Tucker Carlson

Roger Waters: “11 Eylül, Gazze ve Savaş Politikaları İçin Gerçek Soruşturma ve Empati Gerekiyor”

Kaynak dili Arapça olan transkriptte Tucker Carlson, Roger Waters ile 11 Eylül saldırıları, resmi soruşturmaya ilişkin kuşkular, Matt Campbell’ın hukuki girişimi, savaş karşıtlığı, Rusya, İran, Filistin ve medyanın rolü üzerine uzun bir söyleşi yaptı. Waters, konuşma boyunca kendi iddialarını ve siyasi pozisyonlarını insan hakları, savaş karşıtlığı ve “sıradan insanların örgütlenmesi” temaları etrafında anlattı; Carlson ise zaman zaman kendi şaşkınlığını ve bazı noktalardaki mutabakatını ifade etti.

11 Eylül Günü ve İlk Tepki

Carlson söyleşiye Waters’a 11 Eylül 2001’de nerede olduğunu sorarak başladı. Waters, o gün Londra’daki Island Studios’ta bir albüm kaydettiğini, birinin televizyonu açmasıyla çalışmayı bıraktıklarını söyledi. O sırada New York’ta bulunan eşi Laurie’yi aradığını ve sonraki iki saat boyunca onunla telefonda kalarak olayları izlediğini anlattı.

Waters, ilk düşüncesinin yalnızca şok olmadığını, aynı zamanda ABD dış politikasına yönelik öfkenin böyle bir saldırının arkasında olup olmadığını düşündüğünü söyledi. “Eğer bu, yabancı insanların Amerika Birleşik Devletleri’ne saldırısıysa, Amerikalılar bazılarının Amerikan dış politikasına çok öfkeli olduğunu ve bunun bir sonucu olabileceğini fark edecek mi?” diye düşündüğünü belirten Roger Waters, bunun savaşın “eve taşınması” anlamına gelebileceğini ancak sonrasında böyle bir muhasebe yapılmadığını savundu. Carlson da o dönemde benzer bir “sebep ve sonuç” fikrini dile getirdiğini, CNN’deki yöneticileriyle bu yüzden anlaşmazlık yaşadığını söyledi.

11 Eylül Komisyonu ve Matt Campbell Davası

Söyleşinin merkezinde, Waters’ın resmi 11 Eylül soruşturmasına duyduğu güvensizlik yer aldı. Carlson, George W. Bush döneminde kurulan ve Philip Zelikow’un başkanlık ettiği 11 Eylül Komisyonu’nu sordu. Waters, raporu okumadığını kabul etti ancak “gerçekten kapsamlı bir soruşturma” yapılmadığını düşündüğünü söyledi.

Waters, özellikle World Trade Center 7 binasının çöküşüne ilişkin şüphelerini anlattı ve bunun bir “kontrollü yıkım” gibi göründüğünü iddia etti. Bu iddialarını doğrulanmış gerçek olarak değil, kendi görüşü ve soruşturma talebi olarak sundu. “Sorular hiçbir zaman bir hukuk mahkemesine ya da kanıtların gerçekten dinlenip incelenebileceği bir yere ulaşmadı,” diyen Roger Waters, “asıl hatanın bu olduğunu” belirtti.

Bu bağlamda Waters, kardeşi Geoffrey Campbell’ı 11 Eylül’de kaybeden İngiliz Matt Campbell’dan söz etti. Waters’a göre Campbell, kardeşinin ölümüne ilişkin İngiltere’de yasal bir adli soruşturma açılması için yıllardır mücadele ediyor. Waters, Campbell’ın İngiliz hukukunda olağan dışı ölümler için soruşturma isteme hakkına dayandığını, ancak savcıların yeni soruşturmaya karşı çıktığını anlattı. Waters, Campbell’ın davasının 14-15 Ekim’de İngiltere High Court’ta (Yüksek Mahkeme) görüleceğini söyledi.

Waters, bu sürecin önemini “Eğer başarılı olurlarsa, ilk kez dünyanın herhangi bir yerinde bir hukuk mahkemesinde kanıtlar dinlenmiş olacak,” diye açıkladı. Carlson ise 11 Eylül için bağımsız bir ceza ya da adli soruşturma yapılmadığını bilmediğini söyleyerek şaşırdığını belirtti.

Waters’ın Kontrollü Yıkım İddiaları

Waters, söyleşide World Trade Center kulelerinin ve 7. binanın uçak çarpması ve yangınla çökmediğini iddia etti. Bu iddiasını mühendisler, mimarlar ve görgü tanıkları olduğunu söylediği kişilerin açıklamalarına dayandırdı. “Kuzey kulesi uçak yakıtı yandığı ya da bir uçak çarptığı için düşmedi; yıkıldığı için düştü,” diyen Roger Waters, “soru şu: Patlayıcıları kim yerleştirdi, düğmeye kim bastı?” şeklinde konuştu.

Carlson, kendisinin de özellikle 7. bina hikâyesinin “hiç mantıklı görünmediğini” söyledi ancak farklı olasılıkları açık bıraktı. Amerikan ve İsrail güvenlik çevrelerinin saldırı planından haberdar olmuş olabileceğini ileri sürdü; bunun “izin verme”, “başarısız bir tuzak operasyonu” ya da başka bir senaryo olup olmadığını bilmediğini belirtti. Waters da net bir teori sunmadığını, “hiçbir fikri olmadığını” söyledi ancak ABD güvenlik kurumlarındaki bazı unsurların bir komployu bildiğinin “açık” olduğunu iddia etti.

Waters ayrıca Wesley Clark’ın yıllar önce anlattığı Pentagon ziyaretlerine atıf yaptı. Clark’ın, 11 Eylül sonrası beş yıl içinde yedi ülkenin hedef alınacağına dair bir plandan söz ettiğini hatırlattı. Waters, bu ülkelerden beşinin “düştüğünü”, İran ve Lebanon’ın ise ayakta kaldığını ileri sürdü. Bu anlatıyı, neoconservative çevrelerin “New American Century” hedefleriyle ilişkilendirdi.

Medya, Sessizlik ve Kişisel Gerekçe

Carlson, Waters’a, ünlü ve başarılı biri olarak neden bu kadar tartışmalı bir konuya girdiğini sordu. Waters yanıtında hakikat, insan hakları ve Matt Campbell’ın ailesi için sorumluluk hissettiğini söyledi. “Doğru ve yanlışla gerçekten ilgileniyorum,” diyen Roger Waters, “insan haklarıyla, dünyadaki herkesin bütün insan haklarıyla ilgileniyorum” ifadesini kullandı.

Waters, 11 Eylül konusunda soru soran kişilerin medyada ve kamusal alanda dışlandığını savundu. Curt Weldon gibi isimlerin 11 Eylül hakkında soru sorduktan sonra siyasi baskı gördüğünü ileri sürdü. Carlson da Weldon’ın seçimden hemen önce ailesiyle ilgili bir FBI baskını yaşadığını ve sonrasında seçimi kaybettiğini anlattı.

Waters, Amerikan medyasının 11 Eylül’den sonra resmi anlatıya itiraz etmediğini savundu. Daha önce yazdığı bir metni okuyarak 2019’da New York Southern District için özel büyük jüri çağrısı yapılması ihtimalinden umutlandığını ancak bunun sonuçsuz kaldığını söyledi. Waters, “Gerçek bir soruşturma yapılması için Amerika Birleşik Devletleri hükümetine meydan okuyorum,” ifadesini okudu.

Rusya, Ukrayna ve Savaş Karşıtlığı

Söyleşinin ikinci büyük ekseni Rusya ve Batı’nın savaş politikasıydı. Carlson, Waters’a Batı’nın Rusya ile doğrudan bir savaşa doğru gidip gitmediğini sordu. Waters, özellikle ABD, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği ve Almanya’daki bazı yetkililerin Rusya’ya karşı “kan dondurucu” açıklamalar yaptığını söyledi. Avrupa ülkelerinden gayri safi milli hasılanın yüzde 5’inin savunmaya ayrılmasının istendiğini belirtti.

Waters, Rusya’nın Avrupa’yı işgal etmek istediği fikrine karşı çıktı. “Ruslar Avrupa’yı işgal etmek istemiyor; neden söz ediyorlar?” diyen Roger Waters, bu söylemin siyasi ve ekonomik çıkarlarla bağlantılı olduğunu savundu. Carlson da bir kıtanın kazanamayacağı bir savaşa sürüklenmesinin milyonlarca insanı riske attığını söyledi.

Waters, John F. Kennedy’nin Ruslarla barış yapılması gerektiğini savunan konuşmasına atıf yaptı ve Kennedy’nin öldürülmesini savaş çıkarlarından bağımsız görmediğini ima etti. Ayrıca JFK suikastı dosyalarının hâlâ tamamen açıklanmadığını, bunun da ABD’de hakikate ulaşmanın zorluğunu gösterdiğini savundu.

Filistin, İsrail Eleştirisi ve Kariyer Baskısı

Waters, yaklaşık yirmi yıldır Filistinlilerin maruz kaldığı muameleye karşı sesini yükselttiğini söyledi. İsrail’e ilk gittiğinde Tel Aviv’deki konserini iptal edip Neve Shalom/Wahat al-Salam adlı barış köyünde konser verdiğini anlattı. Daha sonra UNRWA’dan Allegra Pacheco ile West Bank’ı gezdiğini ve burada yalnızca Yahudilerin kullanabildiğini söylediği yolları gördüğünü belirtti.

