Larry Johnson: İran Savaşında ABD’nin Çıkış Yolu Daralıyor
İngilizce kaydedilen podcast bölümünde Glenn, eski CIA analisti ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terörle mücadele ofisinde çalışmış Larry Johnson ile İran savaşı, Hürmüz Boğazı, Yemen-Suudi Arabistan hattı, ABD üsleri, İsrail’in tutumu ve nükleer gerilim ihtimalini konuştu. Johnson, ABD’nin askeri ve siyasi stratejisinin sürdürülebilir olmadığını savunurken, Glenn savaşın bölgesel olarak kontrolden çıkabilecek çok sayıda cepheye yayıldığını vurguladı.
Yemen-Suudi Arabistan Hattı ve Hürmüz Gerilimi
Glenn, konuşmayı İran savaşının önceki turlardan farklı bir yöne gittiğini söyleyerek açtı. Ona göre bu kez savaşın genişlemesi dikkat çekiyordu; özellikle Yemen ile Suudi Arabia arasındaki yenilenen gerilim, çatışmanın “çok önemli bir bileşeni” haline gelmişti. Glenn, Houthi lideri Abdul Malik al Houthi’nin Suudi tarafının Yemen’e karşı tırmanışa gitmesi halinde Suudi petrol tesisleri, havaalanları ve diğer altyapıların hedef alınacağı yönündeki uyarısını hatırlattı.
Johnson, SAI havaalanına yönelik saldırıdan sonra Yemen’in resmi hükümetinin sorumluluğu üstlendiğini, ancak daha sonra iki ABD yetkilisinin Axios’a saldırının Suudiler tarafından yapıldığını söylediğini aktardı. Johnson’a göre Houthis buna hızla karşılık verdi ve Yemen sınırının hemen ötesindeki güneybatı Saudi Arabia’da bir havaalanını vurdu.
“Eğer Suudiler bunu yaptıysa, ne düşündüklerini sormak gerekir,” diyen Larry Johnson, Suudi Arabistan’ın stratejik olarak petrol ihracat güzergâhlarını açık tutmaya muhtaç olduğunu belirtti. Johnson, Suudi Arabistan’ın Persian Gulf üzerinden kayda değer petrol çıkaramadığını, bunun yerine doğu-batı boru hattına ve Red Sea kıyısındaki Yanbu terminaline dayandığını söyledi. Ona göre bu hat üzerinden “raporlara göre günde yaklaşık altı milyon varil” sevkiyat yapılabiliyordu.
Johnson, bu nedenle Riyadh’ın Houthis ile yeni bir çatışma açmasının kendi çıkarına aykırı olduğunu savundu. Houthis’in Bab el-Mandeb Boğazı’nı kapatabileceğini ve Yanbu’yu balistik füzelerle vurabileceğini söyleyen Johnson, “Muhtemelen yapmak isteyeceğiniz son şey Houthis ile kavga çıkarmaktır,” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın MOU Yorumu ve ABD’nin Saldırıları
Johnson’a göre İran, geçen hafta ABD’nin İran’a saldırıları yenilemesi halinde Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği, Houthis’i vekil güç olarak kullanarak Bab el-Mandeb’i de hedef alabileceği, nükleer doktrinini yeniden değerlendirebileceği ve NPT’den çekilebileceği yönünde sert bir uyarı yaptı. Johnson, İran’ın mevcut nükleer doktrininin nükleer silah edinmemek olduğunu, bu doktrini “yeniden değerlendirme” ifadesinin ise nükleer silaha yönelme anlamına gelebileceğini savundu.
Johnson ayrıca İran parlamentosunun, yani Maji’nin, ABD ile müzakere ya da taviz verme havasında olmadığını söyledi. Ona göre temsilcilerin çoğunluğu ABD’yi “yalancı ve saldırgan” olarak görüyor ve intikam istiyor.
ABD’nin savaşı yeniden başlatmak için İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan çıkmaya çalışan gemilere müdahale ettiği gerekçesini kullandığını belirten Johnson, bunun İran’ın MOU kapsamında belirlediği protokolleri uygulamasından ibaret olduğunu savundu. “MOU’nun beşinci paragrafının İran’a tek yetki verdiğini dünyanın anlaması hayati önemde,” diyen Johnson, gemilerden kaptanın adı, geminin sahibi, kargonun varış noktası, mürettebatın isimleri ve uyrukları gibi bilgilerin önceden verilmesinin istendiğini anlattı.
Johnson’a göre İran, protokollere uymayan gemilerin güçle karşılanacağını önceden bildirmişti. ABD’nin buna karşı saldırıya geçmesini ise Johnson, MOU’nun birinci paragrafının ihlali olarak niteledi.
ABD Üsleri, Füze Stokları ve İran’ın Hedefleri
Johnson, ABD’nin şu anda Persian Gulf ve Hürmüz Boğazı boyunca uzanan yaklaşık 200 millik kıyı şeridindeki hedeflere saldırdığını söyledi. Ancak ona göre ABD’nin karşısındaki sorun, İran’ın burada yalnızca birkaç füze rampasına değil, “binden fazla” fırlatma noktasına sahip olmasıydı.
Johnson, ABD’nin elindeki Precision Strike Missile (PRSM) füzesinin 500 mil menzile sahip olduğunu, ancak Lockheed’in bunlardan “60’tan az” ürettiğini söyledi. ABD’nin ayrıca JASSM, Tomahawk ve HARM füzelerine dayandığını, fakat JASSM ve Tomahawk stoklarında ciddi sınırlamalar bulunduğunu savundu.
Buna karşılık İran’ın çok daha sınırlı sayıda kritik ABD hedefini tekrar tekrar vurmasının yeterli olduğunu söyledi. Johnson, Jordan’daki iki hava üssünü, UAE’deki Al Dhafra üssünü, Qatar’daki Al Udeid üssünü, Bahrain ve Kuwait’teki üsleri, Oman’daki Duqm lojistik limanını, Bahrain’deki Fifth Fleet karargâhını, Kuwait’teki bir kara üssünü ve UAE’deki kritik havacılık yakıtı rafinerisini saydı.
“İran’ın 50 ya da 100 hedef seçmesine gerek yok; sadece 10 hedef yeter,” diyen Johnson, bu üslerin tekrar tekrar vurulması halinde ABD’nin Persian Gulf’tan fiilen çekilmek zorunda kalacağını savundu. Johnson ayrıca Jordan’daki saldırılar nedeniyle 250 milyon dolarlık Triton insansız hava aracının Cyprus’a çekildiğini söyledi.
Kara Harekâtı Tartışması
Glenn, Joe Kent’in ABD’nin İran’a kara harekâtı hazırlığında olabileceği yönündeki değerlendirmesine atıfta bulunarak bunun nasıl okunması gerektiğini sordu. Johnson bu ihtimali askeri lojistik açısından son derece zayıf gördüğünü belirtti.
“Kara harekâtından söz edenlerden biri bana ABD askerlerini ya da deniz piyadelerini karaya nasıl çıkaracaklarını açıklasın,” diyen Johnson, bölgede yalnızca USS Boxer’ın bulunduğunu ve gemide yaklaşık 2.500 Marines olduğunu söyledi. Chabahar’a amfibi çıkarma yapılmasının sürdürülemeyeceğini, Persian Gulf üzerinden çıkarma içinse gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçmesi gerekeceğini ve bunun mümkün olmayacağını savundu.
Johnson, hava indirme seçeneğinin de sınırlı olduğunu söyledi. C-130 uçağının tam teçhizatlı 92 asker, C-17’nin ise 126 asker taşıyabildiğini belirtti. 2003’teki Iraq işgali öncesinde ABD’nin Kuwait ve Saudi Arabia’da 165 bin kişilik kuvvet toplamasının 12 aydan fazla sürdüğünü, o dönem ABD ordusunun 750 binden fazla personele sahip olduğunu, bugün ise bu sayının 452 bin civarında olduğunu söyledi.
“Bunun olmayacağını söylemeyeceğim, çünkü Trump ve çevresindekilerin aptallığını tamamen dışlayamam,” diyen Johnson, böyle bir kara harekâtının görevlendirilen askerler için “intihar görevi” olacağını savundu.
Washington’ın Stratejisi ve Müzakere İhtimali
Glenn, ABD’nin savaşa dönerek neyi amaçladığını sordu. İran’ın önceki süreçte çökmemiş olduğunu, küresel piyasaların istikrarlı olmadığını ve ABD’nin yeni füze stokları üretmediğini belirtti. Johnson ise Trump’ın “her şeyi ortaya koymadığını” çünkü bunu yapacak kaynaklara sahip olmadığını söyledi.
