Pepe Escobar: ABD’nin İran Stratejisinde Çaresizlik, Rüşvet İddiaları ve Nükleer Risk Tartışıldı
İngilizce yapılan podcast bölümünde sunucu Glenn, gazeteci ve siyasi analist Pepe Escobar ile ABD’nin İran’a yönelik baskı stratejisini, iddia edilen gizli temasları, ekonomik kuşatma girişimlerini ve nükleer silah kullanımına dair Washington’da normalleştiği öne sürülen tartışmaları ele aldı. Bölümün ana ekseni, Escobar’ın ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) içinde bölünme yaratmaya çalıştığı iddiası ve Glenn’in bunun daha geniş Avrasya güç dengesi açısından ne anlama geldiğine dair soruları oldu.
ABD’nin İran’da “içeriden bölme” girişimi iddiası
Glenn, ABD’nin savaşlarda yalnızca askeri güç veya ekonomik yaptırımlar kullanmadığını, aynı zamanda hedef ülkelerde bölünmeler yaratmaya çalıştığını belirterek tartışmayı açtı. Ona göre bu bazen demokrasi ve insan haklarını destekleme iddiasıyla, bazen de doğrudan rüşvetle yapılıyor. Glenn, son haberlerde ABD’nin İran’da IRGC komutanlarını “satın almaya” çalıştığı yönünde iddialar bulunduğunu söyledi.
Pepe Escobar, bu iddiayı Larry Johnson ile birlikte hafta içinde duyurduklarını ve daha sonra ek teyit aldıklarını öne sürdü. “Bu hikâyenin üzerinde baştan sona çaresizlik yazıyor,” diyen Pepe Escobar, “ama aynı zamanda çok öngörülebilir; çünkü bu, kaos, yalan, yağma, korsanlık ve rüşvet imparatorluğu” şeklinde değerlendirdi.
Escobar’ın anlatımına göre, Mayıs ayında Tulsi Gabbard tarafından Beyaz Saray ile Iraqi Kurdistan yönetimi arasında görece pasif bir arka kanal kurulmuştu. Bu kanalın, Iraqi Kurdistan Başkanı Nechirvan Barzani üzerinden Ahmed Vahidi’ye, yani Escobar’ın ifadesiyle IRGC’nin başındaki isme ulaşmayı hedeflediğini söyledi. Escobar, kanalın o dönemde sonuç vermediğini, ancak birkaç gün önce Trump yönetimi tarafından yeniden etkinleştirildiğini iddia etti.
Escobar, Trump’ın Vahidi’ye ve başka IRGC mensuplarına “milyarlarca dolar” teklif etmek istediğini öne sürdü. “Bu, Venezuela oyun kitabının yeniden uygulanmasıydı: içeriden kışkırtmak, bölmek ve yönetmek,” diyen Pepe Escobar, “savaşı kazanamadıkları için IRGC’yi içeriden istikrarsızlaştırmaya çalıştılar” ifadesini kullandı.
Escobar’a göre Vahidi bu teklifi Barzani üzerinden reddetti ve konuyu IRGC’ye, Supreme National Security Council’a ve İran liderliğine taşıdı. Daha sonra bu bilginin Pakistanlılara aktarıldığını, kendilerinin de iletişim zincirinin ayrıntılarını bu yolla öğrendiğini iddia etti. Escobar, ABD’nin yanlış kişiyle temas kurduğunu, asıl etkili ismin Mohsen Rezaei olduğunu savundu.
Ekonomik baskı ve İran’ı kuşatma planı
Glenn, ABD’nin İran konusunda net bir diplomatik çıkış yolu bulunmadığını, askeri zafer için de açık bir yol göremediğini söyledi. Ona göre Trump artık askeri baskıyı azaltıp ekonomik baskıya yöneliyor ve “economic D-Day” olarak adlandırılan yeni bir hamle duyuruyor. Ancak Glenn, bunun başarısının ABD’nin İran’a karşı deniz ve finans alanında “çifte abluka” uygulayabilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Escobar, ABD’nin İran’ı mali ve ekonomik olarak boğma varsayımını gerçekçi bulmadı. İran’ın Avrasya bağlantılarının merkezinde yer aldığını, kara koridorlarının ve alternatif finans kanallarının kolayca kesilemeyeceğini savundu. “Haritaya bakın; Avrasya’da tarihsel olarak bağlantı koridorlarının merkezinde kim var? İran,” diyen Pepe Escobar, “ABD, İran’ın komşularıyla kara bağlantılarını tümüyle engelleyemez” şeklinde konuştu.
Escobar, Çin şirketlerinin ve bankalarının ABD yaptırımlarına uyma konusunda artık farklı davrandığını ileri sürdü. Çinli kurumların Amerikan ikincil yaptırımlarından çok Çin hukukunu dikkate almaları gerektiği yönünde bir tutum benimsediğini söyledi. Ayrıca İran’ın bazı ortaklarıyla dolar dışı işlemler yaptığını ve İslami finans ağları üzerinden para transferi gerçekleştirebildiğini belirtti.
Pakistan’ın durumunu ise kırılgan olarak niteledi. Pakistan’ın bir yandan IMF kredisine ihtiyaç duyduğunu, diğer yandan İran ve Çin ile ilişkilerini koparmak istemediğini söyledi. Escobar’a göre ABD, Pakistan ile İran arasındaki kara koridorlarına ve Balochistan bölgesine müdahale etmeye çalışabilir. Ayrıca Caspian Sea’de İran gemilerine yönelik NATO drone saldırıları veya China-Iran railway hattına yönelik girişimler gibi ihtimallerden söz etti, ancak ABD’nin “İran’ı adaya çeviremeyeceğini” savundu.
Avrasya ittifakı ve ABD’nin stratejik çıkmazı
Glenn, ABD’nin yalnızca İran’a değil, aynı anda Çin’e ekonomik savaş, Rusya’ya ise vekalet savaşı yürüttüğünü belirtti. Bu nedenle İran, Rusya ve Çin’in birbirine daha fazla yaklaştığını söyledi. Ona göre ABD, bu üç aktörü ayrı ayrı baskılamak yerine hepsini aynı anda karşısına alarak elini fazla zorladı.
Escobar da İran, Rusya ve Çin’in ABD baskısını aşmak için ikili görüşmelerde yeni yollar arayacağını savundu. BRICS zirvesinden büyük kurumsal kararlar beklemediğini, ancak İran-Rusya ve İran-Çin ikili temaslarının önemli olabileceğini söyledi. Pakistan’ın ise “bıçak sırtında” olduğunu, IMF’ye bağımlılığın Global South ülkeleri için temel sorunlardan biri olduğunu vurguladı.
Glenn, ABD’nin Avrasya’daki üç büyük hattı aynı anda karşısına almasının öngörülebilir bir hata olduğunu söyledi. Çin’in geçmişte Rusya veya North Korea ile ticaretini sınırlayabileceğini, ancak artık ABD’nin baskı politikasını fazla ileri götürmesi nedeniyle Çin’in daha geniş bir direnç çizgisine yöneldiğini değerlendirdi.
Taktik nükleer silah tartışmaları
Podcastin en kritik bölümlerinden biri, ABD’de taktik nükleer silah kullanımına dair iddialar oldu. Glenn, Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin de yer aldığı bazı çevrelerde “taktik nükleer silah” kullanımının konuşulduğunu duyduklarını söyledi. Bunun doğruluğuna dair şartlı konuştu ve “eğer doğruysa” bunun çok dramatik bir gelişme olacağını belirtti.
Escobar ise asıl tehlikenin ABD’de taktik nükleer silah kullanımının normalleştirilmesi olduğunu savundu. “En ürkütücü taraf, Amerikalıların taktik nükleer silah kullanımını normalleştirme kampanyasına başlaması,” diyen Pepe Escobar, “bu, olabileceği kadar korkutucu” ifadesini kullandı.
Escobar, bu normalleşmeyi Gaza’daki soykırım tartışmalarıyla kıyasladı ve Batı kamuoyunun büyük ölçüde tepkisiz kaldığını ileri sürdü. Ona göre şimdi benzer bir süreç, nükleer silahların nükleer olmayan bir ülkeye karşı kullanılmasının gündelik bir seçenek gibi konuşulmasıyla yaşanıyor. “Bu tartışmalar kamuoyunun önüne geldiğinde karar zaten verilmiş olabilir,” diyen Pepe Escobar, “çünkü hiçbir vicdani sınırları yok” diye savundu.
Glenn, Barack Obama döneminden bu yana daha düşük patlama gücüne sahip nükleer silahların “daha kullanılabilir” gösterilmesine dair literatür bulunduğunu söyledi. Ona göre bu söylem, nükleer silahları sınırlı askeri hedeflerle orantılı araçlar gibi göstermeye çalışıyor. Ancak Glenn, bunun yine de nükleer silah kullanımının önünü açacağını ve “Pandora’nın kutusunu” açacağını belirtti.
İran’ın direniş kapasitesi ve ABD’nin yanlış hesabı
Glenn, ABD’nin İran’ı askeri veya ekonomik baskıyla boyun eğmeye zorlayabileceğini varsaydığını söyledi. Her ülkenin bir kırılma noktası olabileceğini kabul etmekle birlikte, İran’ın neden kırılamadığını sordu.
Escobar, bunun temelinde ABD’nin Şii direniş etiğini anlamamasının yattığını savundu. “Şii direniş etiğini, egemenlik iddiasını, özveriyi ve idealler uğruna acı çekmeyi anlamıyorlar,” diyen Pepe Escobar, “Trump Beyaz Sarayı’nda Kerbela ruhunu gerçekten çalışmış birini hayal edebilir misiniz?” diye sordu.
Escobar’a göre Islamic Revolution yalnızca dini değil, aynı zamanda antikolonyal bir hareketti. İran’ın Shah döneminde ABD’nin “Gulf jandarması” olarak görülmesine karşı doğduğunu ve bu hafızanın bugün hâlâ etkili olduğunu söyledi. ABD saldırılarının, özellikle Qasem Soleimani’nin öldürülmesinden bu yana İran’da yeni bir dönemi başlattığını savundu.
Escobar, İran’da liderliğin güvenlik nedenleriyle görünür olmasa bile bir bütünlük sağladığını, IRGC ve siyasi aktörlerin ülkenin savunucuları olarak görüldüğünü ileri sürdü. Ayrıca Iran’ın Global South içinde daha güçlü bir sembolik konuma ulaştığını, birçok ülkede ABD’ye karşı direnişin öncüsü gibi algılandığını söyledi.
MOU, diplomasi ve güven krizi
Glenn, ABD’nin askeri seçeneği kalmadıysa, ekonomik baskı işe yaramıyorsa ve IRGC içinde bölünme yaratma girişimi başarısız olduysa mantıklı yolun müzakereye dönmek olacağını söyledi. Ancak ABD’nin diplomatik sermayesini tükettiğini, güvenin kalmadığını belirtti. Trump’ın daha önce imzalanan MOU’yu geri çevirdiğini ve İran’dan “beyaz bayrak” beklediğini ifade etti.
Escobar’a göre İran yeni bir şey talep etmiyor; MOU’da yer alan maddelerin uygulanmasını istiyor. “İranlılar MOU’da olmayan hiçbir şeyi talep etmiyor,” diyen Pepe Escobar, “her şey orada; mesele taahhütlerin yerine getirilmesi” şeklinde açıkladı.
Escobar, Çin’in de MOU’nun yeniden müzakere edilemeyeceğini, tarafların imzaladığı taahhütlerin uygulanması gerektiğini söylediğini aktardı. MOU’nun 14 maddesinin uygulanmasının ABD açısından stratejik yenilgiyi kabul etmek anlamına geleceğini savundu. Ona göre bu yüzden Washington anlaşmayı uygulayamıyor.
Glenn, Trump’ın sosyal medyada İran’ın tazminat talep ettiğini ve bunun görüşmelerde hiç konuşulmadığını söylediğini hatırlattı. Ancak Glenn’e göre Trump’ın imzaladığı MOU’da ABD ve müttefiklerinin İran’ın yeniden inşası için 300 milyar dolar sağlaması gerektiği yazıyordu. Glenn, Trump’ın bunu bilerek mi yoksa gerçekten okumadığı için mi söylediğini sorguladı.
Escobar, Trump’ın metinleri okumadığını iddia etti. “Trump okumaz; onunla New York’ta çalışmış insanlardan bildiğimiz şey bu,” diyen Pepe Escobar, “her şey Fox News parçalarıdır ve bunlar da bir dakikadan uzun sürmemelidir” diye konuştu.
Petrol, Strait of Hormuz ve bağlantı koridorları
Escobar, savaşın yalnızca İran’ın nükleer programı veya bölgesel etkisiyle ilgili olmadığını, petrol, petro dolar ve Strait of Hormuz ile bağlantılı olduğunu savundu. ABD’nin Strait of Hormuz üzerindeki etkisini kaybettiğini ve bunun petro dolar açısından büyük sonuçları olacağını ileri sürdü.
Ayrıca Yemen’in Bab al-Mandab üzerinde baskı kurabileceğini, bunun Red Sea güzergâhlarını etkileyebileceğini söyledi. Escobar, 21. yüzyılın bağlantı koridorları için savaşlarla şekillendiğini savundu. Ona göre Iran, hem doğu-batı yönündeki yeni ticaret yollarında hem de International North-South Transport Corridor hattında merkezi konumda bulunuyor.
Glenn, North-South corridor’un Russia’dan Iran üzerinden India’ya uzanan hattının, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin Sovyetler Birliği’ne silah sevkiyatında kullandığı güzergâha benzediğini hatırlattı. Bu nedenle ABD’nin bu lojistik gerçekleri bilmesi gerektiğini söyledi.
Programın sonunda Glenn, Trump’ın taktiklerinin kendisini ikinci kez başkanlığa taşıdığını, ancak şimdi “duvara çarptığını” söyledi. Ona göre Washington’da artan çaresizlik, özellikle Trump gibi bir lider altında daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.