“Oraya gittim ve apartheid’i gördüm,” diyen Roger Waters, “sonra geri döndüm ve Filistinli kardeşlerimin insan hakları için elimden geleni yapmaya karar verdim” şeklinde konuştu. Waters, Jordan River ile deniz arasındaki herkes için eşit insan hakları istediğini, kimsenin öldürülmesini istemediğini vurguladı.

Waters, İsrail’i eleştirdiği için özellikle ABD’deki İsrail lobisinin kariyerini bitirmeye çalıştığını iddia etti. Yaralı Amerikan askerlerine destek veren Stand Up for Heroes etkinliğinde yer aldığını, Walter Reed’de müzik terapisi programıyla gazilerden oluşan bir grupla çalıştığını anlattı. Ancak 2015’te kendisine etkinlikten dışlandığının söylendiğini belirtti. Waters’a göre bunun nedeni İsrail eleştirileriydi. City Harvest gibi yardım kuruluşlarıyla ilişkilerinin de benzer baskılarla kesildiğini iddia etti.

Otel İptalleri, Konserler ve Antisemitizm Suçlamaları

Waters, 2023 turnesinde Avrupa ve Güney Amerika’da bazı otellerde kalmasının engellendiğini ileri sürdü. Buenos Aires, Colombia, Ecuador, Montevideo ve Quito örneklerini verdi. Ayrıca Frankfurt konserinin iptal edilmeye çalışıldığını, Krakow konserinin ise 2023’te iptal edildiğini söyledi. Bunu, İsrail’in Gazze’de yaptıklarına yönelik eleştirilerine bağladı.

Waters, kendisine yöneltilen antisemitizm suçlamalarını reddetti. “Yahudilere karşı hiçbir şeyim yok, hiçbir şey,” diyen Roger Waters, “kimsenin dini beni ilgilendirmiyor” şeklinde konuştu. Ona göre medya ve siyasi çevreler, Filistin yanlısı yürüyüşleri “nefret yürüyüşleri” olarak sunuyor; Waters ise bu eylemleri “soykırıma karşı sevgi ve dayanışma” olarak tanımladı.

Carlson, Waters’ın son bir saatte savaşa karşı çıktığını, nezaketi savunduğunu ve insanları din veya ırkla ayırmadığını söyleyerek, bunun nefret söylemi olmadığını belirtti. Waters da tüm yazılarının ve müziğinin temelinde empati olduğunu söyledi.

İran, ABD Dış Politikası ve Medyanın Rolü

Carlson, ABD ve İsrail’in İran’la savaşa girmesi ihtimalini sordu. Waters, İran’a saldırmayı “aşağılık” bulduğunu belirtti ve İran’ın ABD ya da İsrail için bilinen bir tehdit oluşturmadığını savundu. İran’da faizle borç vermenin yasak olduğunu söyleyerek bunun Batı’nın ekonomik düzeniyle çeliştiğini ileri sürdü.

Waters, ABD’nin Venezuela, Russia ve China gibi ülkelerle ilgili politikalarını da kaynak ve güç elde etme çabası olarak yorumladı. Amerikan halkı hakkında ise annesinin gözlemini aktardı: Birçok Amerikalının nazik ve misafirperver olduğunu, ancak “çok saf” olabildiğini söyledi. Bu sözlerini ABD’nin savaş politikalarına halkın sürüklenmesi bağlamında dile getirdi.

Medyanın savaşlardaki rolü sorulduğunda Waters, Batı medyasının “daha fazla savaş” mesajı verdiğini savundu. “Batı medyası şu anda neredeyse ‘daha fazla savaş’ diyor,” diyen Roger Waters, buna karşı halkın Washington’da ve silah şirketlerinin önünde ses çıkarması gerektiğini söyledi.

Umut, Örgütlenme ve “Sumud”

Söyleşinin sonunda Carlson, İran ve Rusya başlıklarında barışçıl çözüm için umut olup olmadığını sordu. Waters, Arapça “sumud” kelimesini anlattı; bunun “sebat”, özellikle işgale karşı kararlı direnç anlamına geldiğini söyledi. Bu kavramdan etkilenerek “Sumud” adlı bir şarkı yazdığını aktardı.

Waters’a göre sıradan insanların dünyanın her yerinde yan yana durması ve seslerini birlikte yükseltmesi gerekiyor. “Biz çokuz, onlar az,” diyen Roger Waters, “düşman, dünyadaki belki bin ya da iki bin zengin oligarktan oluşan çok küçük bir azınlık” değerlendirmesinde bulundu. Bu kişilerin savaşları sürdürdüğünü ve açgözlülükle hareket ettiğini savundu.

Waters, umut fikrini Fransız Devrimi üzerine yazdığı “Ça Ira” operasına ve metin yazarı Etienne Roda-Gil’in sözlerine bağladı. Roda-Gil’in “Buradaydım, bir şey hissettim ve belki yalnız değildim” cümlesini aktardı. Waters söyleşiyi, insanların yalnız olmadığını fark etmesinin hâlâ umut verdiğini söyleyerek tamamladı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol