Michael Hudson: ABD’nin İran Savaşı Petrol, Teknoloji ve Dolar Hakimiyeti İçin Varoluşsal Bir Mücadele
İngilizce yayımlanan podcastte sunucu Glenn ile ekonomist Professor Michael Hudson, ABD’nin İran, Rusya, Çin ve müttefikleriyle ilişkilerini petrol, teknoloji, ulaşım koridorları ve dolar sistemi üzerinden tartıştı. Bölüm, Hudson’ın ABD merkezli küreselleşme modelinin ekonomik savaşlar ve askeri çatışmalarla yeniden şekillendiği iddiası etrafında ilerledi.
ABD Merkezli Küreselleşme Modelinin Tükenişi
Glenn, programın başında “on yıllarca süren küreselleşmenin” ardından ABD merkezli düzenin yorulduğunu savundu. Ona göre bu düzen, Amerikan finans piyasaları, dolar, ABD kontrolündeki ulaşım koridorları ve askeri güç etrafında örgütlenmişti. Glenn, İran, Venezuela ve Rusya’ya yönelik savaşların ekonomik işlevinin doları güçlendirmek olduğu yönündeki Scott Bennett görüşüne atıf yaptı.
Hudson ise Donald Trump’ın ve özellikle Hazine Bakanı Bessant’ın bir stratejiyi açıkça dile getirdiğini söyledi. Hudson’a göre Trump’ın 2018’den itibaren vurguladığı mesele, ABD’nin yurtdışındaki askeri harcamalarının 1950’den beri ödemeler dengesi üzerinde ana yük olmasıydı. Hudson, bu harcamaların ABD’yi 1971’de altın standardından kopmaya zorladığını belirtti.
“Trump’ı kolayca küçümseyip ‘İran savaşını kaybediyor’ demek mümkün, ama bir plan var,” diyen Michael Hudson, “bu planı yalnızca Trump değil, özellikle Hazine Bakanı Bessant da açıkça ifade etti” şeklinde değerlendirdi.
Hudson, 1971 sonrasında yabancı merkez bankalarının ABD Hazine tahvilleri ve diğer menkul kıymetlerini satın aldığını, son yıllarda ise yabancı özel yatırımcıların Amerikan hisse senetleri ve tahvillerine yöneldiğini anlattı. Ona göre bu döngü, ABD hisse piyasasını borçla şişiren bir mekanizmaydı; ancak artık ABD’nin sanayi ve alacaklı ülke gücünü kaybetmesi yeni bir stratejiyi zorunlu kıldı.
Petrol, OPEC ve Hürmüz Boğazı Tartışması
Hudson, ABD’nin yeni stratejisinde ilk alanın petrol olduğunu söyledi. ABD’nin petrol ticaretini kontrol etmek istediğini, müttefiklerinin başka petrol üreticileriyle çalışmasının Washington’ın tekel hedefini bozacağını savundu. İran petrolünün, özellikle Çin’e ihracatının hedef alındığını; Rus rafinerilerine Ukrayna üzerinden saldırılar yapıldığını iddia etti.
Hudson’a göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması dünya petrol ticaretinin yüzde 20’sini etkileme potansiyeli taşıyor. Yemenlilerin Suudi Arabistan’ın batı kıyısı ihracat tesislerini kısıtlamasıyla bunun üzerine yüzde 5’lik başka bir pay daha ekleniyor. Bu nedenle Hudson, dünya petrol fiyatlarında keskin artış beklediğini söyledi.
“ABD bu petrol fiyatı artışının kazananı olmak istiyor; özellikle sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı üzerinden,” diyen Hudson, “bu artıştan Rusya’nın değil, ABD’nin yararlanmasını sağlamaya çalışıyor” diye açıkladı.
Hudson, Trump’ın Arap OPEC ülkelerinden ABD’nin bölgedeki askeri maliyetlerini karşılamalarını istediğini belirtti. Ona göre Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerden yaklaşık yılda 40 milyar dolar gelir sağlayabileceği tahmininden etkilenerek bu gelir fikrini ABD lehine çevirmek istedi. Ancak Hudson, Dışişleri Bakanı Rubio’nun uluslararası hukuk açısından bu söylemin İran’ın iddialarını güçlendirebileceği konusunda uyardığını aktardı.
Hudson, bunun ardından Trump’ın “geçiş ücreti” yaklaşımından geri adım attığını, bunun yerine OPEC ülkelerinin ABD’ye yatırım yapacağı bir modelden söz ettiğini söyledi. Bu modeli 1974-1975 petrodolar düzenine benzetti.
Yapay Zeka, Veri Merkezleri ve Körfez Ülkeleri
Hudson’a göre ABD’nin kontrol etmek istediği ikinci alan bilgi teknolojisi, bilgisayarlaşma ve internet altyapısı. Hudson, ABD teknoloji şirketlerinin beklenen tekel gelirlerini elde edebilmek için devasa veri merkezlerine ihtiyaç duyduğunu, ancak ABD’de gerekli elektrik ve su kapasitesinin bulunmadığını savundu.
Bu nedenle Hudson, ABD’nin sanayide yaptığı gibi yapay zeka altyapısını da dışarı taşıdığını söyledi. Hedefin özellikle Arap OPEC ülkeleri olduğunu belirtti. Amazon’un Bahrain’de yapay zeka alanında büyük yatırım yaptığını, ABD’nin de United Arab Emirates ile benzer teknoloji yatırımları için anlaşmalar yaptığını aktardı.
“ABD, sanayisini dışarı taşıdığı gibi yapay zeka tekelini de dışarı taşıyor,” diyen Hudson, “bunun nereye gideceği sorusunun cevabı OPEC ülkeleri, özellikle Arap OPEC ülkeleri” ifadelerini kullandı.
Hudson, İran’ın Bahrain’de Amazon yatırımlarını hedef aldığını iddia etti. Ona göre İran’ın stratejisi yalnızca ABD askeri üslerini bölgeden çıkarmak değil; aynı zamanda ABD ile yerel monarşiler arasındaki ekonomik ve finansal bağı koparmak. Hudson, bu bağın petrol gelirlerinin Amerikan hisse senetleri, tahvilleri ve yapay zeka yatırımlarına yönlendirilmesiyle kurulduğunu söyledi.
İran, Venezuela ve Rejim Değişikliği İddiaları
Hudson, ABD’nin İran’a yönelik yaklaşımını Venezuela örneğiyle karşılaştırdı. Ona göre Washington, Venezuela’da hızlı bir rejim değişikliğiyle petrol gelirlerini ABD kontrolündeki bir banka hesabına yönlendirmek istedi. Hudson, Bessant’ın birkaç ay önce İran için de benzer bir modelden söz ettiğini ileri sürdü.
Hudson, Hegseth’in 17 Haziran’da imzalandığını söylediği mutabakat öncesinde İran’ın petrol gelirlerinin ABD Hazine hesabına alınmasını savunduğunu aktardı. Hudson’a göre bu hesap, ABD ihracatı ve Amerikan malları satın almak için kullanılacaktı.
“ABD’nin İran’da yapmak istediği şey, Hudson’a göre Venezuela’da yaptığının aynısıydı,” diyen Hudson, “rejim değişikliğiyle petrol gelirlerini Hazine hesabına koymak ve bu parayı ABD mallarına yönlendirmek” şeklinde açıkladı.
Hudson, İran’ın birkaç gün önce mutabakattan çekildiğini söyledi. Bunun nedenini, ABD’nin anlaşma şartlarını yerine getirme niyetinin olmadığına bağladı. Özellikle İran’a ait dondurulmuş varlıklardan en az 12 milyar dolarlık sembolik ödemenin yapılması gerektiğini, ancak Emirates, Bahrain ve diğer ülkelerin bunu geri vermeyeceğini söyledi.
Ulaşım Koridorları ve Deniz Hukuku
Glenn, ABD’nin jeoekonomik üstünlüğünü yeniden kurmak istese teknoloji hakimiyeti, uluslararası deniz koridorlarının kontrolü ve dolar merkezli finansal düzeni güçlendirmeyi hedefleyeceğini söyledi. Ona göre ABD’nin rakiplerini zayıf ve bölünmüş, müttefiklerini ise bağımlı tutma stratejisi açıkça görülüyor.
Hudson da ulaşımın bu stratejide merkezi rol oynadığını belirtti. Petrol ticaretini kontrol etmenin, gemi taşımacılığı ve boru hatlarını kontrol etmeyi gerektirdiğini söyledi. ABD’nin Avrupa üzerindeki kontrolünü artırmak için önce müttefiklerini kendi sıvılaştırılmış doğal gazına bağımlı hale getirmek istediğini savundu.
Hudson, Nord Stream hattının havaya uçurulmasını ve Baltık üzerinden Rus petrol taşımacılığına yönelik baskıları bu çerçevede değerlendirdi. Ayrıca Trump’ın Greenland konusundaki çıkışını, Atlantik’ten Arktik rotasına erişimi kontrol etme hedefiyle ilişkilendirdi.
“Petrolün kontrolü ile ulaşımın kontrolü birlikte gider,” diyen Hudson, “petrolünüzü gemilerle ya da boru hatlarıyla taşımadan ihraç edemezsiniz” diye vurguladı.
Hudson, ABD’nin 1945 sonrasında serbest ticareti desteklediğini çünkü bundan fayda sağladığını; bugün ise başka ülkelerin kendi aralarında bağımsız ticaret yapmasını istemediğini savundu. Ona göre Washington artık “kazan-kazan” değil, darboğazlar üzerinden “kazan-kaybet” stratejisi izliyor.
Avrupa’nın Bağımlılığı ve İç Siyasi Kriz
Hudson, ABD stratejisinin başarı şansının yalnızca rakiplerin tepkisine değil, müttefiklerin kendi zararlarına olan politikaları kabul etmesine de bağlı olduğunu söyledi. Avrupa’nın ekonomik çıkarına uygun davranmadığını savundu. Ona göre ucuz enerjiye erişim Avrupa sanayisi için gerekli, ancak Avrupa bu imkandan uzaklaştırılıyor.
Glenn de bu noktada Avrupa örneğini öne çıkardı. II. Dünya Savaşı sonrası ABD hegemonyasının Avrupa açısından kısmen faydalı olduğunu, Batı Almanya, South Korea ve Taiwan gibi “ön cephe” bölgelerinin refah içinde tutulduğunu söyledi. Ancak Glenn’e göre ABD artık bu modeli finanse edemiyor ve müttefiklerini ekonomik olarak tüketen taleplerde bulunuyor.
“ABD’nin hakimiyetini yeniden kurabilmesi yalnızca rakiplerinin direnme kapasitesine bağlı değil,” diyen Glenn, “müttefiklerinin çok yıkıcı şeyleri kabul edip etmeyeceğine de bağlı” değerlendirmesinde bulundu.
Glenn, Avrupa’da liderlerin giderek daha az popüler hale geldiğini, Almanya’da AfD’nin yükselişinin de “kendi çıkarına hareket etme” söylemiyle bağlantılı olduğunu savundu. Ona göre enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, Rusya’yla barış yapmak, Çin’le teknoloji alanında çalışmak ve finansı çeşitlendirmek Avrupa açısından çıkar meselesi olarak sunuluyor.
Finansal Sistem, SWIFT ve Dolarizasyon
Hudson, ABD’nin dördüncü tekel alanının dolarizasyon ve finansal sistem olduğunu söyledi. Washington’ın rakiplerini SWIFT bankacılık takas sisteminden dışlamaya çalıştığını, Çin’in buna alternatif geliştirdiğini belirtti. Ona göre ABD’nin yaptırım politikaları, diğer ülkeleri alternatif ödeme sistemleri kurmaya itti.
Hudson, petrol ve sanayi ürünleri ticaretinin yalnızca fiziksel taşımacılığa değil, ödemelerin aktarılmasına da ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Bu nedenle finansal sistemin kontrolü, enerji ve ulaşım kadar önemli görülüyor.
“ABD stratejisi artık dünyanın geri kalanıyla kazan-kazan ilişkisi değil,” diyen Hudson, “hangi darboğazları kullanarak dünya ekonomisini kontrol edebiliriz sorusuna dayanıyor” ifadelerini kullandı.
Hudson, ABD’nin advanced computer chips ihracatına yönelik bazı yaptırımları Emirates için kaldırdığını, bunun Emirates’in ABD ile birlikte yeni veri merkezlerine yatırım yapması karşılığında yapıldığını söyledi. Bu politikanın Körfez monarşilerinin ABD ile kader birliği yapmasına dayandığını savundu.
Rusya, NATO ve Tırmanma Riski
Programın sonunda Hudson, Rusya ile NATO arasındaki gerilimin belirleyici olduğunu söyledi. Ona göre soru, Putin’in Rus ordusunun NATO saldırılarına karşılık vermesini ne kadar süre engelleyeceği. Hudson, Rus rafinerilerine, Moskova ve St. Petersburg gibi sivil hedeflere yönelik drone ve füze saldırılarından söz etti.
Hudson, Rusya’nın artık yalnızca Ukraine ile değil, NATO ile karşı karşıya olduğunu savundu. Ukraine’in savaş alanı olduğunu, asıl düşmanın Germany, France ve Britain gibi ABD uydusu olarak hareket eden ülkeler olduğunu söyledi.
“Rusya artık bunun Ukraine’e karşı bir savaş olmadığını fark ediyor,” diyen Hudson, “Ukraine bu mücadelenin sahası; mücadele NATO ile” şeklinde değerlendirdi.
Hudson’a göre bu tırmanma İran’a da yansıyor. Rusya’nın İran’a uydu yönlendirme desteği sağlayabileceğini, bunun NATO’nun Rusya’ya karşı kullandığı yönteme karşılık olabileceğini söyledi. Sonuç olarak Hudson, savaşların sürmesi halinde küresel ekonominin, Asia’nın, Africa’nın ve Global South’un zarar göreceğini belirtti. Gübre eksikliğinin gıda üretimini azaltabileceğini ve bazı bölgeleri açlık riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini ifade etti.
Hudson, 2026’nın “dünya tarihi açısından” önemli bir yıl olacağını savundu. Glenn ise savaş sona erse bile sonbaharda bir gıda krizinin görülmesinin zor olmadığını belirtti.