Marwan Muhammad: Fransa’da Müslümanlar “Kalmak mı Gitmek mi?” Sorusuyla Karşı Karşıya
Kaynak dili Arapça olan “Muslim Thinker” bölümünde, programın sunucusu Fransa’daki Müslümanların konumunu insan hakları savunucusu ve istatistikçi Marwan Muhammad ile ele aldı. Bölümde Fransa’da laiklik, başörtüsü yasakları, “ayrılıkçılık” söylemi, aşırı sağın yükselişi, Müslümanların siyasal örgütlenmesi ve bazı ailelerin ülkeden ayrılma tercihi tartışıldı.
Fransa’da Müslümanlara Yönelik Yasalar ve Günlük Hayat
Marwan Muhammad, Fransa’da Müslümanların kamusal hayatını sınırlayan sürecin tek bir yasadan ibaret olmadığını, uzun bir zincir oluşturduğunu söyledi. 2004’te okullarda başörtüsü yasağı, 2010’da peçe yasağı, 2015 saldırılarından sonra ilan edilen olağanüstü hâl, 2020’de “ayrılıkçılık” yasası ve 2023’te devlet okullarında abaya yasağını örnek verdi.
“Devletin doğrudan bir rolü var; siyasi söylem ve medya atmosferi de bu söylemlerin toplumun geneline yayılmasına katkıda bulunuyor,” diyen Marwan Muhammad, Müslümanların “ikinci sınıf vatandaş” gibi konumlandırıldığını savundu.
Muhammad’a göre sıradan bir Müslüman Fransa’da işe, eve, okula, restorana ya da spor salonuna giderken ayrımcılıkla karşılaşma ihtimalini hesaba katmak zorunda. Müslüman isimli bir kişinin iş görüşmesine çağrılma ihtimalinin üç kat daha düşük olduğunu, Arapların polis tarafından ortalama vatandaşa göre sekiz kat daha fazla durdurulduğunu ileri sürdü. Müslüman gazetecilerin, akademisyenlerin ve siyasetçilerin de “gizli gündem” suçlamalarıyla hedef alındığını belirtti.
Günlük dilde kullanılan “Subhanallah”, “Elhamdülillah”, “Bismillah” ve “Allahu Ekber” gibi ifadelerin bile artık açıklama gerektiren bir anlam yüklendiğini söyleyen Muhammad, kadınların bu baskıyı daha yoğun yaşadığını ifade etti. Ona göre başörtülü kadınlar görünürlükleri nedeniyle, başörtüsüz Müslüman kadınlar ise “iyi Fransız vatandaş” olduklarını kanıtlama baskısıyla karşı karşıya.
“Ayrılıkçılık”, “Sızma” ve Müslüman Kardeşler Söylemi
Programda 2020’de kabul edilen “ayrılıkçılık” yasası da tartışıldı. Muhammad, son 20-30 yılda “İslamcılık”, “radikalleşme”, “Müslüman Kardeşler”, “ayrılıkçılık” ve son olarak “sızma” gibi kavramların Müslümanları sorun olarak göstermek için kullanıldığını savundu.
“Eğer Müslümanlar kendi merkezlerinde kalırsa ayrılıkçı deniyor; topluma katılmaya çalışırlarsa bu kez sızmacı olmakla suçlanıyorlar,” diyen Marwan Muhammad, “bir noktada bunun yaptıklarımızla değil, bizimle ilgili bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz” şeklinde konuştu.
Muhammad, Müslüman Kardeşler iddialarının da çok geniş ve belirsiz biçimde kullanıldığını söyledi. Sakallı bir komedyenin kamu radyosuna çıkmasının, başörtülü bir şarkıcının yarışmaya katılmasının ya da bir akademisyenin polis şiddetini eleştirmesinin “Müslüman Kardeşler sızması” olarak sunulabildiğini anlattı. Fransa’da yükseköğretim alanında “Müslüman Kardeşler” ve “İslamo-solculuk” iddialarına dair soruşturma yürütüldüğünü, ancak bunun sonuç vermediğini söyledi.
Ona göre bu kavramlar, özellikle sömürge sonrası kökenlerden gelen ve artık üniversite diploması, meslek ve kamusal görünürlük elde eden Müslümanları dışlamak için kullanılan araçlara dönüşüyor.
Fransa’daki Müslümanların Profili
Muhammad, Fransa’daki Müslüman nüfusa ilişkin resmî dinî sayım bulunmadığını, ancak öz tanıma dayalı düşük tahminin yaklaşık 6 milyon, yani nüfusun yüzde 10’u olduğunu söyledi. Daha yüksek tahminlerin ise 8-9 milyona çıktığını belirtti.
Verdiği tabloya göre Fransa’daki Müslümanların yaklaşık yüzde 70’i Kuzey Afrika kökenli, yüzde 10’u Sahra Altı Afrika kökenli, yüzde 10’u İslam’a sonradan geçenlerden, kalan yüzde 10’u ise Mısır, Pakistan, Türkiye ve başka ülkelerden geliyor. Muhammad, bu nedenle Fransa İslamı’nın sömürge sonrası tarihle doğrudan ilişkili olduğunu söyledi.
Ekonomik açıdan Müslümanların toplumun farklı kesimlerinde bulunduğunu belirten Muhammad, spor, sanat, ekonomi ve şirketlerde temsilin arttığını anlattı. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşakların yoksulluktan çıkmak ve ailelerini güvenceye almak için yoğun bir sosyal hareketlilik çabası gösterdiğini vurguladı. Siyasi olarak ise Müslümanların geçmişte daha çok sola yöneldiğini, bugün merkez ve merkez sağa doğru bir eğilimin de görüldüğünü ifade etti.
Güvenlik, Terör ve Başörtüsü Tartışması
Sunucunun, bazı Fransızların “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyebileceğini ve bazı Fransız Müslümanların geçmişte radikalleşme ya da terör olaylarına karıştığını hatırlatması üzerine Muhammad, suçun dinle açıklanmasına karşı çıktı.
“Müslümanlar arasında iyi insanlar da kötü insanlar da var; her toplumda olduğu gibi suç da var, insani katkı da var,” diyen Marwan Muhammad, bir suçun analizinde dinin ancak açık ve ilan edilmiş bir motivasyon varsa belirleyici kabul edilebileceğini söyledi.
Başörtüsü meselesinde ise Muhammad, Fransa’daki İslamofobinin cinsiyetçilikle kesiştiğini belirtti. Başörtülü kadınların iş piyasasında dışlanmasının, dinî görünürlüğün “suçluluk hissettirmeyen bir ırkçılık” aracı hâline gelmesiyle bağlantılı olduğunu savundu. Ayrıca Kuzey Afrikalı ve siyah Müslüman kadınlara yönelik sömürge döneminden gelen cinselleştirilmiş bakışın da bugünkü tartışmalarda etkili olduğunu ileri sürdü.
Başörtüsü, Abaya ve Kamusal Alan Kısıtlamaları
Programda başörtüsü, abaya ve peçeye ilişkin mevcut kısıtlamalar da ayrıntılı biçimde ele alındı. Muhammad’a göre başörtülü bir kadın kamu görevlisi olamaz; devlet okulunda öğretmenlik yapamaz, kamu hastanesinde hemşire olarak çalışamaz ve devleti temsil eden görevlerde yer alamaz. İlk ve ortaöğretimde öğrenciler için de başörtüsü yasağı bulunduğunu, üniversitelerde de buna dönük girişimlerin tartışıldığını söyledi.
“Resmî alanla sınırlı kalmayan bir yayılma var; bir restoran sahibi de kendisini kanunu uyguluyormuş gibi görebiliyor,” diyen Marwan Muhammad, 2016’da iki kız kardeşin bir restoranda hizmet alamadığı bir olayı örnek verdi. Bazı özel şirketlerin de çalışanlarına görünür dinî sembol yasağı getirebildiğini ve bunun Müslüman kadınların mesleki fırsatlarını daralttığını belirtti.
Fransız Laikliği ve Sömürge Mirası
Fransız laikliğine ilişkin olarak Muhammad, 1905 yasasının devletin dinî cemaatlerden bağımsızlığını ve bireylerin dinlerini yaşama hakkını esas aldığını söyledi. Ancak ona göre bu kavram 1980’lerden itibaren Müslümanları hedef almak için yeniden çerçevelendi. Aşırı sağın açık ırkçı dil yerine “laiklik” ve “cumhuriyet değerleri” söylemini kullandığını savundu.
“Bu, laiklikle ilgili değil; özünde Müslümanlarla ilgili,” diyen Marwan Muhammad, laiklik tartışmalarının yüzde 78 ila 82’sinin Müslümanlar ve İslam etrafında döndüğünü ileri sürdü.
Muhammad, Fransa’nın Müslümanlarla ilişkisinin sömürge tarihine derinden bağlı olduğunu söyledi. “İslamofobi” kavramının Fransız sömürge yetkililerinin Kuzey Afrika’daki Müslüman toplumları yönetme kaygıları içinde ortaya çıktığını belirtti. Ona göre Fransa’nın Müslümanlara yaklaşımında “kontrol” fikri merkezi: hem davranışlarını yönlendirme hem de onları izleme ve bilgi toplama anlamında.
Aşırı Sağın Yükselişi ve Siyasi Alan
Muhammad, medyadaki ve siyasetteki söylemin toplumdaki algıyı şekillendirdiğini, bunun da yeniden gazetecilerin ve siyasetçilerin gündemini etkilediğini söyledi. Ana akım partilerin kısa vadeli siyasi kazanç için aşırı sağın gündemini benimsediğini savundu.
Ona göre Marine Le Pen’in partisinin bir seçimde yenilmesi, aşırı sağ ideolojinin yenildiği anlamına gelmiyor. Muhammad, mevcut hükümetlerin aşırı sağ fikirleri yeniden paketleyip uyguladığını belirtti. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağın güçlü olacağını, merkezde çok sayıda adayın yarışacağını, sol blokta ise Jean-Luc Mélenchon’un önemli bir figür olacağını söyledi.
“Bir liderin tek değeri daha küçük kötülük olmaksa, bu iyi bir siyasi program değildir,” diyen Marwan Muhammad, Donald Trump örneği üzerinden aşırı sağa karşı yalnızca kıyas siyasetiyle direnmenin yeterli olmadığını ifade etti.
Müslüman Kurumları, Siyasi Örgütlenme ve Engeller
Sunucu, Müslümanların neden kendi kurumlarını daha güçlü kurmadığını sordu. Muhammad buna, Fransa’daki Müslüman toplumun aslında son derece güçlü, üretken ve örgütlenme kapasitesi yüksek olduğu yanıtını verdi. İlk kuşakların camiler, kasaplar, restoranlar ve temel topluluk altyapısı kurduğunu; ikinci kuşakların okullar, topluluk merkezleri ve daha kalıcı kurumlar inşa etmeye yöneldiğini anlattı.
Ancak siyasi örgütlenmenin önünde üç engel saydı: Fransa’da dinî ve etnik verilerin eksikliği, Müslümanların siyasal alanda görünür olmaları hâlinde “siyasal İslam” suçlamasıyla hedef alınmaları ve Müslüman toplum içinde siyasete zaman zaman duygusal ve romantik yaklaşılması.
“Oy vermek bir evlilik ya da boşanma değildir; romantik bir tarafı yoktur,” diyen Marwan Muhammad, siyasi katılımın stratejik ve rasyonel düşünülmesi gerektiğini vurguladı.
Jean-Luc Mélenchon ve La France Insoumise çevresindeki bazı siyasetçilerin son 5-10 yılda polis şiddeti, ırkçılık, İslamofobi ve Filistin konusunda daha net bir çizgiye geldiğini söyledi. Ancak onlara “açık çek” vermediğini de ekledi.
İmamlar, Filistin ve Kamusal Konuşmanın Bedeli
Muhammad, bazı imamların hutbeleri, kimlikleri ya da çalıştıkları camiler nedeniyle hedef alındığını söyledi. Ona göre asıl mesaj sıradan Müslümanlara veriliyor: “Konuşursanız başınıza bu gelir.” Filistin konusunda konuşan akademisyen, doktor, sanatçı veya din görevlilerinin de hedef alınabildiğini belirtti.
“Bir imam Kur’an ayetlerini açık ve politik anlamıyla kullandığında bile hedef alınabiliyor,” diyen Marwan Muhammad, din görevlilerinin dua ve ibadet alanının dışına çıkmaları hâlinde baskıyla karşılaştıklarını söyledi.
Göç Seçeneği ve Fransa’dan Ayrılan Aileler
Bölümün başındaki en zor sorulardan biri, imkânı olan Müslümanların Fransa’dan ayrılmasının artık ciddi bir seçenek olup olmadığıydı. Muhammad bu konuda dengeli ve pratik bir yaklaşım benimsediğini söyledi. 2000’lerin başında bazı ailelerin Fas, Cezayir, Türkiye gibi ülkelere dönüşü daha romantik ve eksik bilgiye dayalı gördüğünü; bugün ise göç kararlarının daha olgun, planlı ve çeşitli olduğunu anlattı. İngiltere, Orta Doğu, Kuzey Amerika, Asya ve köken ülkelere giden ailelerden söz etti.
“Eğer kalıp dinini ve bütünlüğünü koruyarak Fransız toplumuna olumlu katkı sunabiliyorsan, kal,” diyen Marwan Muhammad, “eğer iyi bir planla ayrılıyorsan, bu da sorun değildir” değerlendirmesini yaptı.
Muhammad, bugün on binlerce ailenin Fransa’dan ayrıldığını, bunun yalnızca Müslümanlarla sınırlı olmadığını söyledi. Bazı insanların Fransa’da aşırı sağın baskın güç hâline geldiğini, insan hakları ve hukukun üstünlüğü söylemlerinin özellikle Gazze’deki savaş bağlamında inandırıcılığını kaybettiğini düşündüğünü belirtti.
Fransız Modelinin Avrupa’ya Yayılması ve Verinin Önemi
Programın son bölümünde Muhammad, Fransız modelinin yalnızca Fransa’ya özgü kalmadığını savundu. Ona göre Fransa son 10 yılda laiklik, radikalleşme, ayrılıkçılık ve “sızma” gibi kavramları Avrupa düzeyinde yaymaya çalıştı. Avrupa Komisyonu, OECD, UNESCO ve başka platformlarda Fransa’yı eleştiren kişi ve kurumlara karşı daha aktif bir strateji izlendiğini söyledi. İsveç’teki bazı radikalleşmeyle mücadele kurumlarının da Fransız modelinden etkilendiğini ileri sürdü.
Son olarak Muhammad, Müslüman azınlık toplumların veri üretme ve analiz kapasitesinin önemini vurguladı. Seçimlerde, cami yönetiminde, sosyal yardımda ve toplumsal örgütlenmede tahmin yerine bilgiye dayanmak gerektiğini söyledi. Ona göre bir imam ya da topluluk lideri, cemaatinin gelir düzeyini, etnik çeşitliliğini, dinî yönelimlerini ve ihtiyaçlarını bilirse daha doğru hizmet üretebilir.
“Meselelere bir mühendis ya da istatistikçi gibi baktığımızda, çözülmesi mümkün pek çok alan görüyoruz,” diyen Marwan Muhammad, Müslüman toplumların iş hayatında sahip oldukları danışmanlık, teknoloji, mühendislik ve organizasyon bilgisini kendi kurumlarını güçlendirmek için kullanması gerektiğini belirtti.