Larry Johnson: Iran’ın Davet Edildiği Mecca Agreement, ABD Merkezli Orta Doğu Düzenini Sarsabilir
İngilizce podcast bölümünde Glenn, eski istihbarat analisti Larry Johnson ile Orta Doğu’daki güvenlik dengelerini, Türkiye, Saudi Arabia ve Pakistan arasında gündeme gelen savunma mutabakatını, Iran’ın olası dahil oluşunu ve ABD’nin yaptırım-ekonomi politikalarının bölgesel sonuçlarını konuştu. Johnson, bu gelişmeleri yalnızca bölgesel bir ittifak tartışması olarak değil, ABD merkezli eski güvenlik ve finans düzeninin çözülmesi bağlamında değerlendirdi.
“Islamic NATO” tartışması ve Mecca agreement
Söyleşinin ilk bölümünde Glenn, Turkey, Saudi Arabia ve Pakistan arasında gündeme gelen savunma paktına ilişkin yorumları hatırlattı. Bazı çevrelerin bu yapıyı Iran’a karşı yeni bir ittifak gibi okuduğunu, Johnson’ın ise “Islamic NATO” benzetmesini yanıltıcı bulduğunu söyledi.
Larry Johnson, bu yapıya ironik biçimde “Middle East Treaty Organization” adını verdiğini, NATO’ya benzetilmesi halinde “MTO” ya da “Me Too” gibi bir kısaltmanın ortaya çıktığını anlattı. Başlangıçta kendisinin de şüpheci olduğunu belirten Johnson, sürecin önceden hazırlanmış göründüğünü söyledi. Ona göre June ayında United States ile Iran arasında Switzerland’da temaslar yürürken, Cairo’da Iranian foreign minister ile Pakistan, Turkey ve Egypt arasında da bir toplantı yapılmıştı.
“Ben o sırada bölgesel bir güvenlik düzenlemesi hakkında konuştuklarını varsaymıştım,” diyen Larry Johnson, “ama iki hafta önce duyurulduğunda Egypt yoktu, Iran yoktu; kâğıt üzerinde Turkey NATO’nun ikinci büyük ordusunu, Saudi Arabia parayı, Pakistan ise nükleer silahları getiriyordu” şeklinde açıkladı.
Johnson, son gelişmelerin bu yapının genişleyebileceğine işaret ettiğini savundu. Ona göre Pakistan Army Chief Asim Munir’in Iran’a gitmesi, Iran’ı bu “Mecca agreement” içine davet etme ve ikili ticari ilişkileri genişletme çabasıyla bağlantılıydı. Johnson, Bangladesh, Egypt ve Syria gibi ülkelerin de davet listesinde olabileceğini söyledi.
Bu noktada Pakistan-Iran ekonomik ilişkilerine özellikle dikkat çekti. Johnson’ın iddiasına göre Pakistan, United States’in Iran ile ticaret yapan ülkelere yönelik cezalandırma tehdidine rağmen, daha önce Iran’a uzanan altı kara ticaret hattı açacağını duyurmuştu. Ayrıca Iran’ın Pakistan’ın kullandığı propane gas ya da natural gas ihtiyacının yüzde 70’ini sağladığını, Pakistan’ın ise Iran’a rice ihraç ettiğini söyledi.
Yeni güvenlik mimarisi iddiası
Johnson, bu gelişmeleri Russia ve China’nın daha geniş stratejisiyle ilişkilendirdi. Iran foreign minister’ın April sonunda St. Petersburg’da Vladimir Putin ile görüştüğünü, ardından Putin’in “yeni bir güvenlik mimarisine” ihtiyaç olduğunu söylediğini aktardı. Bir hafta sonra Beijing’de Chinese foreign minister Wang Yi’nin benzer ifadeler kullandığını belirtti.
“Bu bir tesadüf değil,” diyen Larry Johnson, “bu iki hükümet politika koordinasyonu yapıyor ve United States ile NATO’nun kontrolü dışında ayrı bir uluslararası siyasi, ekonomik ve belki askeri yapı kurmakta ciddiler” diye değerlendirdi.
Glenn ise bölgesel güvenlik düzenlemelerinde iki farklı model bulunduğunu söyledi: Ülkelerin bir dış düşmana karşı ittifak kurması ya da birbirleriyle güvenlik araması. Europe örneğine atıf yapan Glenn, Cold War sonrasında Russia’nın da dahil olacağı kapsayıcı bir güvenlik mimarisinden NATO genişlemesine geçildiğini savundu. Bu dönüşümün Georgia, Ukraine ve Moldova gibi bölünmüş toplumlarda yeni çatışma hatları yarattığını söyledi.
Glenn’e göre Iran’ın bu bölgesel yapıya dahil edilmesi, güvenliğin “indivisible security” yani bölünmez güvenlik olarak düşünülmesi anlamına gelebilir. Bunun, Iran’a karşı blok siyaseti yerine bölgesel devletlerin birbirleriyle yaşamanın yollarını araması demek olduğunu belirtti.
ABD’nin Gulf ülkeleri üzerindeki baskısı
Johnson, United States’in bu olası dönüşüme karşı elinde kalan ekonomik kaldıraçları kullanmaya çalışacağını söyledi. Saudi Arabia, Qatar, Kuwait ve Bahrain üzerinde baskının süreceğini savundu. Ancak ona göre son haftalarda Iran ile bu ülkeler arasında temaslar da yaşandı.
Johnson, United States’in 1979’da Shah’ın devrilmesi ve Islamic Republic’in yükselişinden bu yana Iran’a karşı çatışma ve rejimi zayıflatma politikası izlediğini söyledi. CIA üzerinden Gulf Arab ülkeleriyle çalışıldığını ve bu mücadelenin kimi zaman Sunni-Shia ayrımı üzerinden çerçevelendiğini iddia etti.
“United States, Iraq’a verilen desteği yöneten bir orkestra şefi rolündeydi,” diyen Larry Johnson, “bu destek Saudis, Qatar ve hatta UAE üzerinden geldi” ifadelerini kullandı.
Johnson, Washington’ın bir yandan “war on terror” yürüttüğünü söylerken, diğer yandan aynı savaşta karşısında olduğunu iddia ettiği bazı radikal gruplarla farklı sahalarda çalıştığını savundu. Bosnia, Chechnya, Iraq ve Syria örneklerini verdi. Syria’da Bashar al-Assad’ın hedef alınmasını hem Iran’a hem de Russia’ya karşı bir hamle olarak yorumladı.
Glenn de Iran’ın çoğu zaman “terrorism” ile aynı cümlede anıldığını, bunun Saddam Hussein ile September 11 arasında kurulan çağrışımlara benzediğini söyledi. Iran’ın Taliban ve al-Qaeda gibi Sunni extremist gruplara karşı United States’e yardım teklif ettiğini, ancak Washington’ın Syria’da al-Qaeda kökenli unsurlarla iş tuttuğunu savundu.
Johnson bu değerlendirmeye katıldı ve “Iran terörizmin bir numaralı sponsoru” suçlamasının yalan olduğunu savundu. Al Golani örneği üzerinden, daha önce başına ödül konulan bir kişinin sonra suit giydirilerek “moderate” olarak sunulduğunu söyledi.
Petrol piyasası, rezervler ve diesel açığı
Söyleşinin önemli bir bölümü enerji piyasalarına ayrıldı. Glenn, Trump administration’ın oil prices üzerinde oynama kapasitesinin sınırlı olabileceğini ve Scott Bessent’in oil prices’ın yükselmesine şaşırdığını hatırlattı.
Johnson’a göre Bessent’in şaşkınlığı, yönetimin oil price manipülasyonu yaptığını zımnen kabul etmesi anlamına geliyordu. Johnson, Persian Gulf bağlantılı arz şokunu üç aşamada anlattı. Ona göre February 28 ile yaklaşık April 5 arasında, daha önce yüklenmiş tankerler denizde olduğu için rafineriler ve tüketiciler gerçek bir eksiklik hissetmedi. İkinci aşamada United States ve diğer ülkeler strategic petroleum reserve kullanarak piyasayı dengeledi.
“Phase two, United States ve diğer ülkelerin rezervlerden çekip ‘burada sorun yok’ gibi davranmasıydı,” diyen Larry Johnson, “gerçekte bol arz yoktu; özellikle diesel için gereken sour crude sıkıntısı devam ediyordu” diye açıkladı.
Johnson, August 1 civarında rezervlerden çekme imkanının tükendiğini ve artık fiili bir kıtlık aşamasına girildiğini savundu. Ona göre Persian Gulf’tan çıkan günlük 20 million barrels akışın kesilmesi, diesel ve aviation fuel üretimini doğrudan etkiledi. Canada’nın United States’e sour crude tedarikindeki rolüne de dikkat çekti ve Trump ile Canadian Prime Minister Carney arasındaki gerilimin bu açıdan risk yarattığını söyledi.
Glenn, strategic reserves’in bu ölçüde azaltılmasının artık güven değil çaresizlik göstergesi olarak okunabileceğini söyledi. Johnson ise “barrel of oil is a barrel of oil” varsayımının yanlış olduğunu anlattı. Sweet crude ile sour crude arasındaki farkı vurguladı; United States’in çok miktarda sweet crude üretmesine rağmen rafinerilerinin önemli kısmının sour crude işlemeye göre kurulu olduğunu söyledi.
