Max Blumenthal ve Bobby Kennedy Tartışması Gölgesinde: Gazze Davasında İsrail’in Savunması Ne Olacak?
Kaynak dili İngilizce olan bölümde adı belirtilmeyen sunucu ile adı belirtilmeyen konuk, Max Blumenthal’ın Bobby Kennedy’ye İsrail konusunda tartışma çağrısını ve Güney Afrika’nın İsrail’e karşı soykırım iddiaları bağlamında beklenen İsrail savunmasını ele aldı. Konuşmanın ana ekseni, 7 Ekim saldırısı sonrasında İsrail’in “meşru müdafaa” argümanını nasıl kuracağı ve konuğa göre bu argümanın Soykırım Sözleşmesi bakımından neden yeterli olmayacağıydı.
Max Blumenthal’ın Bobby Kennedy’ye Tartışma Çağrısı
Programın ilk bölümünde sunucu, Max Blumenthal’ın adını özellikle anarak, onun hem arkadaşı olduğunu hem de programa düzenli olarak katıldığını söyledi. Sunucunun aktardığına göre Blumenthal, bir önceki gün programda Bobby Kennedy’ye İsrail konusunda bir tartışma çağrısında bulundu. Bu çağrının ardından sunucu da tartışmayı yönetmeyi önerdiğini belirtti.
"Dün programda Max Blumenthal, Bobby Kennedy’ye İsrail konusunda bir tartışma çağrısı yaptı," diyen adı belirtilmeyen sunucu, "ben de bu tartışmayı yönetmeyi teklif ettim" şeklinde açıkladı.
Sunucu, bu önerinin kamuya açık hâle geldiğini ve Chris adlı kişinin kendisine, konunun önceki gece Twitter ya da X üzerinde konuşulduğunu söylediğini aktardı. Platformun adlandırmasına atıfta bulunurken “Twitter ya da X, artık kendilerine ne diyorlarsa” ifadesini kullandı. Sunucu, tartışmanın gerçekleşmesi hâlinde izleyici kitlesinin çok büyük olacağını düşündüğünü belirtti.
"Umarım bu gerçekleşir; izleyici kitlesinin çok büyük olacağını tahmin ediyorum," diyen adı belirtilmeyen sunucu, tartışmanın olası etkisini bu sözlerle değerlendirdi.
Ancak sunucu, böyle bir tartışmayı yönetmesi durumunda tamamen tarafsız kalmanın kendisi için zor olabileceğini de açıkça ifade etti. Bunun gerekçesi olarak, Gazze’de yaşananları “kendi gözleriyle” görebildiğini söyledi. Buna rağmen moderatörlük görevi kendisine verilirse tarafsız davranacağını belirtti.
"Tamamen tarafsız olmam zor olacak, çünkü ne olduğunu kendi gözlerimle görebiliyorum," diyen adı belirtilmeyen sunucu, "ama bu tartışmayı yönetme ayrıcalığı bana verilirse tarafsız olacağım" şeklinde ekledi.
Bu bölümde Blumenthal ile Kennedy arasında yapılması önerilen tartışmanın içeriğine dair ayrıntılı bir çerçeve çizilmedi. Ancak sunucunun sözlerinden, tartışmanın İsrail ve Gazze’deki savaşla ilgili siyasi ve ahlaki değerlendirmeler etrafında şekillenmesinin beklendiği anlaşıldı.
Güney Afrika’nın Argümanları Sonrası İsrail’in Beklenen Savunması
Program daha sonra Güney Afrika’nın İsrail’e karşı yürüttüğü soykırım iddialarıyla ilgili hukukî sürece döndü. Sunucu, o gün Güney Afrika tarafının avukatlarının açılış argümanlarını sunduğunu, ertesi gün ise İsrail tarafının avukatlarının konuşacağını söyledi. İsrail tarafındaki avukatların Britanyalı duruşma avukatları olduğunu da ayrıca belirtti.
Sunucu, konuğa İsrail’in nasıl bir savunma yapabileceğini sordu. Soruyu oldukça sert bir çerçeveyle kurdu ve 26.000 kişinin öldürüldüğünü, bunların en fazla 3.000’inin asker olduğunu öne sürdü. Bu rakamları doğrulanmış bilgi olarak değil, sunucunun kendi ifadesi olarak aktarmak gerekir.
"26.000 insanın öldürülmesini, bunların en fazla 3.000’inin asker olmasını hangi insanlık anlayışı haklı gösterebilir?" diye soran adı belirtilmeyen sunucu, İsrail tarafının hangi savunmayı ileri sürebileceğini sorguladı.
Konuğun yanıtı, İsrail’in öncelikle 7 Ekim’deki saldırıya atıfla “meşru müdafaa” savunması yapacağı yönündeydi. Konuk, 7 Ekim’de “korkunç bir terör saldırısı” yaşandığını ve bunun doğru olduğunu söyledi. Ancak Güney Afrikalı savcının o gün belirttiği gibi, bu durumun Soykırım Sözleşmesi kapsamında bir savunma oluşturmadığını savundu.
"Bunun meşru müdafaa olduğunu söyleyecekler; 7 Ekim’de korkunç bir terör saldırısı oldu, bu doğru," diyen adı belirtilmeyen konuk, "ama Güney Afrikalı savcının bugün söylediği gibi, bu Soykırım Sözleşmesi kapsamında bir savunma değildir" şeklinde belirtti.
Konuğun değerlendirmesine göre İsrail tarafı, Hamas’a karşı yürütülen bir askerî harekât yürüttüğünü ve kullanılan ifadelerin Gazze’deki sivil nüfusa değil, askerî düşman olarak Hamas’a yönelik olduğunu savunacak. Konuk ise bu yaklaşımı “açıkça yanlış” olarak nitelendirdi. Ona göre söz konusu açıklamalar yalnızca Hamas’a değil, nüfusun tamamına ilişkin ifadeler içeriyor.
Soykırım Sözleşmesi ve Meşru Müdafaa Tartışması
Konuğun ana hukuki argümanı, meşru müdafaa iddiasının soykırım iddiasına karşı otomatik bir cevap sayılamayacağıydı. Konuk, İsrail’in 7 Ekim saldırısını savunmasının merkezine koyacağını, fakat bunun Soykırım Sözleşmesi bağlamındaki suçlamaları ortadan kaldırmadığını söyledi.
Programda Soykırım Sözleşmesi’nin maddeleri ayrıntılı biçimde tartışılmadı. Buna karşılık konuk, Güney Afrika tarafının çizdiği çerçeveye atıf yaparak, sivillere yönelik geniş çaplı zarar iddialarının ve İsrailli yetkililerden geldiğini söylediği ifadelerin bu savunmayı zayıflattığını ileri sürdü.
Konuk, İsrail’in “ifadeler Hamas’a yönelikti” şeklinde bir savunma yapacağını öngördü. Ancak buna karşı, açıklamaların sivil nüfusu da kapsayacak biçimde kurulduğunu savundu. Bu noktada kesin yargıdan çok, konuğun iddiası aktarılmalıdır: Konuk, söz konusu beyanların “açık” olduğunu ve “bütün nüfusa” yönelik ifadeler içerdiğini öne sürdü.
"Bu açıklamaların Hamas’a, yani askerî düşmana yönelik olduğunu söyleyecekler; sivil nüfusa yönelik olmadığını savunacaklar," diyen adı belirtilmeyen konuk, "bu açıkça yanlıştır, çünkü açıklamalar bütün nüfusa ilişkin açık ifadeler içeriyor" diye vurguladı.
Konuk ayrıca İsrail’in sivilleri korumak için olağanüstü özen gösterdiğini söyleyeceğini de öngördü. Ancak bu savunmayı da reddetti. Ona göre Gazze’ye uygulanan kuşatma, gıda, su, yakıt ve tıbbi malzeme girişinin durdurulması gibi unsurlar, sivillerin korunduğu iddiasıyla bağdaşmıyor.
"Sivil nüfusu korumakta olağanüstü özen gösterdiklerini söyleyecekler; bu tamamen yanlış," diyen adı belirtilmeyen konuk, "çünkü Gazze’ye kuşatma uyguladılar, gıdayı, suyu, yakıtı ve tıbbi malzemeleri durdurdular" ifadelerini kullandı.
Hedef Alma, Sivil Kayıplar ve Kuşatma İddiaları
Konuğun değerlendirmesinde hedefleme meselesi önemli bir yer tuttu. İsrail’in Hamas’ı hedef alırken dikkatli davrandığını söyleyeceğini öngören konuk, bunun da “açıkça yanlış” olduğunu savundu. Gerekçe olarak, öldürülenlerin yüzde 70’inin kadınlar ve çocuklar olduğunu söyledi. Ayrıca öldürülen erkeklerin çoğunun da “kesinlikle Hamas askeri olmadığını” ileri sürdü.
"Hamas’ı hedef alırken dikkatli olduklarını söyleyecekler; bu açıkça yanlış," diyen adı belirtilmeyen konuk, "çünkü öldürülenlerin yüzde 70’i kadınlar ve çocuklar, öldürülen erkeklerin çoğu da kesinlikle Hamas askeri değil" şeklinde açıkladı.
Bu bölümde konuk, İsrail’in eylemlerinin yalnızca Hamas’a yönelmiş askerî bir operasyon olarak sunulmasına karşı çıktı. Ona göre sahadaki tablo, “bütün sivil nüfusa” yönelen eylemler içeriyor. Konuk, “soykırım niteliğinde ifadeler” olarak nitelediği açıklamaların yaygın ve sık olduğunu, eylemlerin de büyük ölçüde sivil nüfusu etkilediğini ileri sürdü.
Konuk ayrıca Gazze’de 2 milyon kişinin yerinden edilmesinden söz etti. Hamas’ın “belki 30.000 savaşçısı” olduğunu söyleyerek, bu sayı ile kitlesel yerinden edilme arasındaki farkı vurguladı. Bu çerçevede İsrail’in eylemlerinin, konuğa göre, sınırlı bir askerî hedefleme değil, nüfusun tamamına etki eden geniş ölçekli bir harekât niteliği taşıdığı savunuldu.
"Karşımızda dünyanın gözleri önünde duran şeyleri inkâr edecekler," diyen adı belirtilmeyen konuk, "yaygın soykırım ifadeleri, bütün sivil nüfusa yönelen eylemler ve ezici çoğunluğu sivil olan büyük bir can kaybı var" diye değerlendirdi.
Konuğa Göre Savunmanın Temel Zayıflığı
Programın sonunda konuğun vardığı sonuç, İsrail’in meşru müdafaa savunması yapacağı, ancak bu savunmanın kendisinin savunulabilir olmadığıydı. Konuğa göre bunun nedeni, İsrail’in her gün dile getirdiği savunma çizgisiyle “açık gerçekler” arasında çelişki bulunmasıydı. Bu açık gerçekler arasında sivil kayıplar, kuşatma, Gazze’ye temel ihtiyaçların girişinin durdurulması, kitlesel yerinden edilme ve sivillere etkisi olduğu öne sürülen ifadeler sayıldı.
"İsrail bir meşru müdafaa savunması yapacak," diyen adı belirtilmeyen konuk, "ama bu savunmanın kendisi savunulabilir değil, çünkü açık gerçekler İsrail’in Gazze işgali başladığından beri her gün söylediği şeylerle çelişiyor" şeklinde ifade etti.
Konuşmada İsrail tarafının ertesi gün yapacağı savunmanın ayrıntıları henüz görülmemişti; bu nedenle konuğun sözleri bir öngörü niteliğindeydi. Sunucu sorularında İsrail’in eylemlerinin ahlaki savunulabilirliğini sorgularken, konuk hukuki ve fiilî boyutlara odaklandı. Her iki konuşmacı da Güney Afrika’nın sunduğu argümanların ardından, İsrail’in savunmasının merkezinde 7 Ekim saldırısı ve meşru müdafaa söyleminin yer alacağını değerlendirdi.