Fyodor Lukyanov: Ukrayna’da Diplomatik Çözüm Bir Yıl Öncesinden Daha Uzak
İngilizce yayımlanan bölümde siyaset bilimci Glenn Diesen, Russia in Global Affairs dergisinin genel yayın yönetmeni, Council on Foreign and Defense Policy başkanı ve Higher School of Economics araştırma profesörü Fyodor Lukyanov ile Ukrayna ve İran savaşlarını ele aldı. Görüşme; Ukrayna’da diplomasi ihtimalinin neden zayıfladığına, Avrupa’nın çatışmadaki rolüne, İran’ın direnişinin Rusya açısından sonuçlarına ve mevcut uluslararası düzenin yerini neyin alabileceğine odaklandı.
Alaska zirvesinden karşılıklı tırmanışa
Lukyanov, görüşmenin yapıldığı tarihin Vladimir Putin ile Donald Trump arasında 15 Ağustos 2025’te gerçekleştirildiğini belirttiği Alaska zirvesinin yıl dönümüne denk geldiğini hatırlattı. Zirvenin, Ukrayna’daki çatışmaların durdurulabileceği ve siyasi-diplomatik bir çözüm bulunabileceği yönünde büyük beklenti yarattığını; ancak aradan geçen sürede bu beklentilerin karşılanmadığını söyledi.
“Bir yıl sonra bu girişimin düşmanlıkları sona erdirmek gibi bir sonuç üretmediğini görüyoruz,” diyen Fyodor Lukyanov, “siyasi bir çözümden ve herhangi bir ateşkesten bir yıl öncesine göre çok daha uzaktayız” şeklinde değerlendirdi.
Lukyanov’a göre zirvenin ardından Ukrayna ve onu destekleyen Avrupa ülkeleri, Trump’ın o dönemde taşıdığını düşündüğü “Ukrayna bu savaşı kaybetmeye mahkûm, dolayısıyla hızla uzlaşmalı ve Donbas’tan vazgeçmeli” görüşünü değiştirmeye çalıştı. Bu amaçla, özellikle ilkbahardan itibaren Ukrayna tarafından ve Avrupa desteğiyle düzenli bir tırmanış yaşandığını savundu. Trump’ın Ukrayna’yı desteklemeye ikna edildiğini düşünmediğini söyleyen Lukyanov, Amerikan başkanının yaklaşımını kayıtsızlık olarak niteledi: Ukrayna ve Avrupa savaşmaya devam edebiliyorsa buna engel olmayacağı görüşünde olduğunu ileri sürdü.
Ukrayna’nın Rusya topraklarının derinliklerine uzun menzilli saldırılar düzenleme kapasitesinin arttığını belirten Lukyanov, bunun Rusya’nın da daha önce geniş ölçekte hedef almak istemediği Ukrayna’daki kritik altyapıya yoğun saldırılar düzenlemesine yol açtığını söyledi. Rusya’nın da Ukrayna saldırılarından zarar gördüğünü kabul eden Lukyanov, bu karşılıklı tırmanışın yakın vadede diplomatik alanı daralttığını vurguladı.
Diesen, Alaska’da konuşulan anlaşmanın metninin açıklanmadığını hatırlattı. Amerikan önerisinin Donbas’ın Rusya’ya bırakılmasını, Kherson ve Zaporizhzhia’da ise mevcut cephe hatlarının dondurulmasını içerdiğine ilişkin söylentiler bulunduğunu söyledi. Ancak bunların doğrulanmış bir anlaşma metnine dayanmadığının altını çizdi. Diesen ayrıca, Rus toplumuna ve Kremlin’e baskı yapmak amacıyla Rusya’nın iç bölgelerine saldırılması düşüncesinin hangi somut Rus tavizlerini hedeflediğinin belirsiz olduğunu belirtti.
Yakın vadede diplomasi beklentisi zayıf
Lukyanov, diplomatik yolların tamamen tükenmediğini, savaşların er ya da geç görüşmeler ve siyasi düzenlemelerle sonuçlanabileceğini söyledi. Bununla birlikte, tek bir üst düzey toplantıdan hızlı sonuç beklemenin gerçekçi olmadığını savundu. Vietnam Savaşı’nı örnek göstererek, Amerikan yönetiminin savaşı sona erdirme kararı aldıktan sonra bile müzakerelerin 1968’den 1973-1974 dönemine, savaşın bitişinin ise 1975’e kadar uzandığını hatırlattı.
“Önümüzdeki bir ya da iki ay boyunca artan çatışma ve keskinleşen tırmanış dışında bir şey beklememeliyiz,” diyen Fyodor Lukyanov, yakın vadeli görünümün olumsuz olduğunu açıkladı.
Lukyanov’a göre Ukrayna yönetimi, savaşı Avrupa’yı ve mümkünse ABD’yi Rusya’ya karşı daha fazla devreye sokarak sürdürebileceğini düşünüyor. Volodymyr Zelensky ve ekibinin bunu Ukrayna açısından rasyonel görebileceğini belirten Lukyanov, asıl daha az rasyonel bulduğu yaklaşımın Avrupa ülkelerine ait olduğunu söyledi. Avrupa Birliği’nin yeni siyasi kimliğinin merkezine Ukrayna’yı ve Rusya’yla uzun süreli karşı karşıya gelmeyi yerleştirdiğini ileri sürdü.
Avrupa ülkelerinin doğrudan savaşa girmek istemediğini düşündüğünü söyleyen Lukyanov, bazı Alman siyasetçilerin açıklamalarının bu konuda kendisini şüpheye düşürdüğünü de ekledi. Kendisinin umut ettiği senaryonun doğrudan Avrupa-Rusya savaşı olmadığını, ancak artık hiçbir şeyden emin olunamayacağını ifade etti.
Lukyanov, Avrupa kamuoyuna Rusya’nın NATO’nun Avrupa kanadına saldırmaya hazır, yakın ve somut bir tehdit olarak sunulduğunu savundu. Ona göre bu yaklaşım, “Ukrayna’yı ne kadar uzun süre desteklersek Putin o kadar uzun süre orada meşgul olur ve bize saldırmaz” düşüncesini besliyor. Bu nedenle Kyiv ile başta Brussels olmak üzere Avrupa başkentlerinin uzayan savaşı sona erdirmeye yeterince ilgi göstermediğini ileri sürdü.
Rusya’nın savaşı sürdürmekten memnun olmadığını ve çatışmanın giderek daha fazla sorun yarattığını kabul eden Lukyanov, buna karşılık Moskova’ya ciddi bir müzakere yolu sunulmadığını savundu. Finlandiya Cumhurbaşkanı gibi bazı Avrupalı liderlerin Rusya’yla görüşmekten söz etmeye başladığını, fakat öngördükleri görüşmenin Rusya’nın nasıl geri adım atacağını tartışmakla sınırlı kaldığını söyledi. “Rusya’nın teslim olmasının nasıl düzenleneceğini konuşmak üzere diplomasiye çağrılması başlangıç noktası olamaz,” diyen Lukyanov, mevcut önerilerin Moskova açısından kabul edilemez olduğunu belirtti.
Avrupa’nın birlik ve küresel rol arayışı
Diesen, Avrupalı liderlerin diplomatik çözümün önündeki başlıca engel hâline geldiğini söyleyen Amerikan kaynaklarına atıfta bulundu. Bu kaynaklara göre Avrupa’nın savunduğu koşulsuz ateşkes, Ukrayna kuvvetlerinin yeniden donatılması ve Avrupa askerlerinin “barış gücü” adıyla konuşlandırılması için kullanılabilir. Diesen ayrıca NATO’nun genişlemesi seçeneğinin masadan kaldırılmamasının kalıcı barış için gerekli güvenlik temelini zayıflattığını savundu.
Lukyanov, Avrupa’nın yaklaşımını açıklayabilecek iki neden sıraladı. Birincisi, ortak bir tehdidin Avrupa bütünleşmesini güçlendirebileceği düşüncesiydi. Soğuk Savaş sırasında gerçek bir Sovyet tehdidinin Avrupa entegrasyonuna güçlü bir itici güç sağladığını belirten Lukyanov, bugünkü Avrupa’nın benzer bir model kurmaya çalıştığını ileri sürdü.
Ancak Rusya’nın aynı anda hem Ukrayna’yı yenemeyecek kadar zayıf hem de bütün Avrupa’yı işgal edebilecek kadar tehlikeli gösterilmesini çelişkili buldu. “Bir yandan Rusya, Ukrayna’yı bile yenemeyen son derece zayıf ve gerileyen bir güç olarak sunuluyor; diğer yandan Ukrayna’dan sonra hemen Avrupa’yı işgal edeceği söyleniyor,” diyen Fyodor Lukyanov, bu iki anlatının birbiriyle bağdaşmadığını savundu.
İkinci nedenin Avrupa’nın dünyadaki göreli ağırlığının azalması olduğunu söyleyen Lukyanov, ekonomik ve jeopolitik değişimin kıtanın 20. yüzyıldaki merkezi konumunu zayıflattığını belirtti. Ona göre Avrupa’nın büyük bir uluslararası aktör gibi davranabileceği başlıca alan Rusya’yla karşı karşıya gelmek ve Ukrayna savaşını desteklemek oldu.
Lukyanov, özellikle United Kingdom’ın imparatorluk sonrasında ABD, Avrupa ve eski sömürgeleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden küresel rolünü sürdürme konusunda deneyimli olduğunu söyledi. Avrupa’nın da benzer bir yöntemle uluslararası merkeziliğini korumaya çalıştığını, ancak bunun başarıya ulaşacağından kuşku duyduğunu ekledi. Dünya nüfusunun büyük bölümünün Ukrayna savaşını küresel düzenin merkezi meselesi değil, eski sömürgeci Avrupalı güçler arasındaki yerel bir çatışma olarak gördüğünü ileri sürdü.
Rusya’nın sertleşen tutumu ve “dağınık dünya savaşı”
Diesen, savaş boyunca NATO’nun müdahil olma düzeyinin yükseldiğini ve Moskova’da itidal politikasının artık caydırıcılığı zayıflatan tehlikeli bir taviz olarak görülüp görülmediğini sordu. Lukyanov, çatışmanın mevcut cephe ve jeopolitik koşullarla hemen dondurulmasının Rusya açısından başarısızlık sayılacağını söyledi.
2021’e kıyasla Avrupa’daki stratejik tablonun Rusya’nın aleyhine değiştiğini belirten Lukyanov; NATO’nun canlandığını, yeni üyeler kazandığını ve Ukrayna’nın resmî üyeliğe ihtiyaç duymayacak ölçüde fiilen NATO’nun parçası hâline geldiğini savundu. Bu nedenle Avrupa güvenliğinden ayrı bir Avrasya güvenlik sistemi düşünmenin artık mümkün olmadığını söyledi.
Ukrayna, İran ve gelecekte Taiwan çevresinde çıkabilecek olası çatışmaların farklı tarih ve nedenlere sahip olduğunu belirten Lukyanov, bunların daha geniş bir güç mücadelesinin parçaları olarak görülebileceğini ileri sürdü. Bir tarafta küresel hâkimiyetini yeniden kurmaya çalışan Batı’nın, diğer tarafta birbirinden çok farklı biçimlerde Russia, China, Iran ve başka ülkelerin bulunduğunu ifade etti.
“Buna Üçüncü Dünya Savaşı demekten hoşlanmıyorum ama bu ifadede bir gerçek payı var,” diyen Fyodor Lukyanov, “bu kez en büyük güçlerin cepheden çarpışması değil, dağınık biçimde yürütülen yeni türden bir dünya savaşı görüyoruz” şeklinde açıkladı.
Lukyanov, 2022’de Rusya’nın “özel askerî operasyon” başlatma kararının gerekliliğinden başlangıçta kendisinin de şüphe duyduğunu söyledi. Bütün tarafların, Rusya dâhil, yaptığı hataların gelecekte dikkatle incelenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak bugünden bakıldığında savaşı küresel düzenin şiddetli ve kuralsız yeniden yapılanmasının bir parçası olarak gördüğünü; Rusya’nın hedefinin yalnızca Ukrayna’yı ya da Avrupa’yı yenmek değil, gelecekteki uluslararası konumunu güçlendirmek olduğunu savundu.
İran savaşının Rusya açısından sonuçları
Diesen, İran savaşının Amerikan dikkatini ve askerî kaynaklarını Avrupa ile East Asia’dan Middle East’e yönelttiğini belirtti. Bunun kısa vadede Rusya’ya avantaj sağlayabileceğini, ancak savaşın uzun vadede bölgesel ve küresel sistemi değiştireceğini söyledi.
Lukyanov, ABD’nin Ukrayna ve Avrupa’ya hangi mühimmatı verebileceğini ya da satabileceğini yeniden hesaplamasının Rusya açısından kısa vadeli bir etki olduğunu kabul etti. Bunun kalıcı olmayabileceğini belirterek Amerikan askerî-sanayi kompleksinin üretimi artırmak için daha fazla kaynak ve iş talep edeceğini öngördü.
Iran’ı Rusya’nın çok yakın ortağı olarak tanımlayan Lukyanov, iki ülkeyi müttefik olarak nitelemedi. İran’ın kendine özgü dış politika yöntemi ve Rus çıkarlarıyla her zaman örtüşmeyen somut öncelikleri bulunduğunu söyledi. İran savaşından çıkarılacak temel dersin ise askerî açıdan çok daha zayıf bir ülkenin, hızlı ve kaçınılmaz karşılık vermeye kararlı olması hâlinde güçlü bir saldırgana etkili biçimde direnebilmesi olduğunu savundu.
“İran savaşı, sizden çok daha güçlü bir düşmanın saldırısına uğradığınızda yenilgiye mahkûm olmadığınızı gösterdi,” diyen Fyodor Lukyanov, bunun Rusya dâhil bütün büyük güçlerin incelemesi gereken bir ders olduğunu vurguladı.
Trump’ın savaşın ilk gününden itibaren belki “50 kez” zafer ilan ettiğini ileri süren Lukyanov, buna rağmen ABD ile Israel’ın hedeflerine henüz ulaşamadığını savundu. İran’ın çok büyük hasar ve sorunlarla karşılaşacağını kabul etti; fakat bunu İran açısından bir hayatta kalma savaşı olarak tanımladı ve ülkenin şu ana kadar ayakta kaldığını söyledi. Modern savaş yöntemlerinin, askerî kapasite farkına rağmen küçük devletlere bazı avantajlar sağlayabileceğini değerlendirdi.
Lukyanov’a göre İran ayakta kalır ve Middle East jeopolitiğinde güçlenmiş bir aktör olarak varlığını sürdürürse Russia, Tehran ile özel ilişkileri sayesinde bölgede Ukrayna savaşı sırasında kısmen kaybettiği etkisini yeniden kazanabilir. Rusya’nın İran’a verdiği desteğin de gelecekteki ilişkilerde önem taşıyacağını belirtti.
Kuralsızlaşan sistem ve yeni düzen arayışı
Diesen, uluslararası hukuk, seyrüsefer serbestisi, egemen devlet varlıklarına dokunulmaması, vekâlet savaşlarının gayriresmî sınırları ve temel diplomasi gibi kuralların aşındığını söyledi. Soğuk Savaş sonrasında Russia’nın OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), NATO ve Avrupa çapında ortak güvenlik mimarisi önerileri üzerinden kıtayla bütünleşmeye çalıştığını; ancak “ortak Avrupa evi” düşüncesinin artık ortadan kalktığını belirtti.
Lukyanov, yakın gelecekte yeni bir Avrupa güvenlik çerçevesi göremediğini söyledi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin neden başarısız olduğunun duygulardan arındırılmış biçimde incelenmesi gerektiğini, fakat o eşsiz tarihsel anın gelecek için model oluşturamayacağını belirtti. Russia ile Avrupa arasındaki karşılıklı nefret ve çatışmacı ruh hâlinin yeni bir anlaşmaya temel bırakmadığını savundu.
Tarihte Avrupa düzenlerinin büyük savaşlardan sonra kurulduğunu hatırlatan Lukyanov, yeni bir büyük savaşın gerekli olmasını ummadığını söyledi. Gelecekteki düzenin Avrupa merkezli değil, küresel ölçekte ortaya çıkması gerektiğini ifade etti.
United Nations’ın (Birleşmiş Milletler) yavaş yavaş işlevsizleştiğini savunan Lukyanov, geçmişte tartışmanın BM Şartı’nı koruyarak prosedürleri değiştirmek üzerine kurulduğunu söyledi. Artık kurumun yalnızca yöntemlerinin değil, özünün de çağın gerisinde kaldığının tartışılmaya başlandığını belirtti. Yeni küresel düzenin ne zaman ve hangi kurumlarla kurulacağını bilmediğini söyleyen Lukyanov, yaklaşık 60 yaşında olduğunu ve meslek hayatı boyunca bu yeni yapının tamamlandığını görmeyi beklemediğini ekledi.