“Trump’ın her şeyi ortaya koyduğu söylenemez, çünkü bunu yapacak kaynaklara sahip değil,” diyen Johnson, Trump’ın Stephen Miller gibi askeri kapasite ve operasyonlar konusunda bilgili olmadığını savunduğu danışmanlarla çevrili olduğunu ileri sürdü. Johnson’a göre bu çevre, İran’a biraz daha baskı yapılırsa ülkenin kırılacağına inanıyor.
Johnson, son 13-15 ayda iki örneğin bu varsayımı çürüttüğünü savundu. Haziran’daki 12 günlük savaşın sonunda ateşkesi isteyenin İran değil ABD olduğunu söyledi. April 7 ve April 15 sürecinde de İran’ın ateşkes için yalvarmadığını, Pakistan’ın arabuluculuk yaptığını belirtti.
Johnson, mevcut MOU’nun artık “ölü” olduğunu ve yeni bir MOU olacaksa İran’ın çok daha sert koşullar öne süreceğini söyledi. “Yeni bir MOU olacaksa, bu kez koşullar farklı olur,” diyen Johnson, İran’ın imzadan önce 12 milyar dolar talep edebileceğini, kalan 280 milyon dolarlık dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını, yaptırımların kaldırılmasını ve Israel’in Lebanon’dan çıkmasını isteyebileceğini ileri sürdü.
Iraq, Kuwait, Pakistan ve China Faktörü
Glenn, Iraq-Kuwait sınırında patlamalar ve çatışma haberleri geldiğini söyleyerek savaşın bu hatta da yayılabileceğini belirtti. Johnson, Iraq’ın nihayetinde Kuwait üzerinde tam kontrol kuracağını düşündüğünü söyledi. Bu iddiayı tarihsel olarak Kuwait’in daha önce Iraq’ın parçası olduğu görüşüne dayandırdı. Ona göre İran’ın füze ve drone saldırıları Kuwait’e “ABD’yi barındırdığınız sürece hedef olursunuz” mesajı veriyordu.
Pakistan konusunda Johnson, Islamabad’ın diplomatik rol oynamaya devam edeceğini, bunu China’nın talebiyle yaptığını söyledi. China’nın bir yandan petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz, sülfür, üre ve helium akışını görmek istediğini, diğer yandan ABD’nin Tomahawk, JASSM ve HARM stoklarını İran hedeflerine harcamasından fayda gördüğünü savundu.
Johnson’a göre China, ABD’nin bir gün China’ya saldıracağını varsayıyor. Bu nedenle İran üzerinden ABD askeri kapasitesinin yıpranmasını stratejik avantaj olarak görüyor. Pakistan’da Asim Munir’in ana aktör olduğunu söyleyen Johnson, Pakistan’ın Yemen ve İran’a Saudi Arabia’ya yapılacak herhangi bir saldırının Pakistan’a saldırı sayılacağı yönünde tehditler ilettiğine dair raporların İran üzerindeki etkisini azaltabileceğini belirtti.
İran’da İntikam Duygusu ve Nükleer Tartışma
Glenn, İranlılarla temasları olan Johnson’a ülkedeki ruh halini sordu. Johnson, geçen hafta öğrendiğini söylediği “Inam” kelimesinin “intikam” anlamına geldiğini aktardı. “Inam, intikam demek; İran halkının istediği bu,” diyen Johnson, Mashhad sokaklarında bunun haykırıldığını söyledi.
Johnson’a göre İran’da müzakere havası yok. Gali Buff ve Assange olarak andığı isimlere yönelik halk içinden ABD’ye fazla yumuşak davrandıkları eleştiriler geldiğini, ancak bu isimlerin de müzakere fırsatının geçtiğini açıkça söylediğini belirtti. İran’ın ABD saldırıları devam ederse Bab el-Mandeb’i kapatma, nükleer doktrinini yeniden değerlendirme ve NPT’den çekilme eşiklerini daha önce duyurduğunu hatırlattı.
Nükleer silah meselesinde Johnson, kendisinin İran’ın nükleer silaha sahip olduğunu iddia etmediğini ve böyle bir iddiayla ABD veya Israel saldırılarına gerekçe oluşturmak istemediğini özellikle söyledi. Professor Marandi’ye atıfla, İran toplumunda birkaç yıl önce çoğunluğun nükleer silaha gerek olmadığını düşündüğünü, ancak ABD’nin iki sürpriz saldırısından sonra havanın değiştiğini aktardı. “Eğer nükleer silahımız olsaydı bunlar başımıza gelmezdi,” sözleriyle bu yeni hissiyatı özetledi.
Johnson, İran’ın nükleer silah geliştirecek mühendislik ve bilimsel kapasiteye sahip olduğunu, ayrıca North Korea, Pakistan, Russia ve China gibi nükleer silahlı ülkelerle ilişkileri bulunduğunu söyledi. Russia ve China’nın yayılmayı sınırlama yanlısı olduğunu eklemekle birlikte, İran’ın “nükleer silahsızlanma yolunu denedik, karşılığında saldırı ve vatandaşlarımızın öldürülmesini gördük” argümanını güçlü biçimde kurabileceğini savundu.
Israel’in Savaşa Girmemesi ve BeiDou Sistemi
Glenn, Israel’in June’daki süreci başlatan taraf olmasına rağmen bu aşamada geri planda kaldığını söyledi. Johnson bunu China’nın BeiDou navigasyon sistemiyle ilişkilendirdi. Ona göre önceki 12 günlük savaşta İran füzeleri GPS kullanıyordu ve ABD ile Israel bu füzelerin koordinatlarını saptırabiliyordu. Johnson, Iran’ın artık BeiDou sistemini benimsediğini ve bu nedenle füzelerin çok daha isabetli hale geldiğini savundu.
Johnson, China’nın kendi sistemini 1993’te yaşanan bir olaydan sonra geliştirdiğini anlattı. Ona göre ABD, kimyasal silah veya kitle imha silahı taşıdığı iddia edilen bir Chinese gemisini durdurmak istemiş ve GPS’i kapatarak geminin seyrini zorlaştırmıştı. China’nın buradan ders çıkararak BeiDou sistemini geliştirdiğini söyledi.
“Israel’in buna karşı hiçbir savunması yok,” diyen Johnson, Israel’in doğrudan savaşa girmesinin onu İran’ın hedefi haline getireceğini savundu. Israel Ulaştırma Bakanı’nın US KC-135 yakıt ikmal uçaklarının Ben Gurion Havaalanı’ndan ayrılmasını istediğini, ancak Netanyahu’nun bu kararı tersine çevirdiğini aktardı. Johnson’a göre Israel, sert söylemine rağmen ne kadar hasar kaldırabileceğinin sınırları olduğunu biliyor.
ABD Savaşı Ne Kadar Sürdürebilir?
Glenn son bölümde ABD’nin savaşı ne kadar sürdürebileceğini sordu. Önceki turda ABD’nin füze ve önleyici sistem stoklarının zorlandığını, küresel ekonominin de baskı altında kaldığını hatırlattı. Johnson, ABD’nin bölgede artık ilk 40 gündeki yoğun operasyonları yürütecek hava varlığına sahip olmadığını söyledi.
“ABD bu savaşı iki-üç hafta daha sürdürebilir,” diye savunan Johnson, ardından Washington’ın yeniden çıkış yolu arayacağını belirtti. Ancak bu kez İran’ın masaya dönmek için yalnızca vaat değil, önceden somut taviz isteyeceğini düşündüğünü söyledi. Johnson’a göre ABD güçlü bir müzakere pozisyonunda olmayacak ve İran’a istemediği tavizleri vermek zorunda kalabilir.
Glenn, ABD’nin zafer tanımının belirsiz olduğunu söyledi. “ABD’nin stratejisinin ne olduğunu bilmek isterdim; zafere giden bir yol görmüyorum,” diyen Glenn, savaşta çok fazla değişken ve kontrol edilemeyen tırmanma ihtimali bulunduğunu belirtti. İran’ın nükleer silaha yönelmesi, Yemen’in Red Sea’yi kapatması veya Iraqi milislerin Kuwait’e geçmesi gibi senaryoları örnek verdi.
Johnson kapanışta ABD’nin İran konusunda tarihsel bir hata yaptığını savundu. Germany’nin 1941’de Soviet Union’ı işgal ederken benzer bir yanlış varsayımla hareket ettiğini söyleyen Johnson, ABD’nin de Russia ve özellikle İran açısından “uyuyan bir gücü” harekete geçirdiğini ileri sürdü. February 28 sürpriz saldırısı, Kamani’nin öldürülmesi ve Minab’daki küçük kızların ölümü gibi olayların İran toplumunu dönüştürdüğünü iddia etti. Ona göre bu süreç, İran’da kolay sönmeyecek yeni bir milliyetçilik yaratmış durumda.