Professor Max Otte: Almanya “Tam Çöküşe” Gidiyor, Avrupa ABD’ye Bağımlı
İngilizce yapılan podcast bölümünde Glenn Diesen, ekonomist, finans analisti ve yazar Professor Max Otte ile Almanya ekonomisinin gerilemesi, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığı, Almanya-Rusya ilişkileri, Ukrayna savaşı ve NATO ile EU’nun geleceği üzerine konuştu. Otte, Almanya’nın sanayi temellerinin zayıfladığını, Avrupa’nın teknoloji yarışında geri kaldığını ve siyasi tartışma düzeyinin ciddi biçimde düştüğünü savundu.
Almanya’nın Sanayi Krizi ve “Askeri Keynesçilik”
Diesen, Almanya’nın geçmişte “Avrupa ekonomik mucizesi” ve EU’yu ileri çeken lokomotif olarak görüldüğünü, ancak bugün sanayisizleşme ve yeni ekonomik model eksikliğiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Chancellor Friedrich Merz’in “askeri Keynesçilik” fikrine yaklaştığını, yani büyük bir ordu inşa ederek teknolojik ve ekonomik kalkınma sağlamayı düşündüğünü belirtti.
Otte, Almanya’nın “çok güçlü” olduğu yönündeki çerçeveyi küçümseyici bulduğunu söyledi. Ona göre Almanya, Second World War sonrasında “dünyanın örnek vatandaşı” olmuştu. "Şu anda ekonomik zorluklar devasa; tam hızla tam çöküşe doğru gidiyoruz diyebilirim," diyen Professor Max Otte, Almanya’yı 150 yıldır taşıyan sektörlerin hâlâ elektrik mühendisliği, makine mühendisliği, takım tezgâhları, kimya, optik ve otomotiv olduğunu belirtti.
Otte, AI ve çip devrimi konusunda Avrupa’nın geride kaldığını, Almanya’nın da “Avrupalı kaybedenlerin saflarına katıldığını” savundu. Bu geri kalışı, 19. yüzyılda buhar makinesi ve demiryollarını ya da otomotiv ve kimya devrimini kaçırmaya benzetti. "Avrupa artık rol oynamıyor ve stratejiler görünürde yok," diyen Otte, ABD, Almanya, France ve Britain’ın savaş ekonomisine yöneldiğini ifade etti.
Çin’in Yükselişi ve Almanya’nın Gerilemesi
Otte, ekranda paylaştığını söylediği ekonomik grafiklerden hareketle, 1960’lardan itibaren dünyanın en büyük ekonomilerinin sıralamasını anlattı. Japan’ın 1970’ler ve 1980’lerde yükseldiğini, Germany’nin uzun süre ikinci ve üçüncülük için yarıştığını, China’nın ise özellikle 1990’lardan sonra hızla büyük güç hâline geldiğini söyledi.
Otte’ye göre Germany uzun süre güçlü kalmış olsa da China artık ihracatta belirleyici konuma yükseldi. "China şimdi Germany’nin iki katı kadar ve US’den de çok daha fazla ihracat yapıyor," diyen Professor Max Otte, Germany’nin artık uzak ara üçüncü olduğunu belirtti.
Bu tabloyu Europe’un US’ye “tam bağımlılığı” ile ilişkilendiren Otte, EU’nun 2000’lerin başından itibaren US politikası için bir araç hâline geldiğini savundu. Muhasebe kurallarındaki değişimi örnek göstererek, Germany’nin daha muhafazakâr kredi temelli sisteminden Anglo-Saxon fair value accounting sistemine geçtiğini söyledi. Otte’ye göre bu değişim 2007-2008 finans krizinde görülen istikrarsızlığı artırdı.
Avrupa’nın ABD’ye Bağımlılığı
Diesen, bazı Amerikalı meslektaşlarının Europe’un artık US için ana öncelik olmayacağını söylediğini aktardı. Ona göre US, Western Hemisphere’ı korumaya ve East Asia’da China ile rekabete odaklanabilir. Europe’un ise ya US için özel bir ekonomik bölgeye dönüşmesi ya da sanayilerinin US’ye çekilmesi ihtimali tartışılıyor.
Otte bu değerlendirmeye sert bir yanıt verdi. "Europe elbette cephe hattı bölgesidir; hatta bunlara artık devlet demeye bile çekinirim, çünkü çoğu ülke kuklalar tarafından yönetiliyor," diyen Professor Max Otte, European ülkelerinin kendi halklarının çıkarlarını önceleyen liderlerden yoksun olduğunu savundu. Finland, Norway, Germany ve başka ülkeleri örnek gösterdi.
Otte’ye göre Europe “vassal territory” yani bağımlı bir alan hâline geldi. US’nin Europe’u güçlendirme, serbest ticaret bölgesi olarak kullanma ya da sanayilerini US’ye taşıma seçeneklerini tartışabilmesi, onun mutlak üstün konumunu gösteriyor. Nord Stream’i de Europe çıkarlarının açıkça zarar görmesine örnek olarak andı.
Otte, Europe için doğru yolun Alexander Hamilton ve Friedrich List çizgisinde bir sanayi politikası olacağını söyledi. Ancak bunun European düzeyde uygulanabileceğini ve kritik stratejik sektörlerin Europe içinde bulunmasını gerektirdiğini ekledi. Bunun için France’ın Germany’nin gücü konusunda daha az dar bakması, Germany’nin de kendi gücünün farkına varması gerektiğini savundu.
Germany-Russia İlişkileri
Diesen, Germany-Russia ilişkisinin tarihsel olarak önemli olduğunu, Russian enerji kaynakları ile German enerji yoğun sanayilerinin birbirini tamamladığını söyledi. Bismarck’a atfedilen “siyasetin sırrı Russia ile iyi bir antlaşma yapmaktır” sözünü hatırlatarak, bugün böyle bir yaklaşımın “pro-Russian” diye damgalanacağını belirtti.
Otte, Europe’un batısından doğusuna doğru komşulara küçümseyici bakma eğilimi olduğunu savundu. French ve Britishlerin Germans’a, Germans’ın Poles’a, Poles’un da Russians’a böyle baktığını söyledi. Buna rağmen Germans ile Russians arasında duygusal yakınlık bulunduğunu belirtti.
Otte, kendisine sık sık “Putin puppet” denildiğini ancak Russia ile üst düzey temaslarının çok sınırlı olduğunu söyledi. "Elbette Russia’ya ihtiyacımız var; çok iyi ilişkilere ihtiyacımız var," diyen Professor Max Otte, idealde France, Germany, Moscow/Russia ve Poland’ı içeren bir eksen kurulabileceğini, ancak bunun şimdilik çok uzak bir vizyon olduğunu ifade etti.
Otte, Halford Mackinder ve George Friedman’a atıfla, US dış politikasının German sanayi gücü ile Russian ham maddelerinin birleşmesini önlemeyi hedeflediğini savundu. Ayrıca Guido Preparata’nın “Conjuring Hitler” kitabından söz ederek, British elitlerinin Russia ve Germany’yi bölmek için yürüttüğü diplomasiye dair tarihsel iddiaların kendisini şaşırttığını belirtti. Bu iddiaları kendi değerlendirmesi olarak sundu.
Jeopolitik Hayal Gücü ve “German Interests”
Diesen, Karl Haushofer’in Eurasian continental bloc fikrine değinerek Germany’nin deniz güçlerine mi yaslanacağı yoksa Eurasian kara güçleriyle mi ilişki kuracağı sorusunu gündeme getirdi. Bugün Western Europe’ta tek bir model kaldığını, bunun da US liderliği altında “political West” olduğunu söyledi.
Otte, Germans’ın stratejik çıkar düşünmemeye sistematik biçimde eğitildiğini savundu. "German interests her zaman NATO ve EU anlamına geldi; bu hep tek cümlede söylendi," diyen Otte, Germany’de bağımsız ulusal çıkar tartışmasının gelişmediğini belirtti.
Otte’ye göre Germany’nin “equidistance” ya da en azından mesafe geliştirmesi gerekir. Europe’ta savaş çıkarsa nükleer bombaların önce Washington’da değil Europe’ta patlayacağını söyleyerek, çıkar hesabının buradan başlaması gerektiğini savundu. Ancak Germany’de buna yönelik güçlü bir iştah veya ciddi tartışma olmadığını ekledi.
Otte, Alternative für Deutschland (AfD) liderliğine yakın olduğunu söyleyerek Tino Chrupalla’nın German interests konusunda ölçülü konuştuğunu, Nord Stream’in yeniden açılması ve Russia ile iyi ilişkiler kurulması gerektiğini savunduğunu aktardı. Ancak Chrupalla’nın da “Putin puppet” diye suçlandığını belirtti.
Ukraine Savaşı ve US Politikası
Diesen, başlangıçta US’nin Ukraine savaşını bitirmek istediğini düşündüğünü, çünkü multipolar dünyada Russia’nın China’ya aşırı bağımlı kalmamasının US çıkarına olabileceğini söyledi. Ancak son dönemde fikrinin değiştiğini, US’nin savaşı Europe’a devretmek ve Russia ile Europe arasında daha fazla çatışma üretmek istediği izlenimi edindiğini belirtti.
Otte, bunun US iç politikası ve strateji tartışmalarıyla bağlantılı geniş bir konu olduğunu söyledi. Naturalized US citizen olduğunu, yaklaşık 10 yıl US’de yaşadığını ve Donald Trump’a üç kez oy verdiğini belirtti. Trump’ın “forever wars”ı bitireceğine dair ikna edici bir dava ortaya koyduğunu söyledi.
Bununla birlikte Otte, Trump’ı stratejist olarak görmediğini ifade etti. "Trump hâlâ stratejist değil; içgüdüleriyle tepki veriyor," diyen Professor Max Otte, Trump’ın birkaç saat ya da hafta içinde pozisyon değiştirebildiğini söyledi. Marco Rubio gibi neocon figürlerin ilk hatta olmasa da hâlâ etkili olduğunu savundu.
Otte’ye göre US, genel olarak dominant kalmak, gerekirse müttefiklerini sömürmek ve rakip çıkmasını engellemek konusunda birleşmiş durumda. "Şu anda US, Ukraine-Russia savaşını sürdürmeyi, bunu Europeans’a devretmeyi ve Russia kazanmadan önce Russia’ya mümkün olduğunca çok zarar vermeyi seçmiş görünüyor," diye değerlendirdi.
NATO, EU ve Siyasi Tartışmanın Çöküşü
Diesen, Germany’nin güvenlik ve refahını NATO ile EU üzerine kurduğunu, ancak bu iki yapının eskisi kadar sağlam görünmediğini söyledi. NATO’nun kırılganlığından artık açıkça söz edilebildiğini, EU’nun da üyelerine net ekonomik fayda sağlayan güçlü bir jeoekonomik kulüp olmaktan uzaklaştığını savundu. US’nin Europe’tan kısmen çekilmesi durumunda Europe içinde daha fazla parçalanma görülebileceğini söyledi.
Otte ise Germany’de siyasi tartışma düzeyinin çok düşük olduğunu söyledi. "Siyasi söylemin düzeyi, bence yüzyılların en düşük seviyesinde," diyen Professor Max Otte, “kuklalar, propaganda medyası ve sosyal medyada sansür” olduğunu savundu. Nazi döneminde de propaganda ve baskı nedeniyle tartışma seviyesinin düşük olduğu söylenebileceğini, ancak o dönemde yüksek düzeyde bir direniş söylemi bulunduğunu ileri sürdü.
Otte, Tino Chrupalla ve Alice Weidel’ın German national interest fikrini dikkatli ama açık biçimde dile getirdiğini, buna rağmen kınandıklarını söyledi. Ona göre gerçek bir siyasi tartışma yok. World order’daki değişim bu tartışmayı daha gerekli kılsa da mevcut koşullar buna imkân vermiyor.
Kapanışta Otte, Europe’un yeniden ciddi bir tartışma ve toparlanma şansı bulması için iki önkoşul saydı. Birincisi, US, NATO ya da EU’nun Iran, Israel veya başka dosyalardaki kendi hataları nedeniyle derin sorunlara girerek dağılmaya başlaması. İkincisi ise topyekûn savaşa tırmanış yaşanmaması. "Bunlar, ciddi herhangi bir tartışmanın başlayabilmesi için önkoşullardır," diyen Otte, olumlu bir sürecin ne kadar olası olduğunu dinleyicinin değerlendirmesine bıraktı.