Patrick Henningson: ABD’nin Iran ve Ukraine Politikası Diplomasi Değil, Kontrol Krizi
İngilizce yayında Glenn ile journalist Patrick Henningson, ABD’nin Iran ve Russia politikalarını, Ukraine savaşındaki diplomasi çıkmazını, Israel-Iran gerilimini ve Middle East’te güç dengesinin nasıl değiştiğini tartıştı. Bölüm, Washington’ın hem Iran hem Russia karşısında arabulucu gibi görünürken savaşların tarafı olduğu iddiası etrafında şekillendi; Henningson’a göre bu durum ABD’nin diplomatik kapasitesi ve küresel nüfuzu açısından daha geniş bir kırılmaya işaret ediyor.
Iran ve Russia Hatlarında Tırmanma
Glenn, konuşmaya ABD’nin Iran’a yönelik son saldırıları ve Iran’ın Bahrain, Kuwait ve Jordan’daki ABD üslerine misilleme yaptığı iddiasıyla başladı. ABD’nin önceki 39 günlük savaşta zorlandığını, ateşkese ihtiyaç duyduğunu ve Donald Trump’ın Iran’ın 10 maddelik planını görüşmeler için başlangıç noktası kabul ettiğini söyledi. Ancak Glenn’e göre Washington daha sonra geri adım attı ve yeni bir tırmanma dönemine girdi.
Patrick Henningson, bu tabloyu anlamlandırmanın kolay olmadığını belirtti. Trump yönetiminin gerçekten ateşkes isteyip istemediğinden emin olmadığını söyleyen Henningson, “Mevcut yönetimin geleneksel diplomatik çerçevede ateşkesin ne olduğunu anladığından emin değilim,” diye konuştu. Ona göre Trump yönetimi “anlaşma” dilini öne çıkarıyor, ancak bu dil kalıcı bir barış ya da diplomatik mutabakat anlamına gelmiyor.
Henningson, “Bir deal, ateşkes değildir; bir deal, uzlaşı değildir ve kesinlikle antlaşma değildir,” diyerek Trump’ın kullandığı dilin müzakere edilmiş gerçek bir çözümü dışladığını savundu. Russia-Ukraine, Iran ve Gaza örneklerinde Washington’ın her cephede başarısız olduğunu ileri sürdü. Bu başarısızlıkların tesadüf mü yoksa bilinçli bir tercih mi olduğu sorusunu gündeme getiren Henningson, White House’un “diplomasi dışı” bir politika izlediğini değerlendirdi.
ABD’nin Arabuluculuk İddiası
Glenn, ABD’nin kendisini tarafsız arabulucu gibi sunmasını “olağanüstü” bulduğunu söyledi. Ukraine savaşında Washington’ın yıllarca NGOs aracılığıyla anti-Russian muhalefeti desteklediğini, 2014’teki darbede rol oynadığını, Minsk agreement sürecini zayıflattığını, Ukrainian army’yi eğittiğini ve 2022’de Istanbul peace agreement’ın sabote edilmesine katkı verdiğini savundu.
Glenn’e göre ABD, tüm bu rolüne rağmen kendisini Russia ve Ukraine arasında arabulucu gibi konumlandırabiliyor. Aynı durumun Israel ve Iran için de geçerli olduğunu söyleyen Glenn, Washington’ın Israel’in başlıca destekçisi olmasına karşın iki taraf arasında anlaşma sağlamaya çalıştığını iddia etmesini çelişkili buldu.
Henningson da ABD’nin Israel’den ayrı ya da tarafsız olmadığını söyledi. “ABD tarafsız bir taraf değildir; Israel’den ayrı değildir, kesinlikle değildir,” diyen Henningson, Washington’ın isterse Israel’e sağladığı askeri ve teknik desteği keserek gerçek baskı kurabileceğini belirtti. Iron Dome sisteminden hava yakıt ikmaline, ortak komuta merkezlerinden istihbarat desteğine kadar ABD-Israel askeri entegrasyonunun çok derin olduğunu savundu.
Henningson, ABD’nin Iran’la düşük yoğunluklu bir çatışmayı uzatmak zorunda kalabileceğini, çünkü mühimmat ve hava savunma stoklarının azaldığını söyledi. Ona göre hem ABD hem Israel, savaş öncesi seviyelere dönmek için yıllara ihtiyaç duyabilir.
Russia’nın Washington’a Bakışı
Henningson, Russia’nın Trump tarafından kandırıldığı yorumlarına katılmadı. Ona göre Moscow, ABD ile gerçek diplomasi yapılamayacağını çoktan anladı ve Trump yönetimini “yönetme” stratejisi izliyor. Sergey Lavrov’un daha önce ABD için kullandığı “agreement capable değil” değerlendirmesini hatırlatan Henningson, bunun uluslararası ilişkilerde paradigma değişimine işaret ettiğini söyledi.
“Russia, bu düzensizliği fiyatladı; Iran da artık ABD’yi fiyatladı,” diye belirten Henningson, Tehran’ın da Moscow gibi müzakere kapısını açık tuttuğunu ancak bunu sadece Washington’a değil, China ve diğer aktörlere makul bir güç olduğunu göstermek için yaptığını ifade etti. Iran’ın tutarlı, caydırıcı ve normatif bir aktör gibi davrandığını; ABD’nin ise tutarsız, ikiyüzlü ve öngörülemez göründüğünü savundu.
Glenn, Anchorage görüşmelerinden sonra Russia’nın ABD’nin anlaşma yapabilme kapasitesine güvenini kaybettiğini söyledi. Ona göre Moscow artık Washington’la konuşmayı sürdürüyor, fakat sahadaki askeri hedeflerini Amerikan açıklamalarından bağımsız biçimde yürütüyor.
Europe ve Ukraine Diplomasisi
Glenn, Europe’un Ukraine konusunda da diplomasi görüntüsü verdiğini ancak gerçekte süreci sabote ettiğini savundu. 2013 sonunda NATO countries’in Ukraine’i istikrarsızlaştırdığını, Europeans’ın Viktor Yanukovych ile unity government için garantörlük verdiğini ancak bunu saatler içinde ihlal ettiğini söyledi. Minsk agreement’ın yedi yıl boyunca uygulanmadığını ve Istanbul agreement’ın ortadan kaldırılmasına sessiz kalındığını belirtti.
Henningson, Ukraine’in son dönemde “sahada rüzgarı tersine çevirdiği” yönündeki Western press anlatısının bilinçli biçimde kurulduğunu söyledi. Ona göre bu anlatı, Russia’yı barışı reddeden taraf gibi göstermek için kullanılıyor. “Bu gerçek savaş değil; bu sanal savaş,” diyen Henningson, Europe’un dört yıldır bu propaganda döngüsünün içinde kaldığını savundu.
Henningson, Western capitals’ın 24 February 2022 öncesini tartışmak istemediğini söyledi. Minsk Accords, UN Security Council Resolution 2202 ve Maidan öncesi süreçlerin hafızadan silindiğini belirterek, Ukraine’de yaşananların bir civil war boyutu bulunduğunu iddia etti. Ona göre Russia’nın “root causes” talebi dikkate alınmadan kalıcı bir çözüm mümkün değil.
NGOs, USAID ve Sovereignty Tartışması
Konuşmanın önemli bölümlerinden biri de NGOs, USAID ve Western soft power tartışmasıydı. Henningson, Trump yönetiminin USAID kesintileriyle ABD’nin küresel etki araçlarını tam anlamadığını savundu. USAID’i “CIA için soft power alanı açan büyük bir Trojan horse” olarak tanımlayan Henningson, Bulgaria, Ukraine, Poland ve başka ülkelerde medya ve sivil toplum ağlarının bu fonlarla desteklendiğini ileri sürdü.
Glenn, National Endowment for Democracy’nin Reagan döneminde CIA ile ilişkili bir yapı olarak kurulduğunu ve covert faaliyetlerin “democracy promotion” adı altında açık biçimde yürütüldüğünü söyledi. Ukraine örneğinde USAID’in Ukrainian media’nın yüzde 85 ila 90’ını finanse ettiğini iddia ederek, bunun bağımsız gazetecilik tartışmasını tersine çevirdiğini belirtti.
Georgia örneği de uzun şekilde ele alındı. Glenn, eski Georgian president’ın önce French ambassador olarak görev yaptığını, sonra Georgian citizenship alarak foreign minister ve ardından president olduğunu anlattı. Ukraine’de Natalie Jaresko’nun da US-born citizen olarak State Department ve US embassy geçmişinden sonra 2014’te Ukrainian citizenship alıp aynı gün finance minister olduğunu söyledi.
Henningson, bu örnekleri “içeriden Amerikan çıkarlarını temsil etme” modeli olarak değerlendirdi. Mikhail Saakashvili’yi de bu modelin sembolü olarak gösterdi ve Balkans ile Eastern Europe’ta ciddi sovereignty sorunları bulunduğunu savundu. “EU üyesi, NATO üyesi ve doğrudan ABD askeri varlığı altındaysanız, bağımsız foreign policy’niz olabilir mi?” diye sordu.
Bosnia, Georgia ve Colonial Yönetim İddiası
Glenn, Bosnia örneğini “koloni gibi yönetilme” iddiasıyla gündeme getirdi. Dayton agreement sonrasında getirilen Bonn powers’ın barış anlaşmasını uygulamak için tasarlandığını, ancak zamanla EU tarafından entity system’ı dönüştürmek için kullanıldığını savundu. Bu yetkilerin iki yıl için öngörüldüğünü, fakat 31 yıldır sürdüğünü söyledi.
Glenn’e göre Bosnia’da seçilmiş politikacılar görevden alınabiliyor, yasalar iptal edilebiliyor ve bu durum “liberal democratic values” adına meşrulaştırılıyor. Henningson ise Georgia’da yaşanan son gelişmeleri olumlu bulduğunu, birçok ülkede NGOs ağlarının artık daha fazla sorgulandığını söyledi.
Turkey, Iran ve Islamic World
Glenn, Iran’ın Israel ve ABD’ye karşı direnmesinin bölgede Israel’in yenilmezliği algısını zayıflatabileceğini sordu. Turkey’den gelen sert retoriğin halk baskısından mı yoksa Israel’in zırhında bir çatlak görülmesinden mi kaynaklandığını tartışmaya açtı.
Henningson, Naftali Bennett’in “Turkey is the new Iran” sözünü hatırlatarak Turkey, Saudi Arabia ve Iran’ın Muslim world açısından üç kritik ülke olduğunu söyledi. Saudi Arabia’nın Mecca ve Medina’nın custodian’ı olduğunu, Turkey’nin Ottoman Empire döneminde bu rolü taşıdığını, Iran’ın ise Palestine ve Al-Aqsa Mosque konusunda fiili liderlik iddiası ortaya koyduğunu belirtti.
Henningson, Erdoğan döneminde AK Party’nin Turkey’de Islam’ı devlet ve toplum hayatının merkezine taşıyan uzun vadeli bir dönüşüm yürüttüğünü savundu. Ancak Palestine konusunda en açık ve fiili tutumu Iran’ın aldığını söyledi. “Iran, küresel ummah açısından ahlaki bakımdan lider değilse bile en azından bu konuma yükseldi,” diyen Henningson, Hezbollah’ın da October 7 sonrasında Israel’i Gaza’dan güç çekmeye zorlamak için saldırdığını ve bunu ilkesel bir karar olarak sunduğunu belirtti.
Iran’ın Yeni Güç Konumu
Henningson’a göre Iran, ABD ve Israel karşısında ayakta kalarak sadece Islamic world içinde değil, jeopolitik düzeyde de yeni bir konum kazandı. “Iran artık red lines çiziyor ve action-reaction temposunu yönetiyor,” diye konuşan Henningson, Tehran’ın escalation dominance sağladığını savundu.
Russia’nın 2015’te Syrian war’a girmesiyle Middle East jeopolitiğinin değiştiğini hatırlatan Henningson, benzer bir dönüşümün şimdi Iran için yaşandığını söyledi. Ona göre Russia’nın Syria’da devreye girmesi, kararların Moscow üzerinden geçmesini zorunlu kılmıştı; Iran da bugün Strait of Hormuz, Lebanon ve Gaza üzerinden benzer bir bölgesel ağırlık kuruyor.
Glenn, Iran’ın sadece Strait of Hormuz üzerindeki etkisiyle değil, Lebanon’a güvenlik şemsiyesi uzatmasıyla da bölgesel güvenlik mimarisini dönüştürdüğünü söyledi. Ona göre bu, ABD ve Israel’in genelde yaptığı gibi hedef ülkeyi izole edip bombalama stratejisine ters düşüyor.
Lebanon ve Red Lines
Henningson, Iran’ın Lebanon’ı ateşkes paketine dahil etme hamlesini “yalnızca yükselen normatif bir gücün talep edebileceği” bir adım olarak nitelendirdi. Iran’ın GCC countries’e yönelik misillemelerle çatışmayı bölgesel ve küresel düzeye taşıdığını, enerji arzı ve Strait of Hormuz üzerinden büyük bir kaldıraç yarattığını söyledi.
Henningson, ABD’nin son üç ayda Vietnam sonrası dönemde benzeri görülmemiş uçak kayıpları yaşadığını iddia etti. Yemen sürecini de aynı çatışmanın parçası sayarak, ABD’nin yaklaşık 75 fixed-wing aircraft kaybettiğini ileri sürdü. Bu kayıpların iki Iraq war dönemindeki toplam uçak kayıplarıyla kıyaslanabilir olduğunu savundu.
Lebanon meselesinde Henningson, Iran’ın Israel’in sivilleri müzakere kozu olarak kullanmasına izin vermek istemediğini söyledi. Israel’in Gaza’ya yardımı kesmesini ve Bezalel Smotrich ile Itamar Ben-Gvir’in sert açıklamalarını Iran’ın pozisyonunu doğrulayan örnekler olarak sundu. Henningson’a göre Iran, Gaza, South Lebanon ve Iran’daki sivil ölümleri aynı ahlaki çerçeveye yerleştirerek Israel’in çatışmaları ayrı ayrı yönetme stratejisini kırıyor.
Soft Power’ın Çöküşü ve Eastward Shift
Glenn, 2000’lerin başında international relations alanında ABD soft power’ının ve EU’nun normative power etkisinin temel tartışma başlıkları olduğunu hatırlattı. Bugün ise German chancellor’ın Israel için “kirli işi yapıyorlar” minvalindeki sözleri, nuclear reactors’a saldırı desteği, genocide tartışmaları ve Ukrainian refugees’in cepheye gönderilmesi gibi örneklerle Western moral authority’nin çöktüğünü savundu.
Henningson da Russia ve China’nın Iran’a bakışının değiştiğini söyledi. “Iran, ABD ile tam ölçekli bir savaşa girdi; Russia bunu Soviet Union tarihi boyunca bile yapmadı,” diye belirten Henningson, Iran’ın “global resistance” açısından zirve noktaya yerleştiğini ifade etti.
Henningson’a göre savaşlar uzun vadede askeri olduğu kadar ekonomik olarak da kazanılıyor. EU’nun bir dönem dünyanın en cazip single market’i olduğunu, fakat bu sistemin artık kendi içinde tükendiğini savundu. Küresel sermayenin eastward yöneldiğini ve China’nın sermaye için en güvenli, istikrarlı adres haline geldiğini söyledi. Iran’ın da bu doğuya yönelen paradigma içinde sağlam biçimde konumlandığını belirtti.
İran ve Rusya’ya Yönelik Tırmanma
Glenn: Programa tekrar hoş geldiniz. Bugün bize Middle East’i ve Ukraine’daki çatışmayı son derece yakından takip eden gazeteci Patrick Henningson katılıyor. Programa geldiğiniz için teşekkür ederim.
Patrick Henningson: Seninle olmak harika, Glenn.
Glenn: Hem Iran’a hem de Russia’ya karşı tırmanmaları konuşmak istedim. İnsanların bunun ne kadar kontrolden çıktığını her zaman takdir ettiğini sanmıyorum. Ama Iran’la başlayalım, çünkü sadece son 24 saat içinde US’in Iran’a saldırdığını gördük; buna en az iki su rezervuarı da dahil, bu da on binlerce insanın suyunun kesilmesine yol açtı. Iran da Bahrain, Kuwait ve Jordan’daki, hatta belki daha fazla yerdeki US üslerine misilleme yaptı.
Bu yeni tırmanma turunu nasıl anlamlandırıyorsunuz? Çünkü United States zaten bu 39 günlük savaşta İranlılarla çatıştı. US çok zor bir konumdaydı. Ateşkesi çok istiyorlardı ve bunu biliyoruz. Trump’ın Iran’ın 10 maddelik planını görüşmeler için başlangıç noktası olarak kabul etmesinin nedeni buydu. Evet, daha sonra hepsinden geri adım attı. Ama United States’in burada ne yaptığını nasıl anlamlandırıyorsunuz?
Patrick Henningson: Bu kolay değil. Bugünlerde bunu yapabilmek için özel süper güçlere ihtiyaç var. Ama bu konuşmayı karmaşık hale getiren şeylerden biri şu: Bu başkanı uzun yıllardır incelemiş, onun dış politika danışmanlarını ve genel olarak Trump yönetimini incelemiş biri olarak, Trump’tan duyabileceğiniz söylemlere ve medyanın Trump yönetiminin tweet’leriyle belirlediği tempoya uyum sağlama biçimine rağmen, gerçekten ateşkes istediklerine tam olarak ikna olmuş değilim.
Tepkiler, eylemler, öfke; sonra bir çözüm geliyor, sonra başka bir tökezleme ve başka bir öfke. Medya döngüsü üzerinde inanılmaz bir kontrol var. Bu yüzden US’in gerçekten ateşkes istediğine ikna olmuş değilim. Daha da derine ineyim, Glenn: Mevcut yönetimin geleneksel diplomatik çerçevede ateşkesin ne olduğunu anladığına da ikna olmuş değilim.
“Bir anlaşmaya yakınız. Biz anlaşma istiyoruz. Onlar anlaşma istiyor. Herkes anlaşma istiyor. Anlaşmaya yakınız” diyorlar ve uluslararası medyayı da buna dahil etmiş durumdalar. Ama bir “anlaşma” ateşkes değildir. Bir anlaşma mutabakat değildir ve kesinlikle antlaşma değildir. Sorun da bu. Dili yeniden kurguladılar ve bu, anlamlı bir müzakere edilmiş çözümü neredeyse dışlıyor.
Geçmiş sicile bakarsanız, Glenn, Russia-Ukraine’dan söz ettiniz, Iran’daki durumdan söz ettiniz; ben de Gaza’yı ekleyeyim, Israeli-Gaza meselesini. Bu yönetim göreve gelir gelmez doğrudan arabuluculuk yapmaya çalışıyordu. Her cephede tamamen başarısız oldular. Ve sonuç felaket oldu. İnsan şunu sorabilir: Bu tasarım gereği mi? Çünkü bu yönetimin devlet yönetimi ve diplomasi açısından yapılması gerekenleri yapma niyeti var mı?
Bu White House’ta, bu hükümette sanki diplomasi karşıtı bir politika var. Bu da çok şahin Cumhuriyetçi ve Demokrat Kongre ve Senato üyeleriyle ve bence biraz kandırılmış bir medya ortamıyla pekiştiriliyor. Medyada benim söylediğimi belki söyleyen birkaç zeki insan var, ama çok değil.
Bu konuşmadaki sorunlardan biri bu, Glenn: Benim “müzakere edilmiş çözüm” ya da “barış anlaşması” dediğim şeye dair herhangi bir şans olduğunu düşünmüyorum; başkaları buna “deal” diyor. Bu noktada hepimizin şunda hemfikir olması gerekir: Trump’ın lingua franca’sında “deal” kimseye bir fayda sağlamıyor. Var olmayan bir şey. Geçici, uçucu, hiçbir anlamı yok.
Russia-Ukraine durumuna bakın. Kaç tane potansiyel anlaşma oldu? “Maden anlaşmasına yakınız.” “Şu anlaşmamız var.” Alaska zirvesi, “çok iyi görünüyor” derken hiçbir yere gitmiyor. Bence burada da tam olarak aynı şey oluyor. Gaza’da olan da buydu. Ortaya çıkacak herhangi başka bir sahada da aynı şey olacak. Bu benim oldukça karamsar analizim.
US’in Arabulucu Rolü
Glenn: Evet. Bunun başka bir boyutu daha var: US’in kendisini arabulucu olarak sunma becerisi. Bunu oldukça olağanüstü buluyorum. Çünkü Ukraine savaşı konusunda söylediğiniz gibi, insanlar yıllarca United States’in tüm bu STK’ları fonlayıp Rusya karşıtı muhalefeti inşa etmeye çalıştığını unutuyor. 2014’teki darbeye öncülük eden America’ydı. Yedi yıl boyunca Ukrainian ordusunu inşa edip eğitirken, bu savaşa hazırlarken ve Donbas’ı hedef alırken Minsk anlaşmasını baltalayan Amerikalılardı.
2019 seçim sonuçlarının fiilen tersine çevrilmesine yardım eden de US’ti. Evet, Nisan 2022’de Istanbul barış anlaşmasını sabote eden de onlardı. Hâlâ savaş planlayıcılarının çoğunu Germany’de konumlandıran ülke onlar. İstihbaratı, silahları, hedeflemeyi, hepsini sağlıyorlar. Buna rağmen kendilerini arabulucu olarak sunuyorlar.
İki gün önce ve başka makalelerde şunu gördüm: “US, Israel ile Iran arasında bir anlaşmaya arabuluculuk etmeye çalışacak.” Gerçekten mi? Yani bu biraz etkileyici. Ama görünüşe göre Russians üzerinde işe yaradı, çünkü United States’in, Trump’ın gerçekten çok farklı bir şey yapacağına, bu savaşı bitirmek istediğine dair bir umut taşıdığını düşündüler. Güç dağılımının değiştiğini, US ile Russia’nın gerçekten hasım olmak zorunda olmadığını, Russian sınırlarındaki NATO genişlemesini durdurabileceğini düşündüler; çünkü bu çok fazla US kaynağı tüketiyor ve Russia’yı China’ya fazla itiyordu.
Bunun America’nın istediği şey olduğunu gerçekten düşündüler. Ama görünen o ki yaptığı tek şey, yüksek yoğunluklu bir savaşı Europeans ve Ukrainians üzerine itmek, kendilerini biraz geri çekmek ve aslında kendilerini arabulucuya dönüştürmek oldu.
Sizce Iran’da da benzer bir şey yapıyor olabilirler mi? Çünkü orada da herhangi bir barış istiyor gibi görünmüyorlar. Bence herhangi bir barış anlaşması onlar için kabul edilebilir olmazdı. Ama hedef, yüksek yoğunluklu savaşı yönetilebilir düşük yoğunluklu bir savaşa dönüştürmek gibi görünüyor; böylece silahları tükenmeden ya da tüm müttefiklerinin yerle bir olduğunu görmeden Iran’ı kademeli olarak boğabilirler. Büyük soruyu kısaltarak sorayım: Strateji nedir?
Patrick Henningson: Elbette. Bu iki başlık arasında gidip geleceğim, çünkü çok sayıda nokta ortaya koydunuz. Bunlardan biri şu: US’in Iran’la yarı düşük yoğunluklu bir çatışmayı uzatmaktan başka seçeneği yok. Neden? Mühimmat stokları yok. Füze savunma stokları düştü. US askeri tedarikleri açısından dünyanın dört bir yanında bir açığı başka bir yerden kapatmaya çalışıyorlar. Savaş öncesi seviyelere dönmeleri yıllar alacak, buna Israel de dahil.
Bu da onlara uyuyor. Şu anda geçtikleri modun bu olmasına şaşırmam. En büyük aldatmaca, sizin de işaret ettiğiniz gibi, US’in tarafsız olduğu, neutral bir aktör olduğu, Israel’den ayrı olduğu fikri. Hayır, kesinlikle değiller. Gerçek bir baskı uygulamak isteselerdi, Israel’e tedariki durdurmakla tehdit ederlerdi.
Bu yalnızca teslimat yapmak meselesi değil. United States’in Israel içinde dakika dakika sağladığı tüm teknik destek, US personeli, birlikte yürüttükleri ortak komuta merkezleri var. İnsanlar United States ile Israel’in ne kadar derinden iç içe geçtiğini fark etmiyor. Iron Dome sistemi de dahil. Iron Dome bütünüyle olmasa bile fiilen bir US sistemi; en azından başlangıçta öyleydi. Artık Israeli bileşenleri de var. Ama United States, belirli bir noktaya kadar tüm Iron Dome sistemini tedarik ediyor, işletiyor ve personelini sağlıyordu. Şimdi Israel çok daha fazla dahil, ama US katılımı olmadan değil.
Bu sadece bir örnek. United States’in Israel’e sağladığı havada yakıt ikmali desteğini saymıyorum bile. Hatta raporlara göre son birkaç gün içinde Saudi Arabian hava sahası üzerinde Iran’ı vurmak için US tarafından yakıt ikmali yapılan F-35’lerle Israel’e destek sağladılar. Bu elbette ciddi bir mesele.
Ayrı değiller. En azından inandırıcı biçimde ayrıymış gibi davranamazlar. US ve Batı siyasi medya tartışması içinde bunu yapabilirler; Batı’daki insanlar genel olarak US’in burada ne kadar karanlık bir düzeyde hareket ettiğini anlamayacak kadar saf. Ama dünyanın geri kalanı kandırılmıyor.
Russia’nın US’i Yönetme Biçimi
Patrick Henningson: Mükemmel bir örnek için Russia ve Ukraine’a dönelim. Batı’daki birçok Russia analisti, Washington tarafından kandırıldıklarını söyleyecektir. Russia’daki bazı Russian analistlerin de bunu söylediğini gördüm; Trump tarafından kandırıldıklarını, ciddi herhangi bir müzakere konusunda samimi olmadıklarını söylüyorlar. Ben bunun böyle olduğuna inanmıyorum.
Bence Russia çok alaycı bir şekilde, US ile gerçek diplomasi ya da müzakere yapılamayacağını kabul etti. Dolayısıyla Russia’nın Trump’ı çok ustaca yönettiğini düşünüyorum. Russia sahada yapması gerekeni yapmak zorunda olduğu gerçeğine teslim olmuş durumda. US ile etkileşimlerinden kendileri için ne kadar fayda çıkarabilirlerse çıkarıyorlar, United States’i memnun tutuyorlar.
Bunun mükemmel bir kanıtı şu: US, State Department’ta resmi pozisyonları bile olmayan sahte bir diplomatik kadro görevlendirdi: Steve Witkoff ve Jared Kushner. Russia ne yaptı? Onlar da kendi sahte diplomatlarını görevlendirdi. Aslında sahte diplomat değil, ama resmi bir Russian diplomat da değil: Kirill Dmitriev. Sanırım ismi doğru söyledim. US merkezli, US halkla ilişkilerini çok iyi biliyor, US siyasetini anlıyor. Yani ilişkiyi o yönetiyor. Bu Trump için de işliyor, Russia için de. İdeal değil, ama buna razı olmuş durumdalar.
Bu yüzden kendinize şunu sormalısınız: Dışişleri Bakanı Araghchi ya da Pezeshkian, Russia heyetiyle görüşmek için Moscow’ya gittiğinde sizce ne konuşuyorlar? Size söyleyeyim, konuşmanın bir kısmı şu olacak: United States’i nasıl yönetiriz?
Russia bu öngörülemezliği hesaba kattı. Sergey Lavrov’un birkaç yıl önce ortaya attığı ifade de buydu: US “anlaşma yapabilir” bir aktör değil. Bu cesur, inanılmaz, tarihi bir ifade ve bu güçler arasındaki uluslararası ilişkilerde bir paradigma değişimine işaret ediyor.
Bence Iran da artık United States’i hesaba katmış durumda. US’i yönetiyorlar, ama muhtemelen çok daha karmaşık bir şekilde yapıyorlar, çünkü şu anda birbirleriyle savaş halindeler. Ama yine de bunu yapıyorlar. Ve bence iyi yapıyorlar.
Iran, Russia doktrinini benimsedi: Görüşmelere kapıyı her zaman açık bırakmak. Neden? Bu yalnızca kendi çıkarları için değil; aynı zamanda dünyanın geri kalanına ve China dahil diğer güçlere, potansiyel müttefiklere ve tarafsız aktörlere Iran’ın uluslararası sistemde makul, normatif bir güç olduğu mesajını vermek için.
Iran’ın davranışına bakarsanız; tutarlılık, caydırıcılığını, tehditlerini ya da açıklamalarını destekleyebilme ve çok çevik davranma açısından, US’in tamamen öngörülemez, tamamen tutarsız, ikiyüzlü ve sürekli kendi açıklamalarından geri dönen tavrıyla zıtlık gösteriyor. US artık uluslararası sistemde normatif bir güç değil.
Uluslararası ilişkilere bütün olarak, geleneksel IR çalışmaları açısından bakarsanız, dünya sistemi denen birim içinde sistem zamanla normatif güçlerin lehine bükülme eğilimindedir. Bu yüzden bence United States, kendisini Israel ya da Ukraine gibi aktörlere ve diğer bazı müttefiklerine bağlayarak burada gerçekten kendisini izole etti. Bu onların lehine sonuçlanmayacak.
Sonuçlar basit. US’in Haziran’daki durumuna bakın. Bunu 27 Şubat’taki durumlarıyla karşılaştırın. Üç kategoride karşılaştırın: askeri olarak; siyasi, iç politika ve jeopolitik/uluslararası olarak; ekonomik, iç ve uluslararası olarak. Berbat durumdalar. Sadece üç ay içinde.
Bunun büyük kısmının, konumlarını, ne yaptıklarını, müttefiklerinin kim olduğunu, düşmanlarının kim olduğunu ve stratejilerinin ne olduğunu anlayamamalarından kaynaklandığını savunurum. Iran mutlak bir strateji sergiliyor. Iran’ın stratejik zaferlerinden ve baskı altında, bölgeye ve dünyaya gösterdiği dehadan söz edebiliriz. Normatif bir stratejik gücün yükselişini görüyorsunuz. US tarafında ise taktik belirsizlik ve manevralara saplanmış, dış politika ve karar alma portföyü üzerindeki kontrolünü tamamen kaybetmiş eski bir hegemonun ölüm sarmalını görüyorsunuz.
Europe ve Diplomasi Görüntüsü
Glenn: Biliyorsunuz, Russians Anchorage’da Americans ile görüştüklerinden beri, sanırım US’in herhangi bir anlaşma yapabilme kapasitesine güvenlerini biraz kaybetmeye başladılar. Bence bardağı taşıran son damla buydu. Elbette Iran’a da, onların yaşadığı derslere de bakıyorlar. Haftada bir ya da iki kez “anlaşmaya ne kadar yakın oldukları” konuşuluyor, sonra Trump yine onları yok etmekle tehdit ediyor. Bu her şeyi bağlama oturtuyor. Çünkü bu, US’in Russia ile etkileşimlerini tamamlayan daha fazla kanıt gibi.
Bence artık bunun sadece bir sürü saçmalık olduğu sonucuna varıyorlar. Dediğiniz gibi, United States ile konuşmak, bir şey iyileşebilir mi diye bakmak sorun değil. Ama bu arada savaş alanında hiçbir şeyi etkilemiyor. Her şey, Americans’ın söylediği şeyler tamamen saçmalıktan ibaretmiş gibi devam ediyor.
Ama görünüşe göre Europeans’ın diplomasisi de saçmalık. Ukraine meselesine bakarsanız, NATO ülkeleri 2013 sonunda Ukraine’ı istikrarsızlaştırdığında Europeans, Yanukovich yeni bir hükümet kurulmasını kabul ederse birlik hükümetinin garantörleri olarak imza attılar. Bunu ilk birkaç saat içinde ihlal ettiler. Sonra yedi yıl boyunca Minsk anlaşması vardı. Bunu da ihlal ettiler. Istanbul anlaşması rafa kaldırılırken hiçbir şey yapmadılar.
Şimdi de dört yıldan fazla diplomasi boykotundan sonra Europeans, ya da en azından bazıları, Russia ile barış için beş koşul yayımladı. Bunlar da teslimiyet gibi okunuyor. Russia ile müzakere için bu beş koşulu nasıl görüyorsunuz? Bu aslında sahte diplomasi mi, yani “Russia konuşmak istemiyor” anlatısını yönetmek mi? Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?
Patrick Henningson: Kesinlikle. Basın haberlerine ve çeşitli liderlerin açıklamalarına bakarsanız, gerçekten uyumlu bir itiş olduğunu görürsünüz. Bunu yaklaşık dört hafta önce fark etmeye başladım. Ukraine’ın savaş alanında sihirli biçimde gidişatı tersine çevirdiği, yükselişte olduğu, kazandığı yönünde tüm bu haberler çıktı.
Sonra Zelensky’den Putin’e mektup geldi ve Russia’nın reddi geldi. Ardından Batı basınındaki tepki tabii ki temelde şuydu: “Bu masaya gelmek için gayet iyi bir fırsattı ve Russia bunu reddetti. Barış için böyle bir çağrıyı ancak daha güçlü taraf yapar.” Dolayısıyla Russia kaybeden taraf olduğu için elbette reddedecek, denildi. Böylece son dört yılda birçok noktada yaptıkları gibi, Ukraine’ın kazandığı anlatısını yeniden yürütmenin bir yolunu buldular.
Dolayısıyla bunu yaparak öteki tarafı barış fırsatlarına hayır demekle suçlayabilirsiniz. İşte bu sanal savaştır. Gerçek savaş değil. Sanal savaş. Europeans’ın dört yıldır bunun içinde daireler çizerek, farklı versiyonlarını deneyerek oynadığı savaş bu. Ve haklı olarak belirttiğiniz gibi Glenn, kimse 24 Şubat 2022 öncesinden konuşmak istemiyor. Buna giden tüm olaylardan ve bu çizgide Russia’nın söylediği hiçbir şeyi dinlemiyorlar. BM Güvenlik Konseyi’nin 2202 sayılı kararı konusunda bir hafıza silinmesi yaşandı. Yok. Hiç olmadı. Minsk anlaşmaları yoktu. Ne diyorsunuz siz? Bu sadece bir komplo teorisi. Kimse bunu tartışmak istemiyor çünkü bunu tartışmaya başladığınızda, hatta Yanukovich’e ve Maidan’dan önceki EU anlaşmalarına geri gittiğinizde, meseleyi daha geniş bir perspektife koymaya başladığınızda Ukraine’da bir iç savaşı kimin başlattığı çok açık hale geliyor. Bu bir iç savaştı, şiddetliydi ve ülkelerde şiddetli iç savaşlar olduğunda tarihte bir şey olur: devletler parçalanır. Ve bunun çoğu zaman komşu ülkelerle ilgisi olur. Çoğu zaman etnik yerleşim bölgeleriyle ilgisi olur. Bu tarihte şaşırtıcı değildir. Uluslararası ilişkilerde de şaşırtıcı değildir.
Ama Europeans ve Batılılar bunun hiçbirini görmek istemeyen kullanışlı bir bakışı benimsediler. Tarih 24 Şubat 2022’de başladı. Sonra anlatılarını oradan başlatıyorlar. Russia ise kök nedenleri ele almamız gerektiği konusunda ısrarcı oldu. Ve kök nedenleri ele almadığınız sürece, yani sizin bahsettiğiniz şeyleri ve ayrıca aradaki süreçte Ukraine’ın yaptıklarını, yani Ruslara saldırmasını, Rus sivilleri öldürmesini, Russia’nın nükleer caydırıcılığını vurmasını ve verebileceğim birçok başka örneği ele almadığınız sürece, o düşmanlık safhası başladıktan sonra artık ahlaki üstünlüğünüz kalmaz. Savaştasınız. Bu savaş. Ve “Russia, Ukraine’ın toprak egemenliğini ihlal etti, Crimea’yı ilhak etti” gibi şeyler hakkında konuşup duracaklar. Bunlar artık geçerli argümanlar değil. Gerçek dünyada, eskiden gerçek dünya olduğunu düşündüğümüz dünyada değil. Yeni sanal dünyada ise bütün bu şeyleri seçici biçimde bölmelere ayırıp Batı’nın üzerinde durduğu bu tek halkla ilişkiler propaganda hattında kalabiliyorsunuz; bunu da kötü Rus imparatorluğunun Ukraine’ı ezip geçmeye ve sonra Europe’a, bilmem nereye ilerlemeye kararlı olduğu şeklinde çerçevelemek için yapıyorlar.
Esasen yürüttükleri şey bu. Eğer bunu yapıyorsanız müzakere edilmiş bir çözüm olmayacak. Diplomasiyi terk ediyorlar. Europe’un yeniden silahlanmasından yanalar. Yani bütün bu işaretler bir araya geliyor. Europe içinde siyasi, iç siyasi bir sarsıntı olmazsa hiç şans olduğunu sanmıyorum. Ben her zaman siyasi boyuta bakarım çünkü her zaman bir ihtimal vardır. Israel için de aynı. Israel’de, örneğin South Lebanon’daki askeri hırslarının rotasını geçici olarak bile değiştirebilecek iç siyasi çalkantılı faktörler var. Bu olursa bölgenin tüm dinamiğini de dönüştürebilir. Dolayısıyla birçok askeri analist siyasi boyutlara bakmıyor ama Ukraine’a bakarsanız bizi bu korkunç jeopolitik çıkmaza getiren olaylar zincirini mümkün kılan şey siyasi boyutlardı. Bu yüzden siyasi boyutlara dikkat etmemiz gerekiyor ve Europe’ta şu anda çok değişim var.
Bulgaria bile artık kopmuş durumda. Sofia’da yeni ilerici bir hükümet iktidara geldi ve bu çok büyük bir şey. Burada komik olan şu: Trump geldiğinde ve USAID ile her şeyi DOGE’nin motorlu testereyle kesmesi gibi kestiklerinde, hiçbir fikirleri yoktu. Republicans ve MAGA çevreleriyle sürekli konuşuyorum ve USAID’in ne yaptığını, ne olduğunu anlamıyorlar. Bu, CIA’in US embassy ile birlikte soft power üzerinden içeri girmesi için devasa bir Truva atıydı. Bulgaria, Ukraine ve diğer ülkelerin yarısındaki, Poland vesairedeki tüm media kuruluşlarını finanse ediyorlar. USAID olmadan, bu programların bazılarını fonlamayı keserek ve desteklemeyerek Bulgaria’da çok fazla zemin kaybettiler. Bunun Bulgaria için bir problem olduğunu düşünmüyorum ama US Empire için biraz kendi kalesine gol gibi. Bu da mevcut Trump administration’ın ne kadar kopuk ve ne kadar bilgisiz olduğunu gösteriyor. US’in dünyada bulunduğu yere multilateral institutions ve NGO’lar üzerinden çalışarak nasıl geldiğini bile anlamıyorlar. Bu, gerçekten çok önemli olan bir soft ve smart power ağıydı. Bunu çekip aldığınızda geriye hard power, gözdağı, zorlama, sanctions, tariffs ve benzeri şeyler kalıyor.
Bu yüzden Bulgaria’daki duruma bakıp gülüyorum çünkü Bulgaria NATO’nun en önemli çıpalarından biri. Çünkü nominal olarak kültürel ve tarihsel açıdan Russia ile hizalı, nominal olarak pro-Russia. US ise onu pro-NATO, Batı’ya bakan bir ülkeye dönüştürmek için yüz milyonlarca dolar harcadı. Ama denge hep sallantıdaydı ve gerçekten önemli. Yeni hükümet artık Ukraine’a silah tedarik etmiyor ve Europe’un uyguladığı Rus enerji boykotuna ya da ambargosuna da çok karşılar. Yani Hungary yolda kenara düşerken Bulgaria’nın kontrolünü kaybediyorlar. Bu yüzden Central Europe, Balkans, bu bölgeler gerçekten ilginç çünkü benim için bir anlam ifade eden yerler bunlar. Ukraine krizinin ön hattında olan şey bu ve bana göre en çok önemli olan da bu; London, Berlin, Paris, Brussels ve bu arada Oslo’da ne kadar bağırıp çağırdıklarından bağımsız olarak.
Evet. Hayır, bu esasen reality’yi manipüle etmek ve bu da onlara çok fazla güç alma imkanı veriyor. Ama bunun büyük bölümü aslında açık açık yapılıyor. Mesela National Endowment for Democracy’nin kuruluşuna dair tüm belgeler ortada; bunun 1983’te Reagan döneminde CIA ile işbirliği içinde kurulduğu ve esasen, kendi sözleriyle, CIA ile işleri gizli yapmak yerine bütün faaliyetlerini democracy promotion kisvesi altında açıkça, göz önünde saklanarak yapabilmek için kurulduğu belli. Bunların hepsi açık. Ve Ukraine’da hükümeti devirdikten sonra ilk yaptıkları şey ne? Yine NGO’lar hükümeti devirmek için kullanılıyor ve ardından yeni işi üstleniyorlar. Sonra ne yapıyorlar? Bütün media’yı finanse ediyorlar. Trump örneğin USAID’i kestiğinde ilginç olan buydu: “Ah, USAID tüm Ukrainian media’nın yüzde 85 ila 90’ını finanse ediyormuş” diye öğrendiler. Sonra bundan para alan bazı Ukrainian gazeteciler vardı ve “American intelligence agencies artık bize ödeme yapmıyorsa bağımsız haberciliği nasıl yapacağız?” diye soruyorlardı. Bunu uyduramazsınız gerçekten.
Ama başka şekillerde de çalışıyorlar. Geçen hafta Georgia’da, Tbilisi’deydim ve eski Georgia president’ının çok şikayet ettiğini görüyorsunuz. Şimdikiler, prime minister ve president, benimle aynı konferanstaydılar. Onlar da her zaman olduğu gibi US’in ve diğer NATO ülkelerinin Georgia’daki hükümeti NGO’larla devirmeyi umduğunu, böylece Russia’ya karşı ikinci bir cephe açabileceklerini, genç erkeklerini et kıyma makinesine atabileceklerini söylüyorlar. Ama Georgia NATO kontrolündeyken eski president, ülkeye aslında French citizen olarak girmişti. France’ın Georgia büyükelçisiydi ve sonra aynı NGO’ların sponsor olduğu revolution sonrasında bu rolden sonra, hala France’ın Georgia büyükelçisiyken Georgian citizenship aldı. Yani bunu gerçekten uyduramazsınız.
Georgian bile konuşmuyordu. Konuşamıyordu bile.
Georgian konuşmasına gerek yoktu ama ona citizenship verdiler ve sonra esasen Georgian foreign minister pozisyonuna geçti, daha sonra da president oldu. Yani bir gün Georgia’da French interest’lerini temsil ediyorsunuz, ertesi gün görünüşe göre hiçbir sorun olmadan Georgia’nın kendisini temsil ediyorsunuz. Aynı şeyi Ukraine’da da yaptılar. Natalie Jaresko vardı, yine US-born citizen, State Department için çalışmıştı. Kiev’deki US embassy’de de çalıştı. Yani US interest’lerini Ukraine’da temsil ediyordu. 2014 darbesinden sonra, yine aynı NGO’larla, 2014’te citizenship aldı ve aynı gün Ukraine’ın finance minister’ı oldu. Artık Ukraine’da American interest’lerini temsil etmiyor. Şimdi Ukraine’ı temsil ediyor. Yani bu sadece...
Aslında temsil ediyor, American interests’i temsil ediyor ama içeriden temsil ediyor. Bunun arketip avatarı, bu tür geopolitically gender fluidity diyelim, Mikhail Saakashvili olmalı. New York’taki bir hukuk firmasından paraşütle indirilip Georgia president’ı oldu. Sonra John McCain tarafından Odessa governor’ı yapılmak üzere gönderildi; neo-Nazi unsurların palazlanmasına izin vermek ve bu istikrarsızlığı yönetmek için. Bu, Maidan zamanları civarındaydı. Sonra Edi Rama tarafından Albania için national security adviser ya da economic adviser olarak da kullanıldı, hangisiydi hatırlamıyorum. Her yerdeydi. Şimdi nerede bilmiyorum, belki bir akıl hastanesindedir, kim bilir bütün bunlardan sonra. Ama evet, bunlar yıllar önce asla kabul edilmeyecek şeylerdi, fakat nedense normalleşti.
Neden? Çünkü Balkans ve Eastern Europe’un büyük sovereignty sorunları var. United States’in yaptığı şeylerden biri de bu. Central Europe’u, Balkans’ı büyük ölçüde, Eastern Europe’u colonize ettiler; US parasıyla, NATO üzerinden. Yani düşünürseniz, Georgia ve Ukraine’ı bir kenara koyun, Poland ve diğer bazı ülkelerden bahsedelim. EU üyesisiniz, NATO üyesisiniz, US tarafından doğrudan military occupation yaşıyorsunuz. Bu noktada bağımsız bir foreign policy’niz olur mu? Bağımsız bir foreign policy’ye sahip olmak mümkün mü? Bunun paradoksu bu. Ama hükümetlerin bu Russian threat şemsiyesi atmosferi altında hesap vermesi gerekmiyor. Sadece küçük olduğumuzu, zayıf olduğumuzu, US desteğine ihtiyacımız olduğunu söylemeleri yetiyor. Böylece tüm hesap verebilirlik pencereden dışarı atılıyor ve her şey bu crisis framing içinde oluyor. “United States’e ihtiyacımız var, NATO’ya ihtiyacımız var” diyorlar. Bu, new Europe’un çok büyük bölümünün yakalandığı kendi kendini besleyen bir feedback loop gibi.
Ama Georgia’daki son gelişmelerden çok, çok cesaretlenmiş durumdayım. İnsanların bu düzeyde subterfuge’a uyanmış olması son derece cesaret verici; sadece Georgia’da değil, neredeyse tüm dünyada. Bu NGO’ların birçoğu zaten blacklist’e alınıyor, USAID geçici olarak fonlanmamış olsa bile.
Evet. Yine McCain’den bahsettiniz çünkü bu NGO’ların birçoğuna çok yakın duruyordu ve en komik şey de buydu: Georgian president, yani NATO puppet, görevden ayrılmak zorunda kaldıktan sonra US’te McCain Institute’ta işe girdi. Yani yine uyduramazsınız. Ama en azından orada biraz... covert demeyeceğim. Yani oldukça yüzünüze karşı yapılıyor. Ama horrible media bunu haber yapmıyor çünkü bunun narrative için kötü olduğunu düşünüyorlar. Yaptıkları şeyi zayıflatıyor. Bu yüzden reality’yi kenara iterek narrative’leri hep savunuyorlar.
Ama evet, biraz konu dışına çıkıyorum biliyorum. Bosnia’da ise gerçekten bir colony gibi yönetiliyor. Çünkü savaş 1995’te Dayton agreement ile sona erdiğinde, bond powers dedikleri yetkilere izin verdiler. Bunlar esasen peace agreement’ı uygulamak için kullanacakları yetkilerdi; iki entity’den oluşan bir Bosnia yaratmak için. Biri Bosniak-Croat entity, diğeri Serbian entity. Yani territory açısından Bosnia’nın yarı yarıya iki entity’si. Bu bond powers uygulamak içindi. Sonra bond powers’ı esasen EU’ya outsource ettiler. EU iki şapkayla dolaşıyor ve sonra diyor ki, bond power’ı entity system’ı uygulamak için kullanmak yerine, “Aslında Bosnia ancak EU’ya katılırsa barış içinde olabilir; EU’ya ancak entity system’ı dismantle ederse katılabilir.” Şimdi diktatoryal bond powers’ı entity system’ı dismantle etmeye çalışmak için kullanıyorlar. Bunun iki yıl yürürlükte kalması gerekiyordu. 31 yıl oldu. Seçilmiş politicians’ı görevden alabiliyorlar. Laws’ı iptal edebiliyorlar. Bir colony gibi yönetiyorlar ve bunda hiçbir problem yokmuş gibi görünüyor çünkü adı liberal democratic values’ı ilerletmek. Yani yine gerçekten uyduramazsınız.
Neyse, konu dışına çıktım. Özür dilerim, çok spesifik olarak Iran meselesini sormak istiyordum. Iran, US ve Israel’e karşı bu kadar sert biçimde karşılık verdiğine göre, US ve Israel’in her şeye kadir olduğu yönündeki mirage’dan biraz hava aldı. Turkey’den çıkan bazı söylemleri de şimdi görüyorsunuz. Bunun population’ın Israelis’e karşı daha sert bir ton talep etmesinden mi kaynaklandığından emin değilim, yoksa Israel’in zırhında bir weakness gördüklerinden mi. Ama her halükarda, bunun region’daki diğer ülkelerin Israel’e yaklaşımı üzerinde bir etkisi olabilir mi sizce? Çünkü Israelis ve Turks arasındaki rhetoric şu anda oldukça olağanüstü.
Evet. Naftali Bennett yakın zamanda, kaç ay önce bilmiyorum, meşhur şekilde Turkey is the new Iran dedi. Yani bunu gerçekten masaya açıkça koyuyor. West Asia’dan ve Islamic countries’den bahsediyorsanız, Ummah ya da isterseniz global Muslim community açısından üç önemli ülke Turkey, Saudi Arabia ve Iran’dır. Saudi Arabia, Mecca ve Medina’nın custodian’ıdır. Muslim Ummah içinde çok, çok önemli bir rol. Turkey, Ottoman Empire’ın parçalanmasından önce bu pozisyona sahipti. Sonra Turkey, Mustafa Ataturk hükümeti ve o revolution ile secular government oldu ve ülkeyi 20. yüzyılın büyük bölümü boyunca belirli bir yöne götürdü.
Erdogan, Istanbul mayor’ı olduktan sonra AK Party ile geldiğinde, Islam’ı Turkish government, civic life ve culture’ın merkezine getirmeye ve daha secular, Europe-facing Turkish society’den uzaklaştırmaya dönük 30 yıllık bir transition planına başladı. Tamam. Bu gerçekten önemli ve bu Erdogan’ın Turkey için MAGA movement’ıydı. Bu onun MAGA movement’ıydı. Dolayısıyla mesela Al-Aqsa mosque’un custodian’ı olmak, yani Islam’daki üçüncü en kutsal yer, Islamic world içinde Al-Aqsa mosque’un steward’ı ya da custodian’ı kim olacak? Palestine ve Holy Land’in korunmasını bir ölçüde enforce etmek için gerçekten öne çıkan tek ülke Iran oldu. Bu da Turkey için gerçek bir problem yarattı çünkü bu her zaman böyle değildi. Turkey, bu hostilities round’larından önce birincilik için yarışan ikinci sıradaki ülke gibiydi.
Şimdi West’e ve Israel’e ve Israeli media’ya, Zionist-dominated media ve political organizations’a bakarsanız, her zaman Iran’ı sectarian bir lens üzerinden, Shiite Islam üzerinden karakterize etmeye çalışıyorlar ve West’te buna ekledikleri her türden epithets var; mesela eschatologically obsessed oldukları, ölecekleri ve martyrs olacakları ve tek umursadıkları şeyin bu olduğu gibi. Yani suicide bombers, terrorists, world’s number one state sponsor of terror falan filan. Ama Islamic Republic’in var olduğu tüm süre boyunca Iranian religious leadership’ın rhetoric’ini dinlediğinizde, Islam’dan universal terms ile bahsederler. Yani Islamic world’de her zaman bu leadership’ı üstlendiler ve moral question’ı state affairs’in merkezine koydular; neredeyse constitution’larına yazılmış gibi, hatta açıkça yazılmış şekilde, dünyada oppressed ya da bullied olan herkesi savunmaları gerektiğini söylerler. Bu sadece Muslim countries olmak zorunda değil; Venezuela olabilir, Cuba olabilir, ama kesinlikle Palestine’dir, kesinlikle Gaza’dır ve kesinlikle Lebanon halkıdır da. Ve liste uzar gider.
Yani West’teki insanlar, kesinlikle Gulf States, birinin böyle bir pozisyonu nasıl alabileceğini anlayamıyor çünkü kendileri morality’ye dayanan herhangi bir pozisyon almayı akıllarından bile geçirmez ya da buna cesaret edemezler. Bunun yerine West’te kendimizi moral göstermek için inşa ettiğimiz responsibility to protect ve demokrasiyi savunmak gibi bütün bu fake pseudoimperial cloaks ve doktrinler var. Ve Iran, Islamic Republic of Iran, gerçekten actual moral position alıyor ve US ve Israel tarafından terrorist ya da pro-terrorist olmakla, terrorism’i desteklemekle karakterize ediliyor. Bu da international olarak meselenin çerçevelenme biçimi. Bu yüzden EU, IRGC’yi terrorist organization olarak proscribe etti; oysa herhangi bir European country’ye ya da herhangi birinin işaret edebileceği başka bir ülkeye karşı hiçbir terrorist attack gerçekleştirmediler. Tabii Iran’daki her şeyin terrorist olduğuna ve yaptıkları her şeyin terroristic olduğuna inanıyorsanız başka; ki bu da genel Washington impression of things ve Israel’in dünyaya göstermek istediği şey.
Yani Glenn, uzun lafın kısası, Iran axis of resistance’ı, Islamic resistance’ı aldı ve bu çok gerçek, çok canlı. Bunun üstüne Iran şimdi kendisini, moral point of view’dan global Ummah’ın leader’ı değilse bile o konuma yükseltti. Palestinians için başka kim ayağa kalktı? Hezbollah’ı da söyleyeceğim çünkü Hezbollah, October 7th’ten sonra Israeli forces’ı Gaza’dan uzaklaştırmak için Israel’e saldırdı. Bu büyük bir risk. Ama bunu principle gereği yaptılar. Hassan Nasrallah intentions’ları konusunda, bunu neden yaptıkları konusunda çok, çok açıktı. Ve bu global Muslim community için deaf ears’a düşmedi. Peki bu Iran’ın ne yapmasını sağladı? Sadece Islamic world’de kendisini yükseltmesini sağlamadı. Pakistan da var; Pakistan ve Iran arasında çok synergy var. İkisi de Islamic republics. 1979’dan sonra intellectual revolution açısından overlap’leri var. Bunun büyük kısmı Pakistan’a da yayıldı. Pakistan’da birçok insan Farsi de konuşuyor. Yani orada çok affinity var.
Ama bunu Islamic world’de bir leader olmaktan geopolitical power’a taşımak için ne yaptılar? Bunu kesinlikle yaptılar. Ve bunu dünyanın en güçlü conventional military’si olan United States’e ve arguably en güçlülerden biri olan Israel’e karşı toe-to-toe durarak, fighting standing yaparak kazandılar. Hâlâ ayaktalar. Sadece ayakta da değiller, pace’i, escalation dominance demek isterseniz onu, çevirdiler. Ama kesin olan şu ki Iran artık red lines çiziyor ve sonra action-reaction’ın pace’ini Iran yönetiyor ve bunu bu hafta yaptılar. Bir süre lull vardı. Iran, Israel ve Lebanon konusunda bir red line enforce etti ve sonra herkes react ediyor. Şunu biliyoruz ki bunun geopolitical olarak getirdiği benefits hesaplanamaz. Bir örnek vereyim. Russia, October 2015’te Syrian war’a girdiğinde bu Middle Eastern geopolitics’i değiştirdi çünkü bir anda bütün major decisions Russia’dan geçmek zorunda kaldı. Bundan önce böyle değildi. Dolayısıyla bu things’i transformed etti ve geopolitical center of gravity east’e doğru kaymaya başladı.
Sonra Astana conference vardı ve Geneva yerine Kazakhstan’da gerçekleşiyordu ve bütün bunları broker etmekte başka actors involved idi. Sonunda başarılı mıydı? Bir süre için başarılı olduğunu argue edebilirsiniz. Syria’daki situation’ı stabilize etti; NATO’nun, Turkey’nin, Israel’in ve Jordan’ın büyük chagrin’ine rağmen, çünkü o dönemde Damascus’taki government’ı destabilize edip destroy etmek için hepsi conspiring ediyordu. Eventually istediklerini aldılar ve black flag Damascus üzerinde dalgalanıyor. Ama bir dönem boyunca, 2015’ten 2024’e kadar 9 yıl, region’ın geopolitical dynamics’ini decades sonra ilk kez transformed etti. Burada da aynı şey oluyor. Iran şimdi bir pozisyonda ve çok yakında, ben şunu argue ederim: US ortalıkta waffling around, ne yaptığını bilmiyor, Israel tarafından leash ile sürükleniyor; bu meselenin en kolay solutions’larından biri Iran’ın China, Russia ve other countries gibi actors ile çalışarak United States’i tamamen bypass etmesi ve Israel’i de tamamen bypass etmesi olacaktır. Çünkü Strait of Hormuz konusunda negotiated settlement olacaksa, United States’in bunu yapabileceği giderek daha doubtful hale geliyor; bırakın bunu yapmayı, herhangi bir agreement’ta credible partner olabileceği bile şüpheli çünkü savaşı başlatan onlar. Dolayısıyla bir bakıma disqualified oldular.
Ama Iran artık bu pozisyona sahip. Actions ve reactions’ın pace’ini control edebiliyorlar ve bunu yapıyorlar. Bunu bu hafta gösterdiler. Hatta istersen bunun üzerine konuşabiliriz: Lebanon’ı ceasefire package’a dahil etmek ve bunun ne anlama geldiği, mechanism’ın nasıl çalıştığı. Ama bu da region’da ascendancy içinde olan credible geopolitical actor, normative power dışında kimsenin talep bile edemeyeceği bir şey. Sadece talep etmek değil, bunu gerçekten execute etmek. Ve şu anda bunu izliyorsunuz. Bu conversation’ı şimdi yapıyoruz; February 28th’ten önce deseydin ki bu mümkün mü, çoğumuz muhtemelen “olduğunu göremiyorum” derdik, ama oluyor. Bana göre extraordinary olan şey bu.
Evet, bu war’ın en extraordinary consequences’larından biri. Sadece Iran’ın Strait of Hormuz’un control’ünü seize edebilmesi ve essentially herhangi bir peace agreement’a bağlı olmaması değil; bunu essentially region’ın kendi security architecture’ını construct etmek için kullanabilmeleri. Essentially evet, region’daki bütün countries için bir gravitational pull yaratmaları. Ama aynı zamanda oldukça extraordinary olan şey, security guarantees ya da security umbrella’larını veya deterrence’larını Lebanon’a extend etmeleri; Lebanon’a attack ettiği için Israel’e attack etmek. Yani bu, US ve Israelis’in region’da her zaman yaptığının tam tersi. Bir ülkeyi bombalayacaksanız, Libya olsun, Syria olsun, Iran, Iraq olsun, bu ülkeyi tamamen isolate edersiniz, herkesin dışarıda kalmasını sağlarsınız, bütün pieces’inizi yerine koyarsınız ve sonra ülkeyi pound edip istediğinizi yaparsınız. Iran actually deterrence’ını extend ediyor ve attack ettiği için Israel’i bütün bu ballistic missiles ile vuruyor. Yani benim kastettiğim buydu. Bu sadece Iran’ı world power olarak koymuyor, aynı zamanda çevredeki countries üzerinde de çok pressure yaratıyor çünkü Turkey’deyseniz, evet Erdogan Palestinians’i çok önemsediğinden falan bahseder ama Israelis’e karşı significant bir şekilde asla stand up etmez. Belki rhetorically, ki today actually yaptı, ama actions ile değil. Dolayısıyla bu political crisis yaratabilir. Arab states boyunca da öyle görünüyor. Yani çok kısa bir yılın, hatta şimdi birkaç ayın bile başardığı şey extraordinary. Eğer böyle giderlerse bu US için mümkün olan en kötü strategic defeat olmalı. Ama evet, son question: Lebanon hakkında ne demek istediğini unpack edebilir misin?
Evet, kesinlikle. Bu son üç aylık war’ın beginning’inin immediate aftermath’inde ne olduğuna bakarsanız, Iran geriye dönüp bakınca brilliant olan bir şey yaptı. GCC countries’i co-belligerent olarak, US attacks’i ve Israeli attacks’i enabling ettikleri için strike back ederek zone of influence’larını extend etmeyi başardılar. Bunun yaptığı şey, regionally zone of influence’larını extend etmekti ama aynı zamanda bunu global hale getirdi. Energy supplies’ın disruption’ı ve ardından Strait of Hormuz’un closure’ı ile world’ü conflict’in içine çekti; bu situation’ı daha da compounded etti ve leverage yarattı. Böylece weight’lerinin çok üstünde punch etmelerine izin verdi, eğer böyle düşünürseniz. Ve ayrıca Persian Gulf’taki US military footprint’inin iyi bir kısmını absolutely destroyed ettiler.
Şimdi history’de, post-Vietnam era’da, Vietnam’ı bir kenara bırakırsak, United States son 3 ayda daha fazla fixed-wing aircraft kaybetti. Buna geçen yıldan Yemen adventure’ı da ekleyeceğim çünkü bunu aynı conflict’in parçası olarak görüyorum. 75 civarında aircraft, belki bu haftanın sonuna kadar daha fazla; bu, US’in aircraft olarak, helicopters sayılmaz, iki Iraq war’da kaybettiğine equivalent: biri early ’90s Gulf War ve diğeri 2003’ten 2010’a kadar. Yani bunu düşünün: sadece 3 ayda United States açısından aircraft’ta record losses; unprecedented number of bases ya inoperable ya unusable hale geldi. Ve sadece bu da değil, korumaları gereken countries’e fire drawing ediyorlar. Bu bir protection racket’tı. United States’in sales pitch’i buydu. Bu incredible. Influence, power ve leverage açısından büyük bir flip.
Ama bu conflict’i globalized etti ve world’ü o anlamda Iran’a getirdi. Şimdi Lebanon ile bu, Iran’ın zone of influence’ını further regionalizes ediyor. Sadece normative power moral red line çizebilir. Moral red line şu: Israel Gaza’da, South Lebanon’da ve Iran’da civilians’a attack ediyor ve onları killing ediyor. Yani Iran’da Israeli ya da American aggression ile hit edildiğimizde ve okullardaki kızlarımızı öldürdüklerinde, bu deep moral wound’dur. Bunun durması gerekiyor. Bu sadece international law’a karşı değil, ve biz bunu enforce edeceğiz. İlk şey bu. Yani red line çizdiler. Sonra bunu enforce ettiler.
Bu aynı zamanda senin az önce bahsettiğin compartmentalization’ı da break up ediyor, Glenn. United States ve Israel bütün bu farklı pockets’ları compartmentalize etmek istiyor ki birbirlerine joined olmasınlar. Iran’ın yaptığı şey bu compartmentalization’ı break up etmek ve bunun holistically treated edilmesini sağlamak. Bunun mechanism’ı obvious değil ama Israel’in reactions’ından sonra artık bunu görebiliyoruz. Mechanism şu: Iran, Israel’in civilians’ı negotiations’da kendisine karşı leverage olarak kullanmasına izin vermek istemiyor. Ve Israel yapılabilecek en stupidest şeyi yaptı; birkaç gün önce inen bu son missiles’tan sonra Gaza’ya aid’i kesti. Bu, Iranian position’ın total vindication’ı. Sonra finance minister Bezalel Smotrich çıkıp, Iran’ın attığı her missile için Beirut’ta bir apartment block’u yıkmamız gerekiyor, southern Beirut’ta bir apartment block destroy etmemiz gerekiyor diye threatened ediyor. Sonra Ben Gvir diyor ki, Hezbollah ve Iranians’ın yaptıklarını durdurmak için women and children’ı kidnap etmemiz gerekiyor, onları demoralize etmek için. Yani Israel total case evidence’ı sağladı. End of story.
Israel’in durumu o kadar crazy hale geliyor ki bunu daha da ileri götüreceğim. Northern Territory of Israel’in homefront command’ı, schools’u yeniden açacaklarını just announced etti. Children’ın bu hafta tekrar school’a dönmesini istiyorlar. Buna inanabiliyor musun? Yani effectively human shield situation yaratıyorlar ya da hatta kendi kids’lerini cannon fodder olarak kullanıyorlar; tensions’ın çok escalated olduğu bir zamanda. Bu bana göre hugely risky, hatta quite frankly bunun arkasındaki motivation’ı sorguluyorum. Ne kadar desperate hale geldiklerini gösteriyor. Ama bütün bunlarda Iran norms’u enforce edebiliyor. En azından interplay’e bakın. US ve Israel arasında bunun created ettiği conflict’e bakın. Yani supposedly besties olan iki enemies arasında political tension yarattılar. Bu başka bir level; genius diyebilirsiniz ya da sadece normative powers’ın yapabildiği şey budur diyebilirsiniz çünkü Iran’ın power’ı var ve bunun sadece military power olmadığını, political power olduğunu ve bütün bunların combination’ı olduğunu gösteriyorlar.
Bu yüzden Lebanon’da, South Lebanon’da, Gaza’da, Iran’da ve region’ın başka yerlerinde killing ve destruction artık world tarafından viewed ediliyor. Bakın, Iran sticks to their guns yaparsa, Lebanon’da çeşitli sectarian factions ve Hezbollah arasında solidarity olsaydı, allies’leriyle birlikte Israel’i hold off edip Europe’tan political support getirebilirlerdi. Ama US, Israel ve Saudi o country’yi divide etme konusunda o kadar iyi iş çıkardı ki bunu yapamıyorlar. Fakat Iran red lines’larına sticks to their guns yaparsa, eventually European countries ve other countries any peace negotiations’ın failure’ı için giderek Israel’i blame etmeye başlayacak. Sadece sticks to your guns yapmak zorundasınız. Iran bunu yaptığı sürece, strategy’nin long run’da win out edeceğini düşünüyorum.
Evet. Early 2000s’te universities’de olan herkes için, international relations okuyan ya da öğreten herkes için, key theme her zaman US soft power’dı. Military force ile rule etmesine gerek yoktu. Bunun bir kısmı 2003’te Iraq ile weakened oldu ama essentially US cultural bir gravitational force’tu; bütün world ona doğru moving ediyordu. Ve EU normative power olarak; norms onun appeal ve attractiveness’ı haline gelmişti. Şimdi things nasıl değişti. Yani German chancellors çıkıp “ah Israelis bizim dirty work’ümüzü bizim için yapıyor” diyor, nuclear reactors’a attacks’i destekliyor, genocide’ı support ediyor, şimdi de proxy war’da trenches’ı doldurmak için bazı Ukrainian refugees’u expel etmeye bakıyorlar, Russia ile war’a geri döneceklerken. United States… Bu Iran’da oldukça extraordinary. Yani ben daha younger iken kimse bu country hakkında tek bir kind word söyleyemezdi. Bu dünyadaki en demonized countries’den biriydi. Şimdi, dediğin gibi, sadece Islamic world’de central point haline gelmekle kalmadılar, ama yine dün gece Colonel Douglas Macgregor ile konuştum. O da seninle similar bir point yapıyordu. Essentially Iran artık Islamic world’ün leader’ı oluyor diye argue ediyordu. Ve sadece bu değil, world around’daki insanlar şimdi Iran’a birkaç yıl öncesine kıyasla nasıl bakıyor; bu extraordinary. Benim için bu…
Russians’ın ve Chinese’in Iran’a bakışı transformed oldu.
Çünkü Iran, United States ile full-blown war’a engaged oldu ve Russia bunu asla yapmadı, Soviet Union history’si boyunca bile. Dolayısıyla Iran bir bakıma global resistance’ın pinnacle’ında duruyor; düşününce gerçekten amazing. Ve nihayetinde wars, ne olurlarsa olsunlar, long run’da çoğu zaman militarily olduğu kadar hatta daha fazla economically kazanılırlar.
Ve like you said, European Union’ın bu attraction power’ı vardı; bir noktada GDP-wise biggest market buydu, maybe ne, 15 yıl önce falan EU en büyük single market’tı, herkes access istiyordu. Dolayısıyla çok şeyi dictate edebiliyordu. Hatta foreign policy’sini Africa’ya bile project edebiliyordu çünkü o African countries access istiyordu. Yani EU market’e girmek için S’in equivalent’ına, ne deniyor onlara, ESGs, ESGs ya da bu tür social, economic ve political standards’a, yani woke type standards’a comply etmek zorundaydınız. Ve all of a sudden Europe’ta o şey, bütün o system kendini yemeye başladı. Ve capital artık Europe’a gitmiyor. Capital eastward gidiyor. Ve China global capital’ı park etmek için en safe, en stable place. Bu da o paradigm’in o side’ıyla allied olan herkesin ultimately long run’da victorious olacağı anlamına geliyor. Ve Iran absolutely eastwardly anchored durumda. O yüzden bence pretty inevitable ve Europe kafasını çıkarıp, yani kendini kendi insanity’sinden çıkarmazsa, o situation değişmeyecek. Ve o trends devam edecek ve bu good değil. Europe ve West için good değil.
So yeah, ama unfortunately Glenn, şu anda önümüzdeki road’da çok fazla risks var. Ve 2029’a kadar ya da 2020, 20-whatever’a kadar Russia ile war promises’larını gerçekten yerine getirirlerse, things bu yöne gidiyorsa ve bu bir fait accompli ise, o zaman you know çok fazla problems olacak, ama ultimately bu çok çok clear economic ve geopolitical trends’i reverse etmek impossible olacak.
Well, bence key problems’den biri de bu though. Biz bu horrible, self-destructive, bence anti-western policies ile steam ahead ederken, bunların reverse edilememesinin ya da herhangi bir course correction, herhangi bir critical assessment olmamasının reason’ı, again ironically, bunların hepsinin pro-western diye bu big banner altında pushed forward edilmiş olması. Pro-democracy ve human rights diye. Yani eğer bu policies’e oppose ederseniz, yine Ukraine’de yapılanlara, Iran’a karşı yapılanlara, oradaki war’a karşı çıkarsanız, o zaman enemy’nin side’ını alıyorsunuz, anti-western oluyorsunuz. Ama again, horrible journalism’ın ne yaptığı gerçekten amazing. O yüzden out there yaptığın work için çok happy’im ve herkesin seni follow etmesini recommend ederim. Ve on that note, insanlar seni nereden follow edebilir?
Well, afterwards sana birkaç links drop ederim, email ile ya da chat’te, ama definitely 21st Century Wire bizim main platform’umuz; onu 2009’da founded ettim. Ayrıca bir Substack page’im ve bir YouTube channel’ım var, 21st Century Wire TV. So links’leri sana drop ederim Glenn. Bugünkü conversation için appreciate ediyorum.
Yeah. Yeah. Bunları description’a koyacağız. Çok teşekkür ederim zaman ayırdığın için.
My pleasure. Thank you.