Piyasa Analisti Alex Krainer: ABD İran'a Karşı Askeri Olarak Kazanamaz, Trump Kendini Köşeye Sıkıştırdı — Yollar Hep Londra'ya Çıkıyor, Yeni Dünya Kanla ve Ateşle Doğacak
Piyasa Analisti Alex Krainer: ABD İran'a Karşı Askeri Olarak Kazanamaz, Trump Kendini Köşeye Sıkıştırdı — Yeni Savaşın Yolları Hep Londra'ya Çıkıyor
Piyasa analisti, yazar ve eski hedge fon yöneticisi Alex Krainer, Glenn Diesen'in sunduğu programa konuk olarak Trump yönetiminin İran'a yönelik askeri operasyonunu, Hürmüz Boğazı meselesini, İsrail'in bölgedeki rolünü ve İngiltere öncülüğünde kurulan yeni Avrupa askeri ittifakını değerlendirdi. Krainer'a göre Washington, "yol boyunca uydurarak ilerleyen" reaktif bir stratejiyle hareket ediyor; mevcut çatışma "asla yaşanmaması gereken bir savaş" ve sonu büyük olasılıkla ABD'nin bölgeden tasfiyesiyle bitecek.
Hürmüz Boğazı ve "Reaktif" Trump Stratejisi
Diesen, "Freedom of the United States" adı verilen operasyonun ilk gün başarısız olduğunu, Trump'ın askıya aldığını, ardından Pakistan'ın ricasıyla durdurulduğunu söylediğini ve şimdi yeniden başlatılmış göründüğünü hatırlatarak Krainer'a soruyu yöneltti. Marco Rubio ise bir yandan operasyonun "amaçlarına ulaştığını" ilan ederken diğer yandan Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması gerektiğinde ısrar ediyor.
Krainer durumu sert biçimde değerlendirdi: "Yönetimin son derece detaylı düşünülmüş bir stratejisi var — yol boyunca uyduruyorlar," diye konuşan Krainer, Beyaz Saray'ın artık tamamen "reaktif modda" olduğunu vurguladı. Ona göre Trump'ın temel sorunu, somut bir zafer ilan edemeden masadan kalkamaması: "Trump'ın elinde itibarını koruyacak bir çıkış yok, hâlâ İran'ı aşağılamak zorunda hissediyor çünkü kazandığını kanıtlayan görünür bir delile ihtiyacı var," diye belirtti.
Krainer, başkanın bir hafta sonra Çin'e yapacağı ziyareti de hesaba kattı: "Acaba bu, mağlup, hilelere kanmış, topal ördek bir başkan olarak değil de elinde daha iyi kartlarla Çin'e gitmeye yönelik çaresiz bir girişim mi diye merak ediyorum," diye değerlendirdi.
"Kafa Kesme" Operasyonu ve Kapanan Kapılar
Krainer'a göre Trump'ın asıl planı İran liderliğine yönelik bir "kafa kesme" (decapitation) saldırısıydı; başarısız olursa Yemen'deki gibi bombalayıp çekilme seçeneği vardı. Ancak Hürmüz meselesi bu kaçışı imkânsız hale getirdi. "İran bunu vazgeçemez çünkü bu, İran güvenliğinin temel kaynağıdır," diyen Krainer, boğazı kontrol eden İran'ın komşu ülkelere ABD üslerini kapatma, dolardan kopma ve hatta tazminat ödetme baskısı uygulayabileceğini, bunun da "ABD-İsrail bölgesel hâkimiyetinin fiilen sona ermesi" anlamına geldiğini ifade etti.
Konuk, Trump'ın çatışmayı simgesel bir bombardımana indirgemek yerine 28 Şubat öncesi açılan diplomatik kapıyı kapattığını söyledi: "Birinci günde gidip 20 voleybolcuyu ve 168 okul kızını öldürmek bir savaş suçudur, İran'ın manevi liderini öldürmek de öyle," diyen Krainer, Trump'ın sahneye çıkıp kurbanı "tarihteki en kötü insanlardan biri" ilan etmesini "tamamen saçmalık ve son derece şerefsizce" sözleriyle eleştirdi.
Krainer'ın çıkarımı net: "Bana savaşın nasıl biteceğini sorarsanız, tek cevabım ABD'nin yenilgisiyle biteceğidir, çünkü askeri olarak kazanamazlar," diye savundu.
Tükenmiş Ordu, Yayılmış İmparatorluk
Krainer, ABD ordusunun çoklu cephelerde tükendiğini hatırlattı: "Dünyanın en güçlü ordusunu istedikleri kadar konuşsunlar, 700-800 askeri üs arasında ince ince yayılmış durumdalar, son çeyrek yüzyıldır aralıksız savaş yürütüyorlar, cephanelerini tükettiler, askerlerini yıprattılar," diye açıkladı. Afganistan'da 20 yıl, 4-5 bin asker ve tam yıkıma rağmen Taliban'a teslim olunduğunu, Yemen'de Ensarullah'a karşı 10 yılın da benzer ders olduğunu hatırlattı.
İran'ın boyutuna da dikkat çekti: "92 milyon nüfuslu çok güçlü bir ordu — Batı Avrupa'ya 10-15 bin hedefe vurduğunuzu hayal edin, deryada damla. Yıktığınızı sandığınız şey, ülkeyi kırıp yenmekten muhtemelen çok uzak," diye değerlendirdi.
Diesen de bu noktaya katıldı: ABD'nin halen "kolektif hegemonun" mantığıyla örgütlendiğini, oysa çok kutuplu bir dünyada her yerde olunamayacağını ve önceliklendirme yapılmazsa "hiçbir şeyin önceliklendirilmediğini" vurguladı.
İsrail'in "Psikotik" Hali ve Ateşkesin Çöküşü
Diesen, Lübnan'daki ateşkesin de kapsama alınması gerektiğini ancak İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmeyi kabul etmediğini söyledi. Krainer, ABD'nin Keşm Adası ve çevresini bombaladığını okuduğunu belirterek "ateşkes zaten masadan kalktı" dedi.
İsrail hakkındaki değerlendirmesi sertti: "İsrail savaş halinde olmadan işleyebilen bir devlet değil. Mantıklı olan ne ise umurlarında değil. Baskı altında ateşkesi kabul edebilir, sonra hiç imzalamamış gibi devam ederler," diyen Krainer, Gazze, Lübnan, Batı Şeria saldırılarının ve "büyük İsrail" söyleminin sürdüğünü ifade etti.
