Judge Napolitano - Judging Freedom

Pete Hegseth’in Hürmüz İddiası Tartışıldı: Podcast Konuğu ABD’nin Kontrol Söylemini Reddetti

Kaynak dili İngilizce olan podcast bölümünde, adı belirtilmeyen sunucu, “Chris” adlı kişiden bir ses kaydı açmasını isteyerek ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İran ve Hürmüz Boğazı hakkındaki sözlerini tartışmaya açtı. Bölümün ana konusu, ABD’nin İran’a ekonomik baskısı, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol iddiası ve İran’ın Pakistan, Umman, Çin ve Orta Asya üzerinden yürüttüğü diplomatik ve ticari manevralardı.

Pete Hegseth’in Hürmüz Boğazı İddiası

Sunucu, İran konusuna geçerken tartışmayı Hürmüz Boğazı üzerinden kurdu. “Hürmüz Boğazı’nı kimin kontrol ettiğini soracağım, ama henüz yanıtlamayın,” diyen sunucu, önce ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in açıklamasının dinlenmesini istedi. Sunucu, Hegseth’i “kendisini Savaş Bakanı olarak adlandıran Savunma Bakanı” diye tanımladı.

Paylaşılan kayıtta Hegseth, İran’a yönelik ekonomik baskının etkili olduğunu savundu. “Uygulayabileceği ekonomik hiddet ve bütün baskı konusunda, İran’ın buna dayanamayacağını biliyoruz,” diyen Pete Hegseth, İran ekonomisinin “sarmal içinde” olduğunu öne sürdü. Hegseth’e göre Tahran yönetimi de bu baskının farkındaydı.

Hegseth’in en dikkat çekici iddiası, ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolüne dairdi. “Onlar da biliyor ki Hürmüz Boğazı’nı biz kontrol ediyoruz,” diyen Pete Hegseth, “ablukamız demir gibi sağlam ve nihayetinde petrol akıyor” şeklinde konuştu. Hegseth ayrıca, İran’ın bu hatta hareket edemediğini, buna karşılık ABD’nin edebildiğini savundu: “İran hiçbir şeyi geçiremez. Biz geçirebiliriz,” ifadesini kullandı.

Hegseth, dünya ekonomisinin de bu durumu gördüğünü iddia etti. Ona göre İran, Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeye dönük “büyük bir bahis” oynadı, ancak bunu başaramadı. Bu sözler, podcastteki tartışmanın ana eksenini oluşturdu.

Sunucunun Tepkisi ve Konuğun İlk Değerlendirmesi

Ses kaydının ardından sunucu, Hegseth’in açıklamasına nasıl yaklaşacağını bilemediğini söyledi. “Bunu dinledikten sonra soruyu nasıl çerçeveleyeceğimi bile bilmiyorum; yalnızca ‘Lütfen onun hakkında yorum yapın’ diyebilirim,” diyen sunucu, sözü konuğa bıraktı.

Adı belirtilmeyen konuk, Hegseth’in açıklamasını sert biçimde eleştirdi. “Bence aptallık yarışında küresel bir rekabet başlatmalıyız,” diyen konuk, bu yarışta Hegseth ile “Bessent” arasında çok yakın bir mücadele olacağını savundu. Sunucu da bu karşılaştırmaya katılarak, “Bessent’e birazdan geleceğiz. Bu yarışmayı kimin kazanacağını bilmiyorum,” değerlendirmesinde bulundu.

Konuğa göre Hegseth’in Hürmüz Boğazı ve İran hakkındaki açıklamaları, bölgeyi asgari düzeyde bilen kişiler açısından inandırıcı değildi. Konuk, yalnızca İran’ı ya da Hürmüz Boğazı’nı değil, Batı Asya’nın genelini bilen herkesin ABD’nin bölgede tam kontrol sahibi olmadığını anlayacağını söyledi.

“ABD Hürmüz’de Hiçbir Şeyi Kontrol Etmiyor” Savı

Konuğun temel karşı argümanı, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı kontrol ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı yönündeydi. “Amerika Birleşik Devletleri, Hürmüz Boğazı’nda ya da hatta Basra Körfezi’nde hiçbir şeyi kontrol etmiyor,” diyen konuk, Hegseth’in değerlendirmesine doğrudan karşı çıktı.

Konuk, İran’ın Umman’a ilettiğini söylediği mesajı da bu çerçevede aktardı. Ona göre Tahran, Hürmüz Boğazı için geçici bir mekanizma tartışılırken bundan böyle “herkesi veto edeceğini” Umman’a bildirdi. Bu ifade, konuğun anlatımında İran’ın Hürmüz dosyasında kendi onayı olmadan bir düzenlemenin işlemeyeceğini savunduğu anlamına geldi.

Konuğa göre ABD ablukası da Hegseth’in anlattığı kadar etkili değildi. Amerikan gemilerinin Basra Körfezi’nden oldukça uzakta bulunduğunu belirten konuk, mesafenin “en az 400 ila 450 kilometre” olduğunu söyledi. Bu nedenle ABD’nin sahadaki denetiminin sınırlı kaldığını savundu.

“Bir ya da iki şeyi durdurabilseler bile sürekli kaçaklar var,” diyen konuk, ablukada düzenli açıklar bulunduğunu ileri sürdü. Bu noktada, Hegseth’in “demir gibi sağlam” abluka iddiasının aksine, konuğa göre geçişler tamamen durdurulmuş değildi.

İran’ın Petrol İhracatı ve Kara Yolları

Konuk, İran’ın petrol ihracatının azaldığını kabul etti, ancak bunun Tahran’ın tamamen etkisiz kaldığı anlamına gelmediğini savundu. Ona göre İran eskiden “günde yaklaşık 1,5 milyar varil” ihraç ediyordu; bugün ise bu miktar “300 bin, 400 bin, 500 bin” seviyesine düşmüş olabilir. Konuk bu düşüşü “büyük bir mesele değil” diye nitelendirdi.

Bu değerlendirmenin gerekçesi olarak İran’ın kara üzerinden daha fazla ihracat yaptığını söyledi. Konuğa göre İran, Pakistan ve Orta Asya üzerinden ihracatını sürdürüyor. Bu süreçte Çin, Pakistan ve Orta Asya ülkelerinin desteği bulunduğunu ileri sürdü.

Konuğun anlatımında Hürmüz Boğazı yalnızca deniz trafiği meselesi olarak ele alınmadı. İran’ın alternatif kara hatları, ABD baskısının etkisini azaltan bir unsur olarak sunuldu. Konuk, bu nedenle Hegseth’in “İran hiçbir şeyi geçiremez” iddiasını eksik ve yanlış bulduğunu ifade etti.

Pakistan Heyeti ve Tahran’daki Görüşmeler

Bölümün ikinci önemli başlığı, Pakistan heyetinin Tahran ziyaretiydi. Konuk, Pakistanlı bir heyetin hafta başında İran’a gittiğini ve ülkede bir buçuk gün kaldığını anlattı. Ziyaret sırasında İran yönetiminin en üst düzey isimleriyle görüşmeler yapıldığını söyledi.

Konuk, görüşülen isimler arasında Ali Akbar Velayati, Mohsen Rezaee ve IRGC (İran Devrim Muhafızları Ordusu) liderliğini saydı. “Pakistan heyeti herkesle, hükümetin en yüksek düzeylerinde görüştü,” diyen konuk, temasların kapsamlı olduğunu vurguladı.

Bu temaslarda İran’ın Pakistanlılara ilettiği mesajın açık olduğunu savundu. Konuğa göre Tahran, ABD’nin müzakerelere dönme konusunda ciddi olup olmadığını sorguluyor. İran tarafı, ciddi bir dönüş olacaksa bunun ancak daha önce imzalanan taahhütlerin yerine getirilmesiyle mümkün olduğunu belirtiyor.

MOU Şartı ve Trump Yönetimine Mesaj

Konuk, İran’ın mesajının Pakistan üzerinden Trump yönetimine aktarıldığını söyledi. “Eğer MOU’ya geri dönme müzakerelerinde ciddilerse, tamam, bunu yaparız; yeter ki imzaladıkları taahhütleri yerine getirsinler,” diyen konuk, İran’ın şartını bu sözlerle özetledi. MOU (mutabakat zaptı) ifadesi transkriptte ayrıntılandırılmadı.

Konuğa göre İran, ABD Başkanı’nın imzaladığı taahhütlerin uygulanmasını istiyor. “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, MOU’nun taahhütlerini yerine getirmek üzere imza attı,” diyen konuk, bu şart yerine gelmeden görüşülecek bir konu olmadığını savundu.

Konuk, İran’ın pozisyonunu kesin bir dille aktardı: Taahhütler uygulanırsa müzakere mümkün; uygulanmazsa görüşülecek bir şey yok. “Aksi halde tartışılacak hiçbir şey yok,” diyen konuk, Tahran’ın pazarlık zemini olarak önceki mutabakatın uygulanmasını gördüğünü belirtti.

Bölüm, bu çerçevede Hegseth’in ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı kontrol ettiği iddiası ile konuğun İran’ın bölgesel manevra alanı bulunduğu yönündeki savı arasında şekillendi. Sunucu, Hegseth’in açıklamasını sorgularken; konuk, ABD’nin askeri ve ekonomik baskısının İran’ı tamamen kilitlemediğini, Hürmüz Boğazı’nda nihai kontrolün Washington’da olmadığını ve Tahran’ın diplomatik kanallar üzerinden Trump yönetimine şartlı bir müzakere mesajı gönderdiğini ifade etti.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol