Alastair Crooke: Güney Afrika’nın ICJ Sunumu Batı Medyasında “Karartıldı”
İngilizce kaynaklı podcast bölümünde sunucu Andrew Napolitano ile konuk Alastair Crooke, önce Crooke’un Biden yönetiminin “Battleship Gaza”ya çekildiğini savunan son yazısına geçmeden önce International Court of Justice (ICJ, Uluslararası Adalet Divanı) oturumlarını ele aldı. Tartışmanın ağırlığı, Güney Afrika’nın İsrail aleyhindeki sunumunun Batı medyasında yeterince yer bulmadığı iddiası, İsrail’in savunmasının ise daha fazla yayınlanması ve bunun daha geniş bir “söylem kontrolü” eğilimiyle bağlantılı olup olmadığı üzerinde yoğunlaştı.
ICJ’de Güney Afrika ve İsrail Sunumları
Napolitano, Crooke’a bir önceki haftanın Perşembe ve Cuma günleri ICJ’de yapılan sunumları izleyip izlemediğini sordu. Perşembe günü Güney Afrika’nın İsrail’e karşı davasının, Cuma günü ise İsrail’in savunmasının sunulduğunu hatırlattı. Programın başında asıl konunun Crooke’un Biden yönetimine dair yazısı olduğunu belirtse de, önce bu mahkeme sürecine dair değerlendirmesini almak istedi.
“Biden yönetiminin Battleship Gaza’ya çekildiğini savunan son yazınızı uzun uzun konuşmak istiyorum,” diyen Andrew Napolitano, “ama oraya gelmeden önce International Court of Justice’ta Perşembe ve Cuma günü yapılan sunumları izleyebildiniz mi?” şeklinde sordu.
Crooke, oturumları izlediğini söyledi. Ancak ilk gün yapılan Güney Afrika sunumunun Avrupa medyasında ve muhtemelen ABD’de büyük ölçüde görünmez kılındığını savundu. Ona göre, Güney Afrika tarafının davasını sunduğu ilk gün neredeyse hiç yayın yapılmadı; buna karşılık İsrail’in savunmasının sunulduğu ikinci gün BBC ve Sky gibi kanallar devreye girdi.
“Evet, izledim,” diyen Alastair Crooke, “bildiğiniz gibi ilk gün Avrupa’daki medyada ve muhtemelen ABD’de de neredeyse tamamen karartıldı” ifadesini kullandı.
Crooke, Güney Afrika’nın davasının sunulduğu gün neredeyse hiç haberleştirme olmadığını, yayınların esas olarak İsrail savunmasının yapıldığı ikinci gün başladığını belirtti. “Güney Afrika davasının ortaya konduğu ilk gün neredeyse hiç haber yoktu,” diyen Crooke, “ancak ikinci gün, İsrail savunmasını yaptığında BBC ve Sky yayına başladı” diye ekledi.
Güney Afrika’nın Bombalarla İlgili Argümanı
Crooke, kendisinin hukukçu olmadığını özellikle belirtti. Buna rağmen Güney Afrika adına konuşan ve “genç İrlandalı kadın” olarak tanımladığı hukukçunun sunumunu etkileyici bulduğunu söyledi. Ona göre bu sunum, özellikle 2.000 librelik bombaların kullanımıyla ilgili bölümde güçlü noktalar içeriyordu.
Crooke’un aktardığına göre Güney Afrika tarafı, bu bombaların “dumb bombs” yani güdümsüz bombalar olduğunu, akıllı veya hedefe yönlendirilen mühimmat olmadığını vurguladı. Crooke, konuşmacının bu bombaların belirli bir ölümcül etki alanına sahip olduğunu anlattığını; patlama çevresindeki belirli bir çemberde kalan herkesin öleceğini, daha geniş ikinci bir çemberde ise ağır hasar ve yaralanma oluşacağını söyledi.
“Güney Afrikalı savcının ortaya koyduğu dosya çok etkileyiciydi ve iyi yapılandırılmıştı,” diyen Alastair Crooke, “özellikle 2.000 librelik bombaların kullanılması konusunda çarpıcı noktalar yaptı” değerlendirmesinde bulundu.
Crooke, konuşmacının temel argümanını şöyle aktardı: Bu bombalar, hedefli saldırılar için değil, geniş etki alanlarıyla çok sayıda insanı kaçınılmaz biçimde öldürecek şekilde kullanılıyordu. Crooke, sunumda bombaların etki çemberlerinin birbirini örttüğü ve bunun “mekanik olarak” ölümleri kaçınılmaz hale getirdiği iddiasının öne çıkarıldığını belirtti.
“Bunlar güdümsüz bombalardı; yönlendirilen, akıllı bombalar değildi,” diyen Crooke, “etkileri çemberler halinde üst üste biniyor ve bu, bombaların mekaniği gereği insanları kaçınılmaz olarak öldürüyordu” şeklinde açıkladı.
Crooke, Güney Afrika tarafının “neden akıllı bombalar kullanılmadı?” sorusu etrafında bir mantık kurduğunu söyledi. Ona göre sunumda, amacın hassas hedefleme olmadığı, aksine bu geniş etki yarıçaplarından faydalanmak olduğu savunuldu. Crooke, bunun Güney Afrika’nın iddiası olduğunu özellikle belirterek, mahkemede çok ikna edici biçimde sunulduğunu ifade etti.
“Neden akıllı bombalar kullanılmadı?” diyen Crooke, “çünkü amaç akıllı olmak ve hedef almak değildi; amaç bu yarıçaplardan yararlanmaktı” sözleriyle Güney Afrika tarafının tezini aktardı.
Batı Medyasına “Karartma” Eleştirisi
Napolitano, Crooke’un bu medya değerlendirmesine katılarak bunun kaygı verici olup olmadığını sordu. Kendi yapım ekibinin Güney Afrika sunumunu izleyebilmek için Al Jazeera’ya gitmek zorunda kaldığını söyledi. ABD’deki büyük yayın ağlarının hiçbirinin bu sunumu yayınlamadığını belirtti ve kendisinin 24 yıl çalıştığı kanalın da buna dahil olduğunu ifade etti.
“Batı medyasının Güney Afrika sunumlarını karartması rahatsız edici değil mi?” diyen Andrew Napolitano, “yapım ekibimin bunu izleyebilmesi için Al Jazeera’ya gitmesi gerekti” sözleriyle durumu anlattı.
Napolitano, ABD’deki kanalların hiçbirinin bu sunumu vermediğini söylerken, bunu yalnızca medya tercihi olarak değil, daha geniş bir haber engelleme eğiliminin parçası olarak değerlendirdi. “2024’teyiz ve bu hükümetler hâlâ duymamızı istemedikleri haberleri engelleyebileceklerini düşünüyor,” diyen Napolitano, Batı Avrupa’da da benzer bir durum yaşandığını Crooke’un anlattığını vurguladı.
Crooke ise bu değerlendirmeye katıldı. Hatta durumun daha belirgin hale geldiğini savundu. Ona göre yalnızca bu ICJ yayını meselesi değil, genel olarak kamusal tartışmanın nasıl yönetileceği ve hangi söylemlerin engelleneceği Batılı kurumların gündeminde daha fazla yer tutuyor.
Davos, Seçimler ve Söylem Kontrolü
Crooke, Davos’ta yapılan World Economic Forum toplantısıyla ilgili kendisine gönderilen bir açıklamadan söz etti. Bu belgenin ana temasının söylemi nasıl kontrol edecekleri ve nasıl engelleyecekleri olduğunu savundu. Bu iddiayı, yaklaşan seçim süreçleriyle ilişkilendirdi.
“Bence öyle ve bunun daha da belirginleştiğini düşünüyorum,” diyen Alastair Crooke, “biri bana Davos’ta yapılan World Economic Forum toplantısından bir açıklama gönderdi; ana belge tamamen söylemin nasıl kontrol edileceği, nasıl engelleneceği hakkındaydı” ifadelerini kullandı.
Crooke, önümüzdeki yıl içinde dünyanın yaklaşık yarısının bir şekilde seçimlere gideceğini söyledi. Avrupa’da da European Parliament (Avrupa Parlamentosu) seçimlerinin yapılacağını belirtti. Ona göre bu nedenle siyasi ve ekonomik elitler kamuoyundaki tartışmaların kontrolden çıkmasından endişe ediyor.
Crooke, “Gezegenin yarısının bir şekilde seçimlere gidecek olmasından korkuyorlar,” diyerek, “Avrupa’nın tamamı European Parliament seçimlerine gidecek ve dehşete kapılmış durumdalar” değerlendirmesini yaptı.
Bu bağlamda Crooke, “söylemi nasıl durduracakları” meselesinin tekrar tekrar gündeme geldiğini savundu. Ona göre medya görünürlüğü, haber seçimi ve uluslararası kurumlar etrafındaki tartışmalar bu daha geniş çerçeve içinde değerlendirilmeliydi. Ancak Crooke’un bu yorumu, kendisine gönderildiğini söylediği belgeye dayanan bir değerlendirme olarak kaldı; programda belgenin ayrıntıları okunmadı.
Biden Yazısına Geçmeden Önce Çizilen Çerçeve
Programın başında Napolitano’nun işaret ettiği Crooke’un Biden yönetimiyle ilgili yazısı, bu bölümde ayrıntılı biçimde tartışılmadı. Ancak sunucu, “Battleship Gaza” ifadesini kullanarak Crooke’un Biden yönetiminin Gazze savaşı bağlamında bir tür tuzağa çekildiğini savunduğu yazıya atıfta bulundu. Bu atıf, asıl konuya geçiş için bir zemin oluşturdu.
Yine de konuşmanın verilen bölümünde temel tartışma, ICJ’deki iki günlük oturumun Batı medyasındaki yansımasıydı. Crooke, Güney Afrika’nın sunumunu mahkeme içeriği açısından güçlü bulduğunu; Napolitano ise bu sunumun Batı’da yayınlanmamasını haber alma hakkı açısından sorunlu gördüğünü söyledi. İki konuşmacı da Güney Afrika tarafının kamuoyuna daha az ulaştığı, İsrail savunmasının ise daha görünür olduğu görüşünde birleşti.
Crooke’un değerlendirmesinde iki ayrı unsur öne çıktı: Birincisi, Güney Afrika’nın 2.000 librelik güdümsüz bombalarla ilgili argümanıydı. İkincisi, bu argümanın Batı medyasında yeterince yer bulmadığı iddiasıydı. Napolitano’nun katkısı ise bu medya tercihinin tesadüfi olup olmadığı sorusunu daha keskin biçimde gündeme getirmesiydi.
Bölüm, ICJ oturumları üzerinden Gazze savaşı, Batı medyasının yayın tercihleri, hükümetlerin haber akışı üzerindeki etkisi ve seçim yılında söylem kontrolü tartışmalarını bir araya getirdi. Hem Napolitano hem Crooke, Güney Afrika’nın mahkemedeki sunumunun yeterince duyurulmadığını savunurken, Crooke bunu Davos ve yaklaşan seçimler bağlamında daha geniş bir siyasi iletişim sorunu olarak değerlendirdi.