Adı Belirtilmeyen Konuk: ABD Taahhütlerini Yerine Getirmezse “Sonsuz Savaş” Riski Büyür
Kaynak dili İngilizce olan podcast bölümünde adı belirtilmeyen sunucu ile konuk, ABD’nin taraf olduğu bir savaşın sona erdirilememesi ihtimalini, Hürmüz Boğazı çevresindeki müzakereleri ve Russia, Iran ile China arasındaki eşgüdümü tartıştı. Görüşme, ABD’nin verdiği taahhütlerin yerine getirilmemesi hâlinde çatışmanın uzun süreli bir “sonsuz savaşa” dönüşebileceği uyarısı ve üç ülkenin ABD merkezli küresel düzene karşı kullandığı araçlar üzerinde yoğunlaştı.
Müzakerelerin İlerlemesi İçin ABD’ye Yöneltilen Şart
Konuk, müzakerelerde ve Hürmüz Boğazı’yla ilgili gelişmelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle ABD’nin daha önce üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini savundu. Söz konusu yükümlülüklerin bir MOU’da (mutabakat zaptı) bulunduğunu ve belgenin ABD Başkanı tarafından imzalandığını ileri sürdü. Ancak kesitte belgenin tarihi, diğer tarafları, hükümleri veya hangi ABD Başkanı tarafından imzalandığı açıklanmadı.
“Mesele çok, çok basit,” diyen adı belirtilmeyen konuk, “Bir ilerleme olacaksa Amerikalıların taahhütlerini yerine getirmesi gerekiyor; üstelik bu taahhütler ABD Başkanı’nın imzaladığı mutabakat zaptında yer alıyor,” şeklinde açıkladı.
Konuğa göre Washington bu adımı atmadığı sürece mevcut sürecin ilerleme ihtimali bulunmuyor. Konuk, taviz veya alternatif bir ara formülden söz etmedi; ABD’nin taahhütlerini yerine getirmesini hareket alanı açacak zorunlu koşul olarak sundu. “Aksi hâlde bunun ilerlemesi için kesinlikle hiçbir şans yok,” diyen konuk, başarısızlığın yalnızca müzakerelerin durması anlamına gelmeyeceğini, daha tehlikeli bir savaş ihtimalini de gündeme getireceğini belirtti.
Bu değerlendirme, bölümün geri kalanındaki tartışmanın çerçevesini oluşturdu: Diplomatik çıkış yolu, konuğun anlatımında, yeni bir anlaşma arayışından önce mevcut taahhütlerin uygulanmasına bağlandı. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ise savaşın süresi ve kontrol edilebilirliği konusunda ciddi bir belirsizlik doğacağı savunuldu.
“Sonsuz Savaş” Endişesi ve Washington’ın Çıkış Yolu Arayışı
Konuk, anlaşmazlığın çözülememesi durumunda tarafların “sonsuz savaş” olasılığına doğru sürüklenebileceğini söyledi. Buradaki “sonsuz savaş” ifadesi, kesin bir süre tahmini olarak değil, çatışmanın belirgin bir siyasi hedef veya uygulanabilir bir sona erme mekanizması olmadan uzaması ihtimalini anlatmak için kullanıldı.
Sunucu, konuğun bu uyarısının kendisinin konuşmanın sonuna saklamayı düşündüğü soruyla örtüştüğünü ifade etti. Ardından meseleyi yalnızca ABD açısından değil, Middle East (Orta Doğu) halkları ve dünya kamuoyu açısından da ele alan bir soru yöneltti.
“ABD’de bizler, Orta Doğu’daki insanlar ve dünya yeni bir sonsuz savaştan korkmalı mı?” diye soran adı belirtilmeyen sunucu, ABD Başkanı’nın “bu savaşı başlatırken sergilediği son derece kötü muhakemeyi kabul etmeden” bir çıkış yolu bulamayabileceğini savundu.
Bu ifadeler sunucunun değerlendirmesi ve sorusunun ön kabulü olarak aktarıldı; kesitte savaşın nasıl başladığına veya ABD Başkanı’nın hangi kararlarla sorumlu olduğuna ilişkin ek kanıt sunulmadı. Konuk ise sunucunun çerçevesine karşı çıkmadı. Aksine, başkanın karşı karşıya bulunduğu sorunun yalnızca hatalı muhakemeyi kabul etmekten ibaret olmadığını, stratejik bir yenilgiyi de kabullenmek zorunda kalabileceğini öne sürdü.
“Bir de stratejik yenilgiyi kabul etmek var,” diyen konuk, “Jeopolitik açıdan bakıldığında bu, bütün hataların anasıdır,” şeklinde değerlendirdi.
Böylece iki konuşmacı, savaşın sona erdirilmesinin iç siyasi itibar veya kişisel muhakeme tartışmasının ötesinde jeopolitik bir yenilgi algısı yaratabileceği konusunda benzer bir çizgide buluştu. Kesitte, ABD yönetiminin bu değerlendirmeye nasıl yanıt verdiği veya alternatif bir çıkış planı bulunup bulunmadığı ele alınmadı.
Russia, Iran ve China İçin “Üç Silahşörler” Benzetmesi
Konuk, savaşın daha geniş jeopolitik sonuçlarını anlatırken Russia, Iran ve China’yı “Üç Silahşörler” olarak adlandırdı. Bu ifadeyi yakın zamanda kullanmaya başladığını ve daha önce aynı üçlü için “yeni Primakov üçgeni” tanımını tercih ettiğini söyledi.
“Onlara ‘Üç Silahşörler’ demeye başladım,” diyen konuk, bu adlandırmayı daha ayrıntılı “yeni Primakov üçgeni” ifadesinin popüler kültüre uyarlanmış biçimi olarak açıkladı. Benzetmesini sürdürerek Netflix’in bu konu hakkında bir film bile yapabileceğini esprili biçimde ekledi.
Konuk, Primakov’un 1990’ların sonlarında Russia, India ve China’yı bir araya getiren “Primakov üçgeni” kavramını ortaya attığını belirtti. Bu üç ülkeyi, 21. yüzyılda Eurasia’nın (Avrasya) yeniden şekillendirilmesini örgütleyebilecek “medeniyet-devletler” olarak niteledi. Podcastte Primakov’un söz konusu yaklaşımının ayrıntıları veya Russia-Iran-China üçlüsünün eski yapıdan hangi yönleriyle ayrıldığı ayrıca tartışılmadı.
“Primakov, 1990’ların sonlarında Russia, India ve China’yı ‘Primakov üçgeni’ olarak tanımlamıştı,” diyen konuk, “Bunlar 21. yüzyılda Avrasya’nın yeniden şekillendirilmesini örgütleyecek üç ülke, üç medeniyet-devletti,” şeklinde ifade etti.
Yeni üçgende India’nın yerini Iran’ın alması, konuğun güncel çatışmayı ve ABD’ye karşı uygulandığını söylediği baskıyı açıklamak için kullandığı temel çerçeve oldu. Konuk, Russia, Iran ve China’nın üç ayrı ancak birbiriyle bağlantılı noktada hareket ettiğini ileri sürdü. Bu noktaları Hürmüz Boğazı, Russia bağlantılı A7 ödeme sistemi ve China’nın yaptırımlara ilişkin yeni egemenlik yasası olarak sıraladı.
Üç ülkenin yaklaşımını “kadife eldivene sarılmış titanyum turnikeler” benzetmesiyle anlatan konuk, bunun doğrudan askerî güçten ziyade enerji, ödeme sistemleri ve hukuk üzerinden uygulanan yoğun bir baskıyı ifade ettiğini savundu.
İlk Baskı Noktası: Hürmüz Boğazı ve Petrol
Konuğun sıralamasındaki ilk nokta Hürmüz Boğazı oldu. Iran’ın boğazdaki politikasının China tarafından tamamen desteklendiğini, Russia’nın da arka planda bu desteğe katıldığını iddia etti. Ancak bu desteğin diplomatik, ekonomik veya askerî niteliği hakkında ayrıntı vermedi.
“Hürmüz Boğazı’nda Iran’ın yaptığı ve izlediği politika China tarafından tamamen, arka planda da Russia tarafından destekleniyor,” diyen konuk, üç ülkenin savaşın niteliği konusunda ortak bir değerlendirmeye sahip olduğunu savundu.
Konuğa göre çatışma başlangıcından itibaren bir “petrol savaşı”ydı. Hürmüz Boğazı’nı küresel enerji akışı bakımından bir petrol darboğazı olarak ele alan konuşmacı, savaşın petrolün taşınması, piyasalara ulaşması ve ticarette kullanılan para birimleriyle bağlantılı olduğunu söyledi.
“Onların hepsi bu savaşın başından beri bir petrol savaşı olduğunu ve hâlâ öyle kaldığını anlıyor,” diyen konuk, Hürmüz Boğazı çevresindeki mücadelenin petrodoların konumu ve özellikle petroyuanın kullanımıyla ilişkili olduğunu vurguladı.
Konuğun anlatımına göre mesele yalnızca boğazdan geçen petrolün fiziksel güvenliği değildi. Petrol ticaretinin hangi finansal sistem ve para birimleri üzerinden yürütüleceği de çatışmanın merkezinde bulunuyordu. Konuk, işlemlerin petrodolardan uzaklaşarak başka para birimlerine, özellikle petroyuana yönelmesini ABD’nin tek taraflı üstünlüğünü etkileyen bir gelişme olarak sundu.
Bununla birlikte kesitte Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol miktarı, petroyuan üzerinden gerçekleştirilen işlemlerin oranı veya üç ülke arasında bu konuda yapılmış belirli bir anlaşma paylaşılmadı. Bu nedenle petrol savaşı ve eşgüdüm değerlendirmeleri konuğun ileri sürdüğü jeopolitik tezler olarak aktarıldı.
İkinci Baskı Noktası: A7 Ödeme Sistemi
Konuk, ikinci baskı aracı olarak Russia bağlantılı A7 adlı ödeme mutabakat sistemini gösterdi. Sistemin bir Russian bankası tarafından işletildiğini ve Africa’da giderek daha popüler hâle geldiğini söyledi; ancak bankanın adını, sistemin işlem hacmini veya hangi Africa ülkelerinde kullanıldığını açıklamadı.
“Russianların, bir Russian bankasının işlettiği A7 adlı bir ödeme mutabakat sistemi var,” diyen konuk, sistemin “şimdi Africa’da çok, çok popüler hâle geldiğini” ve ABD’nin kontrol ettiği uluslararası sistemi büyük ölçüde devre dışı bıraktığını savundu.
A7’ye ilişkin değerlendirme, konuğun enerji tartışmasını finansal altyapıya bağlayan ikinci ayağı oluşturdu. Konuğa göre alternatif ödeme kanallarının yaygınlaşması, ABD’nin yaptırım ve uluslararası ödeme mekanizmaları üzerindeki etkisini zayıflatabilecek bir araç niteliği taşıyor. Bunun Hürmüz Boğazı’yla doğrudan nasıl koordine edildiği ayrıntılandırılmadı; üç gelişme, ABD’nin tek taraflı hâkimiyetine farklı alanlardan baskı yapan paralel hamleler olarak sunuldu.
Podcast kesitinde A7’nin işleyiş biçimi, hukuki statüsü veya kullanıcıları hakkında bağımsız bir doğrulama ya da karşı görüş yer almadı. Konuğun temel iddiası, Russia’nın alternatif bir ödeme ağı üzerinden ABD merkezli uluslararası düzene karşı ikinci baskı noktasını oluşturduğu yönündeydi.
Üçüncü Baskı Noktası: China’nın Yaptırım Yasası
Üçüncü nokta, konuğun “China’nın yeni egemenlik yasası” olarak tanımladığı düzenlemeydi. Konuk, bu yasanın Chinese şirketlerini ABD yaptırımlarına uymamaya zorladığını ileri sürdü. Ayrıca China’nın yargı yetkisi içinde bulunan bir Chinese şirkete veya başka bir şirkete yaptırım uygulanması durumunda bunun davalarla karşılanacağını söyledi.
“Üçüncü nokta, herhangi bir Chinese şirketini ABD yaptırımlarına uymamaya zorlayan China’nın yeni egemenlik yasasıdır,” diyen konuk, “China’nın yargı alanındaki bir Chinese şirkete veya başka bir şirkete uygulanan her yaptırım, doğal olarak davalarla karşılanacaktır,” şeklinde açıkladı.
Konuk, bu hukuki aracın Hürmüz Boğazı’ndaki enerji politikası ve A7 ödeme sistemiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Ona göre üç ülke, ayrı alanlarda hareket ediyor görünse de bu araçların ortak sonucu ABD’nin tek taraflı hâkimiyetini doğrudan etkilemekti.
Üç Noktalı Baskının Jeopolitik Sonucu
Konuk, Russia, Iran ve China’nın uyguladığını ileri sürdüğü baskının, kamuoyuna dönük törensel diplomatik görüntülerden daha önemli olduğunu söyledi. Son cümlesinde “Sünni tarzı Mekke planı” diye nitelediği bir fotoğraf fırsatına değindi; ancak bunun hangi toplantı, plan veya liderlerle ilgili olduğunu açıklamadı.
“Üç Silahşörler, ABD’nin tek taraflı hâkimiyetini doğrudan etkileyen üç kritik noktada baskı uyguluyor,” diyen konuk, bu gelişmelerin sözünü ettiği “fotoğraf fırsatından” çok daha önemli olduğunu savundu.
Bölümün ortaya koyduğu genel tabloya göre müzakerelerin ilerlemesi ABD’nin imzalı taahhütlerini uygulamasına bağlanırken, bunun gerçekleşmemesi yeni bir uzun süreli savaş riskiyle ilişkilendirildi. Konuk aynı zamanda Hürmüz Boğazı, alternatif ödeme sistemleri ve yaptırımlara karşı ulusal hukuk düzenlemelerini Russia-Iran-China iş birliğinin üç temel aracı olarak sundu. Kesitte ABD’nin, China’nın, Russia’nın veya Iran’ın resmî yanıtları ile bu tezlere itiraz eden bir görüşe yer verilmedi.