The Thinking Muslim

Mohammed Faris: Müslümanlar Zamanı Kapitalizmin Saatine Göre Değil, Bereket ve Namaza Göre Düşünmeli

The Thinking Muslim podcast’inin bu bölümünde sunucu, İstanbul’daki Prophetic Strategy Summit kapsamında yazar ve eğitimci Mohammed Faris ile zaman, üretkenlik, kapitalist çalışma kültürü ve İslam’daki bereket kavramı üzerine konuştu. Transkriptin kaynak dili Arnavutçadır; bölümde Faris’in “The Baraka Effect” kitabında ele aldığı, Müslümanların zamanı yalnızca ekonomik verimlilik ölçüsüyle değil ibadet, ilişki ve sorumluluk ekseninde yeniden düşünmesi gerektiği görüşü tartışıldı.

Saatin Dünya Görüşü ve Zamanın Silahlaştırılması

Söyleşinin başlangıcında sunucu, modern saatin Müslüman toplumların sömürgecilik tecrübesiyle ilişkisini sordu. Faris, her medeniyetin zamanı düzenleme biçiminin kendi dünya görüşünü yansıttığını söyledi. Ona göre İslam medeniyetinde zamanın temel düzenleyicisi, insanın hayat gayesini yani Allah’a kulluğu yerine getirmesiydi. Buna karşılık modern Batı medeniyetinin zamanı ekonomik üretim, kapitalizm ve kaynak çıkarımı üzerinden organize ettiğini savundu.

"Her medeniyet, zamanınızı nasıl organize edeceğinize dair bir dünya görüşüyle gelir," diyen Mohammed Faris, "bu dünya görüşü genellikle o medeniyet için neyin önemli olduğuna dayanır" şeklinde açıkladı.

Faris, saatin tarihinin başlangıçta manastırlarda rahiplerin ibadet vakitlerini belirleme işleviyle bağlantılı olduğunu, ancak zamanla tüccarlar, Puritan hareketler ve Benjamin Franklin çizgisindeki ekonomik üretkenlik söylemiyle başka bir anlam kazandığını anlattı. Ona göre saat artık yalnızca pratik bir araç değil; insanı uyanır uyanmaz “mesaiye” sokan bir baskı düzenine dönüşebiliyor.

"Artık saat neredeyse silahlaştırıldı; uyandığınız andan itibaren mesaidesiniz," diyen Faris, "ekonomik üretim dışında bir şey yapmak zaman kaybı gibi görülüyor" ifadesini kullandı.

Bu bakışın ibadet ve ilişkileri de etkilediğini belirten Faris, namaz için ara vermenin, ebeveynlerle kaliteli zaman geçirmenin ya da cenazeye katılmanın modern iş kültüründe çoğu zaman “zaman kaybı” gibi algılandığını söyledi. İngilizlerin sömürgeleştirdikleri şehirlerde büyük saat kuleleri inşa etmelerini, yerel halka “zamanı böyle düzenlersiniz, modernlik budur” mesajı verilmesi olarak yorumladı.

Mescitte Geri Sayım ve Hazır Bulunma Hali

Faris, modern mescitlerde büyük dijital ekranlarla cemaat namazına kalan dakikaların gösterilmesini de zaman baskısının ibadet mekânlarına taşınması olarak değerlendirdi. Sunucu, kendi camisinde de büyük bir ekranda namaza kalan sürenin gösterildiğini ve insanların buna bakarak namazın ne zaman başlayacağını takip ettiğini söyledi. Faris ise bu durumun insanın “hazır bulunma” halini azalttığını belirtti.

"Bir başbakanın evine ya da bir kralın sarayına davetli olsanız, her beş saniyede bir saate bakmak çok kaba olurdu," diyen Faris, "Allah’ın evinde bulunmanın edebiyle ilgili bir şey burada kayboluyor" değerlendirmesini yaptı.

Faris’e göre namaz bittikten hemen sonra saate bakıp aceleyle çıkmak da benzer bir zihniyetin sonucu. Saat, telefon ve ekranların olmadığı bir ortamda kişinin mescitte kalıp dua edebileceğini, Allah’ın evinde bulunduğunu daha fazla hissedebileceğini söyledi. Bunun zamanı verimli kullanmaya karşı bir çağrı olmadığını vurguladı; ancak kutsal mekâna girerken zamanın tamamen mekanik ve üretim odaklı algılanmaması gerektiğini savundu.