İsrail medyasına atıfla, "Haaretz'de çıkan çok yeni bir yazı, tüm kararların ve gelişmelerin tamamlandığını, ülkenin artık olmadığını söylüyor — ortada bir hayalet, ülkenin Potemkin versiyonu var ama içi boşaltılmış," diye aktardı. Krainer, sonun ya tam tükenme ya da komşu devletlerin gerçek bir kara savaşıyla geleceğini, Hizbullah'ın kuzey İsrail'de bazı köyleri ele geçirmesinin ilk işaret olduğunu söyledi.
Trump'a Ne Oldu?
Diesen, Trump'ın Aralık 2025'teki güvenlik stratejisinde çok kutuplu dünyayı tanır göründüğünü, Ukrayna'dan çıkma ve Ortadoğu savaşlarına girmeme sözü verdiğini hatırlatarak nasıl bu noktaya gelindiğini sordu. Krainer dürüstçe yanıtladı: "Açıkçası bilmiyorum Glenn, kafam karışık," diye konuştu. Bazılarının Trump'ın aslında her zaman böyle olduğunu, "küreselci-Siyonist olarak dolaptan çıktığını" düşündüğünü, bazılarının ise "ulaşıldığını" söylediğini aktardı.
Krainer, baskının kaynağı olarak İngiltere'yi de gösterdi: "2019'da Trump üzerindeki İran savaşı baskısı İngiliz tarafından, Londra Büyükelçisi Sir Kim Darroch'tan geliyordu," diye hatırlattı. Bu kez baskının Netanyahu ve "ABD'deki Siyonist kabal" tarafından geldiğini, ancak iki farklı baskı kaynağının aynı gündemi taşımasının "her ikisi üzerinde belirleyici nüfuza sahip daha üst bir güç odağı" olduğuna işaret ettiğini söyledi.
"Yollar Hep Londra'ya Çıkıyor" — Bankacılık Kabalı Teorisi
Krainer'in tezi açıktı: Asıl güç, Wall Street'te güçlü uydusu olan üst düzey bankacılık kartelidir ve İsrail'i Britanya İmparatorluğu Ortadoğu'yu kontrol etmek için bir "köprü başı" olarak yarattı. Lord Alfred Milner'in Round Table grubuna atıfla "Britanya İmparatorluğu hakim deniz imparatorluğu olarak devam edecekse Doğu Akdeniz'i, Filistin'i özellikle vatansever bir nesille tohumlamak gerekecek — yaptıkları buydu" diye açıkladı.
Trump'a baskının boyutu konusunda dramatik bir ihtimal de gündeme getirdi: "Bunun Trump veya ailesini tehdit etmeyi içermesini dışlamam," dedi. JFK ve RFK suikastlarına atıfla, "John F. Kennedy ve Robert F. Kennedy hiç de Siyonist değildi, İsrail'le düşmanca ilişkileri vardı; başkanları suikastla öldürebilen bu güç yapısı yok olmadı, daha da güçlendi" diye savundu. Diesen, bu noktada "Trump'ı öldürmekle tehdit etmeye gerek bile yok, Epstein dosyaları zaten bu işin çoğunu görüyor," diye ekledi.
Trump'ın Çelişkisi: "Sonsuz Savaşlar Yanlış" ama "Amerika Zayıftı"
Diesen, Trump'ın 40 yıllık açıklamalarındaki çelişkiyi öne çıkardı: Bir yandan sonsuz savaşların hata olduğunu söylüyor, diğer yandan "Amerika hep zayıftı, neden buna izin veriyoruz?" diyor. Çözümü hep "azami baskı" gösteriyor. Diesen'in itirazı şuydu: "Azami baskı, varlığını tehdit altında gören başka bir büyük güçle karşılaştığında ne olur? Rusya gibi, İran gibi — sonuna kadar giderler. Trump duvara tosladı. Tarifi mi değiştireceksin, savaşa mı gideceksin?"
Ukrayna, NATO ve Yeni Ortak Sefer Kuvveti
Diesen'in son sorusu, İran savaşının Ukrayna cephesine yansımalarıydı: ABD silahları gecikiyor ya da yön değiştiriliyor, Avrupalılar boşluğu doldurmak zorunda, Rusya da caydırıcılığını yeniden tesis etmeye kararlı. İngiltere artı 9 kuzey ülkesinin oluşturduğu yeni deniz bloğu da bu hassas dönemin ürünü.
Krainer detay verdi: 23 Nisan'da 10 Avrupa ülkesinin deniz kuvvetleri komutanları ve İngiliz temsilciler Joint Expeditionary Force (Ortak Sefer Kuvveti) protokollerini imzaladı. "On Kuzey Avrupa ülkesi gönüllü olarak donanmalarını İngiliz komutasına veriyor, açıkça Rusya'ya karşı yeni bir askeri ittifak kurma niyetiyle," diye değerlendirdi.
Krainer, dinamiğin tırmanma sarmalına nasıl döndüğünü anlattı: İngilizler Rus gemilerini "saldırgan biçimde" durduruyor, Ruslar yüksek değerli tankerlere FSB bağlantılı güvenlik personeli yerleştiriyor, denizaltı veya firkateyn refakati gönderiyor; sonra İngilizler "Rus gemilerinin sularımıza girişleri arttı" diyor. "Bu bir tırmanma yürüyen merdiveni — açıkça Londra'dan kışkırtılıyor," diye vurguladı.
Krainer ekledi: 10 ülkenin tamamı NATO üyesiyken neden yeni ittifak kurdukları sorusunun cevabı, "NATO bürokrasisinin hareket özgürlüklerini kısıtlamasını istemedikleri" idi. Ancak bu yapı bela bulursa "5. Madde diye herkesi Rusya'ya karşı savaşa çekecekleri bir tetikleyicidir," diye değerlendirdi.
Çok Kutupluluk mu, Hegemonya mı?
Diesen meseleyi nihai çerçeveye oturttu: "Bu sadece Ukrayna'nın Rusya'nın mı Ukrayna'nın mı parçası olacağı savaşı değil; bu çok kutuplu sistem mi yoksa kolektif hegemonyalı tek kutuplu sistem mi sorusunun savaşıdır," diye ifade etti. Diesen, durumu İran ve Çin meseleleriyle de bağlantılandırdı: ABD-Çin ekonomik savaşı, eşit komşu olarak yaşamayı kabul etmedikçe çözülemez.
Krainer, çatışmanın "iki tarafın tam ve kesin yenilgisine" kadar süreceğini, bu kez yenilenin "emperyal güçler" olacağını öngördü. Diesen ise iyimser olmadığını söyledi: "Bu yeni dünya kanla ve ateşle doğacak, ne yazık ki diplomasiyle değil. Yanılmayı umuyorum." Krainer'in son sözü daha karanlıktı: "Kanla, ateşle ve virüslerle Glenn — geliyor."
Alex Craner ile Yeniden Birlikteyiz
Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Yine yanımızda piyasa analisti, yazar ve eski hedge fon yöneticisi Alex Craner var. Programa tekrar geldiğin için teşekkürler.
Alex Craner: Davet için teşekkürler Glenn. Seninle birlikte olmak güzel ve dinleyicilerine sıcak selamlar.
Glenn: Bu yeni "Birleşik Devletler Özgürlüğü" projesine henüz yeni başladık — Hürmüz Boğazı'nı zorla açacaktı. Pazartesi başlayacaktı. İlk gün başarısız oldu, ikinci gün Trump "duraklatıyoruz" dedi ve sebebini sorduklarında "Pakistanlılar bizden istedi" dedi. Şimdi Amerikan savaş gemilerini boğazdan geçirmeye çalışırken yeniden başlayacak gibi görünüyor. Aynı zamanda Marco Rubio "Epic Fury operasyonu hedeflerine ulaştı" diyor — sona erdi sözleriyle — ama aynı zamanda Hürmüz Boğazı'nın açılması gerektiğini, bunun kabul edilemez olduğunu ısrar ediyor. Bu yüzden zaferi ilan edip eve dönemiyorlar. Bu anda olup biteni nasıl anlamlandırıyorsun?
Yönetimin "Yol Boyunca Uydurma" Stratejisi
Alex Craner: Yönetimin son derece iyi düşünülmüş bir stratejisi olduğu açık: yol boyunca uydurmak. Şu anda tamamen tepkisel modda olduklarını düşünüyorum. Sahada bir şeyler değiştikçe veya yeni fırsatlar açıldıkça, çok adım önünü düşünmeden hareket ediyorlar. Bu, hiç olmaması gereken bir savaştı çünkü şimdi çözmeye çalıştıkları sorunları kendisi yarattı. Onları çözmek için zayıf bir konumdalar. Tepkisel davranıyorlar. Sorunun bir kısmı şu: Trump itibarla, inandırıcı bir zafer ilan etme yeteneğiyle ortadan çekilemiyor. Hâlâ İran'ı aşağılamak zorunda — ya da deniyor — çünkü hedeflerine ulaştığına, üstün geldiğine, kazandığına dair somut, görünür bir kanıta ihtiyacı var.
Bunu neden bu şekilde yaptıklarını anlamıyorum bile, özellikle de gelecek perşembe Çin'i ziyaret edecekken. Acaba bu, başarısız, aldatılmış, yenilmiş, topal bir başkan olarak gitmek yerine Çin'e oynanacak daha iyi kartlarla gitmek için bir tür çaresiz girişim mi? Asıl meselenin ne olduğunu anlamak çok zor, ama kesinlikle durumun istikrar kazanmasından çok uzaktayız.
Trump'ın Kafa Kesme Saldırısı ve Geri Dönüş Yolu
Glenn: Bana öyle geliyor ki Trump'ın asıl hedefi İran'a karşı bir kafa kesme saldırısı yapmaktı. Belki yüksek başarı şansı olduğuna ikna edildi. Ama her zaman geri dönüş seçeneği vardı — esasen Yemen'de yaptığı şey. Gir, biraz bombala, işe yaramazsa çekilip zafer ilan et. Sorun şu ki Hürmüz Boğazı olmadan zaferi ilan edemez ve bu, İran'ın asla vazgeçemeyeceği bir şey çünkü İran güvenliğinin kaynağı budur. Ezici yaptırımlara, sürekli savaş tehditlerine ve komşu ülkelerdeki ABD üslerine geri dönemez.
Hürmüz'ü kontrol ederse, o ülkelere ABD'den ayrılmaları, askeri üsleri dağıtmaları, dolarla ticareti durdurmaları, hatta tazminat ödemeleri ve İran'a hâlâ yaptırım uygulayanları cezalandırmaları için baskı yapabilir. Hürmüz'den vazgeçmezse İran'ın bölgedeki güvenliğini ve konumunu artırmak için yapabileceği çok şey var. Ama bu aynı zamanda — Hürmüz İran kontrolündeyken — bölgede ABD-İsrail egemenliğinin fiilen sona ermesi anlamına geliyor. Trump eve gidemez ama İranlılar da bundan vazgeçemez. Bu savaş nasıl bitebilir?
Kaçınılmaz Tırmanış ve ABD'nin Yenilgisi
Alex Craner: Görünüşe göre başka bir tırmanışa giriyoruz, ki bu son derece talihsiz. Savaş başlamadan önce, son birkaç günde, olacağını anladığımda bile, Trump'ın belki bir başka göstermelik bombalama turu yapacağını merak ettim — bilirsiniz, önceden anlaşılmış, "Sizi şuradan bombalayacağız, lütfen mazur görün ve hassas her şeyi tahliye edin" tarzında. Yerli izleyici için sahte bir savaş, ama geri dönülebilecek kadar hafif. Çünkü 28 Şubat'tan önce ABD, İranlılarla gerçekten müzakere edebilecek bir konumdaydı ve İranlılar yapıcıydı — İran'ı Amerikan iş dünyasına açmaya karar vermişlerdi. Bu, Trump için son derece önemli bir şey olurdu. Belki muhteşem Hollywood tarzı bir gösteri zafer değil, ama gerçek bir zafer: doğal kaynaklar açısından dünyanın beşinci en zengin ulusuna, 92 milyon nüfuslu, yetiştirdiği mühendis ve bilim insanı sayısında dünyada beşinci veya altıncı sıradaki bir ülkeye erişim kazanıyorsunuz. Ne harika bir giriş olabilirdi!
Bunun yerine birinci günde 20 voleybolcuyu ve 168 okul kızını öldürerek savaş suçu işlediler ve İran'ın manevi liderini öldürdüler. Sonra Trump sahneye çıkıp "Onu öldürdük, tarihteki en kötü insanlardan biriydi" dedi — ki bu tam saçmalık ve son derece onursuz. Artık geri dönemezsiniz. Kendinizi seçeneklerin kalmadığı bir köşeye sıkıştırmanın özellikle aptalca bir yolu. Şimdi seçeneğiniz zafer ya da yenilgi. Bana bunun nasıl sonlanacağını sorarsan, tek cevabım ABD'nin yenilgisiyle sonlanacağı olabilir, çünkü askeri olarak kazanamazlar. Aynı zamanda kendilerine birbirini dışlayan iki seçenek bıraktılar. Arada hiçbir şey yok, gri bölge yok.
Yıpranmış Bir Ordu, Çoklu Cepheler
Sonunda — görünüşe göre birkaç saat önce gece İran'ı bombalıyorlardı bile ve İran tabii ki misilleme yapacak — yenilgiye uğrayan ABD olacak. Dünyanın en güçlü ordusu hakkında istedikleri kadar konuşabilirler. Ama o en güçlü ordu, tüm dünyaya, Avrupa'ya, 700-800 askeri üsse ince bir tabaka halinde yayılmış durumda. Son çeyrek yüzyıldır durmaksızın savaş yürütüyorlar. Cephaneliklerini tükettiler. Birliklerini yıprattılar. Dünyanın yarı küresinin öbür tarafındalar ve bu savaş operasyonlarını sürdürmek için bile çok sağlam lojistik zincirlere ihtiyaçları var.
İran 2006'dan beri neocon planlarına göre rejim değişikliği için sıradaydı ve şimdiye kadar kimse bunu yapmaya cesaret edemedi. Bunun bir nedeni vardı çünkü aptalca bir şeydi. Aptalca bir girişimdi ve Donald Trump'ı beklemek zorundaydı. Neden bunu yapmaya karar verdiğini hayal bile edemiyorum, çünkü iki hafta önce Tucker Carlson'ın monoloğunu izledim ve Tucker Carlson, son 10 yıldır Trump'la bu konuda konuştuğunu, aynı sayfada olduklarına ikna olduğunu, Trump'ın bunun aptalca olacağını mükemmel şekilde anladığını söyledi. Yine de gitti ve yaptı, kendisine yüz kurtarma yolu bırakmayacak şekilde yaptı. Sonra sahneye çıktı ve tamamen sahiplendi.
Sonuç olarak ABD'nin yenilgisi olacak. Amerikan birliklerinin İsrail uğruna yapıldığını büyük ölçüde anladıkları bir kıyma makinesine gönderilmekten çok memnun olacağını hayal edemiyorum — ki bu anlaşma değildi, Amerikan halkı buna oy vermedi. Bu yüzden kamu desteği de yok. Tüm bu olay, onun açısından çok trajik, felaket bir gaftır ve yenilgiyi kabul etme, başarısızlığı itiraf etme ve çekilme yetersizliğiyle birleştiğinde ABD'nin bölgeden nihai olarak tahliyesi anlamına gelecek.
Çok Kutuplu Dünyada Yayılma Hatası
Glenn: İyi bir nokta. ABD dünyanın en güçlü ordusuna sahip ama dediğin gibi, sanki hâlâ kolektif hegemon imiş gibi örgütlenmiş — yani dünyanın her yerinde olmak zorunda. İnce yayılmış. Bence çok kutuplu bir dünyada her yerde olamazsınız. Ayarlamalar yapmanız gerekiyor ve hiçbir şeye öncelik vermezseniz... bir şeye öncelik vermek zorundasınız, yoksa hiçbir şeye öncelik vermemiş olursunuz. Bence kendini soktuğu sorun bu.
Bu inceltilmiş orduya ek olarak, İran'a karşı bu savaşın çok özel bir dinamiği var — örneğin Hürmüz Boğazı'nı açmak. İran'ın ABD'ye eşit bir orduya ihtiyacı yok. Kullandığı silahlar — mayınlar, sualtı dronları veya normal uçan dronlar — bunları yapmak ucuz ve kolay. Yer altında daha fazla üretmek için endüstriyel potansiyellerini kolayca artırabilirler. Boğaz çok dar olduğu için ABD gemilerini durdurmak için daha gelişmiş silahlara ihtiyaç duymuyorlar. Birkaç drone ve füze ve boğaz kapanır. İran'ın bu yeteneğe sahip olmasını tamamen engelleyemezsiniz.
Üstelik İran bunu, sanırım oldukça makul bir şekilde, varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Buradaki amaç sadece rejim değişikliği değil, İran'ın yok edilmesi. Bu yüzden Amerika'nın getireceği her acıyı emmeye razı olacaklar çünkü alternatif çok daha kötü. Ama bu, böyle bir senaryoda ne yapabilecekleri sorusunu doğuruyor. ABD yeterince çaresiz kalırsa, çok daha güçlü silahlara tırmanabilir, en azından İsrail bir nükleer atabilir. Ama alternatif gerilimi azaltmak, zaferi ilan edip eve dönmenin bir yolunu bulmaksa... mesele sadece Hürmüz değil, aynı zamanda Körfez devletlerindeki varlık ve İsrail ile ilişki. İsrail'in, ABD'nin bu çatışmadan sıyrılmasına izin vereceğini hayal edemiyorum.
Ateşkes Zaten Çöktü
Diğer sorum şu: ateşkesi uzatmak bile mümkün mü? Lübnan'ın da dahil edilmesi gerekiyordu. İsraillilerin Güney Lübnan'dan çekilmeyi kabul edeceğini hayal edemiyorum. Barışı bir kenara bırak, ateşkesi uzatmak — burada bir potansiyel görüyor musun?
Alex Craner: Görünüşe göre ateşkes zaten bozuldu. Bugün haberlerde okuduklarıma göre, ABD birkaç adayı — sanırım Keşim Adası ve bir diğerini — bombaladığı için zaten masada değil. Bağlantımızdan önce haberlere göz attığımda bana ateşkesin zaten masada olmadığı görünüyor. Gelecekte yeniden tesis edilebilir.
İsrail'e gelince, nasıl yorum yapacağımı bile bilmiyorum çünkü rasyonel bir temelde hareket ettiğimiz görünmüyor. İsrail görünüşe göre savaş olmadan, savaş halinde olmadan işleyemez durumda. Ne yapmanın rasyonel olduğu önemli değil. Baskı altında ateşkesi bile kabul edebilirler ama tamamen görmezden gelir ve ateşkes kabul etmemiş gibi devam ederler. Hâlâ Gazze'deki insanları bombalıyorlar. Hâlâ Lübnan'daki insanları bombalıyorlar. Hâlâ Batı Şeria'da Filistinlilere zulmediyorlar. Hâlâ Türkiye'ye karşı savaş açmaktan bahsediyorlar. Hâlâ Büyük İsrail'den bahsediyorlar.
"Durun, bu şekilde devam edemeyiz, kendimizi yok edeceğiz" diyecek hiçbir siyasi grup ortaya çıkmıyor. Hepsi daha sert, daha hızlı. Bana kendi yıkımının gaz pedalına basan psikotik bir ulus gibi görünüyor. Şu anda İsrail'in kendi basını bile her şeyin zaten yıkıldığını, ülkenin bittiğini, hâlâ orada ülkenin bir hayalet, bir balkabağı versiyonu olduğunu, ama içinin oyulduğunu söylüyor. Haaretz'de çok yakın bir yazı, tüm kararların, tüm gelişmelerin zaten tamamlandığı, ülkenin artık olmadığı anlamında bunu konuşuyor.
Afganistan ve Yemen Dersleri Unutuldu
Bu yüzden ne zaman tamamen tükenecekler ya da komşuları nihayet bir araya gelip İsrail'e karşı topyekün savaşa gidecekler — sadece füze takası değil, gerçek bir kara savaşı — sadece bir zaman meselesi. Hizbullah, Kuzey İsrail'deki bazı bölge ve köyleri İsraillilerden geri aldığı için ilk adımı zaten gördük.
Amerikan askeri gücünün göreceli gücüne dönersek, Glenn, Afganistan'da bir şey öğrendiklerini ya da Yemen'deki Ensarullah'ı yok etmeye çalıştıkları 10 yıldan bir şey öğrendiklerini düşünürdün. Afganistan'da 20 yıl savaştaydılar — dünyanın en güçlü ordusu, ki Afganistan'a gittiklerinde 25 yıl önce muhtemelen bugünkünden çok daha güçlüydü — orada 20 yıl harcadılar, 4.000-5.000 asker kaybettiler, ülkeyi tamamen yok ettiler ve sonra çekilmek ve aynı Taliban'a — devirmek istedikleri Taliban'a — geri devretmek zorunda kaldılar. Sonra Yemen'deki Husilerle aynı şey.
Dünyanın en büyük askeri gücüyle övünmenin gerçeklik kontrolü yapması beklenirdi: "Evet, bunların hepsi kâğıt üzerinde çok çok büyük görünüyor, ama sorunlar var. Lojistik sorunlar var. Halkın desteği olmayan bir ulusu kontrol etmeye çalışırken dünyanın diğer tarafında savaşları kolayca yönetemezsiniz." Şimdi de, ya Ensarullah'tan ya da Afganistan'daki Taliban'dan büyüklük sıralarıyla daha güçlü olan İran'ı üstleniyorsunuz. Çok büyük bir ülke. 92 milyon insan, çok güçlü bir ordu. Bombalamanızla ne yaptığınızı düşünürseniz düşünün — Batı Avrupa'da 10 veya 15.000 hedefe vurduğunuzu hayal edin. Bu nedir? Kovaya bir damla. Yok ettiğinizi düşündüğünüz şey muhtemelen ülkeyi kırmaktan ve yenmekten çok uzak. Olmayacak.
Tavsiyeleri Susturulmuş Bir Yönetim
Bu konuda pek çok politika makalesi yazıldı, pek çok istihbarat raporu yazıldı ve hepsi neredeyse aynı sonuca vardı: Bu aptalca bir şey. Trump yönetiminde de bunun aptalca bir şey olduğunu söyleyen danışmanlar vardı. Ne yaptı? Onları kovdu. Onları uzaklaştırdı. Şimdi bir avuç subayın ne olacağını belirlediği bir gemi haline geldi. Bu da her şeyin mümkün olduğu anlamına geliyor.
Sanırım nükleer bir saldırının ABD'den gelmesi mümkün değil, ama İsrail'den gelmesi mümkün. Bu yüzden bir tür kaotik gelişim aşamasındayız ve günden güne her şey mümkün.
Ama bence masadan kaldıracağım tek olasılık şudur: Trump'ın çekip gitmesi ve İran'ın artık yeni bölgesel hegemon olduğunu, ABD'nin bu çatışmayı sonlandırmak için İran'ın şartlarını kabul etmesi gerektiğini kabul etmesi. Bence bu en akıllıca şey olurdu ve aynı zamanda ABD'nin geçen yıl ortaya koyduğu hedeflerle de tutarlı olurdu — yani yeni bir uluslararası güç dağılımına uyum sağlamak. Çünkü bir adım geri attığımızda, dünyanın dört bir yanında patlak veren savaşların çoğunun ortak bir paydası olduğu görülüyor: Bu, sanırım iki farklı dünya düzeni arasındaki bir mücadele. Çünkü bir geçiş dönemindeyiz — bir tarafta tek kutuplu dünya düzeni var; ABD'nin küresel hâkimiyetinin olduğu, kimsenin taviz vermek zorunda kalmadığı, başkalarının güvenlik kaygılarını dikkate almak zorunda kalmadığı, ABD'nin kendini dayatabildiği bir düzen. Diğer tarafta ise şimdi sahip olduğumuz, birçok güç merkezi olan gerçek bir uluslararası güç dağılımı var ve bu düzende tek kutuplu politikalar artık işlemiyor.
Bu ortak bir tema gibi görünüyor çünkü, mesela İran örneğinde — eğer ABD bu krizi çözmek istiyorsa, bunu hâlâ tek kutupluluğun sınırlı çerçevesi içinde düzeltmeye çalışamaz çünkü artık böyle bir yol yok. Bu yüzden bence bir adım geri atıp dünyada daha geniş bir kaymanın yaşandığını kabul etmek zorundalar. Aynı şeyi İsrailliler için de söyleyebilirsiniz — son 30 yıldır sürdürdükleri tüm bu "temiz kopuş" (clean break) stratejisi büyük ölçüde şu fikre dayanıyordu: "Ülkelerle taviz vermek zorunda değiliz, anlaşma yapmak zorunda değiliz, arkamızda Amerikalılar varken kendimizi dayatır ve başkalarına dikte ederiz" — özünde "güçle barış" ya da NATO'nun deyimiyle "kuvvet yoluyla barış." Ama bu Avrupalılar için de geçerli. Yani Ruslarla bir krizi çözmek istiyorsak, onlar buna sadece tek kutuplu anı koruma prizmasından bakıyorlar — yani Ruslar boyun eğmek zorunda, Ruslar teslim olmak zorunda, tazminat ödemek zorunda. Esasen NATO Rusya sınırlarına doğru ilerlemeye devam etmeli ve Rusya bunun bir "iyilik gücü" olduğunu kabul etmeli.
Yani yine, bence güç dağılımının artık buna izin vermediğini kabul etmedikçe bu çatışmaların hiçbiri çözülemez. İnsanların iyi bir zaman mı kötü bir zaman mı olduğunu düşünmesi umurumda değil. Artık mümkün değil. Batı baskın değil. Olmayacak. Dünyanın hâli bu. Ama sorun da bu işte. Onlar buna dar bir bakış açısıyla bakmaya devam ediyorlar — sanki kabul edilebilir tek çerçeve buymuş gibi. Mesela Avrupa'da, Avrupa'nın en büyük devletinin güvenliğini de tanıyan kolektif bir güvenlik mimarisine sahip olma fikri — bu küfür sayılır. Avrupa'da bunu önermek bile vatana ihanettir; karalanırsınız, iptal edilirsiniz. Yani buna karşı bir iştah yok.
Ama demek istediğim şu: Aralık 2025'e döndüğümüzde, ABD bu yeni güvenlik stratejisiyle dünyanın çok kutuplu hale geldiğini kabul etmiş gibi görünüyordu. Avrupa düşüşte. ABD'nin her yerde olamayacağını, Batı Yarımküre'ye, muhtemelen Doğu Asya'ya da odaklanması gerektiğini kabul ediyordu. Ama en azından bu, çerçeveyi genişletecekti. Gerçekte yaşadığımız dünyayı kabul edecekti. Ve aniden, gerçekten barış sağlayan ve birinin bastırılamayacak bir rakibi basitçe bastırmak zorunda kalmadığı yeni bir statüko bulmak için çok daha fazla fırsat olacaktı. Ama sence Trump'a ne oldu? Çünkü 2025'te, en azından Haziran'dan önce, biraz bu yöne yaslanıyor gibi görünüyordu. Ukrayna'dan çıkacaktı. Daha fazla aptalca Orta Doğu savaşına karışmayacaktı. Ve şimdi buradayız. Ukrayna'dan çıkmıyorlar. Daha fazla silah gönderiyorlar. İran'dan çıkmıyorlar. Tırmanma merdiveninde yukarı çıkıyorlar. Peki sence Amerika'da ne oldu?
Gerçekten bilmiyorum, Glenn. Şaşkınım. Ne olduğuna dair görüşler neredeyse tüm olasılık yelpazesini kapsıyor. Bazı insanlar Trump'ın hep böyle olduğunu, sadece oyununu sakladığını söylüyor. Bilirsiniz, bu küreselci sava§ kundakçısı olarak dolaptan çıktı. Yani bilmiyorum. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum. Bazı insanlar onun bir şekilde aldatıldığını, birinin bir şekilde ona ulaştığını söylüyor. Bence bu da dışlanamaz çünkü biliyoruz ki bu küreselci güçler — tamam, beni şaşırtan bir şey var: Orta Doğu'nun tam kontrolünü ele geçirme ve İran'ı düşürme bu dürtüsü en azından ilk Bush yönetimine kadar gidiyor. Wesley Clark'ın 2001'de 5 yıl içinde yedi ülkeyi düşüreceklerini ve İran'ın o listede sonuncu olduğunu açıklamasını hatırlıyoruz. Yani bu, İran'ın 2006'ya kadar rejim değişikliğine tabi tutulması gerektiği anlamına geliyor. Tamam, oraya hiç ulaşamadılar. Ama yönetimler üzerinde İran'a karşı savaşa girme baskısı bir yerden geliyordu ve İsrail'den geliyor gibi görünüyordu. Ama biliyoruz ki 2019'da Trump üzerinde İran'a karşı savaşa girme baskısı İngiliz tarafından, İngiliz büyükelçiliğinden ve büyükelçileri Sir Kim Darroch'tan geliyordu. Ve bu, Londra'daki Dışişleri Bakanlığı'nın Sir Kim Darroch'u geri çağırıp farklı bir büyükelçi atamak zorunda kaldığı bir diplomatik olaya dönüştü. Bu sefer baskılar Netanyahu'dan ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Siyonist çeteden geliyor.
Yani aynı gündemi iten iki farklı güç kaynağı var ki bu bana her ikisi üzerinde — yani İsrail üzerinde ve İngiliz hükümeti üzerinde ve nihayetinde bir şekilde Trump üzerinde de — belirleyici etkiye sahip daha üst düzey bir güç olduğunu düşündürüyor. Bu denklemin bir kısmı muhtemelen şu gerçekle ilgili: İsrail, bu baskı kaynaklarından biri, diğer baskı kaynağının yani İngiliz establishment'ının yarattığı bir şey, değil mi? İsrail, Britanya İmparatorluğu tarafından Orta Doğu'yu, enerji kaynaklarını ve kontrol edilmesi şart olan ticaret yollarını kontrol etmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış bir köprü başı olarak yaratıldı. Yani bana öyle geliyor ki, bahsettiğimiz büyük güç yine bankacılık çetesi, üst düzey bankacılık karteli ve Wall Street'te çok güçlü bir uydulara sahip oldukları için, iş zora girdiğinde, Trump bu konuda gemideydi ya da değildi, o kadar güçlü bir etki uygulayabiliyorlar. Hatırlayalım, 2019'da o gemide değildi. Sir Kim Darroch'un 2019'daki Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı şifreli telgrafları okursanız, ondan son derece rahatsızdılar. Ama aynı zamanda Trump'ın etrafına "Trump fısıldayıcılar" yerleştirerek bölgeyi sular altında bırakmaya devam edeceklerini ve bir dahaki sefere bir bahane çıktığında — İran öfke yaratabilecekleri bir şey yaptığında — Trump'ı devirebileceklerini ima ettiler. Ve belki de olan budur.
Ama bunun Trump'ı veya ailesini tehdit etmeyi içerme olasılığını da dışlamazdım. Ve eğer biri bunun fazla ileri gittiğini düşünüyorsa, hatırlayalım: Birisi John F. Kennedy'yi suikastla öldürdü ve birisi Robert F. Kennedy'yi suikastla öldürdü. Ve hem John F. Kennedy'nin hem de Robert F. Kennedy'nin tam olarak Siyonist olmadığını, İsrail ile çok düşmanca bir ilişkilerinin olduğunu biliyoruz. Ayrıca John F. Kennedy CIA'i yok etmek istiyordu ve saire. Yani belli ki "yalnız silahşor" dışında kimse bundan dolayı hesap vermek zorunda kalmadı. Bunun yerine olan şu: Bu güç yapıları başkanı ve bir sonraki başkanlık adayı olan kardeşini suikastla öldürmekten paçayı kurtardılar ve güç kaybetmediler, gücü pekiştirdiler, daha güçlü hâle geldiler. Yani başkanları suikastla öldürme yetenekleri ortadan kalkmadı. Ama belki de başkanları suikastla öldürmek zorunda değiller. Belki ona şöyle diyebilirler: "Bak, bu konuda bizimle aynı tarafta değilsen, aile üyelerini öldürmeye başlayacağız. Bakalım nasıl hoşuna gidecek." Bilmiyorum. Bunun bir olasılık olarak elenemeyeceğini düşünüyorum.
Ve sonra, Trump bu duruma ABD Başkomutanı ve Başkanı olarak itiliyorsa, buna sahip çıkmak zorunda. "Ah, ben ABD Başkanıyım ama kolları başkası çekiyor, ben sadece arkadan geliyorum" diyemez. Bu soruların hiçbirinin cevabını bildiğimizi sanmıyorum. Ama her ne ise, bu Trump değil — yani o onların oğlanı, bu kesin — ve bu pisliğe sahip çıkıyor. Ama nihayetinde, bence bu işi Clinton yönetiminde ve George W. Bush yönetiminde ve Obama yönetiminde ve Biden yönetiminde ve ilk Trump yönetiminde ve şimdi yine iten her kim ise, Amerikan halkının yanlışlıkla seçtiği kişi değil. Bu, ABD Başkanı'nın ve siyasi sınıfın üzerinde, İngiliz başbakanı ve İngiliz siyasi sınıfının üzerinde ve Benjamin Netanyahu'nun da üzerinde bir güç yapısıdır. Ve bence bunu daraltabiliriz: Bu, City of London'a, City of London'ı kontrol eden ve İsrail devletini yaratan insanlara kadar uzanıyor.
Ve biliyoruz ki yaklaşık yüz yıl önce, Balfour Bildirgesi vardı; hatta Balfour Bildirgesi'nden önce bile İsrail devletinin kurulması tartışılıyordu ve Alfred Milner'ın Yuvarlak Masa'sının (Round Table) mezunları medyaya açıklamalar yapıyor ve şöyle diyordu: "Eğer Britanya İmparatorluğu dünyada hâkim bir denizci imparatorluk olarak devam edecekse, o bölgeyi" — yani Doğu Akdeniz'i, Filistin'i — "özellikle yurtsever bir stokla doldurmak zorundayız." Ve yaptıkları şey de buydu. İsrail üzerindeki kontrolü hiçbir zaman bıraktıklarını sanmıyorum. Ve bence bunlar, 120 yılı aşkın süredir Orta Doğu'dan vazgeçemedikleri aynı sebeple aynı güçlerdir. Şimdi de vazgeçemeyecekler. Yani ateşkes olsun olmasın, bu işin nihai ve toplam yenilgiyle — bir tarafın ya da diğerinin yenilgisiyle — sona ermesi gerekecek. Ve bence bu sefer yenilenler emperyal güçler olacak.
Trump'ı öldürmekle tehdit etmeye bile gerek olmadığını söyleyecektim. Epstein dosyaları aslında bunun büyük bir kısmını hallediyor. Ama şu ilginç: Trump'ın son 40 yıldaki açıklamalarına bakarsanız, bir çelişki var. Tüm bu sonsuz savaşların büyük bir hata olduğunu, dışarıda kalmamız gerektiğini, başkalarının savaşlarını finanse etmeyi bırakmamız gerektiğini sürekli vurguladı. Öte yandan, Amerika'nın her zaman zayıf olduğunu da savunuyordu. "İran'ın bunu yapmasına izin vermemeliyiz. Onların şunu yapmasına neden izin veriyoruz?" Yani çemberi nasıl kapatıyorsunuz? Çözümü genellikle şöyle buluyor gibi görünüyor: "O liderler basitçe zayıftı. Bunu sadece güç göstererek başarabilirsiniz." Ve onun ana motosu da bu — "maksimum baskı" yapıyor ve genellikle ihtiyacı olanı bu sayede elde ediyor.
Benim endişem her zaman şuydu: Maksimum baskı başka bir büyük güçle ya da en azından varlığı için kaygılanan büyük bir güçle karşılaştığında ne olur? Çünkü Rusya'ya maksimum baskı uygulayabilirsiniz ama Trump'ın da fark ettiği gibi bu hiçbir şey ifade etmez çünkü Rusya kendisini varoluşsal bir tehdit karşısında görürse, sonuna kadar gider. İranlılara maksimum baskı uyguladıklarında ne olur? Onlar da varoluşsal bir tehditle karşı karşıya. Sonuna kadar gidecekler. Yani bir duvara çarptı ve şimdi ne yapıyorsunuz? Başarıya ulaşma reçetesini değiştiriyor musunuz, yoksa savaşa mı gidiyorsunuz? Ve sanırım söylediğin gibi, eğer etrafında ne kadar harika olduğunu ve güçlü ordusu ortaya çıktığında herkesin geri çekileceğini söyleyen yeterince Trump fısıldayıcı varsa, belki böyle bir argümanı yutacak narsist eğilimleri vardır.
Ama sana son bir soru sormak istiyorum: Bu İran savaşı şimdi Avrupa'nın savaşını ya da NATO'nun savaşını ya da Ukrayna'daki NATO-Rusya savaşını nasıl etkiliyor? Çünkü Ukrayna savaşı — yani şimdi İran savaşı açıkça Ukrayna'dan çok kaynak çekti. Amerikalılar hâlâ silah gönderiyor ama gecikmeler veya silahların başka yerlere yönlendirilmesinden çok bahsediliyor. Yani ABD'nin Ukrayna'da Rusya'ya karşı savaşa katılma kapasitesi ve hatta niyetleri daha azsa, Avrupalıların — Rusya ile barış yapmadıkça ki bu masada değil — tırmandırmak zorunda kalacakları görülüyor. Ve bunun bazı örneklerini görüyoruz, bu da elbette ABD'nin Avrupa'yı koruması ortadan kalkarken çok hassas bir zamanda oluyor. Ayrıca Rusya da şimdi karşı saldırıyla caydırıcılığını yeniden tesis etmeye kararlı görünüyor. Yani tırmandırmak için çok garip ya da tehlikeli bir zaman. Ve şimdi Avrupalıları, en azından bazı Avrupa ülkelerini, Birleşik Krallık artı dokuz kuzey ülkesini Rusya'ya karşı koymak için bu yeni deniz bloğunu oluştururken görüyoruz. Bu durumu nasıl okuyorsunuz? Çünkü eğer Rusya ile büyük bir savaşa girersek ve Ruslar muhtemelen caydırıcılığı yeniden tesis etmek için sınırlı bir nükleer saldırı başlatırsa, sanırım bu artık en muhtemel yol olacak.
Evet, bu çok ilginç bir durum, Glenn. Bu, sadece günler önce, 23 Nisan'da oldu — İngiliz temsilciler ve 10 Avrupa ülkesinin deniz kuvvetleri komutanları, Ortak Sefer Kuvveti'nin (Joint Expeditionary Force) kurulması için protokolleri imzaladılar. Bu gerçekten ilginç çünkü 10 Kuzey Avrupa ülkesi gönüllü olarak donanmalarını İngiliz komutası altına koyuyor — açıkça Rusya'ya karşı yeni bir askeri ittifak yaratma niyetiyle. Yani temelde Rusya'yı kuzey deniz yollarından kesmek ve Rusya'yı taciz etmek istiyorlar. Bunu zaten yapıyorlar — Rus gemilerinin saldırgan biçimde aborda edilmesi, yaptırımları aşmakla şüphelenilen veya casuslukla ya da her neyse şüphelenilen gemilerin denetlenmesi. Ve bu, Rusları yanıt vermeye zorluyor. Yani anlaşılan, yüksek değerli tankerlere FSB bağlantılı güvenlik personeli yerleştiriyorlar ya da gemilere eşlik etmesi için denizaltılar veya fırkateynler gönderiyorlar. Ve sonra İngilizler diyor ki: "Ah, Rusların sularımıza ihlalleri arttı." Tabii ki, çünkü onları taciz ediyorsunuz. Bu yüzden Ruslar kargo gemileriyle birlikte askeri eskortlar göndermek zorunda. Ve sonra siz "Bakın, sularımıza ihlal yapıyorlar" diyorsunuz. Yani bu açıkça bir tırmanma yürüyen merdiveni — yine Londra'dan geliyor ve kışkırtılıyor. İşte bu da olay zaten. Tüm yollar her zaman Londra'ya çıkıyor gibi görünüyor çünkü Rusya'yı kışkırtmak için açıkça hazırlanmış bu yeni Ortak Sefer Kuvveti, yine merkezi Londra'da olan İngiliz yönetim establishment'ının zihin çocuğu. Operasyonel kontrol Londra'da, bu yapının en üst komutanı olan bir İngiliz generali ile.
Henüz oraya varmış değiller, biliyor musun, çünkü kendilerine yaklaşık dört yıl vermişler — bu güçleri tamamen nasıl desem, senkronize hale getirmek için. Yani hâlâ farklı ekipmanları, farklı elektronik standartları, farklı mühimmatları ve farklı silah türleri var. Bu yüzden tüm bunları uyumlu hale getirmek istiyorlar ki tek bir askeri birim olarak çalışabilsinler, ve bu bir süreç ve yatırım gerektirecek. Ama yine, bu işin açıklanması gereken gizemli yönü şu: neden 10 Avrupa ülkesi kendilerini bir nükleer güçle savaş riskine atmaya ve donanmalarını Londra merkezli bir komuta-kontrol merkezinin kontrolüne bırakmaya razı olsun? Neden açıkça Rusya'ya karşı saldırgan emelleri olan bir güç tarafından yönetilmeyi kabul ettiler? Bu ülkelerden herhangi biri neden demiyor: "Belki çıkarlarımıza daha çok hizmet edecek olan, Rusya ile barış içinde bir arada yaşamanın bir yolunu bulmak — herkesin güvende olabileceği, herkesin birbiriyle ticaret yapabileceği ve ekonomilerimizi geliştirmeye odaklanabileceğimiz bir yol." Bunun yerine, hepsi onları bir nükleer güce karşı yıkıcı bir savaşa sürükleme riski çok yüksek olan bir gündeme imza atıyorlar. Bunu açıklamak gerçekten zor. Dahası, bu 10 ülkenin hepsi NATO üyesi. Zaten bir askeri ittifakın içindeler. Neden yeni bir askeri ittifaka ihtiyaçları olsun? Şöyle diyorlar: "Daha çevik olmamız gerekiyor", yani temelde tüm NATO bagajıyla, hareket özgürlüklerini engelleyebilecek bürokrasiyle uğraşmak istemiyorlar. Bu yüzden yeni bir ittifak yarattılar, ama o ittifak Rusya'ya karşı başı belaya girerse, "Ah, biz NATO üyesi ülkeleriz. Madde 5, herkes şimdi birleşmek ve Rusya'ya karşı savaşa girmek zorunda" diyecekler. Yani bu temelde bir tetik teli ama kasıtlı olarak yapılıyor ve tüm dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı'nın eşiğine getiriyor. Ve biliyorsun, kırıntıları takip ettiğinde, hep Londra'ya çıkıyor. Bu yüzden bu durumu ciddiye almamız gerektiğini düşünüyorum. Ve ayrıca diyorlar ki: "Buna ihtiyacımız var çünkü odağı Orta Doğu'dan Rusya'ya geri getirmemiz gerekiyor", çünkü Orta Doğu belki Trump'ın takıntısı olabilir ama Londra hâlâ esas olarak Ukrayna ve Rusya ile takıntılı ve orada kaybediyorlar. Bu yüzden ikinci bir cepheye ihtiyaçları var. Bunun Balkanlar olması gerekiyordu. Trump Beyaz Saray'a geldiğinden beri Balkanlar'daki savaş hamlesi dağıldı. Yani şimdi onu Baltıklar'da kışkırtıyorlar. Ama bu, bizi Üçüncü Dünya Savaşı'na iten o klik. Ve tartıştığımız nedenlerden ötürü, onların emelleri özünde hegemonik. Vazgeçmeyecekler. Asla vazgeçmeyecekler. 200 yıldan fazla bir süredir Rusya'yı kontrol altına almaya çalışıyorlar. Ve hiç durmadılar. Bu yüzden bir taraf ya da diğeri tamamen yenilip yok edilmedikçe yine durmayacaklar.
Evet. Bence belki de kendi ülkelerini riske atmaya razı olmalarının nedeni — temel ulusal çıkarlarını gözeterek bu yeni güç dengesine uyum sağlamak yerine — şu: bu sadece Ukrayna ya da Rusya'nın bir parçası olup olmama meselesiyle ilgili bir savaş değil. Bu, çok kutuplu bir sisteme mi yoksa kolektif hegemonyalı tek kutuplu bir sisteme mi sahip olacağımızla ilgili bir savaş. Ve bence Rusları geri itebilirlerse, önlerinde bu güçlü Ukrayna kalkanına sahip olacaklar, Amerikalılar arkalarında durarak geri dönecek. Ve bu, kolektif hegemonyanın formülü. Ve eğer sağduyuyu ve ticareti izlemeye başlar ve yeni bir statükoyu kabul ederlerse, bu güçün yeni bir dağılımı anlamına gelir, çok kutuplu bir sistem anlamına gelir. Aslında İran'dan çok da farklı değil. Amerikalıların Çin'e karşı ekonomik savaşı sona erdirmesinden çok da farklı değil — eğer iş birliği yaparlarsa ikisi de zenginleşebilir, ama bu Çin ile eşit olarak yan yana yaşamak zorunda kalmaları anlamına geliyor ve bunun olacağını sanmıyorum. Yine, bu büyük mücadele, nasıl bir dünya düzenine sahip olacağımız meselesi — bunu henüz aşmış değiliz. Tahminim şöyle bitecek: bu yeni dünya, ne yazık ki diplomasiyle değil, kanla ve ateşle doğacak. Yine de yanılıyor olmayı umuyorum.
Kanla, ateşle ve virüslerle, Glenn — gelen bu.
Ne? İlginç zamanlar mı, yoksa? Evet.
Son derece. Son derece. Evet. Evet.
Her neyse, geldiğin için çok teşekkürler, Alex. Minnettarım.
Davet için teşekkürler, Glenn. Kendine iyi bak. Hoşça kal.