Johnson’ın verdiği rakamlara göre United States rafinerilerinin yüzde 70’i sour crude işlemeye göre ayarlanmış durumda. Persian Gulf kaynaklı kesintilerin United States, India, China, South Korea ve Japan üzerinde farklı etkiler yarattığını söyledi. China’nın büyük rezervleri ve Canada’dan daha fazla alım yapma ihtimali nedeniyle daha az etkilendiğini, India’nın ise daha fazla Russia’ya yöneldiğini belirtti.
LNG, helium, sulfur ve gübre etkisi
Johnson, krizin yalnızca oil üzerinden okunmasının yetersiz olduğunu savundu. Liquid natural gas tedarikinin dünya arzının yüzde 25’i düzeyinde etkilendiğini, helium arzının yüzde 40’ının kesildiğini ve bunun chip makers için zor bir durum yarattığını söyledi. Ayrıca urea ve sulfur arzında yüzde 30-35 civarında küresel paya sahip kalemlerin etkilenmesinin fertilizer piyasasını doğrudan ilgilendirdiğini belirtti.
“Oil shortage’ın ekonomik sonuçlarına odaklanmak bir şey,” diyen Larry Johnson, “ama bunun çok daha geniş olduğunu kabul etmek gerekiyor; blockade sürdükçe uluslararası ekonomideki aksama da sürecek” ifadelerini kullandı.
Johnson’a göre United States’in tehdide dayalı yaklaşımı, ülkeleri Washington’a bağımlılıklarını azaltmaya itiyor. Ülkelerin US bonds satmaya başlayabileceğini, dollar merkezli finans sisteminden uzaklaşmak için alternatif aradığını söyledi.
Glenn de Europe’un Russia energy kaynaklarından kopma kararını örnek verdi. Europe’un Middle East enerji kaynaklarına yönelmesiyle India’nın Russia’dan daha fazla enerji almak zorunda kaldığını, ardından Europe’un India’ya Russian energy aldığı için ders vermesini çelişkili bulduğunu söyledi.
Iran’a karşı nükleer seçenek tartışması
Glenn, ekonomik savaşın Iran’ı boğma hedefinde başarılı olmaması halinde askeri tırmanma riskinin artabileceğini söyledi. Washington’da tactical nuclear weapons kullanımına dair yorumların gündeme geldiğini, ancak bunların söylenti mi gerçek mi olduğundan emin olmadığını belirtti.
Johnson, United States’in nükleer silah kullanma ihtimalini tamamen dışlayamayacağını, fakat bunun düşük olasılık olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Trump çevresinde ve Pentagon içinde riskleri anlayan yeterince “adults” bulunduğunu savundu.
Buna karşılık Johnson, Iran parliament’ın Non-Proliferation Treaty’den çekilmeyi aktif biçimde değerlendirdiğini söyledi. Iran’ın NPT’ye katılarak nükleer silah geliştirmeme taahhüdü verdiğini, IAEA inspections kabul ettiğini, ancak bunun karşılığında saldırıya uğradığını savundu.
“Ron’un mesajı şu: ‘Sizin uluslararası kurallarınıza göre oynadık; peki ne elde ettik? Ölülerimizi elde ettik,’” diyen Larry Johnson, Iran’ın Batı tarafından hedef alındığını savundu.
Johnson ayrıca IAEA inspectors’ın Western intelligence organizations ile yakın çalıştığını ve Iranian facilities ile scientists hakkında bilgi sağladığını iddia etti. Iran NPT’den çekilirse, kısa süre içinde nükleer silah geliştirdiğini ya da Ayatollah tarafından buna izin verildiğini açıklayabileceğini söyledi. Ona göre Iran leadership, nuclear power olmanın Batı saldırılarını caydırabileceği sonucuna varmış olabilir.
UAE, Saudi Arabia ve olası İran yanıtı
Glenn, Trump’ın “economic D-Day” diye tarif edilen baskı hamlesine karşı Iran’ın nasıl yanıt verebileceğini sordu. Johnson’a göre sanctions uygulamasına katılan ve United States’e kolaylık sağlayan herhangi bir Gulf Arab state, Iran’ın hedefi haline gelebilir.
Johnson, bunun yalnızca sözlü bir hedef olmayacağını, economic infrastructure’a yönelik fiziksel saldırı anlamına gelebileceğini söyledi. Iran’ın “biz oil ihraç edemiyorsak, kimse edemeyecek” yaklaşımıyla hareket edebileceğini savundu. Saudi Arabia’nın da Persian Gulf ve Red Sea üzerinden hedef alınabileceğini; Houthis ile birlikte Yanbu’nun kapatılmasının gündeme gelebileceğini iddia etti.
UAE’yi en olası hedef olarak gören Johnson, UAE’nin Iran ile trade ve economic relations’ı kesme açıklamasını hatırlattı. “Eğer UAE bunda ısrar ederse hedef olur, vurulur,” diyen Larry Johnson, bunun yakın dönemde gerçekleşebileceğini ileri sürdü.
Pakistan’ın rolü ve China’nın arka plan etkisi
Glenn, Iran parliamentary news agency başkanının Iran’ın Mecca agreement’a davet edildiği yönündeki açıklamasını sordu. Johnson, Pepe Escobar ile birlikte Asim Munir’in Iran’a gideceğine dair bilgi aldıklarını, Munir’in varışının ve gün boyu yaptığı meetings’in de bu bilgileri desteklediğini söyledi.
Johnson’a göre Pakistan bu adımla Washington’ın etkisinden çıkma yönünde karar almış olabilir. “Pakistan’ın artık Washington’ın tasmasında olmayacağına karar verdiğini düşünüyorum,” diyen Larry Johnson, bunun Pakistan açısından bağımsızlık ilanı niteliği taşıyabileceğini savundu.
Glenn, bunun Saudi Arabia açısından daha büyük sonuçları olabileceğini söyledi. Saudi Arabia’nın uzun yıllar Iran’a karşı yürütülen cold war’ın başlıca taraflarından biri olduğunu, şimdi ise en azından bu karşıtlık sistemini sonlandırma yönünde eğilim gösterebileceğini belirtti.
Johnson, China’nın iki-üç yıl önce Iran ile Saudi Arabia arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasındaki rolünü hatırlattı. Yemen’deki proxy war sonrasında China’nın iki tarafı geri adım atmaya ve konuşmaya ikna ettiğini söyledi. O tarihten bu yana Iranian ve Saudi governments arasında daha fazla high-level contact olduğunu belirtti.
Johnson’a göre bu süreçte Pakistan bir arabulucu rolü oynuyor olsa da asıl belirleyici güç China, daha sınırlı ölçüde de Russia. “Bütün bunların arkasındaki nihai puppet master China,” diyen Larry Johnson, Beijing ve Moscow’un United States’i Persian Gulf’tan ve bölgedeki covert action ağlarından çıkarmak istediğini savundu.
Petrodollar düzeni ve BRICS alternatifi
Son bölümde tartışma, petrodollar hegemonyasının çözülmesi ve United States’in reserve currency statüsünü koruma çabalarına yöneldi. Johnson’a göre Washington, reserve currency konumunu zor, tehdit, coercion ve sanctions ile korumaya çalıştığı anda bu statüyü zayıflatmaya başladı.
Johnson, 2022’de Russia’ya yaptırımlar uygulanmadan önce BRICS ve China-Russia ekonomik işbirliğinin daha yavaş ilerlediğini söyledi. Ancak 2023 başında Xi Jinping’in Moscow’da Putin ile görüşmesi ve iki liderin friendship and solidarity vurgusu yapmasının ardından China’nın Saudi Arabia ve Iran’ı Beijing’de buluşturduğunu hatırlattı. Bu adımların tesadüf olmadığını savundu.
Johnson, China’nın yuan üzerinden settlement currency kullanımını artırdığını, Cross-Border Interbank Payment System yani CIPS’in geliştiğini ve Brazil ile soybean ticaretinde dollar dışı kanalların kullanıldığını söyledi. United States’in China’ya agricultural products üzerinden baskı yaptığında China’nın Brazil’e yöneldiğini belirtti.
“United States bu statüyü korumak için çok sert mücadele edecek, belki daha fazla savaşa bile girecek,” diyen Larry Johnson, “ama bunu başaramaz; bence bu mission impossible” değerlendirmesini yaptı.
Glenn ise administrative control’ün kötüye kullanılmasının ülkeleri alternatifler geliştirmeye ittiğini söyledi. China’nın GPS’e alternatif geliştirmesini örnek verdi; finance, transportation corridors ve teknoloji alanlarında benzer ayrışmaların yaşandığını savundu.
Kapanışta Johnson, konuşulan tablonun karanlık olduğunu kabul etti. Glenn ise ülkeler güçlerini fazla kötüye kullandığında diğerlerinin denge kurmaya çalışacağını, sanctions ve military pressure’ın da benzer biçimde karşı mekanizmalar doğuracağını söyledi. Ona göre uzun vadede bu tür aggression’ı cezalandıran mekanizmalarla yeni bir equilibrium kurulabilir.