Sunucu, zamanı önemsememenin başkalarının hakkını ihlal edip etmeyeceğini sordu. Faris burada iki farklı zaman yönelimi kavramını gündeme getirdi. Antropolog Edward Hall’un “The Silent Language” çalışmasına atıfla bazı kültürlerin monokronik olduğunu, zamanı doğrusal gördüğünü ve dakiklik ile verimliliği ilişkilerin önüne koyduğunu söyledi. Bazı kültürlerin ise polikronik olduğunu; Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika’da zamanın daha akışkan algılanabildiğini, ilişkilerin dakiklikten daha fazla önemsenebildiğini anlattı.

Faris, bunun geç kalmayı meşrulaştırmadığını özellikle belirtti. Bir kişi belirli bir saatte buluşacağına söz verdiyse bunun bir vaat olduğunu ve saate bu vaadi yerine getirmek için başvurulabileceğini söyledi. Ancak ona göre sorun, saatin her durumda ilişkilerin, merhametin ve ibadetin üstüne çıkarılması.

"Benim söylediğim, Müslümanlar olarak her an Allah’ı en çok neyin razı edeceğine yönelmemiz gerektiğidir," diyen Faris, "bazen bu namazdır, bazen annenizle vakit geçirmek, bazen hastayı ziyaret etmek, bazen de verdiğiniz sözü tutup vaktinde gitmektir" diye ekledi.

Üretkenliğin Yeniden Tanımı

Sunucu, Faris’in bir üretkenlik koçu olarak bu eleştirileri nasıl temellendirdiğini sordu. Faris, üretkenlik kavramının modern kullanımda “girdi başına çıktı” olarak tanımlandığını, bunun fabrika ve Sanayi Devrimi mantığına dayandığını söyledi. Bu anlayışın insanı bant sistemi gibi gördüğünü, Amazon depolarındaki çalışanların tuvalet molalarının bile saniyelerle ölçülmesi gibi örneklerle insaniliğini kaybettiğini savundu.

Faris, kendi üretkenlik tanımını “enerji, odak ve zamanı Allah’ın en iyi kulu olmak ve hayattaki amacı yerine getirmek için yönetmek” şeklinde verdi. Bu çerçevede sabah kalkınca ilk yapılacak şeyin e-postaları kontrol etmek veya Wall Street Journal okumak değil, uyanmaya şükretmek, namaz kılmak ve Kur’an okumak olduğunu söyledi.

"Üretkenlik artık, çalışan, aile ferdi, ev halkından biri ya da öğrenci olarak rollerimde Allah’ın daha iyi bir kulu olmamla ilgilidir," diyen Faris, "buna böyle baktığınızda günün üzerindeki gerilim azalır" şeklinde konuştu.

Faris, “iş-yaşam dengesi” ifadesini sevmediğini, çünkü bunun işi hayatın dışında konumlandırdığını belirtti. Ona göre Peygamber’in öğrettiği yaklaşım, herkesin hakkını vermektir: bedenin, Rabbin, eşin ve misafirin hakkı. Modern “workism” kavramına değinen Faris, işin kimlik ve hayatın anlamı haline getirilmesini eleştirdi. İslam’ın buna cevabının, insanın önce Allah’ın kulu olduğu bilinci olduğunu söyledi. “Kul” yerine “köle” ifadesini kullandığını, çünkü kölenin efendisine ait olduğunu ve kendi zamanını, enerjisini, dikkatini bağımsız mülk gibi göremeyeceğini belirtti.

Bereket, İlişkiler ve Manevi Kapasite

Sunucu, Filistin’de bir arkadaşını ziyaret ederken yaşadığı bir hatırayı anlattı. Sokakta, manavda ve eczanede insanların birbirine zaman ayırdığını; Batılı zaman anlayışıyla bunun gecikme gibi göründüğünü ama aslında insani bir şeyin korunması olabileceğini söyledi. Faris, bu noktayı bereket kavramıyla ilişkilendirdi.

Faris’e göre bereket Allah’tan gelen bir hediyedir ve zamana, ilişkilere, projelere, podcast’e ya da herhangi bir işe girebilir. Bunun iyilik, istikrar, süreklilik ve kalıcı etki doğurabileceğini söyledi. Bereketi elde etmenin yolunun “bereketi verenle hizalanmak” olduğunu belirtti.

"Bereket, Allah’tan gelen bir hediyedir; zamanınıza, ilişkilerinize, projelerinize girebilir," diyen Faris, "ben buna bereket etkisi diyorum: iyilik, istikrar, süreklilik ve kalıcı etki" ifadelerini kullandı.

Sabaha namazla başlamanın, Kur’an okumanın, anne babayla kaliteli zaman geçirmenin mantıksal olarak “daha verimli” görünmeyebileceğini; ancak Faris’e göre bunların bereket getirdiğini söyledi. Kendi hayatından örnek vererek bazen üç saat süreceğini düşündüğü bir işi, ibadet ve Kur’an’a zaman ayırdıktan sonra bir saat içinde tamamlayabildiğini ya da işin beklenmedik biçimde kolaylaştığını anlattı. Bunun tamamen planlama ve zaman bloklarıyla açıklanamayacak bir boyut olduğunu savundu.

Faris, üretkenliği “bahçıvan zihniyeti” ile düşünmeyi önerdi. İnsan tohum eker, çalışır, emeğini verir; ama meyveyi garanti edemez. Meyveyi Allah’ın verdiğini bilmek, ona göre sonuç takıntısını azaltır ve sürece sadakati güçlendirir. Hz. Nuh örneğini vererek, 950 yıllık davetin modern üretkenlik ölçütleriyle başarısız gibi görülebileceğini; oysa İslami açıdan önemli olanın samimiyet ve çaba olduğunu söyledi.

Alışveriş Merkezleri, Mescitler ve Kutsal Mekân Tasarımı

Söyleşide modern mekânların zaman algısını nasıl yönettiği de ele alındı. Sunucu, alışveriş merkezlerinde saat bulunmamasının tüketimi artırmaya yönelik olduğunu, buna karşılık modern mescitlerde çok görünür saatler yer aldığını söyledi. Faris, alışveriş merkezlerinin çoğu zaman kapalı, parlak ışıklı ve dış dünyadan kopuk tasarlanmasının insanların zamanı fark etmeden daha uzun süre kalmasına ve daha fazla para harcamasına hizmet ettiğini söyledi.

"Alışveriş merkezinde saat yoksa zamanın farkında olmazsınız," diyen Faris, "ama modern mescitlerimizde ön tarafta büyük saatler görüyoruz" diye belirtti.

Faris, geleneksel camilerde ön tarafta saat görülmediğini, ışığın daha yumuşak olduğunu ve mekânın daha fazla sükûnet ürettiğini savundu. Modern mescitlerde parlak ışık, yüksek ses ve mikrofon kullanımının ruhani atmosferi zayıflatabileceğini söyledi. Müslüman mimarların mescit tasarımında sirkadiyen sağlık, huzur, ibadet ve hazır bulunma halini düşünmeleri gerektiğini ifade etti.

Erken Kalkmak, Sabah Bereketi ve Çalışma Düzeni

Sunucu, çevrim içi üretkenlik kültüründe gençlere sabah 4’te kalkma, spor yapma ve saat 8’e kadar en önemli işleri bitirme tavsiyelerinin yaygın olduğunu hatırlattı. Faris, erken kalkmanın İslami perspektifte bir değeri olduğunu söyledi. Peygamber’in sabahın erken saatleri için yaptığı duaya ilişkin hadisi hatırlatan Faris, modern üretkenlik kitaplarının da erken kalkmayı önerdiğini ancak bereket boyutunu açıklamadığını belirtti.

Hadisin ravilerinden birinin ticaretini sabah erken gönderdiğini ve bunun sonucunda zenginleştiğinin aktarıldığını söyledi. Tanzanya’da tanıştığı bir iş insanının gününü sabah namazından sonra başlatıp öğleden sonra bitirdiğini anlattı. Faris’e göre bu, klasik dokuz-beş çalışma düzeninin Müslüman toplumlar için tek model olmadığını gösteriyor.

Müslüman çoğunluklu ülkelerde dahi fabrika sisteminden gelen dokuz-beş düzeninin benimsenmesini eleştiren Faris, okulların ve işlerin sabah erken başlayıp daha erken bitebileceğini, sıcak coğrafyalarda öğle uykusunun daha doğal olduğunu belirtti. Peygamber’in de kısa uykuya zaman ayırdığını söyleyerek bunun “lüks” değil, daha insani bir üretkenlik biçimi olarak görülmesi gerektiğini savundu.

Namazı Güne Sığdırmak Yerine Günü Namaza Göre Kurmak

Söyleşinin en önemli başlıklarından biri, günün namaz vakitleri etrafında tasarlanması gerektiği fikriydi. Sunucu, Müslümanların genellikle namazı gün içindeki boşluklara yerleştirmeye çalıştığını; Faris’in ise günün bizzat namaz etrafında kurulmasını önerdiğini söyledi. Faris bu yorumu doğruladı.

"Namaz ve günlük ibadetler bizi Allah’ın yaratışıyla senkronize eder," diyen Faris, "saat ise bunu bizden alır" şeklinde değerlendirdi.

Faris, her hücrenin biyolojik saatinin olduğunu, güneş ışığı ve mevsim değişimlerinin insan bedenini etkilediğini söyledi. Sabah güneşinin uyanmayı desteklediğini, akşam gün batımının melatonin salınımıyla geceye hazırlık yaptığını belirtti. Namaz vakitlerinin güneşin hareketiyle bağlantılı olması, ona göre insanı doğayla ve Allah’ın yaratışıyla yeniden ilişkilendiriyor.

Jet lag örneğini veren Faris, seyahat sonrası yeni zamana alışmak için namazları vaktinde kılmanın ve sabah güneş ışığı almanın yardımcı olabileceğini söyledi. Hatta toprağa basmanın, sahilde ya da çimende namaz kılmanın bedene bulunduğu yeri hatırlattığını anlattı. Ona göre sorun, namazı takvimdeki bir “ara” gibi görmek; çözüm ise günü namazın etrafında düşünmek.

Faris, Peygamber’in günlük rutinini incelediğinde beş vakit namazın ana “çapa” olduğunu gördüğünü söyledi. Namazdan önce ve sonra yapılan işler, günün gerçek düzenini oluşturuyordu. Bu nedenle planlama yaparken namaz vakitlerinin merkeze alınmasını önerdi.

Kapitalizm, Kıtlık ve Kanaat

Sunucu, kapitalizmin kıtlık, rekabet ve daha fazlasını isteme üzerine kurulduğunu; Faris’in bereket yaklaşımının ise bolluk ve kanaat fikriyle çalıştığını söyledi. Faris, rızkın ve sonuçların Allah’tan geldiğini bilmenin insanı sonuç takıntısından uzaklaştırabileceğini ifade etti. Bahçıvan benzetmesine dönerek, insanın çalıştığını ama meyveyi kendi başına yaratmadığını söyledi.

Bu yaklaşımın iş dünyasında hedefleri tümüyle reddetmek anlamına gelmediğini belirtti. Şirketlerde yön ve hedeflerin olabileceğini; ancak insanları yalnızca satış sonucu üzerinden değil, süreç ve emek kalitesi üzerinden değerlendirmek gerektiğini anlattı. Kendi ekibindeki satış çalışanı örneğini vererek, satış hedefinden çok kaç görüşme yapıldığına ve görüşmelerin kalitesine baktığını söyledi.

Faris, Müslüman şirketlerin amacının da yeniden düşünülmesi gerektiğini savundu. Bir insanın amacı Allah’a kulluksa, bir şirketin amacı da yalnızca para kazanmakla sınırlı olmamalıydı. Müşteriye hizmet, çalışana adalet ve finansal olmayan ölçütler de Müslüman bir kurumun gündemine girmeliydi.

Kendi işinde taksitli ödemelerde daha yüksek fiyat almamayı tercih ettiğini anlattı. Normal çevrim içi eğitim sektöründe taksit yapan müşteriden daha fazla ücret alındığını, ancak bunun imkânı daha sınırlı olan kişiye daha fazla yük bindirdiğini söyledi. Burs vermek, çalışanları zamanında ödemek ve işe başlamadan önce dua etmek gibi uygulamaları da iş kültürünün parçası olarak değerlendirdi.

Hicri Takvim ve Zamanın Dekolonizasyonu

Sunucu, Hicri takvimin manevi olarak önemli ama pratikte zor görünebildiğini söyledi. Ramazan’ın 15’inin bile ay görülmeden kesinleşmediğini, oysa kontratlar, kredi ödemeleri ve gelecek yılın randevularının kesin tarihlere bağlı olduğunu belirtti. Faris buna karşı, Müslümanların yaklaşık 1300 yıl boyunca sözleşmelerini, mahkeme kayıtlarını ve yazışmalarını Hicri takvime göre düzenlediğini hatırlattı.

Faris, takvimin toplumları organize eden güçlü bir araç olduğunu ve “takvimi kontrol edenin hayatı kontrol ettiğini” söyledi. Hicri takvime dönüş için üç aşamadan söz etti: önce önemini kabul etmek ve farkındalık kazanmak; sonra planlamayı Hicri aylara göre ayarlamak; üçüncü aşamada ise iletişim, program ve kurumsal süreçlerde Hicri tarihi kullanmak.

"Takvim çok ince ama çok güçlü bir şeydir; toplumu organize eder," diyen Faris, "takvimi kim kontrol ederse hayatınızı da o kontrol eder" diye vurguladı.

Faris, kendi şirketinde yıllık planlamayı Hicri takvime göre yaptıklarını, ekip ödemelerini Hicri aya göre düzenlediklerini ve Hicri ayların daha kısa olması nedeniyle çalışanların iki yılda bir fiilen fazladan ödeme aldığını söyledi. Ayrıca Hicri doğum günlerinin, kutsal ayların ve ayın görülmesiyle başlayan yeni ay duasının Müslümanların zaman tecrübesini değiştirebileceğini ifade etti.

Mısır’ın 1857 civarında, borçlar ve Avrupa finans sistemi nedeniyle Hicri takvimden Gregoryen takvime geçtiğini; Saudi Arabia’nın da 2016’da maaş ve tasarruf gerekçeleriyle Gregoryen takvime yöneldiğini iddia etti. Bu örnekleri, zaman düzeninin siyasi ve ekonomik güçle ilişkisine dair işaretler olarak sundu.

Telefon, Dikkat ve Zamanın Ağırlığı

Söyleşinin sonunda sunucu, çağdaş hayatın yalnızca saatin değil cep telefonunun da tiranlığı altında olduğunu söyledi. Faris, odak yönetiminin en büyük zorluklarından birinin telefonlar olduğunu belirtti. Telefonların dikkat dağıtmak üzere tasarlandığını, renklerin ve ikonların bu amaca hizmet ettiğini savundu. Peter Gould’un teknolojinin “dikkat dağıtmak” ya da “hatırlatmak” üzere tasarlanabileceği fikrine atıf yaptı.

Faris, kendi iradesinin sınırlı olduğunu bildiği için teknik sınırlar koyduğunu söyledi. Akşam 22.00’de telefonunu kilitleyen bir cihaz kullandığını, sabah kahvaltıdan sonrasına kadar telefona erişemediğini anlattı. Telefonu gri tonlamaya almak, sosyal medya uygulamalarını silmek ve iradeyi her gün test etmemek için koruyucu sınırlar koymak gerektiğini söyledi.

"İradenizi neden her gün test edesiniz?" diyen Faris, "odaklanmamız gereken çok daha önemli şeyler var" ifadesini kullandı.

Faris, zamanın ahirette ağırlığı olan bir şey gibi düşünülmesi gerektiğini söyledi. Sonraki 30 saniye Allah’ı anmakla geçirilirse bunun kıyamet gününde ağır basabileceğini; aynı sürenin amaçsız telefon kontrolüyle geçmesinin ise zamanı hafiflettiğini belirtti. Ona göre zikir, ritüeller ve niyet zamanı ağırlaştırır; bilinçsiz telefon kullanımı ise onu değersizleştirir.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol