maximalist” olarak nitelendirdi: derhal ateşkes, Ukraine’in tüm egemen topraklarının geri verilmesi, Russia’nın tazminat ödemesi ve yetkililerinin war crimes trials (savaş suçları yargılamaları) ile karşı karşıya bırakılması. Russia’nın bunları asla kabul etmeyeceğini söyledi.
Crook, Sergey Lavrov’un Politico için yazdığı ancak yayımlanmadığını söylediği metne de değindi. Bu metnin Russia’nın pozisyonunu açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Sunucu, metnin Russia Foreign Ministry tarafından yayımlandığını söyledi.
Crook, European strategy’nin Israel’in Lebanon üzerinden America’yı Iran’a karşı savaşa çekme çabasına benzediğini savundu. "Europe, derin Russia’ya füzeler göndererek America’ya ‘bakın, bunu kazanabiliriz’ demeye çalışıyor," diyen Alistair Crook, bunun America’yı Russia’ya karşı savaşa çekme girişimi olduğunu ifade etti.
Nükleer Tırmanma Riski ve Savaşın Gerçekliği
Sunucu, Russia ile büyük bir savaş ihtimalinin kendisini en çok endişelendiren konu olduğunu söyledi. Böyle bir savaşta escalation control (tırmanma kontrolü) sağlanamayacağını ve sürecin hızla nuclear war (nükleer savaş) riskine gidebileceğini belirtti.
Crook da bu kaygıyı paylaştı. Russia içinde Sergey Karaganov ve Dmitri Trenin gibi isimlerin, NATO’nun sürekli tırmanmayı sürdürmesini durdurmanın tek yolunun daha sert bir tepki olduğunu savunduklarını aktardı. Crook’a göre Russia’da, West’in Moscow’un tepki vermeyeceğine inandığı düşüncesi güçleniyor.
Crook, Article 5 (NATO’nun kolektif savunma maddesi) konusunda da tartışmalar olduğunu söyledi. Karaganov’un, America’nın bir European NATO ülkesine karşı tactical nuclear weapon (taktik nükleer silah) kullanılması halinde bile doğrudan müdahil olacağından kuşku duyduğunu aktardı. John Mearsheimer’ın da benzer biçimde America’nın mutlaka doğrudan savaşa girmeyebileceğini düşündüğünü söyledi; ancak her iki ismin de böyle bir adımın daha büyük bir felakete yol açabileceğini kabul ettiğini ekledi.
Sunucu, Europe’un Russia’yı biraz daha zorlayarak düşük yoğunluklu ve kontrol edilebilir bir savaş yürütebileceğini sandığını söyledi. Dutch authorities tarafından Russian prisoners için kamplar inşa edilmesi gibi haberleri “müstehcen” ve gerçeklikten kopuk bulduğunu belirtti.
Crook, Europe’ta kimsenin Russia ile savaşın pratikte nasıl görüneceğini tartışmadığını söyledi. "Russia ile savaş pratikte ne anlama gelir? Hava savaşı mı olur, kara savaşı mı, yoksa yalnızca nükleer savaş mı?" diyen Alistair Crook, bu sorunun yanıtsız bırakıldığını vurguladı.
Crook’a göre Europe’un stratejisi, Russia’nın birleşik European gücü ve NATO kapasitesi karşısında sonunda boyun eğeceği varsayımına dayanıyor. Ancak bunun Russia’nın tarih bilincini ve Europe ile ilişkilerine dair hafızasını tamamen yanlış okumak olduğunu savundu. "Russia’nın kolayca teslim olacağı inancı, Russia’yı ve Russia’nın Europe ile tarihsel bilincini tamamen yanlış anlamaktır," diyen Crook, bu yaklaşımın tehlikeli olduğunu belirtti.
İran Mutabakatı ve Bölgesel Etkiler
Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Bugün, Britain ve Europe’un büyük diplomatlarından biri olan Alistair Crook’u ağırlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz; ne yazık ki bugünlerde iyi diplomatlar pek bol değil. Bugün size Iran’da olanlardan, elbette Moscow’a yönelik büyük saldırıya kadar sormak istediğim çok şey var. Batı’nın müdahalesi pek de incelikli değil.
Ama Iran’dan başlayacak olursak, anladığım kadarıyla elimizde bu mutabakat zaptı var; zaten imzalanmış olduğunu anlıyorum, fakat bilmiyoruz, bunun etrafında çok fazla gizlilik var. Bunun birçok karmaşıklığı var: Americans buna uyacak mı? Bölgeyi ne ölçüde şekillendirecek? US-Israel ilişkisinin de bundan etkilendiğini görüyoruz.
Nitekim Netanyahu artık çok daha zayıf bir konumda görünüyor. Ama görevden itilirse, biliyorsunuz, sadece güvertedeki sandalyeleri yeniden düzenliyorlar. Yani büyük olasılıkla onun yerine gelecek kişi çok daha şahin olacaktır. Anladığım kadarıyla en azından eskiden bazı Arab partilerinden bir miktar destek alıyordu. Şimdi bilmiyorum. Bu mutabakat zaptı, gerçekten uygulanıp uygulanmayacağından bağımsız olarak, yine de US, Israel ve daha geniş bölge üzerinde çok büyük bir etki yaratacak gibi görünüyor.
Bu çok büyük bir soru, evet, ama mesele de çok büyük. O yüzden bunu ele alabilir misiniz diye merak ediyordum.
Çerçeve Anlaşma ve Ateşkesin Kırılganlığı
Alistair Crook: Az önce sorduğunuz gerçekten çok büyük bir soru, ama belki en azından iki kısmını ele alayım. Öncelikle, ben buna çerçeve diyorum, çünkü bu gerçekten bir antlaşma değil. Hatta tam anlamıyla bir ateşkes bile değil. Bu, ateşkes için bir çerçeve.
İnsanlara hep şunu hatırlatırım: Israelis, Palestinians ve başkalarıyla sanırım beş ateşkes yaptım. Çerçeve çoğu zaman işin en kolay kısmıdır. En zor kısım, işlerin ilerleyebilmesi için bir koruma alanının nasıl kurulacağını düşünmektir; çünkü bunun kesinlikle bozulacağını bilirsiniz. Bir otobüsün bombalanması, bunlardan birini bozan olaylardan biriydi.
Ama aynı şekilde biri çıkıp, “Dinleyin, onların bu hudna konusunda ciddi olduğuna inanmıyoruz ve bir şey yaptıkları anda onlara sert vuracağız,” diyebilir. Bu çerçeve bağlamında bu unsurların bazılarını şimdiden görünür şekilde yaklaşırken görüyoruz.
Şimdi, bahsettiğiniz üç başlığa bakalım. İlki Iran meselesi. Bu anlaşmanın United States içindeki tartışmalı niteliğinin altını çizdiniz, ama bunun Iran’da da tartışmalı olduğunu anlamak önemli. Iran’da anlaşılır bir gerilim var, çünkü JCPOA deneyimini yaşadılar; verilen sözlerin tutulmadığını gördüler. Birçok açıdan ordinary Iranians kendilerini hâlâ içinde bulundukları bir boğma çemberine hapsedilmiş hissediyor.
Iran İçindeki Şüpheler ve Dini Lider’in Tutumu
Dün, sanırım dün akşam, Supreme Leader bir açıklama yayımladı. Kendisi bu çerçeve anlaşmaya karşı olmasına rağmen, Pashtan ve sanırım Kariva tarafından ikna edildiğini söyledi; “onurlu başkan”dan söz etti. Çerçevenin şartlarından ya da Iranian çıkarlarından geri adım atılmayacağını belirtti.
Supreme Leader açısından Iranian çıkarları ağırlıklı olarak Hormuz etrafında yoğunlaşıyor diye düşünüyorum. Bunu Iran’ın mevcut durumdan çıkıp farklı bir jeopolitik bağlama girebilmesinin ekseni olarak görüyor. Onun bakış açısından mesele bu kadar geniş. Sadece yarın ya da ertesi gün meselesi değil. Hormuz kritik; nedenlerinin jeopolitik boyutuna girebiliriz, ama o bunu bu terimlerle görüyor.
Bence yaptığı şey, yalnızca Iran’daki reformist kanadı değil, aynı zamanda kuşkucu kamuoyunu da uyarmaktı. Bunun JCPOA yoluna girmeyeceğini, Iran’ın emsallerin oluşmasına ve sonra bunların adım adım genişletilerek çerçevenin tüm anlamının yok edilmesine izin vermeyeceğini söylüyor. Temelde, “Onların bir şeyin olmasına imkân verecek türden bir emsal yaratmasına izin vermeyeceğiz,” diyor.
Lebanon, Hezbollah ve Israel’in Baskısı
Diğer unsur elbette Lebanon. Lebanon kritik. Iran burada pozisyonunu önemli ölçüde değiştirdi, çünkü Iran geçmişte direniş ekseni çerçevesinde bu son döneme kadar Israel’e karşı doğrudan müdahale etmiyordu. Bu, doğrudan devreye girip northern Israel’i ağır şekilde bombalamakla tehdit ettikleri ilk seferdi.
Eğer Israel, Beirut’un banliyösü Dahiyeh’i dümdüz etme tehdidini yerine getirirse, tamamen açık şekilde, “Biz içeri gireriz; güneyi biz yönetiriz ve kuzeye saldırırız,” dediler. Bu, sınırdan Galilee’ye kadar olan bölgeydi. Elbette sonra Trump devreye girdi ve saldırılar durduruldu.
Şimdi gördüğümüz şey, meselenin şimdiden teste tabi tutulması. Sonra America’ya geçeriz, eğer uygun görürseniz, ama önce Israeli basınına bakalım. Bu sabah Hebrew basını yine şikayetler ve öfkeyle dolu. Israel gerçek bir psikolojik ya da duygusal kargaşa içinde. Bu aşılması gereken küçük bir tümsek değil; derin bir kargaşa.
Bunu büyük bir yenilgi olarak görüyorlar. Hükümetin büyük zafer anlatılarının tamamı vardı ve birçok Israeli bu anlatıya inanmıştı: America, onların tabiriyle, cesur Israeli havacılarıyla kanat kanada uçarak Iran’ı tamamen yok edecekti; Hezbollah’ı yok edeceklerdi ve Beirut’taki bazı vekillerin izniyle Lebanon’un yarısını ilhak edip çalacaklardı. Bu hâlâ sürüyor.
Dün, sanırım Bul Castle yakınındaki bir sırta saldırı oldu. Sweden’deki bu tepelerde daha fazla toprak almaya çalışmaya başladılar ve Hezbollah onlara tanksavar füzesiyle saldırdı. Dört asker öldü; bunlardan biri 82nd Brigade’in komutanı olan sol görüşlü bir albaydı.
Israel’de gerçek bir kargaşa var. Herkes, “Buna izin verilemez,” diyor. Yani bir günde dört ölü; Ben Gvir’in dediği gibi, “Lebanon bizimle birlikte yanmalı.” Başkaları da benzer abartılı şeyler söylüyor: Hezbollah acı çekmeli, içeri girmeli ve onlara ders vermeliyiz. Lebanon yanmalı.
Netanyahu’nun Siyasi Çıkmazı
Ne olacağını bilmiyorum, ama dediğiniz gibi baskı çok büyük. Anketler, onun Mart’taki seçimi kazanma ihtimalini sanırım yüzde 49 ya da 50 civarında gösteriyordu; tam rakamı hatırlamıyorum. Bugün ise bu oran 34 civarında. Yani Trump’ın America’daki anketlerde sorunları varsa, Netanyahu’nun daha fazlası var.
Bildiğiniz gibi bu, sonunda hapse girmesi anlamına gelebilir; çünkü bu seçim onun sonu olacak gibi görünüyor. Ama bu, hiçbir şey yapmaması varsayımına dayanıyor. Israel siyasetinde şu an durum şu: Netanyahu Lebanon konusunda hiçbir şey yapmazsa, Lebanon’da saldırıya geçmezse, seçimi kaybedecek. Bu duvardan duvara bir mutabakat. Durum bu.
United States’in karşı karşıya olduğu şey bu. Israelis açısından da bu bütün meselenin ne anlama geldiğine dair çok soru ve kargaşa var. Batı’da yaygın biçimde anlaşılmasa bile, Israelis bunu çok büyük bir dönüm noktası olarak görüyor. Cam tavan çatladı ve kırıldı. Trump, Iran’la angajmanı önceliklendirme konusunda taraf tuttu; bunu Israel’in Lebanon’un yarısını alma, işgal etme ve bölgedeki politikalarını sürdürme hakkını desteklemenin önüne koydu.
Trump’ın Israel’e Yönelik Sert Mesajı
Sonra Trump, G7 toplantısından sonraki basın toplantısında Israel’de daha önce hiç duyulmamış şeyler söyledi. Daha önce hiç söylenmemiş şeyler. “Beirut’ta çok ağır davranıyorsunuz. Fotoğrafları gördüm. Birini öldürmek istiyorsunuz ve içinde insanların yaşadığı bütün binayı yıkıyorsunuz. Bu kabul edilemez. Kabul edilemez,” dedi.
Aylar önce insanlara sorsaydınız, hepimiz bunun Trump için kabul edilebilir olduğunu düşünürdük. Ama şimdi görünüşe göre değil. “Bunu pek iyi yönetmiyorsunuz,” dedi. Sonra en aşağılayıcı türden açıklamayı yaptı: “Belki bunu Shah’a devretmeliyiz. Hezbollah ve Lebanon durumunu yönetmekte daha sofistike olurdu,” dedi.
Başka bir deyişle, “Belki eski bir ISIS lideri, Netanyahu, Lebanon’da senden ve Israel’den daha iyisini yapabilir,” diyordu. Bu, Israel’e eşi görülmemiş bir tokattı. Bu yüzden şok oldular.
Ama aynı zamanda şunu da söylüyorlar; bu bugün Hebrew basınında, Maariv’de var. Substack’imizde de görebilirsiniz, sanırım bugün daha sonra çıkacak. Yorumlar bu yönde. Israelis, Middle East’in değiştiğini anlıyor. Bu yeni bir dönem. Iran’ı yok etmelerinin hiçbir yolu yok. Rejim değişikliği olmayacak. Bunu United States olmadan yapmalarının hiçbir yolu yok. United States her şeyi sağlıyor. US kolaylaştırması olmadan Iran’a saldıramazlar. Bunu biliyorlar. Bunun bittiğini anlıyorlar.
Bu, bütün proje açısından büyük bir psikolojik yenilgi. Aynı şekilde, Greater Israel projesi açısından da öyle. Bu projede hukuki normlar ne olursa olsun, zor kullanarak Greater Israel’i yaratabileceklerini varsayıyorlardı. Yasal olsun ya da olmasın, yapacaklardı.
Bu, October 7’den sonra devreye sokulan büyük bir değişimdi: güvenliğin kalıcılığı fikri. Bunun anlamı şu: Israelis, October 7’de olanın bir şekilde Holocaust olduğuna inanmaya ve bunu kabul etmeye başladı. Değildi, ama artık böyle düşünüyor ve hissediyorlar. Artık gelecekteki bir Holocaust’un eşiğinde yaşadıklarına inanıyorlar. Bu yüzden Hezbollah var olamaz; tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
Hormuz, Ateşkes ve Trump’ın Hesabı
Dolayısıyla Trump’ın sözlerinin, United States’in bu kez ciddi olabileceği anlamına geldiğini anlıyorlar. Eğer Lebanon’da karşılık verir ya da misilleme yaparlarsa, Israel’e ağır yaptırımlar uygulanabilir. Çünkü bu, Trump’ı ve onun büyük başarısını, Hormuz’u açma başarısını baltalamak olarak görülecek.
Açılış yorumlarımda Hormuz ve Supreme Leader meselesinin altını bu yüzden çizdim. Hormuz’un Supreme Leader ve Iran liderliği için en önemli mesele olduğunu söyledim. Lebanon ise ikinciydi. Elbette ikisi birbirine bağlı. Çünkü şu anda Hormuz meselesinin kapanmasına doğru ilerliyoruz.
Ama Lebanon’daki durum ateşkesin ihlali anlamına gelirse, ki Iranian bakış açısı kesinlikle bu yönde, bunu Friday günü yapılacak görüşmelere gitmeyi reddetmelerinden de görüyoruz; Friday günkü müzakere oturumuna katılmayı reddediyorlar. O zaman bu kısım da sorgulanır hale gelir.
Trump buna nasıl yanıt verecek? Çünkü bunu yüksek sesle söyledi. Oldukça şaşırtıcıydı. Trump, “Dinleyin, bu anlaşmayı yapmak zorundaydık, çünkü rezervlerimiz tükeniyordu,” dedi. Dün gördüğüm rakamlara göre Cushing’de stratejik stok 20 milyon varile düşmüş. Başka bir deyişle, dibindeki tortuya kadar inmişler; bunun zaten özel bir kullanımı yoktur. Kullanılmadan önce işlenmesi gerekir, özellikle de böyle doğal kaynaklardan oluşan bir rezervin en alt kısmıysa.
Bence çerçeve konusunda bulunduğumuz yer gerçekten burası. Çerçeve, birçok Iranian’ın beklediğinden de, benim beklediğimden de fazla şekilde United States içinde bu değişimi tetikledi. Kısmen Hormuz yüzünden, kısmen de ekonomik uçurum artık burada olduğu için. Trump bunu söyledi: “Bunu yapmak zorundaydık, çünkü petrolümüzün bitmesine dört hafta kalmıştı.”
United States İçindeki Siyasi Kavga
Bu, United States’te şimdi tartışmalı bir mücadele doğurdu. Pro-Israel Zionist gruplar ile Trump destekçileri arasında büyük bir mücadele var. Trump destekçileri, “America First, Israel first değil” diye tarif ettikleri konuda ısrarcı. Bu noktaya nasıl geldiler?
Ara seçimler yaklaşıyor. Genel mutabakat, normal mutabakat şu: Bu Trump için çok yıkıcı olacak; kaybedecek, Republicans kaybedecek. Açıkçası ben de böyle düşünmüştüm, ama şimdi o kadar emin değilim.
Birincisi, Senate seçim süreci rotasyonludur. Hepsi bir anda olmaz. Bir kısmı seçime gider, sonra başka bir kısmı seçime gider. Dinleyiciler için tam rakam olmayabilir ama şu anda çekişmeli yaklaşık 20 Republican koltuğu var. Republican koltukları. House açısından ise, evet, bu ara seçimleri kesinlikle değiştirebilir. Ama en azından Trump ve ekibinin bakışına göre telafisi imkânsız değil. 20 koltuğun hepsi kaymayacak.
Ayrıca MAGA’nın sağlam tabanının Trump’tan kopmadığına dair bir his de var. Bunun nedeni Iran’daki savaşı ya da başka bir şeyi sevmeleri değil; her şeyden çok kişisel sadakat. Ona yönelik, tam tanımlanması çok zor duygusal tonları olan kişisel bir sadakat hissi. İnsanlar üzerinde ciddi bir etkisi var.
Birçok açıdan, önde gelen isimlerin işaret ettiği şu tartışma MAGA tabanını yakalıyor: America kendi dış politikasının kontrolünde mi, yoksa dış politikamızı yabancı bir güce mi devrettik? Bu, Mecca’daki Christian sözcünün daha önceki suikastının ve Joe Kent ile başkalarının bu meseleyi gündeme getirmesinin ardından MAGA tabanını etkiliyor.
Bu yüzden, bunun sanıldığı kadar felaket olmayabileceğine dair bir his olduğunu düşünüyorum. Hatta Republican bileşenin içinde bazıları bunun kötü bir şey olmadığını düşünebilir ve bu nedenle Trump’a düşündüğümüzden daha fazla destek verebilir. Koltuk sayısının aslında çok büyük olmadığını fark etmemiştim. Elbette bu abartılmış da olabilir, yetersiz de olabilir; tartışma konusu olacaktır.
Ama Netanyahu içeri girip Lebanon’a saldırırsa, bence bu artık sadece Trump’ın yüzüne atılmış bir tokat olarak değil, America’nın yüzüne atılmış bir tokat olarak görülecek. MAGA tarafından böyle görülecek; tabii neoconlar ve RINO’lar tarafından değil, ama bütün nüansları anlamayan birçok American tarafından. Basitçe şunu görecekler: Versailles’da Trump tarafından görünür şekilde imzalanmış bir çerçeve vardı ve Netanyahu ile Israel bunu havaya uçuruyor. Bu kadar basit terimlerle bakarsanız, bunun siyasi olarak Trump’ın lehine dönmesi şaşırtıcı olmaz. Henüz söylemek için erken.
Ve biliyorsunuz, bölgede Israel üstünlüğüne ve bölgesel hâkimiyete bağlı olanların bunu tersine çevirmek için büyük bir çaba göstereceği kuşkusuz. Bunun nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz. Başarılı olacaklar mı? Bu, bildiğiniz gibi, bir president’ın Netanyahu’ya karşı çıktığı ilk sefer olacak; ama aslında kişisel olarak Netanyahu’ya değil, çünkü bu Israel’in tamamından, bütün liderlerden geliyor. Muhalefet liderleri de dahil, her kesimden insanlar şunu söylüyor: Bu sadece Ben-Gvir değil; diyorlar ki, bedel ödemeliler, acı çekmeliler, dün öldürülen bu zavallı insanlar için bunun karşılığı olmalı. Yani eğer bu olursa, bence United States ile Israel arasındaki mesafeyi daha da artıracak. Onları daha da uzaklaştıracak ve Israel’e karşı bir tür önlem alınmasına doğru itebilecek. Belki başlangıçta gerginlik yaratacak önlemler olur, ama özellikle de Iranians buna Hürmüz geçişini tamamen değil ama belli ölçüde kısıtlayarak karşılık verirse, Israel’in bunu havaya uçurmaya, özellikle de bunu havaya uçurmaya çalışması nedeniyle bir tür önlem dayatılabilir. Ne yapacaklarını kim bilebilir? Ama bu, çok açık biçimde, olayları bir noktaya getiren ve çerçevenin ortaya çıkmasını sağlayan şeyin bu olduğunu anladıkları bir yer olur; orada pekâlâ harekete geçebilirler.
Benim ilk düşüncem, Trump’ın bu dikkat çekici açıklamalarını gördüğümde, bunların eylem düzeyine ulaşmadığıydı; yani sadece dilde kalıyordu. Ama öte yandan bu dil önemlidir. Bu, dediğin gibi Israel medyasında yankılanıyor, şok dalgaları yaratıyor; ama United States’ta da bütün America First’çüler, Tucker Carlson gibi Israel’i önce değil America’yı önce koymaları gerektiğini düşünen insanlar, şu anda kendilerini kesinlikle haklı çıkmış hissetmeli. Şu anda rüzgâr onların yelkenlerinde. Yani bu değiştiriyor.
Evet, değiştiriyor, çok şeyi değiştiriyor. Yani bir şey kırıldı; istersen şöyle diyelim, bir paradigma havaya uçtu. Ve bu sadece, senin dediğin gibi, özellikle herhangi bir şeye bağlılık içermeyen bu kâğıt parçasında oldu. Sadece farklı bir süreci başlatmak için bir çerçeve. Ama o paradigma havaya uçtu, çünkü Trump bunu görünür biçimde alıntıladı ve söyledi; ayrıca dil nedeniyle. Iran’ın egemenliğinden ve egemenlik haklarından, dolaylı olarak da Lebanon’ınkinden söz ediyor. Yani devletlerin egemenliğine saygıdan vesaire söz ediyor, ama demek istediğim şu: Iran egemen bir devlet gibi muamele görüyor ve egemen bir devlet olarak ilişki kuruluyor; inatçı bir terrorist devlet olarak değil. Bu bir değişim. Evet, dil. Eminim Trump sonra diyecek ki, Ted Cruz çıkıp “Hepsi terrorist, hepsi korkunç insanlar, onlarla her şekilde mücadele etmeliyiz” diyecek. Ama bu dilin metne dahil edilmiş olması ve ardından Trump’ın G7’de Israel hakkında çok farklı bir şekilde konuşup “Lebanon’da ne yaptığınızı bilmiyorsunuz zaten, o yüzden en iyisi oradan çıkmanız” demesi bir şoktur, psikolojik bir şoktur. Bütün paradigma kırıldı ve Israelis bununla ne yapacaklarını bilmiyor. Gerçekten bilmiyorlar. İnsanlar, ciddi Israelis, Chrronowitz’in de dediği gibi, bunun ardından bunu düşünmek zorunda kalacağız diyorlar; çünkü Israel’in özgün stratejisi kırıldı ve Trump’ın America ile Iran arasında yeni türden bir anlayışa doğru manevra yaptığını düşünmemiz ve anlamamız gerekiyor.
Bunun bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini ya da bütün unsurlarının ne olacağını bilmiyorum, ama yeni bir şey var; istersen buna atmosfer diyelim. Gelen yeni bir atmosfer var ve Trump bu konuda ciddi. Ve “bunun Israeli güvenliğine zarar verdiğini düşünmüyorum” diyor. Yine, vay canına. Yani bunu söylemek oldukça etkileyici: America’nın Iran’a bir şekilde yaklaşabileceğini, daha önce yaptığı tüm o garip yorumları; Iran’ın Abraham Accords’un parçası olabileceğini söylemesini, Iraq hakkında yaptığı başka garip yorumları düşünürseniz, en azından Trump’ın zihninin muğlak işleyişinde, Middle East’te “mükemmel barış” ya da onun ne dediğiyse, bu büyük barışın ortaya çıkabileceği fikrine doğru hareket ediyor gibi görünüyor. Ve bunun kilit unsurlarından biri Iran’la çatışmanın düşürülmesi olabilir; Iran’la gerilimi düşürmek bölgede daha güvenli bir şeye yol açabilir. Ve bu konuda muhtemelen haklı. Yani hakkını verelim: Iran konusunda gerilimin düşürülmesi daha barışçıl bir bölge için kilit önemdedir.
Israel’in sunduğu alternatif, oraya gidip ülkeyi yok etmek, elit olan bütün o grupları yok etmek, sadece yok etmek, öldürmek ve daha fazla insan öldürmek, istikrar için bir çözüm değildir. İstikrara giden bir yol değildir. Tam tersidir. Ve sanırım bu mesaj bir şekilde Washington’da, buna karşı devasa bir muhalefet, öfkelenmiş insanlar ve neredeyse iç savaşın eşiğinde bir atmosfer varken, yukarı doğru sızıyor olabilir. Yani tüm bu gerilimler var ve sonra bu gerçekten oldukça zararsız belge çıkıyor; ve vay canına, Iraq’ta gerilim, Israel’de gerilim, Israel’de devasa gerilim ve United States’ta da bence aynı derecede gerilim. Stratejik gerilim demek istiyorum, çünkü bu onların üzerine binecek. United States’taki yaklaşan seçimler, United States dış politikasını kimin yürüttüğü ve dış politikanın kimin çıkarına formüle edildiği sorusu etrafında dönecek. Bence bu bir mesele olacak. Yani bu sert olacak.
Söylediklerinin üzerine şunu ekleyeyim: Iran’ın ballistic missiles’ı hakkındaki sözlerini de ilginç buldum. Çünkü geçmişte bu terroristlerin ballistic missiles’a sahip olmalarına izin verilmemesi gerektiği, komşularını tehdit eden bu ballistic missile programına sahip olmamaları gerektiği fikri etrafında bir consensus vardı. Bu da yine US taleplerinin kilit bileşenlerinden biriydi. Bunun sökülüp atılması gerekiyordu. Şimdi Trump’ın bir konuşmasını gördüm; orada şu noktayı vurguluyordu: Saudis’in ballistic missiles’ı var tabii, o hâlde Iranians’ın da olması gerekir. Birdenbire, senin dediğin gibi, bu bir değişime işaret ediyor. Artık ballistic missiles tutan gayrimeşru terroristler değiller; temel ulusal çıkarları olan bir devletler ve herkes gibi kendilerini savunmak zorundalar. Yani onlara normal bir güç gibi muamele etmek. Bu çok büyük bir adım. Özellikle de bu çağda, ilk hedef her zaman rakipleri gayrimeşrulaştırmakken. Yani biz Putin’i gayrimeşrulaştırıyoruz; savaşa gideceğimiz zaman, onları gayrimeşrulaştırdığımızdan emin oluyoruz. Ve şimdi bunun ters yönde gitmesi bence oldukça dikkat çekici. Yine, United States’ta çok sayıda insanın essentially common sense ile ortaya çıkmasının kapısını açıyor. Onlar bir devlet. Temel ulusal çıkarlara sahip olma ve kendilerini koruma hakları var. Hatta bunu bir adım ileri götürebiliriz: Aslında onların ballistic missiles’ını teşvik etmeliyiz, çünkü bu onlara conventional deterrence sağlar, nuclear deterrence’a daha az bağımlı olurlar. Yani common sense patlak verebilir. Evet, dil güçlüdür.
Sadece şunu ekleyeyim: Bütün imaj şu; Iran esasen kendi egemenliği için, kendi yolunu belirleme hakkı için savaşıyor. Ve bu, dünyanın büyük bölümünün hayal gücünü yakalıyor. Bu, bildiğiniz gibi, savaş sonrası döneme ya da Bandung Conference ve benzeri şeylere, independence ve sovereignty fikrine geri dönmek gibi. Kesinlikle ülkeler şunu fark etti: Bunu nasıl yaptılar? Bunu, United States’ın onlara mali ve tariff choke points dayatma girişimine meydan okuyarak yaptılar. Russia’nın choke points’i var. China’ya choke points uygulanıyor. Iran da en azından kısmen, assertive şekilde karşı checkpoint’ler alarak başarılı oldu. Bu, daha büyük kuyrukları olacak bir president.
Ben biraz yön değiştirmek istiyordum, tamamen değil; hâlâ western wars hakkında. Ama dün Moscow’un bombalanmasında gördüğümüz gibi, bu eşi benzeri görülmemiş bir şeydi. Bir başka çok farklı nokta da şu: West’te, western countries artık kendi katılımlarını gizlemek için çok fazla çaba göstermiyor gibi. Russian invasion of Ukraine’in başında Berbok gibi insanların “Dinleyin, birbirimize düşmemeliyiz. Russia ile savaştayız” dediğini hatırlıyorum. Bu çok sorunluydu, çünkü bu tür şeyleri söylemememiz gerekiyordu. Ama şimdi bütün silahların geldiğini, intelligence’ı, NATO territory’nin kullanımını görüyoruz. Ve tabii şimdi bu büyük saldırı; geçen yıl sadece Russia’nın nuclear deterrent’ına değil, şimdi Moscow’un bu büyük bombardımanına. Buradaki NATO footprint çok açık. Neredeyse reklamı yapılıyor. Bunu nasıl görüyorsun? Çünkü sanırım beni geceleri uyutmayan şeylerin başında bu geliyor. Russia ile devasa bir savaşa doğru yürüyüş gibi görünen şey. Ben bunun herhangi bir escalation control ile yönetilebileceğini tahayyül edemiyorum ve çok hızlı bir şekilde nuclear war’a dönerdi. Belki kötümserim, ama bu çılgınlık.
Bence söylediğin şey her şey açısından çok yerinde. Evet, öyle düşünüyorum. Şunu söyleyeyim: Olanların tamamı, kaç drone ve missile ateşlendi bilmiyorum, 156 falan, Moscow’un bazı kısımlarındaki refinery alanına. Bu büyük bir yükseliş, büyük bir yükseliş. Ve tamamen Russians’ı, Muscovites’ı diken üstünde tutmayı, St. Petersburg’daki insanlara daha az güvende hissettirmeyi amaçlıyor. Bence bu aynı zamanda Euro3, yani EU değil Euro3, France, Macron ve Merz meeting ile önceden koordine edilmişti. Sanırım hemen öncesinde London’da yapıldı; orada Russia’ya yönelik ultimatumlarını ortaya koydular. Sonra yine kasıtlı olarak Zelensky’yi o toplantıya ve European meeting’e dahil ettiler. Dolayısıyla gördüğümüz şeyin Europe’un narrative’i değiştirmeye yönelik büyük bir çabası olduğunu düşünüyorum.
Macron başta şunu söyledi; o buna inanıyor: Trump, Russia büyük bir devlet olduğu için Ukraine’i kolayca ezeceğini ve bunun hızlıca biteceğini düşünüyordu. Bunu söyleyen Macron; Russia’nın Ukraine’i ezeceğini, dolayısıyla bu konuda yapılacak pek bir şey olmadığını, çünkü bunun olacağını söylüyordu. Sonra bu görev; şimdi Russia’nın hâlâ Ukraine’i ezemediğini görüyoruz. Bu missiles’ın ve Zelensky’yi bu iki toplantıda sahnenin önüne itmenin amacı Trump’a şunu söylemekti: Bak, her şey değişti. Onlar geri planda değil, ön plandalar. Artık kazanıyorlar. Tabii bu doğru değil. Bunun doğru olmadığını biliyoruz. Bu miktarda missile’ı bir araya getirmek için devasa bir çabaydı ve refineries’e yapılan bütün bu saldırılar Russia’ya çok az strategic damage verdi. Economy herhangi bir freefall içinde değil. Hatta economy büyüyor ve employment artıyor.
Yani bu false narrative, ama bunu Zelensky ile stage managing etmeye kararlıydılar. Bütün bu şey G7 ve son günlerde gerçekleşen EU summit hakkındaydı; çünkü summit EU budgets ve financial resources’a bakacaktı ve Europe’ta Commission tarafından önerilen bu devasa budget’ı kabul edip etmeme konusunda büyük bir bölünme var; bazı states buna itiraz ediyor. Yani amaç, öncelikle Ukraine’e daha fazla defense resources gitmesi için baskı yapmak. İkincisi, Europe’un istediği çerçeveyi yerleştirmek: ceasefire, sonra Britain, France ve “willing” diğer states peacekeeping’e katılacak. Böylece NATO Ukraine’e girecek. Ukraine NATO’nun parçası olacak, eventually EU’nun da. Ve bunun ana unsuru America’yı bu agreement’a ve bu baskıya dahil etmek, America’yı Europe’a geri getirmek. Şunu diyerek: Bakın, biz kendi payımıza düşeni yaptık, yapıyoruz, görüyorsunuz ne oluyor.
Zelensky’ye cathedral’ın fotoğrafları gösterildi; Russians’ın bu cathedral’ı nasıl yok ettiği anlatıldı. Oysa aslında muhtemelen hasara yol açan şey hedefini şaşıran bir Patriot missile’dı, ama fark etmez; public relations o yöne gitti. Yani evet, hareket ettiğimiz yer burası ve bunun nasıl yanıtlanacağını, kimin nasıl yanıt vereceğini görmek zorundayız. Yanıt vermesi gerekiyor. Soru şu: Sergey Karaganov ve Dmitri Trenin gibi St. Petersburg conference’ta konuşan başkalarının söylediği şekilde yanıt vermeye daha mı yaklaşıyoruz? Onlar, hayır, bu taşkınlığı, her seferinde daha da ileri giden bu escalation’ı durduracak tek şeyin bu olduğunu söylüyorlar. O trilateral meeting’den çıkan anlaşmalardan biri daha fazla hazırlık, daha fazla missiles, daha fazla drones, joint co-production dedikleri şeydi; bu da parçaları Ukraine’e gönderip orada yeniden monte etmeleri ve sonra Ukraine’in bunları Russia’ya ateşlemesi anlamına geliyor.
Buna nasıl son verirsin? Russia’daki tartışma bu. Ve bence bu, daha önce anlattığım şeye, Karaganov’un argümanına, giderek yaklaşıyor. Sorun şu ki, onların bizim tepki vereceğimize inanmamaları. “Biz” derken Russia. Hep deniyor ki, “Ah, bu sadece Putin’in laf kalabalığı. Ciddiye almayın. Bir şey yapmayacak çünkü biz NATO’yuz, Article 5 var.” Russians ve bence Putin, Article 5’in bluff olduğuna inanıyor; yani bir saldırı olursa... Sanırım programınızdan Aragon oldukça güçlü ve doğrudan biçimde, bir European NATO state’e karşı tactical nuclear weapon kullanılsa bile America’nın müdahale edeceğinden gerçekten şüphe ettiğini savundu. Professor Mearsheimer da yanlış hatırlamıyorsam buna katıldı ve United States’ın doğrudan dahil olmayabileceğini düşündü. Ama ikisi de bunun çok daha kötü bir şeye yol açabileceği, bunun tırmanabileceği ve yukarı çıkabileceği konusunda da hemfikirdi.
Son günlerde gördüğümüz tek şey, Europe’un, sanırım Macron muydu biri, Ukraine’i European military ve NATO militarist architecture’ın Russia’ya karşı önündeki iron fist hâline getirmek istedikleri pozisyona ulaşmaya çalışması. Yani Ukraine, Russia’ya baskı yapan ve saldıran front line olacak. Şimdi, ben bu hikâyelere oldukça kuşkuyla yaklaşıyorum ve bunu Moscow’da da söyledim. Europe’un bir military architecture kurma kabiliyeti olduğuna inanmıyorum. Bunu yapamazsınız. 1997 ya da 1930 sözlerini duyduğumda, tanks üretmek, supply lines kurmak, military infrastructure inşa etmek 20 yıl alır. Kaldı ki adamları bile yok. Yani görebilirsiniz; Europe’a bakın, UK’e bakın. Şu anda bir naval vessel bile sağlayamıyor. Sağlayamıyor. Elinde çalışır durumda yaklaşık 40 tank var. Yani European defense structures korkunç durumda. Gerçekten korkunç durumda. Bunu üç yılda değiştiremezsiniz.
Zaten bu paranın büyük kısmı da, bilirsiniz, bu bulldog boondoggle’lardan biri. Para mevcut European defense contractors’a gidiyor, share price’ları yükseliyor ve birçok insan kimin defense money alacağı üzerinden bir tür insider trading ile girip çıkarak çok para kazanacak. Yani bence bu, Washington’da olan şeye oldukça benziyor; Trump bir açıklama yapmadan hemen önce oil futures’ta büyük bir alım satım oluyor, sonra açıklamayı yapıyor, ah lütfen. Bence bunun bir unsuru European context’te de gerçekleşiyor.
Bu yüzden bunun öyle olduğunu düşünmüyorum. Asıl istedikleri şey, garip bir kıyas yapabilirsem, Europe’u Israel gibi düşünürseniz buna oldukça benziyor: Israel, Iraq’a karşı bir savaşta America’yı kendi yanına çekmek için Lebanon’ı kullanıyor ve zaten çekmiş durumda. Europe da benzer biçimde bunu yapıyor. Israel nasıl Lebanon içinde saldırılar düzenliyor, kasabaları alıyor ve dümdüz ediyorsa, Europe da deep Russia’ya missiles kullanıyor; America’ya, “Bakın, bunu kazanabiliriz. Çerçeveyi kurduk. Bunu kazanabiliriz. Tek yapmamız gereken sizi bunun içine çekmek; Russia’nın capitulate etmesi, tüm sovereign territory’den çekilmesi, compensation ödemesi ve yetkililerini war crimes trials’a çıkarması şartının arkasında durmak,” demek için.
Yani Europe çok hızlı hareket ediyor ve European Council de war crimes trials için, reparations assessment için, hasar listeleri tutmak için, böylece Russia’ya bütün bunların maliyetini çıkarabilmek için bütün araçları düzenliyor. Bunların hiçbirinin uygulanacağını düşünmüyorum. Yani Putin bunu açıkça anlıyor. Lavrov’un Politico’ya koyacağını, koymak istediğini okuduğum bir statement vardı. Görüp görmediğinizi bilmiyorum ama sistemin çok güçlü bir anlatımıydı. Sanırım Politico sonunda yayımlamayı reddetti. Ama yani...
Eh, foreign ministry bunu Russia’da yayımladı.
Yayımladılar mı?
Evet.
Yani çok güçlü bir makale, çok güçlü bir parça. İnsanların okumasını öneririm çünkü çok net, çok açık bir işaret veriyor. Şimdi işlerin nerede olduğunu çok net biliyoruz. Europeans, Trump’ı çekiyor ve G7 meeting’den çok memnun kaldılar çünkü onu gerçekten Zelensky ile oturtmayı başardılar ve onu az çok European position’a razı ettiler: immediate ceasefire olmalı, total sovereignty Ukraine’e geri dönmeli. Europe’un bütün bu maximalist talepleri; bunlar maximalist. Russia bunların hiçbirini asla kabul etmez.
Yani Russia’yı bu accepted consensus’a sokmaya, bunu kabul edilmiş consensus hâline getirmeye ve America’yı kendi consensus’larına çekmeye çalışıyorlar. Sonra America’yı kendi savaşlarını desteklemeye, Europe ile birlikte Russia’ya karşı savaşa girmeye çekebilirlerse... German, French ve British aim bu: Russia’ya karşı bir savaş elde etmek ve second world war’daki gibi America’yı kendi savaşlarına çekmek. O zaman Pearl Harbor ya da her neyse oydu; şimdi Trump’ı çekmek, initiative’i bulmak. Russia’ya karşı kendi savaşlarına America’yı çekmek catastrophic olurdu. Plan bu ve bu catastrophic. İnsanlar bunun ne kadar dangerous olduğunu, ne kadar catastrophic olabileceğini anlamalı. Çünkü Russia bunu tolere etmeyecek.
Programınızda Caragon’un Germany hakkında söylediklerinden çok etkilendim; nuclear issues’u gerçekten biliyor. Yani yıllardır, decades’tır bunun içinde. Ve dedi ki, Germany’nin nuclear weapons’a sahip olmasını tolere etmeyeceğiz. Önce onu eliminate ederiz. Bu çok sert, çok tough bir yorumdu. Yani hepimiz ateşle oynuyoruz, sanırım. Bu yüzden size katılıyorum; orada olanlar, G7’de, European meeting’de olanlar... Ve kimse bunun farkında gibi görünmüyor. Europe’taki bütün konuşma, Costa’nın chief of staff’ının Bondo’ya söylemeden Moscow’da biriyle konuşmasının ne kadar disgraceful olduğu üzerine. Yani adam aslında Council’ın president’ı ve Europeans unutmuşsa, foreign policy’yi belirleyen member states’tir, Commission değil, foreign high representative değil. Ama bu onlara geri dönüyor, yine de devam ediyorlar.
Evet, ama daha önce söylediğiniz şeye katılıyorum. Bence Europeans’ın hedefi bu: Ukraine’in önlerinde durması ve Americans’ın arkalarında durması. Önümüzdeki yıllarda ve decades boyunca Russia’yı bu şekilde weaken etmeye çalışacaklar. Ama...
Ama yine de, yani bence belki programa bunu yanıtlayabilecek birini çıkarmalısınız. Israel’de bile şimdi insanlar diyor ki Iran’a saldırı hakkında hiçbir discussion yoktu. Mossad’dan ya da military Aman’dan, military intelligence’tan ya da herhangi bir yerden kimse, bütün bunlar tartışılırken gelip, “Peki Iran hayatta kalır ve daha güçlü çıkarsa ne olur?” demedi. Kimse bir şey söylemedi. Eğer düşündülerse de ağızlarını kapalı tuttular.
Bence aynı soru Europeans’a sorulmalı: Russia’ya karşı bir savaşın nasıl görüneceğini tasavvur ediyorsunuz? Ground war mı olurdu? Sadece nuclear war mı olurdu? Nasıl yürütürdünüz? Yani troops mı yığacaksınız, conventional war mı olurdu, yoksa asymmetrical war mı olurdu? Ve bu şekilde Ukraine tarafından mı yönetilirdi? Sonuç ne olurdu? NATO states’in bazı bölgelerde prisoner of war camps inşa ederek pratik yaptığını gördüğünüzde, yani bu delilik. Ama Europe’un, Russia’ya pressure, Russia’ya pressure, America’yı Europe’a geri getirmek, Europe’un Ukraine’e daha fazla para ve daha fazla weapon vermesini sağlamak gibi büyük resmin ötesinde ne yapmaya çalıştığını düşündüğüne dair hiçbir fikrim yok.
Russia ile savaş pratik terms’de ne anlama gelir? Air war mı olurdu? Ground war mı olurdu? Sadece nuclear war mı olurdu? Bu, hiç ele alınmıyor gibi görünen bir soru. Belki de kimse ele almak istemediği için; tıpkı Israel’de kimsenin, “biz içindeyiz, takımın parçasıyız, Americans ile wing tip to wing tip gidip Iran’ı destroy edeceğiz,” dışında bir şey görmek istememesi gibi. Americans ile wing tip to wing tip. İçeri girip Russia’yı destroy edeceğiz.
Evet, bence problem bu. Sık sık savaşın sadece kontrol edebilecekleri low intensity bir şey olacağını düşünüyorlar. Bence Russia’nın neden European countries’e ya da genel olarak NATO’ya henüz retaliate etmediğini çoğu zaman kaçırıyorlar. Çünkü bir kez bunu yaptıklarında, Russians da artık escalation control olmadığını anlıyor. Bu imkânsız olacak ve büyük olasılıkla hızla nuclear weapons’ın devreye girebileceği all-out war’a tırmanacak.
Yine de fikir şu: Russians’ı biraz daha, biraz daha iterseniz ve Dutch’ın Russian prisoners için camps inşa etmesi gibi savaş patlak verdiğinde... Yani ben sık sık bu noktayı dile getiriyorum: Bu savaş başladıktan sonra tam olarak nasıl ilerleyeceğini düşünüyorsunuz? Kontrol edilemeyecek. Russian soldiers Europe’a girecek, Europeans onları yakalayacak, Dutch camps’e gönderecek fikri... Yani bu çok obscene, ama propaganda içinde bile değil. Buna gerçekten inanıyorlar. Yoksa bu camps’i neden inşa etsinler? Savaşın böyle yapılacağını gerçekten düşünüyorlar. Bu da şu soruyu sorduruyor: Bu işte gerçekten direksiyonun arkasında biri var mı? Çünkü bu...
Bilmiyorum, soru da bu. Israel’de şimdi ortaya çıktı ki kimse bu tür bir soru sormuyordu. Ben de aynı şeyi söylerdim: Bütün strategy, Russia’nın capitulate edeceğine ve capitulate etmek zorunda olduğuna dair European conviction üzerine kurulu. Europe’un combined force’u karşısında, bu kadar çok country, bu kadar büyük GDP, NATO’nun bu kadar military strength’i karşısında başka choice’ları olmayacağına inanıyorlar. Ve Iran’da olanlar nasıl Iranians’ın doğasına, Iranians’ın character’ına dair tam bir misunderstanding yansıtıyorsa, Russia’nın capitulate edeceği ya da kolayca capitulate edeceği yönündeki böyle bir conviction da Russia’ya ve Russia’nın Europe ile olan history’sine dair consciousness’ına ilişkin tam bir misunderstanding’dir.
Evet, bu çok depressing topics hakkındaki insights’larınızı paylaştığınız için teşekkür ederim. Her zamanki gibi insanların Substack’iniz Conflicts Forum’u okumasını recommend ediyorum; link description’da olacak. Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.
Teşekkür ederim.