Larry Johnson: ABD’nin İran Politikası Ağır Petrol ve Yakıt Açığıyla Sınanıyor
İngilizce yayında Glenn, eski CIA analisti ve ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Ofisi’nde çalışmış Larry Johnson ile İran, petrol arzı, Hürmüz Boğazı, ABD’nin bölgedeki askeri duruşu, İsrail’in seçenekleri ve Ukrayna savaşı bağlamında NATO-Rusya gerilimini konuştu. Johnson, özellikle ağır ham petrol, dizel ve havacılık yakıtı arzındaki sıkışmanın ABD’nin İran politikasında belirleyici hale geldiğini savundu.
İran Mutabakatı ve Petrol Baskısı
Glenn, sohbetin başında odağının İran ve enerji krizi olduğunu söyledi. Donald Trump’ın imzaladığı mutabakat zaptını ABD açısından “aşağılayıcı” ve “teslimiyet beyanı” gibi gördüğünü belirten Glenn, Trump’ın gerekçe olarak “yalnızca dört haftalık petrol kaldığını” söylemesini dikkat çekici buldu.
Johnson, Trump’ın sözünü ettiği petrolün genel petrol arzı değil, yüksek kükürtlü ağır ham petrol olduğunu anlattı. “Trump bu iddiayı ortaya attığında bütün petrolü kastetmiyordu; yüksek kükürtlü, sour crude ya da heavy crude denen petrol arzından söz ediyordu,” diyen Larry Johnson, bu tür petrolün dizel ve havacılık yakıtı üretiminde kritik olduğunu belirtti.
Johnson’a göre 28 Şubat’ta savaş başladığında Basra Körfezi’nden gelen bu arz kesildi, ancak etki hemen görülmedi; çünkü ham petrol taşıyan çok büyük tankerler hâlâ denizdeydi. Bu gemilerin sonuncularının yaklaşık 7-10 Nisan arasında varış noktalarına ulaştığını söyleyen Johnson, Trump’ın İran’la ateşkes için o dönemde bastırmasının tesadüf olmadığını savundu.
ABD rafinerilerinin çoğunun yüksek kükürtlü ağır ham petrolü işlemeye uygun olduğunu, West Texas Intermediate gibi daha hafif “sweet crude” türüne göre kurulmadığını söyleyen Johnson, rafineri farkını kahve hazırlama yöntemlerine benzetti. Ona göre mesele yalnızca petrol bulmak değil, mevcut rafinerilerin hangi tür petrolü işleyebildiği.
Stratejik Rezerv ve Yakıt Açığı
Johnson, ABD Enerji Bakanı Wright’ın mart ayında stratejik petrol rezervinden günde 1,4 milyon varil çekileceğini açıkladığını, bu hesapla eldeki 174 milyon varilin yaklaşık 120 günlük bir süreye denk geldiğini söyledi. Bu sürenin 11 Temmuz civarında dolacağını savunan Johnson, Trump’ın “dört hafta” ifadesinin de bu takvime işaret ettiğini değerlendirdi.
“Gelecek hafta civarında gerçek bir açıkla karşı karşıya kalacağız,” diyen Larry Johnson, “Basra Körfezi’nden çıkan petrol eski hacmine dönüp ABD kıyılarına ulaşana kadar bu açığı kapatmanın yolu yok” şeklinde konuştu. Johnson, yarın bir tankerin Basra Körfezi’nden ABD’ye hareket etmesi halinde yolculuğun yaklaşık 42 gün süreceğini de ekledi.
Glenn, petrol akışının yeniden başlayıp başlamadığını sordu. Johnson, 28 Şubat öncesindeki normal günlük kapasitenin yaklaşık yüzde 20’si kadar petrolün Körfez’den çıktığını, ancak bunun büyük ölçüde Asya’ya, özellikle China, India, Japan ve South Korea’ya gittiğini söyledi. Ona göre bu akış ABD ve Europe için sorunu çözmüş değil.
Johnson, arz sıkışmasının genel petrol değil, ağır ham petrol kaynaklı olduğunu tekrar vurguladı. Rafinerilerin havacılık yakıtı ya da dizel üretimi için farklı biçimde ayarlanması gerektiğini belirten Johnson, olası bir acil durumun durumu ağırlaştırabileceğini söyledi. ABD’nin İran’a karşı yeniden hava operasyonlarına başlaması ya da Gulf of Mexico’da bir kasırganın rafinerilere zarar vermesi halinde dizel ve havacılık yakıtı arasında tercih yapılabileceğini savundu.
Hürmüz Boğazı ve Mutabakatın Yorumu
Glenn, Vance’in mutabakatı “petrol akışını yeniden başlatmak için gerekliydi” diye savunduğunu söyledi. Ancak bunun İran’la düşmanlığın geride bırakıldığı anlamına gelmeyebileceğini, ABD’nin mutabakat imzalanır imzalanmaz yeniden pazarlık yapmaya başladığını belirtti.
Johnson, mutabakat metnindeki bazı bölümlerin İran açısından muğlak bırakıldığını, özellikle yaptırımların tamamen kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması konularında ABD’ye manevra alanı sağladığını söyledi. Buna karşılık iki konunun daha net olduğunu savundu: Lebanon’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü ile Hürmüz Boğazı.
Johnson’a göre ABD, Lebanon konusunda mutabakata aykırı davrandı. Joseph Aoun’un Israel ile bir anlaşmaya varmasına aracılık edildiğini, bunun Israel askerlerinin Lebanon’da kalmasına ve ülkenin toprak bütünlüğünün ihlaline imkân verdiğini iddia etti.
Hürmüz Boğazı konusunda ise Johnson, mutabakatın beşinci paragrafının yalnızca Islamic Republic of Iran’a güvenli geçiş için düzenleme yapma sorumluluğu verdiğini söyledi. “Metin ne derse desin değil; metin orada çok açık: düzenlemeleri yalnızca Islamic Republic of Iran yapacak,” diyen Larry Johnson, bunun İran’a Hürmüz üzerinde fiili kontrol sağladığını savundu.
Johnson, mutabakatın 60 gün boyunca ticari gemilerden ücret alınmamasını öngördüğünü, fakat sonrasında İran’ın geçiş ücreti koymasını yasaklayan bir hüküm bulunmadığını söyledi. İran’ın bunu yapacağını savundu ve ABD’nin bundan hoşlanmamasının metni değiştirmediğini belirtti.
ABD’nin İhlal İddiaları ve Bölgeden Çekilme
Glenn, İran’ın izinsiz geçmeye çalışan bir gemiye saldırmasının ABD saldırılarını tetiklediğini, Trump’ın bunu İran’ın “çizgiyi aşması” olarak sunduğunu hatırlattı. Johnson ise mutabakatta, İran’ın izin vermediği bir ticari geminin Hürmüz’den çıkmasını engellemesi halinde ABD’nin saldırı düzenleyebileceğine dair bir hüküm bulunmadığını savundu.
“Mutabakatta ABD’nin İran’ı cezalandırabileceğini söyleyen tek bir kelime yok,” diyen Larry Johnson, “ilk paragraf iki tarafın birbirine saldırmayacağını söylüyor” ifadesini kullandı. Johnson’a göre ABD’nin bu saldırısı mutabakatın ilk açık ihlaliydi.
Glenn, ABD’nin şu anda bölgede ne yaptığını, asker yığıp yığmadığını ya da çekilip çekilmediğini sordu. Johnson, ABD’nin çekildiğini söyledi. Pete Hegseth’in Operation Epic Fury kapsamında Basra Körfezi’ne konuşlandırılan güçlerin geri çekilmesi için emir imzaladığını belirtti. Ayrıca UK’de konuşlu B-52 uçaklarının son 24 saatte ayrıldığını, Jordan’daki 6 ila 12 F-15 jetinin de UK’ye geçtiğini söyledi.
Johnson, ABD’nin çekilmeyi örtmek için “garip dezenformasyon” yaptığını iddia etti. USS Boxer ve Marines birliklerinin yeni gelmiş gibi duyurulduğunu, oysa geminin 18 Mart’ta San Diego’dan ayrılıp yaklaşık 30 Nisan’da bölgeye ulaştığını söyledi.
Askeri Komuta Kapasitesi ve İran’ın Konumu
Johnson, ABD’nin 28 Şubat’a göre bölgede daha zayıf olduğunu savundu. Bahrain’deki Fifth Fleet (Beşinci Filo) karargâhının fiilen kapandığını, radar ve uydu iletişim sistemlerinin tahrip edildiğini iddia etti. Qatar’daki Al Udeid üssünün de eski işlevini kaybettiğini, Combined Air Operations Center’ın artık South Carolina’daki Shaw Air Force Base’e taşındığını söyledi.
“ABD hâlâ Körfez’de görünse de, personelin çoğunu barındıran iki ana üs fiilen kapalı,” diyen Larry Johnson, ABD’nin bölgedeki varlığının “isimden ibaret” hale geldiğini savundu.
Glenn, ABD’nin geri adım atması halinde İran’ın bölgesel olarak güçlenebileceğini ve Gulf States’in buna uyum sağlamak zorunda kalabileceğini söyledi. Turkey, Gulf States ve Iran arasında ilişkilerin iyileşip iyileşmeyeceğini sordu. Johnson bu olasılıklar üzerine ayrıntılı bir öngörü yapmaktan çok, ABD’nin askeri altyapı kaybını vurguladı.
Israel’in Seçenekleri
Glenn, Israel kamuoyunda Iran’ın kazandığına dair bir algı olduğunu, Israeli siyasetçilerin ABD’nin savaştan uzaklaşmasını eleştirdiğini ve Israel’in ABD talepleriyle sınırlanmayacağını söylediğini aktardı. Ayrıca ABD’nin Iran’ı, Israel’in müzakerecileri öldürebileceği konusunda uyardığına dair haberleri gündeme getirdi.
Johnson, Israel’in yapmak istedikleri ile yapabilecekleri arasında fark olduğunu söyledi. Israel’in İran’a karşı sürdürülebilir saldırılar düzenleyecek durumda olmadığını savundu. ABD’nin KC-135 tankerleri ve havacılık yakıtı desteği olmadan Israel’in bir ya da iki saldırı yapabileceğini, ardından İran’ın karşılığıyla ağır darbe alacağını iddia etti.
“Israel’in İran’ın balistik füzelerine karşı etkili bir hava savunması yok,” diyen Larry Johnson, Patriot ve THAAD sistemlerinin İran saldırıları karşısında yüzde 10’dan az etkili olduğunu ileri sürdü. Johnson, İran’ın yeniden savaşa girmesi halinde Israel’in havaalanlarını ve yakıt altyapısını hedef alabilecek konumda olduğunu savundu.
Poland, Ukraine ve NATO-Russia Gerilimi
Glenn, Telegraph ve başka gazetelerde Russia’nın NATO’nun tepkisini ölçmek için Poland’a saldırı planladığına dair haberleri sordu. Bunun kendisine şüpheli geldiğini, Poland ile Ukraine arasında son dönemde ciddi bir ayrışma yaşandığını söyledi.
Johnson, bu değerlendirmeye katıldı. Son iki haftada Poland-Ukraine ayrılığının büyüdüğünü savundu. Ukrayna saflarındaki en büyük yabancı savaşçı grubunun Poles olduğunu, “10 binden fazla” Polish asker ya da gönüllünün öldüğünü ileri sürdü. Buna rağmen Poland’da hem Nawrocki hem Donald Tusk’ın, Ukraine’in Stepan Bandera ve diğer Nazi işbirlikçilerini onurlandırmasına dikkat çektiğini söyledi.
Johnson, Volhynia massacre sırasında 130 binden fazla Polish sivilin öldürüldüğünü belirtti ve Poland’ın, Ukraine bu mirası reddetmedikçe European Community’ye giremeyeceğini söylediğini aktardı. Ona göre Russia’nın Poland’a saldıracağı iddiası, Poland’da Ukraine’e sempati üretmeye dönük bir bilgi operasyonuydu.
Glenn de Batı basınının Poland-Ukraine ihtilafını “tarihle ilgili küçük bir anlaşmazlık” gibi sunduğunu, bunun faşist işbirlikçilerin ve sivil katliamlarının üzerini örttüğünü söyledi. Ancak Poland’ın bunu 12 yıl sonra gündeme getirmesini de garip bulduğunu belirtti.
Oreshnik, Taktik Nükleer Tehdit ve Son Uyarı
Glenn, Europe’un 2030’a kadar Russia ile savaşa hazırlanacağını söylediğini hatırlatarak, Kremlin açısından beklemenin neden mantıklı olacağını sordu. Russia’nın önleyici bir saldırı düzenleyip düzenlemeyeceğini sordu.
Johnson, bunun mümkün olduğunu söyledi. Russia’nın Kiev’deki yabancı delegasyonlara şehirden çıkmaları için uyarı yaptığını, ardından bu hafta yaygın saldırılar düzenlediğini belirtti. Russian tarafının NATO ve European yetkililerin öldüğünü iddia ettiğini, ancak bağımsız doğrulama olmadığını ekledi.
Johnson’a göre Russia’nın sonraki hedefleri UK ve Germany’deki fabrikalar olabilir. “Russia artık sonuçsuz saldırılara izin vermeyeceğini gösterecek,” diyen Larry Johnson, Batı yapımı uzun menzilli füzeler ve dronlarla saldırılar sürerse Moscow’un önce bu tesisleri vurabileceğini, sonra da saldırıların devamı halinde taktik nükleer silah uyarısı yapabileceğini savundu.
Programın sonunda Johnson, gelecek haftalarda dizel ve havacılık yakıtı durumuna dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Piyasa fiyatlarının gerçek arz sıkışmasını yansıtmıyor olabileceğini belirtti. “En azından yakıt sıkıntısının ABD’nin kısa vadede askeri olarak yapabileceklerini sınırlayacağını düşünüyorum,” diyen Larry Johnson, September ayına girildikten sonra Trump’ın ara seçimler öncesinde İran’a saldırıları yeniden başlatmasını olası görmediğini ifade etti.