Adı Belirtilmeyen Konuk: Netanyahu Düşse de İsrail ve Washington’da Barış Siyaseti Görünmüyor
İngilizce kaynak transkriptte adı belirtilmeyen bir sunucu ile adı belirtilmeyen bir konuk, İran’a yönelik “ilan edilmemiş savaş”, Netanyahu hükümetinin geleceği, İsrail siyaseti ve Washington’daki savaş politikası üzerine konuştu. Bölümde özellikle ABD dış politikasının İsrail, İran, Ukrayna ve savunma sanayisiyle ilişkisi tartışıldı; konuk, birçok iddiasını sert ifadelerle ve açık biçimde siyasi aktörlere atfederek dile getirdi.
Netanyahu Hükümetinin Geleceği
Sunucu, konuşmayı İran’a yönelik “ilan edilmemiş savaş” ifadesiyle açtı ve Dışişleri Bakanı’nın “hazırlıksız bir anda” bunun İsrail’i korumak için başlatıldığını söylediğini aktardı. Sunucu ardından bu gelişmenin Netanyahu hükümetinin sonunu getirip getirmeyeceğini sordu.
Yanıt veren konuk, Netanyahu hükümetinin düşmesinin otomatik olarak daha iyi bir siyasi sonuç doğurmayacağını savundu. “Netanyahu hükümeti düşerse, yerine daha iyi hiçbir şey gelmeyecek,” diyen adı belirtilmeyen konuk, Netanyahu’nun “bir şekilde muhtemelen sonuna yaklaştığını” ifade etti. Konuk, Netanyahu’yu son 30 yılın en büyük siyasi felaketlerinden biri olarak nitelendirdi.
Konuk, Donald Trump’ın birkaç hafta önce Netanyahu’ya söylediğini aktardığı sözlere de gönderme yaptı. “Trump Netanyahu’ya ‘Herkes senden nefret ediyor’ dedi; ‘ve herkes İsrail’den nefret ediyor’ sözleri de oldukça doğru,” diyen konuk, İsrail’in davranışlarını “aşağılık” olarak nitelendirdi. Bu ifadeler, konuşmacının İsrail hükümetine yönelik değerlendirmesinin merkezinde yer aldı.
İsrail Siyasetine Dair Sert Eleştiriler
Konuk, Netanyahu’nun yalnızca kişisel olarak değil, yönettiği rejim bakımından da ağır sorumluluk taşıdığını ileri sürdü. İsrail’in “dünyadaki en kötünün en kötüsü” gibi davrandığını söyleyen konuk, Netanyahu’yu “zorba bir rejimi yöneten bir zorba” olarak tanımladı.
Konuşmacı ayrıca International Criminal Court (Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından çıkarılan tutuklama kararlarına atıfta bulundu. “Netanyahu, International Criminal Court tarafından hakkında tutuklama kararları bulunan zorba bir rejimin başındaki zorbada,” diyen konuk, ABD’nin bu mahkemeye saygı göstermek yerine yaptırım uyguladığını savundu. Konuk, İsrail’in “soykırım işleyen kişiler” tarafından yönetildiğini iddia etti ve ABD’nin bu süreçte “tam suç ortaklığı” içinde olduğunu ileri sürdü.
Netanyahu’nun düşüp düşmeyeceği sorusuna ise konuk, bunun muhtemel olduğunu söyledi. Ancak yerine gelecek siyasi alternatifin daha iyi olacağına dair bir işaret görmediğini belirtti. “Netanyahu sonunda düşecek mi? Evet, muhtemelen. Yerine gelecek olan daha iyi olacak mı? Öyle görünmüyor,” diyen konuk, İsrail siyasetinde Filistinlilerle barış içinde yaşama yönünde güçlü bir ses duymadığını söyledi.
Filistinliler, İran ve Barış İhtimali
Konuşmacı, İsrail siyasetinde kendisinin görmek istediği türden bir muhasebenin bulunmadığını savundu. İsrail’de “soykırım işlememeliyiz” ya da “8 milyon Filistinli insan var; onlarla barış içinde yaşamalıyız” diyen bir siyasi çizgi duymadığını söyledi. Aynı şekilde İran liderine suikast düzenleme fikrinin yanlış olabileceğine dair de güçlü bir itiraz işitmediğini belirtti.
“İsrail siyasetinde ‘8 milyon Filistinli insan var, onlarla barış içinde yaşamalıyız’ diyen bir söz duymuyorum,” diyen konuk, Washington’da da benzer biçimde barış yönünde yeterli bir ses duymadığını ifade etti. Bununla birlikte ABD’de bazı kişilerin bu politikalara karşı çıktığını kabul etti ve “konuşan insanları küçümsemek istemediğini” ekledi.
Konuk, buna rağmen Washington’daki genel eğilimin değişmediğini savundu. Ona göre ABD’de savaş mekanizması işlemeye devam ediyor. Bu durumun onlarca yıldır sürdüğünü söyleyen konuk, Amerikan siyasetinin “askeri-endüstriyel kompleks” tarafından kontrol edildiğini iddia etti.
Washington ve Savaş Makinesi
Konuşmacının değerlendirmesinde ABD dış politikasının temelinde güvenlikten çok egemenlik arayışı bulunuyor. Başkanların gelip geçtiğini, ancak ABD’nin “savaş makinesini beslemesi gerektiği” fikrinin kalıcı olduğunu ileri sürdü. Ona göre bu fikir, ABD’nin dünyadaki herhangi bir ülkeyi yenebileceği inancıyla bağlantılı.
Konuk, bu sistemin nihai amacının ekonomik çıkarlar olduğunu savundu. “Asıl hedef Wall Street’in, büyük petrol şirketlerinin, Silicon Valley’nin ve milyarder sınıfının zenginleşmesidir,” diyen konuk, savaş politikalarının arkasında bu çıkar gruplarının bulunduğunu belirtti. Bu sözleriyle ABD dış politikasını yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda ekonomik bir düzen olarak tanımladı.
Konuşmacıya göre Wall Street, büyük petrol şirketleri, savunma sanayisi ve Silicon Valley, Amerikan gücünün dünyada herkesi yenebileceği imajından yararlanıyor. Bu imajın bir “kibirli yanılsama” olduğunu söyleyen konuk, mevcut çizginin daha öldürücü ve daha tehlikeli hale geldiğini savundu.
Jeanne Shaheen, Ukrayna ve Savunma Sanayisi
Konuk, Washington’daki işleyişe örnek olarak Demokrat Parti Senatörü Jeanne Shaheen’i gösterdi. New Hampshire Senatörü Shaheen’in, Zelenskyy’nin Fedorov adlı bir savunma bakanını görevden almasını eleştirdiğini gördüğünü söyledi. Ancak bu noktada kendisinin yanlış aktarıyor olabileceği ihtimalini de açık bıraktı.
“Umarım onu yanlış aktarmıyorum ama Shaheen, Zelenskyy’nin Fedorov adlı bir savunma bakanını görevden almasından şikayet ediyordu,” diyen konuk, bir Amerikan senatörünün başka bir ülkenin savunma bakanı tercihi hakkında neden müdahil olduğunu sorguladı. Ona göre yanıt, Shaheen’in Armed Services Committee (Silahlı Hizmetler Komitesi) üyesi olması ve askeri-endüstriyel kompleks tarafından güçlü biçimde finanse edilmesiydi.
Konuk, bunu “Amerikan yolsuzluğu” olarak tanımladı. ABD siyasetinde savunma sanayisinin etkisinin çok büyük olduğunu ileri sürdü ve bu yapının dış politika kararlarını biçimlendirdiğini savundu. Ona göre bu yalnızca bir Ukrayna meselesi değildi; daha geniş bir sistemin işleyişini gösteriyordu.
Diplomasi Yerine Hakimiyet
Konuşmanın sonunda konuk, mevcut savaşların hiçbirinin ABD güvenliğiyle doğrudan ilgili olmadığını savundu. “Bu savaşların hiçbirinin derin bir nedeni yok; hiçbiri Amerikan güvenliğiyle en ufak ölçüde ilgili değil,” diyen konuk, bu çatışmaların basit diplomasiyle çözülebileceğini iddia etti.
Ancak konuşmacıya göre Washington barış istemiyor. “Biz barış istemiyoruz; ya da Washington barış istemiyor. Washington hakimiyet istiyor,” diyen konuk, ABD dış politikasının temel motivasyonunun barış değil üstünlük kurma arzusu olduğunu belirtti.
Konuk, değerlendirmesini savaşların çözümsüz olmadığı, fakat Washington’daki siyasi-ekonomik düzenin çözüm istemediği görüşü üzerine kurdu. Bu çerçevede İran’a yönelik savaş, İsrail’e verilen destek, Ukrayna siyasetine müdahale ve savunma sanayisinin etkisi aynı yapının parçaları olarak sunuldu.